|
|||||||
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| antlaşmalar, savaşlar, seferler, tarihindeki, türk |
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar... |
|
|
#76 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...Birinci Dünya Savaşı ve Millî Mücadele İtalyan ve özellikle Balkan savaşları Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu siyasî ve askerî yöndeki çaresizliği bütün dehşetiyle ortaya koydu Siyasî yönden yalnızlığa itilmiş olmak büyük bir tehlike olarak hemen Balkan savaşları akabinde tekrar ortaya çıkartılan "Ermeni meselesi" dolayısıyla "reformu" ile belirdi Bu artık sıranın Anadolu'nun parçalanmasına gelmesi demekti Rusya'nın tazyiki İngiliz ve Fransızların da iştirakleriyle Ayastefanos'un 16 maddesine tekrar işlerlik kazandırıldı Ermenilerle meskûn olan altı vilâyetin (Vilâyât-ı sitte) iki gruba ayrılması (birinci grup: Erzurum Trabzon Sivas; ikinci grup: Van Bitlis Harput Diyarbekir) başlarına iki yabancı umumî müfettiş tayini ve bunlara valiler dahil bütün memurların tayin ve azil haklarının tanınması; Kürt Hamidiye Alaylarının ilgası Ermenice'nin Kürtçe ve Türkçe ile yan yana kullanılması dolayısıyla bu vilayetlerde Türk ve Kürtlerden oluşan Müslüman çoğunluğa kıyasla genelde küçük bir nüfus oluşturan Ermenilere eşit oranda ve uluslararası garantide üstün haklar verilmesi bölgenin denetiminin elden çıkması demekti Bu durum Rusya ile yapılan ikili antlaşma ("Muamele" 8 Şubat 1914) gereği devletlerarası hukukta geçerlilik kazanan bir devlet belgesi halinde tanzim edildi Böylece "Ermeni reformu" nihayet başarıya ulaşmış uzun zaman sürüncemede bırakılan Ayastefanos ve dolayısıyla Berlin antlaşmalarının konuyla ilgili hükümleri hayata intikal ile tahakkuk etmiştir Ermeni reformunun tatbik safhasında Cihan Savaşı (Birinci Dünya Savaşı) patladı 1914 senesi içinde Almanya'ya yanaşılması ve Almanya yanında savaşa gözü kapalı olarak girilmesinde Ermeni meselesinin katettiği bu hayatî gelişmenin önemli bir âmil (etken) olduğu kesindir İngiltere ve Fransa'ya yapılan yakınlaşma ve acil istikraz (borçlanma) teşebbüslerinden ümit kesilmesi ve devam eden siyasî yöndeki yalnızlık "Şark'a doğru yayılma" politikasında menfaat istikameti bulunan Almanya'ya yaklaşılmasından başka bir tercihe yer bırakmamaktaydı Mağlup ordu Doksanüç Bozgunu sonrasında olduğu gibi yine Alman askerî heyetleri ile düzenlenmek istendi General Liman von Sanders başkanlığında gelen (14 Aralık 1913) ve sayıları kısa zamanda -Golç Paşa'nın da iştirakiyle- artacak olan Alman askerî heyeti göreve başladı Von Sanders'in İstanbul'da bulunan Birinci Ordu'nun kumandanlığına getirilmesine Rusya karşı çıktığı gibi diğer iki büyük devlet de hoşnutsuzluklarını açıkça ifade ettiler Bu baskılar sonucu Von Sanders görevinden alınarak "genel müfettiş" sıfatıyla ordu tensikatına memur edildi ve donanmanın ıslahı için bir İngiliz jandarma teşkilatının düzenlenmesi için de bir Fransız generalinin hizmete alınması ortaya çıkan krizi yatıştırdıysa da siyasî havayı yumuşatamadı Bir müddetin sonra genel harbin çıkması (Almanya'nın Rusya'ya savaş ilanı 1 Ağustos 1914) İttihat ve Terakkî diktasının Almanya saplantısını gözler önüne serdi Devletin geleceğinin Almanya'nın zaferiyle sağlanabileceğini İtilaf devletlerinin galibiyetinin ise artık yalnızca İmparatorluğun elinde kalan Arap topraklarının kaybıyla değil Anadolu'nun da paylaşılmasıyla neticeleneceğini gören İttihat ve Terakkî liderleri bir müddet tarafsız kalıp gelişmeleri izleyerek en uygun seçimi yapma yerine Alman harp gücü ve propagandasının etkisiyle kısa zamanda gerçekleşeceğine inandıkları Alman zaferine geç kalmamak için savaşa katılmakta acele ettiler Bu anlamda kendileriyle aynı fikri paylaşmayan veya biraz daha bekleme ve aklıselim tavsiye edenlere de söz hakkı tanımadılar![]() |
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar... |
|
|
#77 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...Devleti savaşa götüren yolun ilk safhası Almanya ile akdolunan bir ittifak antlaşması ile gerçekleşti Almanya'nın Rusya'ya savaş ilanından bir gün sonra 2 Ağustos 1914'te imzalanan antlaşmanın müzakerelerine 26 Temmuz'da başlanmış bulunuyordu Antlaşma sadrazam ve Hariciye Nazırı Said Halim Paşa Harbiye Nazırı Enver Paşa Dahiliye Nazırı Talat ve Meclis Reisi Halil beyler tarafından hazırlandı Bu gelişme o sıralarda böyle bir ittifaka taraftar görünmeyen Cemal Paşa'dan gizli tutulduğu gibi diğer vekillerin ve bizzat padişahın da bundan haberi olmadı Yapılan antlaşmanın 2 maddesi Almanya ile Rusya arasında savaş çıkacak olursa bu savaşa Osmanlı Devleti'nin de katılmasını öngörmekteydi Oysa bu iki devlet arasında öngörülmekte olan savaş hali bir gün önce zaten tahakkuk etmiş bulunuyordu 3 madde böyle bir gelişme halinde Osmanlı kuvvetlerini Alman askerî heyetinin emir ve komutası altına sokmaktaydı Antlaşmada savaşın zaferle sona erdirilmesi durumunda Osmanlı Devleti'nin elde edeceği müşahhas menfaatlerin neler olacağı hususu sükût ile geçiştirilmekteydi Akdeniz'de dolaşan Göben ve Breslau adlı iki Alman gemisinin İngilizlerin takibinden kaçmak bahanesiyle Çanakkale Boğazı'na yönelmeleri ve bunlara geçiş izni verilmesi (11 Ağustos 1914) devletin savaşa fiilen itilmesinde önemli bir gelişme oldu Gemilerin kabulüyle oluşan kriz bunların kâğıt üzerinde satın alınmaları ve isimlerinin değiştirilmesiyle geçiştirilmek istendiyse de Alman subay kadroları ve mürettebatının aynen muhafaza edilmekte olması müttefikleri teskin etmedi![]() Bâbıâli'nin genel harp durumundan istifade ile attığı diğer önemli bir adım kapitülasyonların kaldırılmasını ilan oldu (1 Ekim'den geçerli olmak kaydıyla 9 Eylül 1914) İlgili devletler şartlar gereği durumu kabullenmek mecburiyetinde kaldılarsa da en şiddetli tepkinin "müttefik" Almanya'dan gelmesi hayretle gözlendiği halde bir uyarı olarak telakki edilmedi![]() Genel savaşın Alman-Fransız cephesinde Alman ileri harekâtının durdurulmasına karşılık Rus cephesinde serî ve parlak zaferlerle devam etmekte olması İttihatçılara büyük ümitler vermekte ve hayaller kurdurtmaktaydı Yenilen ve ihtilal karışıklıkları içinde dağılma belirtileri gösteren Rusya'nın elindeki Türk illerini panturanist bir siyaset takibiyle bir araya getirme çökmekte olan imparatorluğun yeni bir coğrafyada devam ve ihyası olarak görülmeye başlandı "Yavuz" ve "Midilli"nin de dahil oldukları Osmanlı filosunun Alman amirali kumandasında Karadeniz'e açılması ve Enver-Talat-Cemal üçlüsü ve Alman genelkurmayının düzenledikleri bir planla Rus limanlarına ani bir saldırı tertipleyip topa tutmaları (29 Ekim 1914) Osmanlı Devleti'nin bir oldubittiyle savaşa sokulmasıyla sonuçlandı Padişah ve sadrazam dahil olmak üzere hükümetin de bilgisi dışında cereyan eden bu olay şaşkınlığa sebep oldu Müttefiklerse Osmanlı Devleti'ne savaş ilanıyla karşılık verdiler (Rusya 3 Kasım İngiltere ve Fransa 5 Kasım) 11 Kasım'da mukabil savaş ilanında bulunan Osmanlı Devleti 14 Kasım'da "cihâd-ı ekber" ilan ederek bütün Müslümanları din savaşına davet etti Ancak müttefiklerin idaresi altındaki milyonlarca Müslüman'ın direnişe geçip ayaklanacakları büyük olaylar tahakkuk etmediği gibi imparatorluk dahilinde yaşayan Arap ahalinin bile dinî hissiyatı İngilizler tarafından önceden daha kuvvetli bir şekilde siyasî ve maddî kutuplara celbedilmiş olduğundan hiçbir etkisi görülmedi Bilakis bunlarla ve müstemleke Müslümanlarından derlenen askerlerle savaşılmak mecburiyeti hasıl oldu İngiltere Arapları isyana teşvik ve istiklal arzularını tahrik ederken denetimi altında tuttuğu Mısır'ın da Osmanlı Devleti ile mevcut hukukî bağlılığına bir son vererek burasını İngiliz hakimiyetinde bir "krallık" haline getirdi (18 Aralık 1914)![]() |
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar... |
|
|
#78 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...Cihan Harbi'nde Osmanlı Orduları; Rus Irak Filistin-Suriye Sînâ-Mısır Arabistan Çanakkale ve Galiçya gibi cephelerde savaşmak zorunda kaldı Kuvvetlerini genelde Almanların görüşleri onların harp hedefleri ve cephe sıkışıklıklarını gidermek doğrultusunda kullandı Sırf Alman cephesini rahatlatmak uğruna ve gerekli hazırlıklar yapılmaksızın Rus cephesi açıldı ve Enver Paşa kumandasında teçhizatı noksan kuvvetlerin Sarıkamış felâketinde 90 000 askerin feda edilmesiyle sona erdi (Kasım-Aralık 1914) İngiliz cephesini oluşturan Mısır üzerine Cemal Paşa'nın kumandasında yapılan Süveyş Kanalı harekâtı (27 Temmuz 1916'da Albay von Kres komutasında yapılan ikinci Kanal harekâtı gibi) aynı anlamda millî harp hedeflerine hizmet etmeyen bir macera gereksiz can kayıpları ile dolu bir fiyasko olarak kaldı (Ocak-Şubat 1915) Aynı tarihte müttefikler Çanakkale Boğazı'nı donanma harekâtıyla yarıp İstanbul'u ele geçirerek Osmanlı Devleti'ni saf dışı etmek ve acil yardım bekleyen Rusya'nın imdadına yetişmek üzere harekete geçtiler (Ocak 1915) Muazzam donanmanın deniz yolunu açamaması ve hezimeti üzerine (18 Mart 1915) savaş kara harplerine dönüştü ve yüzbinlerce askerin boğazlaşması biçiminde çok kanlı bir şekilde cereyan etti Müttefikler büyük fedakârlıklar ve kahramanlıklar sayesinde burada da ağır mağlûbiyete uğratıldılar (Bkz Çanakkale Zaferi) Rus cephesinde Sarıkamış felâketiyle oluşan zâfiyetin daha büyük boyutlarda yol açtığı bölgedeki Ermeni nüfusa karşı mevcut olmayan güven meselesi müttefiklerin Çanakkale Boğazı'na yaptıkları büyük saldırı esnasında bütün vehameti ile ortaya çıktı Bölge Ermenilerinin daha 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı arefelerinde tesbit edilen düşmanla işbirliğini önlemek ve düşmana karşı bölge güvenliği açısından zorunlu bir tedbir olarak daha iç bölgelere nakledilmesi hususu tekrar gündeme geldi (27 Mayıs 1915) Rus işgaline uğramaya başlayan bölgelerde Ermeni ahalinin Rus-Ermeni karışımı kuvvetlerle sürdürdükleri katliâm bölgede oturan Müslüman ahali ile bir "sivil savaş" haline dönüştü Müslüman ve Ermeniler arasında cereyan eden bu mücadelenin zayi olan ve günümüze kadar propaganda malzemesi olarak kullanılagelen mübalağalı Ermeni nüfusundan çok daha fazla oranda bir Müslüman nüfusun katline ve kaybına yol açtığı ise dikkatlerden özenle kaçırılır ve sözü edilmez![]() Hicaz ve Necid emîrlerinin İngilizlerin yanında yer almaları ve isyan ederek silahlı eylemler girişmeleri Hicaz ve Mekke'nin kaybına yol açtı (1916) Yalnız Medine Fahri Paşa tarafından harp sonuna (Ocak 1919) kadar İngiliz ve Araplara karşı savunuldu Irak ve Suriye cephelerinde Alman birliklerinin de gönderilmesiyle takviye edilmiş olarak Yıldırım Orduları Grubu teşkil edildi (Mayıs 1917) Ancak Irak Suriye ve Filistin bölgelerindeki kayıpların telâfi edilemeyeceği ve çöküntünün önlenemeyeceği anlaşıldığından Sadrazam Said Halim Paşa'nın istifası kabul edilerek yerine Talat Paşa geçti (3 Şubat 1917) 1917 senesi genel savaşın gidişatını etkileyen iki önemli gelişmeye sahne oldu: Rusya'da komünist ihtilali patladı ve Amerika Birleşik Devletleri bilfiil müttefiklerin yanında savaşa iştirak etti (Almanya'ya savaş ilanı 6 Nisan 1917) Rus ihtilali bu ülkenin cephelerdeki perişanlığını daha da arttırdı ve Rusya'da Çarlık idaresine bir son verdi Komünistlerin barışa hazır olmaları üzerine yapılan Brest-Litovsk Antlaşması'yla (3 Mart 1918) Rus Savaşı resmen sona erdi Ancak Doğu Anadolu cephesinde yapılan barış gereği iadesi gereken "Doksanüç bozgunu" kaybı olan Batum-Ardahan-Kars (elviye-i selâse) gibi yerlerin ele geçirilmesi söz konusu olduğundan Ermeni ağırlıklı saldırılarla mücadeleye devam edildi ve nihayet bu yerler ele geçirildi Kafkaslar'da Ermenistan Gürcistan ve Âzerbaycan adlı üç cumhuriyet oluştu Ancak buralar kısa bir müddet sonra Komünist idarenin eline düştü ve Sovyet Çarlığı'na bağlandı![]() Mütareke ve Barış: Batış Yılları Sultan Reşad'ın ölümü üzerine (3 Temmuz 1918) son Osmanlı padişahı olacak VI Mehmed Vahideddin (1918-1922) felâketli bir dönemde tahta çıktı Artık İstanbul semalarında düşman uçakları uçabilmekte ve şehre bombalarını atabilmekteydi Filistin-Suriye ve Irak cepheleri çökmüş Bağdat (11 Mart 1917) Kudüs (18 Aralık 1917) Şam (1 Ekim 1918) Halep İngilizlerin; Beyrut (6 Ekim 1917) Trablusşam İskenderun (14 Ekim 1917) Fransızların eline geçmişti 1918 yılında devam eden askerî harekât durumu daha da ümitsizleştirmiş idarî ve ekonomik yapı ise artık tamamen yıkılmıştı Nihayet Bulgarların harpten çekilmek zorunda kalmaları genel çöküntüyü daha da hızlandırdı Batı cephesindeki ağır yenilgiler ve içte beliren ihtilal karışıklıkları üzerine Almanya ve dağılan Avusturya-Macaristan da mütarekeye yanaştı (3-4 Kasım 1918) Sadrazam Talat Paşa Osmanlı Devleti için de mütareke yollarını açabilmek amacıyla istifa etmiş (8 Ekim 1918) ve yerine Cihan Savaşı'na girilmesine taraftar olmayan Ahmed İzzet Paşa hükümeti kurulmuştu (19 Ekim 1918) Böylece İttihat ve Terakkî hakimiyeti sona ermekteydi Kısa bir müzakereden sonra dikte ettirilen mütareke Osmanlı Devleti'nin mutlak yenilgisini belgeledi Osmanlı Devleti'nin müstakil bir devlet olarak artık ayakta kalamayacağının ve yapılacak barışın da harp içinde müttefikler arasında yapılan bütün bölüşme plan ve antlaşmalarına (Sykes-Picot Antlaşması 1916) uygun olarak ne kadar ağır şartlar ihtiva edeceğinin bir işareti oldu![]() |
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar... |
|
|
#79 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...Mondros Mütarekesi hükümlerinin yerine getirilmesi memleketin tüm mevcut ve muhtevasıyla galiplere tesliminden başka bir anlam taşımaz Alman subay ve askerleri tahliye olunur Bütün müstahkem mevkiler teslim edilir Ordular dağıtılır Liman von Sanders kumandanı olduğu Yıldırım Orduları Grubunu Çanakkale kara savaşlarında ismini duyuran Doğu'da Ruslara karşı zafer kazanan harbin gidişatını tenkitçi bir gözle yakından takip etmiş bulunan Mustafa Kemal Paşa'ya teslim ederek ayrılır Mustafa Kemal Paşa ağır mütareke hükümlerine karşı ilk açık tepkilerini dile getirir ve Sadrazam İzzet Paşa'yı bu yönde uyarır Yıldırım Orduları Grubu'nun da ilgası üzerine İzzet Paşa'nın isteğine uyarak İstanbul'a gelir Aynı gün büyük bir düşman donanması da Dolmabahçe önlerinde demir atar ve şehri işgal eder (13 Kasım 1918) Bu arada mütarekeden sonra İzzet Paşa da istifa etmiş (8 Kasım 1918) ve yerini Tevfik Paşa sadaretindeki hükümete bırakmıştır Mütarekeden sonra yurt içinde başlayan siyasî kaynaşma İttihatçılara karşı duyulan infialde odaklaşmış; harp suçluluğu ve sorumluları hararetle tartışılan bir konu olmuş çeşitli yolsuzluklar gündeme getirilmiş; "Ermeni tehciri" soruşturularak incelenmişse de suçlayıcı müşahhas delillerle bir neticeye varılamamıştır Yeni siyasî kuvveti oluşturan Hürriyet ve İtilaf Partisi nihayet Damad Ferid Paşa'nın sadarete tayini ile (4 Mart 1919) iktidara sahip oldu Öte yandan düşman işgaline uğrayan veya böyle bir tehlike ile karşı karşıya kalan Anadolu ve Rumeli'deki çeşitli bölgelerde mahallî "Müdafaa-i Hukuk" cemiyetleri kurulmasına girişildi Ermenilerin Kars'ı (19 Nisan 1919); İtalyanların Antalya (29 Nisan 1919) ve Kuşadası'nı (13 Mayıs); Yunanlıların Fethiye'yi (11 Nisan) işgallerini Urfa Antep ve Adana bölgesindeki Fransız ve İngiliz işgalleri izledi 15 Mayıs 1919'da İzmir'in Yunan işgaline uğraması ve Batı Anadolu'ya yönelik Yunan tecavüzü büyük bir millî infialin uyanmasına yol açtı Tarih içinden gelen münâferet bu işgali Anadolu'da doğacak olan millî helecan ve ayaklanmanın tahrik noktası yaptı Yunan saldırısına cevaz veren müttefikler böylece yeni Türkiye'nin kurulmasına yol açmış oldular![]() Anadolu'daki millî uyanış Samsun Sivas Erzurum ve Trabzon bölgeleriyle buralara komşu yerlerde mutlak bir otorite ile teçhiz edildi Galip devletlerin bu bölgelerdeki şikâyetlerine yol açan asayişsizliklere bir son verilmesi ordu teşkilatının dağıtılması ve silahların toplanması gibi hizmetlerin yerine getirilmesiyle görevlendirilerek "ordu müfettişliği"ne tayin edilen Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkışıyla (19 Mayıs 1919) millî uyanış düzenli bir direnişe dönüşme şansına kavuştu Mustafa Kemal'in icraatı bir müddet sonra İtilaf devletlerinin tedirginliğine yol açarak kendisinin geri çağırılması için Bâbıâli'yi harekete geçirdi İstanbul'dan yapılan baskılar neticesinde askerlikten istifa eden Mustafa Kemal Paşa "sîne-i millete" döndüğünü bildirerek Anadolu'daki millî direnişi düzenlemeye devam etti Erzurum (23 Temmuz 1919) ve Sivas (4 Eylül 1919) kongreleri tertiplendi Özellikle millî sınırlar içinde vatanın bütünlüğü ve bölünmezliği yabancı işgal ve tecavüzlere karşı milletin direnme hakkı bulunduğu merkezî hükümetin aczi halinde Anadolu'da geçici bir hükümetin kurulması gibi önemli kararlar alınarak ilan edildi Millî direniş cemiyetleri Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında bir arada toplandı Mustafa Kemal bu kongre ve cemiyetlerin başkanlığına seçilerek liderlik rolünü kabul ettirdi Anadolu'da gelişen millî hareket galip devletlerin kontrolündeki İstanbul hükümetinin sevkiyle sahneye çıkartılan Anzavur Paşa kumandasındaki Kuvâ-yi İnzbâtiyye adlı kuvvetlerle ezilmek istendi Başarısızlık Damad Ferid hükümetinin istifası ile sonuçlandı ve Ali Rıza Paşa hükümeti kuruldu (2 Ekim 1919) Millî direniş hareketiyle irtibat ve görüşmeyi gerekli gören yeni hükümet Amasya'da Mustafa Kemal ile görüşmelere girişir Bu görüşmede özellikle yeni seçimlerle ilgili bazı kararlar alınır (Amasya Mülâkatı 22 Ekim 1919) Ancak yeni meclisin İstanbul'da toplanmasının güvenlik sebebiyle mahzurlu olduğunun tesbiti ileri görüşlülük arz eden bir önem taşımaktadır Bu arada Sivas'ta yapılan bir toplantıda millî hareketin sevk ve idaresini yürüten Heyet-i Temsiliyye'nin bundan böyle Ankara'da faaliyet göstermesine karar verildi (29 Kasım 1919) Millî gaye ve hedefleri ve millî sınırları belirleyen bir belge (Mîsak-ı Millî) hazırlanarak ilan edildi Her şeye rağmen yine İstanbul'da toplanan meclis (12 Ocak 1920) bu millî yemini resmen kabul ve bütün dünyaya ilan ederek tarihî bir görevi yerine getirmiş oldu (17 Şubat 1920) Bunun üzerine Batıda Yunan kuvvetleri taarruza geçerek işgal bölgelerini genişletmeye Doğuda Ermeniler kanlı tecavüzlerini arttırmaya başladılar İstanbul'daki işgal kuvvetleriyse resmî dairelere zorla girerek şehre bir daha el koydular (16 Mart 1920) Meclis dağıldı kaçan milletvekilleri Ankara'ya gittiler Damad Ferid'in tekrar sadarete getirilmesiyle bu tecavüzler tekemmül etti (5 Nisan 1920) Yeni hükümet çaresizliğini Mustafa Kemal Paşa'yı askerlikten tard ve idam cezasına mahkûm etmekle gösterdi (11 Mayıs 1920)![]() |
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar... |
|
|
#80 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...Barış antlaşması için yapılan görüşmeler ise Paris'te devam etmekteydi Müttefiklerin hazırladıkları barış Osmanlı İmparatorluğu'nu tamamen parçalamakta geriye kalan Türklere küçük bir toprak parçasını bile çok görmekteydi Batı Anadolu'da Yunan işgali Bizans hayallerini gerçekleştirerek boyutlar alarak bir ilhaka dönüşürken bütün Trakya Yunanistan'a bırakılıyordu Doğuda bir Ermenistan kurulması öngörülüyor güney ve güneybatıda Fransız ve İtalyan nüfuz bölgeleri oluşturuluyordu Boğazlar bölgesi özel ve müstakil bir idareye bırakılmaktaydı Doğudaki Kürtlerin antlaşmanın imzalanmasından bir yıl sonra ayrı bir devlet kurmak istemeleri halinde buna İngiliz mandaterliğinde olmak kaydıyla izin verilmesi karar altına alınıyordu Bu gibi şartlarıyla gerçek bir ölüm fermanı olan bu barış antlaşması 22 Temmuz 1922'de toplanan Saltanat Şûrâsı'nda görüşüldü Müttefiklerin İstanbul'u Yunan işgaline terk edecekleri tehditleri ve genel ümitsizlik hali içinde barış antlaşmasının Osmanlı delegeleri tarafından imzalanmasına (10 Ağustos 1920 Paris/Sevr Antlaşması) razı olundu Ancak padişah tarafından tasdik olunmadı Antlaşmayı sadece Yunanistan parlamentosu tasdik etti Barış antlaşmasına rağmen Yunanlılar Batı Anadolu'daki ileri harekât ve işgallerine kanlı bir şekilde devam ettiler 23 Nisan 1920'de Ankara'da açılan Büyük Millet Meclisi 19 Ağustos'taki tarihî toplantısında Sevr Antlaşmasını kabul eden Saltanat Şûrâsı âzalarını ve antlaşmaya imza koyan delegeleri "vatan haini" olarak ilan etti ve antlaşmayı tanımadığını bütün dünyaya bildirdi Doğuda Ermenilerin tecavüzleri Kâzım Karabekir Paşa kumandasındaki kuvvetlerle önlenmeye; batıdaki Yunan ilerlemeleri dağınık millî güçlerin birleştirilmesi ve nizamî bir ordu kurulması faaliyetleriyle kuvvet bulacak olan Batı Cephesi Kumandanlığı'nın teşkili ile (Ali Fuad Cebesoy İsmet İnönü) durdurulmaya çalışıldı Ermenilerle sürdürülen savaş nihayet zaferle sonuçlandırıldı Yapılan Gümrü Antlaşması'yla (2/3 Aralık 1920) "Doksanüç Harbi" kayıpları geri alınarak Ermeni hayallerine bir son verildi Sovyetlerle yapılan dostluk antlaşmasıyla (16 Mart 1921) Ankara hükümeti durumunu kuvvetlendirdi Müttefiklerin barış şartlarını hafifletme teşebbüsleri belirmeye başladı Bu doğrultuda toplanan Londra Konferansı (Şubat 1921) Anadolu için söz söyleme hakkının Ankara hükümetinde olduğunun kabullenilmesi yolunda önemli bir adım sayılır O sırada Yunan kuvvetlerine karşı kazanılan II İnönü zaferi milletin "makûs talihi"nin de değişmekte olduğunun da işareti olarak kabul edilir (31 Mart 1921 Anadolu'nun kurtuluşuna gidecek olan yolun Yunan kuvvetlerinin denize dökülmesiyle açılacağı artık anlaşılmaktaydı Mustafa Kemal Paşa idaresindeki Sakarya Meydan Savaşı (3 Eylül 1921) Ankara'ya kadar yaklaşan Yunan kuvvetlerine ağır bir darbe vurdu Zafer Fransa ile müstakil bir barış yapılmasını sağladı (20 Eylül 1921) Sevr yırtılmaya başlamıştı Mustafa Kemal Paşa'nın "başkumandanlık" yetkileriyle donatılmış olarak son hesaplaşmaya hazırladığı millî kuvvetler nihayet "Büyük Taarruz"u başlattılar (27 Ağustos 1922) 30 Ağustos'ta Yunan kuvvetleri ağır bir mağlûbiyete uğratılarak dağıtıldı ve Yunan başkumandanı esir alındı Türk kuvvetleri büyük bir zafer kazanarak Batı Anadolu'yu Yunan işgal kuvvetlerinden temizleyip İzmir'e girdiler (9 Eylül 1922) Büyük zafer İstanbul'da helecanla takip edildi ve pek çokları için beklenmedik bir gelişme olarak şaşkınlıkla karşılandı Yunan kuvvetlerinin imhası Yunanistan'ın arkasındaki esas güç olan İngiltere'yi harekete geçirmiş ve ateşkes için başvurular artmaya başlamıştı Mudanya Mütarekesi fazla bir zorlukla karşılaşılmadan Anadolu ve Trakya'nın boşaltılması neticesini temin etti (11 Ekim 1922) Düşman askerleri geldikleri gibi çekilip gitmeye başladılar![]() Son Osmanlı sadrazamı Tevfik Paşa'nın Ankara hükümetiyle barışma teşebbüsleri kabul görmedi Müttefiklerin Lozan'da yapılacak barış görüşmelerine İstanbul hükümetini de davet etmiş olmaları ve bunu kabul eden Tevfik Paşa'nın bu istikametteki faaliyetleri Ankara'da infialle karşılandı ve bazı acil ve tarihî kararların alınmasını kaçınılmaz kıldı Bu konudaki tartışmalar saltanat müessesesinin varlığı üzerinde yoğunluk kazanarak nihayet 1 Kasım 1922'de saltanat ilga edildi Tevfik Paşa istifa etti (4 Kasım 1922) Sultan Vahideddin yeni bir sadrazam tayin etmemekle Ankara hükümetinin kararına boyun eğmiş oldu ve İstanbul'dan ayrılmak zorunda kaldı Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi kendisini derhal hal ve ıskat edip Abdülmecid Efendi'yi halife seçti (16 Kasım 1922) Lozan Barış Antlaşması (25 Temmuz 1923) ile İstiklâl Savaşı başarı ve zaferle sona erdirilmiştir Cumhuriyet'in ilanı (29 Ekim 1923) ve Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın reisicumhur seçilmesiyle yeni devlet merkezi Ankara olan (13 Kasım 1923) bir Cumhuriyet haline geldiği gibi girişilecek köklü reformlar cümlesinden olarak hilâfet müessesesinin ilgası lüzumlu görüldüğünden bu tarihî müesseseye son verilerek (3 Mayıs 1924) son halife Abdülmecid Efendi ve bütün Osmanlı hânedanı mensupları da yurdu terke mecbur edildiler![]() Kaynak: Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi Cilt 1 s 124-135Ekmeleddin İhsanoğlu (Ed ) IRCICA İstanbul 1994 |
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar... |
|
|
#81 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...İstiklâl Savaşı Anadolu'daki millî uyanış Samsun Sivas Erzurum ve Trabzon bölgeleriyle buralara komşu yerlerde mutlak bir otorite ile teçhiz edildi Galip devletlerin bu bölgelerdeki şikâyetlerine yol açan asayişsizliklere bir son verilmesi ordu teşkilatının dağıtılması ve silahların toplanması gibi hizmetlerin yerine getirilmesiyle görevlendirilerek "ordu müfettişliği"ne tayin edilen Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkışıyla (19 Mayıs 1919) millî uyanış düzenli bir direnişe dönüşme şansına kavuştu Mustafa Kemal'in icraatı bir müddet sonra İtilaf devletlerinin tedirginliğine yol açarak kendisinin geri çağırılması için Bâbıâli'yi harekete geçirdi İstanbul'dan yapılan baskılar neticesinde askerlikten istifa eden Mustafa Kemal Paşa "sîne-i millete" döndüğünü bildirerek Anadolu'daki millî direnişi düzenlemeye devam etti Erzurum (23 Temmuz 1919) ve Sivas (4 Eylül 1919) kongreleri tertiplendi Özellikle millî sınırlar içinde vatanın bütünlüğü ve bölünmezliği yabancı işgal ve tecavüzlere karşı milletin direnme hakkı bulunduğu merkezî hükümetin aczi halinde Anadolu'da geçici bir hükümetin kurulması gibi önemli kararlar alınarak ilan edildi Millî direniş cemiyetleri Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında bir arada toplandı Mustafa Kemal bu kongre ve cemiyetlerin başkanlığına seçilerek liderlik rolünü kabul ettirdi Anadolu'da gelişen millî hareket galip devletlerin kontrolündeki İstanbul hükümetinin sevkiyle sahneye çıkartılan Anzavur Paşa kumandasındaki Kuvâ-yi İnzbâtiyye adlı kuvvetlerle ezilmek istendi Başarısızlık Damad Ferid hükümetinin istifası ile sonuçlandı ve Ali Rıza Paşa hükümeti kuruldu (2 Ekim 1919) Millî direniş hareketiyle irtibat ve görüşmeyi gerekli gören yeni hükümet Amasya'da Mustafa Kemal ile görüşmelere girişir Bu görüşmede özellikle yeni seçimlerle ilgili bazı kararlar alınır (Amasya Mülâkatı 22 Ekim 1919) Ancak yeni meclisin İstanbul'da toplanmasının güvenlik sebebiyle mahzurlu olduğunun tesbiti ileri görüşlülük arz eden bir önem taşımaktadır Bu arada Sivas'ta yapılan bir toplantıda millî hareketin sevk ve idaresini yürüten Heyet-i Temsiliyye'nin bundan böyle Ankara'da faaliyet göstermesine karar verildi (29 Kasım 1919) Millî gaye ve hedefleri ve millî sınırları belirleyen bir belge (Mîsak-ı Millî) hazırlanarak ilan edildi Her şeye rağmen yine İstanbul'da toplanan meclis (12 Ocak 1920) bu millî yemini resmen kabul ve bütün dünyaya ilan ederek tarihî bir görevi yerine getirmiş oldu (17 Şubat 1920) Bunun üzerine Batıda Yunan kuvvetleri taarruza geçerek işgal bölgelerini genişletmeye Doğuda Ermeniler kanlı tecavüzlerini arttırmaya başladılar İstanbul'daki işgal kuvvetleriyse resmî dairelere zorla girerek şehre bir daha el koydular (16 Mart 1920) Meclis dağıldı kaçan milletvekilleri Ankara'ya gittiler Damad Ferid'in tekrar sadarete getirilmesiyle bu tecavüzler tekemmül etti (5 Nisan 1920) Yeni hükümet çaresizliğini Mustafa Kemal Paşa'yı askerlikten tard ve idam cezasına mahkûm etmekle gösterdi (11 Mayıs 1920)![]() Barış antlaşması için yapılan görüşmeler ise Paris'te devam etmekteydi Müttefiklerin hazırladıkları barış Osmanlı İmparatorluğu'nu tamamen parçalamakta geriye kalan Türklere küçük bir toprak parçasını bile çok görmekteydi Batı Anadolu'da Yunan işgali Bizans hayallerini gerçekleştirerek boyutlar alarak bir ilhaka dönüşürken bütün Trakya Yunanistan'a bırakılıyordu Doğuda bir Ermenistan kurulması öngörülüyor güney ve güneybatıda Fransız ve İtalyan nüfuz bölgeleri oluşturuluyordu Boğazlar bölgesi özel ve müstakil bir idareye bırakılmaktaydı Doğudaki Kürtlerin antlaşmanın imzalanmasından bir yıl sonra ayrı bir devlet kurmak istemeleri halinde buna İngiliz mandaterliğinde olmak kaydıyla izin verilmesi karar altına alınıyordu Bu gibi şartlarıyla gerçek bir ölüm fermanı olan bu barış antlaşması 22 Temmuz 1922'de toplanan Saltanat Şûrâsı'nda görüşüldü Müttefiklerin İstanbul'u Yunan işgaline terk edecekleri tehditleri ve genel ümitsizlik hali içinde barış antlaşmasının Osmanlı delegeleri tarafından imzalanmasına (10 Ağustos 1920 Paris/Sevr Antlaşması) razı olundu Ancak padişah tarafından tasdik olunmadı Antlaşmayı sadece Yunanistan parlamentosu tasdik etti Barış antlaşmasına rağmen Yunanlılar Batı Anadolu'daki ileri harekât ve işgallerine kanlı bir şekilde devam ettiler 23 Nisan 1920'de Ankara'da açılan Büyük Millet Meclisi 19 Ağustos'taki tarihî toplantısında Sevr Antlaşmasını kabul eden Saltanat Şûrâsı âzalarını ve antlaşmaya imza koyan delegeleri "vatan haini" olarak ilan etti ve antlaşmayı tanımadığını bütün dünyaya bildirdi Doğuda Ermenilerin tecavüzleri Kâzım Karabekir Paşa kumandasındaki kuvvetlerle önlenmeye; batıdaki Yunan ilerlemeleri dağınık millî güçlerin birleştirilmesi ve nizamî bir ordu kurulması faaliyetleriyle kuvvet bulacak olan Batı Cephesi Kumandanlığı'nın teşkili ile (Ali Fuad Cebesoy İsmet İnönü) durdurulmaya çalışıldı Ermenilerle sürdürülen savaş nihayet zaferle sonuçlandırıldı Yapılan Gümrü Antlaşması'yla (2/3 Aralık 1920) "Doksanüç Harbi" kayıpları geri alınarak Ermeni hayallerine bir son verildi Sovyetlerle yapılan dostluk antlaşmasıyla (16 Mart 1921) Ankara hükümeti durumunu kuvvetlendirdi Müttefiklerin barış şartlarını hafifletme teşebbüsleri belirmeye başladı Bu doğrultuda toplanan Londra Konferansı (Şubat 1921) Anadolu için söz söyleme hakkının Ankara hükümetinde olduğunun kabullenilmesi yolunda önemli bir adım sayılır O sırada Yunan kuvvetlerine karşı kazanılan II İnönü zaferi milletin "makûs talihi"nin de değişmekte olduğunun da işareti olarak kabul edilir (31 Mart 1921 Anadolu'nun kurtuluşuna gidecek olan yolun Yunan kuvvetlerinin denize dökülmesiyle açılacağı artık anlaşılmaktaydı Mustafa Kemal Paşa idaresindeki Sakarya Meydan Savaşı (3 Eylül 1921) Ankara'ya kadar yaklaşan Yunan kuvvetlerine ağır bir darbe vurdu Zafer Fransa ile müstakil bir barış yapılmasını sağladı (20 Eylül 1921) Sevr yırtılmaya başlamıştı Mustafa Kemal Paşa'nın "başkumandanlık" yetkileriyle donatılmış olarak son hesaplaşmaya hazırladığı millî kuvvetler nihayet "Büyük Taarruz"u başlattılar (27 Ağustos 1922) 30 Ağustos'ta Yunan kuvvetleri ağır bir mağlûbiyete uğratılarak dağıtıldı ve Yunan başkumandanı esir alındı Türk kuvvetleri büyük bir zafer kazanarak Batı Anadolu'yu Yunan işgal kuvvetlerinden temizleyip İzmir'e girdiler (9 Eylül 1922) Büyük zafer İstanbul'da helecanla takip edildi ve pek çokları için beklenmedik bir gelişme olarak şaşkınlıkla karşılandı Yunan kuvvetlerinin imhası Yunanistan'ın arkasındaki esas güç olan İngiltere'yi harekete geçirmiş ve ateşkes için başvurular artmaya başlamıştı Mudanya Mütarekesi fazla bir zorlukla karşılaşılmadan Anadolu ve Trakya'nın boşaltılması neticesini temin etti (11 Ekim 1922) Düşman askerleri geldikleri gibi çekilip gitmeye başladılar
|
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar... |
|
|
#82 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...Son Osmanlı sadrazamı Tevfik Paşa'nın Ankara hükümetiyle barışma teşebbüsleri kabul görmedi Müttefiklerin Lozan'da yapılacak barış görüşmelerine İstanbul hükümetini de davet etmiş olmaları ve bunu kabul eden Tevfik Paşa'nın bu istikametteki faaliyetleri Ankara'da infialle karşılandı ve bazı acil ve tarihî kararların alınmasını kaçınılmaz kıldı Bu konudaki tartışmalar saltanat müessesesinin varlığı üzerinde yoğunluk kazanarak nihayet 1 Kasım 1922'de saltanat ilga edildi Tevfik Paşa istifa etti (4 Kasım 1922) Sultan Vahideddin yeni bir sadrazam tayin etmemekle Ankara hükümetinin kararına boyun eğmiş oldu ve İstanbul'dan ayrılmak zorunda kaldı Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi kendisini derhal hal ve ıskat edip Abdülmecid Efendi'yi halife seçti (16 Kasım 1922) Lozan Barış Antlaşması (25 Temmuz 1923) ile İstiklâl Savaşı başarı ve zaferle sona erdirilmiştir Cumhuriyet'in ilanı (29 Ekim 1923) ve Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın reisicumhur seçilmesiyle yeni devlet merkezi Ankara olan (13 Kasım 1923) bir Cumhuriyet haline geldiği gibi girişilecek köklü reformlar cümlesinden olarak hilâfet müessesesinin ilgası lüzumlu görüldüğünden bu tarihî müesseseye son verilerek (3 Mayıs 1924) son halife Abdülmecid Efendi ve bütün Osmanlı hânedanı mensupları da yurdu terke mecbur edildiler![]() Kaynak: Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi Cilt 1 s 124-135Ekmeleddin İhsanoğlu (Ed ) IRCICA İstanbul 1994
|
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar... |
|
|
#83 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...Talas Savaşı (Zaferi) İlk müttefik Türk ve İslam orduları ile Çin ordusu arasında yapılan meydan savaşı İslamiyet'i henüz kabul etmeyen Türklerin Orta Asya’da İslâm dînini tanıtıp yayan Araplarla birlikte Çinlilere karşı Talas’ta yaptıkları bu savaş sebep ve sonuçları bakımından çok önemlidir![]() Göktürk İmparatorluğu'nu yıkmış olan Çin’in başındaki Tang Sülâlesi (618-906) devrinde İmparator Hivang-Çang (713-755) Türk Hanoğulları’nın hâkimiyetindeki Şaş/Taşkent şehrini ele geçirmek istedi Bu gayeyle Taşkent Seferine çıkan Kuça Valisi Kao Sien-tche çok geçmeden Taşkent hükümdarı Bagatur-tudun’u esir alarak Çin İmparatoruna gönderdi![]() Bagatur-tudun’un öldürülmesi üzerine oğlu Tüen-en başta Karluklar olmak üzere bölgedeki Türk boylarını Çin’e karşı birlikte harekete çağırdı Ancak Göktürklerin yıkılmasından sonra henüz birliğini kuramamış olan Türkler Çin kuvvetleriyle tek başlarına mücadele edemeyeceklerini bildikleri için Abbasîlerden yardım istediler Ziyad bin Sâlih kumandasında gelen İslam ordusu yardımcı Türk kuvvetleriyle birleşti Bunu haber alan Çin komutanı Kao Sien-tche de 100 000 kişilik orduyla Talas şehrine geldi ve burada müttefik kuvvetlerle karşılaştı 751 yılı Temmuzunda başlayan savaş pek şiddetli bir şekilde beş gün devam etti Savaşın son gününde Çin kuvvetlerinin arkasına sarkan Karluklar düşmana ağır bir darbe indirdiler Kao Sien-tche az bir kuvvetle canını zor kurtarabildi Savaşta Çinliler elli bin ölü ve yirmi bin esir verdiler![]() Talas Meydan Muharebesinin zaferle neticelenmesi; Türk Çin İslam ve dünya tarihiyle medeniyetinde çok önemli tesirler bıraktı Çinliler Talas yenilgisinden sonra 20 yüzyıla kadar Tanrı Dağları (Tiyenşan) batısına geçemediler Batı Türkistan Çin tehlikesinden kurtuldu![]() Karluklar Talas Zaferinden on beş yıl sonra 766 tarihinde Tanrı Dağları batısında ve Çu Irmağı boylarında müstakil Türk devleti kurdular Türkistan’daki Kamlık (Şamanlık) Buda ve Mani dinlerindeki yerli ve göçebe Türklerle Müslümanlar arasında serbest ticaret dostluk ve iyi münasebetler başladı Türkler Müslümanlarla tanışıp İslam dînini yakından tanıma imkânına kavuştular İslam dîninin üstün esasları mütekâmil hâli buralardaki Türklerin İslamiyet'i benimsemelerine sebep oldu İslam medeniyet dairesine Orta Asya’da binlerce Türk girdi![]() Türkler kâğıt yapmasını Araplara öğretti Semerkand’daki imalathânelerde yapılan ipekten kâğıtlar Orta Doğu ve Akdeniz’e yayıldı Müslüman Araplar hakimiyetlerindeki bölgelerden öğrendikleri kâğıdı imal ederek medeniyetin bütün dünyada hızla yayılmasına hizmet ettiler
|
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar... |
|
|
#84 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...Buçaş Antlaşması Hotin antlaşmasından sonra Lehistan ve Osmanlı Devleti arasında elli yıl süren bir barış süreci yaşanmıştı Osmanlı himayesindeki Ukrayna Kazaklarına saldıran Lehliler barışı bozdular Sultan Dördüncü Mehmed ve Köprülü Fazıl Ahmed Paşa Ukrayna kazaklarının yardım istemesi üzerine Lehistan seferine çıktılar Osmanlı ordusunun ard arda kazandığı başarılardan sonra Lehistan barış istedi![]() İmzalanan Bucaş antlaşmasıyla (18 Ekim 1672) Podolya Osmanlılara geçti Lehistan Kırım Hanına vergi ödemeye devam edecekti Ayrıca Lehistan her yıl Osmanlı Devleti'ne 22 000 altın ödemeyi kabul ediyordu Lehistan meclisinin bu antlaşmadaki para maddesini kabul etmemesi üzerine 4 yıl süren İkinci Lehistan seferine çıkıldı![]() Bazı kalelerin fethedilmesi üzerine Lehistan elçisi Podolya ve Ukrayna'nın iadesi şartıyla antlaşma istediyse de bu kabul edilmedi Bu arada Köprülü Fazıl Ahmed Paşa'nın hastalanması üzerine 1675 yılında Lehistan serdarlığına İbrahim Paşa tayin edildi![]() Sultan Dördüncü Mehmed Köprülü Fazıl Ahmed Paşa ile birlikte Edirne'ye döndü İbrahim Paşa kısa sürede 48 kale ve palangayı fethedince Lehistan tekrar antlaşma istedi 27 Ekim 1676'da Zarawno'da imzalanan antlaşma ile 22 000 altından vazgeçilmek şartıyla daha önce Köprülü Fazıl Ahmed Paşa tarafından imzalan Bucaş antlaşmasının maddeleri aynen kabul edildi Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmed Paşa antlaşmanın imzalandığı haberini aldıktan bir süre sonra 3 Kasım 1676 tarihinde vefat etti
|
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar... |
|
|
#85 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...Sykes-Picot Antlaşması 9 Mayıs 1916 tarihinde (I Dünya Savaşı sırasında) İngiltere ve Fransa arasında yapılan ve Osmanlı Devleti'nin Orta Doğu topraklarının paylaşılmasını öngören gizli antlaşmadır![]() Mavi kesim Fransız kolonisi; gri kesim Fransız Mandası 1915'te Arabistan Yarımadası'nı ele geçiren İngiltere Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanan Mekke Şerifi Hüseyin'i destekleyerek Irak ve Filistin toprakları üzerinde kendisine bağımlı bir Arap devleti kuracaktı Mekke Şerifi Hüseyin ile Mısır'daki İngiliz Yüksek Komutanı McMahon arasında böyle bir antlaşma gizli olarak imzalanmıştır Fransa böyle bir plana karşı çıkıp İngiltere'ye baskı yaparak yeni bir antlaşma yapılmasını istedi Rusya'nın onayı ile imzalanan bu antlaşmaya göre;*Rusya'ya Trabzon Erzurum Van ve Bitlis ile Güneydoğu Anadolu'nun bir kısmı *Fransa'ya Doğu Akdeniz bölgesi Adana Antep Urfa Diyarbakır Musul ile Suriye kıyıları *İngiltere'ye Hayfa ve Akka limanları Bağdat ile Güney Mezopotamya verilecektir ![]() *Fransa ile İngiltere'nin elde ettiği topraklarda Arap devletleri konfederasyonu veya Fransız ve İngiliz denetiminde tek bir Arap devleti kurulacak *İskenderun serbest liman olacak *Filistin'de kutsal yerleşim yeri olması nedeniyle bir uluslararası yönetim kurulacaktır ![]() 1917 devriminden sonra Rusya antlaşmadan vazgeçmiş Lenin gizli olan bu anlaşmayı dünya kamuoyuna açıklamıştır ![]() |
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar... |
|
|
#86 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...Londra Antlaşması İtilâf devletleri İtalya’yı müttefik olarak yanlarında savaşa sokmak amacıyla 26 Nisan 1915’de Londra’da yapılan antlaşmalarla Osmanlı Devleti topraklarından pay verdiler Buna göre; İtalya’ya Antalya havalisi verildi ve İtalya 20 Mayıs 1915’te Avusturya’ya savaş ilân etti Çanakkale savaşlarının yoğunlaştığı günlerde ise yani Ağustos 1915’te Almanya ve Osmanlı Devleti’ne savaş açtı Bu antlaşma ile müttefikleri İtalya’nın Trablusgarp’i ve 12 Ada’yı ilhak etmesini de kabul ettiklerini açıklamışlardı![]() Saint Jean de Maurienne Antlaşması Sykes-Picot Antlaşması’nın İtalya tarafından öğrenilmesinden sonra; İtalya İtilâf devletlerinin kendi aralarında imzaladıkları gizli antlaşmaların kendisine açıklanmasını istedi 1915’te Londra’da imzalanan antlaşmaya açıklık getirmek ve İtalya’nın kendi yanlarında savaşa devam etmesini teşvik etmek amacıyla İtilâf devletleri bir toplantı yapmaya karar verdiler![]() İngiltere Fransa Rusya ve İtalya Başbakanları 19 Nisan 1917’de Saint Jean de Maurienne kasabasında İtalya’nın Doğu Akdeniz’deki menfaatlerini görüşmeye başladılar Görüşmeler safhasında temsilci göndermiş olan Rusya ihtilâl çıkması sebebiyle Başbakanlar düzeyinde yapılan bu toplantıya katılamamıştır Yapılan görüşmelerden sonra daha önceki İtalyan taleplerinin yanında İzmir ve civarının da İtalyanlara bırakılmasını İngiltere ve Fransa kabul etmişti Ancak antlaşmanın Ruslar tarafından da imzalanması kaydını getirmişlerdi Fakat ‚arlık Rusya’sı ihtilâl sonucu yıkılınca Saint Jean de Mauirienne antlaşması taraflardan birinin imza koymaması yüzünden hükümsüz olarak kabul edilecektir![]() Nitekim İngilizler bundan istifade ederek savaş sonrası Paris’te toplanan barış konferansında İzmir ve civarının Yunanlılarca işgalini kararlaştıracaklardı ![]() Gizli Antlaşmalarda Yunanistan’ın Durumu İtilâf Devletleri’nin Çanakkale Savaşlarını başlattığı günlerde Yunan Başvekili Venizelos İngilizlere müracaat ederek “İzmir’in kendilerine verilmesi halinde” devam etmekte olan Çanakkale Muharebeleri’ne Yunanistan’ın İtilâf Devletleri yanında katılacağını belirtti İngiliz devlet adamları değil İzmir’i kendi ellerinde bulunan Kıbrıs’ı bile vererek Yunanlıları kendi yanlarına çekmek istiyorlardı Bu nedenle Venizelos’un teklifini kabul ettiler Ancak Rusya olayı öğrendiğinde buna karşı çıktı Kendisine verilecek olan İstanbul ve boğazların hemen yakınında bu topraklar üzerinde tarihi emelleri olan Yunanistan’ın bulunmasını istemedi Sonra İzmir’e yerleşen Yunanistan Çanakkale Boğazı’nı karadan ve denizden kontrol altında tutabilirdi Bu da Rus çıkarlarına uygun düşmezdi Bu nedenle; Rusya’nın karşı çıkması ve Yunanistan’da Venizelos’un iktidardan düşmesiyle bu girişim sonuçsuz kaldı![]() Savaş sonrasında İngiltere İzmir ve havalisinin Yunanistan’a verilmesi konusunda Paris Barış Konferansı’nda yoğun bir çaba sarfetmiş ve müttefiki Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri idarecilerini ikna etmiş ve konferanstan İzmir ve civarının Yunanlılar tarafından işgal edilmesiyle ilgili bir karar çıkarmıştır ![]() I Dünya Savaşı İçinde ve Sonrasında İngiltere’nin Gizli Paylaşım Projeleri Üzerinde Yaptığı DeğişikliklerBirinci Dünya Savaşı başladığında İngiltere savaş sonrası için Osmanlı Devleti’nin Doğu Anadolu topraklarında bir Büyük Ermenistan devleti kurdurmak niyetindeydi Ancak Sykes-Picot görüşmeleri esnasında Rusya İngilizlere başvurarak “Doğu Anadolu’da Trabzon Erzurum ve Van ile civarını Ermenilere veremeyeceğini buraları kendisinin almak istediğini” söyledi Bu nedenle İngiltere Ermenistan devleti kurma konusunu bir süre ağzına almadı ve Ermenileri oyaladı![]() Diğer taraftan; Sykes-Picot antlaşmasıyla Irak’ı alacak olan İngiltere Rusya ile sınır komşusu olacaktı Halbuki Rusya ile sınır komşusu olmak İngiliz siyasetine aykırı idi Bu nedenle İngiltere kendisi ile Rusya arasında bir küçük Ermenistan devleti veya bir küçük Kürdistan devleti kurulması konusunu düşünmeye başladı Bunun için de tıpkı Ermenileri yaptığı gibi Kürtleri de tahrike başladı![]() İngiltere’nin bu bölgede sık sık siyaset değiştirmesi üzerine; bu kez de Fransa devreye girerek madem ki İngilizler Rusya ile sınır komşusu olmak istemiyor o halde Ermenistan ve Kürdistan devletlerini kurma düşüncesinden vazgeçilmesi şartıyla Fransa’nın bu bölgeleri alabileceğini belirtmişti Bunun üzerine İngiltere bir kez daha Kürdistan ve Ermenistan kurulması fikrinden vazgeçti![]() 1917’de Rusya’daki ihtilâl ile ‚arlık Rusya yıkılınca bu kez İngiltere Doğu Anadolu’da bir Büyük Ermenistan ve Güneydoğu Anadolu’da bir Kürdistan devletinin kurulması projesini yeniden masa üzerine çıkarmıştı ![]() İngiltere’nin Sykes-Picot Antlaşması’nda belirttiği “Osmanlı Devleti’nden ayrılacak Arap toprakları üzerinde bir Arabistan Devleti kurmak düşüncesini terk ettiği bunun yerine böl parçala yönet veya yok et” politikasıyla çok sayıda devlet kurdurmak ve bunları “mandater devlet” olarak yönetmeyi düşündüğünü görüyoruz ![]() İngiltere’nin en son Osmanlı Devleti’ni parçalama projesi şöyleydi : Anadolu üzerinde; Türkiye Ermenistan Kürdistan Pontus Rum ve Boğazlar devletleri adlarıyla beş devlet kurulacaktı Ayrıca Fransa’ya İtalya’ya ve Yunanistan’a nüfuz bölgeleri verilmekteydi![]() Orta Doğu ve Arabistan topraklarında ise; Irak Suriye Lübnan Filistin Ürdün Suud Hicaz Yemen Kuveyt Hadramut ve Umman olmak üzere on devlet kuruluyordu
|
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar... |
|
|
#87 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...Savaşı Sona Erdiren Antlaşmalar Çarlık Rusya savaşın olanca hızıyla devam ettiği Mart 1917’de başlayan bir İhtilâle sahne olmuş ve sonucunda çarlık rejimi yıkılmış önce Menşevikler Ekim İhtilâli ile de Bolşevikler iktidara gelmişlerdi Bolşevik hükümet devam etmekte olan savaştan çekilmiş ve İttifak Devletleriyle bir barış antlaşması yapmıştı![]() 3 Mart 1918 ‘de imzalanan Brest-Litovsk Antlaşması ile Rusya savaştan çekilmişti Osmanlı Devleti adına bu antlaşmayı imzalamaya Sadrazam Talat Paşa katılmıştı Antlaşmanın Osmanlı Devleti’ni ilgilendiren hükümleri şöyledir:1 Ruslar 1914’den beri Doğu Anadolu’da işgal ettikleri bütün Türk topraklarından çekilecek![]() 2 1877-1878 Türk-Rus Savaşı sonrası elimizden çıkmış olan “Elviye-i Selase”yi yani Kars Ardahan ve Batum vilayetlerimizi bize iade edeceklerdi![]() 3 Türk-Rus sınırının tespiti ve halli plebisite (Bölge halkının rey’i veya kararı) bırakılmıştı![]() Ayrıca Ruslar yayınladıkları bir bildiriyle ‚arlık Rusya döneminde imzalanmış ve kabul edilmiş olan bütün gizli ve açık paylaşım projeleri ve antlaşmalarını tek taraflı olarak geçersiz kabul etmişler; bu proje ve antlaşmaları yayınlamışlardı Böylece Osmanlı Hükümeti de devletleri aleyhindeki paylaşım projelerinden haberdar olmuştu![]() Romanya’nın Savaştan Çekilmesi ve Bükreş Antlaşması 1915’ten itibaren Rus baskısı altında olan Romanya kendisine verilecek taviz ve sağlanacak imkanlara göre İttifak veya İtilâf Devletleri nezdinde yer almak ve savaşa girmek kararındaydı Ancak Sırbistan’ı yenen Avusturya Romanya’yı tehdit edince 17 Ağustos 1916’da İtilâf Devletleri ile anlaşan Romanya savaşa girdi![]() Rusya’nın savaş dışı kalmasıyla İttifak ordularının baskısını üzerinde hisseden Romanya cephelerde de yenilince mütareke imzalamak durumunda kaldı 7 Mayıs 1918’de Bükreş antlaşmasını imzaladı Bu antlaşmayla Romanya Almanya ve Avusturya’nın ekonomik nüfuzu altına giriyor ve topraklarının bir kısmını kaybediyordu![]() Almanya’nın Savaştan Çekilmesi ve Versay Antlaşması Ağustos 1918 başlarından itibaren savaşı kaybettiklerini anlayan Alman askerî ve sivil yetkilikleri en kısa zamanda bir barış antlaşmasının yapılması için uygun bir zamanı beklemeye karar verdiler Almanya Osmanlı Devleti’nden de önce barış girişimlerini başlatmış ve Müttefiklerle yapacağı barış antlaşması konusunda İsviçre aracılığıyla mütareke talebinde bulunmuştu Fakat bu teşebbüslerden bir sonuç çıkmamıştı Kasım 1918’de mütarekeyi imzalayan Almanya 28 Haziran l919’da da Versay (Versailles) antlaşmasını imzaladı![]() Bu antlaşmayla Alman İmparatorluğu parçalanıyordu Almanya toprakları üzerinde Litvanya Polonya isimleriyle yeni devletler kuruluyordu Denizaşırı ülkelerdeki sömürgelerini de kaybeden Almanya’da askerlik mecburi olmaktan çıkartılıyordu Almanya ayrıca çok ağır bir savaş tazminatı ödemek zorunda bırakılıyordu![]() Avusturya’nın Savaştan Çekilmesi ve Sen Jermen Antlaşması Savaş içinde ilk yorgunluk işaretini veren Avusturya savaşın başından beri Rusya’nın tüm ağırlığını üzerinde hissetmiş ve bu nedenle Almanya ve Osmanlı Devleti’nden askerî yardım almıştı ![]() Avusturya 1917 ortalarından itibaren çeşitli kanallardan barış ortamı yaratmaya çalışmış ve teşebbüslerde bulunmuştu Nihayet 3 Kasım 1918’de mütareke imzalayan Avusturya 10 Eylül 1919’da Sen Jermen (Saint Germain) antlaşmasını imzaladı Bu arada Macarlar Avusturya bünyesinden ayrılarak Macaristan adıyla kendi devletlerini kurmuşlardı![]() Antlaşmaya göre Avusturya-Macaristan İmparatorluğu parça-landı Toprakları üzerinde Çekoslavakya Yugoslavya ve Macaristan isimleriyle yeni devletler kuruldu Avusturya’da da askerlik mecburî olmaktan çıkartıldı Ayrıca tıpkı Almanya gibi Avusturya da ağır bir savaş tazminatı ödemek zorunda bırakıldı![]() Macaristan’ın Savaştan ‚ Çekilmesi ve Trianon Antlaşması Savaşın sonunda Avusturya bünyesinden ayrılan Macaristan’da ihtilâl çıkmış ve Sovyet modeli bir idare kurulmuştu Bu nedenle barış antlaşmasının imzalanması hemen mümkün olmadı Bilahare Macaristan Hükümeti de Triyanon (Trianon) Antlaşmasını imzaladı Macaristan da I Dünya Savaşı sorumlusu olarak kabul edildi Bu nedenle Macaristan da parçalandı ve toprak kaybetti![]() Macaristan; Çekoslavakya Romanya Yugoslavya ve Avusturya’ya toprak bırakıyordu Macaristan’da da askerlik mecburiyeti kaldırılıyor ve ağır bir savaş tazminatı ve malî yükümlülük altına konuluyordu![]() Bulgaristan’ın Savaştan Çekilmesi ve Nöyyi Antlaşması Savaşın son yılına gelindiğinde İtilaf Devletleri ordularına yenilen Bulgaristan ordusu dağıldı Bunun üzerine Bulgar Hükümeti barış istemek zorunda kaldı 29 Eylül 1918’de önce mütareke imzalayan Bulgaristan 27 Kasım 1919’da Nöyyi antlaşmasını imzaladı![]() Bulgaristan bu antlaşmayla Romanya’ya Yugoslavya’ya ve Yunanistan’a toprak bırakıyordu Askerlik mecburi bir hizmet olmaktan çıkartıldı ve ağır bir savaş tazminatı ödemek mecburiyetinde bırakıldı![]() Savaşın sonucunda: 1- Avrupa’nın haritası yeniden çizildi 2- Devletlerin yönetim şekillerinde köklü değişiklikler yapıldı 3- Savaş sonrasında yenen devletler yenilen devletlerle tek tek antlaşmalar imzaladılar ![]() 4- Yeni devletler kuruldu Ukrayna Letonya Estonya vs gibi![]() |
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar... |
|
|
#88 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...Prut Savaşı (Prut Seferi) 12-21 Temmuz 1711 Osmanlı-Rus Harbi Rus çarlarından Birinci (Deli) Petro (1682-1725) İsveç kralının Lehistan’da harp etmesinden faydalanarak 1702 yılında ilk defa Fin Körfezine çıkarak bugün Petersburg (Leningrad) şehrinin bulunduğu kıyıyı zaptetti 1703’te bu kıyıda Deli Petro’nun adı ile Petersburg diye anılan şehir kurulmaya başlandı Lehistan Seferini bitirdikten sonra Rusya’ya harp ilan eden İsveç Kralı Demirbaş lakaplı XII Şarl (1697-1718) 1709’da Poltava Muharebesinde yenilince ricat (geri dönüş geri çekilme) yolu kesilmiş olduğundan maiyetiyle beraber Osmanlı topraklarına en yakın olan Bender Kalesine sığındı XII Şarl’ı takip eden Çar Petro’nun ordusu da Osmanlı sınırını geçerek tahribatta bulundu![]() Gerek bu tecavüze karşılık vermek gerekse İsveç Kralının Bender Kalesinden İstanbul’a gönderdiği yardım dileyen mektupları ve Rusya’nın emellerine set çekmek için Sultan Ahmed Han Rusya’ya sefer açtırdı Vezîriâzam Baltacı Mehmed Paşa sefere Serdâr-ı ekrem (Başkumandan) tayin edildi Yüz bin kişilik Osmanlı ordusu 9 Nisan 1711’de sefere çıktı Osmanlı donanması da üç yüz altmış gemiyle Karadeniz’e açılarak Azak Denizindeki Rus donanmasını imha ve Azak Kalesini zaptetmek vazifesiyle denizden sefere katıldı Osmanlı ordusu Prut adındaki Kıpçak boyunun adını taşıyan Prut Nehri kıyısında Rus ordusuyla karşılaştı Çar Deli Petro kumandasındaki Rus ordusunun mevcudu altmış bin kadardı![]() Osmanlı ordusunun öncüleriyle Rus öncü kuvvetleri Prut Nehri karşı kıyısında nehir geçiş hazırlıkları içinde karşılaştılar Osmanlı öncü kuvvetleri karşı kıyıda bir köprü başı ele geçirdi Emniyetle nehrin karşı tarafına geçti Bu sırada düşman öncülerinin geri çekilme hareketini sezen Baltacı Mehmed Paşa kuvvetli bir süvari kolunu ileri göndererek Ruslara ağır kayıplar verdirdi Diğer taraftan Kırım Hanı Devlet Giray da 20 Temmuz günü Rus nakliye kollarını basarak epeyce kayıp verdirdi Ayrıca çeşitli eşyâ ile dolu 600 arabayı da ele geçirdi Bu suretle Rus ordusu ağırlıklarını tamamen kaybetti Öğleden sonra Rus askerine verilen istirahatten faydalanan Devlet Giray Tatar birlikleriyle Yaş yolunu kesince Rus ordusu çok kötü duruma düşürüldü Kuzey yani ricat hattı Kırım atlıları; sağ kanat da Çerkez Mehmed ve Salih paşaların emrindeki sipahiler tarafından tutulunca Rus ordusu artık tamamen sıkıştırılmış bulunuyordu Ruslar ilk gün topçu desteği olmadan açıktan yapılan yürüyüşü yeniçerilerin gayretsizliği sebebiyle durdurmaya muvaffak oldular Fakat bu çarpışmalar sonunda çarın hareket imkânları da tamamen önlendi Prut Irmağının karşı kıyısına da Cin Ali Paşa komutasındaki Bender askerleri yerleştirilince çevirme işi tamamlanmış ve Osmanlı topçusunun mevzîlere girmesiyle de Ruslar büyük zayiat vermeye başlamıştı![]() Ordusunun gıdasızlık yüzünden fena bir durumda olduğunu çemberden kurtulmanın imkânsızlığını ve zayiatının da git gide artmakta olduğunu gören Petro bir meclis topladı ve bu mecliste Türklere sulh teklifinde bulunmayı kararlaştırdı Çarın müsaadesiyle Mareşal Şeremitiyev bir mektup yazarak resmen sulh teklif etti Baltacı Mehmed Paşa mektubu getiren Rus subaylarının karnını doyurup tevkif ettirdi ve Rus ordusunun bombardıman edilmesini top ateşine ara verilmemesini emretti![]() Bunun üzerine Şeremitiyev ikinci bir mektup yazarak daha fazla kan dökülmeksizin sulh için bir karar vermesini Baltacı Mehmed Paşaya tekrar rica edip aksi takdirde canla başla tekrar harp edeceklerini bildirdi Serdâr-ı ekrem 21 Temmuz’da Şeremitiyev’den ikinci mektubu aldıktan sonra bu hususu görüşmek için Kırım Hanı ve ordu erkânını toplayıp sulh yapılıp yapılmaması hakkında görüştü Topladığı heyete; “Rus çarı sulh istiyor ve her ne talep edilirse vermeyi kabul ediyor ne dersiniz? Arzumuz gibi hareket ederse sulha mı müsaade edelim yoksa emanına bakmayıp harbe mi devam edelim?” diye sordu Kırım Hanı sulha muhalif olmasına rağmen ordu erkânının ekserisinin; “Eğer istediğimiz kaleleri bize teslim eder ve tekliflerimize razı olursa sulh yapmak kazançtır Ayrıca yeniçeriler arasında savaşa karşı bir isteksizlik sezilmesi ve maazallah fena bir durumda savaşın bozgunla neticelenme ihtimali vardır” diye mukabele ettiğinden sulha karar verildi Ertesi gün ordugâha davet edilen Rus murahhası Pyotr Şafirov ile görüşmelere başlandı ve 22 Temmuz 1711’de antlaşma imzalandı (Bkz Prut Antlaşması)Bu antlaşma sırasında Rus Çariçesi Katherina ile Baltacı Mehmed Paşanın buluşmaları tamamen hayal mahsulüdür Devrin hiçbir Türk ve Avrupa kaynağında böyle bir iddia yoktur Prut Seferinden hemen sonra Baltacı’yı sadaretten (sadrazamlıktan) düşürmek için çalışan devlet adamları dahi böyle bir iddiada bulunmamışlardır Bu tür iftiralar edep ahlâk ve vatanperverliğin numunesi olan bazı Osmanlı paşalarını gözden düşürmek isteyen veya onları da kendileri gibi zanneden romancıların kaleminden çıkmış uydurma hikâyelerden öteye gidemez
|
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar... |
|
|
#89 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...Çehrin Seferi Kara Mustafa Paşa‘nın 1678′de yaptığı ve Çehrin kalesinin alınmasıyla sonuçlanan sefer Çehrin şehri (bugün Çigir) 17 asırda gerek Kazaklar arasındaki mücadeleler gerek Ruslar ile Lehliler (Polonyalılar) ve Osmanlılar arasında meydana gelen savaşlar sırasında hendek ve surlarla tahkim edilmiş ve kale hâline getirilmişti Aynı asrın ikinci yarısı başlarında Zaporog Kazakları hetmanı Brohovecki ile Sarıkamış Kazaklarının hetmanı Doroşenko arasında el değiştirdi 1668′de bütün Kazaklara hetman olan Doroşenko’nun Osmanlı himayesini kabul etmesiyle Çehrin kalesi Türk hakimiyetine girdi ve buranın korunması Kırım Hanlığı‘na bırakıldı Çehrin kalesi 1674′te Lehliler ve 1675′te Ruslar tarafından kuşatılmasına rağmen önce Kırım Hanı Âdil Giray’ın daha sonra da Selim Giray’ın yardıma gelmesi sonucunda bu kuşatmalardan kurtuldu Ancak 1677′de Kazak hetmanı Doroşenko’nun Rus himayesini kabul ve Çehrin kalesini Ruslara teslim etmesi üzerine Kırım’ın kuzeyinde Osmanlı hudutları tehlikeye düştü![]() 1677′de dört bin kadar Rus Kazak ve Alman askeri tarafından savunulan Çehrin önünde İbrahim Paşa başarı kazanamadığı için 1678′de sadrazam Kara Mustafa Paşa kalenin fethine memur edildi Osmanlı ordusu 30 Nisan’da İstanbul Davutpaşa sahrasından hareket ederek Silistre’ye kadar Sultan IV Mehmed Han ile beraber geldi Ordu daha sonra Mustafa Paşa’nın kumandasında Çehrin kalesi önüne vardı Kırım hanı Murad Giray Han da Osmanlı kuvvetleri ile beraber bulunuyordu Kara Mustafa Paşa bir taraftan Çehrin kalesini kuşatırken diğer taraftan da General G Romodanovski idaresinde bu kaleye yardıma gelen Rus kuvvetleri ve Barabaş Kazaklarına karşı savaştı Otuz üç günlük bir kuşatma sonunda 12 Ağustos 1678′de Çehrin kalesini aldı Ruslar geri çekilmek zorunda kaldı![]() Bu savaş Osmanlılar ile Ruslar arasındaki ilk önemli çatışmalardan biridir Çehrin kalesi sekiz yıl kadar Osmanlıların elinde kaldı; daha sonra Birinci Petro’nun Kırım’a saldırdığı ve Doğan Kirman ve Azak kalelerini ele geçirdiği sırada Rus hakimiyetine geçti![]() |
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar... |
|
|
#90 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türk Tarihindeki Bütün Savaşlar, Seferler Ve Antlaşmalar...Kanije Zaferi (Kanije Savunması Kanije Müdafaası) Türklerin Avusturyalılara karşı Kanije’de yaptığı savunma (1601) 1600 yılında Kanije Kalesi fethedilerek beylerbeylik hâline getirildi ve idâresi Tiryaki Hasan Paşa‘ya verildi Ertesi sene Avusturya Arşidükü Ferdinand 50 000 kişilik kuvvet 42 büyük topla Kanije önüne gelerek kaleyi kuşattı Orduda başta Avusturya ve Almanlar olmak üzere İtalya İspanya Papalık ile gönüllü Fransız ve Macar birlikleri bulunmaktaydı Kaledeyse sadece 5000 civarında mücahid vardı![]() 9 Eylül günü kaleyi bombalamaya başlayan müttefikler günde ortalama 1500 gülle atıyorlardı Açılan gedikler geceleri binbir müşkülatla mümkün mertebe kapatılıyordu Hasan Paşa Vezir-i âzama haber göndererek yardım talep ettiyse de bir netice elde edemedi Ancak Paşa bu durumu askere sezdirmedi Düşman kaleye girebilmek için varını yoğunu ortaya koyuyordu Nehir üzerine köprü kurdularsa da Hasan Paşa geceleyin bu köprüyü yaktırdı İkinci köprülerini de çengellerle içeri çektirdiğinden üzerindekiler nehre atlayıp boğuldular Hasan Paşa kale sınırlarına yaklaşan düşmana yalnız tüfek atışı yaptırıyordu![]() Müttefik kuvvetler Türklerde top veya cephane olmadığı hissine kapılmıştı Bu sebeple kaleye toplu bir hücuma kalktıkları anda yüz topa birden ateş emrini veren Hasan Paşa düşmana büyük zayiat verdirdi Aldığı esirlereyse içi kum dolu fakat üstü un ve barutla örtülü çuvalları göstererek düşmanın iaşe ve cephaneyi bitirmek ümidini kırmıştı Ancak Belgrad’ın düşman eline geçmesinden sonra Arşidük Matyas da kuvvetleriyle gelip Kanije’yi muhasara edenlere katıldı Ertesi gün ise taze kuvvetlerle yeniden hücuma geçildi Hasan Paşanın başını getirene kırk köy vaad ediliyordu Şiddetli ve korkunç hücumlar Hasan Paşanın tedbir ve direktifleri sayesinde bertaraf ediliyordu![]() Müttefik kuvvetler nihayet 18 000 ölü vererek hücumdan vazgeçti Papanın kardeşi yaralanıp kahrından öldü Bu kadar kuvvetli düşmanın bir avuç mücahide bir şey yapamaması askerin maneviyatını artırdı Arşidük ne pahasına olursa olsun kaleyi almak niyetindeydi Bu sebeple kış bastırdığı halde askeri barındıracak siperler ve yeraltı mevzileri yaptı Muhtelif hücumlarla kaleyi delik deşik etmesine rağmen burayı alamıyordu Kalede 4000 kişi kalmıştı Açıkta ve çadırda kalan düşman askerlerinin morallerinin bozulduğu bir sırada Hasan Paşa 3000 kişilik kuvvetle kaleden dışarı çıkıp düşmana hücum etti Aynı zamanda kaledeki toplara da hep birden ateş ettirerek düşman ordugâhını alt-üst etti Birbirine giren düşman kuvvetleri her şeyi bırakıp kaçmaya başladılar Düşmandan 45 top 14 000 tüfek 50 otağ ve 10 000 çadırın yanında Ferdinand’ın otağı tahtı altın ve gümüş eşyaları arabaları Hasan Paşanın eline geçti Bozgundan kaçanlar Arşidük’ün etrafında yeniden toplandılarsa da Hasan Paşa düşmandan ele geçirdiği topları bunların üzerine çevirerek perişan etti![]() Tiryaki Hasan Paşa düşman karargâhının tamamının temizlendiğini haber alınca Arşidük’ün otağına doğru gitti Otağın içersinde etrafı altın ve gümüş parmaklıklı başları mücevherli ve direklerinin başı elmaslı bir taht vardı![]() Tahtın iki yanında sırma saçaklı on iki koltuk bulunuyordu Tahtın önünde dört metre uzunluğunda süslü yemek masası duruyordu Bunları gören Hasan Paşa “Cenâb-ı Hakk’a şükrâne olarak iki rekat namaz kıldı ve duâ edip ağladı Bu zaferin Allahü teâlânın inâyeti ve Peygamber efendimizin mûcizâtı eseri” olduğunu söyleyerek tahta oturdu Diğer beyler de koltuklara oturdular Hasan Paşa bu büyük muzafferiyeti dört temel esasla kazandıklarını söyledi Bu esaslar sabır sebat birlikte hareket ve kumandana itaatti Bu şekilde harekete devam ederlerse Allahü teâlânın kendilerine daha nice zaferler vereceğini söyleyerek emrindekilere nasihat etti![]() Üç ay sürmüş olan Kanije Muhasarasından sonra Hasan Paşa elde ettiği ganimeti ancak iki ayda kaleye nakledebildi Muhasara esnasında hizmeti görülen beylere ve kumandanlara hediyeler dağıtarak rütbelerini yükseltti![]() Sultan Üçüncü Mehmed Han (1596-1603) Avusturya ve müttefiklerinin bozgunuyla neticelenen bu zafer haberine çok sevindi İstanbul’da şenlikler yapılmasını emretti Tiryâki Hasan Paşaya vezir rütbesi verilip haslar murassa kılıç muhteşem şekilde donatılmış üç hilâlli sancak ve bir de hatt-ı hümâyun gönderdi![]() Padişah hatt-ı hümâyununda Hasan Paşayı; “Berhudar olasın sana vezâret verdim ve seninle mahsur olan asker kullarım ki mânen oğullarımdır yüzleri ak ola Makbûl-i hümâyunum olmuştur Cümleyi Hak teâlâ hazretlerine ısmarladım” diyerek medhü senâ ediyordu![]() Padişahın fermanını okuyan Hasan Paşa ağladı Sebebini soranlara: “Kanije Müdafaası gibi küçük hizmetlere de vezirlik verilmeye pâdişâh mektubu yazılmaya başlandı Bizim gençliğimizde böyle küçük hizmetlere vezirlik verilmez Pâdişâh mektubu yazılmazdı Biz ne idik neye kaldık diye ağlıyorum
|
|
|
|