Osmanlıca Sözlük Lügat M Harfi |
|
|
#16 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M HarfiM Harfi MÎK f Çekirge MÎK Çabuk ağlayan, yufka yürekli olan MİKA Muhabbet, sevgi MİKAA Kassarların üzerinde bez döğdükleri ağaç * Kassarlar tokmağı * Yaşlı ve uzun boylu kimse MİK´AB Geo: Küb * Mat: İki defa kendisi ile çarpılan sayı Mİ´KAB Kızdan sonra oğlan doğuran kadın Bir oğlan sonra bir kız doğuran MİK´AB (C : Mekâıb) Topuk mesti MİKÂİL Rezzakıyyet arşının hamelesi olan büyük Melek Dört Büyük Melekten birisi (Bak: Melâike) MİKAMME Süpürge MİKAT Bağırdak ipi, (oğlancıkları beşikte onunla bağlarlar ) * Kesilme ânında koyunun ayağını bağladıkları ip MİKAT Bir iş için tayin edilen zaman veya yer * Mekke-i Mükerreme yolu üzerinde hacıların ihrama girdikleri yer MİKATÎ Hacc mevsimini beklemek üzere Mekke-i Mükerreme´de kalan kimse MİKAT SÜNNETİ Hacca niyet edenin ihrama girmesi MİKATT (C : Mikât) Üzerinde kalem kesecek âlet MİKDAD Demir kesme âleti MİKDAM (C : Makadim) Çok ayaklı * Kıdemli * Çok çabalayıp uğraşan Fazlaca gayret sarfedip ikdâm eden MİKDAR Parça Kısım Bölük * Kıymet Değer Derece MİKDAR-I KÂFİ Yeter derecede MİKDAR-I KAMET Namaza başlamak için okunan kamet zamanı kadar MİKELE Sofra takımı MİKHAL (C : Mekâhil) Göze sürme çekmekte kullanılan âlet MİKLEB Eskiden ciltlenen kitapların sol tarafındaki fazlalık parçanın adı MİKLEME Kalemlik, kalem konacak âlet MİKNE (C: Mekenât) Süpürge MİKNESE Süpürge MİKNET Güç, kudret, kuvvet MİKRA´ Balta gibi bir alettir ve onunla taş parçalarlar MİKRAA (C: Mekâri) Davul çomağı * Çoban değneği MİKRAM Çok ikram ve kerem eden Bağışlayan, ihsan eden MİKRAM (MİKRAME) (C: Mekârim) Kadınların başını ve yüzünü örttükleri nakışlı bez MİKRAT (C: Mekârâ) Su mecrâsı (Her taraftan gelen yağmur suyu orada toplanır ) * Büyük havuz * Büyük çanak MİKRAZ (C : Mekariz) Makas MİKREB (C : Mekârib) Çift sürmede kullanılan saban MİKRON Fr Metrenin milyonda biri Milimetrenin binde biri MİKROSKOP Fr Gözle görülmeyecek kadar küçük cisimleri, çok defa büyük göstermeye yarayan âlet MİKSAHA (C : Mekâsih) Süpürge MİKSAL Çok keskin kılıç MİKSAR Çok konuşan, sözü uzatan, geveze * Çoğaltan, teksir eden MİKSEFE (Kesâfet den) İçine elektrik enerjisi yığılan âlet (Kondansatör) MİKSEHA (C : Mekâsih) Süpürge MİKSİR Çok söyleyici, çok konuşan MİKŞAT Hattatların, kamış kalemlerinin kabuğunu soymakta kullandıkları âlet MİKTA´ Kesecek âlet MİKTEBE Tabak üstüne örttükleri nesne MİKTEL Onbeş sa´ miktarı nesne alır ölçek MİKVAL Çok konuşan MİKVED (C : Mekavid) Yular MİKVEL Lisan Dil MİKYAL (C : Mekâyil) (Keyl den) Ölçek Tahıl ölçeği MİKYAS Kıyas edecek, ölçecek âlet Ölçü âleti Uzunluk ölçüsü Ölçek MİKYAS-I KUVVET Kuvvet ölçer Dinamometre MİKYAS-I MÂ Hidrometre MİKYAS-I ZELAZİL Yer sarsıntısının şiddet ve yönünü gösteren âletler MİKYAS-ÜL HARARE Harâret derecesini ölçen âlet Termometre MİKYAS-ÜL MÂYİAT Sıvıların yoğunluk derecesini ölçen âletin adı MİKYAS-ÜR RİYAH Rüzgâr hızını tâyin eden âlet MİL İğne gibi ince ve uzun bir âlet * Göze sürme çekecek âlet * Ucu sivri çelik kalem * Sivri dağ tepesi * Bir çarkın, üzerinde döndüğü mihver, eksen * Elektromotordan iş tezgâhına kuvvet nakleden uzun çelik çubuk * Selin bıraktığı en verimli münbit toprak * Mesafeyi gösteren işaret çubukları * Bir kilometreden fazla mesafe, uzaklık MİL-İ BAHRÎ İngiliz deniz mili (1852 metre) MİL-İ BERRÎ Kara mili (1609 metre) MİLA Bir kap dolusu nesne MİLAD (Velâdet den) Doğum günü * Hz İsa´nın (A S ) doğum günü kabul edilen yıl başı MİLADÎ Milada ait Milada dayanan Ekser Avrupalıların takvim başlangıcı yaptıkları Milad yılına ait * İsa´nın (A S ) doğumundan itibaren başlayan takvim ki, miladî tarih denir MİLAH (Milh C ) Milhler, tuzlar MİLAHAT Gemicilik Gemicilik bilgisi MİLAK Bir nesnenin kıyam ve sebâtına sebep olan nesne MİL´AKA (C : Melâik) Tahta kaşık MİL´AKA-TIRAŞ f Tahta kaşık yapan Mİ´LAT (C: Meâli) Yas tuttuğunda, kadınların gözyaşı sildikleri bez MİLAT Duvara yaptıkları çamur Sıva balçığı MİLBEN Kerpiç kalıbı * Süt sağacak kap MİLDEM (MİLDÂM) Çekirdek dövdükleri taş * Ahmak ve iri vücutlu kimse MİLDES Hurma çekirdeğini dövdükleri büyük taş MİL´E Dolu, dolusu * Cemaat (Bak: Mele´) * Havuz MİLEL (Millet C ) Milletler Bir millet sayılan topluluklar * Bir din veya mezhebde olan topluluklar MİLEL-İ MÜTEMEDDİNE Medenileşmiş milletler MİLEL-İ SÂİRE Başka, diğer milletler MİLEZZ Katı, şiddetli, şedid MİLG Ahmak MİLH (C : Emlâh-Milha-Milah) Tuz MİLHA (Milhât) (C : Melâhi) Eğlence, oyun, cümbüş MİLHA (Milh C ) Tuzlar MİLHA Kutu Dağarcık MİLHAB (C : Melâhib) Kesecek âlet * Ber nesnenin kabuğunu soyacak âlet MİLHAFE Bürünecek şey Yorgan MİLHE Güzel kelâm, lâtif söz MİLHEZ Mürekkep karıştırmakta kullanılan bir âlet MİLHÎ (Milhiye) Tuzla alâkalı Tuzdan MİLİ f Kedi MİLİS Fr Orduya yardımcı halk kuvveti MİLK Mal cinsinden olan yer Birisinin tasarrufu altında bulunan yer Mülk MİLK-İ YEMİN Köle, cariye MİLKA Eskiden mürekkep hokkalarına konulan ham iplik MİLKAT Cerrah cımbızı MİLKAT (C: Melâkıt) Tandırdan ekmek çıkaracak âlet MİLKDAR f Hükümdar, pâdişah Mülk sâhibi MİLKED Nesne dövecek âlet MİLLET Bir dinden olanların topluluğu Din, dil ve târih beraberliği bulunan insan cemaatı Sınıf Topluluk * Bir sülâleden gelenlerin hepsi * Maddi, mânevi bir unsurdan sayılıp beraber yaşayanların hepsi MİLLET-İ BEYZA Bütün Müslümanlar MİLLET-İ HÂKİME Hâkim millet MİLLET-İ MERHUME Müslümanlar, İslâm Milleti (Allah´a ve onları ebedi saadete sevkeden emirlerine itaat ettiklerinden, kendileri rahmete mazhar olmuşlardır ) MİLLÎ (Milliye) Din ve millete âit, milletle alâkalı, millete mensub MİLLİYET Ümmet Aralarında din, dil ve tarih birliği olan topluluktaki hâl Millet olma Aralarında maddi mânevi birlik ve beraberlik râbıtaları bulunan topluluktaki vasıf (Milliyetimiz bir vücuddur Ruhu, İslâmiyyet; aklı, Kur´ân ve imândır )(Kimin himmeti milleti ise, o tek başiyle küçük bir millettir M )(Fikr-i milliyet, şu asırda çok ileri gitmiş Hususan dessas Avrupa zâlimleri, bunu İslâmlar içinde menfi bir surette uyandırıyorlar, tâ ki, parçalayıp, onları yutsunlar Hem fikr-i milliyette bir zevk-i nefsâni var; gafletkârâne bir lezzet var; şeâmetli bir kuvvet var Onun için şu zamanda hayat-ı içtimaiye ile meşgul olanlara, "Fikr-i milliyeti bırakınız!" denilmez Fakat, fikr-i milliyet iki kısımdır Bir kısmı menfîdir Şeâmetlidir, zararlıdır; başkasını yutmakla beslenir, diğerlerine adâvetle devam eder, mütayakkız davranır Şu ise, muhâsamet ve keşmekeşe sebebdir Onun içindir ki, hadis-i şerifte ferman etmiş: $Ve Kur´an da ferman etmiş: $ İşte şu hadis-i şerif ve şu âyet-i kerime; kat´i bir surette menfî bir milliyeti ve fikr-i unsuriyeti kabul etmiyorlar Çünki: Müsbet ve mukaddes İslâmiyet milliyeti, ona ihtiyaç bırakmıyor![]() ![]() M ) (Bak: Türk)(Menfî milliyette ve unsuriyet fikrinde ifrat edenlere deriz ki:Evvelâ: şu dünya yüzü, hususan şu memleketimiz, eski zamandan beri çok muhaceretlere ve tebeddülâta mâruz olmakla beraber; Merkez-i Hükümet-i İslâmiyye bu vatanda teşkil olduktan sonra, akvâm-ı sâireden pervane gibi çokları içine atılıp, tavattun etmişler İşte bu halde Levh-i Mahfuz açılsa ancak hakiki unsurlar birbirinden tefrik edilebilir Öyle ise, hakiki unsuriyet fikrine, hareketi ve hamiyeti bina etmek mânasız ve hem pek zararlıdır Onun içindir ki: Menfî milliyetçilerin ve unsuriyet-perverlerin reislerinden ve dine karşı pek lâkayd birisi mecbur olmuş; demiş: "Dil, din bir ise; millet birdir " Mâdem öyledir Hakiki unsuriyete değil; belki dil, din, vatan münâsebatına bakılacak Eğer üçü bir ise, zaten kuvvetli bir millet; eğer biri noksan olursa, tekrar milliyet dairesine dâhildir M ) MİLLİYETPERVER f Milliyetini seven MİLSAH (C : Melâsıh) Keten tarağı MİLT Nesebi bilinmeyen MİLTAN Yağ değirmeni MİLTAT Dimağa ermiş olan baş yarası * Deniz kenarı MİLVAH Tuzak yanında koydukları kuş * Semiz olmayan hayvan MİLVAT Mala MİLZAB (C : Melâzib) Aşırı derecede cimri, pek hasis MİM Kur´ân-ı Kerim alfabesindeki yirmidördüncü harf olup, ebced hesabında kırk sayısının karşılığıdır * Tarih yazarken bazan Muharrem ayına bir işaret olabilir * Bir kitap veya ibarenin sonuna veya altına temme (bitti) yerine ve "mâlum oldu, görüldü" makamında konulan bir harftir (Bak: Ebced) Mİ´MAR İmar eden Hüner sâhibi İnşaat plânlarını yapan ve bunların kurulmasına bakan san´atkâr Binâ inşa eden mühendis Mİ´MARÂN f Mimarlar Mİ´MARÎ (Mi´mariyye) Mimarlıkla alâkalı Mimarlığa âit * Bir yapı için mimara verilen para MİMHA Meni silmeye mahsus bez parçası MİMHAZA Yayık (Onunla yoğurttan yağ çıkarırlar ) MİMÎ (Mimiyye) Mim harfi ile alâkalı İçinde mim harfi bulunan kelime MİMLAKA Yer düzeltecek taş MİMLEHA Tuzlu yer MİMRAZ Hastalıklı, illetli MİMSAH Yalancı MİMSAHA Adi basacak nesne * Yüz silecek mendil MİMSİZ MEDENİYET Vahşilik, denîlik Alçaklık * Medeni kelimesinin, Kur´ân alfabesine göre "mim" harfini kaldırırsak, denî kelimesi kalır Buna binaen, "mimsiz medeniyyet" de denî, alçak ve zâlim yerinde kullanılmıştır MİMTAR Yağmurluk MİN Arabçada harf-i cerrdir 1- Mekân ve bir şeye başlamayı ifâde eder Meselâ: $ "Haftadan haftaya" da olduğu gibi 2- Teb´iz için olur Meselâ: $"Kim bir kavme benzemeğe özenirse onlardan sayılır" cümlesinde olduğu gibi Bazılarını, bir kısmını ifâde ediyor 3- Cinsi beyan için olur Meselâ: $ "İşlediğiniz hayrı Allah bilir" cümlesinde "min" tebyine (açıklamaya) vesile oluyor 4- Bedel-i ivâz (karşılık) için olur Meselâ: $ "Ahirete bedel, dünya hayatına râzı mı oldunuz" cümlesinde olduğu gibi 5- Tâlil (sebeb bildirmek) için olur Meselâ: $ "Allah´tan korktuğu için ağlıyor " cümlesinde olduğu gibi Önündeki kelime mef´ulün leh olur 6- İstiğrak ifadesi için olur Gâyet, hiç bir, hiç![]() ![]() gibi "Bize hiç bir yorgunluk dokunmadı" cümlesinde olduğu gibi $ Bâzı fiiller mef´ul-ü bihini, "min" ile alır Bu takdirde![]() ![]() den, dan![]() ![]() manası ile tercüme edilmez 7- Tahsis-i alel umum (katiyyet ifadesi) için olur Bu da zâidedir Meselâ: $ "Hiç kimse bana gelmedi" cümlesinde olduğu gibi Bunlardan başka "min" harf-i icerri;fasıl mânasına, birbirine zıd iki kelimeden ikincisine dahil olur Bâ-i cerreye, an $, fi $, ind $, alâ $´ya müradif olur $ Rubbemâ, mânasına ve sıla olur Lâm-ı zâide ve $ müz ve ba-i kasem yerinde de kullanılır MİNA Şişe, cam, billur * Parlak saray * Sırça Kuyumcuların kullandıkları lâcivert renkli sırça MİNA´ (C : Miyâni) Liman MİNAFAM f Cam mavisi, sırça renkli MİN´AM Çok in´am ve ihsan eden MİNARAT (Minare C ) Minareler MİNARE (C : Minarat) (Aslı menare´dir) Nur mevzii Ezan mevkii MİNA-RENK f Gök mavisi Mİ´NAS Kız doğuran kadın MİN-BA´D Bundan sonra, bundan böyle MİNBAZ Hallaç tokmağı MİNBER Camide hatibin hutbe okumasına mahsus kürsü (Rif´at mânasına olan nebr´den ism-i âlettir ) (Bak: Hutbe)(![]() ![]() Minber, Vahy-i İlâhinin tebliğ makamı olduğundan, o vesvese-i siyasiyenin hakkı yoktur ki o makâm-ı âliye çıkabilsin S ) MİNBEZE Yastık MİNCAB Zayıf kimse * Yeleği ve temreni olmayan ok MİNCAR Havan Havan eli MİNCEDE Küçük asâ, küçük sopa * Yorgancı çubuğu MİNCEL (C : Menâcil) Orak Ekin orağı MİNCEM (C : Menâcim) Terâzi kolu MİNCERE Soğuk suya harâret veren kızmış sıcak taş (O suya "necire" derler ) MİN-CİHETİN Bir cihetten, bir bakıma göre MİNCİLAB Murdar su, pis su MİNDAG Hücum edecek âlet MİNDAS Yeyni avret, hafif kadın MİNDEF (C : Menâdif) Hallaç yayı MİNDEL Hırslı, doymaz ve açgözlü insan Yırtıcı kimse * Zorba, eşkiya MİNDİF Atılmış pamuk MİNDİL (C: Menâdil) Peşkir Mendil Bez parçası MİN-EL-ARŞ İLE-L-FERŞ Arştan yeryüzüne kadar MİN-EL EVVEL Evvelden beri MİN-EL EZEL Ezelden beri MİN-EL KADİM Çok evvelden Eskiden beri MİN-EL MÜHLİKAT Helâk edenlerden Mühlik olanlardan MİNEN (Minnet C ) Minnetler MİNESSERA İLESSÜREYYA (Mines serâ il-es süreyyâ) Yerden göğe kadar MİN-EŞ ŞEMS Güneşten MİNFAH (C : Menâfih) Körük MİNFAK Çok fazla nafaka veren MİNFEHA Peynir mayası MİN GAYR-I HADDİN Had harici, edeb dışı olarak * Haddim olmayarak MİNH (MİNHÜ) (C : Minhüm) Ondan (Müzekker hâli ) MİNHA (C : Minhünn) Bundan, ondan (Müennes hâli) MİNHA (C: Minah-Menâyih) Atiyye, bahşiş MİNHAC Meslek Yol Açık ve belli yol * f Büyük ve işlek cadde MİNHAC-I HİDAYET Doğru yol Hidayet yolu MİNHAC-ÜS SÜNNET Sünnet yolu Sünnet caddesi Hazret-i Peygamber´in (A S M ) gittiği, emrettiği şeriat yolu MİNHAR Misafirperver Misafir kabul edip ağırlayan MİNHAS (C : Menâhis) Uğursuz şey MİNHAT (C : Menâhit) Dülger rendesi Taş veya tahta yontmada kullanılan âlet MİN-HAYSÜ-LAYAHTESİB Hesab edilmedik ve umulmadık yerden veya kadar (mânasında) MİNHÜM Onlardan MİN ![]() İLA den![]() ![]() ye kadar MİNKAA Küçük taş çömlek MİNKAB Delecek âlet Ateş yakmak ve tutuşmak MİNKAL (C: Menâkıl) Çamur teknesi MİNKALE Geo: Yarım dâire şeklinde dereceli geometri âleti İletki MİNKAR (C : Menâkir) Yırtıcı kuşların gagası * Taşçı kalemi Taş yontmağa mahsus kalem MİNKAR-I MAHRUT Gagaları konik biçimde ve kuvvetli olan kuşlar (Serçe, karga gibi) MİNKAR-I MEŞKUK Kırlangıç ve çobanaldatan gibi gagaları kısa ve çok yarık olan kuşlar MİNKARÎ Gaga biçiminde Gagayı andırır tarzda MİNKAŞ (Minkaşe) Cımbız, kıskaç * Demir kalem MİNKAZ Uzunluğuna yarılmış, boylamasına bölünmüş MİN KÜLL-İL VÜCUH Her yönden Her cihetle MİN-MA (Mimmâ okunur) Şey, nesne O şeyden MİNMAS Kıl yolacak âlet MİNNET İyiliğe karşı duyulan şükür hissi * Birisine iyilik etmek * Yapılan iyilikleri sayarak başa kakmak MİNNETDAR f Bir iyiliğe karşı minnet duyan Yük altında kalır gibi birisinin iyiliğine karşı mahcubiyet MİNNETDARANE f Minnetli olarak Minnet eder surette MİNNETDARÎ f Minnetdarlık MİNNETDİDE f Minnet ve iyilik görmüş MİNNETKEŞ (C : Minnetkeşân) f Minnet altında bulunan Minnet çeken MİNNETKEŞÂN (Minnetkeş C ) Minnet altında bulunanlar, minnet çekenler MİNNETŞİNÂS (C : Minnetşinâsân) İyilik tanıyan Minnet bilir MİNNETŞİNÂSÎ f İyilik tanıyıcılık, minnet bilirlik MİNSAF (C: Menâsıf) Hizmetkâr, hizmetçi MİNSAR (MİNSİR) Yardımı çok olan kimse * Yardım edecek âlet MİNSEC (C: Menâsic) Çulhaların bez tarağı MİNSEE (MİNESSEE) Asâ, sopa MİNSEF (C: Menâsif) Elek Kalbur Külünk MİNSEGA (C: Menâsıg) Ekmekçilerin ekmek tozunu sildikleri nesne * Yufka yuvarlağı MİNSER (C: Menâsir) Yırtıcı kuşların gagası * Taşçı kalemi * Yüz ile ikiyüz adet arasında olan asker * Önlerinde ne bulunur yıkıp yakıp târumar eden asker * Otuz ile kırk arasında olan at * Kırktan elliye veya altmışa; ve yüzden ikiyüze kadar olan at MİNŞAA Çulha mekiği MİNŞAKKA Yarık, çukur, oyuk MİNŞAR (C : Menâşir) Testere, biçki MİNŞEFE Sünger, bez gibi su silmeğe mahsus nesne MİNŞEGA Ot ve yem koydukları kap MİNŞEL (MİNŞÂL) (C: Menâşil) Yemek çatalı MİN-TARAFİLLAH Allah tarafından Cenâb-ı Hakk´ın emriyle MİNTAŞ (C: Menâtiş) Kıl yolacak âlet Cımbız MİNU Şişe, sırça, cam * Zümrüt * Cennet, firdevs MİNU-YU HÂK Mezar, kabir MİNVAL Hareket tarzı, davranış Usul, yol * Fayda * Uslub, tarz * Bez dokuyan cüllah MİN-VECHİN Bir bakımdan, bir cihetten MİNYATÜR Eski el yazısı kitapları süslemek için sulu boya ile yapılan ince resimler hakkında kullanılır bir tâbirdir İtalyanca "minyatura" kelimesinden alınmadır Buna vaktiyle küçük nakış demek olan "hurde nakış" denilirdi (O T D S ) * İnce bir san´atla yapılmış küçük resimler MİNZAR Ayna Bakma âleti Gözlük
|
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M Harfi |
|
|
#17 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M HarfiM Harfi MİR Amir Bey Baş Kumandan Vâli MİR-İ KELÂM Güzel ve zarif konuşan MİRA´ (Riya dan) Riya etme, riyakârlık yapma * Başkasının sözüne itiraz edip mücâdele etme * İçindekinin aksini söyleme MİR-AB f Bir kentin su işlerine bakan kişi Mİ´RAC Merdiven, süllem * Yükselecek yer * En yüksek makam * Huzur-u İlâhî Peygamberimiz Hz Muhammed (A S M ) Efendimizin, Receb ayının 27 gecesinde Cenab-ı Hakk´ın huzuruna ruhen, cismen, hâlen çıkması mu´cizesi ki; en büyük mu´cizelerinden birisidir (Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, nasılki Arz ahâlisine inşikak-ı Kamer mu´cizesini göstermiş; öyle de: Semâvat ahâlisine, Mi´rac mu´cize-i ekberini göstermiştir İşte Mi´rac denilen şu mu´cize-i âzamı, Otuzbirinci Söz olan Mi´rac Risalesi´ne havale ederiz Çünki o risale, o mu´cize-i kübrâyı, ne kadar nurani ve âli ve doğru olduğunu kat´i bürhanlarla, hattâ mülhidlere karşı da isbat etmiştir Yalnız, mu´cize-i Mi´racın mukaddimesi olan Beyt-ül-Makdis seyahatı ve sabahleyin Kureyş kavmi, Ondan Beyt-ül Makdis´in târifatını istemesi üzerine hâsıl olan bir mu´cizeyi bahsedeceğiz Şöyle ki:Mi´rac gecesinin sabahında, Mi´râcını Kureyş´e haber verdi Kureyş tekzib etti Dediler: "Eğer Beyt-ül Makdis´e gitmiş isen, Beyt-ül Makdis´in kapılarını ve duvarlarını ve ahvâlini bize târif et " Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman ediyor ki: $Yâni: "Onların tekziblerinden ve suâllerinden pek çok sıkıldım Hattâ öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim Birden Cenab-ı Hak, Beyt-ül-Makdis´i bana gösterdi; ben de Beyt-ül-Makdis´e bakıyorum, birer birer herşey´i târif ediyordum " İşte o vakit Kureyş baktılar ki: Beyt-ül-Makdis´ten doğru ve tam haber veriyor![]() ![]() Hem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Kureyş´e demiş ki: "Yolda giderken sizin bir kafilenizi gördüm kâfileniz yarın filân vakitte gelecek Sonra o vakit kâfileye muntazır kaldılar Kâfile bir saat teehhür etmiş Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm´ın ihbarı doğru çıkmak için, ehl-i tahkikın tasdikıyla, Güneş bir saat tevakkuf etmiş Yâni Arz, O´nun sözünü doğru çıkarmak için; vazifesini, seyahatını bir saat tâtil etmiştir ve o tâtili, Güneş´in sükunetiyle göstermiştir İşte Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm´ın birtek sözünün tasdikı için, koca Arz vazifesini terkeder; koca Güneş şâhid olur Böyle bir Zâtı tasdik etmeyen ve emrini tutmayanın, ne derece bedbaht olduğunu![]() ve O´nu tasdik edip emrine $ diyenlerin ne kadar bahtiyar olduklarını anla M ) Mİ´RAC-UN NEBİ Hazret-i Peygamber´in (A S M ) huzur-u İlâhîde yükselmesi (Mi´râc-un Nebi : Zât-ı Ahmediyye (A S M ) Efendimizin seyr-i sülukundan ibârettir Zât-ı Muhammediye´nin bütün kâinatın fevkine çıkıp, bütün mevcudattan geçip, bütün mahlukatın Hâlikı ile umumî, küllî, ulvî bir sohbetidir )(Mi´rac meselesi erkân-ı imaniyyenin usulünden sonra terettüb eden bir neticedir Ve erkân-ı imaniyyenin nurlarından medet alan bir nurdur Erkân-ı imaniyyeyi kabul etmeyen dinsiz mülhidlere karşı elbette bizzat isbat edilmez Çünkü Allah´ı bilmeyen, peygamberi tanımayan ve melâikeyi kabul etmeyen veya semâvatın vücudunu inkâr eden adamlara Mi´rac´dan bahsedilmez Evvelâ o erkânı isbat etmek lâzım geliyor S ) (Bak: Bast-ı zaman) Mİ´RAC GECESİ Leyle-i Mi´rac da denir Arabî aylardan Receb-i şeri´fin yirmiyedinci gecesidir Mİ´RACİYYE Mi´raca âid Mi´rac hakkında Peygamberimiz Hz Muhammed´in (A S M ) Mi´rac mu´cizesi hakkında yazılmış manzume veya bu hususta yazılan eser MİRADE Mancınık taşı MİRADES (C: Merâdis) Kuyu içinde su var mıdır diye bilmek için bıraktıkları taş * El değirmeni MİRAH Sürur, neşat, sevinç MİR-AHUR f Sarayda at işlerine bakan memurun ünvanıdır MİRALAY Alay kumandanı Albay MİRAN (Mir C ) Beyler MİRAN (C: Mârin) Vahşi canavar yatağı MİRAN AŞİRETİ Cizre havalisinde Bühti ismi ile de anılan bir aşiret adı MİRAR Kerreler Def´alar MİRAREN Defalarca, birçok kere MİRAS Ölen kimseden akrabalarına ve yakınlarına kalmış olan mal, mülk ( $ olan hükm-ü Kur´anî, mahz-ı adâlet olduğu gibi, ayn-ı merhamettir Evet adâlettir Çünki; ekseriyet-i mutlaka itibariyle bir erkek, bir kadın alır, nafakasını taahhüt eder Bir kadın ise, bir kocaya gider, nafakasını ona yükler; irsiyetteki noksanını telâfi eder Hem merhamettir, çünki: O zaife kız, pederinden şefkate ve kardeşinden merhamete çok muhtaçtır Hükm-ü Kur´ana göre o kız, pederinden endişesiz bir şefkat görür Pederi ona, "Benim servetimin yarısını, ellerin ve yabanilerin ellerine geçmesine sebeb olacak zararlı bir çocuk" nazariyle endişe edip bakmaz O şefkate, endişe ve hiddet karışmaz Hem kardeşinden rekabetsiz, hasedsiz bir merhamet ve himayet görür Kardeşi ona, "hânedanımızın yarısını bozacak ve malımızın mühim bir kısmını ellerin eline verecek bir rakib" nazariyle bakmaz; o merhamete ve himayete bir kin, bir iğbirar katmaz Şu halde o fıtraten nazik, nâzenin ve hilkaten zaife ve nahife kız, sûreten, az bir şey kaybeder; fakat ona bedel akaribin şefkatinden, merhametinden, tükenmez bir servet kazanır Yoksa rahmet-i Hak´tan ziyade ona merhamet edeceğiz diye hakkından fazla ona hak vermek, ona merhamet değil, şedit bir zulümdür Belki zaman-ı câhiliyette gayret-i vahşiyaneye binaen kızlarını sağ olarak defnetmek gibi gaddarâne bir zulmü andıracak şu zamanın hırs-ı vahşiyanesi, merhametsiz bir şenâate yol açmak ihtimali vardır M ) MİRASHAR f Mirasyedi Kendine kalan mirası yiyen Mirashor MİR´AŞ (MER´AŞ) Çok yüksekten uçan güvercin MİR´AT Ayine Ayna * Meşhur bir cins lâle MİR´AT-ÜL AYN Bir şeyin dış görünüşü Mİ´RAZ (C: Meâriz) Zıpkın adı verilen yeleksiz uzun ok * Bir sözün gizli mânâsı Ta´riz Mİ´RAZ Süs için giyilen güzel elbiseler MİRAZZA Harmanı sürecek döven MİRBA Ganimet malının dörtte biri MİRBA (MİRBÂE) Gözcülerin üstüne çıkıp baktıkları yüksek yer MİRBAA Asâ, değnek, sopa MİRBAT Davar bağlanacak bağ MİRBED (C: Merâbid) Ev içinde olan küçük hücre (içine esvap koyarlar) * Davar ahırı * Davar duracak yer * Hurma kuruttukları yer MİRCEL (C : Merâcil) Kazan MİRDA Gemicilerin kullandıkları uzun ağaç MİRDİYAN (Mirdiyane) Mersin ağacı Mİ´RE (C: Miâr) Kin, adâvet, düşmanlık MİREMME Sığır ve deve gibi tırnaklı hayvanların dudağı MİRFA(T) İttifak etmek, bir olmak, birleşmek M MİRFAK Dirsek * Mutfak Kiler * Semânın şimal tarafında bir yıldız ismi MİRFAKA Dirsek yastığı MİRFED Büyük kâse MİRFEŞE Kürek MİRGAH Kaymak alacak âlet MİRHA İrhâ denilen yelmekle yelip seğirten at MİRHA(T) (C : Merâhâ) Yürüyücü at MİRHA(T) Salıverilmiş, bırakılmış perde MİRHAZ (MİRHÂZA) Gasilhâne, abdesthâne, kenif * Çamaşır tokmağı MİR´IZZA (MİR´IZÂ) Keçi kılının altında olan tiftik MİRÎ Devlete âid Devlet hazinesine mensub MİRİLU Uzayan harblerde ve askerin kifayetsizliği zamanlarında aylıkla toplanan askerler Bunlar talimsiz, intizamsız oldukları için "Nefer-i âm: Bütün halkın cenge sürülmesi" hükmünde kalıyor, bir istifade te´min olunamıyordu Yeniçeri Ocağı´nın ilgasıyla muntazam askerî teşkilât yapılınca bu türlü asker istihdamından vaz geçilmiştir * Hükümete ait gelir menbaları yerinde de mirilu tabiri kullanılırdı MİRKAK Oklava MİRKAM (C : Merâkım) Kalem MİRKAT Merdiven Basamak Derece MİRKEN (C: Merâkin) Don yıkayacak kap * Küçük leğen MİRLİVA Tugay kumandanı Tuğgeneral MİRMA(T) (C: Merâmâ) Nişan oku MİRRE Kuvvet * Öd * Akıl * Kat * Sağlamlık MİRRİD Müfsid, kötü ve şerir kimse MİRRİH Şâd, neşeli ve mesrur kimse MİRRİH Uzun ok ("Pertev oku" derler) * Yeleği olmayan ok * Bir yıldız adı MİRSAD Gözetleme yeri Rasad yeri * Gözetleme âleti * Suçluları gözleyip duran * Pusu * Suçlular için hazır bekleyen MİRSAD-I İBRET İbretle seyretme yeri MİRSAD-I TEFEKKÜR Tefekküre sebep olan MİRSAD (C: Merâsıd) Geniş yol MİRSAL (C: Merâsil) Tenbel yürüyüşlü davar * Küçük ok MİRSAT Gemi demiri Lenger MİRŞAH (Mirşaha) Süzgeç MİRŞAHA Eyer altına konulan keçeyi davardan almak MİRŞEKA (C: Merâşik) Terzi yüksüğü MİRŞEM Ekmek tozunu silecek tüy süpürge MİRT (C: Mürât) Yünden veya haz denilen kumaştan elbise * Kadınların, esvapları üstüne giydikleri elbise MİRTAC Kapı kilidi * Dar yol MİRTAC Yarış atlarının beşincisi MİRTAL (MİRTALE) Bulaşmak MİRTAZ Dinin yasaklarından sakınan kimse MİRVAHA (C : Merâvih) (Rih den) Yelpaze MİRVAHA CÜNBÂN f Yelpaze sallıyan MİRVED (C : Merâvid) Milve makara ortasındaki demir, mihver MİRYE Şek, şüphe * Münazara Cedel (Bak: Temâri) MİRZA Reis Bey * Büyük kimselerin çocuğu Beyzâde * Bazı İslâm topluluğunda iyi sülâleden olanlara, şehzâdelere, seyyidlere verilen ünvân olmakla beraber, bugün bir isim olarak çokca kullanılmaktadır MİRZAB (C: Merâzib) Ululuk * Uzun ve büyük gemi MİRZAH (C: Merâzıh) Çekirdek ve ona benzer şeyleri dövüp ezdikleri taş MİRZAH Üzüm çubuğunu yerden kaldırıp bağlayıp sardıkları ağaç MİRZAZ Havan eli MİRZEBE (C: Merâzib) Tokmak MİS f Bakır MİS´ Şimal yeli, kuzey rüzgârı MİS´AB (C: Mesâib) Değirmen oluğu * Havuz oluğu MİSAFİR Seferde olan (Bak: Müsafir-Mukim) MİSAHA Ölçmek, miktarını bilmek MİSAK Anlaşma Sözleşme Yeminleşme Verilen söz MİSAK Sürme, gütme, sevketme * Havada uçarken kanadını birbirine vurup uçan güvercin MİSAL Bir şeyin benzer hali Benzer Örnek * Düş Rüya * Ahlâk ve âdâbla ilgili kıssa ve hikâye * Bir şeyin örneği ve sıfatı Kısas * Gr: İlk harfi harf-i illet olan (yani; elif, vav veyahut da yâ olan) fiil veya kelime MİSAL-İ VAVÎ İlk harfi "vav" olan kelime MİSAL-İ YAYÎ İlk harfi "ye" olan kelime MİSALİYYE Misale dair Mİ´SAM Nabız yeri Bilek MİSANE Dizgin kayışı MİS´AR (MİS´ÂR) (C: Mesâir) Uzun * Ateş küsküsü yapılan ağaç Ateş karıştırmağa mahsus âlet Mİ´SAR (Mi´sara) Mengene MİSAS El sürme, değme, dokunma * Cima etmek * Almak MİSBAH Lâmba (Bak: Mısbah) MİSBAH Yüzgeç MİSBAH-I SADRÎ Göğüs yüzgeçi MİSBAH-I ZENEBÎ Balıkların kuyruğu MİSBAR (C : Mesâbir) Yaraya konulan fitil MİSBEKE Mâden eritilip dökülecek kap MİSDAK (Bak: Mısdak) MİS´EB Bal konulan tulum, bal tulumu Mİ´SELE (Asel den) Arı kovanı MİSELLE (C: Misâl) Çuvaldız MİSELLÎ Çuvaldızcı kimse MİSEM Dağlama eseri * Dağ yapılan âlet * Güzelin çehresindeki cemâl eseri MİSENN Bileği taşı MİSFAT Süzgeç Tasfiye âleti MİSFEN Törpü MİSFERE Süpürge MİSHA(T) (C: Mesâhi) Demir kürek, bel MİSHAB Bel âletinin sapı MİSHAB (C: Mesâhib) Sacayak MİSHAL Eğe, törpü gibi yontma aletleri MİSHANE Taş parçaladıkları nesne MİSHAT Şarap koyacak kap MİSHEB Siyah at MİSHEL Dil, lisan * Eğe, törpü * Ziynet verecek nesne * Yabâni eşek * Dizgin MİSHELÂN Geminin iki tarafındaki iki halka MİSİL (Misl) Benzer Eş Nâzır Tıpkısı MİSİLLİ (Misillü) Benzeri Gibi Aynısı MİSK Bir cins güzel koku ismi (Asya´nın büyük dağlarında yaşayan bir cins erkek ceylanın karınderisi altındaki bir bezden çıkarılır ) MİSK İLE ANBER Tamamıyla isteğe uygun (Misk ü anber de denir) MİSK´ Sıklık vermek MİSKAB (C: Mesâkıb) Mâden, kemik veya tahta gibi şeyleri delmekte kullanılan âlet, matkap MİSKAL Yirmidört kıratlık (4,5 gr kadar) bir ağırlık ölçüsü (Bir kırat, beş normal arpa ağırlığında olup, bir dirhemin 1/14 üdür ) MİSKAL Devamlı tenbel olmak MİSKAM Hastalıklı, illetli MİSKA(T) (C: Mesâki) Su bardağı Su kovası MİSKATA Düşürtücü ilâç veya sebep MİSKET Fr Alaybozan tüfeği Patlayan bombadan etrafa sıçrayarak tahribe, yaralanmaya ve ölüme vesile olan sert parça Eskiden kullanılmış geniş çaplı bir silâh * Güzel kokulu meyve (Elma, üzüm vs ) MİSKİN Uyuşuk, tenbel, hareketsiz Zavallı * Cüzzam hastası * Fık: Kendi kendini idâre edemiyen, iktisabtan âciz, mal ve mülkü hiç olmayan kimse MİSKİNÂNE f Tenbelcesine, miskincesine MİSL (Bak: Misil) MİSLAH Ham iken hurması dökülen hurma ağacı MİSLAK Fesih lisanlı, güzel konuşan * Kırkbeş sene yaşayan adam MİSLAK Fesih, beliğ konuşan kimse MİSLAT (C: Mesâlit) Anahtarın bir dişi MİSLİYET Benzeri ve misli olmak Benzerlik MİSMA´ (C : Mesâmi´) (Sem´den) Kulak * Hastanın iç organlarını dinlemeğe yarıyan âlet MİSMAK Çadırı yükseğe kaldıracak ağaç MİSMAR Ensiz çivi, mıh Demir kazık MİSMAR-I ÂHENİN Demir kazık MİSMAS Karıştırmak MİSMAZ Deyyus kimse MİSRED Büyük taş, çanak MİSSİK Çok cimri Hasis ve tamâhkâr MİSTAH Yatık bardak * Çadır direği * Hurma yayıp kuruttukları yer MİSTAR (Bak: Mıstar) MİSTİK Fr Mistisizm ile âlâkalı * Fls: Bâtıni Kalben çok dindar Sofi MİSVAK Kullanılması pek çok faydalı olan ve Peygamberimiz Hz Muhammed´in (A S M ) ehemmiyetle tavsiye ettiği, diş fırçası vazifesini de gören, hoş kokulu ve meyvesiz bir ağacın dallarından kesilip kullanılan parça MİSVAT Ekincilerin sürgüsü MİSVAT Kazan kepçesi MİSYON Fr Bir vazife ile bir yere gönderilen hey´et * Bir şahıs veyâ hey´ete verilen vazife MİSYONER Fr Hıristiyanlığı neşre ve tanıtmağa çalışan kimse MİŞ f Koyun, ganem MİŞ´ Aşı dedikleri kızıl balçık MİŞA´ Kumsuz yer Mİ´ŞAB Otu bol olan çayırlık yer MİŞAİL (Bak: Mihâil) MİŞ´AL (C: Meşâıl) Köylülerin deriden yaptıkları ayaklı küp Mİ´ŞAR Mat: Onda bir (1/10) * Bâzılarınca da binde bire denir MİŞ´AR Şan, şeref, haysiyet ve vakar MİŞAR Testere Mİ´ŞAR (MİŞÂR) (C: Meâşir) Dülger testeresi MİŞAT (Meşt C ) Taraklar, baş taramağa mahsus taraklar MİŞATİYE Tarak kılıfı MİŞ´AT (C: Meşâi) Kuyunun toprağını çıkardıkları zenbil MİŞCEB (C: Meşâcib) Üzerinde çamaşır kuruttukları kafes * Yüksek yere erişmek için yapılan sandalye MİŞCER (C: Meşâcir) Çamaşır asacak yer * Mahfe ağacı * Ağaçlık MİŞEZAR f Küçük koruluk, ağaçlık, meşelik MİŞHAZ Bileği taşı MİŞİN f Meşin MİŞK Aşı dedikleri kızıl toprak MİŞKA Tarak MİŞKAS (C: Meşâkıs) Ensiz uzun demir MİŞKAT İçine lâmba konan küçük hücre Duvarda içine ışık konulan yer * Kandil MİŞMAA Şamdan MİŞMAK Kağnının iki kolu * Bir nevi araba MİŞMEL Kaftan altında götürüldüğü hâlde görünmeyen küçük kılıç MİŞMİŞ Zerdali yemişi MİŞRAK Her zaman güneşli olan yer MİŞRAT (C : Meşârit) Keskin bıçak MİŞTAT Kış günlerinde oturulacak yer MİŞVAR Tarz, tavır, gidiş, gidişât * Gümeçten bal peteği sağılan âlet * Davar satılacak yer MİŞVARE Testi, çömlek MİŞVARGÂH f Gösteri yeri * Pehlivanların güreştikleri saha * At pazarı Satılık atların koşturulduğu meydan MİŞVAZ Sarık MİŞVEL Orak MİŞVERE Minder MİŞVEZ (C: Meşâviz) Tülbend MİŞYA´ Boşboğaz Çok konuşan MİŞYE Bir yürüme çeşidi MİŞZEB Dişli orak * Bağcıların asma çubuğu kesecek âletleri MİTA´ Bir şeyin son bulduğu yerin sonu * Geniş yol * Yolların birleştiği yer MİTADE Matkap başı MİT´AM (C : Matâim) Çok yemek yiyen Yemeği bol olan MİTAM Her zaman ikiz doğuran kadın MİTAN (C: Meyâtın) At yarıştırdıkları yer MİTAT (Bak: Midhat) MİTE Bir nevi ölmek MİT´EM Bir defalık ikiz doğuran kadın MİTHARA (Tahâret den) Matara MİTİN f ![]() Taşları kayaları paçalamada kullanılan büyük çekiç MİTİNG İng İçtimaî ve siyasî bir mes´ele için yapılan büyük toplantı MİTOLOJİ Fr Efsane bilgisi MİTRALYÖZ Fr Makinalı tüfek MİTRES Kapı ardınca koydukları ağaç MİV f Kıl Mİ´VAN Ahâliye yardım eden, halka yardımı çok olan kimse MİVE Meyve kelimesinin aslıdır Mİ´VEL (C : Meâvil) Büyük taşları ve kayaları parçalamaya yarıyan sivri kazma Mİ´VEZ(E) (C: Meâviz) Çocuk sardıkları bez, kundak * Eski kaftan MİYAH (Mâ C ) Sular MİYAH-I CÂRİYE Akar sular MİYAH-I HÂRRE Kaplıca suları gibi olan sıcak sular MİYAH-I MALİHE Tuzlu sular MİYAH-I MERRE Acı sular MİYAN f Orta, ara, vasat, meyan MİYANBEND f Kemer, kuşak MİYANBESTE f Bel bağlamış * Mc: Hemen işe hazır MİYANE f Ara * Orta, vasat * Helva gibi bazı yemeklerin pişme kıvamı * Ortaya serilen halı * Gerdanlığın ortasındaki büyük inci MİYANÎ (Minâ C ) Limanlar MİYANSER f Yarısı kıymetli taşlarla süslü bir cins taç MİYANSERA (Miyânserây) Avlu Ev meydanı Mİ´YAR Ölçü Bir şeyin kıymet ve vasfını gösterir olan MİYERE Taam, yemek MİYSERE (C: Mevâsir) Eyer yastığı * Eyer altına koydukları keçe * Çul içine koyulan keçe * Yatacak döşek, yatak MİZ Misâfir * Sofra, mâide * Temiz, pak MİZ´A Ayıracak alet Kesecek alet Mİ´ZA Ufak taşlı sert yapılı sağlam yer Mİ´ZAB (C: Meâzib) Dam oluğu MİZAB (C : Meâzib) Oluk, su yolu MİZAB-I BÂRÂN Yağmur oluğu MİZAC Huy, tabiat, fıtrat, bünye * Bir şeyle karıştırılmış olan başka bir şey MİZAC-I NÂZİK İnce yaradılış Nâzik tabiat MİZ´AC Bir yerde karar etmeyen kadın MİZAC-DAN f Mizac bilen, mizaçtan anlıyan MİZACGİR f Mizâc ve keyiflere göre hareket eden MİZAD Sürur, sevinç, neşe Mİ´ZAD Ağaç veya tahta budama bıçağı * Pazvant, kolçak MİZAE Abdest alacak kap MİZAH Şaka, lâtife * Edb: Bâzı düşünceleri nükte, şaka veya takılmalarla süsleyip anlatan bir yazı çeşidi Hoş, nükteli söz (Zıddı ciddiyettir) MİZAHÎ Mizahlı, eğlenceli MİZAH-NÜVİS f Eğlenceli mizahlı yazılar yazan Mİ´ZAL (C: Meâzil) Zayıf ahmak adam * Silâhsız kimse * Davarını halktan ayırıp uzak yerlerde otlatan kimse MİZAN Terazi, ölçü, tartı * Akıl, idrak, muhakeme Mikyas * Fık: Mahşerde herkesin amellerini tartmağa mahsus bir adâlet ölçüsü olup, hakiki mâhiyeti ancak âhirette bilinecektir * Mat: Yapılan hesabın doğruluğunu anlamak için yapılan diğer bir hesap Sağlama MİZAN-ÜL HARARE Sıcaklığı, soğukluğu ölçen âlet Termometre (Mikyas-ul hararet de denir ) Mİ´ZAR (C : Meâzir) Örtü, perde MİZBAH Bıçak MİZBAN (C : Mizbanân) f Ev sahibi Misafir kabul eden kimse MİZBANÂN (Mizban C ) Misafirleri ağırlayanlar, ev sahipleri MİZBED (C: Mezâbid) Hayvan ahırı MİZBER (C : Mezâbir) Kamış kalem MİZCEL "Harbe" denilen küçük kılıç MİZDEA Yüz yastığı MİZEBBE Yelpaze MİZEC Küçük süngü Mİ´ZEF (Mi´zefe Azf) Çalgı âleti, saz v s MİZEFFE Gelin mahfesi MİZEK f İdrar, sidik Mİ´ZENE (MİZENE) Ezan okunacak yer Mİ-ZENEND (f Fiil) Söylüyorlar, vuruyorlar " : Zeden" vurmak" masdarındandır Mİ´ZER (C : Meâzir) Peştemal MİZKÂR Dâima erkek doğuran dişi MİZLAC (MİZLÂK) El ile açılan kilit MİZLAKA Uzun burunlu ışık fitili makası MİZMAN f Misâfiri ağırlıyan, misâfire ikram eden ev sâhibi MİZMAR (C: Mezâmir) Meydan At yarıştıracak ve at oynatacak yer * İnce belli at MİZMAR Düdük, kaval * Mukaddes Zebur Kitabının her bir suresi * Hançere, nefes borusu (Bak: Mezâmir) MİZMAR-ZEN f Düdük çalan MİZR Bir nevi meşrubat * Ahmak kimse MİZRA (C: Mezâri) Yaba, kürek MİZRAK (C: Mezârık) Harbe, kısa kılınç MİZRAKA Küçük şırınga MİZVAC Çok koca değiştiren kadın Çok kocalı kadın MİZVED Dil, lisan MİZVED (C: Mezâvid) Azık koyacak kab MİZZ Bir şeyin diğeri üzerine olan fazlı, üstünlüğü
|
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M Harfi |
|
|
#18 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M HarfiM Harfi MODA Fr Geçici yenilik Elbise ve süslenmede geçici hevesler ve fantezi düşkünlüğü sebebiyle çıkartılan yeni tarz ve şekiller Bunlar israfı artırır ve iktisada aykırıdır MODEL Fr Biçim, örnek, şekil * Resim yâhut heykel yapılırken bakarak benzetilmeğe çalışılan şey veyâ şahıs MODERN Fr şimdiki zamana uygun, asri (Bak: Medeniyet) MOĞOL Turâni milletlerinin en büyüklerinden bir kabile olup Türkler ve Mançurlarla cinsi yakınlıkları vardır Asyanın ortalarında bugün Çin Devletine tâbi olan ve Moğolistan ismiyle bilinen geniş bir çölde ve Sibirya ve Türkistan´ın da bazı taraflarında bulunurlar Cengiz Hanla beraber Asyanın batı taraflarına akın ettikleri zaman, Asyanın büyük bir kısmıyla Avrupanın da bir kısmını yakıp yıkmışlardır MOLA İstirahat için işe ara vermek ve duraklamak * Denizcilike: Gevşetme, koyverme manâsındadır MOLEKÜL Fr Kim: Vasıflarını kaybetmemek şartıyla ayrılabilen herhangi bir maddenin en küçük cüz´ü, parçası MOLLA Eskiden büyük âlimlere verilen isim * Büyük kadı * Efendi, hoca, Medrese talebesi MOLLA CÂMİ (Bak: Câmi) MOLLAYANE Mollaya yakışır şekilde Mollaca MOLOZ Yapılardan artan veya viranelerden çıkartılan ufak taşlar * Bir işe yaramaz insan MONARŞİ Fr Hâkimiyetin kaynağı birtek şahısta (Kral, padişah, han v s ) olduğu kabul edilen devlet şeklidir Bu şahsın, yani devlet başkanının yanında bir meclis (parlamento) olursa; meşruti monarşi; olmazsa; mutlak monarşi ismini alır Ayrıca devlet başkanının iş başına gelmesi şekline göre, irsi veya seçimli monarşi adlı çeşitleri de vardır Monarşi, istibdat demek değildir 1877 yılına kadar Osmanlı Devletinde bir parlamento yoktu Fakat kanunlar âdil bir şekilde tatbik ediliyordu Bu tarihte mutlak monarşi sona ermiş, meşruti monarşi devri başlamıştır Asırlardır İngiltere de, meşruti monarşi devlet şekline sâhiptir Monarşi, bir devlet şekli olduğu için, hükümet şeklinden ayrıdır Yâni monarşik bir devlette, hükümetin kurulması ve vazife görmesi hukuk ve adâlete uygun olabilir Eğer meşruti monarşi ise, hükümetin teşkili ve faaliyeti, parlamenter demokrasi esaslarına uygun olarak tanzim edilebilir ve yürütülebilir MUABBİR (İbâret den) Rüyâ tabir eden Görülen rüyalardan mânâ çıkaran MUABBİRÎN (Muabbir C ) Görülen rüyalardan mânâ çıkaranlar Rüya tabir eden kimseler MUACCEL Acele olunmuş, ta´cil edilmiş, mühletsiz Peşin Va´desiz MUACCELÂNE Acele olarak Peşin olarak MUACCELAT (Muaccel C ) Peşin ödemeler MUACCELE Beylik ve evkaf kiralarından peşin alınan kısım MUACCELEN Peşin olarak * Çabuk ve acele olarak MUACCİZ Sıkıcı Bıktırıcı Usandırıcı Taciz edici Rahatsız eden Yapışkan Sırnaşık MUAD Geri çevrilmiş, iâde edilmiş, döndürülmüş MUADADAT Yardım etme, muvavenet etme MUADAT Karşılıklı düşmanlık, karşılıklı husumet MUADD Hazırlanmış İdâd olunmuş MUADDEL Tadil edilmiş Eski hâli değiştirilmiş MUADDIL (Muazzıl) Güçleştiren, güç duruma sokan, daraltan MUADDİL Tadil eden * Düzelten Müsâvi ve beraber kılan Denkleştiren MUADELAT (Muâdele C ) (Adl den) Beraberlikler, musâvilikler MUADELE Müsâvilik, eşitlik İki şey arasında mikdarca, vasıfca beraberlik * Karşılıklı anlayış * Adâlet * Mc: Anlaşılmaz iş Muammâ MUADELET Müsâvilik, denklik Karşılıklı uygunluk Eşitlik MUADİL Müsâvi, eşit, denk * Fiz: Eş değer MUAF Afvolunmuş İstisna edilmiş, ayrı tutulmuş Bağışlanmış Serbest MUAFAT Afvetmek * Sıhhat vermek * Sıhhat ve âfiyet bulmuş, iyileşmiş kimse * Hastalık veya belâdan korunma Musibetlerden muhafaza olunma MUAFESE Tedavi etmek MUAFÎ Afiyet verici * Belâ ve musibeti def eden MUAFİR Yavaş yürüyen kişi MUAFİYYET Bir hastalığa $karşı aşı ile elde edilen hâl * Afvolunmuş olma Bağışlanmış olma MUAFNAME f Afv kâğıdı Bir şeyin muaf tutulup afvedildiğini gösteren kâğıt MUAHAT Kardeşlik edinme MUAHED Zimmi kâfir MUAHEDAT (Muâhede C ) Muâhedeler, antlaşmalar MUAHEDE Karşılıklı yeminleşme, anlaşma Devletler arasında andlaşma MUAHEDE-İ İTTİFAKİYYE Bir savaş çıktığında birbirlerini desteklemek üzere iki veya daha fazla devletler arasında yapılan andlaşma MUAHEDE-İ TİCARÎ Yalnız ticâret işleriyle alâkalı olmak üzere devletler arasında yapılan andlaşma MUAHEDE-NAME f Ahdleşmenin yazıldığı ve imzalandığı kâğıt MUAHEZ Muâheze olunan Tenkid edilen, çekiştirilen MUAHEZAT (Muâheze C ) (Ahz den) Tenkid ve itirazlar * Azarlama ve paylamalar Çıkışmalar MUAHEZE Azarlama Çıkışma Darılma Alay eder tarzda karşısındakini küçümseme Tenkid MUAHEZEKÂR f Tenkid ve itiraz edici * Azarlayıp çıkışan Paylayan MUAHHAR Sonraya bırakılmış, te´hir edilmiş, geriye bırakılmış Sonradan MUAHHAREN Sonradan, bilâhare Muahhar olarak MUAHİD Andlaşma yapanlardan her biri Yeminli ve anlaşmalı olanlardan her biri * İslâm hükümetine vergi ödeyerek kendini himâye ettiren gayr-ı müslim (Resul-i Ekrem´in (A S M ) Arab müşriklerinden muâhid ve halifleri vardı, beraber harbe giderlerdi ) MUAHİZ (Ahz den) Çekiştiren, muâheze eden Tenkid edip itiraz eden MUAKAB Cezalandırılmış MUAKABE Bir kimseyi cezalandırma Cezaya çarpma MUAKADE (Akd den) Mukavele yapma Akid yapma Anlaşma MUAKARA Nefret etmek MUAKIB Cezalandıran * Takibeden MUAKİD Birbiriyle akid yapan, sözleşen MUAKKAB (Akab dan) Ardına düşülmüş, tâkib olunmuş, peşinden gidilmiş MUAKKAD İnce ve müşkil olan Zor anlaşılan söz * Ukdeli, düğümlü MUAKKID Düğümleyen, sihir yapan, cadı MUAKKİB Ardına düşen, takib eden, ardından koşan * Tağyir ve ibtal eden MUAKKİBÂT Gece ve gündüz melâikesi * Namazı müteakib otuz üçer defa tekrar edilen tesbih (Bak: Tesbih) MUAKKİBÎN Tâkipçiler, arkasından koşanlar, ardından gelenler MUALEBE Erkeğin, karısı ile oynaması MUALECAT Tedâviler, ilâç kullanmalar * Bir hususta çalışmalar MUALECE Bir hususa çalışıp devam etmek * Hastaya bakmak İlâç kullanmak, ilâç vermek * Bir işe teşebbüs, bir işe girişmek MUALLA Yüksek, yüce, âli Makamı ve rütbesi yüksek MUALLAK Askıda Hakkında karar verilmemiş, hallolunmamış * Havada boşta duran * Sürüncemede kalmış iş * Edb: Açık hece, bir vokalle okunan hece (Bak: Müsned) MUALLEKA (C : Muallekat) Askılar Henüz karar verilmemiş olanlar * Kocası kaybolan kadın * İslâmiyet´ten evvel Arabların meşhur edib ve şâirlerinin Kâbe duvarına astıkları yazılar ve şiirler MUALLEKAT-I SEB´A (Yedi askı) Kur´ân henüz nâzil olmadan, câhiliyet devrinde meşhur Arap şâirlerinin en beğenilmiş şiirlerinden, Kâbe´nin duvarına astıkları yedi meşhur kaside (Ceziret-ül Arab ahalisi o asırda ekseriyet-i mutlaka itibariyle ümmi idi Ümmilikleri için mefâhirlerini ve vukuat-ı tarihiyelerini ve mehâsin-i ahlâka yardım edecek durub-u emsâllerini kitabet yerine şiir ve belâğat kaydiyle muhafaza ediyorlardı Mânidar bir kelâm, şiir ve belâgat cazibesiyle eslâftan ahlâfa hafızalarda kalıp gidiyordu İşte şu ihtiyac-ı fıtri neticesi olarak o kavmin mânevi çarşı-yı ticaretlerinde en ziyade revac bulan, fesâhat ve belâgat metâı idi Hattâ bir kabilenin beliğ bir edibi, en büyük bir kahraman-ı millisi gibi idi En ziyâde onunla iftihar ediyorlardı İşte İslâmiyetten sonra âlemi zekâlariyle idare eden o zeki kavim, şu en revaçlı ve medar-ı iftiharları ve ona şiddet-i ihtiyaçla muhtaç olan belâgatta akvâm-ı âlemden en ileride ve en yüksek mertebede idiler Belâgat, o kadar kıymetdar idi ki, bir edibin bir sözü için iki kavim büyük muharebe ederdi ve bir sözüyle musâlaha ediyorlardı Hattâ onların içinde "Muallekat-ı Seb´a" nâmiyle yedi edibin yedi kasidesini altınla Kâbe´nin duvarına yazmışlar, onunla iftihar ediyorlardı İşte böyle bir zamanda, belâgat en revaçlı olduğu bir anda Kur´an-ı Mu´ciz-ül-Beyan nüzul etti Nasılki, zamân-ı Musâ Aleyhisselâm´da sihir ve zaman-ı İsâ Aleyhisselâm´da tıb revaçta idi Mu´cizelerinin mühimmi o cinsten geldi İşte o vakit bülegâ-yı Arabı, en kısa bir suresine mukabeleye dâvet etti: $ fermaniyle onlara meydan okuyor Hem der ki: "İman getirmezseniz mel´unsunuz Cehennem´e gireceksiniz " Damarlarına şiddetle vuruyor Gururlarını dehşetli surette kırıyor O kibirli akıllarını istihfaf ediyor Onları bidâyeten idam-ı ebedî ile ve sonra da Cehennem´de idâm-ı ebedî ile beraber dünyevî idam ile de mahkûm ediyor Der: "Ya muâraza ediniz, yahut can ve malınız helâkettedir "İşte eğer muâraza mümkün olsaydı acaba hiç mümkün mü idi ki, bir iki satırla muâraza edip dâvâsını ibtal etmek gibi rahat bir çare varken, en tehlikeli, en müşkilâtlı muharebe tariki ihtiyar edilsin! Evet o zeki kavim, o siyasi millet ki, bir zaman âlemi, siyasetle idare ettiği halde, en kısa ve rahat ve hafif bir yolu terketsin! En tehlikeli ve bütün mal ve canını belâya atacak uzun bir yolu ihtiyar etsin, hiç kabil midir Çünki: Edipleri, birkaç hurufatla muâraza edebilseydi; Kur´an, dâvasından vazgeçerdi Onlar da maddi ve mânevi helâketten kurtulurlardı Halbuki, muharebe gibi dehşetli, uzun bir yolu ihtiyar ettiler Demek, muâraza-i bilhuruf mümkün değildi, muhaldi Onun için muharebe-i bissüyufa mecbur oldular Hem, Kur´anı tanzir etmek, taklidini yapmak için gayet şiddetli iki sebep var Birisi, düşmanın hırs-ı muârazası; diğeri, dostlarının şevk-i taklididir ki, şu iki sâik-ı şedid altında milyonlar Arabi kitablar yazılmış ki hiçbirisi ona benzemez Âlim olsun, âmi olsun her kim O´na ve onlara baksa kat´iyyen diyecek ki: "Kur´an, bunlara benzemez Hiçbirisi onu tanzir edemez " Şu hâlde, ya Kur´an, bütününün altındadır Bu ise bütün dost ve düşmanın ittifakıyla battaldır, muhaldir Veya Kur´an, o yazılan umum kitabların fevkindedir S ) MUALLEKİYYET Muallak olma, askıda oluş, boşta durma MUALLEL Sakat, eksik, noksan * Hasta, illetli MUALLEM Ta´lim görmüş, ta´limli MUALLEM ASKER Tâlim görmüş asker MUALLÎ Yücelten, yükselten * Sağılır davarın sağ tarafından sağmaya varan kişi MUALLİL Ta´lil eden Sonradan bir sebeb ve bahane ileri süren * Eyyam-ı acuzdan bir gün MUALLİM Ta´lim eden, öğreten, ilim öğreten MUALLİMÂT Öğretici kadınlar, kadın hocalar MUALLİME Hanım hoca Öğreten ve tâlim eden kadın veya kız MUALLİMÎN Muallimler Hocalar, ta´lim edenler, öğretenler MUAMELAT (Muâmele C ) Muameleler MUAMELE (C : Muâmelât) Hatt-ı hareket Davranma, davranış Birbiri ile iş görme, amel etme Alış veriş * Resmi dairelerde yapılan herhangi bir iş MUAMERE İmaret etmek MUAMİL (Amel den) İş yapan Muamele yapan Muameleci MUAMMA (Amâ dan) Anlaşılmaz iş Karışık şey Bilinmeyen hâl MUAMMEM Başı sarıklanmış İmamelenmiş Sarıklı olan MUAMMER Ömür süren Çok yaşamış Uzun ömürlü, bahtlı MUAMMERÎN (Muammer C ) (Ömr den) Muammerler Uzun ömürlü kimseler MUANAKA Birbirinin boynuna sarılma Kucaklaşma MUAN´AN An´aneli Senedli Kimden kime haber verildiği şâhid ve râvilerin isimleri ile bildirilmiş olarak MUANAT Bir şeyin zahmetini çekme * Bir nesneyi dikkatle göz altında bulundurma Ona göz kulak olma MUANBER (Anber den) Güzel kokan Güzel kokulu MUANEDE (Anud dan) İnad etme, ayak direme MUANIK Birbirinin boynuna sarılan Kucaklaşan MUANİD İnadcı Kimseye uymayan Dediğini yapmak isteyen MUANİK (Unk dan) Birbirinin boynuna sarılan, kucaklaşan MUANNE Muhâlefet etmek, karşı gelmek MUANNİD İnadcı Muânid MUANNİF Ta´nif eden Şiddetle azarlayan MUANVEN İsim sahibi Ünvanlı Ünvan verilen Meşhur Tantanalı MUAR Ödünç alınmış olan mal MUARAZA Bir şeyden yan verip sapmak * Biri ile yarışmak * Birbirine karşı gelmek Sözle karşılıklı mücadele Söz mücadelesi MUARAZA-İ BİL-HURUF Söz, yazı veya fikir ile birisine karşı gelmek Sözlü mücâdele (Bak: Muallekat-ı seb´a) MUARAZA-İ BİS-SÜYUF Kılınçla, kuvvetle, silâhla mücadele etmek Silâhla karşı koymak MUARE Zarar etmek MUAREFE Karşılıklı görüşme ve tanışma * Gr: Nekre olmayan kelime Muayyen ve harf-i târifli olmak (Bak: Lâm) MUAREKAT (Muâreke C ) (Ark dan) Vuruşmalar, savaşlar, kavgalar MUAREKE (C : Muârekât) Kavga Vuruşma Muharebe Döğüşme MUARIZ Bir şeyden yan çizen Muâraza eden Karşı gelen (Bak: Münâkaşa) MUARIZ-ÜL KELÂM (Bak: Maarîz-ül kelâm) MUARIZÎN (Muârız C ) Muârızlar, muhalifler Karşı gelenler MUARRA Fenalıktan uzak Boş Beri Yüksek Temiz Çıplak MUARREB Arablaştırılmış Arablaşmış MUARREF Târif edilmiş, anlatılıp bildirilmiş Bildik Belli Bilinen * Gr: Harf-i târifli kelime * Mat: Sınırlı Hududlu MUARRES Çömlek koyacak yer Gecenin geç vakitlerinde inilecek yer MUARRIK (Arak dan) Tıb: Terletici ilâç MUARRIZ Dokunaklı söz söyliyen MUARRİF Târif edici Anlatıcı İzah edip bildirici Tanıtan Tercüman MUARRİFÂN (Tesniye şeklindedir) İki tarif edici * f Tarif ediciler Muarrifler MUARRİYE Hekim bıçağı MUASAME Hıfzetmek, korumak MUASARA (Muâsarat) (Asr dan) Muâsır olma Aynı asır ve zamanda yaşama MUASAT İtâatsizlik etme Baş kaldırma İsyân etme MUASERE Fakirlik * Zorluk, güçlük MUASFER Usfur ile boyanmış nesne MUASIR Bir asırda yaşayanlardan herbiri Hem asır olan Aynı devirde yaşayan MUASIRÎN (Muasır C ) (Asr dan) Aynı asırda yaşayanlar Bir asırda yaşamış olanlar MUASÎ İtaatsiz, isyan eden, baş kaldıran MUASKER (Asker den) Ordu yeri, asker karargâhı Ordunun muharebe zamanında toplandığı yer MUASSEL İçine bal katılmış Ballı MUAŞAKA Sevişme Ziyadesiyle arz-ı muhabbet etme Birbirini sevme Karşılıklı aşk ve muhabbet MUAŞERE Karışmak MUAŞERET Birlikte yaşanılanlar * Sünnet dâiresinde insanlarla iyi münâsebet MUAŞIK (Işk dan) Seven, âşık olan Muhabbet eden MUAŞİR Muâşeret eden ve birbiriyle iyi geçinir olan MUAŞİRÂN (Muaşir C ) Muaşirler Birbirleriyle iyi geçinen kimseler MUAŞŞER (Aşr dan) Onlu, onluk On kısma bölünmüş * Edb: Onar mısralık bendlerden teşekkül eden manzumeler MUAŞŞEŞ Ağaçlarında kuş yuvası çok olan yer MUAŞŞİR (Aşr dan) Ondalıkçı Öşürcü Aşar memuru MUATAT Birbirine atâ etmek, karşılıklı hediyeleşmek * Vermek MUATEB(E) Azarlanılan Tekdir olunan Azarlanmış * Paylamak, çıkışmak MUATİB (İtâb dan) Tekdir eden, paylıyan, azarlıyan MUATTAL Tatil edilmiş Kullanılmaz olmuş Battal edilmiş Terkedilmiş * İşsiz Tenbel MUATTAR Itırlı, kokulu * Güzel kokulu bir lâle çiçeğinin adı MUATTIL Atıl bırakan İşsiz eden İşe yaramaz hâle getiren MUATTILA Boş bırakılmış Atâlete atılmış * Hâlık´a itikat etmeyen (Bak: Ta´til) MUATTIŞ (Atş dan) Susatan, susatıcı MUATTİS (Ats dan) Aksırtan, aksırtıcı MUÂVAZA İki tarafın da ivaz vererek, anlaşarak yaptığı akit Sayışma Bir şeyi diğer bir şeye bedel, ivaz olarak vermek Aslı olmadığı halde menfaat celbi için hususi bir surette müzakere ile yapılan hileli iş Yapmacık MUÂVAZATEN Değiş yapma ile İki tarafın da rızası dâhilinde değiştirme ile * Hileli, dalavereli MUAVEDE(T) (Avdet den) Dönüş, geri dönme, avdet etme * Adet edinme MUAVEME (Ağaç) bir sene meyve verip, bir sene vermeme * Bir seneliğine tutma MUAVENAT (Muâvenet C ) Muâvenetler, yardım etmeler MUAVENET Yardımcılık Yardım Teâvün MUAVENET-İ NAKDİYE Para yardımı MUAVİD Geri dönen, avdet eden MUAVİN Yardımcı Yardım eden Vekil * Mekteblerde ve resmi dairelerde müdürden sonra gelen idare memuru MUAVİYE (Mi: 603 - 682) Sahabe-i Kiramdan olup Şam´da yirmi seneden ziyade valilik yaptı, sonra hilâfetini ilân etti Yirmi sene de halifelik yaptı Resul-i Ekrem Aleyhissalâtu Vesselâmın kayın biraderi ve vahiy kâtibi idi Beni Ümeyye sülalesinden olan bu zattan itibaren İslâm Devletine, Emevi Devleti denmiştir (Bak: Emevi Devleti)(Eğer denilse: Neden hilâfet-i İslâmiye Al-i Beyt-i Nebevide takarrur etmedi Halbuki en ziyade lâyık ve müstehak onlardı El-Cevab: Saltanat-ı dünyeviye aldatıcıdır Al-i Beyt ise hakaik-ı İslâmiyeyi ve ahkâm-ı Kur´aniyeyi muhafazaya memur idiler Hilâfet ve saltanata geçen, ya Nebi gibi mâsum olmalı veyahud Hulefâ-i Râşidin ve Ömer ibn-i Abdulaziz-i Emevi ve Mehdi-i Abbasi gibi harikulâde bir zühd-i kalbi olmalı ki; aldanmasın Halbuki, Mısır´da Al-i Beyt nâmına teşekkül eden Devlet-i Fatımiyye hilâfeti ve Afrikada Muvahhidin hükümeti ve İranda Safeviler devleti gösteriyor ki; saltanat-ı dünyeviye Al-i Beyte yaramaz, vazife-i asliyesi olan hıfz-ı dini ve hizmet-i İslâmiyeti onlara unutturur Halbuki saltanatı terk ettikleri zaman, parlak ve yüksek bir surette İslâmiyete ve Kur´ana hizmet etmişler M ) MUAVİYE Tilki eniği MUAVVAK (Avk dan) Ta´vik edilip geriye bırakılmış iş MUAVVEC (İvec den) Eğik, eğri, eğilmiş MUAVVEZ Gerdanlık Nazarlık Nüsha geçirilecek yer * Evin etrafındaki mer´a MUAVVEZETÂN (Muavvezeteyn) Kur´ân-ı Kerim´in son iki suresi (Dâima okunacak gâyet lüzumlu dersleri verdiği ve her çeşit şerli işlerden Allah´a sığınmayı tavsiye ve emrettiği için bu isim verilmiştir ) MUAVVIK Ta´vik eden Geriye bırakan Oyalanan MUAVVİZAT (Bak: Felak) MUAYEDE (Îd den) Bayramlaşmak MUAYENE Zâhir ve âşikâre olmak, görünmek, belli olmak * Gözden geçirme, yoklama, kontrol etmek MUAYENEHANE f Hekimlerin, hastaları muayene ettikleri yer MUAYERE Ayarlama MUAYEŞE Beraberce hoşça geçinme MUAYİN (Ayn dan) Kat´i ve kesin olarak belli olan Görülmüş olan MUAYYEB (C : Muayyebât) (Ayb dan) Ayıplanmış MUAYYEBAT (Muayyeb C ) Ayıp ve iğrenç şeyler MUAYYEN Görülmüş olan, kat´i olarak belli olan, belli, ölçülü, tayin ve tesbit olunmuş, karalaştırılmış MUAYYİN (Ayn dan) Tâyin eden, belirten, belirtici MUAZADE Yardım etme MUAZALE Bir sözün mânasını başka sözle bağlayıp kelâmı arka arkaya getirme * Kafiyeyi ayrılmıyacak şekilde mâkabliyle bağlama * Sözde kelimeleri tekrarla kullanma MUAZERE Ma´zeret, özür dileme MUAZERE İnadlaşmak * Yardımlaşmak * Birbirinden kaçmak * Ekin kuvvetlenmek MUAZID Yardım eden MUAZ İBN-İ CEBEL (Ebu Abdurrahman el Ensarî) Ashâb-ı Kirâm arasında hürmetle yâd olunan büyük fakihlerdendir Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm´ın sağlığında Kur´an-ı Kerim´i cem´edip ezberleyen bahtiyarlardandır Peygamberimiz, "Kur´ânı, Muaz İbn-i Cebel´den alınız" buyurmuştur 157 hadis rivâyet etmiştir Ürdün nâhiyesinde otuz yaşında olduğu hâlde ebediyete intikal etti (R A ) MUAZZAM Büyük, iri, cesim, mükerrem, mübeccel, koskoca MUAZZAMÂT Büyük ve ağır işler Muazzam şeyler MUAZZEB Eziyet çeken, azap içinde bulunan Sıkıntıda kalan MUAZZEF Nefsin arzularını terkeden, zühd sâhibi MUAZZEL Ayıplanmış, ta´zil edilmiş Azarlanmış, paylanmış MUAZZEZ Çok aziz Muhterem Çok sevgili, kıymettâr, izzetlendirilmiş MUAZZEZEN İzzet ve ikram ile, ikram olunarak, ağırlanarak MUAZZİ Sabredici MUAZZİB Ta´zib edin, azapla eziyet veren MUAZZİR (Özür den) Ta´zir eden, sahte özür süren
|
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M Harfi |
|
|
#19 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M HarfiM Harfi MUBADİL (Bak: Mübâdil) MUBAH (İbâhe den) İşlenmesinde sevab ve günah olmayan şey * Fık: Yapılması ve yapılmaması şer´an câiz bulunan şey (Yemek, içmek, uyumak gibi ) MUBAHASE (Bak: Mübâhese) MUBAHAT (Mubah C ) Mübahlar Günahı, sevabı olmayan, işlemesi ne haram, ne de helâl olan şeyler MUBAHHAL Cimri, tamahkâr, pinti MUBAHHAR Tütsülenmiş * Buhar hâline gelmiş, buharlanmış MUBAREK (Bak: Mübârek) MUBAREZE (Bak: Mübâreze) MUBASARA Görme yarışına çıkma İki kişinin, "hangimiz evvel görüyor" diye bir yere bakması MUBASSIR Gözetici, bekleyici, bakıcı * Eskiden gümrüklerde muhafaza memuru ve mektebte talebenin inzibatına bakan memur MUBAŞERET (Bak: Mübâşeret) MUBATAŞA İki kişi elleriyle birbirlerini kucaklamağa çalışma MUBATTIN Kin tutan, hased eden * Karnı zayıf ve içine çökük olan MUBEMU f Tel tel, kıl kıl Birer birer İnceden inceye, çok dikkatle MUBEND f Saç bağı MUBİD Zerdüşt Mecusi din adamı * Tedbirli, akıllı adam MUBİK (C : Mubikat) Helâk edici * İsyan * Büyük günah MUBİKAT (Vebk den) Helâk edici şeyler Mühlik MUBİKAT-I SEB´A İnsanı felâkete götüren yedi kebâir, yedi büyük günah: Katil, zinâ, şarab içmek, ukuk-ı vâlideyn (yâni; sılâ-yı rahmi terk), kumar oynamak, yalan şâhidliği, dine zarar verecek bid´alara tarafdarlık (Bak: Kebâir) MU´BİLE (C : Meâbil) Yassı, uzun ok temreni MU´BİR Terkolunmuş, bırakılmış, terkedilmiş MUBSIR Görücü, gösterici, görünen, bilici, bildirici, vazıh ve âşikâr * Mantık Kelâm ve seyrin mutediline denir MUBSIRÂT (Mubsır C ) Görünenler, görünen âlem MUBTAL İptal edilmiş MUBTIL İptal eden MUCEB İcâb etmiş, lâzım gelmiş Bir söz veya emrin icâb ettiği şey, netice * Büyük bir memurun, kendisine sunulan evrakı tasdik için ettiği işaret MU´CEM İ´câm edilmiş, noktalanmış, noktalı * Hadis şeyhlerinin herbirisi * Harf-ı heca sırasına konularak, her birisinin tarikından müellife kadar gelen rivayetleri toplayan kitaba denir MUCER (Ecr den) Kiraya verilmiş olan şey MUCEZ (İcaz dan) İcaz yoluyla Muhtasar ve mücmel bir tarzda Kısaca MUCÎ (Vecâ dan) Acıtan, ağrıtan MUCİ´ (Vecâ´ dan) Elem ve acı veren MU´CİB (Aceb den) Taaccübe, hayrete düşüren Şaşkınlık veren MUCİB (Mucibe) İcâb eden, lâzım gelen * Bir şeyin peydâ olmasına vesile ve sebep olan Gereken Gerektiren, lâzım gelen MUCİB-İ BİZZAT İster istemez kendisi işi yapmaya mecbur olan Serbest ve istediği gibi hareket edemeyen (Meselâ: Güneş ışığının, güneşin kendi zâtının zaruri neticesi olması gibi ) MUCİB-İ İSTİKRAH Nefrete, sevmemeye sebeb olan MUCİB-İ TEYAKKUZ Teyakkuzu, yâni uyanıklığı icâb ettiren MUCİBE-İ KÜLLİYE Man: Müsbet ve umumi (şumüllü) olan kaziye MUCÎB (Cevab dan) İcabet eden, uyan Kendisinden istenilen iş ve suali cevaplandıran MUCİBAT (Mucib C ) Sebepler MU´CİBE Taaccüb edilecek, şaşılacak şey MUCİD Yeni bir şey icad eden, meydana getiren, bulan * Yaratan Yoktan var eden (Ve keza, bu fâni dünyadan da çıkacaksın Öyle ise, aziz olarak çıkmaya çalış Vücudunu Mucidine fedâ et Mukabilinde büyük bir fiat alacaksın!![]() M N ) MUCİD-İ HAKİKÎ İcad etme iktidarının yegâne sahibi mânasında olarak (Allah) hakkında kullanılır MUCİR (Ecir den) İcar eden, kiraya veren (Bak: Mücir) MU´CİR Bir çeşit kadın başörtüsü Eşarp MUCİZ Kısa Muhtasar Özlü Az sözün çok mânâ ifâde edeni MUCÎZ İcâzet veren, izin veren MU´CİZ İnsanı âciz bırakan iş Aynısını yapmakta başkalarını acze düşüren, kudretsiz kılan, kimsenin yapamıyacağı yolda olan MU´CİZ-ÜL BEYAN Beyanı herkesi âciz bırakan MU´CİZAT Mu´cizeler Allah tarafından verilip, yalnız peygamberlerin gösterebilecekleri büyük harika işler MU´CİZAT-I AHMEDİYE (A S M ) Hz Muhammed´in (A S M ) mu´cizeleri (Bak: Mu´cize) MU´CİZAT-I SEB´A Yedi meşhur mu´cize, yedi külli i´caz esasları MU´CİZBEYAN f Anlatış tavrı herkese benzemeyen Tarz-ı beyanı mu´cize olan Kur´an-ı Kerim MU´CİZE İnsanların, yapmasında âciz kaldıkları ve ancak Allah tarafından peygamberlere nasib olan hârika Kerametten yüksek, fevkalâde hâdise * Mu´cize, Halik-ı Kâinat tarafından peygamberlerin hakkaniyetine ait bir tasdiktir Sahih hadislerle mu´cizeler haber verilmiş ve tesbit edilmiştir (![]() ![]() Mu´cize davâ-yı nübüvvetin isbatı için münkirleri ikna etmek içindir İcbâr için değildir Öyle ise davâ-yı Nübüvveti işitenler için ikna edecek bir derecede mu´cize göstermek lâzımdır![]() ![]() S ) MU´CİZ-EDA f Mu´cize gösteren Başkalarının yapamıyacağı kadar mu´cize derecesinde iş ortaya koyan Edası mu´ciz olan MU´CİZEGU(Y) f Mu´cize gibi söz söyleyen MU´CİZEKÂR f Mu´cizeli, mu´cize hâlinde, başkalarını âciz bırakan MU´CİZNÜMA f Mu´cize gösteren MUÇİNE f Cımbız MUDA´ Fık: Emâneten kendine bir şey bırakılan kimse * Serkeş ve oynak olmayıp, mazlum ve sâkin olan at MU´DAL (Mu´dıl) Güç, içinden çıkılmaz, girift MUDAREBAT (Mudarabe C ) Mudarebeler, döğüşmeler, vuruşmalar MUDAREBE (Darb dan) Döğüşme, vuruşma * Bir taraftan sermaye diğer taraftan emek ile kurulan ticaret şirketi (O L ) MUDARİB (Darb dan) Döğüşen Birbirlerine vuran MUDCER (Ducret den) Sıkıntılı olan Sıkılmış MUDCİR (Ducret den) Sıkıntı veren, sıkan, gamlandıran MU´DEM Bir şeyi yitiren, kaybeden MUDGA Et parçası, bir çiğnem et MUDHAK Kendisine gülünen Soytarı Gülünç hâle düşen MUDHİK Güldürücü, güldüren, maskaralık ederek halkı güldüren MUDHİKÂT (Mudhike C ) (Dıhk den) Gülünecek şeyler Mudhikeler MUDHİKE Gülünç şey, gülünecek hâl Komedya MUDİ´ Fık: Malının muhâfazasını başkasına emânet ve havâle eden MUDÎ Işık verici, parlak ve ruşen olan MU´DÎ Sirâyet edici, bulaşıcı, sâri MUDÎK (Bak: Muzîk) MU´DİL(E) (C : Mu´dilât) Zor, güç ve çetin MU´DİLAT (Mu´dal C ) Büyük, ağır, çetin ve zor işler MUDİLL İdlâl edici, yoldan çıkaran, eğri yola teşvik edici MUDİLLE (Dalâlet den) Baştan çıkaran, azdıran, doğru yoldan saptıran MU´DİM Öldüren, idam eden MUDİYYEN Giderek, geçerek MUFAD (Bak: Müfad) MUFADALA (Bak: Mufâzala) MUFADDEL Faziletlendirilmiş, diğerlerinden ayrıca fazilet itibarıyla temayüz etmiş, yükselmiş MUFADDIL Faziletlendiren, iyilik eden ve nimet veren MUFADDILÎN Faziletliler Yüksek ve büyük zatlar MUFAHHAM Büyüklük kazanmış, kerem sahibi, itibarlı, azim, büyük MUFAHHAM (Fahm dan) Kömürleşmiş, kömür halini almış MUFARAKAT Ayrılık, ayrılmak MUFARRİT (Fart dan) Kusur yapan, eksik işleyen Aşırı giden MUFASALA Ayrılma MUFASSAL Tafsilli, tafsilâtlı, izahlı Geniş mâlumatlı, kısımlara ayrılıp anlatılmış MUFASSALAN Geniş, izahlı olarak Tafsilâtlıca Kısımlara ayrılıp anlatılmış olan MUFASSIL Kısımlara ayrılan, fasıl fasıl ayıran, adalet eden MUFAVVAZ Yapılması ısmarlanmış MUFAVVİZ Bir kimseye bir vazifeyi veren Yapmasını ısmarlıyan MUFAZ Çok, bol Bereketli, feyizli MUFAZALA Fazilet ve meziyetle birbiri ile yarışma MUFAZZAL (Fazl dan) Başkalarına üstün tutulmuş Tafdil edilmiş MUFAZZAZ Gümüş kaplamalı, gümüşlü MUFAZZİH Rezil eden MUFÎ İfa eden, ödeyen, yerine getiren MUFSİH Fesâhetle ve düzgün olarak konuşan MUFTIR (Fıtr dan) Oruç açan, iftar eden MUG (C : Mugan) Mecusi Ateşperest Ateşe tapan Zerdüşt dininde olan MUGABBER Tozlu nesne MUGABENE (Gabn dan) İki taraf birbirini aldatma MUGABESE Karıştırmak MUGADDÎ (Mugazzi) Gıdalı, besleyici, gıdası çok, faydalı MUGADERE (Mugaderet) Bırakmak, salıvermek MUGAFAZA Ansızdan tutmak MUGALAKA Diğerleri karışmayarak iki kişinin atlarıyla yarışması MUGALATA (Galat dan) Karşısındakini yanıltmak için söz söylemek Doğruya benzer yanlış sözler Safsata Hatalı ve yanlış söz Demagoji * Man: Vehimlerden terekküb eden kıyastır MUGALATAT (Mugalata C ) Safsatalar Demagojiler Mugalâtalar MUGALAZA Düşmanlık, husumet, adâvet MUGALEBE Üstün olmağa, galib gelmeyeğe çalışmak Birisine galib gelmek MUGALGAL Haber MUGALLAT(A) (Galat dan) Yanlış telâffuz edilmiş MUGALLEB Defâlarca mağlup olan kişi MUGALLÎ (Galeyân dan) İyice kaynatılmış * Ihlamur, papatya gibi çiçeklerin kaynatılmış suyu MUGAMERE (Ga, uzun okunur) Nefsini zorluğa ve şiddete zorlama MUGAMESE Suya daldırışmak, birbirini suya daldırmak MUGAMEZE Birini göz işaretiyle zemmetme MUGAMİR Nefsini tehlikeye koyan kişi MUGAMMED (Gamd dan) Örtülü, kılıflı Kınına konmuş MUGAMMER İşten anlamıyan bön kimse MUGAN (Mug C ) f Mecusiler, ateşe tapanlar Zerdüştler MUGANE Ateşe tapan mecusilerin âyini MUGANNÎ Nağmeli ve çeşitli sesle okuyan, ahenkle okuyucu * Hoş sesle öten MUGANNİYE Şarkıcı kadın MUGAR Düşman üzerine hücum etmek MUGARRAK (Gark dan) Suya daldırılmış * Gümüşle süslü MUGARRİD Pek güzel öten kuş * Yüksek sesle nefse hoş gelen şarkılar söyliyen MUGAS Yaban narının kökü MUGASMER Kaba dokunmuş kötü bez MUGASSAS Kalıba dökülmüş MUGAŞŞÎ (Gaşy den) Bayıltıcı, bayıltan MUGATTÎ Perdelenmiş, örtülmüş Üstü örtülü MUGAVELE Bir kimseyi azdırıp yoldan çıkarmak * Helâk etmek MUGAVERE Yağma, çapul MUGAYEBE Kaybolma * Bir kimseyi arkasından zemmetme Gıybet etme MUGAYERET (Gayr den) Aykırılık Uymazlık Başka türlü olma MUGAYİR Aykırı Uymaz Zıd Başka türlü MUGAYLAN Çölde yetişen bir nevi dikenli çalı Deve dikeni MUGAYLANGÂH f Dünya MUGAYLANZAR f Dünya * Deve dikeni biten yer, dikenlik MUGAYYEB (C : Mugayyebât) (Gayb dan) Kayıp Kaybedilmiş MUGAYYEBAT (Magibât) Zâhir duygularla bilinmeyen, bizce gaip olan, bilinmeyen şeyler MUGAYYEBÂT-I HAMSE Beş bilinmeyen Bizce gaib olan beş şey:1- Kıyamet vakti, 2- Yağmurun ne zaman yağacağı, 3- Ana rahmindeki çocuğun mahiyeti ve ceninin isti´dadı ve mânevi simasının ne olduğu, 4- Yarın insan hayr ve şer olarak ne kazanacağını, 5- İnsanın nerede öleceğini Allah bildirmedikçe kimse bilemez Bunlara mefâtih-ül gayb da denir ("Mugayyebât-ı Hamse"ye dair Sure-i Lokman´ın âhirindeki âyetin hakkında mühim sualinize gayet mühim bir cevap isterken, maatteessüf şimdiki hâlet-i ruhiyem ve ahvâl-i maddiyem o cevaba müsaid değildir Yalnız sualinizin temas ettiği bir iki noktaya gayet mücmel işaret edeceğiz Şu sualinizin meâli gösteriyor ki, ehl-i ilhad tarafından tenkid suretinde mugayyebât-ı hamseden yağmurun gelmek vaktine ve rahm-i mâderdeki ceninin keyfiyetine itiraz edilmiş Demişler ki: "Rasathânelerde bir âletle yağmurun vakt-i nüzulü keşfediliyor Onu da Allah´dan başkası da biliyor Hem röntgen şuâiyle rahm-i maderdeki ceninin müzekker, müennes olduğu anlaşılıyor Demek mugayyebat-ı hamseye ıttıla´ kabildir" Elcevap: Yağmurun vakt-i nüzulü bir kaideye merbut olmadığı için, doğrudan doğruya meşiet-i hâssa-i İlâhiyye ile bağlı ve hazine-i rahmetten hususi iradeye tâbi olduğunun, bir sırr-ı hikmeti şudur ki: Kâinatta en mühim hakikat ve en kıymetdar mahiyet, nur, vücud ve hayat ve rahmettir ki, bu dört şey; perdesiz, vasıtasız, doğrudan doğruya Kudret-i İlâhiyye ve meşiet-i hassa-i İlâhiyyeye bakar Sair masnuatta zahiri esbab; kudretin tasarrufuna perde oluyorlar Ve muttarid kanunlar ve kaideler, bir derece irade ve meşiete hicab oluyor Fakat vücud, hayat ve nur ve rahmette o perdeler konulmamış Çünki; perdelerin sırr-ı hikmeti o işte cereyan etmiyor Madem vücudda en mühim hakikat rahmet ve hayattır; yağmur, hayata menşe ve medâr-ı rahmet, belki ayn-ı rahmettir Elbette vesait perde olmıyacak Kaide ve yeknesaklık dahi, meşiet-i hassa-i İlâhiyyeyi setretmiyecek; tâ ki, her vakit herkes herşeyde şükür ve ubudiyete ve sual ve duaya mecbur olsun Eğer bir kaide dahilinde olsaydı, o kaideye güvenip şükür ve rica kapısı kapanırdı Güneşin tuluunda ne kadar menfaatler olduğu mâlumdur Halbuki muttarid bir kaideye tabi olduğundan, Güneşin çıkması için dua edilmiyor ve çıkmasına dair şükür yapılmıyor Ve ilm-i beşerî, o kaidenin yoluyla yarın Güneşin çıkacağını bildiği için, gaibden sayılmıyor Fakat yağmurun cüz´iyatı bir kaideye tâbi olmadığı için, her vakit insanlar rica ve dua ile dergâh-ı İlâhiyyeye ilticaya mecbur oluyorlar Ve ilm-i beşerî, vakt-i nüzulünü tayin edemediği için, sırf hazine-i rahmetten bir nimet-i hassa telâkki edip hakiki şükrediyorlar İşte bu âyet, bu nokta-i nazardan yağmurun vakt-i nüzulünü, Mugayyebat-ı Hamse´ye idhal ediyor Rasadhanelerdeki âletle, bir yağmurun mukaddematını hissedip vaktini tayin etmek, gaibi bilmek değil, belki gaibden çıkıp âlem-i şehadete takarrubu vaktinde bazı mukaddematına ıttıla´ suretinde bilmektir Nasıl, en hafi umur-u gaybiye vukua geldikte veyahud vukua yakın olduktan sonra hiss-i kabl-el-vukuun bir nev´iyle bilinir O, gaybı bilmek değil; belki o, mevcudu veya mukarreb-ül-vücudu bilmektir Hatta ben kendi âsâbımda bir hassasiyet cihetiyle yirmi dört saat evvel, gelecek yağmuru bazen hissediyorum Demek yağmurun mukaddematı, mebâdileri var O mebâdiler, rutubet nev´inden kendini gösteriyor, arkasından yağmurun geldiğini bildiriyor Bu hal, aynen kaide gibi, ilm-i beşerin gaibden çıkıp daha şehadete girmiyen umura vüsule bir vesile olur Fakat daha âlem-i şehadete ayak basmayan ve meşiet-i hassa ile rahmet-i hassadan çıkmıyan yağmurun vakt-i nüzulünü bilmek, ilm-i Allâm-ül-Guyub´a mahsustur Kaldı İkinci Mes´ele: Röntgen şuâiyle rahm-ı mâderdeki çocuğun erkek ve dişisini bilmek ile $ âyetinin meâl-i gaybîsine münafi olamaz Çünki: Âyet yalnız zükuret ve ünuset keyfiyetine değil, belki o çocuğun acib istidad-ı hususisi ve istikbalde kesbedeceği vaziyetine medar olan mukadderat-ı hayatiyesinin mebâdileri, hatta simasındaki gayet acib olan sikke-i Samediyet muraddır ki, çocuğun o tarzda bilinmesi, ilm-i Allâm-ül-Guyub´a mahsustur Yüzbin röntgen-misal fikr-i beşerî birleşse, yine o çocuğun umum efrâd-ı beşeriyeye karşı birer alâmet-i fârikası bulunan yalnız hakiki sima-yı vechiyesini keşfedemez Nerede kaldı ki sima-yı veçhisinden yüz defa daha harika olan istidadındaki sima-yı mâneviyi keşfedebilsin Başta dedik ki: Vücud ve hayat ve rahmet, bu kâinatta en mühim hakikatlardır ve en mühim makam onlarındır İşte onun için o câmi hakikat-ı hayatiye, bütün incelikleriyle ve dekaikiyle irade-i hassaya ve rahmet-i hassaya ve meşiet-i hassaya bakmalarının bir sırrı şudur ki; hayat, bütün cihazatiyle ve cihâtiyle şükür ve ubudiyet ve tesbihin menşe´ ve medârı olduğundandır ki, irade-i hassaya hicab olan yeknesaklık ve kaidelik ve rahmet-i hassaya perde olan vesâit-i zahiriye konulmamıştır Cenab-ı Hakkın rahm-ı mâderdeki çocukların sima-yı maddî ve mânevîlerinde iki cilvesi var:Birisi : Vahdetini ve Ehadiyetini ve Samediyetini gösterir ki, o çocuk âzâ-yı esasîde ve cihazat-ı insaniyenin envâında sair insanlarla muvafık ve mutabık olduğu cihetle, Hâlık ve Sâniinin vahdetine şehadet ediyor O cenin bu lisan ile bağırıyor ki: "Bana bu sima ve âzâyı veren kim ise, bütün esasat-ı âzâda bana benzeyen bütün insanların sânii dahi O´dur Ve hem bütün zihayatın sânii O´dur "İşte rahm-i mâderdeki ceninin bu lisanı, gaybî değil, kaideye ve ıttırada ve nev´ine tâbi olduğu için mâlumdur, bilinebilir Âlem-i şehadetten âlem-i gayba girmiş bir daldır ve bir dildir İkinci Cihet : Sima-yı istidadiye-i hususiyesi ve sima-yı veçhiye-i şahsiyesi lisaniyle Sâniinin ihtiyarını, iradesini ve meşietini ve rahmet-i hassasını ve hiçbir kayd altında olmadığını, bağırıp gösteriyor Fakat bu lisan, gayb-ül-gaybdan geliyor İlm-i ezeliden başkası, kabl-el-vücud bunu göremiyor ve ihata edemiyor Rahm-i mâderde iken bu simanın binde bir cihazatı görünmekle, bilinmiyor!Elhasıl: Ceninin sima-yı istidadîsinde ve sima-yı veçhiyesinde hem delil-i vahdaniyet var, hem ihtiyar ve irade-i İlâhiyyenin hücceti vardır L ) MUGAYYEBE Gizli şey Görünmeyen ve saklı olan nesne MUGAYYER (Gayr dan) Değiştirilmiş, başkalaştırılmış Tağyir edilmiş MUGAYYİR Tağyir eden, değiştiren MUGAZANE Gözün yanlarında olan büklüm MUGAZEBE Karşılıklı olarak birbirini kızdırıp gazaba getirme MUGAZELE (Ga, uzun okunur) Aşıkane şakalaşma, lâtifeleşme MUGAZIB Gadap etmek, kızmak, hiddetlenmek MUGBEÇE (C : Mugbeçegân) f Meyhaneci çırağı * Mecusi çocuğu MUG-BEÇEGÂN (Mugbeçe C ) f Mecusi çocukları * Meyhâne çırakları MUGBER (Gubar dan) Gücenmiş, darılmış, küskün * Tozlanmış, tozlu MUGBERR-ÜL HÂTIR Hatırı kalmış, gücenmiş MUGBİR Gücenmiş İğbirar sahibi * Toz koparan MUGF Uyuyan MUGFEL (Guful den) Aldatılmış, iğfâl olunmuş Kandırılmış MUGFİL Aldatan, iğfal eden MUGİDD Gadap edici, kızgın, hiddetlenici MUGÎS Yardım eden, yardıma koşan Medet edici Muin MUGİŞŞ Birisini fenalığa bırakan, aldatan MUG-KEDE f Meyhane * Ateşe tapanların ibadethanesi MUGLAK (Galak den) Kapalı, kilitli * Anlaşılmaz, çapraşık söz MUĞLAKAT (Muğlak C ) Kapalı ve anlaşılması zor olan şeyler MUĞLAKİYYET Muğlak olma hali Anlaşılmazlık MUGLİYY Kaynamış çiçek, papatya veya ıhlamur suyu MUGNAT İhtiyaç MUGNÎ Def´edici, kovan * Zengin eden, müstağni kılan * Doyuran gönlünü tok eden MUGRAK (Gark dan) Batmış veya batırılmış (suya) Gark edilmiş MUGRE Bulanıklık MUGREM Âşık, tutkun MUGREMUN Ağır borca uğratılmış olanlar MUGRİB Anka kuşu MUGRÎL şişmiş maktul MUGŞA (Gaşy den) Bürünmüş, örtülmüş MUGTAB Gıybet söyleyici, gıybet eden MUGTANEM Ganimet olarak alınmış olan, alınan MUGTASIB Gasb eden, zorla alan MUGTEBIT Gıbta olunmuş, hâli iyi olan kimse MUGTEDÎ (Gıda dan) Gıda alan, gıdalanan Beslenen MUGTELİM Hırs ve şehveti çok olan MUGTEMİZ Gammazlıyan MUGTENEM (Ganimet den) Ganimet olarak alınmış MUGTENİM Ganimet olarak alan Bedava alan Ganimet bilen MUGTERİB (Gurub dan) Batan, gurub eden * Gurub * (Gurbet den) Gurbete giden Gurbete çıkan MUGTERİF Elini daldırarak avucuyla su alan MUGTERİK Batan, suda boğulan, garkolan MUGTESİL (Gusl den) Yıkanan, gusleden MUGVE (C: Mugveyât) Canavarı düşürüp yakalamak için kazıp ağzını örttükleri kuyu MUGZİB (Gazab dan) Gazaba getiren, kızdıran
|
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M Harfi |
|
|
#20 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M HarfiM Harfi MUHAB Kendisinden ürkülüp korkulan MUHABA Korku, perva, havf, çekingenlik MUHABBET Sevgi, sevme * Sohbet Ruhun, kendisinden lezzet duyduğu şeye meyletmesi (Zıddı: Buğzetme ve adavettir )(Eğer denilse: Al-i Beyt´e muhabbeti, Kur´an emrediyor Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm çok teşvik etmiş O muhabbet, Şialar için belki bir özür teşkil eder Çünki ehl-i muhabbet, bir derece ehl-i sekirdir Ne için Şialar hususan Râfızîler, o muhabbetten istifade etmiyorlar; belki, işâret-i Nebeviye ile o fart-ı muhabbetten mahkûmdurlar Elcevab: Muhabbet iki kısımdır:Biri : Mâna-yı harfiyle, yâni; Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hesabına, Cenab-ı Hak nâmına, Hazret-i Ali ile Hasan ve Hüseyin ve Âl-i Beyt´i sevmektir Şu muhabbet Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm´ın muhabbetini ziyadeleştirir Cenab-ı Hakk´ın muhabbetine vesile olur Şu muhabbet meşrudur, ifratı zarar vermez, tecavüz etmez, başkalarının zemmini ve adavetini iktiza etmez İkincisi : Mâna-yı ismiyle muhabbettir Yâni: Bizzat onları sever Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm´ı düşünmeden Hazret-i Ali´nin kahramanlıklarını ve kemâlini ve Hazret-i Hasan ve Hüseyin´in yüksek faziletlerini düşünüp sever Hattâ Allah´ı bilmese de, Peygamber´i tanımasa da yine onları sever Bu sevmek, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm´ın muhabbetine ve Cenab-ı Hakk´ın muhabbetine sebebiyet vermez; hem ifrat olsa, başkaların zemmini ve adavetini iktiza eder İşte işaret-i Nebeviye ile, Hazret-i Ali hakkında ziyade muhabbetlerinde, Hazret-i Ebu Bekir-is Sıddık ile Hazret-i Ömer´den teberri ettiklerinden hasârete düşmüşler Ve o menfi muhabbet, sebeb-i hasârettir M ) MUHABBETDARANE Muhabbete yakışır şekilde MUHABBETKÂR Muhabbetli, sevgi gösteren MUHABBETNAME f Sevgisini bildiren yazılı kâğıt Aşkını bildiren yazı MUHABBETULLAH Cenab-ı Hakk´a karşı beslenen ihlâslı sevgi (![]() ![]() Sende, senin nefsine olan şedid muhabbetin O´nun zâtına karşı muhabbet-i zâtiyedir ki, sen su-i istimal edip kendi zâtına sarfediyorsun Öyle ise, nefsindeki eneyi yırt, hüveyi göster Ve kâinata dağınık bütün muhabbetlerin, O´nun esmâ ve sıfâtına karşı verilmiş bir muhabbettir Sen su-i istimal etmişsin, cezasını da çekiyorsun Çünkü yerinde sarfolunmayan bir muhabbet-i gayr-i meşruanın cezası, merhametsiz bir musibettir Rahman-ür-Rahim ismiyle hurilerle müzeyyen Cennet gibi senin bütün arzularına câmi´ bir meskeni, senin cismani hevesatına ihzar eden ve sair esmâsiyle senin ruhun, kalbin, sırrın, aklın ve sair letâifin arzularını tatmin edecek ebedi ihsanatını, o cennette sana müheyya eden ve her bir isminde mânevi çok hazine-i ihsan ve kerem bulunan bir Mahbub-u Ezelinin, elbette bir zerre muhabbeti, kâinata bedel olabilir Kâinat O´nun bir cüz´i tecelli-i muhabbetine bedel olamaz S )(Velâyet yollarının ve tarikat şubelerinin en mühim esası ihlâsdır Çünkü, ihlâs ile hafi şirklerden halâs olur İhlâsı kazanmıyan, o yollarda gezemez ve o yolların en keskin kuvveti, muhabbettir Evet muhabbet; mahbubunda bahaneler aramaz ve kusurlarını görmek istemez Ve kemâline delâlet eden zayıf emâreleri, kavi hüccetler hükmünde görür Dâima mahbubuna tarafdardır İşte bu sırra binaendir ki, muhabbet ayağı ile marifetullaha teveccüh eden zâtlar şübehata ve itirâzata kulak vermezler, ucuz kurtulurlar Binler şeytan toplansa, onların mahbub-u hakikisinin kemâline işaret eden bir emareyi, onların nazarında ibtal edemez Eğer muhabbet olmazsa, o vakit kendi nefsi ve şeytanı ve harici şeytanların ettikleri itirazât içinde çok çırpınacak Kahramancasına bir metanet ve kuvvet-i imân ve dikkat-ı nazar lâzımdır ki, kendisini kurtarsın İşte bu sırra binaendir ki, umum meratib-i velâyette, mârifetullahtan gelen muhabbet, en mühim mâye ve iksirdir Fakat muhabbetin bir vartası var ki, ubudiyyetin sırrı olan niyazdan, mahviyetten, naza ve dâvaya atlar, mizansız hareket eder Mâsiva-yı İlâhiyeye teveccühü hengâmında, mâna-yı harfîden mâna-yı ismîye geçmesi ile, tiryak iken zehir olur Yâni gayrullahı sevdiği vakit Cenab-ı Hak hesabına ve onun nâmına, onun bir âyine-i esmâsı olmak ciheti ile rabt-ı kalb etmek lâzım iken; bazan o zâtı o zât hesabına kendi kemâlât-ı şahsiyesi ve cemâl-i zâtîsi nâmına düşünüp, mâna-yı ismîyle sever Allah´ı ve Peygamber´i düşünmeden yine onları sevebilir Bu muhabbet, muhabbetullaha vesile değil, perde oluyor Mâna-yı harfî ile olsa, muhabbetullaha vesile olur, belki cilvesidir denilebilir M )( $ âyetinde i´cazlı bir îcaz vardır Çünki çok cümleler, bu üç cümlenin içinde dercedilmiştir Şöyleki: Şu âyet diyor ki: "Allah´a (Celle Celâluhu) imanınız varsa elbette Allah´ı seveceksiniz Mâdem Allah´ı seversiniz, Allah´ın sevdiği tarzı yapacaksınız Ve o sevdiği tarz ise, Allah´ın sevdiği zâta benzemelisiniz Ona benzemek ise, ona ittiba etmektir Ne vakit ona ittiba etseniz Allah da sizi sevecek Zâten siz Allah´ı seversiniz, tâ ki, Allah da sizi sevsin" L ) MUHABERAT Muhabereler Haberleşmeler Haberleşme yapan dâireler MUHABERE Haberleşme Karşılıklı birbirine haber verme MUHABERE MEMURU Telgrafçı MUHABİR Haber veren, haberci * Gazeteye havadis gönderen kimse MUHACAT (Hecv den) Birbirini hicvetme Karşılıklı olarak birbirlerini yerme MUHACAT Bilmece hususunda birbiriyle zekâ yarışına çıkma MUHACCE (Hüccet den) İddiâ edip münakaşa ederek deliller ve hüccetler gösterme İsbatlar gösterme MUHACCEB Perdelenmiş, tecrid edilmiş Perde ile ayrılmış MUHACCEL Ayağı sekili, beyazlı at * Gerdeğe konulmuş MUHACERE Birbirini men´etmek, birbirine engel olmak MUHACCİL (Haclet den) Utandıran, tahcil eden MUHACEMAT Hücumlar, üşüşmeler Her taraftan ve birden hücum etmeler MUHACEME Hücum etme, saldırma MUHACERAT Göç etmeler, hicretler Muhacirlik MUHACERET (Hicret den) Hicret etme, göç etme, göçme MUHACET (Hecv den) Karşılıklı olarak birbirini hicvetme, yerme MUHACEZE Fısıldamak MUHACİM Hücum eden, saldıran MUHACİMÎN (Muhâcim C ) Hücum edip saldıranlar, üşüşenler MUHACİR Göç eden, bir memleketten kalkıp, başka bir yere yerleşen * Mc: Allah´ın yasak ettiğinden uzaklaşan MUHACİRÎN Göç edenler, hicret edenler İslâmiyetin ilk zuhurunda İslâm olanlardan Mekke´den Medine´ye hicret eden sahâbeler (Bak: Ensar) MUHADAA(T) (Had´ dan) Aldatma, hile yapma, oyun etme MUHADAT Hediyeleşmek Karşılıklı olarak hediyeler vermek MUHADDA´ Aldana aldana bilgi ve tecrübe sâhibi olan MUHADDAB Boyanmış MUHADDAR Yeşil renkle boyanmış Rengi yeşil yapılmış MUHADDE (Hadde den) Bilenmiş * Sınırlanmış, belirlenmiş, hudutlandırılmış MUHADDE Muhâlefet, uyuşmazlık MUHADDEB Kamburlu, tümsekli, üstü yumru olan Dürbin camı gibi yumru olan MUHADDED Sınırı belirtilmiş olan Sınırlanmış, tahdid edilmiş MUHADDED Eti buruşmuş olan MUHADDER (Muhaddere) Kapalı, örtülü * Nâmuslu müslüman kadını MUHADDES Haber verilmiş Tahdis olunmuş, şükranla bildirlimiş Sadık-ül hads olan kimse * Her zan, tahmine feraseti isabetli olan * Nakil ve rivayet edilmiş olan MUHADDİD Keskinleştirici, bileyici * Sınırlıyan, sınırını tâyin eden Tahdid eden Hududlandıran MUHADDİR Şişiren, kabartan MUHADDİR(E) Uyuşturucu ilâç MUHADDİRAT (Muhaddire C ) Uyuşturucu ilâçlar MUHADDİS Hadis ilminin bir çok usul ve füruunu bilen zât Peygamber Efendimizin (A S M ) hâl ve sözlerini bize nakleden ve hadis ilminin mütehassısı MUHADDİSÎN Hadis ilmiyle uğraşan eskiden gelmiş büyük ve kâmil zâtlar Peygamberimizin (A S M ) sözünü işiterek bildirenler (Bak: Hâfız) MUHADDİSÎN-İ MUHADDESÛN Allah tarafından kendilerine ilham olunan muhaddisler MUHADDİŞ Kulağı tırmalıyan Tahdiş eden MUHADEA Aldatmak, hilecilik, oyun etmek MUHADEME Hizmet etmek MUHADENET Yakın ahbablık, samimiyet Dostluk MUHADENET Barışma * Veda etme MUHADERE Sür´at etmek MUHADESE (Hadis den) Konuşma Birbirine hikâye söyleme MUHADEŞE Tırmalama Sıkıntı ve zahmet verme MUHADİ´ (Had´ dan) Aldatan, kandıran Hile eden, oyun yapan MUHADİANE f Aldatarak, hile yaparak MUHADİŞ Zahmet, ıztırab ve sıkıntı verici Tırmalayıcı MUHAFAZA Zarar ve ziyandan sakınıp korumak * Himâye ve hıfzetmek Gözetlemek * Bir şeye devamlı olmak MUHAFAZAKÂR f Koruyucu * Dinî amel ve işlere muhabbet eden Dinî inanışında sağlam olan ve değiştirmeden muhafaza eden yüksek ve sâdık insan MUHAFAZAT Muhafızlık, koruyuculuk MUHAFETE Söyleme, yavaş okuma MUHAFFEF Hafiflendirilmiş, hafif edilmiş olan MUHAFFİF (Hıffet den) Hafifleten, hafifletici MUHAFIZ Muhafaza eden Değiştirmeyen Saklayan Koruyan Bekçi MUHAFIZÎN (Muhafız C ) Muhafızlar, bekçiler Bir yeri koruyup bekleyen kimseler MUHAHA Kemikten çıkan nesne MUHAK (Mahâk - Mihâk) Her arabi ayın son üç gecesi MUHAKAT Bir kimseyi ahmak yerine koyma MUHAKAT Müşabehet eylemek Bir kimseyi taklid etmek * Birbirine hikâye söylemek MUHAKEMAT (Muhakeme C ) Muhakemeler MUHAKEME (C : Muhakemât) (Hüküm den) Dava için iki tarafın mahkemeye baş vurması * İki tarafın mahkemeye baş vurması * İki tarafı dinleyip hüküm vermek * Düşünmek * Zihinde inceleme yapmak * Karar vermek için iyice düşünmek MUHAKEME-İ GIYABİYE Dâvâcılardan biri veya her ikisi de bulunmadıkları hâlde mahkemece verilen karar MUHAKÎ Benzeyen, benzer olan MUHAKKA Çekişme * Hak iddia etme MUHAKKAK(A) (Hakk dan) Hakikatı ve gerçeği belli olmuş Tahkik edilmiş Doğru * Mutlaka ne olursa olsun MUHAKKAR Hakir görülen Hakarete uğramış MUHAKKİK Hakikatı araştırıp bulan İç yüzüne inceliyerek vakıf olan * Hakikat âlimi Hakikatlara hakkı ile vakıf ve ehl-i tahkik olan büyük İslâm âlimi MUHAKKİKANE f Gerçeği ve hakikatı araştıran bir kimseye yakışır surette Muhakkik olan bir insana yakışacak şekilde MUHAKKİKÎN Hakikatı bulup meydana çıkaranlar * İç yüzünü araştırıp bulan büyük İslâm âlimleri ve velileri Hakikat araştıran, hak âlimleri MUHAKKİR Hakir gören, zelil ve hor gören MUHAKKİRÂNE f Tahkir edercesine Hakarette bulunurcasına MUHAL İmkânsız, vukuu mümkün olmayan Bâtıl, boş söz * Hurâfe olan nazariye MUHAL-İ ÂDİ Herkesin anlayabileceği imkânsızlık ve muhal Az düşünenlerin de bilebileceği, mümkün olmayan iş MUHALAA (Muhâlaat) Birbirlerinden resmen ayrılma (karı-koca ) MUHALAT (Muhal C ) Mümkün olmayanlar Muhaller Muhal ve bâtıl olan şeyler MUHALATA (Halt dan) Karışma, güzel uyuşma, anlaşma MUHALATÂT Güzel anlaşmalar, karışmalar, uyuşmalar MUHALE Dostluk, sadâkat MUHALEBE Beraberce süt sağmak MUHALEFET Kabulsüzlük Karşı durma Uyuşmazlık Zıt gitmek Zıddiyet Muvafık olmamak MUHALEFET-ÜN Lİ-L HAVADİS Cenab-ı Hakk´ın ne zâtında ne sıfâtında (mevcud olsun, mevhum olsun, muhayyel olsun), hiç bir şeye hiç bir cihette benzememesi MUHALESE Bir şeyi alıp kaçmak MUHALESET (Hulus dan) Birbirlerine iyi muamele etme Birbirleriyle dostça geçinme MUHALHİL Havayı hafifleten MUHALİB Süt sağan * Devrin hayır ve şerli işlerini tecrübe eden MUHALİF Uymayan Birbirine benzemiyen Birbirine zıt olan * Başka şekilde düşünen * Karşı duran MUHALİFÎN Muhalif olanlar Muhalifler MUHALİF Yardımcı MUHALLA Tahliye olunmuş Boşaltılmış * Serbest bırakılmış MUHALLA Süslenmiş Süs yapılmış MUHALLAK Tıraş olmuş * Hacıların Mina´da tıraş oldukları yer MUHALLASA Mevruz otu denilen bir nevi ot MUHALLEB Nakışı ve güzelliği çok olan elbise * Cam * Aldanmış MUHALLED (Huld dan) Ebedî Dâimî Bâki Sürekli olarak kalan MUHALLEDAT (Muhalled C ) Dâimî olarak kalacak şeyler * şâheserler MUHALLEDÎN (Muhalled C ) Sürekli ve dâimî olarak kalan şeyler MUHALLEDÛN Bâki ve dâimî olanlar * Dâimî surette Cennet´te kalacak olanlar MUHALLEF Bir ölünün bıraktığı mal * Geride kalan MUHALLEFAT (Muhallefe C ) Ölen bir kimsenin bıraktığı şeyler Metrukât MUHALLEFE Ölen bir adamın dul kalan karısı MUHALLES Kurtarılmış Tahlis olunmuş MUHALLIK Tıraş eden * Tıraş olan MUHALLÎ Süslendiren, yaldızlayan MUHALLÎ Boşaltan Tahliye eden MUHALLİD (Huld den) Ebedîleştiren Devamlı, sürekli ve ebedî kılan MUHALLİL (Hall den) Eriten Analiz yapan, tahlil eden * Fık: Üç talakla boşanan ve iddetini bitiren bir kadınla evlenen erkek (Karıyı boşayan birinci kocaya: Muhallelün leh denir ) * Tıb: Şişlere, iltihablara yarıyan ilaç MUHALLİM Halim selim eden Yavaş kılan (Öfkeli birisini) yumuşatan MUHALLİS (Halâs dan) Kurtaran, halâs kılan, tahlis eden MUHALLİT (Halt dan) Karıştıran, tahlit eden MUHALÜN ALEYH Fık: Havaleyi ödeyecek kimse Üzerine havale yapılan şahıs MUHALÜN BİH Fık: Birine havale olunan mal MUHALÜN LEH "Lehine gönderilen" Alacaklı olan kişi MUHAMAT Korumak * Avukatlık etmek * Birinden birşeyi def etmek MUHAMERE Karışmak * Gizlemek MUHAMESE Fısıldaşma MUHAMÎ Avukat * Himaye eden MUHAMMAT Kızdırılmış nesne MUHAMMED Pek çok tekrar tekrar övülmüş, medhedilmiş meâlinde bir isim olup ilk olarak Peygamberimize (A S M ) verilmiştir (Allahımızın bütün insanlara son peygamberi olan Hz Muhammed (A S M) Efendimiz, Arabistan´da Mekke-i Mükerreme şehrinde milâdi 571 tarihinde dünyaya teşrif etmişlerdir Fahr-i Âlem Efendimiz, Kureyş kabilesinden ve Haşim âilesindendir Muhterem pederinin adı Abdullah, dedesinin adı Abdülmuttalib, vâlidesinin adı ise Amine´dir Peygamberimizin (A S M ) baba cihetinden mübarek nesebleri şöyledir Hz Muhammed İbn-i Abdullah, ibn-i Abdulmuttalib, Haşim, Abdi Menaf, Kusey, Hakim, Mürre, Keab, Lüey, Galib, Fihr, Mâlik, Nazr, Kinane, Huzeyme, Müdrike, İlyas, Mudar, Mirar, Mead, Adnan Adnan da İsmâil Aleyhisselâm´ın oğlu Kıyzar´ın neslindendir Adlarını yazdığımız bu zatlardan her birinin evlâdı birçok kabilelere ayrılmış, Mâlik´in oğlu Fihr´in evlâdından da Kureyş kabilesi teşekkül etmiştir Resul-i Ekrem Efendimizin (A S M ) vâlidesi cihetinde yüksek nesebleri de şöyledir: Hz Muhammed ibn-i Amine Bint-i Vehb, ibn-i Abdi Menaf, ibn-i Zühre, ibn-i Hâkim Peygamber Efendimizin (A S M ) babası tarafından mübârek nesebiyle anası tarafından nesebi, Mürre oğlu Hâkim´de birleşirler Peygamber Efendimizin dedesi ve zamanında Kureyş kabilesinin reisi bulunan Abdülmuttalib, Kâbe-i Muazzama´nın mütevellisiydi Ebu Tâlib, Ebu Leheb, Hâris, Zübeyr, Hamza, Abbas, Abdullah v s adında onüç oğlu vardı Fakat bunların içinde en fazla Abdullah´ı severdi Çünki onda başka bir güzellik, başka bir nuraniyet vardı Abdülmuttalib, bu sevgili oğluna Benî Zühre reisi Vehb´in kızı Amine´yi nikâhla aldı Abdullah Hazretleri, Peygamber Efendimiz doğmadan iki ay evvel bir ticaret kafilesiyle Medine-i Münevvere´ye gidip orada vefat etti ki, daha yirmibeş yaşında bulunuyordu Bu cihetle Fahr-i Âlem Efendimiz (A S M ) yetim kaldı Peygamber Efendimizin çocukluk devresi pek kudsi bir halde geçmiştir Daha doğar doğmaz bir takım hârikalar meydana gelmiştir (Bak: Delâil-i Nübüvvet) Süt anası, Beni Sa´d kabilesinden Haris´in refikası Halime idi Dört sene onun yanında kaldı Annesi Hz Amine ile birlikte Medine-i Münevvere´ye dayı-zâdeleri bulunan Neccar oğullarını ziyarete gittiler Sonra Mekke-i Mükerreme´ye dönerlerken Hz Amine, Ebva denilen yerde daha yirmi yaşında olduğu halde vefat etti Altı yaşında öksüz kalan Peygamberimizi, Ümmieymen adındaki dadısı alıp, Mekke-i Mükerreme´ye getirip dedesi Hz Abdülmuttalib´e teslim etti İki sene sonra da dedesi vefat edince amcası Ebu Tâlib´in yanında kaldı Peygamber Efendimiz gençliğinde Kureyş kabilesi arasında büyük bir şeref ve şânı haiz bulunuyordu Kendisine "Muhammed-ül Emin" deniliyordu Yirmibeş yaşında iken, pek yüksek bir ruha sahib, pek şerefli bir hânedana mensub olan ve daha genç iken dul kalmış olup çok zengin olan Huveylid kızı Hatice ile evlendi Peygamber Efendimiz, tam kırk yaşlarına girince Peygamberlik şerefine nâil oldu Kendisine peygamberlik verilince ilk evvel çevresinde bulunan kişileri hususi surette İslâm dinine dâvet etmişti Bu dâveti ilk önce Hz Hatice vâlidemiz kabul etti Sonra Kureyşin büyüklerinden olan Hz Ebubekir-is sıddık ile Peygamberimizin âzatlısı olan Zeyd ibn-i Harise ve peygamberimizin amcası Ebu Tâlib´in oğlu olup, henüz dokuz-on yaşlarında olan Hz Ali kabul ettiler Bir müddet sonra da Hz Ebubekir´in vasıtasıyla Osman bin Affan, Abdurrahman ibn-i Avf, Sa´d ibn-i Ebu Vakkas, Zübeyr ibn-ül Avvam, Talha-t-übnü Ubeydullah Hazretleri İslâmiyetle müşerref oldular Bi´setin ondördüncü senesinde Mekke´deki müslümanlar, Medine-i Münevvere´ye hicret ettiler Peşinden de Peygamberimiz Hz Ebubekir ile birlikte hicret etti (Bak: Hicret)Peygamberimiz (A S M ) hicretin onbirinci senesinin Rebiülevvel ayının onikisinde pazartesi günü Medine-i Münevvere´de hücre-i saadetinde vefat etti ) (B İ İ )(Şu kâinatın Sâhib ve Mutasarrıfı, elbette bilerek yapıyor ve hikmetle tasarruf ediyor Ve her tarafı görerek tedvir ediyor Ve her şeyi bilerek, görerek terbiye ediyor ve her şeyde görünen hikmetleri, gayeleri, faydaları irade ederek tedvir ediyor Mâdem yapan bilir; elbette bilen konuşur Mâdem konuşacak, elbette zişuur ve zifikir ve konuşmasını bilenlere konuşacak Mâdem zifikirle konuşacak; elbette zişuurun içinde en cem´iyetli ve şuuru külli olan insan nev´i ile konuşacaktır Mâdem insan nev´i ile konuşacak, elbette insanlar içinde kabil-i hitab ve mükemmel insan olanlarla konuşacak Mâdem en mükemmel ve istidâdı en yüksek ve ahlâkı ulvi ve nev´-i beşere muktedâ olacak olanlarla konuşacaktır Elbette, dost ve düşmanın ittifakı ile, en yüksek isti´datta ve en âli ahlâkta ve nev-i beşerin humsu ona iktida etmiş ve nısf-ı arz onun hükm-ü mânevîsi altına girmiş ve istikbal onun getirdiği nurun ziyası ile bin üçyüz sene ışıklanmış; ve beşerin nuranî kısmı ve ehl-i imanı mütemadiyen günde beş defa onunla tecdid-i biat edip, ona dua-i rahmet ve saadet edip, ona medh ve muhabbet etmiş olan Muhammed (A S M ) ile konuşacak![]() ve konuşmuş ve Resul yapacak ve yapmış; ve sair nev-i beşere rehber yapacak ve yapmıştır M ) (Bak: Fahr-i Kâinat ve Resulullah ve Mefhar-ı mevcudat)(Zât-ı Zülcelâl (C C ) demiş: $ Bütün ümmet, hattâ düşmanları da dahil olduğu halde icma etmişler ki, bütün ahlâk-ı haseneye câmi´dir Nübüvvetten evvel ondaki ahlâk-ı hamidenin kemâline tercüman olan Muhammed´ül Emin ünvaniyle iştihar etmişler Hazret-i Aişe (R A ) her vakit derdi: $ Demek Kur´an tazammun ettiği bütün ahlâk-ı haseneye câmi idi İşte o Zât-ı Kerimde icma-ı ümmetle tevatür-ü mânevî-i kat´îyle sabittir ki; insanların sîreten, sureten en cemili ve en halimi ve en sâbiri ve en şâkiri ve en zâhidi ve en mütevazii ve en afifi ve en cevâdı ve en kerimi ve en rahimi ve en âdili, herkesten ziyade mürüvvet, vakar, afv, sıhhat-ı fehim, şefkat gibi ne kadar secâya-yı âliyye varsa en mükemmel bir fihriste-i nuranîsidir Bunların içindeki nokta-i i´caz şudur ki: Ahlâk-ı hasene çendan birbirine mübayin değil, fakat derece-i kemâlde birbirine müzaheme eder Biri galebe çalsa öteki zayıflaşır Meselâ: Kemâl-i hilm ile kemâl-i şecaat, hem kemal-i tevazu ile kemal-i şehamet, hem kemal-i merhamet ve mürüvvet, hem tam iktisat ve itidal ile tamam-ı kerem ve sehavet, hem gayet vakar ile nihayet haya, hem gâyet şefkat ile nihayet Elbuğzu fillah, hem gayet afv ile nihayet izzet-i nefs, hem gayet tevekkül ile nihayet içtihad gibi mecâmi-i ahlâk-ı mütezahime birden derece-i âliyyede bir zâtta içtimâı müzayakasız inkişafları mu´cizelerin mu´cizesidir Bediüzzaman) MUHAMMED SURESİ Kur´an-ı Kerim´in 47 Suresi olup Kıtal Suresi de denir Medine-i Münevvere´de nâzil olmuştur MUHAMMEDÎ Hz Muhammed´e (A S M ) mensub olan Müslüman (Ecnebi dillerinde geçen bu mânadaki tabirlere göre Muhammedî, Muhammedîlik: Müslüman ve Müslümanlık mânasına gelmektedir ) MUHAMMEDİYYUN Müslümanlar Hz Muhammed´in (A S M ) ümmetinden olanlar MUHAMMEN (Hamn den) Tahmin edilen Ortalama olarak bir değer kabul edilen Sanılan MUHAMMER (Hamr dan) Mayalanmmış, ekşiyip kabarmış * Yoğurulmuş MUHAMMER (Himâr dan) Kendine eşek denilmiş Eşeğe benzetilmiş Tahmir olunmuş MUHAMMERE Başı beyaz, cesedi siyah olan koyun * Örtülmüş nesne MUHAMMES Ateş üzerinde kızdırılıp kurutulmuş (Kavrulmuş kahve gibi) MUHAMMES Beşli Beş katlı Tahmis edilmiş * Edb: Her bendi beş mısrâlı olan manzume * Birbiri ardından gelen ve kapalı olarak uç uca eklenmiş beş kenarın meydana getirebileceği çeşitli şekillerden her biri Beşgen MUHAMMES-İ MUNTAZAM Geo: Düzgün beşgen MUHAMMEZ (Hamz dan) Oksitlenmiş, paslanmış MUHAMMIS Mısır, kahve gibi şeyleri kavuran veya kavurarak satan kimse * Tava MUHAMMİN Tahmin eden, sanan, karar veren, değer biçen kimse Eksper MUHAMMİR (Hamr dan) Tahmir eden Mayalayan Ekşitip kabartan Yoğuran MUHAMMİR Kızdırıcı ilâç MUHAN Kendine ihanet olunmuş * Alçak kimse MUHANNA Çarpık, bükük, eğri * Kınalanmış MUHANNES Kadınlaşmış erkek Alçak tabiatlı * Korkak Nâmerd Kalleş MUHANNET Mumyalanmış, tahnit edilmiş MUHANNİT Mumyalayan, tahnit eden MUHAREBAT (Muhârebe C ) (Harb den) Harpler, muhârebeler Harbetmeler, savaşmalar MUHAREBE (C : Muharebât) Harbetmek Karşılıklı cenk Cidal MUHARECE Parmaklarıyla hesap edip taksim etmek MUHAREDE Men´etmek, engel olmak MUHAREF Fakir MUHARESE(T) (Hirâset den) Muhâfaza, koruma MUHAREŞE Kışkırtma, halkı birbirine düşürme MUHAREZE Saklamak MUHARİB Harbeden Cenkci Cengâver * Cesur Atılgan Kahraman * İyi harbeden Harb usullerini iyi bilen MUHARİBEYN İki savaşçı, iki cengâver, iki muhârib MUHARRAK (Harik den) Yakışmış, yanmış Tahrik olunmuş MUHARRECE Boynunda tasması olan köpek MUHARREF (Harf den) Tahrif edilmiş Değiştirilmiş kalem karıştırılmış Bozuk İfsâd ederek tahrib edilmiş MUHARREFAT (Muharref C ) Tahrif edilmiş ve değiştirilmiş şeyler MUHARREM Arabi ayların başı, birincisi * Haram edilmiş olan * Bu muharrem ayında Müslümanlıktan evvel Arablar arasında muharebe yasaktı Bundan dolayı bu isim verilmiştir * Haram kılınmış, tahrim olunmuş (Bak: Eşhür-ü hurum) MUHARREMÂT Haramlar Haram edilen şeyler Dinimizce helâl olmayan şeyler MUHARRER Tahrir olunmuş * Yazılmış Yazılı (Muharrer : İyice azadlanmış, tam hürriyetine kavuşturulmuş demektir ki; ibadette muhlis veya mâbed hâdimi yahut da dünyadan azade mânalarıyla da tefsir edilmiştir E T ) MUHARRERÂT Yazılı şeyler Yazılmış kâğıtlar Mektuplar MUHARRERÂT-I RESMİYE Resmi mektublar veya yazılar MUHARRİB Tahrib eden Harâb eden Yıkan Bozan Perişan eden MUHARRİBÎN (Muharrib C ) Yıkıp yok edenler Harab edenler MUHARRİC (Bak: Tahric) MUHARRİF Tahrif eden Bozan Silen Hilecilik yapan MUHARRİK (Hark dan) Tahrik eden, çok yakan * Çok susatan, çok harâret veren * Yakıp yıkan MUHARRİK Harekete getiren Hareket veren Tahrik eden Teşvik eden Ayaklandıran MUHARRİKE Hareket veren duygu MUHARRİR Yazan Tahrir eden Kâtib Kitab te´lif eden Gazetede yazı yazan MUHARRİRÎN (Muharrir C ) Muharirler, yazarlar Eser sâhipleri, müellifler MUHARRİS Hırslandıran Tamah ve hırsı artıran MUHARRİSÂNE f Hırslandırırcasına MUHARRİŞ Tırmalayan, azdıran, tahriş eden MUHARRİT İshâl verici bir ilâç MUHARRİZ Kışkırtan Teşvik ve tahriz eden MUHASAMA (Muhasamet) (C : Muhâsamât) Muhalefet İki taraf arasındaki düşmanlık Birbiri ile çekişmek Birbirine husumet etmek MUHASAMAT (Muhasama C ) Düşmanlık İki taraf arasındaki husumet MUHASAMET (Bak: Muhasama) MUHASARA Etraftan çevirmek Kuşatmak Düşmanı etraftan sarmak Abluka etmek MUHASARA Bir kişinin, diğer kimsenin elini tutup yürümesi veya ellerini birbirinin kuşağına sokup yürümeleri MUHASEBAT (Muhasebe C ) Hesap işleri, hesap görme işleri Hesap dâireleri MUHASEBE Hesablaşmak Hesab görmek Hesab işi ile uğraşmak Hesab işini gören resmi makam MUHASEDE (Hased den) Birbirini çekememe, hased etme, kıskanma MUHASIM Düşmanlık eden Düşman olan taraflardan biri Hasım olan Birbirini dâva edenlerden her biri Karşı tarafı tutan MUHASIMEYN Bir dâvâ veya çekişmede birbirine karşı olan iki kimse MUHASIMÎN (Muhasım C ) Düşmanlar, muhasımlar MUHASIR (C : Muhasırîn- Muhasırûn) (Hasr dan) Etrafının kuşatıp saran Muhasara eden MUHASIRÎN (Muhâsır C ) Muhasara edenler, etrafını kuşatanlar MUHASIRÛN (Muhasırîn) Düşmanı etraftan kuşatanlar Muhasara edenler MUHASİB Hesab eden Hesap işi ile uğraşan Muhasib MUHASSAL Netice Husule gelen Tahsil olunan Hâsıl olmuş bulunan Toplanılmış, cem´olunmuş Hülâsa Sözün kısası MUHASSAL-İ KELÂM Sözün kısası MUHASSALA (Husul den) Elde edilen netice, hâsıl olan sonuç * Fiz: Bileşke MUHASSAN (Hısn dan) Kuvvetlendirilmiş, istihkâmlandırılmış MUHASSAS Birine âid kılınmış Tahsis edilmiş Has kılınmış Ayrılmış Tâyin edilmiş MUHASSASAT (Muhassas C ) Devlet bütçesinden, devlet dâireleri için ayrılan para * Bir kimseye verilmiş olan maaş veya tayın MUHASSENAT (Muhassene C ) Üstünlük sebepleri * Güzel, hayırlı ve faydalı işler MUHASSER Hasret kalmış, tahsir olunmuş MUHASSIL Husule getiren Hâsıl eden Meydana getiren MUHASSIN Kale gibi mahfuz ve sağlam kalan ve kendini haramdan koruyan (Bak: Muhsın) MUHASSIR Hasrette bırakan * Mina ile Arafat arasında Muhassir vadisi Ebrehe´yi mağlub eden Ebabil kuşlarının taş yağdırdıkları mevki MUHASSİL Sütü çok emdiğinden hasta olan çocuk MUHASSİN (Hasen den) Güzelleştiren, güzellik veren MUHASSİR (C : Muhassirîn) (Hasar dan) Zarara uğratan Hasar ve ziyan verdiren MUHASSİRÎN (Muhassir C ) Zarar ve ziyan verdirenler Hasara uğratanlar MUHASSİS Tahsis eden Has kılan Hususileştiren MUHAŞ Yanmış nesne MUHAŞŞA Hâşiye yazılmış Tahşiye olunmuş MUHAŞŞEM Sarhoş, mest MUHAŞŞİ Hâşiye yazan Hâşiyeliyen MUHAŞŞİ´ Kibirli bir kimsenin kibir ve gururunu kıran MUHAŞŞÎ (Haşyet den) Korkutan, ürküten MUHAŞŞİD Tahşideden Bir yere toplayan MUHAŞŞİM Keskinliği dolayısıyla sarhoş edici şey MUHAŞŞİN Öfkelendiren, kızdıran Gücendiren MUHAT İhâta olunmuş Etrafı çevrilmiş Etrafı kuşatılan Bir şey içinde bulunan MUHAT Burundan akan sümük * Sümük gibi ve yapışkan cisim MUHATAB Söyleyeni dinleyen Kendisine hitab edilen * Gr: İkinci şahıs MUHATABA Birbirine söz söyleme, hitabetme * Mc: Çekişme MUHATABAT (Muhâtaba C ) Konuşmalar MUHATAB İTTİHAZ ETMEK Karşısındakilerini dinleyen * Dinleyici kabul edip, sözünü dinliyor bilmek * Konuşmaya lâyık görmek MUHATARA Tehlike Korkulacak hâle tutulmak * Zarar Ziyan Korku * Tehlike ve zarar ihtimali olan MUHATARA-İ İZMİHLÂL Dağılma tehlikesi MUHATARAT (Muhatara C ) Zararlar, ziyanlar, hasarlar * Korkular Tehlikeler MUHATIB (Hutbe den) Birine söz söyliyen Hitâbeden MUHATTAT (Hatt dan) Çizilmiş, resmi yapılmış MUHATTATA İstasyon MUHATTIT (Hatt dan) Çizen, resmini yapan MUHAVELE İsteme, taleb etme Bir şeyi yapmaya girişme MUHAVERAT (Muhavere C ) Konuşmalar Muhâvereler Karşılıklı görüşüp konuşmalar MUHAVERE (C : Muhaverat) Konuşma Görüşerek konuşma MUHAVEZE Muhalefet, uyuşmazlık MUHAVVEF Korkulu Korkutulmuş MUHAVVEL Hâvâle edilmiş Ismarlanmış Tebdil ve tağyir edilmiş Değiştirilmiş Bırakılmış MUHAVVEN Hâinleşen Tahvin edilen MUHAVVET Etrafına sur ve duvar çekilmiş yer MUHAVVIT Duvar çeken, tahvit eden MUHAVVİC Muhtaç edici MUHAVVİF Korkutan Korkutucu MUHAVVİFÂNE f Dehşetlice Korkutucu bir vaziyette Korkutmak suretiyle MUHAVVİL Başka hâle koyan Değiştiren Tahvil eden MUHAVVİL-ÜL HAVLİ VE-L AHVÂL Havli, kuvveti ve hâlleri değiştiren, başka şekle sokan Cenâb-ı Hak (C C ) MUHAVVİLE (Havl den) Fiz: Elektrik cereyanını, akımını başka hâle koyan Transformatör MUHAYA Bölünemiyen bir şeyi nöbetleşe ve sıra ile kullanma MUHAYEE Pay edilmesi ve bölünmesi mümkün olmayan bir şeyi sıra ile nöbetleşe kullanma MUHAYENE Belirli bir zaman için kiralama MUHAYYA Yüz, vech MUHAYYEB Yoksun bırakılmış, mahrum kılınmış MUHAYYEBEN Mahrum ederek Yoksun bırakarak MUHAYYEL Tahayyül edilmiş Hayâl olarak düşünülmüş Zihinde tasarlanmış MUHAYYELAT (Muhayyele C ) Hayâl edilmiş olan şeyler Muhayyel olan şeyler MUHAYYEM (Hayme den) Çadırı kurulmuş ordugâh * Kurulmuş çadır * Çadırda yatan insan Kamp yeri MUHAYYEMGÂH f Ordu çadırlarının kurulduğu yer Ordugâh MUHAYYER (Hayr dan) Seçilmesi serbest olan Seçmece Beğenmece MUHAYYİB Yoksun bırakan, mahrum kılan MUHAYYİBÂNE f Mahrum ve yoksun bırakırcasına MUHAYYİL Tahayyül eden Hayal kuran Zihinde olmayacak şeyleri düşünen MUHAYYİLE Kuvve-i hayâliye Hayâl kurma merkezi Zihinde bulunan hayal kuvveti MUHAYYİR Hayret veren Hayrette bırakan Şaşkınlık veren MUHAYYİR-ÜL UKUL Akıllara hayret veren Akılları şaşırtan, akılları durduran MUHAYYİR İlmî şeyler arasında seçim yaparak beğenmeyi serbest eden Muhayyer kılan MUHAZAH Mukabele olmak, karşılık olmak MUHAZANE Çocuklara şaşırtıp sevindirecek şeyler söylemek MUHAZARA Yemiş olmadan henüz ham iken satmak MUHAZARA (C : Muhazarât) (Huzur dan) Hatırda tutulan şeyler * Tarihi ve edebi fıkra ve hikâyeler anlatma * Konferans verme MUHAZARÂT (Muhazara C ) Akılda tutulan faydalı bilgiler veya hikâyeler MUHAZAT Aynı hizâda bulunmak, karşı durmak, karşı olmak MUHAZAT-I NİSA Fık: Kadınlarla erkeklerin namazda aynı hizada aynı safta beraber durmaları (ki, bazı şartlar müvacehesinde namazı ifsad eden bir haldir ) MUHAZAT Yüz yüze gelme, karşılaşma MUHAZELE Hakirlik, aşağılık, rezillik MUHAZERE Birbirini korkutmak * İhtiraz etmek * Uyanık olmak MUHAZÎ (Hiza dan) Birbirinin karşısında ve bir hizada bulunan Paralel MUHAZREB Katı bükülmüş ip MUHAZZA Birbirini tahrik edip bir işe kandırmak MUHAZZAB Boyanmış, tahzib olunmuş MUHAZZAR Yeşile boyanmış Yeşil renk ile renklendirilmiş MUHAZZİ´ Saman ve ot kesmekte kullanılan bir çeşit ziraat makinesi MUHAZZİL Alçaklık ve bayağılık içinde bırakan Tahzil eden MUHAZZİLÂNE f Alçaklık ve bayağılıkla MUHAZZİL Korkutucu MUHAZZİR Tahzir eden Sakındıran Çekindiren MUHBİR Haber veren Haberci Haber toplayan * Birisinin fenâlığını alâkadar makama haber veren Jurnalcı MUHBİR-İ SÂDIK Peygamberimiz Hz Muhammed´in (A S M ) bir ismi Diğer Peygamberlere de denebilir Çünkü hepsi sâdık, sağlam, doğru haberleri insanlara ulaştırmışlar, kendilerine bildirilenleri aynen bildirmişler, insanları doğruluğa, felâha, hakka, hakikata, imana dâvet etmişlerdir MUHBİT Alçak gönüllü, mütevazi Mütezellil MUHCEN Kısa boylu ve suyu az olan bir bitki çeşidi MUHDA´ (MIHDA´) Kiler MUHDAR (Muhzar) Hazırlanmış * Amellerinin sâhifelerini müşâhede etmiş olarak MUHDEC İçine esvap koydukları küçük ev, kiler * Azâsı noksan olan MUHDES İhdas edilmiş Sonradan meydana gelmiş, eskiden olmayan * İlm-i Hâlde: Şer´î temizliği gitmiş, abdest veya guslü lâzım gelmiş olan MUHDÎ (Bak: Mühdi) MUHDİS Hâdiseye sebeb olan İhdas eden Yeni bir şey ortaya çıkaran MUHEYH Beyincik MUHFES Seri, hızlı MUHH (C : Mihâh) İlik * Beyin * Cevher, madde MUHH Yumurtanın sarısı * Eskiyip köhne olmak MUHIKK (Muhik) Haklı Hakkı yerine getiren Haklı olan MUHIKKANE f Haklı olarak Haklı olmak suretiyle İhkak-ı hak etmek suretiyle MUHİBB Seven Muhabbet eden Dost Hayrı isteyen MUHİBBAN f (Muhibbin) Dostlar Muhabbet edenler Sevilenler Sevgi besleyenler Bir kimsenin taraflıları MUHİBBANE f Severek Dostça Dosta yakışır surette MUHİBBE Kadın sevgili Kadın dost MUHİBBÎ Muhibb ile alâkalı * Kanuni´nin nazımda kullandığı mahlâs MUHÎF (Muhife) Korkunç Korkutucu MUHÎL İhâle eden Havâle eden * Fık: Borcunu başkası ödemesi için havâle eden kimse Başkasının borcuna nakleden MUHÎLÎ Hilekârlık Sahtekârlık Hile MUHİLL (Halel den) İhlâl eden Bozan Sakatlayan Karıştıran MUHİLL-İ ÂSÂYİŞ Asâyişi ihlâl eden Güvenliği bozan MUHİLL-İ NÂMUS Nâmusa zarar veren, nâmusa dokunan MUHİN Zayıflatan, hor ve hakir eden İhanet eden MUHÎS Zindan MUHİSS (Hiss den) Hissettiren, duyuran MUHİŞ Korkutan, korku veren MUHİT İhata eden Etrafını kuşatan, çeviren * Etraf Çevre * Büyük deniz Okyanus * Mc: Büyük âlim MUHİT-İ ARZ Dünyanın çevresi MUHİT-İ DÂİRE Mat: Daire çevresi Çember MUHİT-İ NİGÂH Göz çevresi MUHİTAT (Muhit C ) Çevreler, muhitler MUHKEM Sağlam Metin Sıkı sıkıya Kuvvetli Tahkim edilmiş Sağlamlaştırılmış * Fık: Tefsir edilenlerden daha kuvvetli olan söz İhtimalli olmayan söz MUHKEMAT Muhkem olanlar Sağlam ve kuvvetli olanlar * İçinde hüküm bulunan ve mânası açık olanlar MUHKEMAT-I KUR´ANİYYE Mânası açık ve te´vile ihtiyacı olmayan âyetler Başka bir mânaya ihtimali olmayıp sarih emir ve nehiyleri müştemil olan âyetler Bu âyetler mensuh veya anlaşılmayan şekilde müteşabih ve muhtemel olmayıp muhkem ve mübeyyin olmakla aslâ te´vile muhtaç olmazlar Bâzı şeylerin haram olması veya enbiya kıssaları (Ekasis-i enbiya) gibi MUHKEM KAZİYE Huk: Kat´i ve sağlam bozulmaz hüküm Mahkemenin en sonunda vermiş olduğu kararlar Temyiz mahkemesince tetkik ve tasdik edildikten sonra veyahut temyiz müddeti geçen bir mahkeme kararının, mevzuunu teşkil eden hâdise hakkında, kat´i bir karine ve delil ve kanunen değişmez bir hüküm olarak kabul edilmesi (Bak: Kaziye-i muhkeme) MUHKİM Kuvvetleştiren, sağlam kılan, ihkâm eden MUHLA Ot biçecek âlet, orak * Nalbantların tırnak yonacak âleti MUHLED Saçı ve sakalı geç ağaran kişi MUHLES İhlâsı dâimi olan Devâmlı hâlis olan MUHLES Orta yaşlı kimse MUHLEVLAK Düz kaypak nesne MUHLİK (Bak: Mühlik) MUHLİS Saç ve sakalına kır düşmüş olan kimse MUHLİS Hâlis olan İhlâsı kazanmak için gayret gösteren, samimi ve itikadı doğru olan Her hâli içten ve riyâsız olan Katıksız MUHLİSÂNE f Hâlisâne Samimi olarak Dostlukla Riyâsızlıkla MUHLİSEN Hâlis olarak Muhlis olarak MUHMEL Tüylü ve saçaklı nesne MUHMİD Ateşin alevini bastıran MUHNAK (C: Mehânik) Zayıflamış davar MUHNİK (Hank dan) Boğucu, boğan MUHNİS Birine verdiği sözü geri alan MUHNİS Yumuşak kimse; yâni şiddeti ve katılığı olmayan Mülâyim MUHRAZA (C: Mehârız) Çöğen koyacak kap MUHREC (Huruc dan) Dışarı çıkarılmış, ihrâc olunmuş * Bir şeyin sureti çıkarılmış MUHRENBIK Başını eğip tınmayan, sükut eden, susan ve fırsat bulduğu gibi fevri söyleyen kimse MUHRENŞİM Azametli, kibirli kimse * Zayıf ve rengi değişmiş kişi MUHRENZİM Gadaplı, hışımlı, kızgın MUHREZ Kazanılmış, elde edilmiş * Sudaki balık, av hayvanları v s gibi, kimsenin malı olmayıp herkesçe faydalanılan bir şeyin ele geçirilmesi MUHRİB Harp gemisi Torpidoları avlayan ve hızla giden bir nevi harp gemisi MUHRİB Tahribeden Yıkan Muharrib Harâb eden MUHRİBÎN (Muhrib C ) Muhribler Yıkıp yok edenler Harâb edenler MUHRİCE Çıkrıkçı MUHRİK Yakan Yakıcı * Çok acıtan İhrak eden MUHRİK-DEM f Nefesi yakıcı olan Âşık MUHRİZ (İhraz dan) Elde eden, kendi payına alan, kazanan MUHSAN Fık: Akıl Büluğ İslâmiyet Hürriyet Nikâh-ı sahih ile teehhül vasıflarını câmi olan kimse MUHSANAT (Muhsana C ) Muhsan olan kadınlar MUHSANE Muhsan olan kadın Temiz ve namuslu kadın MUHSAR (Bak: İhsar) MUHSIN Kale gibi mahfuz ve sağlam olan Kendini haramdan saklayan MUHSÎ Sayı sayan MUHSİN İhsan eden, iyilik eden Kerim Cömert * Allah´ı görür gibi O´na ibadet eden MUHSİNÎN (Muhsin C ) Muhsinler MUHTAC İhtiyacı olan Akşam evinde yiyeceğini bulamayacak derecede fakir olan Bir şey kendine lâzım olan kimse Bir eksiğini tamamlamak isteyen Fakir MUHTAC-I TA´RİF Tarif edip anlatmağa muhtaç MUHTACÎN (Muhtac C ) Muhtaç kimseler İhtiyaç sâhibleri Fakirler, yoksullar MUHTACİYET İhtiyaç sahibi olmak Muhtaçlık, fakirlik, sefalet, yoksulluk MUHTAL (Hile den) Hilekâr, dalavereci, hileci MUHTAL Mütekebbir Kibirli MUHTALE Hileci ve dalavereci kadın MUHTAN Kendisine hıyanet edilen kimse * Hâin Hıyanet eden MUHTAR İhtiyar eden Seçilmiş olan * Hareketinde serbest olan İstediğini yapmakta serbest olan Hür * Köyde veya şehrin mahallesinde seçimle o semtin idâre ve hükümet işlerini üzerine alan kimse * Peygamberimiz Hz Muhammed´in (A S M ) bir ism-i şerifi MUHTARİYET Muhtarlık Kendi kendine hareket edebilme İhtiyar ve iradesi kendi elinde olma MUHTASAR Az Kısa Uzun olmayan * Tekellüfsüz * İhtisar edilmiş Kısaltılmış MUHTASARAN Kısa olarak Muhtasar olarak Kısaltılmış tarzda MUHTASID (Hasad dan) Ekinci, çiftçi İhtisâd eden, ekin biçen MUHTASIM Düşmanlık yapan Adavet eden Husumet eden MUHTASIRA Kısaltma Hülâsa MUHTASS (C: Muhtassin) (Husus dan) Bir şeye veya bir kimseye ait olan MUHTASSAN Ençok, bilhassa Daha ziyâde MUHTASSÎN (Muhtass C ) (Husus dan) Bir şeye mahsus olanlar, bir kimseye ait olan şeyler MUHTATİB Nikâhla isteyen MUHTATİF Göz kamaştıran * Kapıp götüren MUHTAZAR Hazırlanmış * Ölüme hazır MUHTAZI´ Boyun eğen Tevâzu yapan Alçak gönüllülük gösteren MUHTAZIÂNE f Alçak gönüllülükle Tevâzu ve mahviyetle Boyun eğerek MUHTAZIB Renklenen, boyanan MUHTAZIR Can çekişen MUHTAZIRANE Can çekişiyormuşcasına MUHTEBA Dizlerini yere dikip ellerini dizlerine kavuşturup oturan; dizlerini iple bağlayıp oturan kimse MUHTEBER Tecrübe ve imtihan eden, deneyen MUHTEBES (Habs den) Hapsedilmiş MUHTEBIT Gece vakti dilenen MUHTEBİL Delirmiş olan MUHTEBİR Yoklayan, deneyen, tecrübe eden * Sağlam haberi olan İyice bilen MUHTEBİRÂNE f Yoklar ve denercesine Tecrübe eder tarzda MUHTEBİS Zorla alan MUHTECİB Hicablanmış Perdeli Örtülü Örtülmüş Saklanan Gizlenen MUHTED (Hadd dan) Hiddetlenmiş, kızmış * Keskin Keskinleşmiş MUHTEDİ´ Hilekâr Dolandırıcı MUHTEDİÂNE f Hile ve dalaverecilikle MUHTEFÎ Gizlenen Saklı, gizli * İftira eden MUHTEFİD Seri kesici olan MUHTEKİR Hakir ve hor gören Aşağı ve adi kabul eden İhtikar eden MUHTEKİR İhtikâr yapan Vurguncu, ihtiyaç mallarını kıymeti artsın da satayım diye saklayan Halkın zararına çalışarak malı saklayan (Bak: İhtikâr) MUHTEKİRÂNE f Vurgunculukla, ihtikârcılıkla MUHTEKİR Yardımcı MUHTEKİRÎN (Muhtekir C ) İhtikâr edenler Vurguncular MUHTELEF Uyuşmamış Birbirine uymamış İhtilâf olunmuş MUHTELEF-ÜN FİH Hakkında ihtilâf olunan mes´ele MUHTELİ´ Kocasından boşanan kadın İhtilâ eden kadın MUHTELİB Hilekâr, aldatıcı, hile yapan, dalavereci MUHTELİC (Halecân dan) (Kendi elinde olmıyarak) titreyen MUHTELİF(E) Çeşitli Bir türlü olmayan Birbirine uymayan MUHTELİF-ÜL CİNS Çeşit çeşit cinste Muhtelif cinste MUHTELİK Tıraş eden MUHTELİK Yalancı Yalan uyduran MUHTELİM İhtilâm olmuş MUHTELİS Beylik maldan çalan Çalıp çırpan MUHTELİSÂNE f Çalarcasına Çalıp çırparcasına MUHTELİT Karışmış Karışık Karma MUHTELL Bozuk Berbâd Karışmış İşgal ve ihlâl edilmiş * İntizamsız Nizamsız olmuş * Fakir kimse * Çok susuz kalmış olan MUHTELL-ÜS SIHHA Sıhhati bozulmuş MUHTEMEL (Haml den) Olabilir Mümkün Ümid edilir Kabil Me´mul MUHTEMEL-ÜZ ZIDDEYN Edb: Birbirine zıt ve iki mânâya da gelebilen ifadelere denir MUHTEMELAT (Muhtemel C ) Olabilir ve umulur şeyler İhtimâl dahilindeki şeyler MUHTEMER Mayalandıran Ekşiyip kabartan MUHTEMÎ Perhiz yapan İhtima eden MUHTEMİR (Hamr dan) Mayalanan Mayalanarak ekşiyip kabaran * Örtü ile örtünen Yaşmaklanan MUHTENİK (Hank dan) Nefes alamayıp boğulan Boğuk Boğulmuş MUHTER Yol, tarik MUHTERA´ İcad edilmiş İhtira´ olunmuş Uydurulmuş MUHTERAAT Yeni icad edilmişler Yeniden meydana çıkarılmış olanlar İhtira´ olunmuşlar MUHTEREM Hürmet görmüş İhtiram olunmuş Kıymetli ve şerefli kimse MUHTERİ´ Misli görülmedik bir şey icâd eden İcâd eden Yeni bir şey bulan Yeni bir şey meydana getiren * Uydurma şeyler ortaya atan Müfteri MUHTERİÂNE f Yeni bir şeyler icad ederek Yenilikler ortaya koyarak * İftirada bulunarak MUHTERİB (C : Muhteribin) (Harb den) Savaşan, harbeden, muhârib MUHTERİBÎN (Muhterib C ) Harbedenler, savaşanlar, muhâribler MUHTERİF(E) (Hiref den) Sanatkârlar İş sâhibleri MUHTERİK Ateşle yanmış olan Yanan MUHTERİS İhtiras sahibi Çok fazla hırslı istiyen MUHTERİS (Muhteriz) Sakınan Çekinen Çekingen MUHTERİZ Sakınan Çekinen Çekingen MUHTERİZÂNE f Sakınarak, çekinerek Çekine çekine MUHTESİB (Hisab dan) Belediye işlerine bakan memur * Kanundan ziyâde idâri ve örfi işler için karar veren İhtisâb ağası (Bak: İhtisab) MUHTEŞEM Büyük, debdebeli, tantanalı * Etraflı ve taraftarlarının çokluğu ile büyük MUHTEŞİ´ Kendini aşağı gören MUHTEŞİD Biriken, toplanan MUHTETIB (Hatab dan) Koruluk, orman, meşelik * Odun toplıyan MUHTETİM Sona erdiren Hitâma vardıran MUHTETİN Sünnet olmuş MUHTEVA Bir şeyin içindekiler Kaplanan, içine alınan İçindeki şey MUHTEVÎ İhtivâ eden Bir yere toplayan İçine alan Kaplayan MUHTEVİYYÂT İçindekiler Kapladığı şeyler MUHTEZEN Biriktirilip ambar veya hazineye konmuş MUHTEZİN Kederli, hüzünlü, mahzun, mükedder MUHTEZİR Sakınan, çekinen (Bak: Muhteriz) MUHTIR (Hatır dan) Hatıra getiren, hatırlatan MUHTIRA Hatırlatmak veya hatırlamak için yazılan tezkere MUHTÎ Hatâ işleyen Günahkâr Hatâlı * Hatâya düşürten Yanıltan MUHVİL Bir yaş tamamlamış MUHYÎ Maddî mânevî hayat veren, dirilten, canlandıran, can ve ruh veren mânalarında olup, Cenab-ı Hakk´ın bir ismidir (Ehl-i dünya küfür ve dalâlet karanlığında mânen ölü gibi iken Resul-i Ekremin (A S M ) mübarek irşadları ve iman nurları ile dirilmelerine ve o mânevî ölümden kurtulmalarına binaen Peygamberimize de (A S M ) Muhyî denilmiştir) MUHYİDDİN-İ ARABÎ (Hi: 560 - 638) İspanya´da doğmuş, Anadolu ve Arabistan´ı gezmiştir Mutasavvıf ve büyük âlim idi Birçok ilmi eserler yazmıştır Kendisine Şeyh-i Ekber de denir Fütuhat-ı Mekkiye, Füsus-ül Hikem adlı eserleri meşhurdur Şam´da vefat etmiştir (K S ) MUHYEM (C: Mehâyim) İkâmet yeri, oturma yeri
|
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M Harfi |
|
|
#21 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M HarfiM Harfi MUHZAR İnce belli Beli ince olan MUHZIR (Huzur dan) Eskiden şeriat mahkemelerinde mübâşir hizmetini gören kimse Alâkalı kimseleri mahkemeye çağırmaya memur kişi MUHZİN (Hüzn den) Hüzün verici Acıklandırıcı Kederlendirici MUÎD Yardımcı Mubassır * Dersi iade eden, tekrar ettiren Muallim yardımcısı * Geri çevirtici * Bir şeyi âdet edinmiş olan * Tecrübeli Hâzık * Güçlü Kuvvetli * Arslan * Gazâ ve cihad eden kimse MUİDD Hazırlayıcı Amâde edici * İâde eden * Sayan MUÎL Evlâd ü iyâli, yâni çoluk çocuğu çok olan kimse MUİLL Hasta eden MUÎN Yardımcı Muâvin İane eden MUÎR Ödünç olarak veren Borç veren Karz-ı hasen tarzında veren MUİZZ İzzet ve ikram eden Ağırlayan Aziz ve şerif eyleyen MUJE f Musibet, belâ * Keder, gam, tasa, hüzün MUJİK (Rusça) Rus köylüsüne verilen isim MUK Göz pınarı * Akılsızlık * Kanatlı karınca * Mest üzerine giyilen çizme MUK f Diken MUKA Islık çalmak MUKA´AR (Ka´r dan) Oyuk, çukur, çökük MUKA´ARİYET Çukurluk, oyukluk MUKABBEB (Kubbe den) Kubbeli MUKABBEL (Kabl dan) Öpülmüş, takbil edilmiş MUKABBIZ (Kabz dan) Sıkan, daraltan MUKABBİL (C : Mukabbilîn) Öpen, takbil eden MUKABBİLÎN (Mukabbil C ) Öpenler, takbil edenler MUK´ABE Kadeh gibi çukur göbek MUKABEDE şiddet ve zahmet vermek MUKABELE Karşılık, karşılamak * Mücadele * Karşılaştırmak Karşılıklı yapılan iş, karşılıklı yapılan okuma * Camide Kur´ân-ı Kerimi okuyup halka dinletmek * Yüz yüze olmak * Düşmanın şerrinden kurtulmak ve onun şiddetini kaldırmak için onu yıldıracak tedbirde bulunmak MUKABELE-İ BİLHURUF Söz ile konuşmak ve hakikatı müdafaa etmek suretiyle karşı çıkıp mukabele etmek (Bak: Muaraza-i bilhuruf) MUKABELE-İ BİLMİSİL Karşılaştığı aynı muameleyi sahibine iade etmek, o kimseye aynı muameleyi yapmak Mukabil hareketi karşısındakine icra etmek MUKABELE-İ BİSSÜYUF Silâha, kılınca sarılmak suretiyle karşı koymak MUKÂBELE Hapsetmek * Sonraya bırakmak, tehir etmek * Meşveret etmek, danışmak * Bir kimsenin evi yanında bir ev satıldığında; "başka kimse satın alsın, ben ondan şüf´a yolu ile alayım" diye şirâsına muhtaç iken tehir etmek MUKABİL Karşılık olan Karşı taraf İvaz, bedel, karşılığı MUK´AD Kötürüm MUKAD Ağır yüklü MUKADDED Parçalanmış MUKADDEM Zaman ve mekân cihetiyle daha evvel olan * Askerin ön tarafına sevkedilen karakol * Değerli, üstün * Küçükten büyüğe sunulan, takdim edilen MUKADDEM-ÜL AYN Gözün kenarı Gözün pınarı MUKADDEMA Önce Evvelce Eskiden Bundan evvel MUKADDEMAT (Mukaddeme C![]() ) Başlangıçlar Mebde´ler İleride bulunanlar MUKADDEMÂT-I İHZARİYE Bir şeyi hazırlamak için önceden yapılan işler MUKADDEME İlk söz Başlangıç * Önde gelen Medhal Giriş * Man: İki kaziyeden ibaret olan sözün evvelki kaziyesi MUKADDEME-İ İSTİSNAİYE Man: İçinde istisnâ edatı olan evvelki kaziye "Eğer güneş doğarsa gündüz olacak Güneş doğmuştur " kaziyelerinde: "Eğer güneş doğarsa" kaziyesi Mukaddeme-i istisnâiyedir MUKADDER Tâyin olunmuş * Kısmet Kader Miktarı tâyin ve takdir olunmuş olan * Kazâ * Kıymeti biçilmiş * Beğenilmiş * Yazılmış olan * Edb: Yazılı olmayıp da sözün gelişinden anlaşılan Lafzan zikredilmeyip, mânen murad edildiği anlaşılan Meselâ: Kur´an-ı Kerim´de, her sureden evvel "Bismillâh" yazılı olması, bize her işimizde veya her okumaya başlarken Bismillâh diye emir olduğu "mukadder" dir Meselâ: Kur´an-ı Kerim´de ( De ki:) mânasındaki Cenab-ı Hakk´ın hitabında: "Ya Muhammed (A S M ), Sen kullarıma de ki!" mânası, mukadder olarak vardır Aynı zamanda Peygamber´in (A S M ) yolunda olanlara ve bütün vâris-i nebi olabilen büyük hakikatlı ve veli kullara aynı emir mukadderdir Çünkü, emir olarak hitabdır Hitab ise muhakkak bir muhataba söylenir Vahiy hitabında birinci muhatab ise, Hz Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm´dır (Bak: Kader) MUKADDERAT (Mukadder C ) Kader Ölçü ve miktarı tâyin olunan şeyler Alın yazısı (Bak: Kader)(Hayat, "İman-ı Bil´kader" rüknüne bakıyor; remzen isbat eder Çünki, madem hayat, âlem-i şehadetin ziyasıdır ve istilâ ediyor; ve vücudun neticesi ve gayesidir; ve Hâlik-ı Kâinat´ın en câmi âyinesidir; ve faaliyet-i Rabbaniyenin en mükemmel enmuzeci ve fihristesidir, temsilde hata olmasın, bir nevi programı hükmündedir Elbette âlem-i gayb yani mâzi, müstakbel yani geçmiş ve gelecek mahlukatın hayat-ı mâneviyeleri hükmünde olan intizam ve nizam ve mâlumiyet ve meşhudiyet ve taayyün ve evâmir-i tekviniyeyi imtisâle müheyyâ bir vaziyette bulunmalarını sırr-ı hayat iktiza ediyor Nasılki bir ağacın çekirdek-i aslîsi ve kökü ve müntehasında ve meyvelerindeki çekirdekleri dahi aynen ağaç gibi bir nevi hayata mazhardırlar Belki, ağacın kavânin-i hayatiyesinden daha ince kavânin-i hayatı taşıyorlar Hem nasılki bu hazır bahardan evvel geçmiş güzün bıraktığı tohumlar ve kökler, bu bahar gittikten sonra, gelecek baharlara bırakacağı çekirdekler, kökler, bu bahar gibi cilve-i hayatı taşıyorlar ve kavânin-i hayatiyeye tâbidirler![]() ![]() Aynen öyle de; şecere-i kâinatın bütün dal ve budaklariyle herbirinin bir mâzisi ve müstakbeli var Geçmiş ve gelecek tavırlarından ve vaziyetlerinden müteşekkil bir silsilesi bulunur Her nevi ve her cüz´ünün ilm-i İlâhiyyede muhtelif tavırlar ile müteaddit vücudları bir silsile-i vücud-u ilmî teşkil eder Ve vücud-u hârici gibi o vücud-u ilmî dahi, hayat-ı umumiyenin mânevi bir cilvesine mazhardır ki, mukadderat-ı hayatiye, o mânidar ve canlı elvâh-ı kaderiyeden alınır Evet âlem-i gaybın bir nevi olan âlem-i ervah, ayn-ı hayat ve madde-i hayat ve hayatın cevherleri ve zâtları olan ervah ile dolu olması, elbette mâzi ve müstakbel denilen âlem-i gaybın bir diğer nev´i de ve ikinci kısmı dahi, cilve-i hayatîye mazhariyetini ister ve istilzam eder Hem herbir şeyin vücud-u ilmîsindeki intizam-ı ekmeli ve mânidar vaziyetleri ve canlı meyveleri, tavırları; bir nevi hayat-ı mâneviyeye mazhariyetini gösterir Evet, Hayat-ı Ezeliye Güneşinin ziyası olan bu gibi cilve-i hayat, elbette yalnız bu âlem-i şehadete ve bu zaman-ı hâzıra ve bu vücud-u hâriciyeye münhasır olamaz; belki, herbir âlem, kabiliyetine göre o ziyanın cilvesine mazhardır; ve kâinat, bütün âlemleriyle o cilve ile hayattar ve ziyadardır Yoksa nazar-ı dalâletin gördüğü gibi muvakkat ve zâhirî bir hayat altında herbir âlem, büyük ve müdhiş birer cenaze ve karanlıklı birer virane âlem olacaktı S )(Eşyanın mürur-u zamanla giydikleri suretler ve ettikleri harekât ile hâsıl olan vaziyetler dahi, bir intizam-ı kadere tâbidir Evet, bir çekirdekte, hem bedihî olarak, irade ve evâmir-i tekviniyenin ünvanı olan "Kitab-ı Mübin"den haber veren ve işaret eden, ham nazarî olarak emir ve ilm-i İlâhinin bir ünvanı olan "İmam-ı Mübin" den haber veren ve remzeden iki kader tecellisi var Bedihî kader ise, o çekirdeğin tazammun ettiği ağacın, maddi keyfiyat ve vaziyetleri ve hey´etleridir ki, sonra göz ile görünecek Nazarî ise, o çekirdekte, ondan halkolunacak ağacın müddet-i hayatındaki geçireceği tavırlar, vaziyetler, şekiller, hareketler, tesbihatlardır ki, tarihçe-i hayat namiyle tâbir edilen vakit-bevakit değişen tavırlar, vaziyetler, şekiller, fiiller; o ağacın dalları, yaprakları gibi intizamlı birer kaderî miktarı vardır Mâdem en âdi ve basit eşyada böyle kaderin tecellisi var Elbette umum eşyanın vücudundan evvel yazılı olduğunu ifade eder ve az bir dikkatle anlaşılır Şimdi; vücudundan sonra herşey´in sergüzeşt-i hayatı yazıldığına delil ise âlemde "Kitab-ı Mübin" ve "İmam-ı Mübin"den haber veren bütün meyveler ve "Levh-i Mahfuz"dan haber veren ve işaret eden insandaki bütün kuvve-i hâfızalar birer şahittir, birer emâredir Evet herbir meyve, bütün ağacın mukadderat-ı hayatı onun kalbi hükmünde olan çekirdeğinde yazılıyor İnsanın sergüzeşt-i hayatiyle beraber kısmen âlemin hâdisat-ı mâziyesi kuvve-i hâfızasında öyle bir surette yazılıyor ki, güya hardal küçüklüğünde bu kuvvecikte dest-i kudret, kalem-i kaderiyle insanın sahife-i a´mâlinden küçük bir senet istinsah ederek, insanın eline verip, dimağının cebine koymuş Tâ, muhasebe vaktinde onunla hatırlatsın Hem, tâ mutmain olsun ki; bu fena ve zeval herc ü mercinde beka için pek çok âyineler var ki, Kadir-i Hakîm, zâillerin hüviyetlerini onlarda tersim edip ibka ediyor Hem, beka için pek çok levhalar var ki, Hafîz-i Alîm, fânilerin mânalarını onlarda yazıyor![]() ![]() S ) (Bak: İmam-ı mübin) MUKADDERAT-I HAYATİYE Bütün canlıların hayatları müddetince geçirdikleri ve geçirecekleri tavır, hareket, şekil ve amelleri gibi hususiyetleri MUKADDES (Kuds den) Takdis edilmiş olan Temiz ve pâk Noksan ve kusurdan müberra ve uzak olan Her çeşit noksan, ayıp ve kusurlardan münezzeh ve uzak olan Kudsi MUKADDESÂT (Mukaddes C ) Kudsi olanlar Mukaddes olanlar MUKADDİM (Kıdem den) Takdim eden Sunan Öne, ileriye geçiren Öne koyan * Cür´etli çeri kimse * Gözün pınarı, ("mukdim-ül ayn" da derler ) MUKADDİMAT (Mukaddime C ) Mukaddimeler İlk gelenler İlk sözler MUKADDİME Evvel gelen Öne geçen Her şeyin evveli * Bir kitapta asıl maksada başlamadan evvel kitapda olan bahisler hakkında ve kitabın muhteviyatına dâir yazılan makale, önsöz * Alın Nâsiye Alındaki perçem MUKADDİME-İ KÜBRÂ Büyük başlangıç MUKADDİR Takdir eden Bütün mahlukatın ve her şeyin esaslarını tanzim ve takdir edip sıralayan Allah (C C ) Bir şeyin kıymetini biçen, takdir eden Beğenen MUKADDİRÂNE f Takdir edercesine, kıymetini bilircesine, kıymetine göre sıralarcasına Mukaddire yakışır hâlde MUKADDİRÎN (Mukaddir C ) Kıymet ve paha biçenler Takdir edenler MUKAFFA Kafiyeli, kafiyelenmiş Birbirini tâkib eden MUKAFFEL (Kufl den) Kilitlenmiş, kilitli MUKAFFÎ Resul-i Ekremin (A S M ) bir ismidir (Çünkü, O´nu dünyanın hiç bir şeyi Allah´a tâbi olmaktan ayıramamış ve bütün enbiyâ ve resullerin iyi yollarını da tâkib etmiştir ) MUKAHHİR (Kahr dan) Kahreden, tahkir eden, yok eden MUKALKAL Kararsız * Şarap, hamr MUKALKALE şişe Sürahi MUKALLED (Kald dan) Boynuna gerdanlık takılmış * Padişah tarafından nişan takılan kimse * (Taklid den) Taklid edilen Örnek tutulan Misal alınan MUKALLEF Kalafatlanmış, taklif edilmiş MUKALLİB (Kalb den) Başka tavra geçiren Başka hâle değiştiren Bir başka tarafa döndüren MUKALLİD Benzemeye veya benzetmeğe çalışan Taklid eden * Bir şeyi boynuna takan, asan * Kuşatan MUKALLİDÂNE f Benzetmeğe, taklide özenircesine Taklid edercesine Benzemeğe çalışırcasına MUKALLİDÎN (Mukallid C ) Taklidçiler Örnek ve misâl alanlar * Takınanlar Boyuna takanlar MUKALLİS Ağaç oynatıcı MUKAM Durduracak mekân İkamet mevzii * Durmak, ikamet MUKAME İkamet, oturma * İkamet yeri, vatan * Ümmet MUKAMEHA Başını yukarı kaldırmak MUKAMERE Kumar oynama MUKAMİK Sözü boğazı içinden söyleyen MUKAMİR Kumarbaz Kumar oynatan MUKANAT Karıştırmak MUKANFEZ Üzeri yumuşak dikenlerle örtülü olan hayvan Kirpi MUKANNA´ Peçeli MUKANNEN (Kanun dan) Muntazam Tertibli * Kanun ile vâcib ve mukarrer olan * Zaman ve miktarı hiç şaşmayan Tertibe dahil olarak kararlaşmış olan MUKANNİBE Gelin süsleyen kadın MUKANNİN Kanun yapan İntizama koyan Kanun tertib ve ihdas edici olan MUKANNİT Yer altından kanalla su akıtan kişi * Muti kimse, itaat eden, emre boyun eğen kişi MUKANTAR(A) (Kantara dan) Kemer şeklinde olan köprü * Birbiri üstüne yığılmış çok şey * Muhkem MUKANTARAT (Mukantara C ) Köprüler Kemer şeklinde olan yapılar MUKARAA (Kur´a dan) Ad çekişme Karşılıklı kur´a çekme * Kılınç kullanarak döğüşmek Cenkte, muharebede kahramanların birbiriyle vuruşmaları * Bir şeyin taksiminde atışmak MUKARAZA Kazanca ortak olup zararı sermâyeye ait olmak üzere bir kimseye belirli bir miktar sermaye verme MUKAREBET (Kurb dan) Akrabalık, yakınlık MUKARENET (A, uzun okunur) Yakınlık Ayrılmayıp musâhebe etmek * Bitişmek Birleşmek * Uygunluk * Bir yere gelmek MUKARİB Birbirine yakın ve karib olan İyi ve kötü ortasında orta hâlli olan MUKARİB-ÜL VÜCUD Olması yakın, vücuda gelmesi yakın MUKARİN Yakın olan Bitişen Ulaşan Ulaşmış olan MUKARNES Kubbe biçiminde olan * İşlemeli, nakışlı ve rengarenk olan * Merdiven şeklinde dereceleri olan kubbe MUKARR (Karâr dan) İkrâr olunmuş "Vardır, öyledir evet " denilmiş MUKARRE Göz yaşının durması MUKARREB (Kurb dan) Yakınlaşmış Yakınlaştırılmış Yakın * Büyük zât veya padişah gibi kimselere hizmette yaklaşmış olan MUKARREBUN (MUKARREBÎN) Büyük meleklerden bir zümre * Takva ve ubudiyyet ile evliya derecesine gelmiş, Cenab-ı Hakk´ın indinde çok kıymetli ve mübarek büyük zâtlar * Yakınlaşmış olanlar MUKARREN Bağlanmış nesne MUKARRER Kararlaşmış Takrir edilmiş Karar verilmiş Kat´i Şek ve şüpheden beri olan Muhakkak ve müsellem olan Anlatılmış Bildirilmiş MUKARRERÂT Kararlaştırılan şeyler, kararlar MUKARRİ´ Azarlıyan, paylıyan, başa kakan MUKARRİB Takrib eden Yaklaştıran MUKARRİB-ÜL VÜCUD Vücudunu yakın eden, yaklaştıran MUKARRİH (C : Mukarrihât) Yara açan ilâç MUKARRİHAT (Mukarrih C ) Yara açmakta kullanılan etkili ilâçlar MUKARRİN Birlikte bulunduran MUKARRİR (Karar dan) Yerleştiren Takrir eden Sabit kılan * Tekrar eden Dersi tekrar ederek anlatan müderris MUKARRİZ (C : Mukarrizin) (Karz dan) Medheden, öven Bir eseri medheden MUKARRİZÎN (Mukarriz C ) Medhedenler, övenler Medih yollu yazı yazanlar Bir eseri medhedenler MUKARRÜN-BİH Başka birisine âit olduğu, birisi tarafından haber verilen hak İkrâr olunan hak MUKASAT Zahmet ve eziyet çekme MUKASEME (Kısm dan) Paylaşma, bölüşme, taksim etme MUKASIM (Kısm dan) Paylaşan, bölüşen, taksim eden MUKASMEL Asâsı çok şiddetli olan MUKASSA Kısas etmek * Üzerlerinde olan borcu birbirine takas edişmek MUKASSAT (Kıst dan) Taksitli MUKASSATAN Taksitli olarak, taksitle MUKASSEM (Kısm dan) Ayrılmış, bölünmüş, taksim edilmiş * Güzel yüzlü MUKASSIR Taksir eden, yapabilir iken yapmayıp çekinen * Kusur işleyen * Gücü yetmediği için yapmayan MUKASSÎ (Kasvet den) Kasvet verici Sıkıntılı, kasvetli Sıkıcı, dar MUKASSİM (Kısm dan) Ayıran, bölen, taksim eden MUKAŞŞER (Kışr dan) Kabuğu soyulmuş MUKATAA (Kat´ dan) Kesişmek * Ülfeti terk eylemek * Birbirinden kesmek ve kesişmek * Muayyen bir kira karşılığında arazinin kesime verilmesi * Ekilen toprak için verilen muayyen vergi MUKATANE Mukim olmak, oturmak, ikamet etmek MUKATELAT (Mukatele C ) (Katl den) Muharebeler, savaşlar, kavgalar, dövüşler * Vuruşmalar, düello yapmalar MUKATELE (A, uzun okunur) Birbirini vurmak, öldürmek Vuruşmak, kavga, döğüş MUKATİL (Katl den) Birbirini öldüren, birbiriyle vuruşan Düello yapan MUKATİLUN (Mukatil C ) Düşmanla muharebe eden mücâhidler MUKATTA´ Kesilmiş * Parçalanmış MUKATTAA (Kat´ dan) Bitişik olmayan Kesik, ayrı MUKATTAAT (Mukattaa C ) Kat´ edilmiş, kesilmiş şeyler * Kısaltmalar * Çeşitli gazel ve kasidelerden seçilmiş beyitler * Herbiri bir kelimeye delâlet eden harfler MUKATTAAT-I HURUF Edb: Matlâsız şiir parçaları Muhtelif olarak alınmış şiir parçaları * Kısaltmalar Tamamlanmamış cümleler (Bak: Huruf-u mukattaa) MUKATTAR (Katr den) İnbikten geçirilmiş saf su Taktir edilmiş Damıtılmış su MUKATTARAT (Mukattar C ) Taktir edilmiş, damıtılmış sular MUKAVELAT (Mukavele C ) Mukaveleler MUKAVELAT MUHARRİRİ Noter Kâtib-i adl MUKAVELE Kavilleşmek Karşılıklı anlaşmak Sözleşmek * Anlaşmada imzalanan ve karar altına alınanların yazıldığı kâğıt MUKAVELENAME Anlaşma yazılı olan kâğıt Mukavele yapılan kâğıt MUKAVEMET Karşı durmak, dayanmak Karşı koymak Muhalefetle kıyam etmek MUKAVEMET-SUZ f Dayanmayı te´sirsiz hâle koyan Tahammülsüzlük veren Mukavemeti kıran MUKAVEMET-ŞİKEN f Mukavemeti kıran MUKAVERE Zayıflamak MUKAVİM Sağlam Dayanıklı Mukavemet eden Direnen Karşı duran MUKAVİMÎN (Mukavim C ) Karşı koyanlar, direnenler MUKAVVA (Kuvvet den) Sağlamlaştırılmış, kavileştirilmiş MUKAVVER Ziftle karışık veya ziftle kaplı * Yuvarlak kesilmiş MUKAVVES (Kavs den) Yay gibi bükülmüş ve eğri olan * Kavis teşkil etmiş, bükülü MUKAVVÎ Takviye eden Kuvvetlendiren Kuvvet veren Takviye eden ilâç MUKAVVİM Kıvama getiren Biçimine koyan Tesviye ve tanzim edici Eğriyi doğrultucu MUKAYAZA Trampa etme, değişme Mübadele MUKAYEFE Firâset etmek * Bir kimsenin ardınca gitmek MUKAYESAT (Mukayese C ) Mukayeseler Kıyas etmeler MUKAYESE (Kıyas dan) Kıyas etme Ölçme Karşılaştırma MUKAYYED Kayıtlı Serbest olmayan Sınırlı Bağlı * Deftere geçmiş, kaydedilmiş olan Bağlanmış El veya ayağında zincir, kelepçe bulunan Mevkuf olan * Bir işe ehemmiyet veren İşine önem verip bakan MUKAYYİ Kay ettiren, kusturan MUKAYYİAT (Mukayyi C ) Kusturucu ilâçlar MUKAYYİD Kayd eden Kayıt me´muru Kayıt takan MUKAYYİDÎN (Mukayyid C ) Kayıt memurları, mukayyidler MUKAZEFE Sövüşmek MUKAZZEZ Heyeti hafif olan kimse MUKBİL Mübârek İkbali kutlu, mutlu Mes´ud Bahtiyar MUKBİLAN (Mukbil C ) (Kabl den) Mutlular, bahtiyarlar, mes´ud kimseler MUKBİLÎN (Mukbil C ) (Kabl den) Bahtiyarlar, mutlular, mes´udlar MUKDİM İşine düşkün, gayret ve fedakârlıkla çalışan Cüretli ve cesaretli olan MUKDİMÂNE f Gayret ve dikkatle MUKES´AL İyi yonulmamış ok MUKHEM Cümle arasındaki lüzumsuz ve fazla kelime MU´KIB Ökçeli ayakkabı MÛKID Ateş yakan MUKILL Malı az olan Fakir MUKILLÎN Fakirler Muhtaç olanlar MÛKIN Şüphesiz ve kat´i olarak bilen MÛKINÛN Yakîn sahibi olanlar Şüphesiz ve tereddüdsüz olarak imanî ve Kur´anî hakikatlara vâkıf olanlar (Bak: Yakin) MÛKIR Yemişinin çokluğundan dolayı dalları sarkmış olan ağaç MU´KIR Malı mülkü çok olan kimse MUKIRR (Karâr dan) Doğruyu ve gerçek olanı söyliyen Kabahat veya ayıbını gizlemeden söyliyen * Fık: Birinin, kendisinde hakkı olduğunu haber veren kimse MÛKIZ (Yakaza dan) Uyandıran, ikaz eden * Gaflet ve dalgınlıktan kurtaran MUKİBB Lüzumlu olan, icab eden MUKÎL Hataları, yanlışları afveden MUKÎM İkamet eden Ayakta duran * Okuyan * Bir memlekette devamlı duran * Fık: Vatanında veya vatanı sayılan bir yerde onbeş günden fazla kalan kimse (18 saatlik uzağa gidene "Misâfir" denir ) * Esmâ-i İlâhiyyeden olup "Her şeyi ayakta tutan, devam ettiren ve kayyumiyet sırrıyla bir an bile hiç bir şeyden alâkasız olmayan" meâlindedir MUKÎM-ÜS SÜNNET Hz Muhammed´in (A S M ) Tevrat ve Zebur´daki ismi, sünnet ikame eden MUKÎT Muhafaza eden Hâfız Amelleri zâyi´ etmeyip koruyan Gizliyi bilen Gıda ve rızık veren MUKKA (C: Mükâyâ-Mükâki) Hicaz diyarında yaşıyan bir cins beyaz kuş MUKLE (C: Mukul) Gözün karası Göz bebeği * Göz * Su taksimi için kullanılan taş MUKMAH Başını kaldırıp gözünü bir yere dikip duran kişi MUKMEHUN Elleri boyunlarına bağlı veya boyunlarından zincir takılı olarak azab çekenler * Başı yukarı kalkmış, gözleri bir yere dikilmiş ve etrafa bakamayan somurtmuş kimseler MUKMİR(E) (Kamer den) Mehtaplı Ay ışığıyla aydınlanmış MUKNİ´ İkna eden Kanaat veren Kâfi derecede izah ve isbât eden * Başını kaldırıp gözünü önüne dikip duran MUKNİA Kurbağa yavrusunun, yumurtadan çıktığı ilk hâli MUKRAZ (Karz dan) Ödünç verilmiş, borç verilmiş İkrâz olunmuş MUKREM Bir kavmin ulusu, seyyidi MUKRİ´ Kur´an-ı Kerimi kaidelerine uygun okuyan MUKRİB (MUKREB) Nöbete tutulmuş at MUKRİF Babası köle, anası hürre olan kimse * Anası arabi, babası arabi olmayan deve MUKRİN Birlikte Berâber MUKRİZ (Karz dan) Ödünç veren Borçla emânet para ve sâir şeyler veren MUKSA Uzaklaştırılmış Uzak kalınmış MUKSEM (Kasem den) Yemin edilmiş, kasem edilmiş MUKSİM (Kasem den) Yemin edilecek yer * Yemin eden, kasem eden MUKSİT Adaletle iş gören Haklı hareket eden * Nefsine lâyık görmediği zararlı şeyi başkasına da münasib görmeyen MUKSİTÎN (Muksit C ) Haklı iş görenler Hakkı edâ edenler MUKŞA Kabuğu çıkarılmış * Derisi soyulmuş MUKŞAİRR Ürperen MUKTASIR Kısa kesen, uzatmıyan MUKTATAF (C : Muktatafât) (İktitaf dan) Toplanmış, devşirilmiş * Derleme, toplama Derlenmiş MUKTATAFAT (Muktataf C ) (İktitaf dan) Derlemeler, toplamalar Derlenmiş şeyler MUKTATIF (İktitaf dan) Derleyen, toplayan MUKTEB (C: Mekâtib) Yazı talim eden kimse MUKTEBES İktibas olunmuş olan Bir yerden alınan, bir kitab ve sâir yerden istifade ederek alınan MUKTEBESAT (Muktebes C ) (Kabs dan) Muktebes olan şeyler İktibas edilmiş ve faydalanmak üzere alınmış olan şeyler MUKTEBİS (C : Muktebisîn) (Kabs dan) İktibas eden Faydalanmak üzere aktaran Birinin bilgisinden faydalanan MUKTEBİSÎN (Muktebis C ) (Kabs dan) Aktaranlar, iktibas edenler Faydalanmak için alanlar MUKTEDA Kendisine uyulan Önde giden * Müçtehid Pişivâ Peşivâ * Namazda kendine uyulan imam MUKTEDÂ-BİH Kendisine tebaiyyet edilen Kendisine uyulan MUKTEDÎ Tâbi olan, uyan İmama uyan MUKTEDİR Güçlü, kuvvetli, becerikli İşe gücü yeten İktidarlı MUKTEDİRÎN (Muktedir C ) İktidar sahibleri Muktedirler, gücü yetenler MUKTEF "Kendine uyulmuş, kendisi tâkib edilmiş" meâlinde olup, Hz Resul-i Ekreme (A S M ) verilen isimlerden biridir MUKTEFA (Kafâ dan) İzinden gidilmiş Ardına düşülmüş Misâl alınmış, örnek tutulmuş MUKTEFÎ Ardından giden İzinden giden İktifâ eden Misâl alan, örnek tutan MUKTEHİM Mülâhazasız bir işe hücum edip giren * (Bak: İktiham) MUKTELA´ (Kal´ den) Kökünden koparılmış Kökünden koparan MUKTELİ´ (Kal´ den) Kökünden koparan MUKTERİH Bir şeye kasd eden, araştıran * Yeniden meydana çıkaran * Düşünmeden, aklına geldiği gibi söyleyen, iktirah eden MUKTERİN (İktiran dan) Yaklaşan, yakın gelen, iktirân eden MUKTESEB (Bak: Mükteseb) MUKTESİD İktisadlı, tutumlu Malını, ömrünü, vaktini boşuna geçirmeyen, lüzumsuz masrafta bulunmayan (Bak: İktisad) MUKTESİDAN (Muktesid C ) Muktesidler Lüzumsuz masrafda bulunmayan ve vaktini boşa geçirmeyenler İktisadlılar, tutumlular MUKTESİR Kısa kesen, iktisar eden MUKTEZA Lâzım getirilmiş Lüzumuna binaen istenmiş İcab eden Lâzım gelen (Bak: Dâll-i bi-l iktiza) MUKTEZA-İ HÂL Duruma göre İcabına göre Hal ve vaziyetin gerektirdiğine göre MUKTEZA-İ HİLKAT Yaradılışın gerektirdiği şey Yaradılış itibariyle olan hal ve netice MUKTEZÎ (Muktazî) Lüzumlu olduğu taayyün etmiş, anlaşılmış * İktiza eden Gerekli Lâzım MUKTEZİYYAT İktiza eden şeyler Gerekli olan ve icab eden şeyler MUKTİR Dar hâlli, durumu sıkıntılı * Kocasını nafaka bakımından sıkıştıran kadın MUKVERE İnce, zayıf kadın MUKZA Tamamlanmış * Lüzumlu görülmüş MUKZA´ Seri, hafif nesne MUKZI´ Fuhşiyat söyleyen, ahlâksızca şeyler konuşan MUKZÎ Gerekli görülmüş * Hüküm ve kazâ olunmuş * Tamamlanmış MU´LAT (C: Meâli) şeref kazanmak * Yüksek derece MULEKKIN (Bak: Mülekkın) MU´LEM (İlm den) Belirtilmiş, işâretlenmiş MULİ´ Tutkun, düşkün, ihtiraslı MULİF (Ülfet den) Alışık, alışmış Ülfet etmiş MULİM (Elem den) Elem ve keder verici MU´LİN İlân eden Herkese bildiren MUM f Yumuşak * Mum MUMAHELE Hile etmek * Oyunla aldatmak Hilekârlık MUMA-İLEYH (Mumâileyhâ) Kendisine işâret edilen İsmi evvelce geçen MUMA-İLEYHİM İsmi evvelce geçenler * İmâ edilenler, yukarıda anlatılmış olanlar MUMA-İLEYHİNN (Mumâ-ileyhâ C ) Adı geçen kadınlar, yukarıda anılan kızlar, imâ edilenler MUMATELE (Bak: Mümatala) MUMDAR f Mum tutan Işık veren Işık tutan MUMÎL Bir tarafa doğru eğen Meylettiren MUMİYAN f Belleri ince olan güzeller Kıl belliler MUMYA f Uzun müddet çürümemesi için ilâçlanmış ölü İnsan ve hayvan ölüsünün kurusu * Çok zayıf (kimse) (Kur´anda çok tekrar edilen kıssa-ı Musa Aleyhisselâm´ın cümleleri ve cüz´leridir ki, herbir cümlesi, hattâ herbir cüz´ü, bir düstur-u küllînin ucu olarak gösterilmiş ve o düsturu ifade ediyor Meselâ: $ Fir´avun, vezirine emreder ki: "Bana yüksek bir kule yap, semâvatın hâlini rasad edip bakacağım Semanın gidişatından acaba Musa´nın (A S ) dâva ettiği gibi semada tasarruf eden bir İlâh var mıdır " İşte Î kelimesiyle ve şu cüz´î hâdise ile, dağsız bir çölde olduğundan dağları arzulayan ve Hâlik´ı tanımadığından tabiat-perest olup Rububiyyet dâva eden ve âsâr-ı ceberutlarını göstermekle ibka-yı nâm eden şöhret-perest olup dağ-misâl meşhur ehramları bina eden ve sihir ve tenâsuha kail olup cenazelerini mumya edip dağ misillu mezarlarda muhafaza eden Mısır fir´avunlarının an´anesinde hükümferma bir düstur-u acibi ifade eder Meselâ: $ Gark olan Fir´avuna der: "Bugün senin gark olan cesedine necat vereceğim" unvaniyle umum Fir´avunların tenâsuh fikrine binaen cenazelerini mumyalamakla mâziden alıp müstakbeldeki ensal-i âtiyenin temâşâgâhına göndermek olan mevt-âlud, ibretnüma bir düstur-u hayatiyelerini ifade etmekle beraber, şu asr-ı âhirde o gark olan Fir´avunun aynı cesedi olarak keşfolunan bir beden, o mahali-i gark denizinden sahile atıldığı gibi, zamanın denizinden asırların mevceleri üstünde şu asır sahiline atılacağını, mu´cizâne bir işaret-i gaybiyye, bir lem´a-yı i´cazı ve bu tek kelime bir mu´cize olduğunu ifade eder S ) MUMZA (Mazâ dan) İmza edilmiş olan
|
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M Harfi |
|
|
#22 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M HarfiM Harfi MU´NAN Su arkı, su mecrâsı MUNASSAB (Nasb dan) Birbirinin üzerine tertiplenmiş olan MUNAZZAF (Nazif den) Temizlenmiş, arınmış, tanzif edilmiş MUNAZZAMA Tanzim olunmuş, yoluna konulmuş olan İntizamlı teşkilât Nizamlı Adaletli MUNAZZIM Sıralayıp dizen, tanzim eden * Nazm yazan Vezinli, kâfiyeli, tertibli yazan MUNDAK Dövülüp ufalanmış MUNFASIL İnfisal etmiş Birbirinden ayrılmış Yerinden ayrılmış, fasl olmuş İşinden ayrılmış MUNFASILAN Ayrı ayrı olarak Ayrılmış olarak Munfasıl tarzda MUNFASIL ZAMİR Gr: Başka kelimeye bitişik olmayan zamir Ene, Ente: Ben, sen![]() gibi MUNFASIM Kırılan, kırılmış olan, kırık Eksilen MUNFASÎ Bir şeyden ayrılıp kurtarılmış olan MUNFATIR Yarılan, infitar eden MUNFAZİH Rezil ve kepaze olmuş MUNİKA Hoşa giden, beğenilen şey Güzel MUNİS Alışılmış Ehlileşmiş Cana yakın Sevimli Ünsiyyet edilmiş MUNİSE Hayat yoldaşı Can yoldaşı MUNKABIZ Sıkıntılı Mânevi sıkıntı * Çekilmiş Büzülmüş Daralmış Toplanmış * Barsakları sıkışmış Kazâ-i hâcet edemeyen Kabız MUNKALİB İnkılâb eden Dönen Dönmüş Başka bir şekle ve kılığa girmiş olan Değişmiş, değişen MUNKARIZ İnkıraz bulmuş Batmış Bitmiş Son bulmuş Mahvolmuş Sönmüş MUNSABB (Bir denize veya nehire) dökülen, karışan MUNSABİG (Sıbg dan) Boyanan, insibâg eden MUNSADI´ Yarılmış, bölünmüş MUNSALİH Sulh üzere olan Barış hâlinde olan MUNSAMÎ Dökülüp akıtılmış MUNSARIM Kesilen, kat edilen MUNSARİF (Sarf dan) Geri dönen, çekilip giden * Gr: Esre ve tenvin kabul eden isim MUNSARİH (Sarâhat dan) Açık, meydanda, zâhir MUNSIF İnsaflı Merhametli Hakkı kabul eden Hakka riayet eden MUNSIFÂNE İnsaflıca İnsaflılıkla MUNTABI´ (Tab dan) Yaradılışdan olan, fıtraten * Basılmış, tab´ edilmiş, damgalanmış * Hoş görülen, güzel MUNTABIH (Tabh dan) Pişmiş, pişen MUNTABIK İntibak eden Birbirine uyan Uygun MUNTAFİ Sönmüş Sönen * Bastırılmış MUNTALİK (Talâk dan) Salıverilmiş, bırakılmış * Bağsız * Kederi, hüznü ve gamı olmıyan Sevinçli, mesrur, neşeli MUNTAMIS Belirsiz olan İntımâs eden MUNTASIF (Nısf dan) Orta, yarı * Yarıya varılmış, yarılanmış MUNTASIF-I SENE Yılın ortası Senenin yarısı MUNTASIH (Nush dan) Nasihat dinliyen Öğüt dinliyen MUNTASIHÂNE f Nasihat dinliyerek MUNTASIR Öç alan İntikam alan MUNTAVÎ (Tayy dan) Dürülmüş, dürülüp bükülmüş, devşirilmiş MUNTAVİ´ Söz dinler Muti MUNTAZAM Düzenli Tertibli İntizamlı Düzgün sıralanmış Her şeyin yerli yerinde olması Derli toplu olma MUNTAZAMAN İntizamlı ve düzgün olarak Muntazam bir tarzda * Devamlı ve sürekli olarak Dâima MUNTAZAR Ümid ile gözlenen Beklenen Gözetilen MUNTAZIR Bekleyen Gözleyen Birisinin gelmesini bekleyen MUNTAZIRAN Bekliyerek, intizâr ederek MUNTAZIRÂNE f Bekliyerek, muntazıran, intizâr ederek MUNTAZIRÎN (Muntazır C ) Bekliyenler, gözliyenler İntizar edenler MUNZACIR Yüreği sıkılmış MUNZALİM Kendi isteğiyle veya istemiyerek zâlimin zulmüne boyun eğen MUNZAMM Zamm edilen İlâve edilen * Ek Üste konan, katılan MUNZAR Geciktirilmiş, te´hir edilmiş Sonraya bırakılmış MUNZİC Hazmettirici, sindirici * Tıb: Yara veya çıbanı cerahatlendiren * Kemâle eren, inzâc eden MUNZİCÂT Yaranın iltihabını yok edici, irinini akıtıcı (ilâçlar) MUR f Karınca Neml MURA Kedi sesi Kedi miyavlaması MURABAA Yazlığa çıkmak üzere mukavele yapma MURABAHA Bir malı kâr ile satmak * Bir miktar ilâve ederek ödünç para alıp vermek * Fâiz ile para alıp vermek MURABATA Düşmanla karşılaşılacak yerlerde gözetip sebatla nöbet beklemek * Mülâzemet etmek * Bağlamak MURABBA Terbiye görmüş * Kaynatıp kıvama geldikten sonra dondurulmuş * Meyve suyu tatlısı Reçel Ezme MURABBA´ Dört köşeli şekil * Dörde çıkarılmış Dörtlü Dört şeyden olmuş * Geo: Kare MURABBA-İ TÂMM Geo: Tam kare MURABBANİŞİN f Bağdaş kurup oturan MURABBAYAT (Murabbâ C ) Kaynatılıp kıvamına getirildikten sonra dondurulmuş meyve suyu tatlıları MURABIT Kalbini Allah´a bağlayan * Düşmanla karşılaşılacak yerlerde gözetip nöbet bekleyen MURABITÎN (Murâbıt C ) Kalblerini Allah´a bağlayanlar * Şeyhler, dervişler MURAD İstenerek, ümid ederek beklenen Arzu edilen şey * Gâye Maksad Emel MURAD-I HAK Allah´ın isteği ve muradı MURAFAA Karşılıklı hak iddia ederek konuşmak * Bir dâvâ için birisini hâkim huzuruna celb ettirmek Yüzleşerek muhakeme olunmak MURAFAKAT Beraberlik, arkadaşlık MURAFIK Refakat eden, beraber bulunan, yoldaş, arkadaş MURAFİ´ (Ref´ den) Murâfaa eden MURAGABET Arzu etme, dileme MURAGIB Rağbet eden MURAHHAM Kısaltma * Son harfleri veya heceleri düşürülmüş MURAHHAS Devlet veya herhangi bir teşekkül nâmına, salâhiyyetli olarak bir yere bir vazife ile gönderilen kimse * Terhis edilen İzin verilen Tâlimat verilen kimse MURAHHASA Ermeni piskoposu MURAHHASİYET Murahhaslık, delegelik MURAHHİL (Rıhlet den) Bir yerden diğer bir yere göçüren Terhil eden MURAÎ Riayet eden Bakıp gözeten MURAÎ (Bak: Mürâi) MURAKABE Kontrol etmek İnceleyip vaziyeti anlamak Teftiş etmek * Kendini kontrol etmek İç âlemine bakmak Gözetmek * Hıfz etmek * Beklemek İntizar * Dalarak kendinden geçmek * Tas: Kendisini tamamen nâfile ibâdet ve itaate vermek için mâbede kapanmak MURAKASA (Raks dan) Raksetme, dans MURAKIB Murakabe eden Teftiş ve kontrol eden kimse * Hıfzeden * Allah´a (C C ) bağlanmış olan MURAKKA´ (Ruk´a dan) Yamalı, yamanmış MURAKKAK (Rikkat den) İnce İncelmiş MURAKKAM (Rakam dan) Yazılı, yazılmış * Numaralanmış, numara konulmuş, sayı konulmuş MURAKKAN Bozulmuş, aradan çıkarılmış MURAKKIK Tecvidde bir harfi ince okumağa; terkik, ince okunan harflere ise; murakkık denir ki, şunlardır: Elif, nun, şın, ra, ha, dal, yâ, se, ayın, lam, mim, kef, sin, vav, fe, te, cim, he, ze, bâ, zel MURAKKIM (Rakam dan) Pusulanın iğnesi MURAN (Mur C ) Karıncalar MURANE f Karıncavâri, karınca gibi MURASADE (Rasad dan) Rasad etme, gözetleme * Dikkatle bakma MURASSA´ Süslü Kıymetli taşlarla süslenmiş Sırmalı * Birbirine yanaştırılmış Oturtulmuş * Edb: İki mısra veya iki fıkrası birbiri ile aynı vezin ve kafiyede olan söz veya beyit * Bir nevi yazı MURASSAAT (Murassa´ C ) Murassâlar Cevher ve inciler gibi şeylerle Süslenmiş olanlar Takdir edilip yerleştirilmiş süslü ve kıymetli şeyler MURASSAS Lehimlenmiş * Kurşun veya kalayla kaplanmış MURAVAGA Güreşme MURAVAZA Bir kimseyi kahır veya hile ile iknâ etme, aldatma, kandırma MURAZAA (Rızâ dan) Emzirme MURÇE f Küçük karınca MURD f Mersin ağacı MURDAR f Pis Kirli Mülevves Temiz olmayan * İslâmiyetin gösterdiği kaidelere uygun olmıyarak kesilmiş hayvan MURDİA Süt emziren Süt anası MU´REB Gr: Sonu her çeşit harekeyi alabilir olan Mebni olmayan İrablanmış Sonu harekelenmiş olan kelime MU´RİB İzhar edici, izhar eden, gösteren MURİS Getiren Veren Kazandıran * Fık: Miras bırakan MU´RİZ İ´raz eden Yüz çeviren Başka tarafa dönen Ta´riz eden Dokunaklı konuşan MURTABİT Bağlı İrtibatlı Birbirine bitişik Ekli MURTAD (Bak: Mürted) MURTAZ Alıştırılmış, tâlimli hayvan MURTAZI´ (Rızâ dan) Süt emen, irtiza eden MURTEZA Beğenilmiş Seçilmiş Makbul Rağbet gören Beğenilen * Hz Ali´nin (R A ) bir lâkabı MURZI´ (Rızâ dan) Çocuk emziren MURZİA (Rızâ dan) Çocuğa süt emziren Meme veren Sütnine Bebeğe süt vermek üzere para ile tutulmuş kadın MUS Bıçak MUSA Beni İsrâil peygamberlerinden Hz Musa´nın (A S ) ismi Dört büyük kitaptan birisi olan Tevrat, vahiy yoluyla kendisine gelmiştir Yahudilerin en büyük peygamberidir Şeriatı, İsa´ya (A S ) kadar devam etti Yusuf´un (A S ) soyundan Yuşa nâmındaki peygamberi yerine tâyin ederek vefat etmiştir Mısır firavununa karşı mücadele etti Harun (A S ) kardeşi ve kendi veziri hükmünde idi (Mısır Kıt´ası, kumistan olan Sahra-yı Kebir´in bir parçası olduğundan Nil-i Mübarek´in feyziyle gâyet mahsuldâr bir tarla hükmüne geçtiğinden, o cehennem-nümun sahra komşuluğunda şöyle cennet-misal bir mevki-i mübarekin bulunması, felâhat ve ziraatı, ahalisinde pek mergub bir surete getirmiş ve o sekenenin seciyesine öyle tesbit etmiş ki ziraatı, kudsiye; ve vasıta-ı ziraat olan "Bakar"ı ve "Sevr"i mukaddes, belki mâbud derecesine çıkarmış Hattâ o zamandaki Mısır milleti, sevr´e, bakar´a ibadet etmek derecesinde bir kudsiyet vermişler İşte o zamanda Benî-İsrail dahi, o kıt´ada neş´et ediyordu ve o terbiyeden bir hisse aldıkları, "İcl" mes´elesinden anlaşılıyor İşte Kur´an-ı Hakîm, Hazret-i Musa Aleyhisselâm´ın risaletiyle, o milletin seciyelerine girmiş ve istidatlarına işlemiş olan o bakar-perestlik mefkuresini kesip öldürdüğünü, bir bakar´ın zebhi ile ifham ediyor S ) MUSA Vasiyet olunan mal * Menfaat MUS´A (C: Musu) Böğürtlen otunun meyvesi * Bir kuşun adı MU-SA(Y) f Ustura MUSAARA Büyüklük taslayarak birisinin yüzüne bakmayıp başını çevirmek MUSAB Kendine bir şey isabet eden Hasta Musibetzede Musibete uğrayan MUS´AB Aygır at * Her nesnenin erkeği MUSAB Sevab kazanmış olan Ameline karşılık ecir kazanmış olan MUSABBAG Boyalı, boyanmış MUSABE Musibet, belâ, âfet MUSABERET Karşılıklı sabır Sabırlılık Katlanmak MUSA BİH Vasiyyet olunan şey MUSABİYET Bir hastalığa tutulma Bir musibete giriftar olma MUSADAKAT (Sıdk dan) Karşılıklı dostluk MUSADDA´ (Sad´ dan) Başı ağrıtılmış, rahatsız edilmiş MUSADDAK Doğruluğu tasdik edilmiş Sadakati ve doğruluğu tanınmış, isbat edilmiş olan (Hem zâtiyle, hem lisâniyle, hem delâlet-i hâliyle, hem kaliyle kâinatın Sâniine delâlet eden şu delil; hem hakikat-ı kâinatça musaddak, hem sâdıktır Çünkü bütün mevcudatın vahdâniyete delâletleri, elbette vahdaniyeti söyleyen Zâtı tasdik hükmündedir Demek söylediği da´vâ da umum kâinatça musaddaktır M ) MUSADDAR (Sudur dan) Çıkmış, sudur etmiş MUSADDE Muhâlefet, uyuşmazlık, zıtlık MUSADDIK Tasdik eden İmzalayan * Doğruluğunu kabul eden MUSADDİ´ Tasdi´ eden Baş ağrıtan Rahatsız eden MU´SADE (İ´sad dan) Sımsıkı kapatılmış, kilitlenmiş olan MUSADE Avlanan canavar MUSADEFE Bulmak * Yetişmek MUSADEKA Dostluk MUSADEMAT Çarpışmalar Vuruşmalar Müsademeler MUSADEME İki şeyin birbiriyle çarpışması Çarpışmak Vuruşmak MUSADERE Zulüm ve cebir etmek (Bak: Müsadere) MUSAF Cenk, harp MUSAFAA Birbirinin boynuna sarılma MUSAFAHA El sıkışmak Tokalaşmak * Muhabbetini, arkadaşlığını, sevgisini izhar etmek MUSAFAT (Safvet den) Samimi ve hâlis dostluk MUSAFE Yük koyacak yer ve kap MUSAFF (C: Misâf) Cenk etmek için durulan yer Dövüş yeri MUSAFFA Sâfileşmiş Temizlenmiş Süslenmiş MUSAFFAF (Saff dan) Sıra sıra dizilmiş Saflar biçiminde düzenlenmiş MUSAFFER Boşalmış, hâli * Sararmış MUSAFFÎ Sâfileştiren Temizleyen Süzen Tasfiye eden MUSAFFİR Islık çalan, seslenen MUSAFİH Musâfaha edenlerden veya el sıkışanlardan herbiri MUSAGGAR(A) (Sagir den) Küçültülmüş Tasgir olunmuş, küçük yapılmış MUSAHABAT (Musahebe C ) (Sohbet den) Sohbetler, konuşup görüşmeler MUSAHEBE Görüşmek, sohbet etmek Arkadaşlık MUSAHERE (Sıhr dan) Evlenme ile meydana gelen akrabalık MUSAHHAF Yanlışlıkla değiştirilmiş MUSAHHAH Tashih edilmiş Yanlışları düzeltilmiş MUSAHHAR Teshir edilmiş Ele geçirilmiş Fethedilmiş * İstenilen hâle konulmuş * Birine bağlanmış MUSAHHİH Tashih eden Yanlışları düzelten MUSAHHİHÎN (Musahhih C ) Musahhihler, tashih işi ile uğraşanlar MUSAHHİN (Sahn den) Isıtan, ısıtıcı Teshin eden MUSAHHİR Teshir eden Elde eden Zabt eden * İstenilen hâle koyan * Birine bağlayan MUSAHHİR-ÜŞ ŞEMSİ VE-L KAMER Güneş´i ve Ay´ı teshir eden, istediği şekilde idare eden Cenab-ı Hak (C C ) MUSAHÎ Bir şeyin hâlisi Seçilip ayrılmışı MUSAHİB Beraber sohbet eden Arkadaş Arkadaşlık eden Birlikte bulunan MUSAHİBE Kadın musâhib Kadın arkadaş MUSAKKA (Saky den) Sulanmış, sakyedilmiş MUSAKKAB (Sakb dan) Delinmiş, teskib olunmuş MUSALAHA Karşılıklı anlaşmak Barışmak Sulh akd etmek MUSALAHAT (Musâlaha C ) (Sulh dan) Karşılıklı anlaşmalar Barışlar MUSALE Kuyudan ince akan damla * Harman sonunda kalan kesmik * Arpa ve buğday kapçığı (Tane onun içinde olur ) MUSA-LEH Kendine bir şey vasiyet olunan MUSALEHUN ANH İstenen ve iddia edilen şey MUSALİH Sulh yapan, barışan MUSALLA Namaz kılınan yer * Cami avlusunda cenaze namazı kılmaya aid yer MUSALLAT Rahatsız eden Tasallut eden Sataşan MUSALLA TAŞI Namazı kılınmak için cenazenin konulduğu yüksekçe taş MUSALLEB (Sulb dan) Katılaştırılmış MUSALLİ (Salat dan) Namaz kılan Beş vakit namaza devam eden (Bak: Salât) MUSALLÎN (Musalli C ) Namaz kılanlar, dua edenler MUSALLİT (Salâtet den) Birine musallat eden Peşini bırakmayıp sataştıran MUSAMAHA İyilikle, lütufla muamele * İdare edip, kusuru görmezden gelme MUSAMIS Her nesnenin hâlisi ve aslı MUSAMMAT Edb: Beyitleri kafiyeli ve dört kısımdan ibaret olan manzume MUSAMMEM (Samm dan) Tasmim olunmuş Kat´i olarak karar verilmiş Kararlaşmış Hakkında karar verilmiş olan MUSAMMET (Sammet den) Kof olmayan İçi boş olmıyan şey * Gr: Arap alfabesine "b, f, l, m, n, r" nin haricindeki bütün harfler MUSAMMİM Azimli olan Kararlı olan Karar veren MUSAMSA´ Küçük kulaklı geyik MUSANEA Rüşvet * İyilik etmek MUSANNA´ Sonradan yapılmış Sanatla ve düzgün yapılmış olan Sanatkârane yapılmış olan Usta elinden çıkmış olan * Uydurulmuş, yapmacık MUSANNEF (C : Musannefât) (Sınf dan) Sıraya konulup tasnif edilmiş * Te´lif edilmiş, yazılmış MUSANNEFAT (Musannef C ) Sıraya konulup tasnif edilmiş kitaplar MUSANNİF Sınıflandıran Kitab tertib eden tasnif eden MUSANNİFAN (Musannif C ) Kitap yazan kadınlar Kadın müellifler MUSANNİFÎN (Musannif C ) Musannifler, kitap yazanlar MUSARAA Pehlivanlık Güreşmek Güreşe tutuşmak MUSARAHA Aşikâr ve açık MUSARAHATEN Aşikâr ve açık olarak MUSAREA Güreşçilik MUSARİ´ (Sar´ dan) Pehlivan, güreşçi MUSARRA´ Edb: İki mısra´ı da kafiyeli olan beyit Bir mısra´ı kafiyeli olana "Müfred" denir Musarra´ beyte, gazel veya kasidenin baş tarafında bulunursa; matla; terci´ ve terkib-i bentlerin arasında bulunursa; vâsıta tâbir olunur MUSARRAH Açıklanmış, izah edilmiş * Aşikâr, açık, açıkça, belli MUSARRAHAN Açık olarak Sarih bir tarzda MUSAS Ot, nebat * Her nesnenin aslı MUSATTAH(A) Satıh haline getirilmiş Düz ve yassı hâle konulmuş olan Satıhlandırılmış Düzleştirilmiş MUSATTAR (Satr dan) Yazılmış MUSATTEM Mükemmel, olgun, tam MUSAVELE Dövüşmek için bir kimseye saldırma Üzerine atılma MUSAVVER Zihnen düşünülen Tasavvur olunan Tasvirli MUSAVVİBE Tasvib edilen Kabul edilen * "Dört mezheb de hak´tır ve füruatta hak taaddüd eder" diyenlere, ilm-i usulde musavvibe denir MUSAVVİR Tasvir eden Şekil ve suret çizen Her şeye güzel şekil ve suretler veren Allah (C C ) MUSAVVİRE Tasvir edilmiş Suretlenmiş Şekli çizilmiş * Kuvve-i hayâliye (Bak: Kuvve-i musavvire - Madde-i musavvire) MUSAVVİT (Savt dan) Seslenen, yüksek sesle çağıran MUSAYAHA (Sayha dan) Birbirine haykırıp çağırışma MUSAYE Küçük sidik kabı * Büyük kursak MUSAYEFE (Sayf den) Bir yaz tutulmak üzere pazarlık etme Ücretle tutma MUSAYKAL Cilâlı Parlak Yaldızlı Perdahlı MUSAYTIR Bir şeyin üzerine kaim olup, ahvâlini görüp gözetir olan kimse * Musallat * Galip Yaramaz işlerden men´ edip saklayan ve koruyan MUSBİYYE Çocuklu kadın MUSE f Arı, nahl MUSEL (Vusul den) Yetiştirilmiş, vardırılmış, ulaştırılmış MUSEVİ Hz Musa´nın (A S ) dinine tâbi olan Yahudi (Bak: İsrail) * İmam-ı Musa Kâzım nesline mensub olan Sadat-ı Museviyeden MUSFAC Yassı başlı * Ellerini birbirine vurup sesini işittirdikleri kişi MUSFAH Mâil olan, eğik MUSFİR Eli boş fakir kimse MUSHAF Sahife Sahife halinde yazılı kitap * Kur´ân-ı Kerim´in bir ismi (Bak: Kur´ân) MUSHIYE Gökyüzünün bulutsuz, açık olması MU´SIR (C: Mu´sırât) Sıkıcı, sıkan MU´SIRAT Sıkım zamanı gelmiş üsâreliler (Üzüm gibi) * Bora ve kasırgalar * Yetişkin kızlar MUSIRR Direnen Ayak direyen Vaz geçmeyen Sebat eden Sözünden dönmeyen MUSIRRÂNE f Israr ve inatla, ayak direyerek MUSÎ Vasiyet eden Birisini vâsi gösteren Tavsiye eden MUSİ´ Genişlendiren Ferahlık veren * Zengin Muktedir MUSÎB İsâbetli, yanılmayan, doğru * Resul-i Ekremin (A S M ) isimlerinden birisi MUSÎBET Afet Belâ Felâket Hastalık Dert (Merayı tecavüz eden koyun sürüsünü çevirtmek için çobanın attığı taşlara musâb olan bir koyun, lisan-ı hâliyle: "Biz çobanın emri altındayız O bizden daha ziyâde fâidemizi düşünür Mâdem onun rızâsı yoktur, dönelim " diye kendisi döner, sürü de döner Ey nefis! Sen o koyundan fazla âsi ve dâll değilsin Kaderden sana atılan bir musibet taşına mâruz kaldığın zaman $ söyle ve merci-i hakikiye dön, imana gel, mükedder olma O seni senden daha ziyade düşünür M N ) MUSİBET-İ ÂMME Umuma ve cemiyetin ekseriyetine gelen belâ (Bu asırdaki ehl-i İslâmın fevkalâde safderunluğu ve dehşetli cânileri de âlicenâbâne affetmesi; ve bir tek haseneyi, binler seyyiatı işliyen ve binler mânevi ve maddi hukuk-u ibâdı mahveden adamdan görse, ona bir nevi tarafdar çıkmasıdır Bu suretle ekall-i kalil olan ehl-i dalâlet ve tuğyan; safdil taraftar ile ekseriyet teşkil ederek, ekseriyetin hatâsına terettüp eden musibet-i âmmenin devamına ve idâmesine belki teşdidine kader-i İlâhiyeye fetva verirler; biz buna müstehakız derler K L )(Hem âlicenâbâne affetmek ise yalnız kendine karşı cinayetini affedebilir Kendi hakkından vazgeçse hakkı var; yoksa başkaların hukukunu çiğniyen cânilere afuvkârâne bakmağa hakkı yoktur, zulme şerik olur K L ) MUSİBET-ZEDE Belâya uğrayan Hastalık veya başka musibete uğrayan (İmanla insanın kalbinde öyle bir kuvve-i mâneviye husule gelir ki, insan o kuvvet ile her musibete, her hâdiseye karşı mukavemet edebilir! İ İ ) MUSİKA Mızıka Çeşitli ses çıkarılan bir çalgı âleti MUSİKÎ Müzik Ses ölçülerinden, ölçülü ses ve san´atkârlığından bahseden ilim (Ve keza, $ kelimesiyle, küfür sebebiyle kulağa ait pek büyük bir nimeti kaybettiklerine işaret edilmiştir Hatta kulaktaki zar, nur-u iman ile ışıklandığı zaman, kâinattan gelen mânevi nidaları işitir Lisan-ı hal ile yapılan zikirleri, tesbihatları fehmeder Hatta o nur-u iman sayesinde rüzgârların terennümatını, bulutların nâralarını, denizlerin dalgalarının nağamatını ve hâkeza Yağmur, kuş ve saire gibi her nevi´den Rabbâni kelâmları ve ulvi tesbihatı işitir Sanki kâinat, İlâhi bir musiki dairesidir Türlü türlü avazlarla, çeşit çeşit terennümatla kalblere hüzünleri ve Rabbâni aşkları intıba´ ettirmekle kalbleri, ruhları nurani âlemlere götürür, pek garip misali levhaları göstermekle, o ruhları ve kalbleri lezzetlere, zevklere garkeder Fakat o kulak, küfür ile tıkandığı zaman, o leziz, mânevi, yüksek savtlardan mahrum kalır Ve o lezzetleri iras eden avazlar, mâtem seslerine inkılâb eder Kalbde, o ulvi hüzünler yerine, ahbabın fıkdaniyle ebedi yetimlikler, mâlikin ademiyle nihayetsiz vahşetler ve sonsuz gurbetler hasıl olur Bu sırra binaendir ki, şeriatça bazı savtlar helâl, bazıları da haram kılınmıştır Evet! Ulvi hüzünleri, Rabbâni aşkları iras eden sesler, helâldir Yetimane hüzünleri, nefsani şehevatı tahrik eden sesler, haramdır Şeriatın tayin etmediği kısım ise, senin ruhuna, vicdanına yaptığı te´sire göre hüküm alır İ İ )(O yabani edebin verdiği bir şevk´le nefis düşer heyecana, heves olur münbasit; ruha ferah veremez Kur´an´ın şevki ise: Ruh düşer heyecana, şevk-i meâli verir İşte bu sırra binâen, Şeriat-ı Ahmediye (A S M ) lehviyatı istemez Bâzı âlât-ı lehvi tahrim edip, bir kısmı helâl diye izin verip, demek hüzn-ü Kur´ani veya şevk-i Tenzili veren âlet, zarar vermez![]() ![]() Eğer hüzn-ü yetimi veya şevk-i nefsani verse, âlet haramdır Değişir eşhasa göre; herkes birbirine benzemez S )(Bir zaman gelecektir ki, ümmetimden muhakkak bir takım zümreler türeyecektir Bunlar zina etmeyi, ipekli elbiseler giymeyi, şarap içmeyi, defler, dümbelekler ile eğlenmeyi helâl ve mübah sayarlar Bunlardan bir takım merhametsiz ve hodgâm zümreler de dağ mesirelerine yanlanacaklar Bunun üzerine Allah, sevip eğlendikleri dağı, üzerlerine indirerek bir kısmını helâk edecek, sağ kalan öbürlerini de kıyâmet gününe kadar maymun ve domuz suretlerine tebdil edecek S B M ) (Hadis no: 1892 Tercümesinden)( $ Ey dağlar, dedik: Onunla beraber te´vib, yani terci´ yapın; ötün, çınlayın $ Siz de ey kuşlar!Yâni Davud´a öyle güzel bir ses, öyle şanlı bir edâ verilmişti ki, akşam sabah tesbih ettikçe onun sesine bütün dağlar ve kuşlar iştirâk eder, çınlar öterlerdi Demek ki güzel sesle hüsn-i elhan Davud´un bir fazilet-i mahsusası, kuşları dahi başına toplıyan bir mu´cizesi olmuştur Bu mâna iledir ki, savt-ı Davudi meşhur olduğu gibi, mezamir-i Davud da meşhurdur Bu güzel sanatı, İslâmda suret-i mutlakada mezmum zannedenler olmuştur Fakat bilmek lâzım gelir ki, mezmum olan luhun-u fısktır Yoksa Kur´an okurken tertil ve tahsin-i savt, me´murun bihtir Bu babda kütüb-ü sıhahda hayli hadisler vardır Birçokları musikinin te´sirini ruhani zannederler Böyle bir zan, ruhu hava zannetmektir Ses, bir hava ihtizazı olduğu için, musikinin doğrudan doğruya verdiği te´sir ve heyecan, bir buse zevki gibi cismani ve asabi bir te´sirdir Taganni, ancak bir kelimenin, bir kelâmın mânasını ruha duyurmağa hizmet etmesi itibariyledir ki, ruhani bir kıymet alabilir Ehl-i fısk, hep şehevâni mevzularla cismâni heyecan aradığı için mânayı öldürerek sâde asaba basan kuru nağmelerle cismani te´sir arar Bu ise ruhani şuuru terbiye değil, ifnâ eder Belki fâsık için bütün şuurundan geçip mest-i lâyakıl olmak bir zevktir Fakat dinin, şer´in vermek istediği zevk bu değil, güzel manâlı, mukaddes şuurlu bir hayat yaşatmaktır E T ) MUSİKİŞİNAS f Musikici, müzikçi MUSİL (Vusul dan) Yetiştiren, ulaştıran, vardıran MUSİLE Müderrislikte ikinci yüksek derece MUSİR Zengin Gani MU´SİR Fakir kimse MUSİYE Vasiyet eden kadın MUSKIT (C : Muskıtât) (Sukut dan) Düşüren, ıskat eden MUSKITAT (Muskıt C ) (Sukut dan) Düşürenler, ıskat edenler MUSLİB Vurucu, vuran, dârib MUSLİH Islah eden İyileştiren Terbiye edici MUSLİHÂNE f Sulh yolu ile, iyilikle anlaşarak Arabuluculukla MUSLİHÛN (Muslihîn) Islah edenler Düzeltip iyileştirenler Terbiyeciler MUSMİT (Musammet) İçi kof olmayan şey * Tecvidde: Te, se, cim, ha, hı, dal, zel, ze, sin, sın, sad, dad, tı, zı, ayın, gayın, kaf, kef, he harflerinin ismidir (Bak: İsmât) MUSRAD Soğuktan hemen etkilenen kimse MUSRİH Medet eden, yardım eden MUSTABIR (Sabr dan) Sabreden MUSTAKA Sakız MUSTAF Tabur veya saf hâlinde dizilmiş MUSTAFA (Safvet den) Güzide Istıfâ edilmiş Has ve seçilmiş * Hz Peygamber´in (A S M ) mübarek bir ismi (Bak: Fahr-i kâinat - Resul) MUSTALAH Istılahlı Garib ve az kullanılır kelime ve terimlerle dolu olup pek anlaşılmayan MUSTALAHÂT (Mustalah C ) Istılah haline getirilmiş kelimeler MUSTALAHÎ Istılahlı konuşan MUSTALIK GAZASI Benî Mustalık gazasına Müreysî gazası da denilir Benî Mustalık, Huzaa´nın bir şubesidir Müreysî de bunların bir kuyusudur Benî Mustalık, Resul-i Ekrem´le harb etmek üzere bu kuyu başında toplandıkları için bu sefer bu isimle anılır Çeşitli râviler, bu gazanın hicrî dört veya beş veya altıncı senesinde olduğunu rivayet etmişlerdir Benî Mustalık´ın bu hâinane hareketinden vaktiyle haberdar olan Resul-i Ekrem (A S M ) süvâri, piyade yediyüz kişilik bir kuvvetle ve sür´atle hareket edip bunları ansızın bastırmış ve birçok esir ve ganimet almışlardır (S B M ) MUSTANİ´ Birini yetiştirip adam eden kimse * Yedirip içiren, ikram eden, ziyâfet veren MUSTAR şarap MUSTARIF Çıkarı ve menfaati için her yana başvuran MUSTASHİB (Sahâbet den) Birini yanına alıp berâberinde götüren MUSTASHİBEN Birlikte, beraberce Yanında olarak MUSTASRİH Bağırıp ağlayan Meded bekleyen MUSTATAB (Tayyıb dan) Güzel, iyi, âlâ MUSTATİL (Tul den) Uzayan, İstitâle eden * Geo: Dikdörtgen MUSTAZHİR (Zahr dan) Dayanan, arka veren MUSTAZİ (Ziya dan) Ziya alan, ışıklanan MUSTAZİLL (Zıll dan) Gölgelenen, gölgede oturan * Birinin koruyuculuğu ve himâyesi altında bulunan MUSTAZREF Nükte, zariflik * Muhit Hâvi MUSU´ Davarın sütü çekilip gitmek
|
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M Harfi |
|
|
#23 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M HarfiM Harfi MUŞ f Fare MUŞA İki renk üzere dokunmuş elbise MUŞAMMA´ (şem´ den) Muşamba MUŞATA Tararken dökülen saç veya sakal teli MUŞEK f Yavru fare Fare yavrusu MUŞ-GİR f "Sıçan tutan" Çaylak kuşu MU-ŞİKÂF (C : Mu-şikâfan) f İnceden inceye araştıran MU-ŞİKÂFAN (Mu-şikâf C ) İnceden inceye araştıranlar MU-ŞİKÂFANE f İnceden inceye MU-ŞİKÂFÎ İnceden inceye araştırma MUŞT f Avuç Yumruk MUŞT (C : Mışât) Tarak MUŞT-ÜL KADEM Ayak tarağı MUŞTA Yumruk Kunduracıların deriyi inceltmek için kullandıkları mâdeni top MUŞTA Saç tarağı MUŞTZEN f Yumruk vuran Boksör, yumrukçu MUTA´ Kendine itaat olunan Sözü dinlenen MUT´A İntifa, faydalanma MU´TA Verilen İ´tâ olunmuş, verilmiş olan MUTAASSIB Bir şeyi müdafaada ifrat ve inat gösteren Körü körüne inad ve israr eden Aşırı derecede kendi tarafını tutan * Din, millet ve vatanı hakkında çok sevgi, bağlılık ve gayret gösteren (Bak: Taassub) MUTAASSIBANE (Asab dan) Mutaassıbca Mutaassıba yakışır şekilde Körükörüne MUTAASSIBÎN (Mutaassıb C ) (Asab dan) Mutaassıb kimseler Taassubu olan insanlar MUTAATTIL İşsiz kalan, işlemez olan Muattal MUTAATTIR (Itr dan) Güzel kokular sürünen MUTAATTIS Aksıran MUTABAAT Karşılıklı anlaşma Uyma tâbi olma Bir şeye uyup muvafakat etme MUTABAKAT Uygunluk Muhalif ve mugayir olmayıp, uygun ve muvafık olmak * Man: Lâfzın, mevzuu olduğu mânânın tamamına delâleti MUTABASSIR Açıkgöz MUTABBAK Tatbik olunmuş uydurulmuş MUTABIK Uygun Muvafık Uyan MU´TAD Âdet Âdet edilen iş İtiyad edilen Alışılmış olan MU´TADEN Mu´tâd olduğu gibi Alışıldığı üzere MU´TADÎ (Mu´tâdiye) Alışılmış Her zamanki MUTAF (Tavâf dan) Etrafında tavaf olunan, dönülen MUTAF f (Muy-tâb dan) Keçi kılından dokunmuş olan * Kıldan yapılan at takımı * Kıldan çul yapan, dokuyan veya satan MUTAFATTIN (Fatânet den) Anlayışlı Hem anlayıp farkına varan Kavrayan MUTAFFİF Alış verişde hilekârlık eden Fazla alıp noksan mal veren MUTAFFİFÎN Ticârette hile yapanlar, fazla alıp noksan veren ve eksik tartanlar MUTAHER Temizlenmiş MUTAHERE Temizleme MUTAHHAR Temiz Pâk Kudsi, pâklanmış Tâhir kılınmış Mübârek * Peygamberimizin (A S M ) bir ismi MUTAHHARA (Müe ) Temizlenmiş Kirleri giderilmiş MUTAHHEM Hilkati yerli yerine tamam olup noksan olmayan * Yuvarlak MUTAHHİR Temizleyici Temiz eden * Fık: Hem kendi temiz, hem de temizleyici olan su MUTAHİR Temizleyici MU´TAK (MU´TAKA) Serbest bırakılmış köle, câriye veya esir MUTALAA Bir mes´ele hakkında bilgi edinmek için tetkikatta bulunma, okuma, okuma ile meşguliyet MUTALEBAT (Mutâlebe C ) (Taleb den) İstenilen şeyler İstekler MUTALEBE (C : Mutâlebât) (Taleb den) Hakkını isteme, talebde bulunma * Dâvâ, iddia MUTALİ´ Mutâlaa eden Kitab okuyan Kitablarla tetkik ve bilgi için uğraşan MUTALİÎN (Mutâli´ C ) Mutalâa edenler Kitap okuyanlar MUTALLA (Tılâ dan) Yaldızlanmış, yaldızlı MUTALLAKA (Talak dan) Boşanılmış kadın Bırakılmış, nikâhı bozulmuş MUTALSAM Tılsımlanmış olan Esrârengiz hâle gelmiş olan MUTALSIM Tılsımlayan MUT´AM Yiyeceği, içeceği çok olan MUTAMENE Teskin etmek, sâkinleştirmek MUTAMMER Anbarda veya çukur içinde saklanan şey MUTAMMİRAT Zarar verici ve helâk edici gizli şeyler MUTANTAN Debdebeli Tantanalı Gürültülü Gösterişli ve şatafatlı MUTARAHA Birbirine söz söyleme MUTARASSID Gözleyen Tarassud eden MUTARASSIDÂNE f Tarassud edene yakışır şekilde MUTAREDAT (Mutarede C ) Saldırmalar, vuruşmalar, çarpışmalar MUTAREDE (C : Mutaredat) (Tard dan) Saldırma, vuruşma, çarpışma MUTAREKA Vuruşmak MUTARHEF Tam güzellik MUTARRA Tarâvetli Tâze MUTARRAZ Zinetlendirilmiş Süslendirilmiş Dikiş ve nakışla kıymetlendirilmiş MUTARRED Cemaatı usandıracak derecede okumayı uzatan imâm MUTARRIZ Elbiseye kenar işleyen * Damga vuran MUTARRİD Bir düziye, devamlı, aynı şekilde olan MUTARRİDEN Bir düziye, bir teviye MUTASADDI´ Dağlıyan, tasaddu eden, perakende olan, yarılıp çatlayan MUTASADDIK Tasadduk eden Sadaka veren MUTASADDIK-UN ALEYH Sadakayı kabul eden kimse MUTASADDIKÎN (Mutasaddık C ) Sadaka verenler Tasadduk edenler * Sâdık ve doğru olduğu anlaşılanlar MUTASADDIR (C : Mutasaddırin) (Sadr dan) Baş köşeye kurulan Başa geçip oturan MUTASADDIRANE f Baş köşeye kurulana yakışacak surette MUTASADDIRÎN (Mutasaddır C ) Baş köşeye kurulanlar, tasaddur edenler MUTASADDÎ (Sadv dan) Bir işe girişen Tasaddi eden Başkasına saldıran, başka birine takılan MUTASAFFÎ Tasaffi eden Saffet ve sâfilik hasıl eden Temiz olan Saflaşan MUTASALLİB (Sulb dan) Sertleşen, katılaşan * Sağlam, sert * Salâbetli Din işlerinde çok gayretli MUTASALLİBANE f Salâbetli gibi, kuvvet sâhibi olana yakışır surette MUTASALLİF Haddinden, iktidarından hâriç fazilet ve zerafet iddiasında bulunan Şarlatan MUTASALLİFANE Nezaket, bilgiçlik taslayanlar gibi MUTASALLİFÎN Haddinden fazla fazilet ve zerâfet iddiasından bulunanlar Şarlatanlar MUTASANNİ´ (C : Mutasanniîn) Kendini güzel ve süslü göstermek isteyen MUTASANNİANE f Yapmacıklı olarak, tasannu ederek MUTASANNİÎN (Mutasanni´ C ) Tasannu´ edenler Kendilerini güzel ve süslü göstermek isteyenler MUTASARRIF Tasarruf hakkı ve salâhiyyeti olan Tasarruf eden Bir işi kendi isteğine göre idâre eden Bir malın sahibi * Eskiden, vilâyetten küçük olan Sancağın en büyük idâre âmiri MUTASARRIFİYET Tasarruf etme hakkı Mutasarrıflık * Mutasarrıfın vazifesi MUTASARRIM (C : Mutasarrımin) Kahramanlık ve yiğitlik gösteren MUTASAVVER Tasavvur edilmiş İlerde yapılması düşünülmüş * Tasvir edilen Hatırdan geçen * Kabil, akıl kabul eder, akıl alır MUTASAVVIF Tasavvufla uğraşan İlâhiyyatla uğraşan, tarikat ehli olan (Bak: Tarikat) MUTASAVVIFÂNE f Sofuca Mutasavvıflara yakışır tarzda MUTASAVVIFE Sofular, mutasavvıflar MUTASAVVIFÎN Tasavvufçular Sofiler MUTASAVVIT Ses çıkaran, seslenen, ses veren MUTASAVVİR Tasavvur eden, zihinde suret veren MUTASAYYİF Bir yerde yazlıyan ![]() Yaz mevsimini geçiren MU´TASIM Günahtan çekinen * Eliyle tutan * Yapışan MUTATABBİB (Tıbb dan) Yalandan hekim Doktorluk taslıyan MUTATABIK Münâsib gelen Birbirine uyan Uygun MUTATAFFİL Arkasından giden, uyan * Parazit olan, tatafful eden MUTATAHHİR Pâk Günah işlemekten teberri ve imtina eden, çekinen Temiz kılınmış MUTATA´IM Tadan Tadına bakan MUTATARRİB (C : Mutatarribin) Coşan, şevke gelen, sevinen MUTATARRİBANE f Coşarak, sevinerek, şevke gelerek MUTATARRİBÎN (Mutatarrib C ) Şevke gelip sevinenler Coşup sıçrayanlar MUTATARRİF Bir yana çekilen MUTATARRİK Yol bulan, geçen MUTATAVİL Uzanan, uzun olan * Uzatmak suretiyle yükselen MUTATAVVI´ (Tav´ dan) Nafile namaz kılan MUTATAVVIK Gerdanlık gibi süs eşyası takınan MUTATAVVİF Ziyâret gayesiyle bir şeyin etrâfını dolaşan Tavâf eden MUTATAVVIS Tavus kuşu gibi rengârenk giyinen Tatavvus eden MUTAVAAT İtaat etme Baş eğme Tâbi´ olma * Gr: Fâilleri ile mef´ulleri bir olan fiil MUTAVASSIL (Vasl dan) Ulaşan, eren, kavuşan, vâsıl olan MUTAVASSIT Ortada vasıtalık eden Arada ıslâh edici olan * Orta derecede Orta hâlli * Sebeb * İyi ile kötü arasındakini alan MUTAVASSIT-ÜL KAME Orta boylu MUTAVASSITÎN (Mutavassıt C ) Aracılar, tavassut edenler, vasıta olanlar * Orta hâlliler MUTAVASSIT SURELER (Bak: Evsat-ı mufassal) MUTAVATTIN Yerleşmiş Vatan eylemiş Vatan eyleyen MUTAVATTINÎN Vatan yapanlar, bir yere yerleşenler MUTAVAZZIH (Vuzuh dan) Açıklanan, açık olan, tavazzuh eden MUTAVELE (Tul dan) İşi uzatma, sürüncemede bırakma MUTAVİ´ İtaat eden, muti, itaatli MUTAVVAK (Tavk dan) Boynu halkalı, zincirli * Boynuna gerdanlık vs takılmış Boynuna halka olan MUTAVVAKA Halka biçimi boynunda tüyler olan güvercin kuşu MUTAVVEL(E) (Tul dan) Uzatılmış, uzun uzun MUTAVVES Lâtif, güzel, renkli MUTAYEBAT (Mutâyebe C ) Eğlenceli hikâyeler Fıkralar * Şakalaşmalar, lâtife yapmalar MUTAYEBE Lâtifeleşme, şakalaşma MUTAYERE Uçurup gönderme Uçurma MUTAYTA Sallana sallana kibirlenerek yürüme İzzetli ve kibirli yürüme MUTAYYEB (Tayyib den) Güzel kokular sürünmüş * Gönlü hoş edilmiş, sevindirilmiş, taltif olunmuş MUTAYYİBEN Güzel kokular sürünmüş olarak * Sevindirilerek, gönlü hoş edilerek MUTAYYEN Balçıklanmış, sıvanmış MUTAZACCI´ Üşengeç, tenbel MUTAZACCIR Sıkıntılı İçi sıkılan Rahatsız MUTAZALLİL (Zıll den) Gölgede oturan, gölgede bulunan, gölgelenen * Korunan, muhafaza ve himaye olunan MUTAZALLİM (C : Mutazallimîn) (Zulm den) Kendisine yapılan haksızlık ve zulümden şikâyet eden, sızlanan MUTAZALLİMÂNE (Zulm den) Kendine yapılan zulüm ve haksızlıkdan dolayı sızlanan kimseye yakışır şekilde MUTAZALLİMÎN (Mutazallim C ) (Zulm den) Sızlananlar Kendilerine yapılan haksızlık ve zulümden dolayı şikâyet edenler Tazallüm edenler MUTAZAMMIN İçine alan, tazammun eden * Üstüne alan Tazmini kabul eden * Muhit ve müştemil olan MUTAZANNİ (Mutazannin) (Zan dan) Zan ile iş gören MUTAZARRI´ Tazarru eden Alçak gönüllülük eden * Bir şeye gizlice varıp yaklaşan * Can ve gönülden tezellül ile yalvaran * Noksan ve kusurlarını bilerek kibirden, büyüklenmekten çekinip tevazu eden MUTAZARRIÂNE f Kendi kusurlarını bilerek, ihtiyacını anlayarak, tevazu ile niyaz ederek, yalvararak MUTAZARRIF (C : Mutazarrıfîn) (Zarf dan) Zarafet taslayan, tazarruf eden MUTAZARRIFÎN (Mutazarrıf C ) (Zarf dan) Zariflik taslayanlar, tazarruf edenler MUTAZARRİÎN (Mutazarrı´ C ) Yalvaranlar, tazarru´ edenler, yalvarıp yakaranlar MUTAZARRIR Zarar ve ziyana uğrayan, zarar görmüş olan MUTAZAVVI´ Güzel kokusu etrâfa yayılan MU´TAZIB Birbirine yardım eden Birbirine muavenette bulunan MUTBAKA (Bak: İtbak) MUTBEİN Çukur yer * Kalbi karar etmiş kişi, mutmain MUTBİK(A) (Tıbk dan) Genel ve umumi olan Değişmeyip devam eden Bütün Tam * Bir şeyin etrâfını örten, bürüyen MU´TEBER İtibâr gören Beğenilen * İnanılır Güvenilir Hatırı sayılır Hükmü geçen MU´TEBERAN (Mu´teber C ) Şerefli, haysiyetli ve itibarlı kimseler * Bir yerin, bir mesleğin veya bir sınıfın ileri gelenleri Hükmü geçip, inanılır olanlar MU´TEBERAT (Mu´teber C ) İtibarlı, hükmü geçer şeyler MU´TEBERİYET Yürürlükte olma, geçerlilik * Muteberlik, güvenirlik MU´TECİR Sadaka veren MU´TED Zâlim kimse MU´TEDD Ta´dâd edilmiş Sayılmış MU´TEDÎ Sesini yükselten Yüksek sesle dua eden * Haddini aşan, tecâvüz eden * Zâlim MU´TEDİL Yavaş ve mülâyim Ne pek az, ne pek çok olan Orta hâlli İtidalli MU´TEDİLANE Orta hâllice Ne çok hızlı, ne de çok yavaş olmadan MUTE HARBİ Mute, Şam´a bağlı, Kudüs´e iki konak mesafede bir yerdi Mute harbi müslümanlarla Rumlar arasında vuku bulan muharebelerin başlangıcıdır Sebebi de Peygamber´in elçisinin öldürülmesidir Resul-ü Ekrem Busrâ emiri Şürahbil bin Amr´e, ashâbından Hâris bin Umeyr ile bir mektub göndererek İslâma dâvet etmişti Hâris, Mute´den geçerken Şürahbil´e tesadüf edip, elçi olduğunu bildirdi Bunun üzerine Şürahbil, Haris´i küstahça öldürdü Şimdiye kadar Resul-ü Ekrem´in elçilerinden hiç birisinin hayatına taarruz edilmemişti Bunun üzerine Resul-i Ekrem üç bin kişilik bir kuvvet hazırlayıp azadlı kölesi Zeyd bin Hârise´nin komutasında gönderdi Resul-ü Ekrem : "Şâyet Zeyd şehid olursa komutanlığı Cafer alsın, Cafer de şehid düşerse Abdullah bin Revaha komutan olsun!" buyurdu Ve ordunun Hâris bin Umeyr´in şehid edildiği Mute kasabasına kadar gitmesi ve orada Şürahbil ile tabiiyetinin İslâma dâvet olunması, kabul ederlerse ne âlâ, kabul etmezlerse harbedilmesi Resul-ü Ekrem´in emirleri cümlesindendi Peygamber Efendimiz bu küçük ordusunu "Seniyetülveda - Ayrılık tepesi" mevkiine kadar uğurladı Öbür tarafta Şürahbil de bu hareketten haberdar olarak, vaziyeti tâbi olduğu Kayser Hirakl´e bildirdi Aynı zamanda Şurahbil, Vâil Beni Bekir, Lahim, Cüzam gibi Arap kabilelerinden yüz bin kişilik büyük bir kuvvet hazırladı İmparator Hirakl de bu işe önem vererek Belka´daki Meab şehrine kadar geldi Nihayet iki ordu karşılaştı Bu muazzam ordu karşısında üç bin kişinin ne ehemmiyeti olabilirdi Fakat dönmek de müşkildi, felâketi mucibdi Bu sebeple Zeyd bin Hârise hemen harbe atıldı Zeyd şehid oldu, sancağı Cafer aldı Muharebe meydanında hârikalar gösterdi, sağ eli kesildi, sancağı sol eliyle tuttu O da kesilince kesilmiş kollarıyla sancağa sarıldı En sonunda Cafer de şehid edildi Sonra sancağı, Abdullah bin Revâha aldı, şiirler okuyarak harbetti, o da şehid edildi Bunun üzerine orduda umumi bir panik başgösterdi Fakat Halid bin Velid askeri önledi, bu paniğin dehşetini anlattı Bütün mucahidlerin reyleriyle komutan seçilerek sancağı eline aldı Akşama kadar harbedildi Mahir bir komutan olan Halid bin Velid, askeri yeni nizamda tertibledi Sağ cenah mücahidlerini sola, soldakileri sağa, öndekileri arkaya ve arkadakileri de öne aldı Bu suretle düşmanın her fırkası, karşısında yeni kuvvet görüyor ve İslâm ordusuna imdat geldiği zannında bulunuyordu Bunun üzerine Halid, şiddetli hücumlar yaparak düşmanı bozdu, düşmana bir hayli telef verdirdi Düşmanın bu panik ve bozgunundan istifade ederek askerleri geri çekti ve bir bozguna uğratmadan muntazam ricat ederek sâlimen Medine´ye getirdi (S B M ) MU´TEKADAT İtikad edilenler İnanılan hususlar MU´TEKİD Bağlanmış * İnanmış Dindar İtikad eden Dini bütün olan MU´TEKİF İtikâfa çekilmiş olan İtikâf için bir camiye veya bir odaya kapanıp ibâdete çalışan Devamlı olan (Bak: İtikâf) MU´TEKİFÎN (Mu´tekif C ) İtikâfa çekilmiş olanlar MU´TEKİL Sağmak için koyunun ayaklarını iki bacağı arasına çekip alan * Devenin dizini büküp bağlıyan * Güreşte rakibini sarmaya getirip yıkan MU´TEKİS (Aks den) Tersine çevrilmiş Aksolunmuş MU´TELL İlletli Hasta Sakat Alil * Gr: İçinde harf-i illet bulunan kelime kökü MU´TEMED Kendine güvenilen İtimad edilen kimse Kendinden emin olunan Ziyadesiyle doğru ve müstakim olan MU´TEMEDÜN-ALEYH Kendisine itimad edilen ve güvenilen kimse MU´TEMİD İtimad eden İnanan Güvenen MUTEMİDÂNE f Bağlanarak, güvenerek İtimâd etmek sureti ile MU´TEMİL Zorlukları göze alarak tek başına iş gören MU´TEMİR Kasdedici, kasdeden * Ziyaret eden * Umre yapan MU´TENA İhtimam edilmiş Özenilmiş Dikkat ve itinâ olunur hâlde olan MU´TENİ İtina eden Özenen Dikkat ve ehemmiyet veren MU´TENİK Birinin boynuna sarılan MU´TER (MU´TERİZ) Bir nesneye mütecâviz olan, bir şeye tecâvüz eden MU´TEREF Gizlenmeyip söylenmiş İtiraf olunmuş MU´TEREK Cenk ve kıtal yeri Savaş meydanı MU´TERİF İtiraf eden Kendi noksan ve kabahatlerini kabul edip anlatan ve söyleyen MU´TERİZ İtiraz eden Kabul etmeyen Bir şeyi beğenmeyip bozulmasını isteyen, aksini iddia eden MU´TERİZÂNE f İtiraz eder şekilde Muteriz suretinde MU´TERİZE Parantez Kavseyn denilen ( ) işâretinin adı MU´TERİZÎN (Mu´teriz C ) Muterizler İtiraz edenler MU´TERİZÜN-FÎH İtiraz olunan karar, hüküm MU´TERR Pek fakir olduğu hâlde dilenmeyip lisân-ı hâl ile durumunu anlatan kimse MU´TESİF (Asf dan) Zulüm yapan Doğru yoldan ve adaletten ayrılıp haksızlık yapan MU´TEŞÎ Akşam vakti yola çıkan MU´TEZİL İ´tizal eden Cemaatten ayrılıp bir tarafa çekilen MU´TEZİL Hatâsını itiraf edip, idrâk ederek melâmeti kabul eden Kendi kötülüğünü kabul eden MU´TEZİLE Aklına güvenerek ve "kul, fiilinin hâlikıdır" demekle hak mezheblerden ayrılan bir fırka Bunlar dalâlet fırkalarının birincisidir Vâsıl İbn-i Atâ nâmında birisi buna sebeb olmuştur Bu kişi Hasan Basri Hazretlerinin talebesi iken, günah-ı kebireyi işleyen bir kimsenin ne mü´min ve ne de kâfir olmayıp, tövbesiz âhirete giderse ebedi cehennemde kalacağını söyleyerek hocasından ayrılmıştır İtizal etmiştir Mu´tezile tâifesi: "İnsanlar kendi ef´âl-i ihtiyâriyelerini halkederler" diyerek, bu fiillerde kaza ve kaderin tesirini inkâr ederler Kendilerine kaderiyeciler de denmektedir (Bak: Mülk) MU´TEZİM Giden, i´tizam eden MUTEZİR Özür dileyen İtizâr eden Özürü makbul olan MUTEZİRÂNE f Özür dileyerek Kusurunu kabul edip yalvarırcasına MUTFÎ Söndüren, itfa eden MUTFİL (C: Metâfil) Yanında genç buzağısı olan geyik * Yavrulu deve MUTHEF Hediye, armağan İthaf olunan şey MUTHİF Hediye veren, armağan eden İthaf eden MUTIRR Uzun MU´TÎ Veren İtâ eden MUTδ İtaatli Terbiyeli İsyan etmeyen * Rahat MU´TIK Köle azad eden Esir veya köleyi serbest bırakan MUT´İM (Taam dan) Yemek veren, yemek yediren, doyuran MUTLAK Salıverilmiş Itlak olunmuş Serbest * Kat´i Şüphesiz * Aslâ bir şarta bağlı olmayan Yalnız, tek (Bak: Itlâk)(Âyet, neye felâh bulacaklarını tâyin etmiyor Güya o sükûtla der: Ey müslümanlar! Müjde size Ey müttakî! Sen Cehennem´den felâh bulursun Ey Arif! Sen Rızâ-yı İlâhîye nâil olursun Ey âşık! Sen rü´yete mazhar olursun![]() ![]() Ve hâkezâ![]() ![]() İşte Kur´an, câmiiyyet-i lâfziyye cihetiyle kelâmdan, kelimeden, huruftan ve sükûttan her birisinin binler misâllerinden yalnız nümune olarak birer misal getirdik Âyeti ve kıssatı bunlara kıyas edersin S ) MUTLAKA Ne olursa olsun, her halde, illâ MUTLAKIYYET Şartsız ve kayıtsız olarak bir hükümdarın emri ile bir hükümet, devlet veya bir topluluğun idare usulü MUTLAKIYYET-İ İDARE Bir kişinin arzu ve isteklerine bağlı olan idare sistemi MUTLIK Serbest bırakan Boşayan Salıveren Köle veya esiri serbest bırakan, azad eden MUTLIK-UL ÜSÂR Esirleri salıveren, esirleri serbest bırakan MUTMAİNN(E) İtmi´nanlı İçi rahat Müsterih Şüphesi kalmamış Emin MUTMAİNÂNE f Şüphesizce Rahatlık ve emniyet içinde olarak MUTNEB Uzatılmış Uzatılan söz Sözdeki itnâb, yâni; uzunluk MUTREF (C: Metârif) Haz kumaşından dokunmuş bir kaç alemli Arap kaftanı * Başı ve kuyruğu beyaz veya siyah olup, vücudu başka renk olan at MUTREKA Üstüne sahtiyan bürünmüş kalkan MUTRIZ İşaret ve damga koyan Alem yapan MUTRİB (Tarab dan) Çalgıcı, çalgı çalan Şarkıcı, şarkı söyliyen Hânende MUTTALA´ Gelecek yer * Ittıla´ mevzii MUTTALİ´ Haberli Bilgisi olan Bir yüksek yerden bakarak görüp anlayan Vâkıf Derk eden MUTTARİD Muntazaman devam eden Bir düziye olan Bir küllî kaideye mümasil ve muvafık olan Sıralı Düzgün MUTTARİDEN Bir düziye, bir teviye MUTTASIF İttisâf eden İyi veya kötü bir sıfatla tarif edilen Vasıflanmış, vasfı mevcut olan MUTTASIL Bitşik Aralıksız Fâsılasız Hiç durmadan İttisâl eden, ulaşan, kavuşan MUTTASILAN Bitişik olarak * Bir düziye
|
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M Harfi |
|
|
#24 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M HarfiM Harfi MUTUR Gitmek * Evmek MUTVA Dürülmüş, bükülmüş * Örülmüş * Yapılmış MUVAADE Sözleşme, va´dleşme MUVAAZA (Va´z dan) Va´z ve nasihat etme MUVACEHAT Yüzleşmeler Yüzyüze gelmeler MUVACEHE Karşı, ön * Yüzyüze gelme Yüzleşmek * Huzurunda olmak MUVACEHETEN Karşı karşıya Yüz yüze MUVADAA Düşmanlığı bırakıp barışma Adaveti bırakıp sulh etme * Vedâlaşma MUVAFAKAT Uygunluk Uymak Anlaşmak Karşılıklı anlaşma Râzı olma Müsâade MUVAFAKAT-I TARAFEYN İki tarafın râzı olması MUVAFAT Sözünün eri olma MUVAFFAK Başarmış Gâyesine erişmiş Ulaşmış Başarılı MUVAFFAKİYET (C: Muvaffakiyât) (Vefk den) Allah´ın yardımıyla başarı gösterme * Ele geçirme, başarma MUVAFFIK Muvaffak eden Başarıya ulaştıran MUVAFIK Uygun Yerinde Denk MUVAHAT (Uhuvvet den) Birbirini kardeşliğe kabul etme Kardeş etme MUVAHEBE Çok bağışlama MUVAHHAD(E) (Vahdet den) Bir ve tek hâle konmuş MUVAHHİD Allah´ın birliğine inanan Tevhid eden * Birleştirici olan MUVAHHİDÂNE f Muvahhide yakışır surette MUVAHHİDÛN (MUVAHHİDÎN) Muvahhidler Bir Allah´a inanıp, birliğe çalışanlar Birleyici olanlar MUVAHHİŞ Vahşet veren Vahşileştiren Korkutan Korkutup ürküten MUVAKAA Düşmek, sukut MUVAKEBE Bir işe sebat ve gayret gösterme MUVAKERE Tarladan çıkan mahsulden bir kısmını almak şartıyla birlikte ekme MUVAKKAR (Vekar dan) Ağırlanmış, saygı gösterilmiş olan * Ağırbaşlı, vakarlı, ciddi MUVAKKARAN Vakarla, ciddiyetle, ağırbaşlılıkla * Ağırlanmış, saygı gösterilmiş olarak MUVAKKAS Dolu, memlu MUVAKKAT Vakitli Geçici Fâni Devamlı olmayan MUVAKKATEN Az bir zaman için, şimdilik, geçici ve muvakkat olarak MUVAKKIF Durduran Tevkif eden Alıkoyan Vakf ettiren MUVAKKİR (Vekar den) Ağırlayan, saygı gösteren MUVAKKİT Vakti tâyin eden * Tam ayarlı saat MUVALAT Dostluk, karşılıklı sevgi Yardım, koruma MUVANESET (Üns den) Birbirine alışıp berâber yaşama Ünsiyet peydâ etme * İnsana alışma, insandan kaçmayış MUVANİS (Üns den) İnsana alışık, insandan kaçmayan * Ünsiyet peydâ eden, birbirine alışıp birlikte yaşıyan MUVARAT Bir şeyi örtüp gizleme MUVAREDAT (Muvârede C ) (Vürud dan) Gelen şeyler * Aklı gelen şeyler İlhamlar MUVAREDE (C: Muvâredât) (Vürud dan) Girip gelme * İki şâirin, birbirlerinden habersiz olarak, tesâdüfen aynı beyitleri söylemeleri MUVARESE (Mirâs dan) Birbirinden miras yeme MUVASAKA Birbirine söz verip anlaşma MUVASALA Vâsıl olmak Erişmek Ulaşmak MUVASAT Yardım, dostluk, muavenet, iyilik * Ölen bir memurun ailesine maaş bağlama MUVASEBE Birbirinin üstüne atlama, zıplama, sıçrama MUVASSA Tavsiye olunan MUVAŞŞAH (Vişâh dan) Süslenmiş, süslü MUVAT Ölüm, mevt MUVATTA (Bak: İmam-ı Mâlik) MUVAYESE Yeise, kedere düşürme MUVAZAA Bir mes´elede bahse girişmek * Mc: Danışıklı döğüş * Hakikatte olmayan bir durumu varmış gibi göstermek için yapılan bir anlaşma MUVAZAATEN Danışıklı dövüşle * Muvâzaa olarak MUVAZEBET Bir işle dâimâ uğraşma Bir işe durmadan çalışma MUVAZAT (Veyz den) Mukavemet, dayanma * Paralel olma Muvâzi MUVAZENE(T) Ölçmek Denk olup olmadığını bilmek için tartmak, ölçmek * Düşünmek * İki şeyin vezince birbirine denk olması Uygunluk MUVAZENE-İ A´MÂL Haşirde amellerin tartılıp hesabdelimesi (Bak: Afv) MUVAZENE-İ MÂLİYE Devletin gelirleriyle giderlerinin bir olması MUVAZENET (Bak: Muvazene) MUVAZIB Dâima bir işle uğraşan Bir işe durmadan çalışan MUVAZÎ Birleşmeden ve ayrılmadan iki şeyin yanyana bir arada uzayıp gitmesi Paralel MUVAZİN (Vezn den) Ağırlıkça birbirine eşit ve denk olan * Denk, uygun MUVAZZA´ İtibarsız kimse MUVAZZAF Vazifeli Bir işle meşgul * İlk yapılan askerlik hizmeti MUVAZZAFAN Vazifeli olarak MUVAZZAH Açıklanmış İzahı yapılmış Açık, anlaşılır şekilde MUVAZZAHAN Açıklanarak Etraflı ve açık şekilde izah olarak MUVAZZIF Vazifelendiren MUVAZZİH (Vuzuh dan) Açıklıyan, izah eden MUVBİKAT (Bak: Mubikat) MU´VEL Mutemed, itimat edilen MU´VEZ Fakir kimse MUY f Tüy Saç Kıl MUYAN (Muy C ) f Kıllar Tüyler MUY-BEND f Saç bağı MUYE f Hıçkıra hıçkıra ağlama MUYEGER f Hıçkıra hıçkıra ağlayan MUYÎ (Muyin) f Kürkten Kıldan MUYİNE f Kürk MUYİNE-DÛZ f Kürkçü MUYTÂB (C : Muytâbân) Kıl dokuyan Kıldan eşya yapan MUY-TÂBÂN (Muy-tâb C ) Kıldan eşya yapanlar, kıl dokuyanlar MUZAAF İki kat Bir şeyin iki misli * Daha ziyade Daha fazla MUZAAF FİİL Gr: Fiilin kökündeki iki harfin aynısı beraber olan fiil Medde - Şedde gibi Başka tâbirle: Fiilin orta harfi ile son harfi (harf-i lâm´ı) aynı harfin tekerrüründen ibaret olan kelime MUZA´AF Bir kat daha artmış Bir o kadar daha çoğaltılmış MUZABERE Devam etmek MUZACEA Bir yerde beraber yatmak MUZAD (Zıd dan) Karşı Zıd MUZADDE Birbiriyle zıt olmak, terslik MUZAEME Bir kimse ile bacanak olmak MUZAF (Zayf dan) Bağlı Katılmış İzâfe olmuş Bağlanmış * Gr: Başka bir isme katılmış ve onu tamamlamış olan isim * "Evin kapısı" dediğimiz zaman; "kapı", "ev"i tamamlıyor Bu muzâfdır MUZAFAT (Muzâf C ) (Zayf dan) Bir şeyin ekleri, ilâveleri Bir merkezin şubeleri, kolları MUZA´FER Sarı renkte Safran renginde MUZAFFER Kahraman Gâlip gelmiş Başarmış Muvaffak olmuş Zafer kazanmış, zafer kazanan MUZAFFERANE f Muzaffer olan bir kimseye yakışır surette MUZAFFEREN Muzaffer olarak Üstün gelerek, muvaffak olarak, galip olarak MUZAFFERİYET Üstünlük, muzafferlik, düşmana üstün gelme MUZAFUN İLEYH İsim tamlamasında (izâfet terkibinde) muzâfın (belirtenin) bağlı bulunduğu ismin hâli Türkçede muzâf sonra gelir "Evin kapısı" dediğimiz zaman, ev; muzâfun ileyh; kapı; muzâfdır MUZAGA Çiğnenen lokmadan ağızda kalan kırıntılar MUZAHAT Bir şeye benzeme MUZAHERE(T) Birbirine yardım etmek * Arka olma, destek olma MUZAHHİR Öğle vaktinde gelen MUZAHÎ Benzeyen, benzeyici MUZAHRAFAT (Bak: Müzahrafât) MUZALLA´ Kabuğu üzerinde beş dilim olan kavun MUZALLEL (Zıll dan) Gölgeli, gölgelenmiş MU´ZAM Bir şeyin en büyük kısmı İ´zam edilmiş, büyütülmüş MU´ZAMAT (Mu´zam C ) Büyük görülmüş veya büyütülmüş şeyler MUZARAA Arşınla satma MUZARAA Benzemek MUZAREBE Vuruşmak Cenk etmek * Bir yerden diğer yere gidip seyretmek MUZARİ´ Ortak Arkadaş Benzer, müşabih * Gr: Geniş zamanı ifade eden fiil hali "Yazar, okur, görür, gelir" gibi * Edb: Aruz kalıplarından birisinin ismi MUZARREB Kaba dikişli kaftan MUZARRİS Her şeyi tecrübe eden kimse MUZAYAKA (Bak: Müzayaka) MUZAYE Küçük sidik kabı MUZAYEFE Ziyâfet vermek * Birbirine konaklamak MUZBAT Kül içinde pişirilen ekmek MUZCER Sıkıntılı, ıztırablı MUZCİR Sıkıntı ve ıztırab veren MUZDAR (Bak: Muztar) MUZE f Çizme MUZE-DUZ (C : Muze-duzân) Çizmeci, çizme yapan MUZE-DUZÎ f Çizmecilik MUZGA (Bak: Mudga) MUZHİR (Bak: Müzhir) MU´ZIL (C: Mu´zalât) şiddetli Müşkil, zor MUZIR (Muzırra) Ziyan veren, zararlı, zarara sokan MUZIRRÎN Zararlar, zarar verenler MUZδ Meydana çıkaran, açığa vuran MUZδ Zâyi eden, kaybeden MUZδ Aydınlatan Işık veren MU´ZÎ (Ezâ dan) Eziyet ve sıkıntı veren Rahat bırakmayan, inciten MU´ZİB (Azab dan) Azab ve eziyet veren MUZÎF Misâfir kabul eden MUZÎK (Mudîk) Sıkan, sıkıştıran, darlaştıran MUZİLL Zelil kılan Zillete düşüren * Adileştiren MU´ZİR Özürü olan, mâzeretli MU´ZİYAT (Ezâ dan) İnsanı rahatsız eden küçük şeyler Hayvancıklar MUZLİM Karanlık Zulmetli Dehşetli Siyahlık Siyah * Bilinmeyen Meçhul MUZMAHİL Çökmüş Darmadağın olmuş Perişan olmuş MUZMER Gizli, saklı, örtülü İzmar edilmiş İçinde saklı kalmış MUZMER-İ HAKAİK Saklı, gizli kalmış, meydana çıkarılmamış hakikatler Hakikatlerin gizlisi MUZMERAT (Muzmer C ) Örtülü, saklı, gizli, dışarı vurulmamış MUZMİR Meydana çıkarmayan İçinde saklayan İzmar eden Gizli tutan MUZMİR (MUZAMMİR) Gazâ veya yarış için atını hazırlayıp terbiye eden kişi MUZTABİ´ Ridâsını sağ koltuğu altından çıkarıp sol omuzuna atan kişi MUZTACİ´ Yan tarafına uzanan, yan üstü yatan MUZTACİAN Yan üstü yatarak, yan tarafına uzanarak MUZTAHİD Arslan * Kahredici * Cefâ eden MUZTALİ´ Kavi, kuvvetli kimse MUZTAR Zorlanmış Cebr olunmuş Mecbur kalış Çaresiz kalıp başı sıkılan MUZTARIM Alevlenen, ıztıram eden MUZTARİB (Muzdarib) (Darb dan) Sıkıntılı Iztırab çeken Hasta Bir tarafı sızlayan Ağrıyan Ağlayan MUZTARİBANE f Rahatsız olarak, ıztırab ve sıkıntı çekerek MUZTAR (Zaruret den) Çaresiz kalmış, zorlanmış MUZTARRÎN Çaresizler Sıkıntı içinde olanlar (Arkadaş! Bilhassa muztar olanların dualarının büyük bir tesiri vardır Bazan o gibi duaların hürmetine, en büyük bir şey, en küçük bir şeye musahhar ve muti olur Evet, kırık bir tahta parçası üzerindeki fakir ve kalbi kırık bir mâsumun duâsı hürmetine, denizin fırtınası, şiddeti, hiddeti inmeğe başlar Demek duâlara cevap veren Zât, bütün mahlukata hakimdir Öyle ise, bütün mahlukata dahi Hâliktir ![]() ![]() M N ) MUZUR Sütün ekşimesi Mübâlagalı ism-i fâil
|
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M Harfi |
|
|
#25 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M HarfiM Harfi MÜANESE Dostane görmek, görüşmek Karşılıklı ünsiyet etmek MÜBAADE(T) (Bu´d dan) Birbirini sevmeyip uzak ve soğuk durma Nefret etme * İki kişi birbirinden uzaklaşma MÜBAALE Cilveleşme, oynaşma (karı-koca arasında) MÜBADAT Düşmanca davranış, saldırganlık * Meydana çıkarma MÜBADELE Değişme Bir şeyin başka bir şeyle değiştirilmesi Trampa MÜBADERE Bir işe hemen girişme, başlama MÜBADÎ Ortaya koyan, meydana çıkaran MÜBADİL Mübâdele olunmuş Başkasının yerine getirilmiş, bir şeye bedel tutulmuş MÜBADİR Bir işe hemen girişen MÜBAGAME Tatlı dillilik MÜBAGAT Kanunsuz evlenme MÜBAGATE Ansızın üzerine saldırma, sataşma MÜBAGAZE (Bugz dan) Kin besleme Adavet etme Düşmanlık yapma MÜBAGBAG Çok hızlı, seri ve acûl MÜBAGÎ İsyan etme Ayaklanma Bâgi olma MÜBAH (Bak: Mubah) MÜBAHASAT (Mübâhese C ) Mübâheseler Bir şeye dâir iki veya daha fazla kimsenin kendi aralarında yaptıkları konuşmalar * Bahse girişmeler İddiâlı ve karşılıklı konuşmalar MÜBAHASE (Bak: Mübâhese) MÜBAHAT Güzellik ve buna benzer hususlarda tefâhür etmek, öğünmek MÜBAHE Yalan söylemek MÜBAHELE Birbirinden nefret etme * Birbirine lanet okuma Beddua etme MÜBAHESE Bir şeye dair iki veya daha çok kimse arasında olan konuşma Bir şeyin bahsini etmek Musahabe MÜBAHİS (C : Mübahisîn) (Bahs dan) Bir mes´ele hususunda konuşanlar MÜBAHİSÎN (Mübâhis C ) Mübahisler Bir mes´ele hususunda konuşanlar MÜBA´İD (Müba´ide) Uzaklaştıran MÜBAKERE Bir işe sabahtan başlamak MÜBALAGA (Mübalağa) Bir şeyi çok büyük veya çok küçük göstermek Bir şeyi olduğundan fazla veya eksik göstermek * Haddini aşmak * Edb: Bir şeyi ifade ederken ya olduğundan fazla veya olduğundan çok noksan göstermek " Habbeyi kubbe, kubbeyi habbe yapmak " MÜBALAĞACUYÂNE f Haddini aşar dercede izah edercesine Mübâlağa yaparcasına * Mübâlağa arayan MÜBALAĞALI İSM-İ FÂİL Gr: ( : fa´âl) ve ( : faul) gibi bazı kalıplara giren kelimelere denir Bu vezinden gelen kelimeler "mübalağa" ifade ederler "En, pek, çok" mânasına gelirler MÜBALAGAT (Mübâlağa C ) Mübâlağalar MÜBALAT Kayırmak * Dikkat etmek İtina göstermek MÜBALAT-KÂR f Dikkat, itina ve düşünce ile kaygılanan MÜBAN Ayrılmış ve kesilmiş MÜBARAT Bir kimsenin iş ortağından veya karısından, anlaşarak ayrılması MÜBAREK İlâhi hayrın bulunduğu şey Bereketlenmiş, çoğalmış Bereketli, uğurlu Hayırlı Mes´ud * Beğenilen, kendisine kızılan ve şaşılan kimse veya şey MÜBAREKÂT Bütün tebrike sebeb olacak ve mâşâallah dediren ve bârekâllah söyleten bütün hâletler ve san´atlar Mübarekiyet ifade eden bolluk ve İlâhî lütuflar MÜBAREZE Sözle çekiştirme Kavga Cidal Döğüşmek MÜBASAKA Tükürmek MÜBASELE Savaşta hamle edip kahramanlık göstermek MÜBAŞERET Bir işe girişmek Bir işe başlamak * Karşılaşmak * Başlamak ve devam etmek * Temas etmek, dokunmak * İnsanın derisinin, başkasının derisine dokunması MÜBAŞİR Müjdeleyen * Mahkemede kapıcılık edip şâhid ve maznunların ismini çağırarak mahkemeye yardım eden kişi * Geçici bir vazife alarak merkezden bazı emirleri götüren, icrâ salâhiyeti olan * Müfettiş Kontrolör MÜBATANA Bir mevzu üzerinde karşılıklı çekişme MÜBATTIN(E) Zayıf karınlı kimse MÜBAYAA Satın almak Pazarlıkla bir şeyin değerini verip almak MÜBAYAAT (Mübâyaa C ) (Bey´at dan) Satın almalar MÜBAYENET Zıddıyet Ayrılık Tutmazlık Başkalık MÜBAYENET-İ CEVHERİYYE Her nev´in cevherinin ve fıtrat-ı asliyesinin birbirinden farklı ve ayrı oluşu Cevherdeki farklılık MÜBAYİN Farklı Başka türlü Muhalif Diğerinin zıddı Aksi MÜBAYTIR Yarıcı, yaran MÜBAZAA Cimâ etmek MÜBAZELE Cömertlik, sehâvet MÜBDİ´ Nümune ve benzeri yokken bir şeyi yeni olarak keşfeden Benzeri görülmemiş bir iş veya eser ortaya koyan * Edb: Kimsenin söylemediği yeni bir şiir veya nesir söyleyen MÜBDİ (Bedâ dan) Herşeyi hiçten halk eden * Başlayan * Gizli sırları açıklayan MÜBECCEL Muhterem Azizlenmiş Yüceltilen, yükseltilen Büyük saygı gösterilmiş MÜBEDDEL (Bedel den) Değiştirilmiş, değişmiş, değişmiş Tebdil edilmiş MÜBEDDİL Değiştiren Tebdil eden * Taklid edici olan MÜBEHHİC Güzelleştiren MÜBEKKÎ Ağlatıcı MÜBELLAG Tebliğ edilen Bildirilen * Eriştirilen MÜBELLİG Tebliğ eden Bildiren Duyuran * Büyük câmilerde imamın dediklerini tekrar eden kimse MÜBERHEN Delilli ve bürhanlı İsbatlı Delillerle sâbit olmuş MÜBERKAA Yüzünde perde olan kadın * Başı beyaz olan koyun MÜBERRA Beri Müstesnâ Fenalıktan uzak kalmış Münezzeh Temiz Noksansız MÜBERRED Soğutulmuş olan MÜBERRER Yemini tasdik olunmuş MÜBERRİD (Berd den) Soğutan, soğutucu * Karlık Su soğutan damacana MÜBEŞŞER (Beşâret den) Tebşir olunmuş Kendisine müjde verilmiş İyi haberle sevindirilmiş MÜBEŞŞİR İyi haber verip sevindiren Hayırlı haber veren Müjdeleyen MÜBEŞŞİRAT (Mübeşşir C ) Hayırlı alâmetler * Müjdeleyenler, hayırlı haber verenler MÜBEŞŞİRÎN Müjdeciler * Müjde verenler hayırlı haber getirenler * Peygamberlerin (A S ) bir vasfı * Çok müjde verici MÜBETTEL Islanmış * Çok güzel olan MÜBEVVEB Bab bab olmuş, bölümlere ayrılmış kitap MÜBEVVİL (Bevl den) Sidiği çoğaltan, idrarı artıran MÜBEYYEN Açıklanmış Beyan ve izah edilmiş MÜBEYYEZ (Mübeyyeze) Meydana çıkarılmış, açıklanmış açıkça söylenmiş Bildiren, açıklıyan MÜBEYYİN Açıklayan Beyan eden Meydana koyan MÜBEYYİZ Temize çeken İlk yazılan müsvedde sahifeyi temizce tekrar yazan MÜBEYYİZÎN (Mübeyyiz C ) Müsveddeleri temize çeken kâtibler MÜBEZZİR Müsrif, Sefih Hesabsız sarfiyat yapan Harcayan * Çok söz söyleyen Sırrı ifşâ eden MÜBEZZİR Tohum eken âlet MÜBEZZİRÎN (Mübezzir C ) İsraf edenler Lüzumsuz harcıyanlar * Çok ve lüzumsuz konuşanlar MÜBHEM İyice belli olmayan Mutlak âşikâr olmayan Belirsiz Gizli MÜBHEM-ÜL MEÂL Mânâsı ve meâli anlaşılmayan MÜBHEMAT Belirsiz olan şeyler, mübhem olan şeyler MÜBHEMİYET Belirsizlik, anlaşılmazlık MÜBHİC Ferah ve sürur veren Sevindiren MUBδ (Bey´ den) Satılmış şey MÜB´İD Uzaklaştıran, uzaklaştırıcı MÜBÎH İzin veren, müsaade eden MÜBÎN Açık, vâzıh, âşikâr Ayân kılan, beyan ve izah eden * Dilediğine doğru yolu gösteren * Hak ile bâtılın arasını tefrik edip, ayıran Hakkı hakkınca beyan ve izhar eden (Mübin, bâne mânasına "ebâne" den beyyin, gayet açık, parlak demek olduğundan, Kitab-ı Mübin i´cazı zâhir olan parlak kitap demek olur ki, murad Kur´andır Hakkı beyan eden demek dahi olabilirse de, makama münasib olan evvelkidir ) (E T ) MÜBÎR Hunhar Zâlim Kan içen Kan dökücü MÜ´BİZ (C: Meâbize) Mecusiler danişmendi MÜBKÎ Ağlatıcı MÜBLA Dağıtılmış Hezimete uğratılmış MÜBLENDA Kuvvetli, sağlam ve dayanıklı deve MÜBLİS Mahrum * Hasreti şiddetli olan Acele yapılması lüzumlu bulunan Elzem MÜBREM Kaçınılmaz olan Vazgeçilmez olan Acele yapılması lüzumlu bulunan Elzem MÜBREZ Gösterilmiş, meydana konulmuş, ibraz olunmuş MÜBRİM (Mübrime) Zorlıyan, zorlayıcı * Mânâsız ve boş sözlerle can sıkan kimse * İki katlı yapan * Cür´et eden MÜBRİZ (Büruz dan) Meydana çıkaran, gösteren, ibraz eden MÜBŞER Kendisine müjde verilmiş, müjdelenmiş MÜBŞİR Müjde veren, müjdeliyen, ibşâr eden MÜBTA´ Satın alınmış MÜBTEDA Baş taraf, başlangıç Baş * Gr: Cümlenin birinci kısmı Arabçada isim cümlesinde fâilin bulunduğu kısım Bu, isimden veya isim yerine geçen fiilden de olabilir MÜBTEDA-BİH Kendisiyle başlanılan MÜBTEDE´ Aslında yok iken yeni çıkmış olan MÜBTEDİ´ Yeni bir şey icad eden Bedi´a çıkaran Bid´at uyduran Ehl-i bid´a (Bak: Bid´a) MÜBTEDİ Yeni Yeni talebe İlk mekteb talebesi Yeni başlamış MÜBTEDİYAN (Mübtedi C ) Acemiler Bir işe yeni başlayanlar MÜBTEDİYANE f İlk olarak, yeni ve acemi bir talebe gibicesine MÜBTEGA (C : Mübtegıyyât) İstenen ve arzu edilen şey MÜBTEGIYYAT (Mübtega C ) İstenen ve arzu edilen şeyler MÜBTEHİC (Behcet den) Sevinmiş, sevinen, mesrur, memnun MÜBTEHİC-ÜL KALB Kalbi mesrur olan Sevinçli, memnun MÜBTEHİL Yalvaran Dua ederek dileyen MÜBTEİS Mahzun, hüzünlü * şikâyet edici, şikâyeti olan kimse MÜBTEL Hükümsüz bırakılmış, bozulmuş, ibtâl olunmuş MÜBTEL-İ HİSS Hissi ibtal olunmuş MÜBTELA´ (Bel´ den) Yenilmiş Yutulmuş MÜBTEL Dertli Hasta Başı sıkıntılı Rahatsız Belâlı Düşkün Tutkun Tutulmuş MÜBTELÂ-Yİ AŞK Aşka tutulmuş MÜBTELÂ-Yİ MARAZ Hastalığa tutulmuş MÜBTELİ´ (Bel´ den) Yutan Yiyen MÜBTENÎ (Binâ dan) Bina edilmiş, kurulmuş, kurulu * Dayanan, istinad eden, müstenid MÜBTESİM (Tebessüm den) Gülümsiyen, tebessüm eden MÜBTEZEL (Bezl den) Pek bol ve ucuz Değersiz * Hor kullanılan Ortaya düşmüş olan MÜBTİ´ Ağır davranıp geciken Ağır hareket eden MÜBTİL İptal eden Hükümsüz eden Battal edici Faydasız hale getiren * Hakkı bâtıl gören MÜBTİL-İ HİSS Hissi iptal eden MÜBZİ´ Kârı ve kazancı tamamen kendisine kalmak üzere birine sermaye veren MÜC´A Ahmak adam MÜCAA Acıkmak MÜCA´AD (Ca´d dan) Kıvrılmış, lülelenmiş saç MÜCAB Cevabı verilmiş olan Kabul cevabı almış olan * Duası, istediği kabul edilen MÜCAC (MÜCÂCE) Ağızdan atılan tükrük MÜCADEA Husumet etmek, düşman olmak MÜCADELAT (Mücadele C ) (Cedel den) Savaşmalar, mücâdeleler MÜCADELE (Cedel den) İki kişinin bir şey üzerine çekişmesi Uğraşma Savaşma MÜCADELE-İ MİLLİYE Milli mücadele * Kurtuluş Savaşı İstiklal Harbi (1919 - 1922) MÜCADİL Mücadele eden, cidalleşen MÜCADİLE SURESİ Kur´an-ı Kerim´in 58 Suresi olup Kad-semi´ ve Sure-i Zıhâr da denilmiştir MÜCAHAFE İzdiham etmek, kalabalık yapmak * Birbirine kılıç ve bıçak çekip vuruşmak MÜCAHEDAT (Mücahede c ) Mücahedeler MÜCAHEDE (C : Mücahedât) Cihad etme * Din düşmanına karşı koyma Çarpışma * Uğraşma Çalışma Gayret gösterme İslâmiyette mücahedenin ehemmiyeti hakkında Deylemî´den (R A ) mervi Hadis-i Şerif meâli: "Allah bir kulu sevdiği vakitte onu Zât-ı Uluhiyetine hizmet etmek için seçer Onu kadınla ve evlâd ile meşgul ettirmez " Bu, bâhusus hicretin 200 senesinden sonra içindir Çünki bir de "200 senesinden sonra en hayırlınız zevce ve veledi olmamakla yükü hafif olanınızdır" Hadis-i Şerifi vardır Bu Hadis-i Şerif ile "izdivaç ediniz, çoğalınız Ben kıyamette sizin kesretinizle iftihar edeceğim" Hadis-i Şerifi arasında tenakuz yoktur Şöyle ki: Nikâhlanmayı emreden Hadis-i Şerif, şartları hâiz olanlara, nikâhtan dolayı mücahedeyi terketmeyenleredir Yukarıdaki Hadis-i Şerifler ise, şartları hâiz olmayan ve dini uğrunda mücahedeyi, evlenmekten dolayı terk edenleredir " (Levami-ül Ukul Şerhi, C: 1, sh: 173) (Bak: Cihad) MÜCAHERE (Mücaheret) Açığa vurma, belli etme, meydana çıkarma MÜCAHERETEN Ortaya koyarak, meydana çıkararak MÜCAHİD Cihad eden Çalışan Din için çalışan Düşmanlara karşı koyan Çarpışan * Fık: Allah (C C ) yolunda gönüllü olarak cihada iştirak etmek istediği halde nefakadan, silâh ve saireden mahrum olan gazi demektir Âyet meâli: "Bizim uğrumuzda mücahede edenlere mutlaka yollarımızı gösteririz ve hiç şüphe yok ki, Allah muhsinlerle -Allah´ı görür gibi ibadet eden mücahidlerle- beraberdir (Sure : 29, âyet : 69) MÜCAHİDANE f Mücahid bir kimseye yakışır suret ve şekilde MÜCAHİDÎN (Mücahid C ) Mücahidler Cihad edenler Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla çalışan, çarpışanlar MÜCALEDE Harp âletleriyle vuruşma MÜCALESE(T) (Cülus dan) Beraberce ve birlikte oturma MÜCALİH Kışın da sağılan ve süt veren deve MÜCALİS (Cülus dan) Birlikte ve beraberce oturan MÜCAMEAT Cima etmek MÜCAMELE(T) Karşılıklı olarak iyi muamelede bulunma Güzel ve hoş geçinme MÜCAN (C : Meccân) Murdar, pis MÜCANEBET Sakınma Çekinme İnsanlardan uzağa bir tarafa çekilme MÜCANESET (Cins den) Bir cinsten olma, benzeme, hemcinslik MÜCANİB Çekinen Sakınan Kaçan MÜCANİS Aynı cinsten olan Cinsleri beraber olan MÜCARAHA (Cerh den) Karşılıklı birbirini yaralama MÜCARAT Yürümekte yarışma Yürümekte yarış etme MÜCAREZE Saçma ve iyi olmıyan sözlerle lâtife yapma MÜCARRE Bir kimsenin hakkını süründürme İşini sürüncemede bırakma MÜCASERE(T) Cesaret, gayret göstermek Cür´et ve ikdam eylemek MÜCASİR (Cesaret den) Cesaret eden MÜCAVEBE(T) (Cevab dan) Birbirine cevap verme, cevaplaşma, mektuplaşma Karşılıklı cevap verme MÜCAVEDET Bir kimseye karşı ihsan ve kerem etme MÜCAVELE Kıtal edişmek, dövüşmek, vuruşmak MÜCAVERET Komşuluk, yakınlık * Mescidde itikâfa çekilmek MÜCAVEZE Haddinden ileri geçmek Normali aşmak Bir şeyin, hadd-i itidâli geçmesi * Birini suç ve günahı ile muâheze eylemeyip görmemezlik ile afv ve müsamaha eylemek MÜCAVİR Komşu * Bir mâbed veya tekke yakınında çekilip oturan * Yurdunu terkederek zamanını Haremeyn-i Şerifeyn´de ibadetle geçiren MÜCAZ (Cevaz dan) Câiz görülmüş, yapılabilir, uygun ve muvafık görülmüş * Diplomalı İcazet almış Kendisine icazet verilmiş MÜCAZAT Ceza Suçlara karşı verilen karşılık * Karşılık MÜCAZATEN Ceza olarak MÜCAZEBE Karşılıklı birbirini çekme ve cezbetme MÜCAZEFE Söz ile karşısındakinin hakkını örtmek, aldatmak * Fık: Tartıp ölçmeden göz kararı ile yapılan tahmini satış Götürü almak Toptan satmak MÜCBER Zorlanılmış Zorlanılan İcbar olunmuş olan MÜCBİR İcbar eden Zorlayan MÜCC (MECC) Mercimek MÜ´CE Tuzluluk MÜCEBBEE İçi boş nesne MÜCEBBİR Çıkıkçı MÜCEC Eğik ve dönük MÜCEDDA´ Burnu ve kulağı kesilmiş * Başı yanmış olan ot MÜCEDDED Kullanılmamış Yeni Yenilenmiş MÜCEDDEDEN Yeni baştan Yeni ve mücedded olarak MÜCEDDİD Yenileyen Yenileyici Hadis-i sahihle bildirilen, her yüz yıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük âlim ve Peygamberin (A S M ) vârisi olan zât (Ashab-ı Kütüb-ü Sitte´den İmam-ı Hâkim Müstedrek´inde ve Ebu Dâvud Kitab-ı Sünen´inde, Beyhakî Şuab-ı İman´da tahriç buyurdukları: $Yâni: "Her yüz senede Cenab-ı Hak bir müceddid-i din gönderiyor " S T )(Her asır başında hadisçe geleceği tebşir edilen dinin yüksek hâdimleri; emr-i dinde mübtedi´ değil, müttebi´dirler Yâni, kendilerinden ve yeniden bir şey ihdas etmezler, yeni ahkâm getirmezler Esasat ve ahkâm-ı diniyeye ve sünen-i Muhammediyeye (A S M ) harfiyen ittiba´ yoliyle dini takvim ve tahkim ve dinin hakikat ve asliyetini izhar ve ona karıştırılmak istenilen ebatılı ref´ u ibtal ve dine vâki tecavüzleri red ve imha ve evamir-i Rabbaniyeyi ikame ve ahkâm-ı İlâhiyenin şerafet ve ulviyetini izhar ve ilân ederler Ancak tavr-ı esasîyi bozmadan ve ruh-u aslîyi rencide etmeden yeni izah tarzlariyle, zamanın fehmine uygun yeni iknâ usulleriyle ve yeni tevcihat ve tafsilât ile ifa-i vazife ederler ş ) MÜCEDDİD-İ ELF-İ SÂNİ "İkinci bin senesinin müceddidi" demek olan bu tabir, İmam-ı Rabbani Ahmed-i Farukî Hazretlerinin nâmıdır (Bak: Ahmed-i Farukî) MÜCEDDİDANE f Müceddide yakışır surette Yenilik yapana yakışır şekilde MÜCEDDİDÎN (Müceddid C ) Müceddidler Yenilik yapanlar MÜCEFF İçi boş, kof MÜCEFFEF Kurutulmuş Suyu çekilmiş, nemi kalmamış, kurumuş MÜCEFFİF Kurutucu MÜCEHHEL (Cehl den) Bilinmez bir hâle getirilmiş MÜCEHHELEN Bilinmiyerek, mücehhel olarak MÜCEHHEZ Noksanları tamamlanarak hazırlanmış, lüzumu olan silâh ve sair şeylerle donanmış Cihazlanmış MÜCEHHİZ (Cihâz dan) Gerekli cihazları hazırlayan Techiz eden, donatan MÜCELCEL Çıngıraklı Çıngırağı olan MÜCELCİL Gök gürlemesi olan bulut MÜCELLA Parlak, Cilâlı Cilâlanmış MÜCELLED Ciltlenmiş Ciltli kitab MÜCELLEDÂT (Mücelled C ) Ciltlenmiş kitaplar, ciltli kitaplar MÜCELLEF Az bâkiyye, az miktar artık MÜCELLEL Yağmuru her yere yağan bulut MÜCELLÎ Açıp temizleyici * Cilâlı Cilâ veren MÜCELLİD Ciltçi, cilt yapan, kitap ciltleyen MÜCELLİDÎN (Mücellid C ) Ciltçiler Mücellidler Kitap ciltleyenler MÜCEMME (Mecemme) Huzur ve rahat vermek MÜCEMMED Dondurulmuş MÜCEMMİL Güzel yaratan Güzelleştiren (Esmâ-i İlâhiyedendir) MÜCEMMİZ Bindiği hayvanı çok yürüten MÜCENNAH (Cenah dan) Cenahlı, kanatlı MÜCENNEB Devesi doğurmayan kişi MÜCENNEBE Savaşçı asker, harpçi asker MÜCENNED (Mücennet) Sıralanmış asker, saf bağlamış neferler MÜCENNİBE Her nesnenin iki tarafından birisi MÜCERDELE Parçalanmış MÜCERREB Tecrübe olunmuş Sınanmış Denemesi yapılmış Ahvâl ve tavırları tecrübe edilmiş * Makbul MÜCERREBÂN (Mücerreb C ) Denenmiş ve tecrübe olunmuşlar Sınanmış olanlar MÜCERREBÂT (Mücerreb C ) Tecrübe olunmuş ve denenmiş şeyler MÜCERREBÂT-I YAKÎNİYYE İyice edinilmiş tecrübeler MÜCERRED (C : Mücerredât) Yalnız, tek * Hâlis, saf, katışıksız, karışık olmayan Tek başına * Çıplak, soyulmuş * Tek başına yaşayan, evlenmemiş, bekâr * Edb: Kur´ân yazısında noktasız harflerle yazılı mensur veya manzume Bu şekil yazıya mahzuf veya mühmel de denir * Fls: Müşahhas olmayan Vücuda gelmiş eşya ve ef´âlin şekil ve suretlerinden ayrı olarak düşünülen her keyfiyet ve mefhuma veya nisbet mefhumuna denir Bunun zıddı müşahhasıdır ki, eşyanın bütün vasıfları ile zihinde husulüdür (Bak: Mücahede - Tecerrüd) MÜCERREDÂT (Mücerred C ) Mücerred mefhumlar Mücerredler MÜCERREDÂT-I SIRFE Mücerredin ta kendisi, en mücerred olan MÜCERREME Tamam manasına gelir bir isimdir Meselâ: Sene-i mücerreme, sene-i tâmme demektir MÜCERRESE Defalarca binilmeye alışmış ve sınanmış olan deve MÜCERRİB Tecrübe eden Deneyen Sınayan MÜCERRİBÂN (Mücerribîn) (Mücerrib C ) Deneyenler, sınayanlar, tecrübe edenler MÜCESSELE Zayıf kadın MÜCESSEM(E) Cismi olan Dış duygularımızla bilinip varlığından haberdar olduğumuz şey Varlığı görünen Cisimlenmiş olan Bir şekli gösteren Uzunluğu, genişliği ve kalınlığı olan cisim Şekillenmiş MÜCESSEMAT (Mücesseme C ) (Cisim den) Katı nesneler, cisimler * Geometrik cisimler Üç boyutlu geometri cisimleri MÜCESSİME (Bak: Müşebbihe) MÜCEVHER Cevher ile süslenmiş Elmaslı Çok kıymetli * Mc: Kıymetli fikir veya söz * Edb: Yalnız noktalı olan harfleri, ebced hesabına göre sayıldığı zaman, tarih çıkan beyt veya mısra MÜCEVHERÂT (Mücevher C ) Kıymetli taşlar Mücevherler Süs ve zinet için kullanılan kıymetli şeyler MÜCEVVEF (Cevf den) Kovuk, içi boş şey İçi oyuk MÜCEVVER (Cevr den) Zor ve sıkı altında bulundurulmuş MÜCEVVEZ (Cevaz dan) Câiz görülüp izin verilmiş MÜCEVVEZE Eskiden başa giyilen resmi kavuk MÜCEVVİD (Tecvid den) Kur´ân-ı Kerim´i tecvid usulüne göre okuyan ve tecvidi iyi bilen kimse MÜCEZZER Zeval * Kısa, kasir MÜCİB İcabet eden Cevap veren Sebeb kabul eden * İstenileni kabul eden, duâya cevap veren (Allah C C ) (Bak: Dua) MÜCİC Gebe kadın (Hamli zâhir olan) MUCÎD Hazır * İyi edici olan * Mevt Ölüm MÜCİDD Elinden geldiği kadar çalışan, gayret gösteren MUCİDDÂNE f Büyük bir çalışkanlıkla Gayret sahibi bir kimseye yakışır suret ve şekilde MÜCÎF İçe işleyen * Kapıyı kapatan MÜCÎR (Civar dan) Himâye eden * İmdada yetişen * İmdad isteyen MÜCÎZ (İcâzet den) İzin ve icâzet veren MÜCLA (İclâ dan) Sürgün edilmiş, sürülmüş İclâ olunmuş MÜCLAH Yenmiş, ekledilmiş, me´kül MÜCLIH Çok yiyen MÜCMA´ Cem´ olma, toplanma MÜCMA-I ALEYH Hakkında ittifak edilen MÜCMEL Kısa Öz Muhtasar Sözü az, mânası çok olan Hülâsa edilmiş Müfesser olmayan söz MÜCMELEN Mücmel bir tarzda Kısa olarak, muhtasaran, hülâsa olarak MÜCMERE Katı ve sağlam MÜCNA´ Kalkan MÜCRİF Süpürüp götüren * Alan MÜCRİHE Yürümesi ve gitmesi tez olan kişi Hızlı yürüyen kimse MÜCRİM Cürüm ve kabahat işlemiş olan Suçlu MÜCRİMÎN (Mücrim C ) Mücrimler, suçlular Cürüm işlemiş olan kimseler MÜCSED Tam olarak boyanmış elbise MÜCŞAB (MECŞUB) Haşin, kaba MÜCTEBA Seçilmiş Kıymetli, ihtiyar olunmuş MÜCTEHED İçtihad olunmuş MÜCTEHED-ÜN-FİH Hakkında kat´i delil bulunmayan mesele MÜCTEHED-ÜN-FİH Üzerinde ictihad edilen mes´ele MÜCTEHEZ (Cihâz dan) Techiz olunmuş, donatılmış Tanzim ve tertib olunmuş MÜCTEHİD İctihad eden İhtiyaç hâsıl olduğunda âyet ve hadislerden hüküm çıkarmış büyük İslâm allâmeleri ve önderleri İmam-ı A´zam, İmam-ı Şâfiî![]() ![]() gibi (Bak: İctihad) MÜCTEHİDÎN (Müctehid C ) (Bak: Kıyas-ı fukaha) MÜCTELİB Sürüp götüren MÜCTEMİ´ Toplu Topluca Bir araya gelmiş Hepsi MÜCTEMİAN Toplu olarak Topluca Hepsi birden MÜCTENA Toplanılmış, devşirilmiş MÜCTENİB İctinâb eden, uzak duran, çekinen, bir şeye karışmayan, sakınan MÜCTENİH (Cenah dan) Meyillenen, bir tarafa eğilen * Secdede usulüne göre ellerini yere koyup dirseklerini açarak kollarını kanat şeklinde tutan MÜCTERİ (İctira dan) Cesaret eden, cür´et eden MÜCTERÎN Mesleğinde mâhir ve tecrübeli olan MÜCTERR Geviş getiren İctirar eden MÜCTERRE Geviş getirenler MÜCTEVİR (Civar dan) Komşu olan MÜCUN (C: Meccân) Kim olursa olsun kayırmamak * İnsanların sözünden hazer etmeyip derdi olmamak MÜCZA´ Yağlı et MÜCZİL Çok çok veren Çoğaltan Bollaştıran Bereket ihsan eden MÜCZİL-EL ATÂY Hediye ve ihsanlarını çok çok veren İhsanlarını çoğaltan
|
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M Harfi |
|
|
#26 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M HarfiM Harfi MÜDAABE (Müdâabet) Karşılıklı takılma, lâtife yapma, şakalaşma MÜDAASE Süngü ile dürtüşmek MÜD´ABE Lağv ve lâtife etmek Şaka yapmak MÜDABERE (Dübr den) İki kişi birbirine arkalarını dönme MÜDACA(T) Adâvetini gizlemek, düşmanlığını belli etmemek MÜDACENE Horluk * İki yüzlülük, riyâkârlık MÜDAFAA Bir hücuma ve zarar veren bir harekete karşı durmak Def´etmek Savmak * Düşman hücumunu men´etmek * Mahkemede: İddiacının dâvasını def´ edecek bir surette bir iddia dermeyân etmek, beyânatta bulunmak MÜDAFAA-İ MİLLİYE Milli müdafaa, milli savunma MÜDAFAA-İ NEFS Kendini koruma Nefsini müdafaa etme MÜDAFAAT Müdafaalar Karşı hücuma mukabil müteaddit def´edici hareketler Savunmalar MÜDAFAATEN Müdafaa ve korunma suretiyle MÜDAFİ´ Müdafaa eden Koruyan Def eden MÜDAFİ-İ NEFS Kendini koruyan, kendini müdafaa eden MÜDAFİÎN (Müdafi´ C ) Müdafaa edenler, savunanlar, koruyanlar MÜDAHALAT (Müdahale C ) Müdahaleler, karışmalar, araya girmeler MÜDAHALE İşlere ve lüzumlu hallere, icabettiği için karışmak Zararlı bir hal var ise, işe karışıp zararın def´ine çalışmak * Araya girme Sokulma MÜDAHENE Dalkavukluk Menfaat beklediği bir kimseyi yüzüne karşı medhetmek Koltuklamak Bir kimsenin yüzüne karşı iyi görünmek Münâfıklık MÜDAHENE-KÂR F Dalkavuk, koltukçu MÜDAHERE Çekinmeden ve sakınmadan mukavele yapma MÜDAHHAN (Duhan dan) Dumanlı, tütmüş MÜDAHHAR İddihar olunmuş, yığılmış (Bak: Müddehar) MÜDAHHİR İddihar eden, yığan MÜDAHİL Dâhil olan İçeri giren El atan Müdahale eden Karışan MÜDAHİLAN (Müdahil C ) Karışanlar Müdahil olanlar MÜDAHİLÎN (Müdahil C ) Müdahil olanlar, karışanlar, dâhil olan kimseler MÜDAHİN Dalkavuk Yüze gülen Birisini yalandan yüzüne karşı medheden Menfaat koparmak için dostluk eden MÜDAHMES Gizli, saklı MÜDAKEE Kalabalık, izdiham, müzahame MÜDAKKIK (Bak: Müdekkik) MÜDALESE Aldatmak, hile etmek, muhâdaa MÜDAM Devam eden Sürekli Dâim ve bâki olan * Mübtelâ olan (Her nefeste Allah adın de müdamAllah adı ile olur her iş temamSüleyman Çelebi) MÜDAM(E) şarap, mey, hamr (Bak: Medmum) MÜDAMELE İdare etme, yüzü gülme MÜDAMERE Sıkıntı ve mihnet içinde sabahlama MÜDA´MES Gizli, saklı MÜDAMÎ Devamlı olarak şarap içen MÜDAM-KÂRE f Her zaman yapan, işleyen MÜDANA(T) Yakınlık MÜDANÎ f Yakın Eş Benzer MÜDARA Dost gibi görünme Yüze gülme * Başkalarının fikirlerine uyarcasına hareket etmek * Sulh ve salâh üzere bulunmak (Meşru bir surette ve iyi bir netice için yapılan müdârâ memduhtur Fena bir netice için ise, kötüdür; İslâmlığa yakışmaz, İslâm onu men´eder ) (Bak: Mümaşat) MÜDARAT (Dery den) Dost gibi görünme, yüze gülme MÜDAREE Def´edişmek * Muhalefet edişmek, birbirine zıt ve karşı olmak MÜDARESE (Ders den) Ders verme MÜDARRE El değirmeni MÜDAVAT Deva bulma Hastaya bakma İlâç bulma Tedavi etme MÜDAVELE Elden ele gezdirme Alıp verme, devretme * Fikir verme, konuşma * Çevirme, döndürme MÜDAVELE-İ EFKÂR Birbirinin fikirlerinden istifade ile karşılıklı konuşmak ve fikir alış-verişi yapmak (Müdavele-i efkârdan bârika-i hakikat çıkar N Kemal) MÜDAVEMET Devamlılık Bir işte devamlı çalışmak Aralıksız bir işe devam etmek MÜDAVERE (Devr den) Döndürme, tedvir etme MÜDAVÎ Tedavi eden İyileştirmeğe hizmet eden İlâç veren MÜDAVİM Aralıksız devam eden Devamlı olarak çalışan * Bir yere devamlı olarak gidip gelen kimse MÜDAVİMÎN (Müdavim C ) Müdavimler Bir yere devamlı olarak gidip gelenler Bir yere devam edenler Bir işe aralıksız olarak çalışanlar MÜDAYENE Borç alıp vermek Ödünç almak ve vermek MÜDBİR (Dübur dan) Tâlihsiz, düşkün MÜDD İki avuç dolusu kadar bir ölçü Ağırlıkça da 875 gr kadardır MÜDDAHAR Toplanıp saklanmış * Biriktirilmiş MÜDDAHİR Biriktiren Toplayıp saklayan MÜDDEÂ İddia olunan Dâvâ olunan şey Asılsız iddia edilen MÜDDEÂ ALEYH Aleyhinde dâvâ açılan MÜDDEÂ BİH Dâvâcının dâvâ ettiği, dâvâya sebeb olan şey MÜDDEAYAT İddia olunan şeyler İddialar MÜDDEHAR Biriktirilmiş, yığılmış İstif edilmiş İddihar edilmiş MÜDDEHİN Güzel kokulu yağ sürünen İdhan eden MÜDDEHİR Biriktirilen, toplayıp saklayan İddihar eden MÜDDEÎ İddia eden İddiacı Davacı * Bir hükümde ayak direyen Hak olduğunu veya herhangi hakkın zayi olduğunu dâvâ eden * İnatçı, muannid MÜDDEİ-Yİ UMUMÎ Milletin umum haklarını korumak üzere muhakemede hazır bulunan vazifeli, hukuk tahsilini bitirmiş hükümet memuru Adliye bakanlığına bağlı, icra kuvvetini birlik halinde temsil eylemek üzere teşekkül eden, adlî idare makamında bulunan şahıs Savcı MÜDDESSİR Örtünen, bürünen Gizlenen * Kur´an-ı Kerimde Peygamberimiz Resul-i Ekreme (A S M ) "Ey müddessir!" diye hitâb vardır MÜDDESSİR SURESİ Kur´an-ı Kerim´in 74 Suresi olup, Mekkîdir MÜDDET Belli ve muayyen vakit MÜDDET-İ İDDET İddet müddeti (Bak: İddet) MÜDDET-İ MA´LUME Malum olan ve bilinen zaman MÜDDET-İ MEDİDE Uzun zaman, uzun müddet MÜDDET-İ SEFER Orta hâlli bir gidiş ile üç günlük yol, mesâfe MÜDE´AS Kırda Arabların ekmek pişirdikleri tennur * Sıcak kül döküp üstünde et pişirilen yer MÜDEBBAG Tabaklanmış, dibâgat olunmuş MÜDEBBER (Dübur dan) Azat olması efendisinin ölümüne bağlı bulunan köle * Düşünce ile hareket edilmiş , MÜDEBBİR Evvelden düşünüp işleri ona göre ayarlayan Her şeyin evvelden tedbirini yapan, gören * İlmi ile her şeyin akibetini ihâta edip ona göre hikmetle iş yapan Allah (C C ) MÜDEBBİR-İ HAKÎM Hikmetle tedbir eden Her işini çok hikmet ve tedbirle yapan Cenab-ı Hak (Evet, hiçten birden hârika bir gürültü ile cevvi konuşturmak ve fevkalâde bir nur ve nar ile zulmetli cevvi ışıkla doldurmak ve dağvâri, pamukmisâl ve dolu ve kar ve su tulumbası hükmünde olan bulutları ateşlendirmek gibi hikmetli ve garâbetli vaziyetlerle baş aşağı, gafil insanın başına tokmak gibi vuruyor "Başını kaldır, kendini tanıttırmak isteyen faal ve kudretli bir zâtın hârika işlerine bak Sen başıboş olmadığın gibi bu hâdiseler de başı boş olamazlar, her birisi çok hikmetli vazifeler peşinde koşturuluyorlar Bir Müdebbir-i Hakîm tarafından istihdam olunuyorlar" diye ihtar ediyorlar Ş ) MÜDEBBİRÂNE f Müdebbir olana yakışır şekilde Tedbirlice Her işi önceden ayarlayarak, dikkatlice geleceği düşünerek MÜDEBBİRÂT Müdebbirler, tedbir ve idarede vazifeli olanlar * Melekler MÜDEBBİRE Azat olması, efendisinin ölümüne bağlı olan câriye MÜDEBBİRÎN (Müdebbir C ) (Dübur dan) Tedbirli ve düşünceli olan kimseler MÜDEBDEB Debdebeli, tantanalı MÜDEHHAR Biriktirilip cem´ olunmuş, bir araya getirilmiş olan MÜDEHHARÂT İstif edilmiş, yığılmış ni´metler Biriktirilmiş mallar MÜDEHHEN Güzel kokulu yağ sürünmüş MÜDEHHİR Biriktirip toplayan Cem´eden Depo eden * Müdehhar mânasına da gelir MÜDEHMES Gizli, saklı MÜDEKKİK Dikkatle araştıran İnceden inceye tetkik eden En ufak gizli şeyleri bilmeğe, görmeğe çalışan (Konuşurken ekseriyetle müdakkik denir ) MÜDEKKİKANE f İnceden inceye tedkik ederek, en ince noktaları, mes´eleleri de görmeğe, bilmeğe çalışarak MÜDEKKİKÎN (Müdekkik C ) İnceden inceye araştıranlar, tedkik edenler MÜDEKKİR Teemmül eden Düşünen, Mütezekkir MÜDELLEL Delilli ve isbatlı olan İsbat ve tasdikine delil gösterilmiş olan İsbatlı MÜDELLELEN Delil gösterecek ve şahid ile isbat edilerek MÜDELLİS Sattığı malın kusur ve ayıbını müşteriden saklıyan MÜDEMDİM Azap eden, zulmeden MÜDEMLAK (Müdemlek) Yuvarlak nesne MÜDEMLİC (C: Demâlic) Yuvarlak nesne * Yumuşak nesne MÜDEMMA Atın çok kırmızı olanı * Çok kırmızı nesne * Üzerinde kan kırmızılığı olan ok MÜDEMMAG Budala, ahmak, salak MÜDEMMEC Düzgün bir tarzda birbiri içine dürülmüş yuvarlak şey MÜDEMMEM Dar olmuş, dar yapılmış * Örülmüş ve yapılmış kuyu MÜDEMMER Mahvedilmiş, yok edilmiş MÜDEMMİL Çıban yapan MÜDEMMİR Tedmir eden Yok eden Helak eden Mahveden MÜDENNES Kirletilmiş, tednis edilmiş MÜDENNİS Kirleten, tednis eden MÜDERHEM Zengin Parası çok MÜDERREB Mutad olunmuş, alışılmış MÜDERRİS Ders veren Ders okutan Muallim İlim talebelerine ders veren Ders vermeğe izinli ve salâhiyetli olan kimse Profesör MÜDERRİSÎN (Müderrisûn) (Müderris C ) Müderrisler Muallimler Profesörler MÜDESSÎ Baştan çıkartan Doğru yoldan saptıran MÜDEVVED Kurtlanmış MÜDEVVEN (Divan dan) Tedvin olunmuş Kitap hâline getirilmiş Bir arada toplanıp tanzim edilmiş MÜDEVVER (Müdevvere) Yuvarlak, değirmi hâlde olan Döndürülmüş, tedvir olunmuş MÜDEVVERİYYET Yuvarlaklık MÜDEVVÎ Gök gürültüsü olan bulut MÜDEVVİN Tedvin eden (Bak: Tedvin) MÜDEVVİR (Devr den) Döndüren, çeviren, tedvir eden MÜDEVVİS Harman dövecek ve yumuşatacak âlet * Cilâ âleti MÜDFEE Yünü ve yağı çok olan deve MÜDGAM (Dagm dan) Peş peşe gelen iki kelimeden birincisinin son, ikincisinin ilk harflerinin aynı olması MÜDHAL İdhal olunmuş, sokulmuş, girdirilmiş, dâhil edilmiş MÜDHAMME Ağaçlarının ve nebatlarının çok ve taze olmaları dolayısıyla uzaktan koyu yeşil renkte görünen bahçe MÜDHAMMETAN Her tarafı yemyeşil nebatat, hazrevat ile kaplı iki Cennet MÜDHAR Hor ve hakir görülmüş İdhâr olunmuş MÜDHEN (C: Medâhin) Yağ koyacak kap * Dağlarda olan çukur taş (İçinde yağmur suyu birikir ) MÜDHEŞ Hayret verici, hayret veren, şaşırtan MÜDHİKE (Bak: Mudhike) MÜDHİL (Dahl den) Dâhil eden, girdiren, idhal eden, sokan MÜDHİR Hor ve hakir gören İdhar eden MÜDHİŞ (Müthiş) Dehşet veren, korkutan (![]() ![]() Arkadaş! O Zât-ı mürşid nev´-i beşeri korkutmak için pek müdhiş hakikatlerden bahsediyor ve insanları tebşir için kalbleri cezb ve akılları celb eden mes´elelerden haber veriyor M N ) MÜDHİŞE Korkunç, ürküten, ürkütücü MÜDHÜN İçerisine güzel kokulu yağ, ıtır gibi şeyler konulan şişe, kap MÜDÎR (Müdür) İdâre eden Çeviren bakan * İdareden anlayan * İdare memuru Bir dairede memurların başı * Nâhiye merkezinin idare memuru MÜDÎRAN (Müdir C ) Müdürler, idare âmirleri MÜDÎRE Kadın müdür MÜDÎRİYYET Müdürün makam ve vazifesi Müdürlük MÜDİRR İdrar veren, idrar verici MÜDİRRÂT (Müdirr C ) İdrar verici ilâçlar MÜDKI´ Katı, şiddetli, şedid MÜDLA Sarkıtılmış İrsal olunmuş MÜDLEHİMM Karanlık MÜDLÎ şâhid ve delil gösteren MÜDMEC İçine girdirilmiş MÜDMİC İçine girdiren, sızdıran İdmâc eden MÜDMİN (İdmân dan ) Devam eden İdman eden MÜDMİN-İ HAMR Gece gündüz devamlı sarhoş olan kimse MÜDN (Müdün) (Medine C ) şehirler Medineler MÜDNEF Hastalıktan dolayı zayıflamış olan MÜDNÎ Yakınlaştıran MÜDREC (Derc den) İçerisine konulmuş İdrac olunmuş MÜDRENFIK Sür´atle yürüyen kişi, hızlı giden kimse MÜDRÎ Bildiren, idra eden MÜDRİK Aklı eren Anlayan Kavrayan, akıllı * Büluğ çağına, erginlik yaşına gelmiş olan MÜDRİKAT (Müdrik C ) Akıllılar İdrak sahipleri MÜDRİKE İdrak kuvveti Akıl Anlama kabiliyeti MÜDRUZ Kapı üstünde veya sokak başında duran kimse MÜDÜN (Medine C ) şehirler, medineler MÜDÜN-İ CESİME Büyük şehirler MÜEBBED Ebedî Dâimî Sonsuz Ömrün sonuna kadar MÜEBBEDEN Dâimî olarak Ebedî surette MÜECCEL Mühletli, peşin olmayan Sonradan yapılmak üzere vakti belli olan Te´cil edilmiş olan MÜECCELEN Te´cil edilmek suretiyle Müddeti sonraya bırakılarak MÜECCİL İleriye bırakan, te´cil eden MÜEDDA (Edâ dan) Mânâ, anlam, mefhum, kavram * Eda olunmuş MÜEDDEB Te´dip edilmiş Edeblendirilmiş Terbiye edilen Edepli MÜEDDEBEN Edebli bir tarzda Müeddeb olarak MÜEDDÎ Eda eden Te´diye eden Ödeyen * Sebep olan Meydana gelmesine vesile olan MÜEDDİ-İ NİZA Kavgaya sebebiyet veren Nizaya sebep olan MÜEDDİB (C : Müeddibîn) (Edeb den) Terbiye eden Edeblendiren Terbiye, bilgi ve görgü veren MÜEDDİBÎN (Müeddib C ) Terbiye edenler Edeplendirenler MÜEHHER (Müahhar) Sonraya bırakılmış, te´hir edilmiş MÜEHHİR (Müahhir) Sonraya bırakan, te´hir eden MÜEKKED Te´kidli, kuvvetli, sağlamlaştırılmış, kuvvetlendirilmiş Tekrar edilmiş MÜEKKEDEN Tekrarlanarak, te´kid edilerek MÜEKKEL Vekil edilen kimse Vekil tâyin olunmuş olan (Bak: Müvekkil) MÜEKKİD Te´kid eden, sağlamlaştıran, tekrar eden, tenbih eden MÜEKKİL Vekil tayin eden İşine vekilini ikame eden İşleri için başkasını yerine bırakan MÜELLEF(E) (Ülfet den) Yazılmış toplanmış * Te´lif edilmiş, kitap olarak meydana getirilmiş, birleştirilmiş MÜELLEFAT Te´lif olunmuş olanlar Yazılmış eserler MÜELLEFE Ülfet ve imtizac ettirilmiş Alıştırılmış * Nâkıs Noksan * Adedi bine çıkarılmış MÜELLEFET-ÜL KULUB Asr-ı Saadette kalbleri te´lif için mübâşeret edilenler İslâmiyete ısındırmak için kıymet vererek farklı ve lütufla muamele edilenler MÜELLEM Elemli, kederli MÜELLİF (Ülfet den) Te´lif eden Kitab tertib eden, kitab yazan Kitab meydana getiren * İmtizac ettiren MÜELLİFÎN (Müellif C ) (Ülfet den) Kitap yazanlar, eser sâhipleri Te´lif edenler MÜELLİM (Elem den) Acı ve elem veren Acıtan, ağrıtan MÜEMMEL Yarış atlarının sekizincisi veya yedincisi MÜENNES Dişi Müzekkerin mukabili * Gr: Hakiki, itibarî veya söylenişi cihetiyle "dişi" olan kelime Müennes-i hakikî : Müzekker kelimenin sonuna bir "e-a" ilâve ederek yapılan kelime Meselâ: (Kâtib: ): Erkek yazıcı (Kâtibe: ): Kadın yazıcı Sonu "e" ile biten kelimeler ekseriyetle müennestir Muallime, Müdire, Sıddıka, Şahide gibi MÜENNES-İ SEMAÎ Gr: Kelimenin kendisinde müenneslik edatı olmadığı halde, müennes sayılan ve öyle kullanılagelen kelime Yed, şems![]() ![]() gibi MÜERNEB İpliği tavşan yünüyle karışık nesne MÜESSEL Müebbed Devamlı * Mal, mülk MÜESSER Tesir edilmiş, kendisine bir şey tesir etmiş olan MÜESSES Tesis olunmuş, temeli atılmış, bina edilmiş MÜESSESÂT (Müessese C ) Müesseseler Kurumlar, kuruluşlar * Yapılmış olanlar Binalar Daireler MÜESSESÂT-I HUSUSİYE Hususi daireler ve müesseseler MÜESSESÂT-I RESMİYE Resmi daireler MÜESSESE (C : Müessesât) (Esas dan) Bina, kuruluş * Kurum MÜESSİF (Müessife) Esef edilen ve ettiren Keder veren Acı ve acınacak haller MÜESSİR(E) Te´sir eden İz bırakan Te´sirli Dokunaklı * Hükmünü yürüten * Eserin sahibi MÜESSİS Kurucu, te´sis edici Te´sis eden, kuran, temel atan * Kanun ve usul gibi şeyleri vaz´edip temelleştiren MÜESSİS-İ DEVLET Devlet kuran Bir devletin kurucusu MÜESSİSÎN (Müessis C ) (Esas dan) Meydana getirenler, tesis edenler Kurucular, kuranlar MÜEVVEL Te´vil edilmiş Zâhirî mânâdan başka mânâ verilmiş Tefsir edilmiş olan Tabir edilmiş (Bak: Te´vil) MÜEVVİL Rüya tabir eden * Başka mânâ veren Başka mânâ ile açıklayan Te´vil eden MÜEYYED Te´yid edilmiş Doğrulanmış Kuvvetlendirilmiş Sağlam Sağlamlaştırılmış Tekzib edilmemiş Yardım görmüş MÜEYYED MİN İNDİLLAH Allah tarafından te´yid edilen ve yardım görmüş olan MÜEYYİD Te´yid eden Doğrulayan Sağlamlaştıran Yardım eden Kuvvet veren MÜEYYİDE Te´yid eden Te´yid edici Kuvvetlendirici * Kanun ve ahlâk emirlerinin yerine getirilmesini te´min eden kuvvet MÜEYYİS (Ye´s den) Ümidsizliğe sevk eden Üzücü Yeis veren MÜEZZER Muhkem, sağlam, dayanıklı MÜEZZİ (Ezâ dan) Eziyet veren Ezâ çektiren MÜEZZİN (C : Müezzinîn) Ezan okuyan MÜEZZİNÎN (Müezzin C ) (Ezan dan) Müezzinler Ezan okuyanlar MÜFACAT Ansızın olmak MÜFACEE Ansızın olmak MÜFAD Sözün ifade ettiği mâna İfade edilen * Herhangi bir vesile ile kazanılmış menfaat (Mefâd galattır) MÜFADALE Faziletli olmada rekabet etmek MÜFADAT (Fidâ dan) Bir fidye-i necatı kabul etme veya ödeme MÜFADAT-I ÜSERÂ Eskiden muhârib iki kavmin karşılıklı olarak esirlerini değişmeleri MÜFAFAZA Şeref hususunda akrânına üstün olmak MÜFAGAME Öpme MÜFAHARE(T) (Fahr den) Karşılıklı övünme MÜFAHEME (Fehm den) Anlaşma MÜFAHHEM (Bak: Müfehhem) MÜFAHİR (Fahr den) Övünen, fahreden MÜFAKAME Cima etmek * Büyük olmak MÜFAKEHE şakalaşma, lâtife yapma MÜF´AM Kabarmış ve yükselmiş su MÜFARAKAT Ayrılık Bir yere bırakıp gitmek Dostlarından ayrı düşmek * Fık: Karı-kocanın talâk veya fesh ile birbirlerinden ayrılmaları MÜFAREZE Bir şeyden kesilip ayrılma MÜFARIK (Fark dan) Ayrılan, ayrılmış Müfarakat eden MÜFASALE Ayrılışmak MÜFASERE Beyan edişmek MÜFAVASA Ayırmak * Halâs etmek MÜFAVAZA Ortaklık, işbirliği * Eşitlik, müsavilik MÜFAVAZATEN Ortaklıkla, işbirliği yaparak * Eşitlikle, müsavilikle MÜFAYELE Yüzük saklama oyunu MÜFAZ (Feyz den) Bol Bereketli, feyizli MÜFAZA Geniş, vâsi, bol MÜFCİR Birden kaynayıp akıtan Tefeccür eden MÜFDEM Kızıla boyanmış nesne MÜFE´AT Yılan suretinde olan alâmet MÜFECCİ´ Acıtan, üzen, keder veren, dertli eden MÜFEHHAM Kömürleşmiş Kömür halini almış MÜFEHHAM (Müfahham) Muhterem Hürmete lâyık Tazim edilmiş olan MÜFEHHİM (Müfahhim) Büyük bilip hürmet gösteren MÜFEHHİM Tefhim eden Anlatan, idrak ettiren MÜFEHHİMANE f Anlatarak Anlatana yakışır şekilde MÜFEKKİR Fikir yürüten Düşünen Düşündüren Düşünme kuvveti MÜFEKKİRE Düşünme gücü ve kuvveti MÜFELFEL Biberli MÜFELLES Huk: İflâsına hükmedilen kimse MÜFENNAK Nâzenin, nazlı MÜFENNEN İlim hâline, fenni şekle gelmiş olan Fennileşmiş MÜFERRAG Dökülmüş MÜFERRAH Ferahlanmış Sıkıntıdan, üzüntüden kurtulmuş MÜFERRAK (Fark dan) Ayrılmış, tefrik edilmiş MÜFERREC Meydanı olan Geniş MÜFERRES Farsçalaştırılmış MÜFERREŞ Döşenmiş, tefriş edilmiş MÜFERRİ´ (Fer´ den) Dal budak salan Tefri´ eden MÜFERRİC Ferahlandıran Ferah veren İç açıcı * Kurtarıcı Ferec veren MÜFERRİG Dolu kabı boşaltan MÜFERRİH Ferahlık veren Ferahlandıran Ferahlandırıcı, iç açıcı MÜFERRİHÂT İç açıcı, ferahlık verici şeyler MÜFERRİK (Fark dan) Ayıran, tefrik eden, ayırıcı MÜFERRİT (Fart dan) Tefrit eden, kısaltan MÜFERTAH Yassı başlı MÜFESSER Tefsir edilmiş izah ve beyan edilmiş Mânası izah suretiyle bildirilmiş Açıklanmış * Beyan-ı tefsir veya takrir edilmiş olması sebebiyle manası "nass" dan daha vâzıh olan sözdür * Mücmel olmayan söz MÜFESSİR Tefsir eden, izah eden Anlayabildiği mânayı söyleyen ve yazan * Kur´an-ı Kerim´i tefsir edebilmek salahiyetini hâiz olan, âlim, fâzıl ve kuvve-i kudsiye sahibi zât MÜFESSİRÎN Kur´an-ı Kerim´in mânasını hakkıyla anlayıp tefsir edebilen, ilmi ile âmil, kâmil ve sâlih muhakkikler MÜFETTAH Açılmış, açık * Bir çeşit yazı ismi MÜFETTEL (Fetl den) Fitilleştirilmiş Fitil gibi bükülmüş MÜFETTİH Feth eden, açan, açıcı * Geğirten, geğirtici MÜFETTİH-ÜL EBVAB (Hayır) kapıları(nı) açan Bütün müşkilleri giderip ferahlatan (Cenab-ı Hak) MÜFETTİL (Fetil den) Büken, bükücü MÜFETTİN (Fitne den) Meftun ve hayran eden Şaşkın bir hâle getiren * Fitneye düşüren MÜFETTİŞ Teftiş eden, tetkik ve tahkik ile kusur ve iyilikleri görüp anlayan ve lüzumlu merci´lere bildiren * Araştıran MÜFETTİT (Fett den) Kıran, ezen, ufalayan Didik didik eden MÜFEVVEZ (Tefviz den) Sipariş ve ihâle olunmuş MÜFEVVİZ (Tefviz den) Sipariş veren, ihâle eden MÜFEZZAZ Gümüşlü, süslü MÜFEZZİ´ Hayretle ve şaşkın şaşkın baktıran MÜFHAM Susturulmuş, iskât edilmiş olan MÜFHİM İfham eden Delil ile susturan Ağız açtırmayan MÜFHİŞ Kötü söz söyleyen MÜFÎD İfâde eden, meramı güzel anlatan * Mânalı, mânidâr * Faydalı, faydayı mucib olan * Mütâlâsından istifade olunan MÜFÎK İyileşen, ifâkat bulan hasta MÜFÎZ (Feyz den) Feyiz veren, feyizlendiren * Esmâ-i İlâhiyedendir MÜFKİR (Fakr dan) Fakirleştiren MÜFLİC (Felc den) Felçli MÜFLİH İflâh olan, selâmet bulan Kurtulan Felâha eren MÜFLİHANE f Selâmete çıkarak Felâh bularak MÜFLİHÎN (Müflih C ) Selâmete çıkanlar, kurtulanlar, felâha erenler MÜFLİHÛN (Müflih C ) Kurtulanlar, iflâh olanlar, felâha erenler, müflihler, selâmete çıkanlar MÜFLİS İflas etmiş Parasız kalmış Ticarette kâr elde edemeyip veya bazı sebeplerle sermayesini batırmış olan MÜFLİSÂN (Müflis C ) İflas etmiş olanlar, müflisler Parasız kalmış olan kimseler MÜFLİSÎN (Müflis C ) Müflisler, iflas edip parasız kalmış olan kişiler MÜFNİ (Fena dan) Yok eden, ifna eden, mahveden MÜFRAG Dökülmüş, ifrağ olunmuş MÜFRAT Terk olunup unutulmuş MÜFRED (Müfret) Tek, yalnız Müteaddid olmayıp yalnız birden ibaret olan * Basit, mürekkeb olmayan * Gr: Yalnız bir şey veya şahsa işaret eden veya bire mahsus olan kelime Cemi veya tesniye olmayan * Edb: Başı ve sonu olmayan tek ve kafiyesiz beyit MÜFREDAT Bir bütünü meydana getiren şeylerin her biri * Bir şeyin içindekiler * Basit ve gayr-i mürekkeb şeyler * Toptan mâlum olan şeylerin tafsilâtı, birer birer zikrolunmuşları * Edb: Tek tek ve ayrı ayrı beyitler * Gr: Bir ibareyi meydana getiren kelimelerin her birisi * Tıb: Her biri kendi başına bir devâ olan edviye-i basiteden sayılan nebatlar ve bunlardan bahseden tıp kitabı MÜFREZ Toptan ayrılıp bir tarafa bırakılmış İfraz olunmuş, ayrılmış MÜFREZE Bir kaç alaydan müteşekkil Ordudan ayrılmış bir kol asker MÜFREZE-İ ASKERİYE Asker müfrezesi MÜFRİD (Ferd den) Tek başına, yalnız bırakan MÜFRİG (Müfriga) Döken, dökücü İfrağ eden MÜFRİT (Fart dan) İfrat eden Haddini aşan * Ölçüsüz ve taşkın hareket eden * Mübalağalı MÜFRİZ Ayıran, ifraz eden * Virgül işareti (,) MÜFSİD İfsad eden, fenalaştıran Bozan * Başlanmış ibadeti bozan * Nifak koyan, fesad ilka eden (Hiç bir müfsid, ben müfsidim demez Daima suret-i haktan görünür Yahut, bâtılı hak görür Evet kimse demez "ayranım ekşidir " Fakat siz mihenge vurmadan almayınız Zira çok silik söz ticarette geziyor Hatta, benim sözüme de ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz Belki ben de müfsidim Veya bilmediğim halde ifsad ediyorum Öyle ise; her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz ) (Münazarat) MÜFSİD-İ Mİ´DE Mideyi bozup ifsad eden MÜFSİDÂNE f İfsad etmek suretiyle Nifak meydana getirmekle Fesadlıkla Ara bozuculukla MÜFSİDÎN (Müfsid C ) Bozanlar, ifsad edenler, müfsidler Fesatlık yapanlar, ara açanlar MÜFSİR Nur ve ziya veren Işıklandıran MÜFŞİL Korkutucu, korkutan MÜFT f Beleş, bedava, parasız MÜFTAAL Uydurma, sahte, düzme MÜFTABİH Fık: Hakkında fetva verilmiş olan Kendisiyle amel olunması icab eden hüküm MÜFTAC Bevletmek için iki ayağını ayırıp duran deve MÜFTAH Yassı MÜFTASID Kan alan Kan alıcı MÜFTAZIH Rezil ve kepaze olmuş adam MÜFTEDÎ Fidye verip esirlikten kurtarılan MÜFTEH Hazine, define MÜFTEHAN Hoca ile talebeler arasındaki bir kitaba başlangıç ziyafeti * f Hazineler MÜFTEHİR (Fahr dan) İftihar eden Öğünen * Sırf Allah rızası için menfaatsiz hizmet eden * Şanlı, şerefli MÜFTEHİRÂNE f İftihar ederek, karşılık beklemeden * Elbette Memnuniyetle MÜFTEKİR (Fakr dan) Muhtaç * Fakir, züğürt MÜFTERA-ALEYH Kendisine iftira edilen MÜFTEREYAT Başkasının üzerine atılan suçlar, kabahatler İftiralar MÜFTERÎ İftira eden Başkasına suç isnad eden Yapmadığı kötülüğü isnâd eden MÜFTERİH (Ferah dan) Keyifli, neşeli Şen, ferah içinde olan MÜFTERİK (Fark dan) Ayrılan, iftirâk eden * Perişan olan, dağılan MÜFTERİS Fırsat bilen Fırsat bulan MÜFTERİS Yırtıcı Parçalayıcı İftiras eden Zorla yere yıkıp parçalayan MÜFTERİŞ Secdede iken iki kolunu yere koyan MÜFTERİYANE f İftira edercesine MÜFTÎ (Fetva dan) Fıkha dair mes´elelerin şeriattaki hükümlerini beyan ve açıklamağa memur olan zat * Genç ve kavi (Bak: Fetvâ) MÜFTİY-ÜL ENAM Şeyh-ül İslâmın bir ismi Herkesin müftüsü MÜFTİR İftar eden * Orucu bozan şey MÜFTİRAT Orucu bozan şeyler MÜFZI´ Katı * Alçak, şeni´ MÜFZÎ Yetiştiren, ulaştıran, vâsıl eden
|
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M Harfi |
|
|
#27 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M HarfiM Harfi MÜHACENE Kabahat, noksanlık, nâkıslık * Asılsızlık * Ayıplı söz söylemek * İlmi zâyi olmak MÜHACERE Bir yerden ayrılmak * Başka yere intikal etmek MÜHADAT Birbirine bahşiş ve hediye vermek MÜHAKALE Ekini biçmeden buğday ile satmak MÜHADENE (Hıdn dan) Barışma, sulh yapma MÜHAN (Bak: Muhan) MÜ´HARE (Mü´hire) Deve semerinin ağaç kısmıdır ve binen kimse ona dayanır MÜHAREBE Kaçmak, firar MÜHARECE Hasımlık, düşmanlık * Cima etmek MÜHARESE Yırtışıp dalaşmak MÜHAT (C: Mühâ) Deve rahminde olan zeker suyu MÜHATAT Birbirine atâ ve bahşiş etmek, hediye vermek MÜHAVAT Katı yürümek MÜHAVEDE Sulh etmek, barışmak MÜHAYATA Çağırmak MÜHAYEE Nöbetleşmek MÜHBENTA Dolu, mümteli MÜHBİT İndiren Nâzil eden MÜHCE (C: Mühec) Can, ruh MÜHDA Hediye gönderilmiş, hediye verilmiş MÜHDA-İLEYH Kendisine hediye verilen kimse MÜHDER Dökülen, akıtılan, ihdâr edilen Heder edilen MÜHDÎ Hediye veren Hediye gönderen İhda eden * Hidayete getiren Hidayete vesile olan (Bak: Mehdi) * Mürşid, muvaffak * Risalet ve nübüvveti bütün âlemlere rahmet ve saadet sebebi olduğundan, Cenab-ı Hakk´ın bütün âlemlere hediye ve atiyyesi mânasında Resul-i Ekrem´in (A S M ) mübarek bir ismine Mühdi diye buyurulmuştur (Her hâdi zât, mühdi olamaz M ) MÜHDİR (Heder den) Döken, akıtan, heder eden MÜHEBBEL Beddua olunmuş MÜHEC (Bak: Mühic) MÜHEDDEB Kirpikli MÜHEDDEL Aşağı indirilen MÜHEDDİD Korkutan, tehdid eden MÜHEFHEF Nârin İnce Nâzik MÜHEFHEFE Beli ince olan kadın (Müz: Mühefhef) MÜHELHEL Güzel şiir veya söz * Zarif ve şık elbise MÜHELHİL Lâtif ve nâzik söz söyleyen * Bir şeyi lâtif ve zarif bir şekilde yapan MÜHELLİL Tehlil eden "Lâ İlâhe İllâllah"ı devamlı tekrar eden (Bak: Tehlil) MÜHENDİS (C : Mühendisûn) Hendese bilen Geometri bilen ve tatbik eden MÜHENDİSÎN (Mühendis C ) Mühendisler Hendese ilmini bilen kimseler MÜHENDİZ Mühendis mânâsına ise de "zel" ile kullanılmaz MÜHENNA Hazmolmuş MÜHENNED Hint demirinden yapılmış kılınç Keskin kılınç MÜHEVAN Geniş büyük sahrâ MÜHEVVİL Korkunç Heybetli Azîm, çok büyük MÜHEVVİN Hiffet ve kolaylık gösteren Kolaylaştıran MÜHEYKEL Heykelleşmiş * İri vücudlu ve sağlam MÜHEYMİN Mü´min * Hazır Sâdık * Hâfız Hıfz edici Koruyucu MÜHEYYA (Hey´e den) Hazırlanmış olan Hey´et-i mecmuası tertib ve tesviye olunmuş olan MÜHEYYİ´ Hazır eden Müheyya eden Amâde eden MÜHEYYİB Korku veren Heybetli MÜHEYYİC Tehyic eden Heyecan veren MÜHEZZEB Islah edilmiş Düzeltilmiş Lüzumsuzu çıkarılmış, temizlenmiş Safileştirilmiş MÜHEZZİB Temizleyen Islah eden Safileştiren MÜHÎB Heybetli Korkunç Azametli * Tehlikeli MÜHİC (Mühce - Mühec) Ruhlar Canlar MÜHİMM Düşündürücü * Değeri çok fazla Kıymetli * Lâzım ve muktezi olan MÜHİMMAT (Mühimm C ) Mühimler Lüzumlu olanlar * Harp malzemesi MÜHİMMÂT-I ASKERİYE Askeri malzeme MÜHİMME Uğraştıran, düşündüren MÜHİMSAZ f Mühim ve ehemmiyetli işler gören MÜHİMTER f Ehemmiyetli ve çok önemli MÜHÎN (Hevn den) İhanet eden Tahkir ve tezlil eden * Hor, hakir, alçak Hâin MÜ´HİR (C: Meâhır) Göz ucu MÜHL Erimiş bakır * Potada eritilen maden * Yağ tortusu MÜHLET Vakit Bir işi bir zaman için geri bırakmak * Rıfk ve teenni ile meydan vererek tutmak MÜHLİK(E) Helâk eden Öldüren Öldürücü İfsad eden Bozan Kıtal MÜHLİKÂT (Mühlik C ) Kötü ve günah olan işler * Helâk edenler Hayrı ve sevabı bozan fenâ hareketler MÜHLİKÂT-I SEB´A Yedi büyük ve helâk eden amel Yedi büyük günah (Bak: Kebâir - Mubikat) MÜHMEL İhmâl edilmiş Bırakılmış Kıymet verilmemiş Bakılmamış * Mânasız ve boş söz, cümle Sonraya atılmış * Boşlanmış * Edb: Noktasız harf, noktasız harflerle yazılmış olan * Ebcedde: Noktasız harflerin hesabı ile çıkan tarih MÜHMELÂNE f Önem ve ehemmiyet vermeksizin, başdan savarcasına MÜHMELAT (Mühmel C ) Anlamsız ve mânâsız boş sözler MÜHMİL İhmâl eden, boşlayan MÜHR Mühür İmza yerine basılan yazılı damga Damga Sikke * Tay MÜHR-Ü NÜBÜVVET Peygamberlik mühürü Peygamberimiz Hz Muhammedin (A S M ) iki omuzu arasındaki (sırtındaki) peygamberlik işareti MÜHRBEND f Mühürlü MÜHRDAR f Eskiden bir bakanlık veya dairenin resmi mührünü kullanmakla görevli olan kimseye verilen ad Hususi kalem müdürü MÜHRDEHAN f Ağzı mühürlü, kapalı * Oruçlu MÜHRE f Cilâ için kullanılan küçük yuvarlak cisim Deniz böceği kabuğu * Her nevi yuvarlak cisim * Billurdan yapılı küçük kap * Çekiç * Cam boncuk * Omurga kemiği MÜHRE-İ ZER Güneş, şems MÜHREDAR f Mühreli, cilâlı MÜHTEBİŞ Birikmiş, bir araya toplanmış MÜHTECÎ Hicveden, yeren MÜHTECİN Pek küçük yaşta iken evlendirilerek kocaya verilmiş olan kız MÜHTEDÎ Hidayete ermiş olan İslâmiyete girmiş olan Doğru yolu seçen Hak dinine girmiş olan MÜHTELİS Zayıflamış, düşkünleşmiş MÜHTEZİM Bir kimsenin malını zorla alıp gasbederek zulmeden MÜHTEZZ (İhtizaz dan) Sevinç ve neşeden dolayı oynayan * Titreyen, ihtizaz eden MÜHUD (Mehd C ) Beşikler MÜHÜD (Mihâd C ) Döşekler, yataklar MÜHUR (Mehr C ) Evlenirken erkek tarafından verilen nikâh bedelleri MÜJ f Kirpik MÜJDE f Beşâret Sevinç haberi MÜJDE-ÂVER f Müjde getiren MÜJDE-GÂN f Müjdeye karşılık verilen bahşiş veya hediye MÜJDE-RES f Müjde veren, müjde getiren MÜJDE-RESAN f Müjdeleyen, müjde getiren, müjde veren MÜJE (C : Müjgân) f Kirpik MÜJEK f Kirpikçik Kirpik kılı MÜJGAN f Kirpik MÜKA´ Islık Islık çalmak MÜKA´AB Geo: Mikâp, küp MÜKAAME Öpmek MÜK´AB Çok sık dürülmüş nesne MÜKÂBEDE Eklemek, kendine bir şey ilâve etmek * Bir işten zorluk görmek MÜKÂBERE (Kibr den) Kendi sözünün haksızlığını ve karşısındakinin doğruluğunu bildiği hâlde kabul etmemek ve nizâ çıkarmak, kavga etmek Kendini büyük görmek (Hilkat-ı kâinatta bir hikmet-i tâmme görünüyor Evet inayet-i ezeliyenin timsali olan hikmet-i İlâhiyye, kâinatın umumunda gösterdiği maslahatların riâyeti ve hikmetlerin iltizamı lisanı ile saadet-i ebediyeyi ilân eder Çünkü, saadet-i ebediyye olmazsa, şu kâinatta bilbedahe sâbit olan hikmetleri, fâideleri mükâbere ile inkâr etmek lazım gelir![]() ![]() S ) MÜKÂBESE Çukur doldurmak MÜKÂBİR Kendini büyük gören, karşısındakini küçümsüyerek, doğru sözünü kabul etmeyen Haksız olduğu hâlde hak iddiasında bulunan MÜKÂDEBE Meşakkat çekme, bir işten zorluk görme MÜKÂDERE Men´etmek, engel olmak Reddetmek, kabul etmemek MÜKÂFAHA Karşılaşma Yüzyüze gelme * Savaşma MÜKÂFAT (Kifâyet den) Bir hizmet veya muvaffakiyete ve iyiliğe karşı verilen karşılık * Berâberlik * Takdirnâme MÜKÂFAT-I NAKDİYE Para mükâfatı MÜKÂFATEN Mükâfat ve karşılık olarak MÜKÂFEE Beraberlik, eşitlik, müsavat MÜKÂFELE Karşılıklı olarak birbirine kefil olma MÜKÂFÎ (Kifâyet den) Eşit, müsâvi Beraber MÜKÂFİL Karşılıklı kefillerden herbiri MÜKAHHAL (Kuhl dan) Sürme çekilmiş göz Sürmeli göz MÜKÂLEBE (Kelb den) (Köpekler gibi) dalaşma MÜKÂLEMAT (Mükâleme C ) (Kelâm dan) Mükâlemeler, konuşmalar MÜKÂLEME Karşılıklı konuşma Anlaşma Müzakere Muhavere Söyleşme MÜKAM Durulacak yer, ikametgâh İkametgâhta geçen zaman MÜKÂNEFE Yardım etmek, muavenet MÜKÂRAT Kiraya verme Kira ile tutma MÜKÂREHE Tiksinme MÜKÂREME Cömertlik ve kerem hususunda yarışma MÜKÂRÎ (Kira dan) Katırcı Kira ile hayvan işleten MÜKÂŞEFE Gizli şeyleri birbirine açıp keşf ve izhar etmek, açığa çıkarmak Meydana çıkarmak * Bir hususu keşif yolu ile anlamak, bilmek * Cenab-ı Hakk´ın zât ve sıfatlarına ve sâir sırlarına vukufiyyet (Bak: Keşfiyat) MÜKÂŞEHA Husumet etmek, düşmanlık yapmak MÜKÂŞİF (Keşf den) Mükâşefede bulunan MÜKÂTEBAT (Mükâtebe C ) Mektuplaşmalar, mükâtebeler, yazışmalar MÜKÂTEBE Yazışma Mektuplaşma Birbirine yazma * Fık: Azâd edilmesi, bazı şartlara -mal kazanmak veya bir müddet hizmet etmek gibi neticeye- bağlı olan köle veya câriye ve bu azad hususunda yapılan mukavele MÜKÂTEME (Ketm den) Ketmetme, gizleme MÜKÂTİB Mektup yazan Mektuplaşan * Fık: Köle veyâ câriyesinin azâd edilmesini bir kazanca veya bir müddete bağlayan efendi MÜKÂVAHA Muharebede üstün gelme, galib olma MÜKÂYEDE (Keyd den) Hile tertip etme, tuzak yapma MÜKÂYELE (Mükâyelet) Bir kimsenin davranışına aynıyla karşılık verme * Ölçülmek MÜKÂYESE Zariflik ve akıl hususunda çokluk iddiasında bulunma MÜKÂZEBE (Kizb den) Karşılıklı olarak yalan söyleme MÜKEBBİR Tekbir getiren, "Allahü ekber" diyen MÜKEBBİRE Büyük camilerde müezzinlerin, son cemaat yerlerinde namaz kılan halka, imamın tekbirlerini tekrar etmek üzere bulundukları çıkıntılı balkonlara verilen addır MÜKEDDER Kederli Sıkıntılı * Tekdir edilmiş Azarlanmış * Bulandırılmış Bulanık MÜKEDDERÂNE f Mükedder olan bir kimseye yakışır surette MÜKEDDÎ Israr ile alıp israf ile yiyen kişi MÜKEDDİR (Keder den) Keder ve hüzün veren * Bulandıran MÜKEFFEF (MEKFUF) (C : Mekâfif) Kürklü kaftan MÜKEFFEN (Kefen den) Kefene sarılmış, tekfin edilmiş MÜKEFFER İyilikleri inkâr edilip kendisine teşekkür edilmeyen adam MÜKEFFİRE Örtecek, gizleyecek yer MÜKELLA´ Sâhil Nehir kenarı MÜKELLEB Bağlı esir MÜKELLEF Bir şeyi yapmağa mecbur olan Vazifeli Muvazzaf * Bir şeyi ödemeğe mecbur olan * Mükemmel hazırlanmış, külfetle süslenmiş olan (Bak: Teklif) MÜKELLEFÎN Vazifeliler Mükellefler Bir şeyi ödemek zorunda bulunanlar MÜKELLEFİYET Mecburiyyet Bir işi yapmağa vazifeli oluş Bir işi terk edememek hâli Mükellef oluş MÜKELLEL (İklil den) Başında taç bulunan Taç giymiş olan * Parlak, müzeyyen, süslü * Tacına inci taşları dizilen MÜKELLİB Yırtıcı hayvanları ava alıştıran, avcılık tâlim edip öğreten MÜKELLİF Teklif eden * Vazife veren İş veren * Zorluğa sevkeden MÜKELSEM Yuvarlak yüzlü * Büyük, kalın MÜKEMMEL Tamam Olgun Noksansız Eksiksiz Kemal bulmuş Kemale erdirilmiş Çok iyi (Mâlumdur ki, mevzun ve muntazam ve mükemmel ve güzel san´atlar, gayet güzel bir proğrama istinad eder Mükemmel ve güzel bir proğram ise; mükemmel ve güzel bir ilme ve güzel bir zihne ve güzel bir kabiliyet-i ruhiyeye delâlet eder Demek ruhun mânevi güzelliğidir ki, ilim vasıtası ile san´atında tezahür ediyor S ) MÜKEMMELEN Mükemmel ve tam olarak MÜKEMMİL İkmâl eden Tamamlayan Tamamlayıcı MÜKENA´ (Mekin C ) Vakar ve iktidar sâhibleri * Oturanlar, yerleşenler MÜKENNA (Künye den) Künyeli, künyesi olan, künyelenmiş MÜKENNEF Etrafı sınırlanmış, çevresi çevrelenmiş MÜKERREM Hürmet ve tâzim edilen İkram olunmuş Muhterem Kerim olan (İnsan fıtraten mükerrem olduğundan, hakkı arıyor Bazan batıl eline gelir, Hak zannederek koynunda saklar Hakikatı kazarken, ihtiyarsız, dalâlet başına düşer; hakikat zannederek kafasına giydiriyor Mek ) MÜKERREMEN Saygı ve hürmet ile İkram ile MÜKERRER Tekrarlı Tekrar olunmuş İki veya daha fazla aynısı yapılmış MÜKERRERAT (Mükerrer C ) Mükerrer olan ve tekrarlanmış şeyler MÜKERREREN Mükerrer olarak Tekrar be tekrar MÜKERRİR Tekrar eden Aynı şeyi bir sefer daha veya daha fazla tekrar eden * Huk: Birden fazla suç işleyen MÜKESSER (Kesr den) Çoğaltılmış, teksir edilmiş MÜKESSER Kırılmış Kırılan MÜKESSİB (Kesb den) Teksib eden, kazandıran MÜKESSİF (Kesâfet den) Koyulaştıran, kesif hâle getiren MÜKESSİFE Kondansatör (Bak: Miksefe) MÜKESSİR Teksir eden, çoğaltan MÜKESSİR Kıran Parçalayan MÜKETTEL Kısa, kâsır MÜKEVKEB (Kevkeb den) Yıldızlı MÜKEVVEN (Kevn den) Yapılmış Tekvin edilmiş olan Yaratılmış Meydana getirilmiş olan MÜKEVVENÂT Yapılmış ve yaratılmışlar Bütün mahlukat MÜKEVVER Sarılmış Kıvrılmış MÜKEVVİN Yaratan, yapan (Allah C C ) Tekvin eden (Bak: Tekvin) MÜKEVVİR (Kevr den) Büken Kıvıran * Döndüren MÜKEYYES Keselenmiş Kese biçiminde toplanıp kalmış olan şey MÜKEYYİF Keyif verici, neşelendirici şey Sarhoşluk veren * Klima cihazı MÜKEYYİFÂT Keyif verici, sarhoşluk verici şeyler MÜKEZZİB Tekzib eden Yalanlayan, yalan çıkaran MÜKFEHİRR Üstüste yığılmış karabulut * Asık suratlı adam * Yaşlanmış kimse MÜKHULE (C: Mekâhıl) Sürme koydukları kap MÜKİBB (Kebb den) Bir şeyin üzerine çok düşen Gayretle çalışan * Çok lüzumlu olan * Yüzü üstüne sürünen, zelil olan MÜKLE (C: Mükül) Kuyu dibinde az az birikip toplanan su MÜKNE Kudret, kuvvet MÜKRA Kiraya verilmiş eşya MÜKREH (Kerh den) Zorlanan kimse MÜKREH-ÜN ALEYH Bir kimsenin yapması için zorlandığı iş MÜKREHEN Zorla MÜKREM İkram olunmuş Ağırlanmış Lutfedilmiş MÜKRİH (Kerh den) Zorlayan, ikrah eden MÜKRİM İkram eden Ağırlayan Lütf eden Misafirsever MÜKRİMANE f Lütfederek, ağırlayarak, ikram ederek MÜKS (Meks) Ağır ağır, vakit vakit * Eğlenme, muntazır olma, durma, bekleme MÜKSİF Kalınlaştırıcı * Tortu çöktürücü MÜKSİR (Kesret den) Çoğaltan, iksâr eden * Çok mala sahib olan MÜKTEFÎ (Kifâyet den) İktifâ eden, kanaat edici olan Kâfi ve yeter bulan MÜKTEHİL (Kuhl dan) Kendi gözlerine sürme çeken * Otluk veya çimenle yemyeşil olan MÜKTERA Kirâya verilen eşya MÜKTERÎ Kira ile tutmuş olan İktirâ eden MÜKTERİB (İktirâb dan) Kederli, hüzünlü, gamlı MÜKTESEB İktisab edilmiş Kazanılmış Elde edilmiş MÜKTESEBAT Elde edilmiş olanlar Kazanılmış olanlar Çalışmak suretiyle kazanılmış olanlar MÜKTESEB HAK Kazanılmış, ele geçirilmiş, elde edilmiş hak MÜKTESİB (Müktesibe) (Kesb den) Elde eden, edinen, kazanan MÜKTİNN Gizlenen, saklanan Başkasınca gizlenip saklanmış olan MÜKUD Durmak veya durdurmak MÜKUR (Mekr C ) Hileler, oyunlar, dalavereler MÜKUS (Meks C ) Öşürler, vergiler ve bunları tahsil etmeler MÜKVİN Yumurtası çok olan kertenkele
|
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M Harfi |
|
|
#28 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M HarfiM Harfi MÜL f şarap MÜLA Çok sihirbaz MÜLAABE (La´b dan) Oynayıp eğlenme Oynaşma MÜLAANE Lânet edişmek Erkek ile kadının birbirlerini lânetlemeleri MÜLABESET (Lebs den) Karışma Münâsebet Ülfet ve ihtilât etmek Birbirine benzeyen iki şeyin karıştırılarak birbirine benzetilmesi * Takribi cihet MÜLABİS (Lebs den) Münasebet kuran Yakınlık gösteren Bir kimse ile aşırı ahbaplık eden * Karışan MÜLAEBE (La´b dan) Oynaşıp eğlenme Oynaşma MÜLAENE Birbirine bedduâ etme Lânetleşme (Bak: Lian) MÜLAET (C : Mulâ) Midedeki rahatsızlıktan dolayı husule gelen zükkâm hastalığı * Hazret-i Peygamber´in (A S M ), Hz Abbas´ı ve dört erkek evlâd-ı mübarekelerini örttüğü perde * Büyük ihram MÜLAGIM Ağzın çevresi, dil erişen yerleri MÜLAHAFE Mülâzemet, devamlı bir işle meşguliyet Bir işe bağlılık * İsrar etmek MÜLAHAKA Sonradan yetişmek ve tâbi olmak MÜLAHAKE Bir nesneyi diğerine gereği gibi yetiştirmek MÜLAHAT Yakınlaşmak Çekiştirmek * Çocuğun, sütten kesilme vaktine yakınlaşması * Niza ve husumet etmek MÜLAHAZA Mütâlaa Dikkatle bakmak İyice düşünüp bir işin hakikatını tetkik etmek Tefekkür, düşünce MÜLAHAZAT (Mülahaza C ) Mülahazalar Düşünceler Akıldan geçenler MÜLAHHAM (Lâhm dan) Etli, semiz, şişman MÜLAHHAS Hülâsası, özü çıkarılmış Telhis edilmiş MÜLAHHİS Hülâsa eden Özünü bildiren MÜLAHIK (Lahk dan) Yapışık, bitişik MÜLAHÎ İri taneli beyaz üzüm MÜLAHİD Hak bir yoldan, hak bir mezhebden sapma MÜLAİB (La´b dan) Oynaşan, oynayan MÜLAİM Mülâyim Yumuşak Lâtif MÜL´AKA Bir kaşık dolusu miktar MÜLAKAHA Hâmile olmak MÜLAKAME Yutmak MÜLAKANE Telkin etmek MÜLAKAT Kavuşma Buluşma Birleşme * Resmi görüşme Yüz yüze olma MÜLAKÎ Buluşan Yüz yüze gelen Görüşen Kavuşan MÜLAKKAB Lâkablanmış Lâkablı Başka isim verilmiş MÜLAM İtab Azarlama Azar MÜLAMESE (Lems den) Birbirine dokunma, değme, el ile tutma, temas etme * Yapışmak MÜLAMEZE Ayıplamak MÜLASAKA Ulaşma, yanaşma * Bitişme, yapışma, iltisâk etme MÜLASIK (Lüsuk dan) İltisaklı Bitişik Yapışık Yanyana bulunan MÜLATAFA (Mülâtefe) (Lutf dan) Birbirine lâtife etmek Şakalaşmak İltifat etmek Güzel muâmele MÜLATAFAT (Mülâtafa C ) Lâtifeler, mülâtafa etmeler, şakalaşmalar MÜLATAMA Birbirine şamar vurma, tokat atma MÜLATIF Lâtife eden, şakacı, lâtifeci MÜLATTIF (Lutf dan) Bir iyilikle gönül alan Taltif eden * Yumuşatıcı (ilâç) MÜLATTIFAT (Mülattıf C ) Yumuşatıcı ilâçlar MÜLAVEME Birbirini çekiştirme MÜLAVEZE Birbiri ardınca gizlenmek * Birbirine sığınmak MÜLAYELE Gece işi için verilen ücret MÜLAYEME(T) Lâtife etmek, şaka yapmak * Sevinç izhar etmek * Yumuşaklık Uygunluk Yumuşak huyluluk * Bağırsakların yumuşaklığı MÜLAYENE(T) Yumuşak etmek * Yumuşaklık (Bak: Liyan) MÜLAYİM Yumuşak Yavaş Uygun Yumuşak huylu MÜLAZEME Lüzumlu Gerekli Ayrılmaz Lâzım MÜLAZEMET Devamlı bir işle meşguliyet * Sımsıkı bir işe bağlılık * Staj görme * Gidip gelme MÜLAZEMETEN Staj görerek Maaşsız ve aylıksız olarak MÜLAZİK Yapışmış olma * Yapışmış MÜLAZIM Bir kimseye bağlı gibi olan * Maaşsız acemilik hizmeti * İlmiyyede: Medrese tahsilini bitirip icazet alan Stajyer * Eskiden askerlikte yüzbaşıdan aşağı rütbelerin derecesi, ünvanı MÜLAZIM-I EVVEL Üsteğmen MÜLAZIM-I SÂNİ Teğmen MÜLAZİMÎN (Mülâzımân) (Mülâzım C ) Stajyerler Bir yere maaşsız olarak gidip gelenler * Bir kimseye sarılıp ondan ayrılmayanlar * Teğmenler MÜLCE´ Mecbur olan kişi MÜLCEM Gemli Yularlı MÜLCÎ Zorla ve cebren yaptıran Zorlayan MÜL´E Zâhidlik, muttakilik, sofilik MÜLEBBED Keçeden kaftan giymiş kişi MÜLEBBES (Lebs den) İltibaslı, karışık * Giyilmiş MÜLEFFAK(A) (Telfik den) Düzme, uydurma, yalandan, sahte * Yaldızlama MÜLEKKIN Telkin eden Bilgi vermeğe çalışan MÜLEMLE (MÜLMÜLE) Bâzısı bâzısına yapışıp toplanmış şeyler * Sağlam ve sert yuvarlak taş MÜLEMMA´ (Lem´ den) Parlak Revnekdar * Bulaşmış, sıvanmış * Karışık dilde söylenmiş manzume * Renk renk olan MÜLEMMAAT (Mülemma´ C ) Bir kısmı Türkçe, bir kısmı Farsça veya Arapça söylenmiş olan manzumeler MÜLEMMA´-KÂR f Riyakâr, mürâi MÜLES Düz cilâlı nesne MÜLESLİS Mütereddit, tereddütlü, kuruntulu kimse MÜLESSEN Dil gibi uzun ve yumuşak olan ayak veya ayakkabı MÜLEVVEN Renk renk olan Boyalı, renkli Çeşit çeşit boyalı MÜLEVVES Kirli Pis Bulaşık Bulaştırılmış * Alıkoyulup sonraya bırakılmış veya durdurulmuş olan * Tazelenmek için suda ıslatılmış şey * Karışık, intizamsız MÜLEVVİN (Levn den) Boyanan * Renk veren Telvin eden MÜLEYYEN (Linet den) Yumuşatılmış MÜLEYYİN Yumuşatan, yumuşaklık veren, yumuşaklık verici MÜLEZZEZ Bir yere biriktirilip toplanmış, yığılmış ve ulaştırılmış nesne MÜLFİC İflâs eden MÜLGA İlga edilmiş Kaldırılmış Metruk ve lağvedilmiş şey Terkedilmiş MÜLHA (C: Mülâh) Siyah ile karışık olan beyaz * Lâtif ve güzel olan söz MÜLHAK İlhak olunmuş Sonradan katılmış, zam ve ilâve olunmuş, eklenmiş MÜLHAKAT (Mülhak C ) Bir merkeze bağlı veya ait olan yerler * Ekler, ilâveler, katmalar MÜLHEM Kalbe doğmuş Allahın, ilham ile kalbe bildirdiği MÜLHEMÛN İlhama mazhar olanlar MÜLHİD Dinden çıkan, dinsiz, kâfir, imânsız Haşir ve âhirete inanmayan MÜLHİDÂNE f Dinsizce, imansızca Mülhid olan bir kimseye yakışır şekil ve surette MÜLHİDÎN Mülhidler MÜLHİF İsrar eden MÜLHİK İlhak eden İlâve eden, katan, ekleyen MÜLHİM Kalbe feyiz veren, ilham eden Allah (C C )(Hadis, maden-i hayat ve mülhim-i hakikattir M ) MÜLHİM İbrişimden olan elbise MÜLIZZ Lüzumlu, gerekli * Cür´et ve ısrar eden kişi MÜLİHHÎN Israr edenler, zorlayıcılar İlhah edenler MÜLÎM Kendini levm etmek Melâmette olmak Kusurunu anlayıp kendisini kötülemek MÜLİMME Felâket MÜLK Mal Yer Bina * Hüküm ile bir şeyin zabt ve tasarrufu * İzzet, azamet, şevket * Bir şeyin dış yüzü * İnsanın sahip ve malik olduğu şey * Akıl sahiplerini tasarruf etmek * Mâlik olmak (Her şeyin bir mülk, diğeri melekut, yâni bir dış, diğeri iç olmak üzere iki ciheti vardır Mülk ciheti bazı şeylerde güzeldir, bazı şeylerde de çirkin görünür; âyinenin arka yüzü gibi Melekut ciheti ise, her şeyde güzeldir ve şeffaftır Ayinenin dış yüzü gibi Öyle ise; çirkin görünen şeyin yaradılışı, çirkin değildir, güzeldir Ve aynı zamanda o gibi çirkinlerin yaradılışı, mehasini ikmâl içindir Öyle ise, çirkinin de bir nevi güzelliği vardır Binaenaleyh, bu hususta ehl-i İ´tizalin "Çirkin şeylerin halkı Allah´a âid değildir" dedikleri safsataya mahal kalmadı İ İ ) (Bak: Melekut) MÜLK-İ YEMİN Bir kimsenin mülkü olan köle veya câriye MÜLK SURESİ Kur´an-ı Kerim´in 67 suresidir Tebâreke, Münciye, Mücâdele, Mânia, Vakiye, Mennea Suresi gibi isimleri de vardır Mekkîdir MÜLKDAR f Padişah MÜLKEN Mülk olarak MÜLKET Mülk * Memleket Ülke MÜLKET-İ OSMANİYE Osmanlı Ülkesi MÜLKGİR f Padişah, hükümdar MÜLKIYAT İlham eden melâikeler MÜLKİYE Memleket idaresi için çalışan daire veya bu daireye mensup olanlar * Asker olmayanlar * Şeriat âlimlerinin hâricindeki memurlar sınıfı MÜLKİYET Mülk sahipliği, vakıf olmayan bina ve mülkün durumu MÜLLAH Mübâlağa ile güzel * Ekşi ot MÜLMİ´ Abanoz ağacının âlâsı * Birbirine karışmış nesne MÜLSAK (Melsuk) Bitiştirilmiş, yapıştırılmış olan İlsak edilmiş MÜLTEBİS İltibas etmiş, birini öteki zannetmiş, karıştırmış olan * Karışık, şüpheli ve benzer olan MÜLTECA (Lec´ den) Sığınılacak ve iltica edilecek yer Melce´ MÜLTECİ İltica eden, sığınan MÜLTEFET (Left den) Kendisine iltifat edilmiş olan Güler yüz gösterilmiş ve hoş davranılmış * Ehemmiyet verilmiş MÜLTEFF (Mülteffe) Birbirine sarılmış Karışmış MÜLTEFİT İltifat edici, teveccüh edip yüz gösteren İyi muâmele edip dostluk gösteren MÜLTEFİTANE f Mültefitçe İltifatlılıkla MÜLTEHÎ (Lihye den) Sakalı çıkmış olan genç MÜLTEHİB (Lehb den) Alevlenmiş, tutuşmuş * İltihablı, kızarmış, şişmiş MÜLTEHİC Sığınacak yer Sığınak MÜLTEHİD Bir yere sığınan kimse MÜLTEHİF Yorgan veya battaniye gibi bir şeye sarılmış olan MÜLTEHİF Alevli * Mc: Çok üzgün ve kederli olan MÜLTEHİK (Lühuk dan) İltihak etmiş olan Katılmış, katıştırılmış MÜLTEİM(E) (Le´m den) İyileşen ve kapanan (yara) * Cem´olucu, toplanan * Ulaşan, ulaşıcı MÜLTEKA Kavuşup buluşulacak yer, iki şeyin birleştiği yer * Kavşak * Hanefi hezhebinin meşhur bir fıkıh kitabının ismi MÜLTEKIM Yutan MÜLTEKIMANE f Yutarcasına MÜLTEKÎ (Lika dan) Kavuşan, buluşan, birleşen MÜLTEKİT Yerden alan Toplayan (Bak: Lükata) MÜLTEMES (C : Mültemesât) (Lems den) Kayırılan, iltimaslı MÜLTEMESÂT (Mültemes C ) Kayırılanlar, mültemesler, iltimaslılar M MÜLTEMİ´ (Lem´ den) Parlıyan, parıldıyan İltimâ eden MÜLTEMİS (C : Mültemisin) (Lems den) Kayıran, iltimas eden MÜLTEMİSÎN (Mültemis C ) İltimas edenler, kayıranlar Biri için aracılık edip işinin görülmesini dileyenler MÜLTESEM Öpülür MÜLTESİK (Lüsuk dan) Birbirine bağlanmış Yapışık, bitişik MÜLTESİM Yaşmaklı MÜLTEVİ (Leviy den) Eğilmiş, bükülmüş, eğrilmiş Sarılan, eğilen MÜLTEZEM Lüzumlu görülen, lüzumuna inanılarak yapılmasına çalışılan MÜLTEZİM Bir şeyi kendi üzerine lâzım eden; iltizam eden, üzerine alan, deruhte eden Devlet hazinesine maktu, muayyen vergi verip bir kısım memleketlerin aşar gibi varidatının tahsilini üzerine alan MÜLTEZİMANE f İltizam edercesine MÜLTEZİMÎN (Mültezim C ) Mültezimler İltizam edenler MÜLUHIYA Ebemgümeci dedikleri ot MÜLÛK Melikler, hükümdarlar MÜLÛKÂNE f Padişahlara yakışır bir surette MÜLUKİYYE Müluhıyye otu MÜLUL Dişi örümcek MÜLÜK Burçak (Hububattandır) MÜLZEM Susturulmuş, ilzam ve iskât olunmuş, sükuta mecbur olmuş * Lüzumlu görülmüş MÜLZİM İlzam eden, susturucu * Lüzumlu gören Gerektiren * Verilen hükmün mutlak yerine getirilmesindeki mecburiyet MÜLZİMANE Sözde susturmağa zorlıyarak Sustururcasına MÜLZİME Masa üzerine konulan kâğıtların uçup dağılmasını önlemek için üzerine konulan bir âlet MÜMACEDE Övünme MÜMADEHA Övünmede yarışma MÜMAHADE Övünme MÜMAHALE Mekir ve hile etme, aldatma MÜMAHHAS Tecrübe ve imtihan edilmiş Denenmiş, sınanmış MÜMAHIK İnat eden kimse, inatçı MÜMA-İLEYH (Bak: Mumâileyh) MÜMAKERE Hile etmek, aldatmak MÜMAKESE Satın aldığı şeyin pahâsından kesmek MÜMAL Meyl etmek, yönelmek MÜMALAHA Yemek, ekl MÜMALAT Müsaade etmek, izin vermek * Yardımlaşmak, muâvenet etmek MÜMALATA Bir şâir bir mısra, başka bir şâir de diğer bir mısra söylemek üzere karşılıklı şiir söylemek MÜMANAA (Bak: Mümânea) MÜMANAAT (Mümâneat) Mâni olma Set çekme Önleme Muhâlefet MÜMANAT Uzatmak * İntizar etmek, beklemek MÜMANEA Karşılıklı menetme, ruhsat vermeyip önleme MÜMARAT Çekişme, tartışma Mücâdele MÜMARESAT Mümâreseler Alıştırmalar, bir işi devamlı yapmakla alıştırmalar Ustalıklar Melekeler MÜMARESAT-I İLZAMİYAT İkna ve ilzam etmek için meharetle bir işe devam etmek İlzam için yapılan ustalıklar MÜMARESE (C : Mümaresat) Çalışarak meharet kazanmak, üstadlık etmek Bir işe devam ederek ihtisas sahibi olmak * Duruşmak MÜMARET Adavet edişmek, düşmanlık yapmak MÜMARETE Çabalama, uğraşma, gayret sarfetme MÜMAS Temas eden, dokunan MÜMASAA Birbiriyle kılıçlaşmak MÜMASAHA Sözle birbirine yumuşak davranma MÜMASELET Benzeyiş, müşabih olmak şekilce, suretçe birbirine benzeyiş MÜMASİL Benzeyen, benzer Gibi MÜMASSAR Sarı ile boyanmış nesne MÜMASSE Birbirine değme Dokunma, temâs etme MÜMAŞAT Birlikte hoş geçinmek * Bir maslahat yolunu takib etmek * Meslek işlerinde tesviye, tervic ve idare etmek * Karışmamak * Başkalarının zarar vermeyen fikirlerine uyarcasına hareket etmek ve sulh u salâh üzere durmak Uygunluk MÜMAŞATKÂR f Dost geçinerek, kusurlara göz yumarak, müdara suretiyle MÜMATALA Vâdeyi, borcu uzatıp geçirmek MÜMATENE Irak olmak, uzak olmak MÜMAZAHA Lâtife yapma, şakalaşma MÜMAZAKA Dostluk hususunda riyâ gösterme MÜMAZECE Övünme * Karışmış, mahlut MÜMAZEHA Yapışmak (Ekseriya cimadan kinâye olur ) MÜMAZEKA Karışmak MÜMAZİK Gerçek dost olmayan kimse MÜMAZZAK Yırtılmış Parça parça olmuş MÜMECCED (Mecd den) şereflendirilmiş Medhedilerek ululanmış MÜMECCEN Çekilmiş MÜMEDD İmdad edilmiş * Uzanan, uzatılmış MÜMEDDED Temdid edilmiş, müddeti uzatılmış * Gerilmiş olan MÜMEHHAL Tadı gitmiş ve biraz bozulmuş süt MÜMEHHED Hazırlanmış, serilmiş, yayılmış, düzeltilmiş * Tanzim ve tesviye olunmuş, döşenmiş * Ilık su MÜMEHHİD (Mehd den) Döşeyen, yayan * Düzenliyen Tanzim ve tertib eden MÜMEKK Su verilmiş demir MÜMELLAH Tuzlu MÜMELLEK Mülk olarak verilmiş Temlik edilmiş MÜMELLEK-ÜN LEH Kendisine mülk olarak bir şey verilen kimse MÜMELLİK Mülk olarak veren ve temlik eden kimse MÜMERRED Yüksek, mürtefi * Duvarları yalçın kaya gibi olan düz bina MÜMESSEK (Misk den) Misk kokulu MÜMESSEL Temsil edilmiş * Benzetilmiş * Tab olunmuş, basılmış MÜMESSEL-İ LEH Hakkında temsil getirilen MÜMESSİL Vekâlet eden Bir şahsı bir topluluğu veya şahs-ı mâneviyi temsil eden * Benzeten * Kitap bastıran * Vekil * Rol temsil eden Aktör MÜMESSİL-İ LEH Kendisi hakkında, lehinde mümessillik yapılmış, vekâlet edilmiş Lehinde temsil edilmiş MÜMEVVEH Sahte, samimi olmayan, içten değil Görünüşte haklı olan Gösterişle alâkadar MÜMEVVEHÂT Hayâli, görünüşe göre haklı olanlar MÜMEVVEL (Mal dan) Zengin MÜMEYYEZ (Meyz den) Seçilmiş, ayrılmış, temyiz edilmiş MÜMEYYİZ(E) Temyiz eden, ayıran, iyiyi kötüyü farkeden * İmtihandaki talebenin bilgisini imtihan ederek yoklayan kimse * Gr: Tırnak işareti MÜMHAT İnce sütlü dişi deve MÜMHİKA Bereket gidermek MÜMHİL (Mehl den) Mühlet veren, bekleyen MÜMİDD İmdad eden, yardım eden * Uzatan, uzatıcı MÜMİLL Melâl veren, usandıran, bıktıran MÜ´MİN Allah´a ve emirlerine, kanunlarına iman eden İnanan Allah´a, âhirete, kitablarına, meleklerine, peygamberlerine ve kadere iman edip itaat eden kimse * Emniyete kavuşan * Korkulardan emniyet veren (Allah C C ) (Bak: İman, Kâfir) MÜ´MİN SURESİ Kur´an-ı Kerim´in 40 Suresidir Gafir, Tavl Suresi de denir MÜ´MİNAT Kadın mü´minler MÜ´MİNE (C : Mü´minât) (Emn den) İman etmiş olan kadın Müslüman kadın veya kız MÜ´MİNÎN (Mü´min C ) Mü´minler, iman etmiş kimseler MÜ´MİNÛN Erkek mü´minler MÜ´MİNÛN SURESİ Kur´an-ı Kerim´in 20 suresidir Mekke-i Mükerreme´de nâzil olmuştur MÜMİT Ölümü yaratan, ölümü veren, imâte eden Helâk eden MÜMİYE İşaret eden, işaret edici MÜMKİN Olabilir veya olmayabilir İmkân dahilinde olan Mümkün MÜMKİN-ÜL VÜCUD Varlığı mümkün olan MÜMKİNÂT Mümkün olanlar, imkânda olanlar (Bak: İmkân) MÜMKUT Hışım ve gadap olunmuş, kızılmış kişi MÜMLES Düz MÜMSİHA Hattatların, kalemin mürekkebini silmekte kullandıkları bez MÜMSİK Çok imsak eden, eli sıkı, bahil * Bir şeye sağlam yapışan MÜMSİKE Tutan, yapışan, sıkı tutan MÜMTAZ Diğerlerinden ayrılmış, üstün, seçkin, seçilmiş * Ayrı tutulan MÜMTAZİYET Ayrılık, ayrı vasıf sahibi olmak, ayrı ve üstün vasıflılık Yüksek vasıf sâhibliği * Edb: İfadenin diğer sözlerden daha güzel ve farklı olması MÜMTED Uzayan Sürekli, devamlı Uzanmış, çekilmiş, imtidâd etmiş MÜMTEHAN (Mehn den) Tecrübe edilmiş, denenmiş İmtihan edilmiş MÜMTEHİN (Mehn den) Tecrübe eden, deneyen İmtihan eden MÜMTEHİNE (Mümtehane) İmtihan olunan kadın veya kız MÜMTEHİNE SURESİ Kur´an-ı Kerim´in 60 Suresidir İmtihan veya Meveddet Suresi de denilir MÜMTELİ (Melâ dan) Dolu, dolgun, dolmuş * Mide dolgunluğuna uğramış MÜMTENİ´ İmkânsız, muhal, mümkün olmayan * Çekinen, imtina eden MÜMTENİ-UN BİZZAT (Mümteniatün bizzât) Varlığı, vücudu hiç bir şekilde mümkün olmayan Zâtı itibariyle imkânsız olan MÜMTENİ-ÜL HUSUL Olması mümkün değil MÜMTENİ-ÜT TAHSİL Tahsili, elde edilmesi mümkün olmayan MÜMTER şüpheci, şüphe eden MÜMTESİL İmtisal eden, aldığı emre uyan MÜMTEZİC İmtizac eden Birleşmiş olan, birleşik * Birbirine tamamen uygun olarak karışmış olan * Aralık bırakmayan, birbirine karışık, tamamen kapanan * Birbiriyle iyi geçinen MÜMTEZİCEN Karışmış olarak Birbirine tamamen uyar bir hâlde MÜMTIR Yağdıran, imtâr eden MÜMZA (Mazâ dan) İmzâ edilmiş, imzâlı MÜMZİ (Mazâ dan) İmzâ sahibi, imzâ eden MÜNA (Minâ) Arzular * Birinin yerine kaim-i makam olmak, birinin yerine geçmek * Suya giden yol * Mekke-i Mükerreme´de hacıların kurban bayramında kurban kestikleri ve şeytan taşladıkları mukaddes yer MÜNA´AM Nimete nâil olmuş kimse, nimetlenmiş olan MÜNABEZE Bırakmak * Atmak MÜNACAT Allah´a yalvarmak Duâ Allah´tan necat için dua * Yalvarmak için yazılan duâ veya manzume * Sürurlaşmak, neşelenmek Yazılı münâcâta bir misâlEy Rabb-i Rahimim! Resul-i Ekreminin tâlimiyle ve Kur´an-ı Hakim´in dersiyle anladım ki: Başta Kur´an ve Resul-i Ekrem´in olarak, bütün mukaddes kitaplar ve peygamberler bu dünyada nümuneleri görülen celâli ve cemâli isimlerinin tecellileri, daha parlak bir surette ebed-ül âbâdda devam edeceğine ve bu fâni âlemde nümuneleri müşahede edilen ihsanatının daha şa´şaalı bir surette Dâr-ı Saadette istimrarına ve bekasına ve bu dünyada onları gören müştakların ebedde dahi refakatlarına ve beraber bulunmalarına bil´icma´, bil´ittifak şehadet ve delâlet ve işaret ederler Hem yüzer mu´cizat-ı bâhiresine ve âyât-ı katıasına istinaden, başta Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ve Kur´an-ı Hakim´in olarak, bütün ervah-ı neyyire ashabı olan enbiyalar ve kulub-u nuraniyye aktabı olan Evliyalar ve ukul-ü münevvere erbabı olan Asfiyalar, bütün suhuf ve kütüb-ü mukaddesede, Senin çok tekrar ile ettiğin vaadlerine ve tehditlerine istinaden ve Senin, kudret ve rahmet ve inayet ve hikmet ve celâl ve cemâlin gibi kudsî sıfatlarına ve şen´lerine ve izzet-i celâline ve Saltanat-ı Rububiyyetine itimaden ve keşfiyat ve müşahedat ve ilmelyakin itikadlariyle, Saadet-i Ebediyyeyi cin ve inse müjdeliyorlar Ve ehl-i dalâlet için Cehennem bulunduğunu haber verip ilân ediyorlar ve iman edip şehadet ediyorlar![]() ![]() Ey Kadir-i Hakim! Ey Rahman-ı Rahim! Ey Sâdık-ul-Va´d-il-Kerim! Ey izzet ve azamet ve celal sahibi Kahhâr-ı Zülcelâl! Bu kadar sâdık dostlarını ve bu kadar vaadlerini ve bu kadar sıfât ve şuunatını tekzib edip, saltanat-ı rububiyyetinin kat´i mukteziyatını ve sevdiğin ve onlar dahi Seni tasdik ve itaatle kendilerini Sana sevdiren hadsiz makbul ibadının hadsiz dualarını ve dâvalarını reddederek, küfür ve isyan ile ve seni va´dinde tekzib etmekle Senin azamet-i kibriyana dokunan ve izzet-i celaline dokunduran ve uluhiyyetinin haysiyyetine ilişen ve şefkat-i rububiyyetini müteessir eden ehl-i dalalet ve ehl-i küfrü, haşrin inkârında tasdik etmekten yüzbin derece mukaddessin ve hadsiz derece münezzeh ve âlisin! Böyle nihayetsiz bir zulümden, bir çirkinlikten Senin nihayetsiz adaletini ve cemalini ve rahmetini takdis ediyorum! ş )
|
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M Harfi |
|
|
#29 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M HarfiM Harfi MÜNACAT-I RAHMAN Rahman´a yalvarmak Cenab-ı Hakk´a dua ve niyazda bulunmak MÜNACEDE Muavenet, yardım MÜNACEZE Bitip tükenmek MÜNADA (Nidâ dan) Seslenilmiş, çağırılmış, nidâ edilmiş MÜNADALE Müsabaka yarışına girmek Atışma Atış müsabakası MÜNADAT Bağrışma MÜNADEA Süngü ile birbirine hücum etmek * Kucaklaşmak MÜNADEBE İyilikleri sayılıp ağlanılan ölü * Ölmüş bir kimsenin ahlâkını ve evsafını anıp ağlaşmak MÜNADEMET (Nedm den) Nedimlik etme Bir arada bulunup konuşma MÜNADESE Taan edişmek, çekiştirmek MÜNADİ Nidâ eden, seslenen, çağıran Müezzin MÜN´ADİL (Adul dan) Doğru yoldan sapan Cayan MÜN´ADİM Ma´dum Ademe gitmiş Yok olan MÜNADİM Nedimlik eden Meclis arkadaşı MÜNADİMÎN (Münadim C ) Nedimler Bir büyüğün yakını olan kimseler MÜNAFAKA (Nifak dan) İkiyüzlülük, münafıklık MÜNAFAT Birbirinin aksine olan Birbirine aykırı olmak Aykırılık, mugayeret, münafi, muhalefet MÜNAFAZA Tozunu gidermek için silkmek MÜNAFERAT (Nefret C ) Nefret etmeler, tiksinmeler Arada olan soğukluklar MÜNAFERET Birbirinden kaçıp nefret etmek, karşılıklı huzursuzluk * Adâvet, hased ve şeref cihetinde hakeme müracaat eylemek * Birbiri ile müfahere eylemek MÜNAFESAT (Münâfese C ) (Nefs den) Münâfeseler MÜNAFESE Başkasında görülen bir kemale imrenip ona yetişebilmek ve daha ileri gidebilmek için, nefislerin nefâsette, iyi şeylerde yarışması hissidir ki, nefsin şerefinden ve uluvv-i himmetinden neş´et eder Hased ile arasında fark açıktır Hased eden kimse, kemâle düşmandır; hased ettiği kimsenin zararından, nimetinin zevâlinden memnun olur Münâfis, yarışçı ise kemâle aşıktır O, karşısındakinin sukutunu değil; kendisinden daha ileri gitmesini ister (E T ) MÜNAFESE Üfürüşmek MÜNAFEŞE Hesap görürken iyice araştırıp, birşeyi terk etmemek MÜNAFIK İki yüzlü, araya nifak sokan Fitnekâr * Ahdini bozan, yalan söyleyen, hıyanet eden * Görünüşte müslüman olup hakikatte kâfir ve düşman olan ("Münafık öldükten sonra namazı kılınmaz" meâlindeki âyet, o zamandaki ihbar-ı İlâhî ile bilinen kat´i münafıklar demektir Yoksa zan ile, şüphe ile münafık deyip namaz kılmamak olmaz Mâdem "Lâ ilahe illallah" der, ehl-i kıbledir Sarih küfür söylemese veyahut tevbe etse, namazı kılınabilir![]() ![]() Münafık itikadsızdır, kalbsizdir ve vicdansızdır Peygamber (A S M ) aleyhindedir R N ) MÜNAFIKANE f Münafıklıkla MÜNAFIKÎN (Münafık C ) Münafıklar Fitnekârlar İkiyüzlüler Araya nifak sokanlar MÜNAFIKUN (Bak: Münafıkîn) MÜNAFIKUN SURESİ Kur´an-ı Kerim´in 63 Suresidir Medenîdir MÜNAFÎ Zıt, uymaz, aksi, aykırı Mugayir ve muhalif olan MÜNAFİS Sırdaş MÜNAGAT Çocukları sevindirecek ve güldürecek söz söylemek MÜNAGGAS (Gussa dan) Kederli, gussalı MÜNAGGASAN (Gussa dan) Tasalı olarak, gussalı olarak MÜNAH Ağıt yakma MÜNAHE Parmaklarıyla taksim etmek Paylaştırmak MÜNAHEBE Malı yağmalama MÜNAİME Naz içinde büyüyen kadın MÜNAKADE Bir şeyin iyisini kötüsünden seçip ayırmak MÜNAKAHA Pâk etmek, temizlemek MÜNAKALAT Nakiller Nakil işleri Ulaştırma işleri MÜNAKALE Taşımak, ulaştırmak, aktarmak MÜNAKARE Talep edişmek, karşılıklı istemek MÜNAKASA (C : Münakasât) (Noksan dan) İhale ve alışveriş gibi şeylerde eksiltme MÜNAKASAT (Münakasa C ) Eksiltmeler, münakasalar MÜNAKAŞA Mücadele Münazaa Karşılıklı sözle çekişmek Bir mes´eleyi sormayı çok ileri götürerek çekişmek (Bak: Hakperest)(Hadis-i Şeyheyn´in ittifakına alâmet olan işaretiyle bir hadis bana gösterildi "Hadis midir, değil midir " sual edildi Ben dedim : Böyle mu´teber bir kitapta Şeyheyn Hadisinin ittifakına hükmeden bir zâta itimad etmek lâzım; demek hadistir Fakat hadisin, Kur´an gibi bazı müteşabihatı var Ancak havass onların mânâlarını bulabilir Şu hadisin zâhiri dahi, müşkilât-ı hadisin müteşabihat kısmından olmak ihtimali var, dedim Eğer bilseydim medar-ı münakaşa olmuş, öyle kısa değil, belki böyle cevap verecektim:Evvelâ: Bu çeşit mesâili münakaşa etmenin birinci şartı; insaf ile, hakkı bulmak niyetiyle, inadsız bir surette, ehil olanların mabeyninde, su´-i telâkkiye sebeb olmadan müzakeresi câiz olabilir O müzakere hak için olduğuna delil şudur ki: Eğer hak, muârızın elinde zâhir olsa, müteessir olmasın, belki memnun olsun; çünki bilmediği şey´i öğrendi Eğer kendi elinde zâhir olsa, fazla birşey öğrenmedi, belki gurura düşmek ihtimâli var Sâniyen : Sebeb-i münakaşa, eğer hadis ise; hadisin merâtibini ve vahy-i zımnînin derecâtını ve tekellümât-ı Nebeviyenin aksâmını bilmek lâzım Avam içinde müşkilât-ı hadisiyeyi münakaşa etmek, izhar-ı fazl suretinde avukat gibi kendi sözünü doğru göstermek ve enaniyetini hakka ve insafa tercih etmek suretinde deliller aramak câiz değildir M ) MÜNAKAŞÂT (Münakaşa C ) Çekişmeler MÜNAKAZA İki sözün mânasının birbirine zıd olması * Bir sözü evvelce söylediği kelâma zıd ve muhâlif söylemek MÜNAKEHA (C : Münâkehât) (Nikâh dan) Nikâhlanma Nikâh kıyışma MÜNAKEHAT Nikâhlanmalar * Fık: Nikâhla alâkalı olan bahisler MÜNAKERE Kavga ve niza etmek * Karşılıklı inkâr MÜN´AKID İn´ikad eden, bağlanan, bağlanmış, düğümlenmiş * Teşkil olunmuş, resmi olarak iki taraf arasında kabul olunmuş Kurulan, ictima eden MÜNAKIZ Birbirini tutmayan, zıt olan, nakzeden * Başka kelâmın mânasına muhalif olan MÜN´AKİS Akseden, geri dönmüş, bir yere çarpıp geri gelen MÜNAKKAH (Nakh dan) En iyileri seçilmiş Müntehab, güzide * Soyulmuş, temizlenmiş, ayıklanmış * İdâre gayesiyle fazlası kesilmiş masraf MÜNAKKAHİYET Ayıklanma, soyulma En iyileri seçilme MÜNAKKAS (Noksan dan) Eksiltilmiş, azaltılmış, tenkis edilmiş MÜNAKKAŞ Nakışlı, süslü, nakşedilmiş, işlemeli, resimli MÜNAKKAT (Nokta dan) Noktalı, noktalanmış Nokta konmuş MÜNAKKAYAT Temizlenmiş şeyler MÜNAKKID (Bak: Münekkid) MÜNAKKIS Eksilten, azaltan Tenkis eden MÜNAKKİ Pâk edici, temizleyici * Koruyan, hıfzeden MÜN´AL Altına gön ve sahtiyan konulmuş nesne MÜN´AM Çok kıymetli ve nazlı olarak büyütülmüş MÜNAMESE Birbiriyle sırlaşmak MÜN´AMİD Direğe dayanmış MÜNASAFA (Nısf dan) Yarıyarıya paylaşma İki eşit parçaya ayırma MÜNASAFATEN Yarıyarıya olarak MÜNASAHA Nasihat etme, nasihatta bulunma MÜNASARA Birbirine yardım etme Muavenette bulunma MÜNASAT Unutma, nisyan MÜNASEBAT (Münasebet C ) Münasebetler, ilgiler İki kişi veya hey´et arasındaki bağlar, ilişkiler Alâkalar MÜNASEBE Benzemek MÜNASEBET İki şey arasındaki tenasüb, uygunluk, yakınlık, bağlılık, mensubiyet, yakışmak, vesile, alâka MÜNASEHA Bir şeyi diğerine nakletmek * Döndürmek * Tebdil etmek, değiştirmek * Huk: Bir vârisin, kendine bırakılan mirası alamadan ölmesi MÜNASERE Saçmak MÜNASİB Benzer, uygun, lâyık, yakışır, yaraşır MÜNAŞEDE (Neşide den) Karşılıklı neşide söyleme MÜN´ATAF Meyledici, yönelen * Dere açığı MÜNATAHA Boynuzlu hayvanların birbiriyle vuruşması Süsüşme MÜN´ATIF Bir tarafa doğru teveccüh etmiş Meyillenen, bir tarafa yönelen Mütemâyil, meyledici MÜNAVAT Düşmanlık MÜNAVEBE Nöbetle iş görmek, nöbetleşmek MÜNAVEBETEN Nöbet ile, nöbetleşerek Sırayla MÜNAVEHA (Nevh den) Feryad ile ağlama MÜNAVELE Takdim, bir şeyi el ile öne uzatmak Sunmak, arzetmek MÜNAVEME Uyku hususunda yarışma MÜNAYA (Bak: Menâyâ) MÜNAZAA Ağız kavgası, mücadele, çekişmek MÜNAZAAT Ağız kavgaları, çekişmeler MÜNAZALA (Bak: Münadala) MÜNAZARA Karşılıklı konuşmak İlmî ve kaideye uygun olarak yapılan münakaşa Mübahese (Bak: İnsaf) MÜNAZARAT (Münazara C ) Görüşler, fikirler Münazaralar * Bediüzzaman Said Nursî´nin bir eserinin adı MÜNAZAT Zina edişmek MÜNAZA-UN FİH Hakkında ihtilaf mevcut olan şey, münakaşa edilen mes´ele Aradaki husumete sebeb olan MÜNAZIR Münazara eden, münakaşa eden * Misil, denk, eş MÜNAZIRÎN Münazara edenler MÜNAZİ´ (Nez´ den) Çekişen, nizâ eden Ağız kavgası yapan MÜN´AZİL Ayrılan, elini eteğini çeken, in´izal eden * Memurluktan, vazifeden çıkarılmış olan Bir vazifeden azledilen MÜN´AZİLEN (Azl den) Vazifesinden çıkarılmış olarak Azledilerek MÜN´AZİLÎN (Mün´azil C ) Azledilenler, vazifelerinden çıkarılanlar MÜNAZZIC Yumuşatıcı Öldürücü MÜNBASİT İnbisat eden, yayılan, genişleyen Yaygın, münteşir, yayılmış, açık Şen MÜNBAGİ (Bugye den) Lâyık, yakışan, şâyân MÜNBAİS İnbias eden, gönderilen * İleri gelen Çıkan Doğan MÜNBESİR Yüksek, mürtefi MÜNBESS Dağılmış, toz hâline gelmiş MÜNBİT Verimli, verimi bol İnbat eden, ekini güzel yetiştiren MÜNCEDİL Bırakılmış MÜNCELİ Parlayan, meydana çıkıp görünen MÜNCEMİD Donmuş, buz hâline gelmiş * Donuk MÜNCER Nihâyet bulmak * Bir tarafa çekilmek * Sürüklenme * Sona eren, neticelenen MÜNCEZ Sözü yerine getirilmiş, incâz edilmiş MÜNCEZİB Beriye çekilen, cezbedilen İncizab eden MÜNCEZİBÂNE f Çekilerek, çekilircesine, cezbedilerek * Kendini kaptırmak suretiyle MÜNCEZİR Kesilen MÜNCİ İncâ eden Kurtaran, necat veren Resul-i Ekremin (A S M ) insanların azabtan kurtulmasına ve dünyâ ve âhiret saadetlerine sebeb olmasından mübarek isimlerinden birisi de münci olmuştur MÜNCİBE (C: Müncibât) İyi kimseler doğuran kadın MÜNCİZ Verdiği sözü yerine getiren Ahdini yapan İncâz eden MÜNCÜLAB Murdar su MÜNDEFİ´ İndifâ etmiş, geçmiş, atlatılmış Def olunmuş MÜNDEFİAT Yaralardan çıkan irin, cerahat gibi şeyler MÜNDEFİC Yuvarlak nesne MÜNDEHİŞ Dehşet içinde kalmış olan İndihâş etmiş MÜNDEKK Düz, düzleşmiş MÜNDELL Kılavuzluk edilmiş, yol gösterilmiş MÜNDEMİC İndimac eden, dürülüp sarılan, içine sokulmuş olan İçine alınmış olan MÜNDERİC Yer almış İndirac eden, derc olunan * Bir şeyin içine konulmuş bulunan İçinde bulunan MÜNDERİCÂT İçindekiler Dercolunmuş olanlar MÜNDERİS İndiras eden Eseri, izi nişânı kalmamış olan MÜNDERİSÂT Yıkılıp mahvolmuş olan harâbeler MÜ´NE (C: Müen) Zahmet * Ağırlık MÜNEBBİH(E) Uyandıran, tenbih eden, dalgınlıktan kurtaran Uyuşukluğu gideren MÜNEBBİHÂT Uyandıranlar Tenbih edenler Uyuşukluğu giderici olanlar MÜNECCEM Parçalar, parça parça olan şey MÜNECCEMEN Parça parça yapılmış olarak Kısım kısım MÜNECCES Pis, mülevves, kirli, murdar MÜNECCİ Halaskâr, kurtarıcı MÜNECCİD Denenmiş, sınanmış, tecrübe edilmiş MÜNECCİM Yıldızların hareket ve hâllerini tedkikle uğraşan, mevki ve harekâtından mâna ve hüküm çıkaran Falcı MÜNECCİMÂNE f Müneccim gibi, müneccime yakışacak şekilde MÜNECCİMÎN (Müneccim C ) Müneccimler MÜNEDDEB (Nedbe den) Kapanmış ve iyileşmiş yara MÜNEFFİS Nefes verdiren, rahat ettiren MÜNEHMES Örtülü, saklı, gizli MÜNEKKA Temizlenmiş MÜNEKKAH Tenkıh edilmiş, fazlalıkları atılarak düzeltilmiş, temizlenmiş MÜNEKKER Tenkir edilmiş, bilinmeyen, nekre kılınmış *Belirli olmayan şeye delâlet eden MÜNEKKES Başaşağı edilmiş MÜNEKKİ Temizleyici MÜNEKKİB Yüzüstü düşen, kapanan MÜNEKKİD Tenkid edici Kötüyü iyiyi ayıran ve onları söyleyen, kusurları söyleyen (Her sözün doğru olmalı, fakat her doğruyu söylemek doğru değil![]() ![]() Her söylediğin hak olmalı, fakat her hakkı söylemeğe senin hakkın yok M ) MÜNEMNEM Nakışlı Zinet verilmiş MÜNEMNİM Ziynet verici, süslendirici MÜNESSAK Sıralı ve düzgün bir tarzda dizilmiş * Pek düz MÜNESSİM Hayat veren, ruh veren Allah * Lâyık olana maaş bağlıyan kimse * Köle âzâd eden MÜNEVVEM Uyutulmuş Gaflet verilmiş Unutturulmuş MÜNEVVER (Nur dan) Mc: Kur´anî ve imanî eser okumakla ve ibadet ve taatla nurlanmış Nurlandırılmış, ışıklı * Uyanık İntibaha gelmiş Akıllı âlim İmanî ve İslâmî tahsil ve terbiye görmüş * Parlatılmış MÜNEVVERİYET Nurlu oluş, münevverlik Aydınlık MÜNEVVERİYET-İ EFKÂR Fikir aydınlığı MÜNEVVİL Nimet veren İhsan eden MÜNEVVİM Uyutucu Uyku veren ilâç MÜNEVVİR Mc: Hakaik-ı Kur´âniye, hakaik-ı imâniye, ibâdet ve tâat gibi nurlarla nurlandıran * Nur veren, aydınlatan MÜNEZZEH (Nezahet den) Tenzih edilmiş, teberri edilmiş * Pâk, kusur ve noksanlıklardan uzak Hiç bir şeye muhtaç olmayan Kötülükten, kusurdan ve noksanlık gibi şeylerden tenzih edilen MÜNEZZİL (Nüzul den) Tenzil eden, indiren * Kur´an-ı Kerim´i vahiy ile insanlara rahmet olarak ihsan eden Allah (C C ) MÜNFAİL(E) İnfiâl eden Te´sir ile harekete geçen * Muztarib, kederli ve muğber olan Bir şeyden canı sıkılan Alınmış, gücenmiş (Bak: İnfiâl) MÜNFAİLEN Gücenerek, darılarak, münfail olarak MÜNFAİLANE f Gücenmiş ve darılmış olarak Münfail bir tarzda MÜNFASIL(E) (Bak: Munfasıl) MÜNFASIM Kesilmiş MÜNFATIR Yarılmış * Ayrılmış MÜNFEC Çukur * Açık * Gedik MÜNFECİR Açılan, söken * Yerden kaynayıp akan MÜNFEDİ Fidye verilerek kurtarılan esir MÜNFEHİM (Fehm den) Anlaşılan, kavranılan, fehmedilen MÜNFEİL (Bak: Münfail) MÜNFEKK (Fekk den) Sökülen, ayrılan İnfikâk eden Ayrılmış olan MÜNFELİK (Felak dan) Açılan, yayılan, görülen *İnfilâk eden, patlıyan MÜNFERİC İnfirac eden Çok açık Açılan, genişleyen * Gam, gussa ve kederden kurtulmuş * Arası geniş Açık olan İki tarafı birbirinden uzak olan MÜNFERİD (Münferit) Tek başına, tek, yalnız, kendi başına * Hapishânede tek kişilik hücre MÜNFERİDEN Tek tek, yalnız olarak, ayrı ayrı, birer birer MÜNFERİK (Fark dan) İnfirak eden, ayrılan MÜNFESİH (Füsh den) İnfisah eden, bollaşan, genişleyen MÜNFESİH(A) (Fesh den) İnfisah eden, bozulan, bozulmuş, hükmü kaldırılmış olan, hükümsüz kalan MÜNFETİH İnfitah eden, açılan, açılmış MÜNFETİHA Tecvidde: Kur´an okurken dil, üst damaktan ayrılır vaziyette iken ağızdan çıkan harflere denir Şunlardır; mim, nun, elif, vav, cim, hı, zel, dal, sin, ayın, te, fe, kaf, lem, he, şın, be, ye MÜNFİK (Nafaka dan) Nafaka veren, besliyen MÜNFİS Ağır, pahalı, değerli MÜNGALİKA Kapalı, mesdud * Kilitli MÜNGAMİS Suya batmış MÜNGAZZ Zindeliği kalmamış MÜNGAZZEN Zindeliği kalmamış olarak MÜNHA Bildirilmiş, tebliğ edilmiş MÜNHADAR İnecek yer MÜNHADİ´ (Had´ dan) Birinin hilesine aldanmış olan * Bir kimsenin hile $ve tuzağına düşme MÜNHADİB (Hadeb den) Kamburlaşmış, eğri MÜNHADİR İnişli, eğik * Yokuşaşağı inen MÜNHAFIZ İnhifaz eden, alçalan * Kesre harekesiyle harekelenmiş harf MÜNHAFIZA Harf söylenirken alt damaktan dilin ayrılması hâli * Aşağılanmış olan MÜNHALL Boş, meşguliyetsiz, işsiz * Çözülmüş, çözülen * Memuru bulunmayan * Kim: Erimiş MÜNHALLÂT (Münhall C ) Açıklıklar Açık bulunan memuriyetler MÜNHAMENNA Muhammed (A S M ) manâsına, Tevratta geçen İbrânice isimdir MÜNHANÎ Eğri, kamburlu, eğilen, eğrilen Beli bükülmüş yaşlı kişi MÜNHANİK (Hank dan) Boğulmuş Boğuk MÜNHANİYAT (Münhani C ) Eğri olan şeyler Eğri şekiller MÜNHANİYE Eğilmiş, eğri ve çarpık olan Bükülmüş * Geo: Eğri çizgi Hatt-ı münhani MÜNHARIT İpliğe dizilmiş Biçilmiş MÜNHARİF (Harf den) İnhiraf eden, yoldan çıkmış Eğilmiş, çarpık Usulünden çıkmış, sağlam olmayan * Tecviddeki mânâsı için "İnhirâf"a bakınız * Geo: Dört kenarlı, fakat hiçbir kenarı birbirine müsâvi ve müvâzi (eşit ve paralel) olmayan şekil Sadece iki kenarı birbirine müvâzi (paralel) olursa, ona şibih-i münharif denir MÜNHARİF-ÜL MİZAC Rahatsız, keyifsiz MÜNHARİT (İnhirat dan) Bir yola süluk eden MÜNHASIR (Hasr dan) Belli bir sınır içinde olup harice tecavüz etmeyen, inhisar eden, her yanı çevrili * Yalnız bir kimseye veya bir şeye mahsus olan MÜNHASIRAN Sadece, sâde * Bir işe veya bir şeye âit olarak MÜNHASİF (Husuf dan) İnhisaf eden, sönükleşen, daha mükemmel bir $şeyin yanında sönük kalan Değersiz Gölgelenmiş MÜNHAŞİ´ Kibiri kırılma MÜNHATT Aşağı inen, inhitât eden Alçak Çukur MÜNHAZİM (Hazm dan) Sinen, hazmolunan MÜNHEBİT (Hübut dan) Yukarıdan aşağı inen İnmiş, düşmüş MÜNHEDİL Sarkmış, aşağı salıverilmiş Sarkık MÜNHEDİM (Hedm den) Yıkılmış, inhidam olmuş, harab olmuş MÜNHEM Erimiş MÜNHEMİK (Hemk den) Bir işin üzerine çok düşen Bir işte çok uğraşan MÜNHEMİR Akıcı, seyyal * Dökülen Yıkılıp viran olmuş MÜNHEZİM Hezimete uğramış, bozguna uğrayan, inhizam eden * Bozgun MÜNHEZİMEN Yenilerek, münhezim olarak, bozularak, bozguna uğrayarak MÜNHEZİMÎN (Münhezim C ) Hezimete uğrayanlar Bozgunlar MÜNHÎ (C : Münhiyân) (Nehy den) Haberci Haber getiren MÜNHİYAN (Münhi C ) Haberciler Haber getirenler MÜNHİYE Haber veren, haberci MÜNHUL (C: Menâhül) Elek MÜNİB Hakk´a yönelen, günahları terk ile hakka dönen Pişman olup dönen * Kâinattan yüzünü çevirip Bâki-yi Hakiki´ye yönelen * Güzel yağan faydalı yağmur * Bereketli ve verimli bahar MÜNİF(E) Meşhur, âli, yüksek, büyük, ulu, bülend MÜN´İM Nimet veren, yedirip içiren MÜN´İM-İ HAKİKÎ Bütün nimetleri yaratan ve veren Allah (C C ) MÜNİMM (Nemim den) İnsanlar arasında kovuculuk yapan, fitne verip alan kimse Nemmam MÜNİR Nurlandıran, nur veren, ziya veren, ışık veren, parlak MÜNKABIZ (Bak: Munkabız) MÜNKAD (Kavd dan) İnkiyad eden, boyun eğen, muti olan, itaat eden MÜNKALEB Rücu etmek, geri dönmek MÜNKALİ´ (Kal´ dan) Kökünden sökülen MÜNKALİB İnkılab eden Dönen, dönmüş Başka bir hale girmiş olan Değişen MÜNKARIZ Kesilmiş MÜNKASIM (Kısım dan) Bölünen, kısım kısım ayrılan, taksim edilen MÜNKAŞIR (Kışr dan) Kabuğu soyulan İnkışar eden MÜNKATI´ (Kat´ dan) İnkıta eden, kesilmiş, kesilen Aralıklı ve son bulan * Arada bağ kalmıyan, ayrılmış * Herkesten ayrılıp bir kişiye bağlı kalan MÜNKAZİ (Münkaziye) (Kazâ dan) Bitmiş, tükenmiş, sona ermiş, ardı kesilmiş MÜNKEMİŞ(E) Acele eden, işini çabuk gören * Buruşan, büzüşen MÜNKER Allah´ın (C C ) râzı olmadığı şey * İnkâr edilmiş olan * Şeriatın kabâhat ve haram diye bildirdiği şey Makbul ve müstehab olmayıp, günah ve kabahat olan * Mezardaki suâl meleklerinden birisinin ismi Diğerinin ise "Nekir" dir MÜNKERÂT (Münker C ) Haram işler Şeriatın menettiği, Allah´ın yasak kıldığı şeyler MÜNKESİF Küsufa uğramış, tutulmuş, tutulan MÜNKESİR (Kesir den) İnkisar eden, kırılan, kırılmış, kırık Gücenmiş MÜNKESİR-ÜL KALB Kalbi kırılmış İncitilmiş, gücenmiş MÜNKESİREN Kırgınlıkla * Kırık olarak Münkesir tarzda MÜNKEŞİF (Keşf den) Açılmış, meydana çıkarılmış Açılan, keşfolunan, yeni bulunmuş MÜNKIZ Kurtaran Kurtarıcı MÜNKİR (Nekr den) İnkâr eden, kabul etmiyen, hakikatı tasdik etmiyen, dinsiz MÜNKİR-İ HAKİKAT Hakkı, hakikatı inkâr eden * İmansız MÜNKİRÂNE f Münkircesine, inkâr edercesine MÜNKİRÎN İnkâr edenler, münkir olanlar MÜNKUR (C : Menâkır) Dar açılmış kuyunun ağzı MÜNNE Kudret, kuvvet MÜNSAK Gönderilmiş olan * Birine bağlı olan ve peşinden giden MÜNSAKİB Delinen İnsikab eden MÜNSAL Kılıç, seyf MÜNSEBİK (Sebk den) Kalıba dökülmüş olan MÜNSECİL (Sicil den) Mahkeme defterine yazılmış, sicile geçmiş MÜNSECİM Düzgün, insicamlı * Dökülmüş, saçılmış, dağılmış MÜNSECİR Uzanıp sarkan MÜNSEDD (Sedd den) Seddedilen, kapanan, tıkanan Tıkalı MÜNSEDİL Salıverilmiş Gevşetilip sarkıtılmış olan MÜNSEKİB Dökülüp akan MÜNSELİB (Selb den) Kaçırılmış, kalmamış, kaldırılmış (Bu tâbir; huzur, asayiş, emniyet ve rahat hakkında kullanılır ) MÜNSELİH (Selh den) Soyulmuş, derisi yüzülmüş * Sıyrılıp çıkan, soyunan * Son güne yetişmiş MÜNSELİK (Silk den) Bir yola girip orada giden Bir tarikata girmiş Bir meslek tutmuş MÜNSERİH Çabuk ve çevik davranan * Hızlı hızlı giden hayvan MÜNŞAİB (Şa´b dan) Şubelenen, dallanan, çatallanan, kollara ayrılan, ayrılmış Bölük bölük, kol kol, kısım kısım olan MÜNŞAKK (Şakk dan) İnşikak eden, yarılan, yarılmış * Yaymak MÜNŞEAT Kaleme alınmış şeyler Nesir yazılar Mektublar MÜNŞEE (C : Münşaât) Müsvedde yazılan kâğıt * Yelkeni çekilmiş gemi MÜNŞEİL (Şa´l dan) Alevli Parlıyan MÜNŞELL Şelâle hâlinde atılarak akan MÜNŞERİH (Şerh den) İnşirahlı, gönlü sıkılmayan, neş´eli MÜNŞERİH-ÜL BÂL Gönlü neşeli MÜNŞETT Dağınık Perişan MÜNŞİ (Neş´et den) İnşâ eden, yapan Yapısı, üslubu güzel olan * Edb: Maksadı kâğıt üzerinde tasvir ve tesvid eden İyi nesir yazı yazan, kâtib MÜNŞİD (Neşide den) İnşad eden, iyi şiir okuyan * Bir şeyi zâyi edip " Varmı" diye bağıran MÜNŞİF Su gibi sıvı şeyleri sünger gibi çeken MÜNŞİFE Sünger gibi suyu emen şey MÜNŞİYANE f İyi kâtiplere yakışır surette MÜNTABIK Mutabık ve muvafık, uygun olan MÜNTABIKA Söylenirken dilin üst damağa kapanması Bu hâlde ağızdan çıkan harfler; sad, dad, tı, zı MÜNTAHAB (Nahb dan) (Bak: Müntehâb) MÜNTAHİB (Nahb dan) Seçen, intihâb eden Seçmen MÜNTAHİL Başkasının eserini kendi malı imiş gibi gösteren MÜNTAKIS Eksilen, azalan MÜNTAKIŞ İşleme ile süslenmiş MÜNTAKIZ (Nakz dan) Bozulan, nakzedilen MÜNTAKİL (Nakl den) intikal eden, geçen Bir yerden bir yere göç etmiş, taşınmış olan * Miras kalmış * Karine ile sözün gelişinden anlayan MÜNTAKİM (Nakm dan) İntikam alan, öç alan, suçluya cezasını veren MÜNTAKİMÂNE f Cezalandırırcasına, öç alırcasına MÜNTASIB (Nasb dan) Direk gibi dikili duran MÜNTEBİH Uyanık, intibah eden Agâh ve habir olan Gafletten ayrılmış olan MÜNTEBİZ Safın arkasında yalnız duran kişi MÜNTEC Neticelenmiş, sonu belli olmuş MÜNTECA´ Otlu yer MÜNTECİB Güzide, seçkin MÜNTECİM Yıldızın doğması MÜNTEFAUN BİH Kendisinden istifade edilen MÜNTEFİ Sönen, ortadan yok olan, intifa eden MÜNTEFİ´ (Nef´ den) Fayda gören, menfaatlenen, istifade eden MÜNTEFİH (Nefh den) Şişmiş, şişkin Hava ile doldurulmuş, üfürülmüş MÜNTEFİL Nâfile namaz kılan MÜNTEHA Son, en son derece, en son yer, nihayet Son uç MÜNTEHA-YI ÂMÂL Emellerin sonu MÜNTEHA-YI HİÇÎ Hiçliğin en sonu, nihayeti MÜNTEHA-YI KİTAB Kitabın sonu Kitabın nihayeti MÜNTEHAB Seçilmiş Güzide İntihab ve ihtiyar olunmuş MÜNTEHABÂT Güzideler, seçilmiş olan şeyler MÜNTEHİ Sona eren Son Bir şeyi tamamlayan Biten MÜNTEHİB (Nehib den) Yağma eden, talan eden, yağmacı MÜNTEHİK Halsiz ve yorgun bırakan MÜNTEHİL Yüz suyunu döken MÜNTEHİR Devamlı akan MÜNTEHİR (Nahr dan) İntihar eden, kendini öldüren MÜNTEHİRÂNE f İntihar ederek, kendini öldürüyor gibi MÜNTEHİRÎN (Müntehir C ) Kendilerini öldürenler İntihar edenler MÜNTEHİZ (Nehz den) Vakit ve fırsatı kaçırmayan MÜNTEİL Nâlin giyen MÜNTEKA Muhtar Güzide, seçkin MÜNTEKIB Yüzü perdeli kişi MÜNTEKIŞ (Nakş dan) Nakşolunan MÜNTEKİS Başaşağı dönen Tersine yuvarlanan MÜNTEMİ (İntimâ dan) İlgisi ve ilişiği olan Yakınlık peydâ eden * Birinin adamı olan MÜNTEMİS Gizlenen, saklanan Gizli MÜNTESAF İkiye bölünmüş ve yarı olmuş MÜNTESIB Bekleyen Muntazır kimse * Ayak üstüne dikilip duran MÜNTESİB İntisab etmiş, intisab eden, giren, alâkası olan MÜNTESİBÎN İntisab edenler, alâkası olanlar, girenler, MÜNTESİC (Nesc den) Dokunmuş olan MÜNTESİK (Nask dan) Düzgün, bir sıraya dizilmiş MÜNTESİR (Nesr den) Saçılan, yayılan, dağılan MÜNTEŞIK Burna çekilmiş olan MÜNTEŞİR Açılmış, yayılmış, dağılmış, neşredilmiş, basılmış * Duyulmuş, etrafa yayılmış MÜNTEVİ Birşey yapmaya niyetlenen MÜNTEZA Çekilmiş, kabından çıkarılmış MÜNTEZİ´ (Nez´ den) Yerinden çekip koparan Bir şeyi söken MÜNTİC İntâc eden, netice veren Sebebiyet veren, meydana getiren Bir şeyin neticelenmesine sebep olan MÜNTİF (Netf den) Kılları döken Koparan, çeken MÜNTİN (Netânet den) Pis kokan, kokmuş Bozuk Müteaffin MÜNÜH Tüketici MÜNYE Arzu edilen, istenilen şey Maksad Temenni olunan MÜNZECİR Yasak edilmiş, men edilmiş, yapılmaması emredilmiş, alıkonulmuş, mâni olunmuş MÜNZEL(E) (Nüzul den) İndirilmiş, yukardan aşağıya kısım kısım inmiş olan MÜNZELİK Kaygan, kaypak MÜNZEVİ Yalnız başına çekilip kimse ile görüşmeyen, çekilip tek başına bir tarafta duran * Yalnızlık içinde ibadet eden MÜNZEVİYÂNE f İnzivaya çekilircesine, tek başına kalır gibi MÜNZİL İnzal eden, aşağı indiren Bir şeyi indiren MÜNZİR (Nezir den) Olacak bir şeyi haber vererek korkutan, akibetin kötülüğünü bildiren * Kâfir ve münafıkların Cehennem´e gideceğini haber veren MÜNZİRÂT Haber verip kötülüğünü söyleyerek korkutanlar MÜNZÜ (Bak: Müz) |
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M Harfi |
|
|
#30 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük Lügat M HarfiM Harfi MÜPHEM (Bak: Mübhem) MÜPTELA (Bak: Mübtelâ) MÜR´AB Kesilmiş, parça parça olmuş MÜRAAT Riayet, saygı göstermek * Korumak, hıfzetmek, saklamak * Riayet etmek * Bir şeyin akibetinin ne olacağını gözetmek Söze kulak vermek * Bir kimsenin hakkına riâyet eylemek * Göz ucuyla bakmak MÜRAAT-I NAZÎR Edb: Mânâca birbirine uygun kelimeleri bir cümlede toplamak MÜRABAHA (Bak: Murabaha) MÜRABATA Bağlamak * Düşman gelecek yerleri gözleyip sakınmak MÜRABİT (Bak: Murabıt) MÜRACAAT (Rücu´ dan) Geri dönmek * Baş vurmak, izin almak için veya bir iş için alâkadarlarla görüşmek * Mütalâa istemek, danışmak MÜRACAATGÂH f Müracaat olunup başvurulacak yer MÜRACAHA (İyilikte) Üstün gelmek için yarışma MÜRACCEB Muazzam, hürmetli MÜRADEFE Müradiflik İki veya daha fazla kelimenin aynı mânada olması * Arkadaşlık, beraber yolculuk MÜRADEFE Binekleşmek * Ardlaşmak MÜRADESE Taş atmak MÜRADİF Diğer bir kelime ile mânâsı bir, eş ve aynı olan * Refik, yoldaş MÜRAFAA (Bak: Murâfaa) MÜRAFAKA Yoldaşlık MÜRAFIK (Bak: Murâfık) MÜRAFİ´ Mürafaaya giden Duruşmaya giden MÜRAGAME Gadap etmek, hiddetlenmek, kızmak MÜRAH Davarın gece gelip yattığı yer MÜRAHAKA Büluğ çağına, oniki yaşına yaklaşmak MÜRAHENE (Rehn den) Bahse girişme * Rehine koyma MÜRAHHİM (Rahmet den) Rahmetle yâd eden Rahmetle anan MÜRAHİK Büluğ yaşına yaklaşmış erkek çocuk Büluğ yaşına, yani oniki yaşına girip de baliğ olmayan erkek çocuğa denir On beş yaşına kadar baliğ olmasa yine bu isim verilir Kız çocuğuna ise: Mürâhika denir MÜRAÎ İki yüzlü kimse, dalkavuk, riyakâr, münafık MÜRAİYÂNE f İki yüzlülüğe yakışır surette, münafıkçasına MÜRAKA Deriden yolunan yün Yolup davara verilen ot MÜRAKADE Uyumak MÜRAKASA Raksetmek, oynamak MÜRAKKIK Yufka MÜRAMAT (Remy den) Birbirine atma Atışma MÜRARE (C : Mirâr) Bir acı otun ismidir (Acılığından yerken hayvanın dudağı yarılır ) MÜRASELAT Mektuplaşmalar Resmi mektuplar MÜRASELE Haberleşme, mektuplaşma MÜRAŞE Bir kimsenin üzerinde olan küçük hak MÜRATA Yüzden veya başka yerden yolunan kıldan düşen MÜRATANE Acem dilini konuşmak MÜRAVAZA İyi muamele, güzel ve iyi davranma MÜRAVEDE (Revd den) İsteme İstek, taleb, arzu MÜRAVEGA Taleb etmek, istemek * Güreşmek, güreş tutmak MÜRAVEHA Çeşitli nesnelerin kâh birini ve kâh birini işlemek MÜRAVİH Uzaklaştıran MÜRAYAT (Rü´yet den) İkiyüzlülük * Gösteriş MÜRAZA(T) Rızâlaşmak, râzı olmak MÜRAZAA Emzirmek MÜRAZAHA Ok ile atışmak MÜRAZEME Yaş üzümü ekmekle yemek * Yemekte sohbet etmek MÜRCİA Sonunda menfaati olan şey MÜRCİE Ehl-i Sünnet mezhebine muhalif ve dalâlet ehli olan bir fırka MÜRCİF (Recefe den) Fitne ve fesad için iftiralar ve yalan haberler neşrederek ortalığı karıştıran Yalancı * Mutlak bir şey ile meşgul olan * Yer sarsıntısı Zelzele MÜRD (Mürde) f Ölmüş, ölü MÜRD (Emrüd C ) Sakalı belirmemiş genç yiğitler MÜRDEDİL Gönlü ölmüş, katı yürekli, ham, hissiz, duygusuz insan MÜRDEGÂN (Mürde C ) Ölüler, emvât Ölmüşler MÜRDEŞU (Mürdeşuy) f Ölü yıkayıcı MÜREA (C : Müru) Turaca benzer bir kuşun adı MÜREBBA (Bak: Murabbâ) MÜREBBEB Büluğ yaşına kadar beslenip terbiye olunmuş * Güzel kokularla hoş ve lâtif olmuş MÜREBBİ Terbiyeci, terbiye eden, yetiştiren, ders veren Pedagog * Besleyen MÜREBBİ-İ DİL Kalbi ıslah ve terbiye eden MÜREBBİB Çocuğu büluğa erene kadar besleyen MÜREBBİYE Çocuk terbiyesiyle meşgul olan kadın MÜRECCA´ Tekrar avdet olunmuş, tekrar geri dönülmüş MÜRECCAH (Rüchân dan) Daha ileride kabul edilen, üstün tutulan, tercih edilen MÜRECCAHİYET Üstünlük, müreccah oluş (Bir tâne sıdk, bir harman yalanları yakar; bir tâne hakikat bir harman hayalâta müreccahtır M ) MÜRECCEB Kutlu, mübârek MÜRECCİH Tercih eden, üstün tutan, bir şeyi daha iyi ve mühim gören * Tercih ettiren sebep * Meyilli ve sakil, ağır şey MÜRECCİL Kazancı MÜRECCİM Sözü tam söyleyip yerli yerince edâ ve beyân eden MÜRECHAN Eğik ve eğri MÜREDDED Bir hususta hayran ve sergerdan olmuş, şaşırmış olan MÜREDDEDE İhtimâller arasında bırakılan, tereddüt içinde bulunan MÜREDDEF Edb: Redifli olan manzum söz * Peşinden yürütülmüş MÜREFFEH (Rüfuh dan) Terfih edilmiş, rahata, refaha kavuşturulmuş * Nizam-ı hâle, refah ve huzura kavuşmuş olan MÜREFFEHEN Rahat Rahat ve bolluk içinde olarak MÜREFFİH (Rüfuh dan) Rahatlandırıcı, rahat ettirici * Refaha eren Rahat ve bolluğa kavuşan MÜREFREF İnce, nazik kumaştan yapılmış * Dalları sallanan nâzik lâtif ağaç * Sürü sürü, grup grup * Yeşil elbise MÜREHHEB Korkutulmuş, terhib edilmiş MÜREHHİB Korkutan, terhib eden MÜREHHİBÂNE f Korkuturcasına MÜREKKEB (Rükub dan) Terkib edilmiş, bir kaç maddeden yapılmış * Yazı yazmaya mahsus boya terkibi * Karışmış, muhtelit * Bitecek yer, münbit * Asıl, esas MÜREKKEBÂT Mürekkepler Bir kaç cisimden, elemandan yapılmış olan MÜREKKEZ (Rekz den) Dikilmiş, rekzolunmuş MÜREKKİB (Rükub dan) Terkib eden Bir birleşiği meydana getiren MÜRESSEM (Resm den) Yapılmış, çizilmiş resmolunmuş Resmi yapılmış * Çiçekler ve resimlerle süslenmiş MÜRESSİL Yavaş, güzel ve ihtiyatla okuyan MÜRESSİM (Resm den) Resmini yapan Tersim eden MÜREŞŞAH Terbiye edilmiş * Damla damla süzdürülmüş MÜRETTEB Tertib edilmiş, dizilmiş, yerli yerine konulmuş, sıralanmış * Kasden uydurulmuş * Tayin edilmiş Bir şey, bir yer için ayrılmış * Sonradan kurulmuş MÜRETTEBAT Tertib edilmiş olanlar * Bir iş için hazırlanmış kimseler * Gemide çalışan şahıslar MÜRETTIB Rutubet veren MÜRETTİB (Retb den) Tertib eden, nizâma, sıraya koyan * Matbaada harfleri ve yazıyı yerine dizen MÜRETTİBHANE Matbaalarda yazıların dizilip sahife şeklinde tertib edildiği yer MÜRETTİBÎN (Mürettib C ) (Retb den) Mürettibler Tertib edenler, nizama koyanlar MÜRETTİL Kur´ân-ı Kerimi ağır ağır ve tecvid kaidelerine göre okuyan MÜREVVA´ Aklı, fikri, görünüşü ve düşünüşü sağlam olan kimse MÜREVVAH İyi edici, iyileştiren MÜREVVAK Süzülmüş, tortusu giderilmiş MÜREVVEH Kokulandırılmış, râyihalandırılmış * Rahatlandırılmış MÜREVVİC (Revâc dan) Tervic eden, geçiren, itibâr veren, yürüten Tervicine sebep olan, itibâr eden MÜREVVİH Kokulandıran, râyihalandıran * Rahatlandıran MÜREYRA Buğday arasındaki "delice" dedikleri nesne MÜREYTA Göğüsle kasık arası MÜRG f Merg Kuş MÜRG-İ BÂG Bülbül MÜRG-İ BÂL-ŞİKESTE Kırık kanatlı kuş MÜRG-İ ÇEMEN Bülbül MÜRG-İ DİL Gönül kuşu MÜRG-İ NÂMEBER Güvercin MÜRG-İ RUZ Güneş MÜRG-İ SEHER Seherde öten kuş, bülbül MÜRG-İ SUBH Bülbül MÜRG-İ SÜLEYMAN Çavuş kuşu Hüdhüd MÜRG-İ TARAB Şarkı söyliyen Hânende, okuyucu * Güvercin * Bülbül MÜRG-İ ZER Güneş MÜRG-İ ZERRİN Sülün MÜRG f Sümük MÜRG-AB f Su kuşu * Kurbağa * Ördek MÜRGAN f Kuşlar MÜRGANE f Kuşlara yakışır şekilde Kuşlar gibi * Kuş yumurtası MÜRGBAZ f Kuşçu Kuş yetiştiren MÜRGDİL f Kuş yürekli Korkak MÜRGEK f Küçük kuş Kuşcağız MÜRGZAR f Kuşu çok olan yer Kuş bahçesi MÜRHA İyi huylu kişi MÜRHE Karışmamış, saf, katıksız MURÎB şüpheli şüphelendirici MÜRİD İrade eden, istiyen * Tarikata girmiş olan Şeyhin veya mürşidin şakirdi, talebesi MÜRİDÂN f Müridler MÜRİDÂNE f Tarikata girmiş gibi Aşk ve incizabla istiyerek, mürid gibi dua ederek MÜRİDD Cima hırsı ve iştihası galip kişi * Suyu çok olan deniz MÜRİH İcat edici * Rahat edici MÜRİZZA Köremez dedikleri taam ki süt ve yoğurt ile yapılır MÜRKAB Baş ve boyun derisi Baş ve boyundan soyulan deri MÜRKID Uyutucu ilâç MÜRN Yumuşaklık MÜRR Acı * Arap beldesinde bir ağacın zamkı MÜRRAN Lübnan dağında yetişen bir ağaç MÜRRANE Süngü MÜRRE (C : Mür) Acı MÜRSA Geminin demir attığı yer (Bak: İrsa) MÜRSAT Demir atmış gemi Lengeri atılmış gemi MÜRSEL (Resel den) İrsal olunmuş, gönderilmiş, yollanmış * Nebi Peygamber MÜRSELÂT Gönderilen şeyler * Melekler * Kur´anın 77 suresidir Urf Suresi de denir Mekkîdir MÜRSELE İrsal edilen, gönderilen * Mektup, pusula, kâğıt MÜRSELÎN Gönderilenler Peygamberler Allah tarafından insanların doğru yola çıkarılmaları için gönderilen elçiler (Bak: Resul, Mefhar-i Kâinat, Münacat) MÜRSELÜN İLEYH Fık: Kendisine bir şey gönderilmiş olan Söz kendisine tebliğ olunan kimse (Bak: Mürsel) MÜRSİL Gönderen, yollayan, ulaştıran MÜRSİL-İ MEKTUB Mektub gönderen MÜRSİYE Çakılmış Yerleştirilmiş MÜRŞİD (Rüşd den) İrşad eden, doğru yolu gösteren, gafletten uyandıran Peygamber vârisi olan, kılavuz Tarikat piri, şeyhi MÜRŞİD-İ A´ZÂM En büyük mürşid MÜRŞİD-İ EKBER En büyük mürşid * Kur´ân-ı Kerim veya Hazret-i Peygamber (A S M ) (Bak: Mefhar)(Arkadaş! Şu Zât-ı Nuranî (A S M ), mürşid-i imanî, Resul-ü Ekrem, bak nasıl neşrettiği hakikatın nuruyla, hakkın ziyasiyle, nev-i beşerin gecesini gündüze, kışını bahara çevirerek âlemde yaptığı inkılab ile âlemin şeklini değiştirerek nurani bir şekle sokmuştur Evet o Zâtın nuranî güzelliğiyle kâinata bakılmazsa, kâinat bir mâtem-i umumi içinde görünecekti Bütün mevcudat birbirine karşı ecnebi ve düşman durumunda bulunacaktı Cemadat, birer cenaze suretini gösterecekti Hayvan ve insanlar, eytam gibi ve firakın korkusundan vâveylalara düşeceklerdi Ve kâinata harekâtiyle, tenevvü´üyle ve tagayyüratiyle, nükuşiyle tesadüfe bağlı bir oyuncak nazariyle bakılacaktı Bilhassa insanlar, hayvanlardan daha aşağı, zelil ve hakir olacaklardı İşte o Zâtın telkin ettiği imân nazariyle kâinata bakılmadığı takdirde, kâinat öyle korkunç, zulümatlı bir şekilde görünecekti Fakat o Mürşid-i Kâmil´in gözüyle ve iman gözlüğüyle bakılırsa; her taraf nurlu, ziyadar, canlı, hayatlı, sevimli, sevgili bir vaziyette arz-ı didar edecektir Evet, kâinat iman nuruyla mâtem-i umumî yeri olmaktan çıkıp mescid-i zikir ve şükür olmuştur Birbirine düşman telâkki edilen mevcudat, birbirine ahbab ve kardeş olmuşlardır Cenaze ve ölü şeklini gösteren cemadat, ünsiyetli birer hayattar ve lisan-ı hâliyle Hâlikının âyâtını nâtık birer müsahhar memuru şekline giriyorlar Ağlayan, müteşekki ve eytam kıyafetinde görünen insan, ibadetinde zâkir, Hâlikına şâkir sıfatını takınıyor Ve kâinatın harekât, tenevvüat, tegayyürat ve nukuşu abesiyetten kurtuluyor Rabbanî mektuplar, âyât-ı tekviniyeye sahifeler, Esma-i İlâhiyeye âyineler suretine inkılab ederler![]() ![]() M N ) MÜRŞİDÂNE Mürşid olan kimseye yakışır şekilde MÜRŞİDÎN (Mürşid C ) Mürşidler, doğru ve selâmetli yolu gösteren kimseler MÜRTAGİB (Ragbet den) Rağbet eden, istek gösteren MÜRTA´IB Korkan, korkak MÜRTAKİ İlerliyen, terakki eden Yükselen, yukarı çıkan MÜRTAZ Perhizkâr MÜRTEBA´ Bahar günlerinde ikâmet edecek yer Yazlık Sayfiye yeri MÜRTEBİS Ekmek veren MÜRTEBİT (Murtabıt) Bağlı, birbirine bitişik, bağlantılı, beraber MÜRTECA (Recâ dan) Ümit ve rica olunan şey Umulmuş olan MÜRTECEL Düşünülmeden hemen söylenmiş söz veya şiir * Kelimenin lügat mânası ile ıstılah mânası arasında münasebet bulunmayan kısmına mürtecel; münasebet bulunan kısmına da menkul denir * Fık: Konuşulandan başkasına bir alâka bulunmaksızın sarih bir ihtimal ile kullanılan lâfızdır Meselâ: Süreyya lâfzı belli bir yıldızın adı olup her hangi bir şahsa isim olarak da kullanılır, her ikisi arasında bir alâka yoktur MÜRTECİ (Recâ dan) Arzulu, ümitli, ümitvâr olan MÜRTECİ´ (Rücu´ dan) Geri dönen, geri dönmek isteyen İrticâa giden * Her cihetle en yüksek saadet ve selâmete sevkeden İslâmiyete muhalefetle İslâmdan önceki câhiliyet ve ahlâksızlığa dönmek isteyenlerin vasfı * İslâmiyete muhalif olanların; hakikat, İslâmiyet ve iman fedakârlarına, İslâmiyetin Asr-ı Saadetteki hâlisiyyetine dönmek isteyenlere taktıkları isim (Eğer, meşrutiyet bir fırkanın istibdadından ibaretse, bütün ins ve cinn şâhid olsun ki, ben mürteci´im ve şeriatın bir tek mes´elesine ruhumu feda etmeğe hazırım Ş )(Kanayan bir yara gördüm mü, yanar tâ ciğerim Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim Adam aldırma da geç, git diyemem, aldırırım Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım Zâlimin hasmıyım amâ, severim mazlumu İrticâ´ın şu sizin lehçede mânâsı bu mu İşte ben mürteci´im gelsin işitsin dünya Hem de baş mürteci´im patlasanız çatlasanız Hadi, kanununuz assın beni, yahut yasanız![]() )Mehmed Akif (R Aleyh) MÜRTECİL Hemen, düşünmeden şiir söyliyen veya karşılık veren Hazırcevap MÜRTECİLÂNE f Düşünmeden hemen şiir veya söz söyliyene yakışır surette MÜRTECİLEN Hemen şiir veya söz söyleyerek Düşünmeden cevap vererek Hazırcevaplıkla MÜRTECİM Birbiri üstüne istif olmuş olan MÜRTECİR Kişnemesi güzel olan at MÜRTED İrtidad eden İslâm dininden dönen (İrtidat, din-i celil-i İslâmı kabul ettikten sonra dönmektir Yâni: Esasen müslüman olan veya bilâhare İslâm dinini kabul etmiş bulunan bir şahsın, bilâhare dönüp başka bir dine intisab etmesi veya hiçbir din ile mukayyed bulunmayıp inkâr-ı mahza sapması demektir Bu hale "riddet" de denir Böyle bir şahsa da "mürted" denir Ist Fık K )(İslâmiyet, sair dinlere kıyas edilmez Bir müslüman, İslâmiyetten çıksa ve dinini terketse, daha hiçbir Peygamberi kabul edemez; belki Cenâb-ı Hakkı dahi ikrar edemez ve belki hiçbir mukaddes şeyi tanımaz; belki kendinde kemalâta medar olacak bir vicdan bulunmaz, tefessüh eder Onun için İslâmiyet nazarında, harbî kâfirin hakk-ı hayatı var Hariçte olsa, musalâha etse; dâhilde olsa, cizye verse; İslâmiyetçe hayatı mahfuzdur Fakat mürtedin hakk-ı hayatı yoktur Çünkü vicdanı tefessüh eder, hayat-ı içtimaiyyeye bir zehir hükmüne geçer Halbuki Hristiyanın bir dinsizi, yine hayat-ı içtimaiyeye nâfi´ bir vaziyette kalabilir Bazı mukaddesatı kabul eder ve bazı Peygamberlere inanabilir ve Cenab-ı Hakk´ı bir cihette tasdik edebilir M )(Ecnebi dinsizleri gibi de olamazsın Çünkü onlar bir peygamberi inkâr etse, diğerlerine inanabilirler Peygamberleri bilmese de, Allah´a inanabilir Bunu da bilmezse, kemalâta medar bazı seciyeleri bulunabilir Fakat bir müslüman, en âhir ve en büyük ve dini ve dâveti umumi olan Âhirzaman Peygamberi Aleyhissalâtü Vesselâm´ı inkâr etse ve zincirinden çıksa, daha hiçbir peygamberi, hatta Allah´ı kabul etmez Çünkü bütün peygamberleri ve Allah´ı ve kemâlâtı onunla bilmiş Onlar onsuz kalbinde kalmaz Bunun içindir ki, eskidenberi her dinden İslâmiyete giriyorlar Ve hiçbir müslüman, hakiki yahudi veya mecusi veya nasrani olmaz Belki dinsiz olur, seciyeleri bozulur; vatana, millete muzır bir hâlete girer Ş )(Maahâza beşeriyetin hakiki bir din dâiresinde umumi bir uhuvvet teşkil ederek mesudane yaşaması, müslümanlıkta bir gayedir Umum beşeriyetin menfaatleri de bunu muktezidir Binaenaleyh hakiki bir din olan İslâmiyetin mehasin ve mealisini anlamış olması iktiza eden bir müslimin bilâhare bu gayeye muhalif hareket etmesi; hem kendisinin, hem de âmmenin menfaatlerine münafi âhenk-i umumiyi ihlâle bâdi olacağından hakkında böyle bir cezayı müstelzim olur Umumun selâmeti için böyle bir cezanın vücuduna ihtiyaç vardır Ist Fık K )İslâm dini, maddî ve mânevî; ferdî ve ictimaî bütün iyilikleri kendinde topladığından, İslâmiyeti terketmek, bütün iyilikleri terketmek demek olur Bu itibarla mürtedde hiçbir hayır ve salâh kalmaz, canavar bir hayvana inkılab eder MÜRTEDİ´ Yasak olan şeyleri yapmayan, onlardan kaçınan MÜRTEDİF Arkasından giden, ardına düşen * Hayvana binen kimsenin ardına binen MÜRTEFAK Rahat olacak yer MÜRTEFİ´ (Ref´ den) İrtifâ eden, yükselen, yükselmiş, yüce MÜRTEFİD Kazanan, faydalanan, edinen MÜRTEHEN (Rehn den) İpotek edilen Rehin olarak alınan MÜRTEHİL (Rıhlet den) Göç eden, irtihal eden Dünyadan göçen, ölen MÜRTEHİN (Rehn den) Rehin eden Rehin olarak alan MÜRTEHİS Ucuz sayan İrtihas eden MÜRTEHİZ Rezil ve kepaze olan İrtihaz eden MÜRTEÎ Çayırda otlayan MÜRTEİB (Ru´b dan) Korkan MÜRTEİD (Ra´d dan) Ürken, korkan Korkup titreyen MÜRTEİŞ (Ra´ş dan) Titreyen MÜRTEKIB (Rükub dan) Bekleyen, gözleyen, uman * Göz hapsine alan MÜRTEKIŞ Birbirine giren Karmakarışık olan MÜRTEKİB (Rukub dan) İrtikab eden, kötü iş yapan * Rüşvet alan ve yiyen MÜRTEKİBÎN (Mürtekib C ) İrtikâb edenler Kötü iş yapan kimseler * Rüşvet alan ve yiyen kişiler MÜRTEKİZ (Rekz den) Yerli yerinde sağlamca duran MÜRTEMÎ Keşif kolu Karakol MÜRTES Muharebede yaralanıp, savaş meydanı dışına nakledildikten hemen sonra vefat eden İslâm mücâhidi MÜRTESEM (Resm den) Resmolunmuş Resimlenmiş MÜRTESİH Sağlam, sıkı ve sabit olan MÜRTESİM İrtisam eden, resmi çıkan Görünür hâle gelen MÜRTESS Duyulmuş, işitilmiş MÜRTEŞİ (Rişvet den) Rüşvet alan, irtişa eden MÜRTEŞİF Yudum yudum içen MÜRTEŞİH (Reşh den) Süzülmüş MÜRTEVİ Suya kanmış MÜRTEZA Beğenilmiş, seçilmiş, ihtiyar olunmuş MÜRTEZİK (Rızık dan) Rızıklanmış, rızık bulmuş, rızıklanan MÜRTEZİKA (Rızk dan) Ulufe sahipleri MÜRTİME Yetimleri olan kadın MÜRUC (Merc C ) Çayarlar,otlaklar, çayırlıklar MÜRUD Âdet etmek MÜRUDET Son derece dikbaşlık gösterme Çok fazla âsilik yapma MÜRUE Adamlık, insanlık MÜRUK Sâfi, süzülmüş nesne * Süslü perdeler takılmış olan ev MÜRUK Okun yaydan çıkıp nişanın diğer tarafına geçmesi * Dinden huruç etmek, mürtedlik MÜRUR Geçmek, gitmek Bir taraftan girip öteden çıkmak * Sona erme, nihâyet bulma MÜRUR-U ZAMAN Zamanın geçmesi * Bir iş ve dâva hakkındaki belli bir zamanın geçmesiyle o iş ve dâvanın hükümden düşmesi MÜRURİYE Bir köprüden veya yabancı memleketden geçerken verilen para MÜRUR VE UBUR Geçmek ve atlamak MÜRUT Acele etmek * Yolmak MÜRÜVVET İnsaniyet İnsanlığa uygun olan şeyi yapmak Güzel ve iyi şeyleri alıp, kötü şeyleri ve hâlleri bırakmak * Ana baba saadeti * Mertlik, yiğitlik * Reculiyet MÜRÜVVETKÂRÂNE f Yiğitçesine Mertçesine * Mürüvvetlicesine MÜRÜVVETMEND f İyiliksever, cömert * Mürüvvetli, insâniyetli MÜRVARİD f İnci MÜRZEBE Musibet, belâ * Eksik, noksan MÜRZI´ Emziren, emzirici
|
|
|
|