Kapadokya - Konaklama Otel Tanıtımı

Eski 10-14-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Kapadokya - Konaklama Otel Tanıtımı




Hitit ve Frig mitolojisinde Kapadokya Nevsehir bölgesi volkan tanrilarinin olusturdugu, yagmur ve rüzgar tanrilarinin yumusak ve sihirli ellerinde Doga ve tarihin Dünyada en güzel bütünlestigi yerdir

Cografik olaylar Peribacalarini olustururken, tarihi süreçte, insanlar da, bu peribacalarinin içlerine konut oymus, kilise oymus ve fresklerle süsleyerek, binlerce yillik yasli medeniyetlerin izlerini tasimistir günümüze Bu akilalmaz kültür hazinesini kurtarabilmek, baskalarina kaptirmamak için Miletli Thales bile, Lidya Krali'nin Pers istilalarina karsi koyabilmek için, Kizilirmak’i (Halys) ikiye bölerek orduyu karsiya geçirmis ve tarihteki ilk bilimsel hesaplarini yine buralarda gerçeklestirmistir Nevsehir Kapodokya’nin baskentidir Ancak, Kapodokya'nin sohreti günümüzde öylesine artmis ve sinirlarindan öylesine tasmistir ki, Nevsehir'in adi Kapadokya'nin içinde kaybolmaya yüz tutmustur Bu nedenle burada, Nevsehir bölgesinin tarihi-kültürel konumu bütünündeki yerini sunmayi amaçladik

Avanos, Zelve, Göreme çevresinin tabii güzellikleri ve kültürel zenginlikleri yüzyillar boyunca tarih yazarlarinin ve seyyahlarinin ilgisini çekmistir Kapadokya Persler döneminde "Katpatuka" adiyla anilmaya baslamis ve Katpatukka iyi at yetistirilen bölge anl----- gelmistir Ancak kelimenin Hatti, Luvit, Hitit ve Asurlu oldugu tartismasi hala gündemdedir Bu alanda at ve atçilikla ilgili kaynaklar da mevcuttur Büyük Devlet zamaninda da (MÖ 1460-1190), Hititler at yetistirmeye büyük onem veriyorlardi Bu maksat için Mitanni memleketinden uzman at yetistiricileri getirttikleri ve onlarin tavsiyelerini tabletlere yazdirarak kusaktan kusaga naklini sagladiklarini anliyoruz Gerçekten de Bogazköy Devlet arsivi arasinda Kikkuli isminde Mittanili genç bir at yetistirme uzmani tarafindan yazilmis bir eser ele geçmistir

Xenophon MÖ 401'de Amasya’li Strabon MS 18 yillarinda, Nissa'li Gregoir MS 334-394'te ve yine Maçan'li (Göremeli) genç bagci (MS 495-515) bize, yöre tarihi hakkinda önemli yazilar birakmislardir Fransa Kraliyet Sarayi tarafindan Akdeniz ülkelerine geziler yapmakla görevlendirilen Paul Lucas da bu ilginç bölgeyi seyahatnamesinde yakin dönem Avrupasi’na tanitan ilk kisidir

Kapadokya'dan Izlenimler

Dogu ülkelerinde, incelemeler yapmak üzere Fransa Krali XIV Louis tarafindan görevlendirilen Paul Lucas, Agustos 1705’de, Ankara'dan Kayseri'ye giderken, Avanos ve Ürgüp çevresine geldiginde hayretler içinde kalir Bölgenin adeta bir masal ülkesini andiran jeolojik yapisi, özellikle içinde insanlarin yasadigi ilginç kaya mekanlari, kiliseler ve içlerinin renkli dünyasi onu saskina çevirir

Paul Lucas

Lucas, memleketine döndükten sonra, gezi notlarini iki ciltlik bir seyahatname halinde 1712'de Paris’de yayinlar; Kapodokya bölgesinde gördüklerini, hayal gücünü de katarak oldukça abartili bir anlatimla tasvir ederken: "Kizilirmak’in karsi kiyisindaki eski yapi kalintilarini gördügümde, inanilmaz bir saskinliga düstüm Bunlar çok sayida hiç görülmemis piramitlerdi Hepsinin içinde güzel bir kapisi, yukari çikmak için güzel bir merdiveni ve tüm odalarin aydinlanmasini saglamak için büyük pencereleri vardi Tek bir kaya kütlesinin içine üstüste oyulmus birçok daireden olusuyorduBunlarin sayisi iki ya da üç yüz degil, iki binden fazlaydi Ilk önce bu piramitlerin eski ke?i?lere ait konutlar olabilecegini düsündüm Gördügüm bu sekiller bana ke?i?lerin basliklarini animsatti Fakat daha sonra baska degisik sekillerin de oldugunu farkettim" demektedir

Bölgeden 1714 yilinda ikinci geçisinde de bu peri bacalarini "yok olmus antik bir sehrin mezarligi" olarak nitelendirdi Bunun üzerine Kral XIV Louis'in sarayinda büyük bir skandal patladi ve Paul Lucas'in yalancilik hastaligina (mithomanie) yakalandigina inanmaya basladilar, hatta bunun için Istanbul'daki Fransiz Büyükelçisi Comte Desalleurs'tan bu yöreye gidip Paul Lucas'in dogruyu söyleyip söylemedigini arastirmasini istedi Mr le Comte Desalleurs, olayin dogru oldugunu ve binlerce piramit seklinde yapinin varoldugunu dogruladi Seyahatname yayinlandiginda Avrupa kamuoyunda büyük tartismalara yol açmistir Gravürde görülen Ürgüp ve çevresi, o günün Avrupas’i için oldukça uzak bir diyardir Üstelik Lucas'in yöre hakkinda verdigi bilgiler, Kapadokya konusunda antik kaynaklarda geçenlere de uymamaktadir Paul Lucas'in bu fantastik tasviri Bati’da büyük ilgi çekmis ancak bazilarina inandirici gelmemis ve süphe ile karsilanmistir Alman yazar CM Wieland (1733-1814) elestirilerini su cümlelerle dile getirmistir: "Herhangi eski bir yazarin kitabinda veya seyahatnamesinde en ufak bir bahsine rastlamadigimiz bu denli çok sayyda ev biçiminde oyulmus piramidlerin varligina inanmak imkansizdir"

Charles Texier

Ürgüp ve Göreme'nin daha gerçekçi tanimi ise bölgeye Lucas'tan yaklasik 130 yil sonra gelen Fransiz seyyah Charles Texier'e aittir Fransa Hükümeti tarafindan Anadolu'da arastirmalar yapmakla görevlendirilen bu ünlü mimar, 1833 ve 1837 yyllarindaki seyahatleri syrasinda Kapadokya bölgesini de ayrintili bir sekilde ele almistir Daha sonra Anadolu'daki gezi ve incelemelerinin sonuçlarini alti ciltlik "Description de I'Asie Mineure" adli anitsal eserinde gravür ve planlariyla birlikte yayinlarken "Doga, hiçbir zaman kendini bir yabancinin gözlerine böylesine olaganüstü bir sekilde sergilememistir Dünyanin hiçbir bölgesinde böylesine sürekli ve daha düssel bir tabii olay varoldugunu duymadim" demektedir

W F Ainsworth

Lucas'tan sonra bölgeye, Avrupali seyyahlar 19 Yüzyilda daha çok bilimsel amaçlarla ara?tirmalar yapmaya gelmisler ve bu degisik jeolojik yapi karsisinda saskinliklarini gizleyememislerdir Ingiliz Seyyah WF Ainsworth, volkanik vadinin gerçek disi görünümünü ?öyle aktarir: "Nehir boyunca uzanan bir vadiden geçtikten sonra, kendimizi birden bire sonsuz bir karmasa halinde çevreleyen koni ve sütun biçimli kayalardan olusan bir ormanda bulduk Çok eski ve büyük bir kentin harabelerini geziyor gibiydik Bazi koniler üstte büyük ve sekilsiz kaya parçalari tasiyordu"

W J Hamilton

1837 yili Temmuz'unda bölgeye gelen ünlü Inngiliz jeologlarindan WJ Hamilton "Kelimeler bu olaganüstü yörenin görünümünü anlatmaya yetmemektedir" diyerek Texier'in görünü?üne katilmaktadir

Feldmaresal Moltke

1838 Ekim'inde Prusyali ünlü Feldmaresal Moltke, Kayseri'den Nevsehir'e giderken Ürgüp'e ugramis; "Dimdik ve magaralarla garip bir ?ekilde oyuk oyuk olmu? bir kayaligin üzerindeki eski bir kale, kasabanin tepesinden bakiyordu Ürgüp'ün evleri tastan, son derece zarif yapilmistir Ürgüp'ün arkasindaki yayla baglarla örtülüdür ve derin vadilerle bölünmüstür Bunlarin yamaçlarinda eski duvar kagitlarda görülen resimler gibi garip kaleler yükselir" diyerek yörenin karakteristik dokusuna dikkat çekmektedir

Texier'in 1862'de yayinlanan "asie Mineure" adli kitabinda kaya kiliseleri ile ilgili bilgiler daha genis bir sekilde yer alir 1864'te ise Ingiliz mimar RP Pullan ile birlikte yayinladigi Bizans mimarisi ile ilgili eserde Ürgüp ve çevresindeki kaya kiliseleri de ayrintili bir sekilde yer almaktadir Ingiliz WJ Hamilton ise "Kelimeler bu olagan üstü yerin görüntüsünü tasvir etmeye yeterli degildir " cümlesi ile hayranligi belirtir Bilimsel arastirmalar ve yayinlar 19 yüzilin sonlarinda baslamistir Kapadokya bölgesinin fiziki yapisinin analizi ve tarihi kaynaklarinin tanitilmasi AD Mordtmann, WM Ramsey, JRS Sterret ve Ch Texier gibi bilim adamlari tarafindan gerçeklestirilmistir 1907-1912 yillarinda G de Jerphanion'in Kapadokya Kaya Kiliseleri adli anitsal eser, kaya kiliseleri, manastirlar ve içindeki duvar fresklerini sanat tarihi açisindan sistematik sekilde ele alan ilk büyük çalsmadir 1958'de Fransiz Nicole Thierry ve Catherine Jolivet rahip Jerphanion'un incelemesinde bulunmayan kiliseleri nesrederek Kapadokyanyn bugünkü söhretine erismesine yardimci olmustur

Bölgede Ilk Insan Izleri

Bölgede paleolitik izlere rastlanmakla birlikte bu tür kültürlerin tarihleri çok uzaga gitmemekte, belki son paleolitik dönemi temsil etmektedirler Her halûkarda günümüze dek ele geçen veriler bu yöndedir Bunun sebebi olarak da 'Würm' Buzulunun Anadolu platosunda uzun süre kalmis olmasi ve bilhassa volkan patlamalarinin insan yerlesimlerine müsaade etmemis oldugunu varsaymamiz gerekmektedir Ancak tüm bu kanit eksikligine ragmen Kapadokya bölgesinin nehir kiyilarinin ve tatli su kaynaklarinin bol oldugu vadiler, ilk insan oturumlarina çok müsait dogal yasam kaynaklari sunmus olduklari açiktir Çogu kez aaaal kullanimina bile gerek duymadan (zira daha sert bir tasla, örnegin obsidienle) kolaylikla oyulabilen tüf kayalarin insanlara sicak konut teskil etmis olduklarini düsünmek de yanlis olmayacaktir Vadi kenarlarindaki yüksek kaya mekanlarin da korunmaya müsait oldugu açiktir Biliyoruz ki yüzbinlerce yil insan topluluklari meyva toplayiciligi, av ve balik avciligi yaparak varliklarini sürdürmüsler ve suya olan hayati bagimlilikdan dolayi da nehir kenarlarina yerle?mislerdir Bu baglamda Kizilirmak bu tarihi görevini kuskusuz sessizce yerine getirmistir Ancak bunlari kanitlayacak izlere rastlanmamasi Kapodokya'nin yasayan dogasinin sonucu; zaman süreci içinde bu izlerin bir sonra gelenler tarafindan genisletilip tekrar oturuma sahne olmasiyla silinmekte, yok olmaktadir Bu nedenle Kapodokya kaya mekanlari tarihlendirmek çok zor, hatta bazen imkansiz olmaktadir

Kimler Geldi Kimler Gecti

Arkeolojik Bulgular

Gelveri yakininda Kita Avrupa'si kültürleri ile de baglantili bir prehistorik oldugu kadar Hitit döneminden de bölgede önemli yerlesimler ve eserlerin yani sira, Ürgüp'ün 8 km güneydogusunda Avla Tepesinde Ingiliz arkeologlari paleolotik ve neolatik döneme ait tas aletler bulmuslardir Ayni sekilde Ankara Ingiliz Arkeolojisi Enstitüsü'nün 1964-1966 yillari arasinda yaptigi prehistorik arastirmalar ortaya oldukça ilginç bulgular çikartmistir Ian Todd baskanliginda gerçeklestirilen bu yüzey arastirmalari sonucu, çogu Nevsehir, Nigde, yöresinde olmak üzere Neolotik Dönem'den baslayan bir çok yerlesme saptanmistir

Igdeli Cesme, Acigol, Tatlarin

Nevsehir il sinirlari içinde kalan Igdeli Çesme, Acigöl, Tatlarin kasabasinda çok büyük bir Neolitik çag yerlesimi bunlardan bazilaridir

Acemhoyuk

Aksaray'in 18 km kuzey batisinda Tuz Gölüne (Tatta) yakin Yesilova'da yapilan Acemhöyük kazilari oldukça ilginçtir Yapidaki buluntulari IV yy sonu, VII yy ortasina iliskindir Bizans yapilarinin altinda, düzenli dizilmis evlerden olusan bir yerlesme ortaya çikarilmistir Buluntulardan, buranin tarimla ugrasan savunmasiz bir yerlesme oldugu anlasilmaktadir Bizans yerlesmesinden sonraki katin (III kat) Roma Döneminden olmasi gerekirken, Helenistik özellik tasiyan seramikler ve MÖ I yy ile MS I yy arasina tarihlenebilir Bunun altindaki yaklasik dört metrelik bir kültür kati da yine Helenistik Dönem'e iliskindir Dört mimari kattan olusan bu yerlesmelerin hemen tümünde yangin, deprem izleri görülmektedir IV kat yerlesmesi siddetli yanginla son bulmustur V katta ise üstlerine gelen bir seyden korunmaya çalisan, kivrilmis iki yasli insan bedeni korkunç bir depremi çok açik olarak anlatmaktadir Yanginla yikilmis VII katta da iki genç insanin kivrilmis vücutlari bulunmustur VIII kattan sonra megaron planli evler görülmeye baslar XVI katta dolma set üstüne oturan kerpiçten sur duvari ortaya çikarilmistir MÖ 600-500'e tarihlenen XVII katta , geometrik motifli, parlak al seramikler bulunmustur XIX-XXIV katlar arasinda Hitit ve Ilk Bronz Çag kültür kalintilari vardir XIX XX, XXII katlarda basit teknikle yapilmis sur kalintilari, Hitit geleneginden kaplar bulunmustur MÖ 4000 yillarina kadar uzanan kalkolitik ve erken Bronz Çagi kalintilari düzenli bir sekilde saptanmistir

Haci Bektas Hoyugu-Topakli Hoyuk

1968 yilinda Haci Bektas höyügu (Sulucakarahöyük) bölgede eski Hitit'ten baslayarak Orta Hitit, Frig, Roma, Geç Roma ve Bizans izleri vermesi Topakli Höyükte Italyanlar'in 1967'de baslattigi kazilarda Ilk Bronz Çag'dan Bizans Dönemi'ne uzanan 24 mimari kat ortaya çikarilmis olmasi, Nevsehir yöresinin çok eski bir oturum yeri oldugunu kanitlamaktadir

Kultepe-Kanes-Avonos

Yerlesik hayata geçisten itibaren, yerlesim birimleri arasinda, temel ihtiyaçlarin karsilanmasi için ticaret ve benzeri iliskiler dogmus ve ihtiyaç duyulan temel maddelere sahip olan ve üreten birimler her devirde önemli merkezler haline gelmistir Eski Bronz Çagi (MÖ3200-1950) sonlarinda, Asurlu tüccarlar Kizilirmak yayi içindeki bölgeye "Hatti Ülkesi" derlerdi Kuzey Mezopotamya'daki Asur sehri tüccarlari Iç Anadolu'da genis ve etkili bir ticaret agi kurmuslardir (MÖ 1950-1750) Bu ticaret aginin merkezi Kayseri yakinindaki Kültepe-Kanes'dir Biraktiklari onbinlerce pismis topraktan ticaret mektuplarinda dokuz büyük ticaret merkezinin ve yüzlerce küçük sehrin isimleri görülür Bunlarin arasinda Nenessa'yi da görmekteyiz Bunun yaninda Aksaray'dan Kayseri'ye giden dogal ana yollardan birisi Kizilirmak kenaridir Hititler zamaninda iskân gördügüne dair bilgiler vardir Ancak Asur tabletleri bugün Nevsehir sinirlari içinde bulunan Avanos hakkinda degerli tarihi kanitlari sunmakta ve Nevsehir bölgesinin tarihini Avanos'un tarihini takip ederek bilebilmekteyiz

Incesu-Aksaray-Konya-Bor-Nigde-Eregli

JC Gardin ve PGarelli; MÖ19 yüzilin baslarina ait, Asurlular'in ticaret yollarini incelerken, ticari sinirlarin Incesu, Aksaray, Konya, Bor, Nigde ve Eregli bölgelerine kadar uzandigini tesbit ettiklerinde, Nenessa ve Washania'nin bu bölgenin sinirlari içinde oldugunu gördüler Ayrica tabletler, iki Asurlu tüccarin Kanes'ten (Kayseri-Kültepe) Burushattum'a (Acemhöyük) dört günde gitmek için sürekli Washania, Nenessa ve Ullama'da geçtiklerini yazmaktadir 1926'da da dilbilimcisi Emile Forrer, Bogazköy Hitit Kraliyet Arsivleri'nde yaptigi arastirmalar sirasinda bir tablette Zu-Winassa sehrinin adini okudu Zu-Winassa Hitit, Nenessa Asur dilinde ayin sehri isaret ediyor olmaliydi Nenessa, (veya Nissa'li Gregoir'in bahsettigi St Vanot) NTherry'nin çalismalarina göre Venessa ve Avanos'a dönüsmüstür Osmanli belgelerinde Avanos, "Enes, Uvenez, Evenez" olarak geçer

MÖ 2000 yillarinda orta Anadolu'da sehir devletlerini görmekteyiz Bu devirde Hititler Orta Anadolu'ya yani Hatti ülkesine gelerek MÖ 1750 yillarinda hakimiyet kurmuslardir MÖ 1200 yillarinda Trakya'dan gelen kavimler ve Akdeniz-Ege kavimleri Homeros'un destanlarina konu olan Troia'ye ezerek Hitit Imparatorlugu da yikmislardir Anadolu bu istilalarla 400 yilllik karanlik devre gömülmüs ve bölgeye Frigler sahip olmustur

Bor-Tiyana-Kemerhisar

MÖ 800 yillarinda Hitit Tabal kralliginin tekrar bölgede görüldügüne tanik olmaktayiz Tabal kralligi at yetistiriciligi ile söhret kazanmis ve MÖ 700 yillarinda ortadan kaldirilmistir Bu kralligin merkezi Bor civarindaki Tuvannadir (Tiana-Kemerhisar) Kapadokya bölgesinin ilk halklari Hattiler, Luviler ve Hititler'di Bu bölgede IÖ III binyil sonuyla ikinci binyil baslarinda Asurlular ticaret kolonileri kurmuslardi (Asur ticaret kolonileri çagi) Kültepe'de (Kanes) bulunan ve "Kappadokia tabletleri" diye adlandirilan Asurca çivi yazili tabletler (IÖ ikinci binyil basi) Anadolu'nun ilk yazili belgeleridir Tabletler üzerinde yapilan çalismalar ve yazinin okunmasi, bunlarin Asurlu tüccarlara ait oldugunu ortaya koydu Dönemin toplumsal ve siyasal yas----- isik tutan bu tabletler aslynda ticari ve ekonomik sözlesmelerdi Bu belgelere göre bu dönemde Orta Anadolu'da, merkezi bir yetkiye bagli olmayan, küçük yerel kralliklar, beylikler vardi Bunlar genellikle küçük bir bölgeyi ellerinde tutuyor ve baris içinde yasiyorlardi

Kanes (Kultepe)-Hacibektas-Karaburna-Topada (Acigol)-Gulsehir-Zile

Dönemin en önemli kenti olan Kanes (Kültepe), Anadolu'daki ticaret etkinliginin merkeziydi IX, yüzyilin ikinci yarisinda çok genisleyen Tabal Kralligi bölgeyi tamamen ellerine geçirmislerdir Hacibektas-Karaburna, Topada (Acigöl), Gülsehir-Sivasa (Gökçetoprak) da çikan hiyeroglif kaya yazitlari bunu göstermektedir

Hitit Imparatorlugu'nun çekirdegini olusturan bölge daha sonra Phrigialilar'in, Persler'in egemenlik alanina girdi Bundan sonra bölge Kimmerlerin, Iskitlerin istilasina ugramis, MÖ700 yy dan hemen sonra Lidya, Med ve Pers imparatorluklarinin egemenligine girmistir VI yy dan itibaren Nevsehir ve yöresinin Lidyalilarin egemenligine girdigini görüyoruz

VI yüzyilin ortalarinda Lidya krali Cresus, Pers ataklarini durdurmak için Kizilirmnak'i geçer (MÖ 575-546) Cresus'a irmagi asmanin çaresini Miletoslu Thales göstermistir Tarihçi Heredot bunu söyle anlatiyor; "O sirada onun konak yerinde bulunan Thales, derin bir hendek kazdirdi, konak yerinin üst yönüne dogru ve yarim ay biçiminde; öyle ki eski yatagindan sapan irmak konak yerinin ters yönünden giriyor ve çevresini dolandiktan sonra gene ilk yatagina dönüyordu; ve böylece ikiye bölünmüs olan irmagi asmak daha kolay olmustu"

Bu savasta Creus'un yenilmesiyle yöre Perslerin (Ahamenid) eline geçer Persler, halki göçe zorlamadilar Ancak, büyük topraklarin yönetimini Pers kökenli asker-soylulara, halkin yerel dinsel önderlerine biraktilar Buralarda yerel kültür Pers kültürü kaynasti; Heradot Perslerin kültürel yapisini ise söyle anlatir:

"Tanri heykeli, tapinak, sunak gibi seyleri yapmayi bilmezler; kurbanlari dag baslarinda keserler ve Zeus dedikleri de tanrisal gök kubbedir Günese, aya, topraga, atese, suya ve rüzgara da kurban adarlar"

Persler'in ates kültü özellikle Kapadokya bölgesinde önem kazandi, volkanik Argaios (Erciyes) dagi, bu kült için çok uygundu Pers tanrilarinin, diger dinlerin tanrilari gibi tam manada tapinaklari yoktu Buna karsin kutsal alanlari vardi; bölgeye serpilmis bir halde bulunan kutsal alanlar, çok sayida atesgede tekkelerine bagli bulunuyorlardi Yunan müellifleri bu kutsal alanlara Pirhethee ve rahiplere de Piree yani atesyakici demislerdir Zend dilinde bu rahiplere Atharvan yani ates rahibi deniliyordu Atesgedeler, kutsal alan dahilinde yüksekçe bir yerde, içinde hiç sönmeden ates yanan kül ile kapali bir tas kovuktan ibaretti Arkalarina uzun beyaz roplar, baslarina uçlari dudaklara kadar uzayan yün külahlar giyen Atarvanlar (mugrahip) her gün ellerinde bir deste çali oldugu halde kutsal alana girer ve atesgedenin dibinde bir saat kadar ilahi okurlardi Bazan kurban olarak içkiler sunar, yahut hayvan keserlerdi Kurban takdim eden, bu is için tahtadan bir balyoz (billot) kullaniyorlardi: "Demir istimali siddetli memû idi"

Pers dilinin Kapadokya'daki kutsal alanlarindan en önemlisi Zela (Zile) idi Starbon Zela kutsal alaninin, adlarini Anaitis, Omanos ve Anadates diye kaydettigi popüler üç tanriya hasredilmis oldugunu Ord Prof Günaltay, özellikle belirtir Perslerin atese tapma inançlari Kapadokyalilar tarafindan kolaylikla kabul gördü Bilhassa Persler inanç kavramlarini destekleyen kusursuz bir cografyayla karsilastilar Ates ve volkanlarla kapli bu bölge inançlari için ideal bir manzara olusturuyordu Bu baglamda tarihçiler MS IV yüzyillara dek uzanan ates tanrisina adanmis mabedlerin varligini açiga çikarmislardir

Kapadokya Ismi

Persler zamaninda bölgeye "Kapadokya" denilmeye ba?lanmis ve burada Kapadokya Satrapligi (eyaleti) tesis edilmistir Pers döneminde Kapadokyada hayvanciligin çok geliskin oldugunu ve yillik 360 talent vergi olarak Perslerin 1500 at, 2000 katir, 50000 koyun aldiklarini bilmekteyiz Kiyilardaki ticaret ve para ekonomisine karsin, iç kesimlerde kapali bir kara ticareti egemen oldu Ekonomik olanaklari sinirli kalan Pers devleti, gücünü giderek yitirdi Ord Prof Günaltay'a göre; "Iran fethi esnasinda, münbit topraklar ordu ileri gelenlerine verilmis; köylüler topraga bagli köle durumuna düsürülmüslerdi Pers asilzadeleri, debdebeleri, av eglenceleri, safahat hayatlari yüzünden servetlerini kaybedince köylülerini Yunanli veya Romali esircilere satarlardi Yalniz tapinaklarin köleleri (serf) alinip satilamazlardi Bu olaylar, pek eski zamanlarda yani Kültepe tabletleri devrinde Mezopotamya'dan gelmis olan medeniyetin bu yüzden tamamiyle ortadan kalkmis oldugunu pek güzel anlatmaktadir Bu gibi sosyal facialar yüzünden Kapadokyalilar milli geleneklerini unutmus, buna karsi Iyonya medeniyetini de temessül edememislerdi"

Avanos ve Izlenimler

Makedonya krali genç Iskender, MÖ 334 ve 331'de Pers ordularini ard arda bozguna ugratarak büyük imparatorlu?u çökertti Bu huzur Makedonyali Büyük Iskender'in (MÖ 333-323) dogu seferi ile son bulur ve bu huzursuzluk Iskenderin generalleri ve onlarin mirasçilarinin sürekli savaslari ile devam eder Ilk tarihi bilgilerimize göre Avanos MÖ332 yilinda Büyük Iskender'in tegmeni Eumenes tarafindan kurulmustur Iskender'den sonra Kapodakya'da merkezi Kayseri (Mazaka) olan Kapodakya Kralligi kurulmustur Mazaka'daki Kapodakya tahti birkaç kez eldegistirdi Siyasal iktidardaki sürekli degisikliklerin yani sira, bölgeyi istila edenlerin, her seferinde, ürünleri yagmalamalari ve baski yapmalari Kapadokya halkini bezdirmisti Kapadokya, Roma imparatorluk merkezinde yönetiminin devrilmesinden sonra, giderek Roma'nin agir baskisi altina girdi Krallar, Roma'nin birer uydusu olmaktan öteye geçemediler Kapadokya MS17'de Roma'nin Asya'daki bir vilayeti oldu Bu dönemde, Roma Imparatoru Tiberius, Kapadokya'nin içine düstügü yoksulluk karsisinda, bölgeden alinan agir vergilerin hafifletilmesini buyurmak zorunda kaldi Ertesi yil da Kapodakya'ya bir Roma valisi (legat) atandi Starbon'un anlatimina göre (MS18) Avanos karsimiza çok zengin ve gelismis bir sehir olarak çikiyor Bu dönemlerde bölgede (Kapadokya'da) Avanos en önemli üç sehirden biridir Avanos (Venessa), Kayseri'den sonra bölgenin ikinci büyük dini merkezi ve monarsinin üçüncü büyük politik-idari (Kayseri ve Comano'dan sonra) merkezi idi Zira Avanos'un büyük rahibi kirallik hiyerarsisinin üçüncü büyük kisisiydi 3000 hieradul ve 15 Talents (günümüz kur'una göre 500 kg gümüs) geliri vardi Hizmetçi Euphrates de bize Venessa'da çok saglam ve güçlü bir aristokrasinin varligini göstermektedir Avanos hakkinda en ilginç bilgileri rahiplerin biraktigi yazilarda buluyoruz

Nissa'li Gregoir ve Avanos Izlenimleri

Bunlardan birincisi: Nissa'li Gregoir (MS 334-394), arkadasi Adelphois'a yazdigi mektupta, Venassa'dan geçtigi sirada Adelphios'un ona tahsis ettigi villa için tesekkür eder Villa, en lüks baskent villalarindandir Mektuba göre Venessa çok gelismi? müreffeh bir sehirdir Harikulade bir sehitligi, sahane meyve bahçeleri ve üzüm baglariyla çok kalite saraplari olan bir bölgedir Nissa'li Gregoir'in bize biraktigi bu mektup Avanos'un antik çagdaki durumunu anlatan tek dökümandir Nissa'li Gregoir mektubunda ?öyle diyor: "Avanos'un güzelligini anlatmak için kelimeler bulmak zor Gidip görmek lazim Ömrümde çok yerler gördüm, çok ?eyler duydum ve güzelli?ini duydu?um her yeri gittim gördüm Ama Avanos'u gördükten sonra bunlarin hepsi Avanos'un yaninda bir hiç kalir Ne meshur Helicon, ne Mutluluk Adalari, ne Sission ovalari, ne Thessalia, hepsi Avanos'un yaninda bir hiç kalir Dünya'nin hiç bir yerinde böyle sanatsal yaratilmi? bir doga görebilmek mümkün degildir Koyunlarini otlatan çobanlarin ayaklarinin yanindan kirmiziya bürünmüs akip giden (Halys) Kizilirmak görülmeye deger Kizilirmak'in öteki yakasinda da yemyesil meyve agaçlari, olagan üstü bollukta üzüm bahçeleri Avanos'a bir cennet güzelligi vermektedir Herhalde Homer Avanos'un üzüm bahçelerini, inci güzelliginde armut çiçeklerini görmemis olmali Bütün bunlar doga güzelliginden çok, bir ressamin elinden çikmi? tablo güzelligindedir" diyor Nissa'li Gregoir Anlattigina göre sehrin girisinde insa halinde bir kilise vardi Daha çatisi eksikti ama bitmemis olmasina ragmen olaganüstü güzellikte bir kilise idi Sözkonusu kilisenin, NThiery'nin isaret ettigi Dere Yamanli Kilise olmasi ihtimali güçlüdür

Diocletianus'un (284-305) hiristiyanlari takibata ugratma siyaseti basarisiz kalmis I Konstantin zamaninda yasanan dini heyecan devrinin, ayni zamanda bir çok muhtelif kült'e birden inanmanin pek tabii sayildigi bir dini senkretizm devresidir Eger I Konstantin en geç 312'den beri hiristiyanligi kabul etmis olsa da bu onun bütün putperest gelenegine yüz çevirdigi anl----- gelmez Onun putperest inanç ve adetlerinden de vazgeçmedigi hatta özellikle Günes kültüne sadik kaldigi ve bu tarikata destek ve yardim sagladigi bilinmektedir Nissali Gregoir'in yazdiklarina göre, (MS370-375'de) hiristiyan dini törenlerinde bile eski çok tanrili dönemlerden kalan Zeus'a yönelik ibadet ?ekillerinden kalintilar vardir Hatta eski, çok tanrili dini kavramlar belli bir süre üstünlük bile kazanmislar fakat maalesef Gregoir'i bu kadar kederlendiren bu dinsel kavram karisikliginin Avanos'ta ne kadar sürdügünü bilemiyoruz Ayrica, onun ölüm yataginda vaftiz oldugu da söylenmektedir

Goremeli Hieron ve Izlenimleri

Buradan itibaren (MS4yy'dan sonrasi) Venessa'nin (Avanos'un) tarihini takip edebilmemiz için elimizde bir tek mektup var, o da Maçanli Göremeli Hieron'unki "Passio Proir" Ne Romalilar ne de ondan sonra gelenler (Bizanslilar) bölgeyi kendi kültürlerine asimile etmek istemislerdir Onlarin en önemli ugraslari açik ticaret yollarini kontrol etmek ve bu genis Kapadokya bölgesindeki insan potansiyelini Bizans ordusu için kullanabilmek düsüncesi hakim olmustur



Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »
Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.