Atatürk'ün Anıları Nelerdir? Atatürk'ün Anıları İle İlgili Yazılar - Atatürk'ün Anısı |
|
|
#1 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Atatürk'ün Anıları Nelerdir? Atatürk'ün Anıları İle İlgili Yazılar - Atatürk'ün AnısıAtatürk'ün Anıları Nelerdir? Atatürk'ün Anıları İle İlgili Yazılar - Atatürk'ün Anısı Atatürk'ün Anıları Nelerdir? Atatürk'ün Anıları İle İlgili Yazılar - Atatürk'ün Anısı ATATÜRK’ÜN ÇOCUKLUĞU - 1 Mustafa, annesi ve kız kardeşi ile birlikte dayısının çiftliğine gitti Akşamüstü çiftliğe vardıklarında dayısı onları çok candan bir şekilde karşıladı Hal-hatır sormalardan, iltifatlardan sonra akşam yemeği yendi Yemekten sonra bir saat kadar daha sohbet edildi ve ardından geceyi geçirmek üzere odalarına çekildiler Ertesi sabah sabahın erken saatlerinde dayısı Mustafa’ya çiftliğin her tarafını gezdirip gösterdi Öğle vaktine doğru bakla tarlasına gittiler Tarlanın kenarına geldiklerinde dayısı parmağı ile tarlasındaki tohumları yemekte olan kargaları işaret ederek: “ Bak Mustafa, şu kargaları görüyor musun? İşte bunlar bizim baş düşmanımız Ben uğraşayım, çalışayım, onlar gelsinler tohumları yesin bitirsinler Oh ne ala, ne ala! Kimseye faydası olmaz şu karga murdarının Yaptıkları anca zarar, ziyan Bir de şu korkuluğun omuzlarına, kafasına konarlar “ gak gak “ diye öterler yüzlü yüzlü Korkuluğun sadece adı korkuluk Şu hale bak Dört beş karga omuzlarına konmuş, yemişler tohumları, doymuşlar, güneşleniyorlar Gel Mustafa, kovalım şunları “ diye söylendi Mustafa ile dayısının geldiklerini gören kargalar uçup gittiler Daha sonra dinlenmek için bir ağacın altına otururlarken Mustafa, dayısına: “ Dayıcığım, bu tarla hep böyle midir? “ dedi “ Yani içinde çalışan, bekleyen olmadığı zamanlar kargalar tohumları yerler mi? “Dayısı: “ Yerler Mustafa’m yerler Bunlar sahipsiz bir tarla görmesinler Onu, yirmisi toplanır gelir Böyle gündüzleri tarlada beklemezsen birkaç haftaya kalmaz toprakta bir tek tane bırakmazlar” dedi Bunun üzerine Mustafa konuyu toparlama ihtiyacı hissetti: “ Peki dayıcığım, o zaman kargalar tohumları yiyip bitirmesinler diye sabahtan akşama kadar bekçilik yapmak zorunda kalıyorsunuz “ “ Aynen dediğin gibi oluyor Mustafa Çiftlikte yapılacak bir sürü iş varken, ben buraya gelip karga peşinde koşuyorum Ne yaparsın ki, bu bakla tarlası çok önemli Baklalar olgulaşınca hem kendimize yemeklik oluyor, hem de arabaya yükleyip pazarda satıyorum; iyi de para ediyor “ “ Demek ki burada bekçilik yapmak işleriniz için büyük engel teşkil ediyor, sevgili dayıcığım O halde izin verirseniz yarından tezi yok kardeşim Makbule ile gelip burada bekleriz Siz de çiftlikteki işleri yoluna koyarsınız Kargaların tarlanızdan bir tek tohum yemelerine izin vermeyeceğimi bilmenizi isterim “ “ Hay, sen aklınla bin yaşa, Mustafa! Bak bu hiç aklıma gelmemişti Daha önce defalarca düşünüp de içinden çıkamadığım bu büyük sorunu kolayca çözüverdin Bugün akşama kadar burada kalırız Tarla bekçiliği nasıl yapılır iyice öğrenirsin Zaten zor bir tarafı yok canım Biraz dikkatli olup kargaları kollaman yeterli Akşama çiftliğe dönünce annene ben söylerim Onun da rızasını almak lazım “ Ertesi sabah erkenden yengesinin hazırladığı börekleri bir torbaya koyan Mustafa kız kardeşi Makbule ile birlikte dayısının bakla tarlasına geldi Gelir gelmez de, tarlaya inen kargaları kovalamaya başladılar Öğle vaktine doğru ikisi de çok yorulmuştu Bunun sebebi: Bir defa tarla oldukça büyüktü Bir tarafa üç beş karga tohumları yemek için gelseler Mustafa ile Makbule hemen koşuyorlar kargaları kovalıyorlardı Aynı kargalar uçuyorlar, tarlanın öteki tarafına iniyorlardı Tarlanın bir başından bir başına koşup durmak onları yormuştu İşin içine başka kargalar da karışınca durum iyice çekilmez hal almıştı Öğle vakti bir köşede oturup yengesinin hazırladığı börekleri yerlerken Mustafa Makbule’ye sorunu kökünden halledecek bir yöntem bulduğunu söyledi ve şunları ekledi: “ Makbule, kargaların bize oynadığı oyunun bilmem farkında mısın? Biz bu tarlaya gelir gelmez acemi olduğumuzu anladılar Uygulamak istediğim yöntem oldukça basit Tarlanın ortasında bulunan kulübenin içinden tarlayı enlemesine bölen bir çizgi çektiğimizi farz edelim Bu çizgi tarlayı iki eşit parçaya böler Yukarı tarafta kalan parça biraz meyilli, burası benim olsun Aşağı tarafta kalan parça dümdüz, burası da senin olsun Herkes kendi bölgesindeki kargaların kovalanmasından sorumlu olacak Eğer kendi bölgenin ortalarına yakın bir yerde durmaya özen gösterirsen sabahki yorgunluğunun iki kat azaldığını fark edeceksin Şimdi konuyla ilgili bana sormak istediğin bir şey var mı? “ “ Ne diyebilirim ki Mustafa abi Sen yapmamız gerekeni tam olarak anlattın Burada bana düşen görev anlattıklarını eksiksiz olarak uygulamamdır ““ Aferin sana Makbule Senin gibi söz dinleyen, kavrayışı kuvvetli bir yardımcı ile çalışmak benim için şereftir Bu başarı sadece benim değil, ikimizin başarısı olacaktır Şimdi biraz acele edelim, böreklerimizi yiyelim de işe başlayalım Bak kargalara, meydanı boş bulunca nasıl da çoğalıverdiler Belki şu an için tarlanın üstünde uçmaktan başka bir şey yaptıkları yok ama eğer acele etmezsek birer ikişer tarlaya inmeye başlayacaklarına eminim Dayıma, kargaların tarlanızdan bir tek tohum yemelerine izin vermeyeceğim, diyerek söz vermiştim “ Mustafa’nın kendi buluşu olan yöntem başarılı oldu Akşamüstü hava kararmaya başladığında kargalar geceyi geçirmek için konaklama yerlerine giderlerken aç ve yorgundular Çiftlikte yenen akşam yemeğinden sonra Makbule, o gün olanları ve kargaların üzgün ve perişan bir şekilde gidişlerini anlatırken, odada bulunanlar kahkahalarla gülmekten kendilerini alamıyorlardı Annesi Zübeyde Hanım, “ Benim Mustafa’m çok akıllıdır “ diyerek sarı saçlı, mavi gözlü oğlunu gururla alnından öperken, Mustafa vakur halini hiç bozmadan duruyor, sadece gülümsemekle yetiniyordu![]() ATATÜRK’ÜN ÇOCUKLUĞU - 2 Mustafa’nın kız kardeşi Makbule rahatsızlandığı için çiftlikte kalmıştı Bugün Mustafa tek başına bakla tarlasında bekçilik yapacaktı Şu karga kovalama işinin pek bir zorluğu kalmamıştı Bakla tarlasına gelmeye başladığı ilk günlerde kargalar Mustafa’nın ne derece zorlu bir rakip olduğunu anlamışlar ve onun uyguladığı yöntemi müthiş bir mücadele örneği göstermelerine karşın boşa çıkaramamışlar, çekilip gitmişlerdi Mustafa sabah erkenden bakla tarlasına gelince tarlanın tam ortasında bulunan kulübenin önüne bir sandalye çıkarıp oturdu Aradan yarım saat geçmeden canı sıkılmaya başladı Böyle boş oturmak O’na göre değildi O, bir şeylerle meşgul olsun, bir işe yarasın, faydalı olsun isterdi Dayısının bakla tarlasında bekçilik yapmakla bir işe yarıyordu, faydalı oluyordu, fakat bunlar yeterli miydi? Hayır, yeterli değildi Ne yapabilirdi? Kulübede birkaç tane ders kitabı vardı Kitap en iyi arkadaştı Okurdun, öğrenirdin, fikirlerin gelişirdi Mustafa bir kitap alıp okumaya başladı Böylesi çok daha iyiydi, hem artık canı da sıkılmıyordu Aradan iki saat geçmişti Mustafa ilerdeki tarlaların arasındaki patika yoldan yaşlı bir adamın geldiğini gördü Yaşlı adamın yanında bir kuzu vardı Onun gelip tarlanın kenarındaki bir ağacın altına oturmasını fırsat bilen Mustafa yerinden kalktı, kitabı kulübeye bıraktı ve yaşlı adamın yanına gitti Mustafa söze şöyle bir giriş yaptı: “ Merhaba dede, nereye böyle? “ Yaşlı adam: “ Yolcuyum ben evlat, kasabaya oğlumun yanına gidiyorum Bu kuzuyu toruna hediye olarak götürüyorum Geçen ay köye gelmişlerdi, bir hafta kaldılar Torun kuzu diye tutturmuştu Ben de, şimdi çok küçükler, biraz büyüsünler bir tane sana getiririm dediydim Alsın kuzuyu besleyip büyütsün Dünyada en önemli şey sevgidir Sevgisiz kalmış bir insan kuru bir ağaca benzer Zamanında onun kalbine sevgi tohumu ekilmemiştir, sevmek öğretilmemiştir Bir bilinmezlik içinde bocalar durur Yüzyıllardır süregelen anlamsız kargaşayı sevgi yoksunu insanlar çıkardılar Toplumları birbirine düşman ettiler Sonuçta bunun acısını insanlık çekti İnsanlara sevgiyle yaklaşmalı, onların kalplerine sevgi tohumu ekmeliyiz Sevmek çok güzel bir duygudur ve insanı hayata bağlar Sevelim, sevilelim, hayatın tadına varalım “ Yaşlı adam konuşurken Mustafa oturmuş ve anlattıklarını ilgiyle dinlemişti Şimdi söz hakkı Mustafa’nındı: “ Dede, bazı insanlar nedense vatanlarını sevmiyorlar Ben vatanımı çok seviyorum ve bu vatanın evladı olduğum için gurur duyuyorum Şimdi vatanlarını sevmeyenler vatanını sevmeyi nasıl öğrenecek ve ben vatan sevgimi nasıl geliştirebilirim Tavsiyelerin neler olacak? “ Mustafa’ nın coşku dolu konuşması yaşlı adamı şaşırtmıştı On yaşlarındaki bir çocuğun bu derece bilgili ve kültürlü olması, düşüncesini korkusuzca söyleyebilmesi, öğrendiklerini yeterli bulmaması, yeni bir şeyler daha öğrenmek için soru sorması akıl alır gibi değildi Hani bu yaşlardaki kaç çocuğun aklına gelirdi vatan sevgisi? Yaşlı adam düşüncelerinden sıyrılınca, gülümseyerek: “ Evlat, adını demedin bana, neydi adın? “ deyince Mustafa: “ Dede, benim adım Mustafa “ dedi Bunun üzerine yaşlı adam: “ Sana tavsiyem Büyük Vatan Şairi Namık Kemal olacak Namık Kemal, türlü engellemelere karşın vatanını çok sevdiğini haykırmaktan çekinmedi Bu uğurda çok acı çekti, fakat hiçbir acı O’nu vatanına hizmetten alıkoyamadı “ Mustafa: “ Bundan sonra Namık Kemal’in şiirlerini daha bir önem vererek okuyacağıma söz veriyorum Dede, mutluluk nedir sence? Ben mutlu olmak insandan insana değişebilir diyorum “ dedi Yaşlı adamın mutluluk hakkında söyledikleri şunlar oldu: “ Mutluluk yaşamsal bir gerçektir yani yaşamda mutluluk vardır ve her insanın mutluluğu ayrıdır Hakkın olan mutluluğu başkalarının mutluluğuna gölge düşürmeden istemek sana kalmıştır Mutlu olmak için büyük şeyler istemek gerekmez İnsan isterse bir kelebeğin uçuşunu görüp mutlu olabilir Her neyse Mustafa yavaş yavaş kalkayım Hava kararmadan kasabaya varmalıyım Anlattıklarımın sana bir parça faydası olduysa ne mutlu bana İyi günler dilerim “ Mustafa: “ Ne demek dede, hem de çok faydası oldu Ben de sana iyi günler dilerim Yolun açık olsun “ dedi Mustafa yaşlı adam gittikten sonra kulübeye döndü ve sandalyesine oturarak konuşulanları düşünmeye başladı ATATÜRK’ÜN ÇOCUKLUĞU – 3 Bir akşam yemeği sonrasında çiftlikteki odada oturulmuş ve gündelik olaylar konuşuluyordu Hüseyin Ağa: “ Yarın erkenden elma bahçesini çapalayıp, yabani otları ayıklamaya gidecektim ama çapayı bulamadım Hanım, çapayı bir yere koymuş olmayasın? “Hüseyin Ağa’nın karısı: “ Efendi, çapanın alet dolabında olması lazım İki gün önce temizlik yaparken oradaydı “ Hüseyin Ağa: “ Öyle de bugün akşamüstü baktım dolapta yoktu Belki dedim sağa sola bırakmışlardır Aradım, bulamadım “ Hüseyin Ağa’nın çocukları, Zübeyde Hanım, Mustafa ve Makbule çapayı almadıklarını söylediler Bunun üzerine Hüseyin Ağa: “ Hanım, son günlerde çiftliğe yabancı biri geldi mi? “ diye sordu Karısı: “ Hayır Efendi, kimse gelmedi Hep biz bizeyiz “ Hüseyin Ağa: “ Desene çapa sır olup uçtu “Mustafa fikrini söylemek ihtiyacını hissetmişti: “ Dayıcığım, çiftliğe hırsız girmiş olamaz mı? “ Mustafa’nın sorusu odada bulunanların üzerinde soğuk duş etkisi yaptı Gözler Mustafa’dan yana döndü Hüseyin Ağa: “ Ne hırsızı? “ diyebildi Mustafa: “ Bir hırsız gelmiştir, çiftliğe girip çapayı çalmıştır “ Hüseyin Ağa: “ İki gündür ben, yengen, annen ve çocuklar çiftliğin avlusundaydık Ayrıca köpekler var Onlar geceleri burada kuş uçurtmazlar Hani dediğin olmaz diyemem ama biraz zor Hem hırsız neden sadece çapayı alsın, öteki aletleri de alıp götürebilirdi Bırak çapayı, aletleri, çiftlikte daha değerli pek çok eşya var Bunlar dururken neden yalnızca çapayı aldı? “ “ Dayıcığım, hırsızın ya çapa çok işine yarıyor ya da çapayı satmak kolayına geliyor Sadece çapayı almasının nedeni vereceği zararın büyük olmasını istemediğinden, yani hırsız insaflı biri Gündüz gelse gören olurdu Kimse onu görmediğine göre gece geldi Köpekler hırsızı tanıdıkları için ses çıkarmadılar Bu da hırsızın köyden biri olduğunu gösteriyor “ “ Pes be Mustafa, senin zekâna diyecek yok doğrusu Aslında ben de zeki sayılırım ama sen benden çok ilerdesin Ortada fol yok, yumurta yok , alt tarafı bir çapa kayboldu Bana kalsa yarın çapayı arar dururum Sana inanıyorum Mustafa ve yarın çapayı aramayacağım Artık geceleri nöbet tutacağız İlk nöbet benim Eee, sen ne diyorsun Zübeyde, şu hırsız işine? “ “ Mustafa’nın dediklerine katılıyorum O, boşuna konuşmaz Söyledikleri hep doğru çıkar Daha on yaşında ama çok akıllı Bambaşka bir çocuk Darısı bütün çocukların başına “ Hüseyin Ağa gece yarısına kadar çiftliğin avlusunda nöbet tuttu Daha sonra nöbeti Mustafa devraldı Mustafa avluyu en iyi görebileceği yer olan çiftlik evinin birinci kat merdiveninin orta sırasına oturdu Alet dolabının bulunduğu kulübe yan taraftaydı Eğer hırsız gelirse önünden geçecek ve onu rahatça görecekti Aradan bir saat geçmişti ki, Mustafa karşıdaki ağaçlıktan hızlı adımlarla yürüyerek gelen bir gölgenin alet dolabının bulunduğu kulübeye girdiğini gördü Gölge, o kadar rahat hareket ediyordu ki, hayret edersin Sanki babanın çiftliği, gel gir hiç korkmadan, dimdik yürü, kazma, kürek, çapa eline ne gelirse al git Mustafa köyden olan bu adamı ay ışığı altında tanımıştı Onun mert, dürüst biri olduğunu biliyordu Konuşmuşlukları, tanışmışlıkları vardı Bırak Hüseyin Ağa’yı, bırak çifti-çubuğu, benim küçük dostum, sen büyümüşsün küçülmüşsün ama yine büyüyorsun ve sonsuza dek büyüyeceksin diyen birinin yani bu adamın, kendisini hiçe saymasını, kendisinin de bulunduğu çiftlikten bir şeyler çalmasını onuruna yediremedi Mustafa kızgın bir şekilde yerinden kalktı, gitti kulübenin kapısının dört-beş metre gerisinde durdu, ellerini beline dayadı, bekledi Biraz sonra kulübeden çıkan adam kapıyı kapadı İki adım attı, Mustafa’yı gördü, elindeki kürek yere düştü Adamın gözleri yaşardı, belli ağlıyordu Adam elinin tersiyle gözyaşlarını sildikten sonra başını sağa-sola birkaç kere salladı ve küreği yerden alarak Mustafa’nın yanından yürüdü, gitti Mustafa o gece sabaha kadar nöbet tuttu Aslında Mustafa’dan sonra nöbet sırası amcasının oğluna geliyordu ama Mustafa amcasının oğlunun yerine de nöbet tutmuştu Çünkü O, yarın yapacağı girişimleri bir plan dahilinde belirlemek istiyordu Adam çapayı, küreği çalmıştı ama bunun bir nedeni olmalıydı Kimse durup dururken başkasının malını izinsiz almazdı Bu bir suçtu fakat suçluyu suç işlemeye iten nedenler vardı Nedenlerin sebepleri vardı Mustafa ertesi gün öğle vakitleri adamın evine gitti Kapıyı dokuz yaşındaki Ahmet açtı Mustafa: “ Vay Ahmet, canım kardeşim Nasılsın, iyi misin? Ben geldim “ Ahmet: “ Hoş geldin, Mustafa abi Sağ ol, iyiyim “Mustafa: “ Ayşe nerede? Neden buraya gelmiyor? “ Ahmet: “ Mustafa abi, Ayşe annemin yanında Annem bir haftadır hasta Babam annem ölmesin diye dün kasabaya yürüyerek gitti Birisi çapa vermiş ödünç diye, onu rehin bırakıp ilaç almış İlacı anneme içirdik Bu sabah babam yine kasabaya gitti Elindeki küreği rehin bırakıp ilaç alacakmış Daha sonra babam çapayla küreği parasını ödeyip geri alacak ve sahibine teslim edecekmiş Babamın getireceği ilaç annemi iyileştirecekmiş Sence annem iyileşir mi Mustafa abi? “ İnsanın taş yürekli olması lazımdı bu durum karşısında ağlamaması için Mustafa gözyaşlarını tutamadı Birkaç dakika sonra Mustafa ile Ahmet içeri girdiler Ayşe yatakta yatan annesinin başucundaki sandalyede oturuyordu Mustafa’yı görünce ayağa kalktı Hasta kadın kollarını iki yana açarak Mustafa’nın sarılmasını bekledi Mustafa sandalyeye oturdu ama bu davranışının sebebini açıklaması gerekti “ Yengeciğim iyileşince birbirimize sarılırız Yine eskisi gibi güzel günlerimiz olacak Bundan sonra daha fazla evinize geleceğim Yanlış bir hareketiniz hastalığınızın artmasına yol açabilir Bunun için size sarılmadım “ Hasta kadın zorlukla konuştu: “ Olur Mustafa Dediğin gibi olsun Ben de en kısa zamanda iyileşmeye bakarım “ Daha sonra çiftliğe dönen Mustafa olanlardan kimseye söz etmedi Yeni gelen ilaçları içen kadın on beş gün içinde iyileşti Adam başkasının tarlasında çalışarak kazandığı parayla çapayı ve küreği rehinden kurtardı Bir gece yarısı son defa çiftliğe girerek çapayla küreği yerine bıraktı Son sözü Mustafa söyledi: “ Akıl ve mantık çizgisinden ayrılmayan insan olmanın bilincine varır İnsan iradesini kullanarak gerçekleri görür Yanlışta bile olsan doğru gözünün önündedir Gözünün önündekini görmek için göz kapaklarını aralarsın yani okuyup öğrenirsin ATATÜRK’ÜN ÇOCUKLUĞU - 4 Bazı günler Mustafa Makbule’yi bakla tarlasında yalnız bırakıp çevrede gezmeye çıkıyordu Bir gün Mustafa gezerken bir kaval sesi duydu Bu kavalı kimin çaldığını merak edip kaval sesinin geldiği tarafa doğru yürüdü Biraz gidince baktı ilerdeki bir ağacın altında on yaşlarında bir çoban kaval çalıyor, etrafında da koyunlar otluyordu Mustafa bu çocuğun kavalıyla yarattığı sihirli dünyasını bozmak istemedi “ Varsın çalsın garip “ diye düşündü “ Ben de o kaval çalmayı bırakıncaya kadar burada oturur, beklerim “ Aradan yarım saat geçti Çocuk, türküler, oyun havaları çaldıktan sonra kavalını ağaca yasladı ve azık torbasını açıp yanında getirdiği yiyecekleri yemeye başladı Mustafa oturduğu yerden kalktı, çocuğun yanına doğru yürümeye başladı Karşıdan birisinin gelmekte olduğunu otların hışırtısından duyan çocuk başını kaldırdı Geleni tanımıyordu “ Acaba kim ki? “ diye düşündü Mustafa çocuğun yanına gelince gülümseyerek:“ Merhaba arkadaş, afiyet olsun “ dedi “ Benim adım Mustafa İzin verirsen yanına oturmak istiyorum “ Çoban çocuk: “ Tabii gel gel, buyur şöyle “ dedi “ Hem bak acıktıysan hiç çekinme ye bir şeyler karnını doyur Yemezsen, darılırım “ Mustafa çocuğun yanına oturdu Sessizce ikisi birlikte yemeklerini yediler Daha sonra Mustafa: “ Arkadaş, çok güzel kaval çalıyorsun Kendi kendine mi öğrendin yoksa bir öğreten mi oldu? “ diye sordu Çoban çocuk: “ Köylük yerde böyle eften püften işleri öğreten olmaz “ dedi “ Benim dedem de çoban, babam da çoban, eh, ben de çoban Beş yaşına bastığımda babam, haydi bakalım Ali, al güt şu koyunları, deyip on tane koyun verdi bana O günden bu yana çoban olup çıktık işte Dedemi, babamı kaval çalarken dinledimdi Bir gün canım sıkıldı, bu kavalı yaptım Öyle böyle derken öğrendim çalmasını Güzel çaldığımı az önce sen dediydin Sağ olasın ““ Peki, arkadaş, çoban olarak yaşamını sürdüreceğini söylüyorsun Tabiatla iç içesin, koyunlarını güdüyorsun, dilediğince kavalını çalıyorsun İşine pek karışan olmaz Özgürsün, belki mutlusun da Fakat senden öncekilerden gördüğün, onların yaşadığı yaşam tarzının dışına çıkarak, dışarıya taşarak, daha aktif bir hayat yaşamayı arzulamaz mısın? Kendine bir hedef seçersin ve hedefine varmak için yeterli bilgiyi öğrenmeye okula gidersin Bu ön bilgiyi öğrendikçe, öğrendiklerinin ışığında fikirlerini geliştirirsin Eğer isterse kişi vatanına, milletine faydalı olabilecek pek çok iş başarır “ “ Ne yalan söyleyeyim, söylediklerinin bazı yerlerini tam olarak anlayamadıysam da çoğunu anladım İyi güzel diyorsun da bizim köyde okul yok ki Şehirdeki okula gitmeye kalksam, hiç tanıdığımız yok orada, kalacak yerim yok Zaten babamlar bırakmazlar gideyim Belki onlar da isterler Ali amir-memur olsun ama şu gördüğün koyunların başına bir çoban lazım Herkes amir-memur olsa, çobanlığı kim yapacak? Boş ver beni be, düşünme beni be, bırak ben çoban kalayım Sen asıl kendinden haber ver, buralarda kimlere misafir geldin ki? Hem senin geldiğin şehir büyük mü? Sizin okulda çok çocuk var mı okula giden? “ “ Bak arkadaş, hayatta insanın eline birtakım fırsatlar geçer Önemli olan ele geçen bu fırsatları en iyi şekilde değerlendirebilmektir Bunun için de gayret gereklidir Eğer biz seçtiğimiz hedefe ulaşmak için yeterli gayreti göstermezsek, zaman içinde, hedefimize gittikçe yaklaştığımızı değil, bilakis hedefimizden giderek uzaklaştığımızı fark ederiz Kimsenin kimseye zorla meslek seçtirmesine taraftar değilim Severek yapılmayan bir iş, bir uğraş, kişiye hayatı anlamsız kılar Böyle biri de, eğer çıkış yolu bulamazsa yani hayatını anlamsızlıktan kurtaramazsa vatanına, milletine gerektiği şekilde faydalı olamaz Şimdi arkadaş, sen şehirdeki okula gitmeye kalksan orada yatılı bir okula girerdin ve kalacak yer diye bir sorunun olmazdı Az önceki sözlerinden bunun için birtakım engeller çıkabileceğinden çekindiğini anladım Ayrıca da, senin buradaki yaşantından pek şikayetçi olmadığını fark ettim Fakat okuma-yazma isteği ile yanıp tutuştuğun belli Benim okuduğum okulda okuyan çocukları merak etmen bunu gösteriyor Ben, annem ve kız kardeşimle birlikte Selanik’ten dayım Hüseyin Ağa’nın yanına geldik Kız kardeşimle birlikte dayımın bakla tarlasında bekçilik yapıyoruz Fırsat buldukça çevrede gezintiye çıkıyorum İşte böyle bir gezinti anında seni gördüm, yanına geldim, oturduk, konuşuyoruz İki ay kadar dayımın çiftliğinde kalacağız Yani iki ay seninle bir arada olabiliriz demek istiyorum Arkadaş, eğer istersen sana okuma-yazma öğretmek istiyorum Biz buradan giderken sen okuma-yazma öğrenmiş olursun ve sana bırakacağım ders kitaplarını okuyup iyice öğrenirsin Bu arada boş durmayıp arkadaşlarına da okuma-yazma öğretmek için çaba sarf edersin Yakın bir gelecekte sizin köyün öğretmeni olursun Ne dersin arkadaş, ister misin okuma-yazma öğrenmek? “ “ Tabii ki, isterim istemesine de, becerebilir miyim dersin okuma-yazma öğrenmeyi? “ “ Becerirsin, becerirsin Sen istedikten, biraz da gayret gösterdikten sonra başarılı olmaman için hiçbir neden göremiyorum “Mustafa daha sonra konuşmasının bir bölümünde Selanik’te Şemsi Efendi’nin İlkokulunda okuduğunu fakat babası Ali Rıza Efendi’nin ölümü üzerine, annesi ve kız kardeşiyle dayısının yanına geldiklerini anlattı İlkokulu bitirdikten sonraki amacının Askeri Rüşdiye’nin imtihanlarını kazanarak oraya girmek, Rüşdiye’yi bitirdikten sonra yüksek öğrenimine devam ederek sonunda subay olmak olduğunu belirtti Mustafa ile Ali bir süre daha konuşmalarına devam ettiler ve yarın aynı yerde buluşmak üzere birbirlerinden ayrıldılar Mustafa fırsat buldukça Çoban Ali ile bir araya geldi; ona okuma-yazma öğretebilmek için çırpınıp durdu Mustafa’nın bu iyi niyetli çabaları boşa gitmedi Bir süre sonra Ali, okuma-yazma öğrenmeye muvaffak oldu Aradan birkaç hafta geçtikten sonra Mustafa: “ Arkadaş, annem beni Selanik’e teyzemin yanına gönderiyor Yarın gidiyorum Selanik’te okumaya devam edeceğim İşte ders kitaplarımı getirdim İlk tanıştığımız günkü konuştuklarımızı unutmadın sanırım Bu kitapları iyice oku, öğren Fakat öğrendiklerin sende kalmasın Öğrendiklerini arkadaşlarına da öğret, onlara da okuma-yazma öğret Bir ülkede cahiller ne kadar çoksa, o ülke, o kadar geri kalmış demektir Ülkemizin medeni milletler seviyesine erişebilmesi, her ferdin, üzerine düşen görevi yapmasıyla gerçekleşir Sadece ben okuma-yazma biliyorum, ben bilgiliyim demekle olmaz Başkalarına da okuma-yazma öğretmedikçe, eğitmedikçe, bilgilendirmedikçe görevin tamamlanmış sayılmaz, yarım kalır Bunu sakın aklından çıkarma En güzel günler senin olsun arkadaş, hoşça kal…” dedi ve elini uzattı Çoban Ali, kendisine uzatılan dost eli sevgiyle sıktıktan sonra: “ Seni subay olmuş yürürken görür gibi oluyorum, Mustafa İnşallah vatana, millete yararlı olursun Mustafa adını hiç unutmayacağım, sen de, Çoban Ali adını unutma Subay olunca fırsat bulursan gel gör beni, ben hep buralardayım, olur mu Mustafa? “ derken, göz pınarlarından akan yaşları silmek gereğini duymuyordu SON |
|
Atatürk'ün Anıları Nelerdir? Atatürk'ün Anıları İle İlgili Yazılar - Atatürk'ün Anısı |
|
|
#2 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Atatürk'ün Anıları Nelerdir? Atatürk'ün Anıları İle İlgili Yazılar - Atatürk'ün AnısıSARIŞIN YARBAY Atatürk, kendisini ilk görenlerin üzerinde son derece olumlu etkiler yapan bir insandı ![]() Çanakkale muhabereleri sırasındaydı ![]() O güne kadar hiç karşılaşmadığım bu yarbay tabancası belinde, dürbünü göğsünde avurtları çökük sarışın sarı bıyıkları hafifçe yukarıya doğru bükük, incecik belli ve orta boylu bir zattı ![]() Atından atlayınca bana bir şey sormadan ve söylemeden sağ eliyle dürbününü aldı ve ufku taramaya başladı Eldivenli olan sol elinde gümüş kabzalı bir kırbaç vardı Bir tarafta düşmanın yaklaşan donanmasını gözetlerken sol elindeki kırbacı ile hafif hafif getrlerine vuruyordu Getrleri ile ayakkabılarının ve mahmuzlarının temizliği bilhassa dikkatimi çekti![]() Dürbünü bir ara gözlerinden çekti Kendimi takdim etmek fırsatını buldum Gözlerine baktım O güne kadar tesadüf etmediğim bir tesir altında kaldım![]() O gözlerde şimşekler çakıyordu sanki ![]() ![]() Bir iki defa daha düşman donanmasına baktı ve söylediği tek cümle şu oldu;- Bu günkü geliş başka geliştir ![]() Seri bir hareketle elimi sıktı Çabuk bir hareketle atına bindi Dört nala uzaklaştı![]() - Bu zat kimdi? diye arkasından baka kaldım Sonra bu tok sözlü, insanı her hareketiyle tesir altında bırakan yarbayın Mustafa Kemal olduğunu arkadaşlarımdan öğrendim![]() Said Arif Terzioğlu, İnsancıl Atatürk |
|
Atatürk'ün Anıları Nelerdir? Atatürk'ün Anıları İle İlgili Yazılar - Atatürk'ün Anısı |
|
|
#3 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Atatürk'ün Anıları Nelerdir? Atatürk'ün Anıları İle İlgili Yazılar - Atatürk'ün AnısıYENİLSEYDİK SORUMLU BEN OLACAKTIM Bir aralık konu İstiklâl Savaşı'na geldi Dikkat ettim Binbaşılar dahil her komutanın hangi birliğe komuta ettiğini nerede bulunduğunu -bir gün önce olmuş gibi- hatırlıyordu O savaş ki araç gereç personel kıtlığı bugün güç tasavvur edilirdi Tümenlere binbaşılar Kolordulara yarbaylar komuta ediyordu! Fakat bu kadro canını dişine takmış bir ekipti Var olmak ya da olmamak bu savaşın sonucuna bağlıydı 30 Ağustos bu ruh haletinin eseriydi Böyle bir dramı hem yazarı hem baş aktörünün ağzından dinlemek müstesna bir mutluluktu O anılar Ata'yı coşturdukça coşturuyordu Anlatmalarında abartma yoktu Ama bu anlatış öylesine canlı öylesine plastikti ki hepimiz heyecandan heyecana sürükleniyorduk Anlatışlarını şöyle bağladı:- İşte büyük zafer böyle ortak bir eserdir Şerefler de ortaktır![]() Bu alçakgönüllülük şaheseriyle konunun kapanacağını tahmin ediyorduk Bu arada Atatürk bir duraklama yaptı Sonra içine dönük adeta kendisiyle konuşur gibi ilave etti:- Ama yenilseydik sorumluluk ortak olmayacak yalnız bana ait olacaktı ![]() Bu belagat karşısında gözyaşımı tutamadım Tarihin zaferleri kendine maleden yenilgileri ise maiyetine yükleyen sahte kahramanlarını hatırladım![]() Ord Prof Sadi IRMAKKaynak: Sadi Irmak Ord Prof - Atatürk'ten Anılar 1978YANINA ALDIĞI İLK ER O Samsun'a çıktığı zaman üstü başı yırtık postalları patlamış silahsız bir er gördü Yüzünün rengi bakıra dönmüş yağlan eriyip kemik ve sinir kalmış bu Türk askeri ağlıyordu O'na sordu:- Asker ağlamaz arkadaş sen ne ağlıyorsun? Er irkildi başını kaldırdı Bu sesi tanıyordu ve bu yüz ona yabancı değildi Hemen doğruldu ve Anafartalar'daki Komutanını çelik yay gibi selamladı![]() - Söyle niçin ağlıyorsun? İç Anadolu'nun yanık yürekli çocuğu içini çekti: - Düşman memleketi bastı hükümet beni terhis etti Silahımızı elimizden aldı Toprağıma giren düşmanı ne ile öldüreceğim? Kemal Atatürk er'in omzuna elini koydu:- Üzülme çocuğum dedi Gel benimle!Ve Samsun deposunda giydirilip silahlandırarak yanına aldığı ilk er bu Mehmetçik oldu ![]() Burhan Cahit MORKAYA İNANMAYANLAR DA HAKLIYDILAR Mustafa Kemal realist bir liderdi Lekelemelerin politika kadrosunu nasıl daraltacağını ve kendisini bir avuç partizan takımı elinde bırakacağını düşünerek açıkça bir suç işlemiş olanlar dışında yalnız kişisel değerlere saygı gösterdi Sicil yoklamalarına rağbet etmedi Bir gün bana:- Kuva-yı Milliye'ye inanmayanlar da inananlar kadar haklı idiler demişti ![]() Falih Rıfkı ATAY |
|
Atatürk'ün Anıları Nelerdir? Atatürk'ün Anıları İle İlgili Yazılar - Atatürk'ün Anısı |
|
|
#4 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Atatürk'ün Anıları Nelerdir? Atatürk'ün Anıları İle İlgili Yazılar - Atatürk'ün AnısıBir gezisinde, Kolordu binasının kapısında aslan yapılı bir Mehmetçik gördü Çağırdı ve güler yüzle sordu: - Sen güreş bilir misin? Yanındakilerden en kuvvetli görünenlerle Mehmetçiği güreştirdi Genç asker her zaman üstün geliyordu Çok neşelendi, ayağa fırladı Ceketini çıkarıp Mehmet'e ense tuttu: - Haydi, bir de benimle güreş! Katıksız ve temiz Anadolu çocuğu Ata'sının yüzüne hayranlıkla baktı: - "Atam," dedi "Senin sırtını yedi düvel yere getiremedi Bir Mehmet mi bu işi başarır?" Gözleri doldu ve ağlamamak için gülmeye çalıştı Tahsin UZER Kaynak: Millet Dergisi, 1946 |
|
Atatürk'ün Anıları Nelerdir? Atatürk'ün Anıları İle İlgili Yazılar - Atatürk'ün Anısı |
|
|
#5 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Atatürk'ün Anıları Nelerdir? Atatürk'ün Anıları İle İlgili Yazılar - Atatürk'ün AnısıTÜRK ORDULARI BAŞKUMANDANIYIM Afyonkarahisar'ın hatlarının çözülmesi sonunda birkaç Yunanlı tutsak, geceleyin Mustafa Kemal'in çadırına getirilmişti Bunlardan birisi, Muzaffer Generalin doğup büyümüş olduğu Selanik'ten gelmişti Yüz, kendisine yabancı gelmediğinden ve üniformasında da hiçbir bellilik görmediğinden kim olduklarını ve rütbelerini sormaya başlamıştı - Binbaşı mısınız? - Hayır - Albay mı? - Hayır - Korgeneral mi? - Hayır - Peki nesiniz? - Ben Mareşal ve Türk Orduları Başkomutanıyım! Şaşkınlıktan ağzı açık kalan Yunanlı kekeledi: - Bir başkomutanın savaş hattına bu kadar yakın yerlerde dolaşması işitilmiş değil de! ![]() -------------------------------------------------------- Mustafa Kemal Birinci Dünya Savaşı’nda Viyana’dadır Generaldir Bir otelde kalmaktadır Birçok ecnebi generaller ve diplomatlar da bu otelde kalmaktadır Mustafa Kemal, yemek salonuna indikçe Avusturyalı bir diplomat ailenin kendisine küçümseyerek baktığını hissediyor Bir kolayını bulup bu aile ile tanışıyor İlk fırsatta Mustafa Kemal’e askerlikten bahis açarak bu mesleğin bilgi ile beraber tecrübeye de ihtiyacı olduğunu söylüyorlar ve hemen arkasından da: “Türk Ordusu’nda sizin gibi genç generaller çok mudur?” diyorlar Mustafa Kemal bunlara unutamayacakları bir ders vermek istiyor Ve iki gün sonra aynı aileyle birlikte yemek yiyorlar Mustafa Kemal, Avusturyalıların genç general Napolyon’a karşı kaybettikleri meşhur Olm Meydan Muharebesi’ni anlatmaya başlıyor ve sözü şöyle bitiriyor: “Evet muhterem baylar; Fransız Orduları’nı sevk ve idare eden Napolyon da Olm Meydan Muharebesi’ni kazandığı zaman çok genç bir generaldi ” Avusturyalılar bundan sonra ne Mustafa Kemal ile yemek yemişler ve ne de Türk generallerinden ve tarihten konu açmışlardır![]() --------------------- Atatürk’e hakaretten sanık bir köylü hakkında takibat yapılıyordu Durumu Atatürk’e arz ettiler “Mahkemeye veriyoruz” dediler “Size küfür etmiş ” Atatürk sordu: “Ben ne yapmışım ki ona?” Evrakı tetkik edenler açıkladılar: “Gazete kâğıdı ile sardığı sigarayı yakarken kâğıt tutuşmuş da ondan ” Atatürk bunu söyleyen bir milletvekilidir Atatürk sormuş: “Siz hiç gazete kâğıdı ile sigara içtiniz mi?” “Hayır ” “Ben Trablus’tayken içmiştim, bilirim Pek berbat şey Köylü bana az küfretmiş Siz bunun için onu mahkemeye vereceğinize, ona insan gibi sigara içmeyi sağlayınız!”------------------------------- Olur sey degil Muallimler ankara’da bir içtima yapmislar, içtimaa iki üç muallim hanim da istirak ederek salonda ayri bir yere oturmuslardi ![]() Muallim hanimlarin içtimaa gitmelerini hos görmeyen meclis’in sariklilari gaziye sikayete gidiyorlar ![]() Gazi kizarak : - “kimmis muallimler cemiyeti reisi ? Çagirin onu !” Ve Mazhar Müfit birkaç dakika sonra içeri girinci gürleyen bir sesle çikisiyor : -”siz muallimler içtimamda ne yapmissiniz ? Ne ayip sey bu ?” Mazhar Müfit sasakalir Gaziden bu hareket mi beklenirdi ? Sariklilar muzaffer bir besaretle gülüyor Sariklilar nes’e içinde gazinin sesi hep ayni tonda devam ediyor![]() - “olur sey degil olur sey degil !” Mazhar Müfit hala ayakta ve hala ne diyecegini sasirmis bir halde cevap vermeye çalisiyor : -”efendim vallahi… “ - “birak birak ben hepsini biliyorum; içtimaa muallime hanimlarida çagirdiniz Fakat onlari niye ayri siralara oturttunuz ? Sizin kendinize mi itimadiniz yok, türk haniminin faziletine mi ? Bir daha öyle ayrilik gayrilik görmeyeyim, anladiniz mi ?
|
|
Atatürk'ün Anıları Nelerdir? Atatürk'ün Anıları İle İlgili Yazılar - Atatürk'ün Anısı |
|
|
#6 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Atatürk'ün Anıları Nelerdir? Atatürk'ün Anıları İle İlgili Yazılar - Atatürk'ün AnısıAtam Mustafa Kemal Atatürk'ün İlginç yaşanmış, gerçek anıları ![]() « : Ağustos 05, 2008, 06:47:36 ** » -------------------------------------------------------------------------------- ATATÜRK’ÜN ANILARI Atatürk her zaman etrafına moral dağıtan, karamsarlıktan uzaklaştıran, en zor şartlarda dahi halkını sıkıntılardan kurtaracak çözümleri bulan bir liderdir Bunun en temel sebebi Atatürk'ün halka yakın olması, daha doğrusu halkla bir bütün olmasıdır Halkın içinde geçirdiği zamanlarda herkesin şahit olduğu o üstün şahsiyet, Türk Milleti için her yönüyle örnek alınacak bir insandır![]() Atatürk ile ilgili, hem en yakınında olanların, hem de halkın şahit olduğu olayların her birinde Türk Halkı için güzel örnekler bulunmaktadır Bu bölümümüzde, hem Ata'mızın daha iyi tanınması, hem örnek bir liderin nasıl olması gerektiğinin öğrenilmesi hem de Türk Milleti'nin geleceği olan genç nesillerin örnek almaları için Atatürk'ün anılarından bazılarına yer veriyoruz![]() Bayrağa Saygı 30 Ağustos sabahı, Mustafa Kemal muharebe sahasında dolaşıyordu Etraf binlerce düşman cesetleri ve birbiri üzerine yığılmış yüzlerce topçu hayvanı, terk edilmiş silah, top ve cephane dolu idi![]() ![]() ![]() Atatürk şöyle söylendi: "Bu manzara insanlığı utandırabilir! Fakat meşru müdafaamız için buna mecbur olduk Türkler, başka milletlerin vatanında böyle bir harekete teşebbüs etmezler "Ganimetlerin arasında yırtılmış ve terk edilmiş bir de Yunan bayrağı gören başkumandan eli ile kaldırılmasını işaret ederek; "Bir milletin istiklal alametidir, düşman da olsa hürmet etmek lazımdır, kaldırıp topun üzerine koyunuz "1Atatürk`ün Yargıç Kararına Saygısı Ölümünden iki yıl önce Atatürk'ün canına kıymak için kurulan bir tuzak meydana çıkarılmıştı Hem de bu düzeni kurmakla suçlanan kimse "Milli Mücadele"den beri Ata'nın yolunda çalışmış, sevgi ve güvenini kazanmış, birçok iyiliklerini de görmüş biri idi![]() Haber yurtta şaşkınlık ve tiksinme oluşturdu Herkes bunu konuşuyor, "nasıl olur" diyor, bir türlü herhangi bir nedene bağlanamıyordu![]() Sanık yakalandı, adalete teslim edildi Fakat Atatürk, olaydan haberi yokmuş gibi, bu konuda ne düşündüğünü açıklamak için ağzını açmadı, adalet son sözünü söyleyinceye dek sustu Atatürk'ün bu suskunluğu çeşitli yorumlara uğramıştı; kimi "bu üzüntülü olayı anmak istemiyor" dedi, kimi de "bunun doğru olduğuna inanmıyor" diye düşündü![]() Sanığa yükletilen suç yargı yerinde ispat edilemediği için adam aklandı ![]() İşte, yargıç kararını bu yolda verdikten sonradır ki, Atatürk bu konuda ağzını ilk ve son kez olarak açtı ve yalnız şunu dedi: "Suça yeltenilmiştir, ancak yargıç buna kanacak ölçüde kanıt bulmuş değildir "2Asla Bolşevik Olmayacağız Ankara'nın Şubat ayına gelen oldukça soğuk ve karlı bir gecesi idi Ankara kulübünde bir balo tertip edilmişti O zamanın bütün mümtaz simaları orada idiler Saat henüz 12'ye gelmemişti Herkesin kalbinde ani bir heyecan uyandıran bir haber baloya yayıldı:"Gazi Paşa baloya geliyorlar!" Rus Sefarethanesi'nde imişler, oradan baloya geliyorlar O zamanki Rus Sefiri de baloya gelmişti![]() Bir aralık Sefir, salonunun ortasına doğru ilerlemekte olan Gazi'ye yaklaşarak Fransızca: "Ekselans" dedi, "Sizi çok seviyorum, hürmetim sonsuzdur; çünkü müşterek bir gaye uğrunda varlığını kurtarmağa çalışan milletleriz Türkiye'nin en büyük halaskarı ve banisi olan sizi müsaade ederseniz bir kere öpmek şerefini kazanabilir miyim![]() ![]() "Atatürk evvela gülerek elini uzattı, sonra o da elçiyi öptü Büyük ve kıymetli Ata'mız bu çeşit eğlence yerlerinde dahi memleketin menfaat ve siyasetini göz önünden bir an uzak tutmazdı Onun için bütün yabancı gazete muhabirlerinin huzurunda şu cümlelerle Sefirin sözlerini cevaplandırdı:"Ekselans, gösterdiğiniz sevgi hareketinden ve sözlerinizden çok mütehassis oldum Teşekkür ederim Bu iki millet ilelebet dost kalmalıdır Yalnız şuna dikkat ediniz, her zaman dost olmak arzumuza rağmen asla bolşevik olmayacağız!"3Atatürk'ün Eşitlik Anlayışı Atatürk bir gün Dolmabahçe'den gizlice çıkar, Topkapı Sarayı Müzesi'ne gelir Müzeyi gezmek ister Kendisini kapıcıya tanıtır, fakat kapıcı "Henüz saat 9 olmadı, memurlar da gelmedi Atatürk değil, kim olursan ol, bekleyeceksin" der![]() Hiç şüphe yok ki, kapıcı Atatürk'ü tanımamış ve birden fazla bu sözlere muhatap bulunduğu için gelenin Atatürk olabileceğine inanmamıştır Fakat bu olayda mühim olan nokta Atatürk'ün kapıcının sert cevabı karşısında ısrar etmeyerek, bir kenara çekilip, saatin 9 olmasını ve memurların gelmesini beklemesidir 4Satı Kadın Ankara'da yakıcı bir yaz günü idi Atatürk beraberinde arkadaşları ve yaverleri olduğu halde Kızılcahamam'a giderken Kazan Köyü yakınlarında durmuş ve otomobilinden inmişti Köyün kadını, genci, yaşlısı, ihtiyarı köylerin içinden geçen, köşede duran bu yabancı konukları görünce hep beraber koşuştular Kimi su getirdi, kimi ayran, bunlardan biri, güğümünden aktardığı soğuk ayranı Ata'ya uzattı:"Bir soğuk ayran içer misiniz?" dedi ![]() Bu çorak iklimin kavurduğu yüzünde bronzlaşmış Türk kadının en bariz ifadelerini taşıyan, bir Türk anası idi Böğrüne sıkıştırdığı kundağı biraz daha bastırdıktan sonra, sağ elindeki ayran bardağını uzattı, bekledi Ata'sı, ayranı kana kana içmiş ve bir an durakladıktan sonra ona;"Senin kocan kim?" diye sormuştu ![]() Köylü kadını, yüzü tunçlaşmış, elleri nasırlı bir Türk anası idi; Ankara'nın kendine has şivesi ile kocasının Sakarya harbinde boğazından yaralanmış bir cengaver olduğunu söyledi Ata bir soru daha sordu :"Ne zaman doğdun?" "1919'da Atatürk Samsun'a çıktığı zaman doğdum "Ata, bir an düşündü Yıl 1934 idi Kadının bu ifadesine göre 15 yaşında olması lazım gelirdi Halbuki karşısındaki kadın 25 yaşlarında görünüyordu; tekrar sordu:"Nasıl olur?" Evet, nasıl olurdu Bu Satı kadın hiç tereddütsüz, o her zamanki nüktedan haliyle ve memleketin işgal altında geçirdiği acı yılları ima ederek:"Evet Paşam, ondan evvel yaşamıyordum ki!" Bu espiri Ata'yı bir hayli düşündürdü Ayrılırken yaverine kadının ismini ve adresini not ettirdi Daha sonra biz, Satı kadını Büyük Millet Meclisi'ne giren ilk kadın milletvekili olarak görmekteyiz 5İnsan Sevgisi Devlet Bürokrasisi Cumhuriyet'in ilanından sonra idi Karadeniz'de bir gezintiye çıkmıştı Kendisine eşlik edenler arasında bulunuyordum Rize'ye geldik Yolların düzgünlüğü ilgisini çekmişti Vali'ye :"Yollarınızı nasıl bu hale getirebildiniz?" diye sordu ![]() Vali de anlattı; yakın köylüleri jandarmalarla toplattırmış ve yol onarımında çalıştırmış ![]() Ata'nın kaşları çatıldı Oldukça sert bir dille :"Vali Bey" dedi " 'Corvee' nedir bilir misin? Öyle ise ben söyleyeyim: Angarya demektir Ve şu anda bilmeniz lazım ki, kanunsuz hiçbir vatandaşı işten alıkoyamaz, onu çalışmaya zorlayamazsınız Cumhuriyet'te angarya diye bir şey yoktur " 6İleri Görüşlülük 21 06 1935'deki görüşmelerinde:"Savaş çıktığı takdirde Amerika tarafsızlık siyasetini koruyabilecek mi?" "İmkan yok"dedi, "İmkan yok Eğer savaş çıkarsa, Amerika'nın milliyetler topluluğunda işgal ettiği yüksek durumu herhalde etkili olacaktır Coğrafi durumları ne olursa olsun, milletler birbirlerine birçok bağlarla bağlıdır![]() Atatürk, dünyadaki milletleri, bir apartmanda oturanlar gibi görüyordu ![]() Birleşik Amerika Cumhuriyetleri bu apartmanın en lüks dairesinde oturmaktadır ![]() Eğer apartman, oturanlarının bazıları tarafından ateşe verilirse, diğerlerinin etkisinden kurtulması olanak yoktur Savaş için de aynı şey olabilir Birleşik Amerika Cumhuriyeti'nin bundan uzak kalması imkansızdır "Atatürk şu sözleri ilave etti: "Bundan başka, Amerika büyük ve kuvvetli ve dünyanın her yerinde ilişiği olan bir devlet olduğundan kendisinin siyaset ve ekonomi yönünden ikinci basamaktaki bir duruma düşmesine hiçbir zaman izin veremez "7Halka Değer Verme Acı işgal günlerinde, önemli devlet adamlarının da hazır bulundukları toplantıda herkes, Türkiye'nin düştüğü acıklı duruma bir çare arıyor Amerikan, İngiliz koruyuculuğundan söz ediliyor Bir ara Mustafa Kemal Paşa'ya da ne düşündüğünü sordular Atatürk, şu kısa cevabı verdi:"Efendiler, hepiniz konuştunuz, isteklerinizi beyan ettiniz ve birbirinize sordunuz, hepinizi dinledik Fakat![]() ![]() Anadolu'ya bir şey sordunuz mu, Anadolu'yu dinlediniz mi?Ona da soralım, bir de onu dinleyelim efendiler!"8 Bu Millet O Kadar Zengin Değil Bir tarihte Atatürk Ege vapuru ile Mersin'e gitmiş Dönüşte vapur Fethiye'de durmuş Kasabada halk şenlik yaparken, gemilerden de havai fişekler atılıyormuş Kendisine refakat eden Zafer Torpidosu'nda bulunan Atatürk, donanmanın şenliklerini seyrederken, zafer torpidosu komutanına kumandanlardan biri, bir torpil atmasını söylemiş Torpido kumandanı:"Hayhay efendim, yanlız bir torpilin kıymeti elli bin liradır" demiş ![]() Bunun üzerine Atatürk: "Vazgeçin torpil atmaktan, bu millet o kadar zengin değildir "Ve torpido kumandanına dönerek: "Sizi tebrik ederim" diye iltifatta bulunmuş 9Atatürk'ün Bir Hediyesi Bir gün Konya'da Behiç Bey'in evinde Mustafa Kemal General Tawsend şerefine büyük bir ziyafet verdi Ziyafette Behiç Bey, Muhtar Bey, Salih Bozok bulunuyorlardı Yemek çok güzel bir hava içinde geçti Yemeğin sonunda Mustafa Kemal misafirine dedi ki:"Biz Türklerde bir adet vardır Misafirimize mutlaka bir hediye veririz Ben asil bir milletin mütevazi bir başkumandanıyım Size ancak bu tesbihi verebiliyorum" diyerek elindeki kırmızı mercan tesbihi hediye etti ve sofradan kalkılacağı sırada kolundaki saati çıkararak General'e dedi ki;"Bu saati bana Anafartalar'da bir Türk askeri, ölen bir İngiliz zabitinin kolundan çıkardığını söyleyerek verdi Saatin arkasında subayın künyesi yazılıdır Bu subayın ailesini arattımsa da bulamadım İngiltere'ye döndüğünüzde, ailesini bulur ve saati verirseniz çok memnun olurum" diyerek General'e teslim etti 10Vatanımın Toprağı Temizdir Kral Edward İstanbul'a geldiği zaman, yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayı'na yanaştı Atatürk de rıhtımda onu bekliyordu Deniz dalgalı idi ve Kral'ın bindiği motor inip çıkıyordu Kral rıhtıma çıkmak istediği bir sırada eli yere değdi ve tozlandı O sırada Atatürk de Kral'ı rıhtıma almak üzere elini uzatmış bulunuyordu Bunu gören Kral bir mendille elini silmek istediği bir anda Atatürk:"Vatanımın toprağı temizdir, o, elinizi kirletmez!" diyerek, Kral'ı elinden tutup rıhtıma çıkarıverdi 11Ankara'yı Neden Başkent Yaptım Sıcak bir günün akşamında yanında bazı ileri gelenler ile köşkünün bahçesinde dolaşıyordu Ben de o sıralar eski köşkün tavan dekorlarıyla meşguldüm Tozlu ve sisli bir akşam Ankara'nın üzerine çökmüştü Yer yer toz hortumları semaya doğru yükseliyor ve manzaraya daha boğucu bir hava ekliyordu Bize:"Ankara'yı hükümet merkezi yapmakla iyi mi ettim?" diye sordu ![]() Tabii herkes müspet cevap verdi Arkasından:"Neden?" suali gelince, kimi staratejiden, kimi siyasetten bahsetti Hatta birimiz kayalık güzeldir gibi bir estetik nazariye de ortaya attı Atatürk:"Şimdi dalkavukluğu bırakın" diyerek münakaşayı kapattı Ankara'nın hükümet merkezi olmak için saydığınız meziyetleri beni ikna etmeye yetmez Ben Ankara'yı hükümet merkezi yapmakla büsbütün başka bir hedef güttüm Türk'ün imkansızı imkan haline getiren kudretini dünyaya bir kere daha tekrar etmek istedim Bir gün gelecek şu çorak tarlalar, yeşil ağaçların çevirdiği villaların arasından uzanan yeşil sahalar asfaltlarla bezenecek Hem bunu hepimiz göreceğiz O kadar yakında olacak "12Milletine Olan Güveni Toplantıda kendisinden evvel söz söyleyenlerden biri ona: "Nereden ilham ve kuvvet" aldığını sormuştu; Atatürk bu soruya millet hizmetinde bulunan insanların ilham kaynakları hakkında, uzunca bir tahlil yaparak cevap verdi Sonunda kısaca demişti ki:"Efendiler ![]() ![]() İlham ve kuvvet kaynağı milletin kendisidir; milletin müşterek arzusu, gerçek temayülüdür Varlığımızı, istiklalimizi kurtaran bütün teşebbüs ve hareketler; milletin müşterek fikrinin, arzusunun azminin yüksek tecellisinden başka bir şey değildir "13Herkesin Millete İnanmasını İstedi Zaferi müteakip yaptığı seyahatte Samsun'a da uğramış, orada öğretmenlerle görüşüyordu ![]() Öğretmenler adını konuşanların, kendisi hakkında çok sitayişkarane sözler söyleyişlerini sükunetle dinledikten sonra, onlara şu cevabı vermişti: "Vatandaşınız olan herhangi bir şahsı, istediğiniz gibi sevebilirsiniz; kardeşiniz gibi, arkadaşınız gibi, babanız gibi, evladınız gibi, sevgiliniz gibi sevebilirsiniz! Fakat bu sevgi, sizi milli varlığınızı, bütün muhabbetlerinize rağmen herhangi bir şahsa, herhangi bir sevdiğinize vermenize sebep olmamalıdır Bunun aksine hareket kadar büyük hata olmaz Ben ancak vazifemi yaptım Bana, bu ilhamı ve kudreti nereden aldığımı soruyorsunuz Cevap olarak diyebilirim ki, bugünkü uyanıklığı, düne, geçmişe borçluyuz Geçmişte bu milletin çektiklerinden büyük bir ilham ve kudret kaynağı olamaz!"14Millet Adamıydı Milli Mücadele'nin buhranlı günlerinde, Ankara civarında yaptığı bir gezintiden dönerken, yolda sarıklı bir hocaya rast gelmişti Konuşurken, üstlerinden geçen uçağı göstererek, sordu:"Hocam, bu uçak nasıl uçuyor?" "Ne bileyim ben ![]() ![]() Öğretmediler ki bize?""Peki, sen ne bilirsin?" "Ne mi bilirim Bu uçağa bin dersin, binerim, oradan kendini aşağı at dersin, atarım![]() ![]() İşte ben bunu bilirim ama, bunu da senden öğrendim, Paşam!"Mustafa Kemal, bu söz üzerine: "Var ol hocam! ![]() Ama, şunu da bil ki, ben de senin gibiyim![]() ![]() Ben de, milletin hiçbir arzusunu, hiçbir isteğini, hayatım pahasına da olsa, yapmamazlık edemem!![]() "15Atatürk ve Din Adamları Milli Mücadele'nin en buhranlı günleriydi İstanbul ile Ankara arasında fetva kavgası tüm şiddetiyle devam ediyordu Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi, kendi bünyesi içindeki din adamlarından seçtiği İrşad (Aydınlatma) Heyetleri'ni vatanın köyüne-kentine göndermek ve gerçekleri vatandaşa anlatmakla görevlendirildi Milli Eğitim Bakanı Türk Ocakları Genel Başkanı olan rahmetli Hamdullah Suphi Tanrıöver'di Mustafa Kemal'e geldi![]() "Paşam ![]() ![]() Bunlar çoğunlukla Arapça konuşacaklar Halk ne anlayacak?"Atatürk gülümsedi ![]() "Sen üzülme Hamdullah ![]() ![]() Onlar Arapça konuşsalar bile Türkçe düşünürler" dedi![]() Cami ve Atatürk Mustafa Kemal Edirne'yi ziyaretinde Mimar Sinan'ın o muhteşem camiine bir müddet hayran hayran baktıktan sonra fikrini ve ihtisaslarını şu sözlerle belirtti: " ![]() ![]() Camiler, birbirimizin yüzüne bakmak için yapılmamıştır Camiler, itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için, neler yapılmak lazım geldiğini düşünmek, yani meşveret için yapılmışlardır "16İslam Dini Gene bir toplantıda din konusu tartışılıyordu: Atatürk: "Din insanların gıdasıdır Dinsiz adam boş bir eve benzer İnsana hüzün verir Mutlaka bir şeye inanacağız Bu dinlerin en sonuncusu elbette en mükemmelidir İslam Dini hepsinden üstündür "17Atatürk'ün Dindarlığı Sabiha Gökçen şöyle naklediyor: "10-11 yaşında idim Bursa'daki evimiz Atatürk'ün köşküne çok yakındı Bir gün Atatürk Bursa'yı şereflendirmiş, köşkün bahçesinde dolaşıyordu, ben de onu yakından görmek arzusu ile kıvranıyordum![]() Yine bir gün bahçede dolaştığı sırada yerimden fırladım, Ona doğru koştum Beni yolumdan çevirenlere ağlamakla karşı koymaya çalışıyordum, birden bir ses işittim: "Bırakın onu" diyordu, "Bırakın gelsin " Koşarak Ata'nın yanına gittim, ellerine sarıldım Atatürk sordu:"Çocuk, sen okula gidiyor musun?" Harpler sebebiyle okulumu yarıda bırakmıştım ve bir yatılı okula alınmamı istedim ![]() "Ben seni yanıma alayım, gelir misin?" diye Atatürk sordu ![]() "Abime sorayım" dedim Kabul ettiler, derhal çağırtarak onunla konuştu, anlaştılar Böylece Çankaya'ya geldim![]() Uzun zaman ayrı kaldığım okuluma yeniden başlamanın sevinci içinde memnundum Çankaya Köşkü bahçeleri içindeki eski bir seyis evi düzeltilerek okul haline getirilmişti Köşkte çalışanların, yaverlerin ve diğer hizmetlilerin çocukları ile birlikte ben de bu okula gitmeye başladım![]() Bir sabah, Ata'nın elini öpmek üzere yanına girdim İşleri ile meşguldü Bir süre ayakta bekledim birden, derin bir iç geçirdi ve "Allah!" dedi (O, sık sık bu şekilde yapardı )Atatürk hakkında evvelce çok şeyler duymuştum, bu tesirle olacak bir hayli şaşırdım Onun ağzından Allah kelimesini duymak beni şaşırtmış ve heyecanlandırmıştı![]() Ata'nın yüzüne şaşkın bir şekilde bakmış olacağım ki: "Sen dindar mısın?" diye sordu ![]() Ben de ailemden aldığım din terbiyesi ile; "Evet dindarım" dedim ve bu cevabımı nasıl karşılayacağını anlamak için ürkek ürkek yüzüne baktım Cevabım hoşuna gitmişti![]() "Çok iyi ![]() ![]() Allah, büyük bir kuvvettir O'na daima inanmak lazımdır" dedi ve bu konuda uzun uzun izahat verdi Ben de o zaman anladım ki; Atatürk hakkında söylenenlerin aslı yoktur ve Ata, bütün söylenenlerin hilafına dindar bir insandır 18Allah'a ve Peygamberimiz (sav)'e Çok Saygılıydı Kimsenin inancına karışmaz, dindar kişilere saygı gösterir, yobazlara, softalara çok kızar, din kavramının sömürülmesine izin vermezdi Allah ve Peygamberimiz (sav) hakkındaki konular, Atatürk'ün yanında tartışma konusu yapılamazdı![]() ![]() ![]() Kadir geceleri mevlit dinlediği de olurdu Hafız Yaşar Bey'in mevlidini saygı ile dinlerdi Mevlidin miraç bölümünde, "göklere çıktın Mustafa" denince, gözleri yaşarırdı O zaman hemen kolonya götürürdük; inanışı samimi idi![]() Öyle "Allah" derdi ki yalnız kalınca, Onun gibi kimse diyemez Herkes çekilip yapayalnız kalınca gökyüzüne bakar, kendi kendine "Allah" derdi Bir gün sofrada çevresindekilere :"Bana Allah'ın büyüklüğünü anlatır mısınız?" diye sordu ![]() Konuklar birer birer Allah'ı nasıl anlayabildiklerini anlattılar Atatürk hepsini dikkatle dinledi![]() Bir yaz akşamı Dolmabahçe Sarayı'nda kadınlı erkekli bir yemek vardı 8-9 saat süren yemek sona ererken salonun büyük kapısının parmaklıkları arasından güneş doğuyordu Atatürk'ün bir işaretiyle manevi kızlarından Nebile Hanım, sandalyesinin üzerine çıktı Sabah ezanı okumaya başladı ![]() ![]() Ahenkli bir ses geniş salonda yankılandı![]() Atatürk başını yukarı doğru kaldırmış, kendinden geçmiş bir halde ezanı dinliyordu Bir an geldi, yanaklarından yaşlar süzülmeye başladı 19Atatürk Hz Muhammed (sav)'e HayrandıAtatürk tarihin büyük simaları içinde en çok kimleri beğenirdi? 1924 Martı'nın 3 günü Meclis kürsüsünde hilafet nutkunu söylerken Yavuz Selim'den hep "Hazreti Yavuz" diye bahsetti En çok takdir ettiği kumandan Timur'du "O sizin yerinizde olsa yaptıklarınızı yapabilir miydi?" diyene "Bunu bilmem, fakat ben onun yerinde olsaydım, yaptıklarını yapamazdım" dedi![]() Fakat yeryüzünde kendisinin en hayran olduğu kimse, şüphesiz ki Hz Muhammed (sav)'dir O'nun devlet kurmaktaki şefliğine hayrandı Hiç yoktan devlet kurmak 20Namaz Kılan Memurlar Atatürk devrinde namaz kılan memurların işlerinden atıldığı kesin olarak yalandır Ordunun başı olan rahmetli Fevzi Çakmak yardımcısı Orgeneral Asım Gündüz namaz kılarlardı Atatürk devrinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olan Abdülhalik Renda, Cuma namazlarını Hacı Bayram Camii'nde kılardı Yazılarımızın doğruluğunu ispat için canlı şahit de gösterebiliriz Çok şükür Asım Gündüz Paşamız hayattadır Kendilerinden sorabilirsiniz![]() Yıl 1930, Atatürk Fevzi Çakmak'la birlikte yurt gezisine çıkıyor, yolculuk trenle yapılıyor Vagonda Atatürk, Fevzi Çakmak'la başbaşa vermiş memleket işlerini görüşüyor Dalkavukluğu ile tanınan bir milletvekili içeri giriyor Ata'nın kulağına gizli bir şeyler söylüyor Atatürk birden kaşlarını çatıyor ve Fevzi Paşa'ya dönerek, "Paşam, lütfen beni takip ediniz, arkadaş bir haber getirdi, birlikte inceleyelim" diyor![]() Atatürk ile Çakmak Cumhurbaşkanlığı Maiyet Erkanı'na aid vagona geçiyorlar Atatürk vagonun kapısını hafifçe açıyor ve Fevzi Paşa'ya gösteriyor Yüksek rütbeli bir subay vagonda kanepe üzerinde namaz kılmaktadır Atatürk vagonun kapısını kapadıktan sonra milletvekilinin yüzüne tükürüyor ve Mareşal'a diyor ki: "Paşam, bu adamın biraz evvel kulağıma gizli bir şeyler söylediğini gördünüz Bu adam, Muhafız Kıtası'na mensup yüksek rütbeli bir subayın vagonda namaz kıldığını gammazladı Bu adam, namaz kılmayı kendi aklınca suç görüyor Durumu size göstermek için buraya kadar zahmet ettirdim "Atatürk ilk istasyonda milletvekilini trenden indiriyor ve gelen devrede milletvekili seçtirmiyor ![]() Cumhuriyet'in ilk Diyanet İşleri Başkanı rahmetli Rıfat Börekçi'den defalarca dinledik Rıfat Börekçi bize şöyle söylemişti: "Ata'nın huzuruna girdiğimde beni ayakta karşılarlardı Utanır, ezilir, büzülür, "Paşam beni mahcup ediyorsunuz" dediğim zaman "din adamlarına saygı göstermek Müslümanlığın icaplarındandır" buyururlardı Atatürk, şahsi çıkarları için kutsal dinimizi siyasete alet eden cahil din adamlarını sevmezdi " 21Atatürk'ün Din Telakkisi Atatürk'ün din telakkisini kati olarak pek az kimse öğrenebilmiştir Orman Çiftliği'nde başbaşa kaldığımız bir gün, din hakkında ne düşündüğünü sordum Bana dedi ki:"Din vardır ve lazımdır Temeli çok sağlam bir dinimiz var![]() ![]() ![]() Din bir vicdan meselesidir Herkes vicdanın emrine uymakta serbesttir Biz dine saygı gösteririz, düşünüşe ve tefekküre muhalif değiliz Biz sadece, din işlerini millet ve devlet işleriyle karşılaştırmamaya çalışıyoruz; kaste ve fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz Mürtecilere asla fırsat vermeyeceğiz" 22Büyük Atatürk Ölünce; Sene 1938, On Kasım ![]() ![]() ![]() İstanbul Üniversitesi'nde saat 9'u 5 geçenin meşum haberi duyulmuş ![]() ![]() Bir Alman profesör var, hukuk fakültesinde, o da duymuş, şaşırmış Derse girsin mi, girmesin mi bir türlü karar veremiyor O sırada aklına rektöre müracaat etmek gelir Kalkar, yanına gider Aralarında şu konuşma geçer:"Efendim, mütereddidim Acaba ne yapsam?""Sizde böyle büyük bir adam ölünce ne yaparlarsa, onu yapın "İşte o zaman Alman profesör kollarını iki yana sarkıtarak: "Bizde bu kadar büyük bir adam ölmedi ki ![]() ![]() " der 23Kırk Asırlık Türk Yurdu 1923 Martı'nın on beşinci pazar günüydü Atatürk, Adana istasyonunda trenden inmiş, sağı solu dolduran halkın coşkun alkışları ve "Yaşa, varol!" sesleri arasında yaya olarak şehre gidiyordu![]() Yarı yolda karalar giymiş bir kadın kalabalığı göze çarptı; sonra onların arasından ikişer levha taşıyan dört genç kız çıktı; Atatürk'ün önünde durdular, arkalarında bir kız daha göründü ve önüne geçti Hıçkırıklar, iniltiler ve yalvarışlarla dolu bir nutuk söylemeye başladı Bu genç kızın şahsın da henüz esir bulunan İskenderunlu Antakya'nın Türk olan bütün halkı, "Bizi de kurtar!"diye yalvarıyordu![]() Herkesin gözleri yaşarmıştı; hıçkırıklarını tutamayanlar vardı ![]() Atatürk'ün de gözleri nemliydi ve başı eğilmiş gibiydi Genç kızın nutku bitince, alnı yükseldi; mavi gözlerinde ve pembe yüzünden bir çelik parıltısı görüldü Her kelimesi üzerinde kuvvetle durarak:"Kırk asırlık Türk yurdu yabancı elinde kalamaz!" dedi ![]() On altı yıl sonra Hatay davasının en heyecanlı günlerinde hasta ve bitkin olmasına, mutlak istirahat tavsiyesine rağmen, Hatay'a yakın olmak için tekrar Adana'ya gitti Dört saat ayakta durmak ve çalışmak gibi olağanüstü metanet gösterdi Hatay kurtuldu, fakat Atatürk'ü kaybettik![]() İsmail Habib bu bahsi şöyle bitirir: "Hatay, Hatay! ![]() Seni kurtaran aynı zamanda senin şehidin oldu "24Babasının Tarlası Bir gün bir köylü Atatürk'ün Orman Çiftliği hudutları içindeki bir tarlayı, kendi tarlasıymış gibi sürüyordu Onu gördüler İhtar ettiler, dinletemediler Bunun üzerine Atatürk'e söylediler![]() Atatürk teftişe çıktığı zaman o tarafa gitti Yanındakiler toprağı sürmekte olan köylüyü göstererek:"İşte budur!" dediler ![]() Atatürk yavaş yavaş ona doğru yürüdü Yaklaşınca sordu:"Burada ne yapıyorsun?" Köylü gülümsüyordu Son derece sevip saydığımız, fakat asla korkmadığımız bir insan karşısında nasıl durursak köylü de öyle duruyordu Sakin bir sesle cevap verdi:"Tarlayı sürüyorum ""İyi ama, bu tarla senin midir?" "Değildir ""Kimindir?" "Atatürk'ündür!" Köylü bu cevabı vermekle suçu kabul etmiş oluyordu Bu itibarla dava kaybolmuş demekti Atatürk, kendi toprağına tecavüz edildiği için değil, haksızlık yapıldığı için sertlendi ve sordu:"İyi ama, sen başkasının toprağını ona sormadan ve izin alınmadan sürülüp ekilmeyeceğini bilmiyor musun?" Köylü hiç telaş etmiyordu Aynı sükunetle dedi ki:"Biliyorum, fakat benim bu tarlayı sürüp ekmeye hakkım vardır!" Atatürk'ün kaşları çatıldı ve büyük bir merak ve hayretle ona sordu: "Bu hakkı nereden alıyorsun?" "Çok basit ![]() ![]() Atatürk bizim babamız değil mi? İnsan babasının tarlasını sürüp ekerse kabahat mi işlemiş olur?"Atatürk'ün yüzünde takdir ve sevgi duygularının en coşkununu anlatan engin bir gülümseme oldu, köylünün sırtını okşadı ve; "Haklısın! ![]() " diyerek uzaklaştı 25Atatürk ve Liman von Sanders Mustafa Kemal Arıburnu kumandanıdır İngilizler Anafartalar'a çıkmışlardı Vaziyet buhranlı ve çok tehlikeli idi Mustafa Kemal, Başkumandan vekili Enver Paşa'ya doğrudan doğruya müracaata mecbur kalıyor Kendisini tatmin eden cevap alamıyordu O sırada karargahı Yalova'da bulunan Liman von Sanders Paşa telefonla Mustafa Kemal'i arıyor Muhavereye delalet eden Erkan-ı Harbiye Reisi Kazım Bey'dir Liman von Sanders'in sorduğu sual şudur![]() "Vaziyeti nasıl görüyorsunuz, nasıl bir tedbir-i tasarruf ediyorsunuz?" "Vaziyeti nasıl gördüğünüzü çoktan size iblağ etmiştim Tedbire gelince: Bu dakikaya kadar çok müsait tedbirler vardı Fakat bu dakikada bir tek tedbir kalmıştır "Liman von Sanders Paşa soruyor: "O tedbir nedir?" Cevap katidir: "Bütün kumanda ettiğimiz kuvvetleri tahtı emrine veriniz Tedbir budur "Cevap müstehzidir: "Çok gelmez mi?" "Az gelir "Ve telefon kapanıyor Pek kısa bir zaman sonra hadiseler, Liman von Sanders Paşa'yı kumanda ettiği kuvvetleri Mustafa Kemal'in emri altında vermeye mecbur etmiştir 26Mustafa Kemal Paşa ve Yunan Kuvvetleri Komutanı Trikopis Bütün bu taarruz esnasında Gazi'nin yanında bulunan arkadaşlar, Yunan kuvvetleri komutanı General Trikopis'in başkumandan çadırına nasıl getirildiğini şöyle anlattılar: "Trikopis, diğer esir kolordu ve fırka (tümen) kumandanları ile birlikte Gazi'nin huzuruna çıkarıldıkları vakit, hepsi çok heyecanlı ve bitkin halde imişler Gazi, bunları oturtmuş, kendilerini teselli için bu gibi malubiyetlerin tarihte misalleri olduğunu, sevk ve idarede vazifesini bi hakkın yapmış iseler, vicdanen müsterih olabileceklerini söylediği zaman Trikopis:"Askeri vazifemi tamamen yaptığıma eminim Fakat asıl vazifemi maalesef yapamadım"diye intahar edemediğini anlatmak isterken Gazi:"O size ait bir düşüncedir" diye sözünü kesmiş ve harita üzerinde: "Şurada bir fırkanız vardı Niçin onu şuraya almadınız Filan yerdeki kuvvetlerinizi falan yere süreydiniz daha iyi olmaz mıydı?" gibi bazı tenkitler yapmış, Trikopis:"Ben öyle hareket etmek için emir verdim Fakat (yanındaki kolordu komutanını gösterirken) bu yapamadı!" demiş![]() Bu görüşmeler olurken esir fırka kumandanı yavaşça yanında bulunan zabitlerimizden birine: "Bizim ile konuşan bu general kimdir?" diye sormuş zabit: "Başkumandan Mustafa Kemal" deyince adam hayrete düşmüş: "Şimdi anladım biz niçin mağlup olduk! Bizim başkumandan İzmir'de vapurda oturuyordu!" diyerek derdini dökmüş 27Dinlemekten Zevk Alırım Neşeli bulunduğu bir zamanı seçerek: "Paşam ![]() ![]() " demiştim, "şu danıştıklarının içinde bazen öyleleri var ki, şaşırıyorum Bunların mütalaalarına nasıl olsa sonunda iştirak etmeyeceksin Kararını önceden vermiş olduğun da malum![]() ![]() O halde, ne diye onları birer birer çağırıp karşısında söyletirsin?"Atatürk, yüzüne alaycı bir eda ile bakıp şu cevabı vermişti: "Bazen hiç umulmadık adamdan ben çok şeyler öğrenmişimdir; hiçbir kanaatı hakir (değersiz) görmemek lazımdır Neticede, kendi fikrimi bile edecek olsam, herkesi ayrı ayrı dinlemekten zevk alırım " 28Atatürk ve Alemdar Atatürk, Osmanlı Padişahları arasında Yıldırım Beyazıd, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim, IV Murat'ı beğenirdi Sadrazamlar arasında da Alemdar Mustafa Paşa'ya kızardı:"Biraz kültürü olsaydı Cumhuriyet'i ilan ederdi! ![]() " derdi![]() "Büyük Reşit Paşa'nın kültürü ile Alemdar Mustafa Paşa'nın kültürü birleşebilseydi, ben tarihe başka bir görevle girerdim" demişti 29Atatürk'e Bir Köylünün Cevabı Tarihimiz sayısız savaşlarla doludur Biz bu savaşlardan başkaldırıp ne memleketi imar edebilmişiz, ne de kendimiz refaha kavuşmuşuzdur Bunun sebebi, bizim suçumuzda olduğu kadar düşmanlarımızdadır da Çünkü başta Moskovlar olmak üzere düşmanlarımız hep şöyle düşünürlerdi:"Türklere rahat vermemeli ki, başka sahalarda ilerleyemesinler ![]() ![]() "Bunun için de sık sık başımıza belalar çıkarırlar, savaşlar açarlar, Balkan milletlerini kışkırtırlardı ![]() Biz böyle durmadan savaşırken de o zamanlar askere alınmayan gayrimüslimler durmadan zenginleşirlerdi ![]() Onların neden zengin, bizim neden fakir kaldığımızı bir köylü, Atatürk'e verdiği kısa bir cevap ile gayet veciz olarak izah etmiştir ![]() Atatürk, Mersin'e yaptığı seyahatlerden birinde, şehirde gördüğü büyük binaları işaret ederek sormuş: "Bu köşk kimin ?" "Kirkor'un ![]() ![]() ""Ya şu koca bina?" "Yargo'nun" "Ya şu ?" "Salomon'un ![]() ![]() "Atatürk biraz sinirlenerek sormuş: "Onlar bu binaları yaparken ya siz nerede idiniz?" Toplananların arkalarından bir köylünün sesi duyulur: "Biz mi nerede idik? Biz Yemen'de, Tuna boylarında, Balkanlar'da Arnavutluk dağlarında, Kafkaslar'da, Çanakkale'de, Sakarya'da savaşıyorduk Paşam ![]() ![]() "Atatürk bu hatırasını naklederken : "Hayatımda cevap veremediğim yegane insan bu ak sakallı ihtiyar olmuştur" der dururdu 30Atatürk'ün Ağzından Türk Köylüsü Bir gün Akşehir civarında bir köye gittim Çok yağmur yağıyordu ve soğuk vardı Kendimi belli etmeyerek, bir evin önünde duran kadına: "Bacı yağmur var, soğuk var Beni çatın altına kabul eder misin?" dedim Hiç tereddüt etmeyerek "buyrun" dedi ve beni bir odaya aldı, odada ateş olmadığı ve yeni bir ateşin yakılması uzun zamana bağlı olduğu için:"İsterseniz bizim odaya gidelim Orada hazır ateş var" dedi Gittik Müteakiben komşulardan birkaç kadın ve birkaç erkek geldi Beraberce konuşmaya başladık Konuşurken bana en mühim sualleri soranlar kadınlar oldu![]() Askerin vaziyetini, düşmanın halini, en mühim düşmanın hangisi olduğunu sordular ve bunları sorarken hiçbir telaş ve tekayyüde lüzum görmediler İnsanca konuştular Fakat biraz sonra, benim kim olduğumu anlayınca telaş gösterdiler ve söyledikleri, sordukları şeylerden kendilerine bir zarar geleceğini zannederek korktular! Çünkü şimdiye kadar resmi bir adamla açıkça konuşmayı büyük bir kabahat telakki etmişlerdi![]() ![]() 31Sakarya'nın Değeri Yıllar sonra bir ressam, Mustafa Kemal'e Sakarya Savaşı'nı gösteren bir tablo hediye etti Kendisi, ön planda yağız bir savaş hayvanına binmiş olarak görünüyordu Ressam, tebrik beklerken, birdenbire Mustafa Kemal'in "bu tabloyu kimseye göstermeyin" demesi üzerine şaşırıp kaldı Kimse ne söyleyeceğini bilemiyordu Mustafa Kemal açıkladı:"Savaşa katılmış olan herkes bilir ki, hayvanlarımız bir deri, bir kemikten ibaretti, bizim de onlardan arta kalır yanımız yoktu Hepimiz iskelet halindeydik Atları da, savaşçıları da böyle güçlü kuvvetli göstermekle Sakarya'nın değerini küçültmüş oluyorsunuz dostum "32Babalık Duygusu Düğün, Onun varlığı ile son sınırına ulaşan bir neşe içinde geçmişti Ata ayrılmak üzere ayağa kalkınca kendisini uğurlamak için halk iki sıra diziliverdi Sevecen bakışlarını sağa sola yönelterek yavaş yavaş ilerlerken bir yerde durakladı, sonra durdu, elini yedi sekiz yaşlarında bir kız çocuğunun başına uzattı![]() Çocuğun arkasında yer alan ve anası ile babası olan çifte yavaşça seslendi: "Öpeyim mi?" Herkesi derinden duygulandıran bu isteği ana babanın nasıl yerinde bir minnetle karşıladıkları kestirilebilir ![]() Atatürk çocuğu iki eliyle kaldırdı, öptü ve yere bıraktı Fakat sahne bununla kapanmış olmadı![]() Uyanık ve duygulu çocuk : "Ben de öpeyim, ne olursunuz Atatürk" diye direndi ![]() Ata, belki de hiç ummadığı halde kendisine babalık mutluluğu tattıran bu içten davranışı, çocuğu bir daha yerden alarak yüzüne yaklaştırmakla karşıladı ![]() Bilmiyorum, halk bu dokunaklı sahneyi, gözleri yaşlı alkışlayarak kutlu kılarken, o çelik iradeli insanın da iki damla gözyaşını tutamadığını görebilmiş mi idi? Atatürk ve Annesi Bu ana, oğluna daha beşik çocuğu iken, vatan ve millet sevgisini telkin eden ninnilerden başlamış, Onu her çağında aynı akidelerle büyütmüş, köyde, şehirde tahsile sevk etmiş, ilim ve irfan aşılamıştı Yetişen, mevkiini bulan halaskar oğlunu, o, Mustafa Kemal yapmıştı![]() ******* ziyaretlerinin her birinde Atatürk onun mübarek elini büyük bir saygıyla öperdi Sonra anasının karşısında o büyük adam küçülür Mustafa olurdu![]() Çankaya'da bu ana-oğul görüşmelerinin birinde şahit olduğum bir vaziyeti, kıymeti hudutsuz olan Bayan Zübeyde'nin faal zekasının bir numunesi olarak arz edeceğim ![]() Atatürk, anasının elini öptü Bayan Zübeyde oğluna elini uzatırken coşkun sevgisinin gözlerinde toplanan bütün ifadesiyle Atatürk'ü bağrına basmak istiyordu Onu kucakladıktan sonra aziz Türk Milleti'ne eşsiz bir halaskar kahraman veren ana olmak itibariyle gururlanmalıydı Fakat öyle olmadı, bahtiyarlığını gülen ve şirin yüzünden okurken o büyük Türk anası kolları arasında uzaklaşan ciğerparesinin eline sarıldı Atatürk: "Ne yapıyorsun anne" dedi Elini çekmek istedi![]() Bayan Zübeyde, sükunetle ve kat'i bir ciddiyetle: "Ben senin ananım, sen benim elimi öpmekle bana karşı olan vazifeni yapıyorsun, fakat sen vatanı ve milleti kurtaran bir devlet reisisin Ben de bu aziz milletin bir ferdiyim ve onun tebasıyım Elini öpebilirim " cevabını verdi![]() Oğlunun elini öpmekten ziyade Bayan Zübeyde, bu hareketiyle oğlunun mevkiinin en büyük ihtirama layık olduğunu etrafındakilere işaret ediyordu Büyük Türk anası Sayın Bayan Zübeyde'yi ne zaman hatırlasam gözlerim yaşarır, onun buna benzer hatıraları önünde derin hürmet duyarım Bu mülakat sayesinde gerek onu ve gerekse oğlunu her ikisinin büyük terbiye ve nezaket kabiliyetlerini daha yakından tanımıştım 33Yanlışlarımı Halk Düzeltsin Atatürk bir gün Türkiye'ye ziyarete gelen yabancı bir zatla Ankara Palas'ta halkın önünde ve arasında konuşurken şöyle demişti: "Ben düşüncelerimi daima halkın huzurunda söylemeliyim Yanlışım varsa, halk beni tekzip etsin " 34Ordu ve Politika Meşrutiyet'in ilanı üzerine hürriyeti sağlamakta az veya çok gayret göstermiş olan subaylar, kendilerini birdenbire politika içine yuvarlanmış buldular Üst ve ast arasında orduyu ayakta tutan geleneksel saygı ve disiplin de çok azalmıştı Bir gün, çok genç bir ittihattçı teğmenin, ömrünü savaş meydanlarında geçirmiş bir tümen kumandanından bahsederken:"Adam yüzüme dik dik baktı Fakat ben selam vermek bile istemedim "dediğini yakın bir arkadaşım anlattı Ne İttihat ve Terakki Cemiyeti subaylara ve ne de subaylar Cemiyet'e söz geçirmez oldular Genel Merkez insiyatifi kaybetti Çünkü daha önce de anlattığım gibi, ne bir programı ne de o programı uygulayacak lideri vardı Talat (Paşa) bir gün bize:"Vallahi, ben de şaşırdım, kaldım Suyun durulmasını bekliyoruz " demişti Olaylardan en ziyade, müteessir olan Mustafa Kemal'di İhtilalden önce yaptığı uyarmaların hiçbir etkisi olmadığını görmüş, teesürü büsbütün artmıştı![]() Diyordu ki: "Ordu muhakkak ve derhal siyasetten çekilmelidir Aksi takdirde, bir kudret olmak vasfını kaybedecektir Bu ise, memleket için bir felaket olacaktır " 3522-05-2009 11:22 nünü BABALIK DUYGUSU Düğün, o'nun varlığı ile son sınırına ulaşan bir neşe içinde geçmişti Ata ayrılmak üzere ayağa kalkınca kendisini uğurlamak için halk iki sıra diziliverdi Sevecen bakışlarını sağa sola yönelterek yavaş yavaş ilerlerken bir yerde durakladı, sonra durdu, elini yedi sekiz yaşlarında bir kız çocuğunun başına uzattı![]() Çocuğun arkasında yer alan ve anası ile babası olan çifte yavaşça seslendi: "öpeyim mi? Herkesi derinden duygulandıran bu isteği ana babanın nasıl yerinde bir minnetle karşıladıkları kestirilebilir ![]() Atatürk çocuğu iki eliyle kaldırdı, öptü ve yere bıraktı Fakat sahne bununla kapanmış olmadı![]() Uyanık ve duygulu çocuk : "Ben de öpeyim ne olursunuz Atatürk" diye direndi ![]() Ata, belki de hiç ummadığı halde kendisine babalık mutluluğu tattıran bu içten davranışı, çocuğu bir daha yerden alarak yüzüne yaklaştırmakla karşıladı ![]() Bilmiyorum, halk bu dokunaklı sahneyi, gözleri yaşlı alkışlayarak kutlu kılarken, o çelik iradeli insanın da iki damla gözyaşını tutamadığını görebilmiş mi idi? |
|
Atatürk'ün Anıları Nelerdir? Atatürk'ün Anıları İle İlgili Yazılar - Atatürk'ün Anısı |
|
|
#7 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Atatürk'ün Anıları Nelerdir? Atatürk'ün Anıları İle İlgili Yazılar - Atatürk'ün Anısıİzmir kurtuldu çok tatlı bir yorgunluk üstlerinde ![]() ![]() Ankara'ya hareket edecekler Trene binerler kompartımanaçekilirler ![]() Ertesi gün kompartımanin kapısını çalar yaveri ![]() Açar yorgun bitkin kravatını yıkamaktadır Atatürk ![]() -Yaveri: "Paşam bu ne hal? hiç uyumadınız herhalde ![]() Niye böylesiniz" der![]() -"Ya çocuk ![]() Kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı unutmuşsunuz Kolumu yastık yaptım ağrıdı setremi yastık yaptım üşüdüm Bende uyumadım kalktım" der![]() -Yaveri: "Aman Paşam! Birimize haber vereydiniz hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik" der ![]() Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan'ın verdiği tarihi cevap ![]() ![]() ![]() ![]() -Der ki ![]() ![]() :"Geç farkettim hepiniz en az benim kadar yorgundunuz ![]() Hiçbirinize kıyamadım Önemli olan benim uyumam değil milletimin rahat uyuması"![]() |
|
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
| Görünüm Modları | |
|
|