Sokrates’in Yaşamı - Sokrates Ve Sofistler

Eski 05-09-2009   #1
[KAPLAN]
Varsayılan

Sokrates’in Yaşamı - Sokrates Ve Sofistler



Sofistlere karşı koyanların başında yer alan, İlkçağın en büyük düşünürlerinden biri olan Sokrates, Sofistlere karşı koyar, ama onlarla birleştiği yönleri de vardır Çünkü Sokrates de, Sofistler gibi, gelenek ve törelerin oluşturduğu ölçüler üzerinde düşünmeyi kendisine ilke yapmıştır Sokrates 469 yılında Atina’da doğmuştur Heykeltıraş Sophroniskos ile ebe Phainerete’nin oğlu Kendisi ve yurttaşlarını ciddi olarak incelemeyi, ahlakça olgunlaşmak için durmadan çalışmayı, hayatının hep ödevi sayacaktır O da, Sofistler gibi, başlıca, insan hayatının pratik sorunlarıyla ilgilenmiştir Ancak, Sofistler utilitaristtiler, yalnız yararı göz önünde bulunduruyorlardı Sokrates ise bu soruna gerçek, derin bir ahlaki ciddiyetle yönelirOnun gerek sessiz, sürekli felsefi düşünmeleri, gerekse Atina’daki orijinal çalışmaları böyle bir anlayışla beslenmişlerdir Kendisi bir çığıra, bir okula bağlı olmadığı gibi, bir çığır da kurmaya kalkışmamıştır Ortalıkta, çarşıda –pazarda dolaşır, karşısına çıkanlarla konuşmaya çalışırdı Bunu da, insanları, hayatlarının anlam ve amaçları bakımından düşünmeye, aydınlanmaya kımıldatmak, onlarda bu isteği uyandırmak için yapardı Sokrates felsefesini, dünya görüşünü bu yolla yaymıştır: bir şey yazmamıştır Sokrates 70 yaşında iken “gençliği baştan çıkarmak ve Atina’ya yeni Tanrılar getirmeye kalkışmak” ile suçlandırılıp mahkemeye verilmiştir Onu suçlayanlar, anlayışsızlıklarından, düşünceleri ayırt etmeyi bilmediklerinden, Sokrates’i Sofist sayıyorlardı Hayata yol gösteren değer ve ölçülere körükörüne inanmayıp bunları akılla bulmak isteyişinde, bu tutumunda Sokrates Sofistlerle ortaktı Ama onun Sofistlerle bundan sonraki temelli ayrılığını, yobaz gelenekçiler ayıramayacak durumda idiler Sokrates hafif bir ceza ile kurtulabilirdi; ama boyun eğmek bilmeyen onuru yüzünden yargıçları kızdırıp ölüm cezasına çarptırılmıştır Tutukevinden de kaçmayı ret etmiş ve 399 yılının mayısında zehir içerek ölmüştür

Sofislerin bilgi anlayışı, her bakımdan, tek kişiyi kanılarında bir relativizme götürmüştü Sokrates’in ise göz önünde bulundurduğu ; sağlam, herkes için geçerli olan bir bilgiye varmaktır O, doxa (sanı)nın karşısına episteme (bilgi) yi koyar Yalnız episteme hazır, hemen öğrenilebilecek, öğretimle hemen bildirileverilecek bir şey değildir, tersine; birlikte çalışarak, uğraşılarak varılacak bir amaçtır Onun için Sokrates, Sofistlerin yaptığı gibi, öğretimle bilgileri edindirmeye kalkışmaz, çevresindekilerle doğru’yu birlikte aramaya çalışır Din-gelenek otoritesine gözü kapalı bağlanmamada Sokrates Sofistlerle bir düşünüyor Ancak, Sokrates’in akla, düşüncenin objektif değerine, bireylerin üstünde bir normun bulunduğuna sarsılmaz bir inancı var Onu Sofistlerden kesin olarak ayıran da bu inancıdır Onun kendine özgü öğretme ve araştırma yöntemi olan dialog (konuşma) da bu inanca dayanır Konuşma’da düşünceler ortaya konur, bunlar karşılıklı olarak eleştirilir, böylece de herkesin kabul edeceği şeye varılmak istenir Sofisler düşünceleri meydan getiren psikolojik mekanizmayı inceliyorlardı Sokrates ise, doğru’yu belirleyen aklın bir yasası olduğuna inanır ve çevresindekilerle işbirliği yaparak bu doğru’yu araştırır “Ben bir şey bilmiyorum” ya da “Bir şey bilmediğimi biliyorum” derken de göz önünde bulundurduğu bu Onun için bunları bir şüphecilik diye anlamamalıdır





Sokrates, Sofist – Sophistes , bilgici –değil, filozof – philosophos, bilgisever –olduğunu söyler; bilgiyi elde bulundurduğuna değil, onu sevip aradığına inanır; kendisi kendini bildiği gibi, kendilerini bilmelerini (“kendini bil!”) başkalarından da ister Araştırmanın (dialogun) dış şeması şöyledir: Konuşmaya başlarken Sokrates, hep kendisinin bir şey bilmediğini söyler Karşısındaki de, tersine, hep bilgisine pek güvenmektedir, ama ileri sürdükleri de hep pek derme çatma şeylerdir İşte Sokrates’in ünlü ironie’si (alayı) bu karşıtlık içinde belirir Bundan sonra da Sokrates, konuştuğu kimsede doğru^yu meydana çıkarmaya girişir; onun deyişiyle: Ruhta uyku halinde bulunan düşünceleri “doğurtmaya” uğraşır Bu sanatına da, annesinin ebeliğine bir anıştırma olarak, maieutike (doğum yardımcılığı, ebelik) adını veriyor Bu tekniğin temelinde, disiplinli, sıkı bir düşünme ile” doğru”nun bulunabileceğine bir inanma gizlidir; ruhta saklı doğrular var; bunlar herkes için ortak olan doğrulardır; bunlar, sorup soruşturma ile, üzerlerinde durup düşünme ile yukarıya çıkarılabilir, bilinir bir hale getirilebilirler

Sokrates’e göre, bilimsel çalışmanın amacı, duyularla edinilen tek tek algılar değil, kavramdır Onun için, Sokrates hep, kavramın belirlenmesi, sınırının çizilip gösterilmesi olan tanım’a (horismos, definito) varmaya çalışır

Sokrates’in kullandığı yöntem, tüme –varım (epagoge, inductio) yöntemidir Aristoteles, Sokrates’i bu yöntemin bulucusu diye gösterir Ancak, Sokrates gelişigüzel bir araya getirilmiş tek tek haller arasında bir karşılaştırma yaptığı için, tam bir tümevarım yöntemi geliştirdiği söylenemez

Sokrates bu yöntemini, tıpkı Sofistler gibi , sadece insan hayatının sorunlarına uygulamıştır Onu “doğru bir yaşayış nedir, hangisidir?” sorusundan başkası ilgilendirmemiştir Doğa felsefesiyle hiç uğraşmamıştır; kavramsal doğru’yu araması da yalnız ahlaki kaygılar yüzündendir İnsanın ahlakça kendisini eğitmesi, yetiştirmesiyle bilim aynı şeydir Araştırma da bulunacak tümel doğru, ahlak bilincine açıklık ve güven sağlayacaktır

Sokrates’in bütün düşüncesi, bütün çalışmaları ahlaka yönelmiştir Bu ana –konuda çıkış noktası da, “erdem ile bilginin özdeş, aynı oldukları” görüşüdür Bu görüşün felsefe dışındaki nedeni için şu söylenebilir: Yunan toplumu o arada çok sarsıntılı bir değişme geçirmiştir, geçirmektedir Bu yüzden, öteden beri bilinen, alışılmış yaşama kurallarına ayak uydurmak çok güçleşmiştir Bu değer anarşisi içinde bir sürü yaşama kuralı öğütleniyordu Öbür yandan demokratik gelişme bir savaşmaya, yarışmaya yol açmıştı İşte Sokrates,bu kanıyı ahlaka aktarmakla, bu duruma en keskin anlatımını kazandırmıştır

Sokrates,”Hiç kimse bile bile kötülük işlemez, kötülük bilginin eksikliğinden ileri gelir” der Yine bu yüzden bütün öteki erdemler, ana –erdem olan bilginin (episteme) içinde toplanmışlardır ve bilginin kendisi edinildiği ve öğrenildiği gibi, öteki erdemler de elde edilir ve öğretilebilir

Sokrates, bir de, içinde bir Daimonion’un barındığını söylermiş Hayatının önemli anlarında bu Daimonion’u kendisine yol gösterirmiş, daha doğrusu alıkoyucu bir rol oynarmış; daha çok uyarıcı bir sesleniş Bunu Sokrates içindeki Tanrısal bir ses sayar ve ona uyarmış Bu sesin ne olduğu üzerinde çeşitli yorumlar yapılmıştır Ne olarak anlaşılırsa anlaşılsın (vicdan, ahlaki bir sezi, peygamberlerde görülen içgüdü gibi bir şey vb) Daimonion Sokrates’in ahlak görüşünün tekyanlı rationalismini tamamlayan bir etken olarak görünüyor Çünkü Daimonion, irrationel bir şey, dini –mistik bir öğe (Ama yalnız kendisinde var; genel olarak insan hayatının ahlak bakımından düzenlemede hiçbir rolü yok)

Sokrates’in dinsiz ya da küfre sapmış bir kimse olduğu hiç de söylenemez Olsa olsa, o da ta Xenophanes’ten beri gelişen bir din anlayışının içinde yer almıştı; yani halk dininin boş inançlarına bağlı değildi; halk dininin arınmasını, bunun için de Tanrılar için yakışıksız tasavvurların ortadan kalkmasını o da istiyor

Sokrates çevresine büyüleyici bir etki yapmıştı Bu etki, düşüncelerinden çok, bu düşünceleri onun doğrudan doğruya yaşaması yoluyla olmuştur

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Sokrates’in Yaşamı - Sokrates Ve Sofistler

Eski 12-19-2009   #2
Şengül Şirin
Varsayılan

Cevap : Sokrates’in Yaşamı - Sokrates Ve Sofistler



Sokrates (yaklaşık İÖ 470-399), Eski Yunanlı büyük bir düşünürdür Asker olarak çeşitli savaşlara katılmış ve yiğitliğiyle öne çıkmış olmasının dışında, yaşamının ilk yıllarına ilişkin bilgiler çok azdır Sokrat Atina'da doğdu Atina o dönemde önemli bir edebiyat ve sanat merkeziydi Zamanının bütün ünlü yazarlarını ve devlet adamlarını tanıyan Sokrat'ın ünde gözü yoktu Tek amacı insanlara bilgece ve mutlu yaşamanın yolunu göstermek, onları bilgelikle dürüstlüğün servet ve ünden daha değerli olduğuna inandırmaktı, "kendini tanı" ilkesinden hareket eden Sokrat için felsefenin temeli insanı tanımaktı




Öğretisini hiçbir zaman yazıya dökmemekle birlikte, Sokrat'ın gençler arasında birçok öğrencisi vardı Her rastladığı yerde onlarla konuşuyor ve doğru yolu seçmeleri için onları yeniden düşünmeye yöneltiyordu Sonradan yazar olan bu gençlerden bazıları Sokrat'ın düşüncelerini kâğıda geçirdi En ünlü öğrencisi olan Platon, Sokrat'ın gençlerle karşılıklı konuşmalarını yazıya dönüştürdü "Sokratik diyaloglar" olarak bilinen bu yazılarda Sokrat gençlerle birtakım sorunları tartışır İçlerinden birine belli bir konudaki görüşünü sorar ve konuyu açmak için birtakım sorular yöneltir Çoğunlukla soru sorulan kişinin o konuyu daha önce derinlemesine düşünmediği ve belirttiği görüşün sağlam bir temele dayanmadığı ortaya çıkar Bunun üzerine yeni sorular sorarak hep birlikte gerçek yanıtı bulmaya çalışırlar Soru sorarak gerçeğe ulaşma yöntemine "sokratik" ya da "diyalektik" yöntem denir (bak Felsefe; Platon)


Anlatıldığına göre, bir gün Delfi kâhinlerine (bak Delfİ Kâhinleri) "Yunanistan'daki en bilge kişi kimdir?" diye sorarlar Kâhinin yanıtı "Sokrat" olur Sokrat buna çok şaşırır Çünkü soru sormasının nedeni bilmediği şeyleri öğrenmek içindir Bu nedenle bilge gözüyle bakılan kişilerle konuşur Çok geçmeden onların kendilerine bilge süsü verdiklerini, gerçekte hiçbir şey bilmediklerini anlar Sonunda da, kendi bilgisizliğini bildiği için, en bilge kişinin kendisi olduğu sonucuna varır

Ne var ki, düşmanları Sokrat'ı Atinalı gençlere yanlış şeyler öğreterek onları doğru yoldan saptırmakla ve tanrılara karşı saygısız davranmakla suçlar, onu dava ederler Sokrat da karşılık olarak, bildiği yolda yürüyeceğini, yaptıklarının doğru olduğunu ve cezalandırılmaktan çok ödüllendirilmesi gerektiğini söyler Bu sözler mahkeme üyelerini kızdırır ve Sokrat ölüm cezasına çarptırılır Yasalara göre baldıran zehri içerek yaşamına son vermesi gerekmektedir Hapishanede öleceği günü beklerken dostlarıyla konuşmalarını eskisi gibi sürdüren Sokrat'a bir dostu kaçmasını önerirse de, Sokrat yaşadığı sürece karşı çıkmadığı Atina yasalarına uymazsa kendi kendisiyle çelişkiye düşeceğini söyleyerek bu öneriyi kabul etmez

__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Sokrates’in Yaşamı - Sokrates Ve Sofistler

Eski 04-30-2010   #3
Şengül Şirin
Varsayılan

Cevap : Sokrates’in Yaşamı - Sokrates Ve Sofistler



Sokrates:


MÖ 469-399 yılları arasında yaşamış olan ünlü Yunanlı düşünür Platon’un hocası olan Sokrates, görüşleri, tartışmaları yeni iktidarın temsilcileri tarafından beğenilmediği için, yeni tanrılar icad ettiği, görüş ve tartışmalarıyla, gençleri baştan çıkardığı gerekçesiyle ölüme mahkum edilmiştir


Sokrates’in felsefedeki ve felsefe tarihindeki önemi, öncelikle onun bilinçli ve ahlâki kişiliğin bulunduğu yer olarak ruh kavramını bulmuş olmasından kaynaklanır; felsefenin merkezine insanı geçiren, insanın kendisiyle, evrenle ve toplumla olan ilişkisinin ne olduğunu ve ne olması gerektiğini araştıran, insan yaşamının kişisel, toplumsal ve ahlâki boyutunu ön plana çıkaran Sokrates aynı zamanda etik tarihindeki ilk büyük teorinin kurucusu olmak durumundadır
Onun etiğinin en temel tezi ya da önermesi, bir insanın en önemli faaliyetinin ruhuna gereken özeni göstermesi olduğu veya sorgulanmamış bir hayatın yaşanmaya değer olmadığı tezidir Sokrates’in inancına göre, kişinin nasıl yaşaması gerektiği sorusu üzerinde düşünmemesi onun değersiz, ve dolayısıyla mutsuz bir yaşam sürmesiyle eşanlamlıdır Ve Sokrates insanların bu soru üzerinde pek düşünmeden yaşadıklarını ima etmiştir Çünkü insanlar başka insanların da bulunduğu ve toplum değerlerinin hakim olduğu bir dünyaya dahil olmuş durumdadırlar Ne yapmaları neyin peşinden koşmaları ve nasıl yaşamaları gerektiğini onlara her zaman anne-babaları akrabaları, kısacası büyükleri söyler İnsanlar toplumun ideallerini ve değerlerini olduğu gibi benimserler İçinde bulunulan sosyal atmosfer neyin doğru neyin yanlış, neyin iyi neyin kötü olduğuyla, yani ahlâklılıkla ilgili birtakım fikirleri insanlara aktarır Aynı sosyal atmosfer, ahlâklılıkla yakından ilişkili olan dini düşünceler ve bu arada kişisel hedeflerle ilgili beklentiler sergiler Söz konusu sosyal koşullanma ya da toplumsallaşma süreci içinde, hemen tüm insanlar toplumun ideallerine gönüllü yazılır ve çevrenin beklentilerine uygun yaşar İnsanların çoğu mesleklerini dahi, toplumun kutsadığı, ya da önemsediği alternatiflerin arasından seçer ve yaşantılarını böyle planlar Dine de aynı şekilde yazılır ve iyi ya da ahlâklı yaşamı büyükleri gibi tanımlarlar Kısacası, insanlar üyesi oldukları topluma ve bağlı bulundukları kültüre göre yaşarlar İşte böyle bir yaşam, Sokrates’in «sorgulanmamış” dediği varoluşçuların 20 yüzyılda “sahici olmayan yaşam” diyecekleri hayattır


Çünkü böyle bir hayatı sürdürürken çoğu insan, Sokrates’in ruh adını verdiği karakterlerine ya da tinsel yaşamlarına gereken özeni göstermez Sosyal kimlikleriyle, içinde bulundukları toplumun ideallerine uygun yaşadıkları zaman, insanın bunun için zamanı bile olmaz Zenginlik arar haz ya da şan şeref peşinde koşarken, bir de tinsel boyutları olduğunu unuturlar, kendilerini harekete geçiren gücün ne olduğunu sorgulamadan, kişisel hedeflerinin gerçekten de değerli olup olmadığını tartışmadan başka herkes gibi yaşanan Toplumun kendilerine sunduğu değerler üzerinde bir an bile düşünmeden, sosyal baskıyla, bedenin arzularıyla sürüklenirler Kısacası, «sorgulanmamış bir yaşam süren insanların hayatı kendi ellerinde ya da kendi kontrollerinde değildir; onların denetimi dışarıdan gelmektedir Bu ise, kişiyi mutsuzluğa götüreceği için, bir felaketten başka hiçbir şey olamaz Öyleyse, insan, mutluluğu buna bağlı olduğu için ruhuna özen göstermek zorundadır Ruha gereken özeni göstermek ise insanı insan yapan şeyin ne olduğunu, ruhun bizatihi kendisini, neyin insan doğasını tamamlayıp gerçekleştireceğini bilmektir


İşte buradan Sokrates’in etik anlayışının bir başka ünlü sözü çıkar: “Kendini bil!”, “Kendini tanı!” Yaşamda mutluluk insanın kendi benine ilişkin bilgide, insanın kendisine dair doğru kavrayışta yatar, çünkü, bir insan kendi doğasını, kendisini harekete geçiren motifleri, zaaflarını ve sınırlamalarını, yeteneklerini, yaşamının gerçek amacını bilirse eğer, bu bilgiye uygun olarak akıllıca ve bilgece davranıp, mutluluk nihai hedefine ulaşabilir


Mutluluk, buna göre, Sokratik etiğin insanlar için koyduğu nihai hedef, gerçek ahlâki iyidir İyi insan tarafından arzu edilen ihtiyaç ve eksikliği duyulan şey olmakla birlikte, Sokrates’e göre iyi, insanların ihtiyaç duyduklarını ve arzu ettiklerini düşündüğü şey olmayabilir, zira insanlar, gerçek ihtiyaçlarının neler olduğuyla ilgili olarak yanılabilmekte ve gerçekte eksikliğini duymadıkları bir şeyin, hatta kendileri için zararlı olan bir şeyin peşinden koşabilmektedir



Şu halde, ahlâki iyi, insanların ihtiyaç duyduklarını düşündükleri şey olmayıp, onların doğaları gereği, gerçekten ihtiyaç ve eksikliğini duydukları, insanlara doğal olarak ait olan ve ona sahip oldukları takdirde onları gerçekleştirecek, tamamlayacak şeydir Sokrates’in söz konusu kendini gerçekleştirme haline verdiği ad, eudaimoniadır, yani mutluluktur O söz konusu mutlulukçu etik anlayışında, ahlâki iyinin insan doğasını tamamlayıp gerçekleştirerek, insanı mutlu kılan şey olduğunu, insanın mutluluğu hedeflediğini apaçık bir şey olarak görür Ona göre, bundan daha öteye gidilemez ve insanların, mutsuz olmak yerine, niçin mutlu olmayı istedikleri sorusu sorulamaz; bu Sokrates için olduğu kadar, tüm Yunanlılar için apaçık bir şeydir Sokrates, tüm insanların, doğaları gereği, mutlu olmayı istediğini ve hiç kimsenin mutsuz olmak istemediğini söyler Mutluluk, tüm insani istek ve arzuların nihai amacıdır ve insan hayatı ve varoluşunun en yüksek hedefidir
Sokrates bunu ve mutluluğun bilgiyle olan ilişkisini biraz daha açıkça ifade edebilmek için, ahlâki ve dolayısıyla mutlu yaşama ile varolan çok çeşitli sanat veya zanaatlar arasında bir analoji kurmuştur Buna göre, bir sanat (techne) sahibi olan insanlar, yani zanaatkarlar hem faaliyetlerinin amaçlarının ve hem de bu amaçlara nasıl ulaşılacağının doğru bilgisine sahiptirler



Bir ayakkabıcı bir ayakkabının ne olduğunu ve ne işe yaradığını, bir ayakkabının nasıl yapılacağını bilir Bir marangoz bir masanın ya da bir koltuğun ne olduğunu ve nasıl imal edileceğinin bilgisine sahiptir Bir gemi kaptanı denizde gemiyle yolculuk etmenin gerek amaçlarını ve gerekse araçlarını bilir Bütün bu örnekler dikkate alındığında, bir sanatın belirli ve açık seçik olarak tanımlanmış bir amacı ya da nihai ürünü ve bu amaca erişmenin veya nihai ürünü elde etmenin kabul görmüş yolları vardır Sokrates’e göre yaşamak da bir sanattır; daha doğrusu iyi ve doğru yaşamak istiyorsak, yaşamayı nihai amacı mutluluk olan bir sanat olarak görmemiz gerekmektedirYaşamanın amacı olan mutluluğa erişmenin yolları ise, bir insan kişiliğini meydana getiren yetkinlik halleri olarak tanımlanan, erdemlerden başka hiçbir şey değildir Başka bir deyişle, onda erdem mutluluk amacının aracı olmak durumundadır; yani, erdem, insanın doğasını tam olarak gerçekleştirdiği, potansiyelini tam anlamıyla hayata geçirdiği, kendi yetkinliğine ulaştığı bir hal olan eudainıoniaya götüren, kendisiyle söz konusu mutluluk amacına eriştiği değer ya da niteliktir Sokrates bu şekilde tanımladığı erdemi, bilgiye eşitlemiştir “Erdem bilgidir” tümcesi, onun yinelemekten hiç bıkıp usanmadığı bir tümce olmuştur
Erdem bilgi ise ne tür bir bilgidir?



Sokrates’e göre her tür bilginin erdem olmadığı açıktır zira herhangi bir sanata, alana ya da konuya ilişkin bir bilgi, insanı zorunlu olarak mutluluğa götürmezken erdem olan bilgi, insanı kendisini gerçekleştirmeye ve mutluluğa götürür Bir insan iyi bir tüccar başarılı bir hekim ya da iyi bir bilim adamı olabilir, ama yine de mutlu olmayabilir Böyle bir insan, mesleğiyle ilgili olarak her şeyi bilebilir, fakat yine de mutsuz bir yaşam sürebilir Buna göre, erdem olan bilgi iyi olmalı bizi iyi kılmalı, kısacık yaşamlarımızı iyi bir hayat haline getirmelidir


Özel bilgi türleri, yaşamın çeşit çeşit iyilerini sağlayabilmekle birlikte, söz konusu iyiler, onları nihai ve eri yüksek amacımız doğrultusunda, en bilgece nasıl kullanabileceğimizi bilmediğimiz sürece, yalnızca zarar verebilir Sokrates’e göre, insanın doğasını gerçekleştirmesini ve mutluluğa ulaşmasını sağlayan tek bilgi iyi ve kötüye, neyin gerçekten iyi ve neyin kötü olduğuna ilişkin bilgidir Onun sophia ya da phronesis adını verdiği bu bilgi, tek gerçek bilgi ve bilgeliktir Bu bilgi bir insanın birçok bilgi türü arasında, ilgisini çekiyorsa, kendisi ne yönelebileceği, kendisini ilgilendirmiyorsa da onunla uğraşmayı başkalarına bırakabileceği, bir bilgi türü değildir Sokrates’e göre, tüm insanlar, doğaları gereği mutlu olmayı istediklerinden ve neyin iyi, neyin kötü olduğuna ilişkin bilgi zorunlulukla mutluluğa götüren tek yol olduğundan, bu bilgi tüm insanlar için kazanılması gereken bir bilgidir Erdem olan bilgi, ikinci olarak insanın kendisine ilişkin bir bilgidir Erdemi tanımlamanın, şu halde, ikinci bir yolu, onu kendini bilmeye eşitlemektir Bu da, mutluluk amacı için kaçınılmaz olan bir bilgidir Zira, bir insan kendisini tanımadıkça, neyin kendisi için olduğunu, neyin kendisini, eksik ve kusurlu bir yaratık olarak bırakmak yerine, tam ve yetkin biri kılacağını bilmedikçe, iyi, yetkin ve mutlu biri olamaz Kişi ne olduğunu neye ihtiyaç duyduğunu, hangi yeteneklere sahip olup, hangi bakımlardan eksik olduğunu, eşdeyişle kendini bilmediği sürece, neyin kendisi için iyi ya da kötü, yararlı ya da zararlı olduğunu bilemez


Erdem olan bilgi üçüncü olarak tek tek erdemlerin bilgisini de içerir, çünkü Sokrates, erdemlerin birliğini öne sürer Örneğin, cesaret adını verdiğimiz erdem, ona göre, başıboş bir kahramanlık, anlamsız bir atılganlık ve cüretkarlık, her tehlikeyi düşüncesizce göğüsleme olmayıp, neden korkulup neden korkulmayacağına, neyin göğüslenmeye değer olup neden kaçınmanın iyi olacağına ilişkin bilgiden başka bir şey değildir Gerçek cesaret, uzun vadede neden daha çok neden daha az korkmak gerektiğine neyin daha fazla, neyin daha az tehlikeli olduğuna ilişkin bir hesaplama, tartma ve ölçüp biçmedir Aynı şekilde, adalette, bir bilgidir Adalet, insanın kendi üzerine düşeni yapması ve kendisinin en iyi ve en uygun olduğu işi yapması, herkese hak ettiğini vermesidir Bir insan bilgeliğe, kendine ilişkin bilgiye sahip olmadıkça, nasıl olur da, kendisine ait, kendisinin bir parçası olan şeyi, en uygun olan işi yapabilir? Bütüne, başkalarına ilişkin bilgiye sahip olmadıkça, nasıl olur da, başkasının hakkını verebilir, bütünün adaletine katkıda bulunabilir?


O, aynı çerçeve içinde, yani etik alanında amacına ulaşabilmek, mesajlarını doğru iletebilmek için aynı zamanda dilin doğasıyla ilgilenmiş ve düşünme anlam, mantık ve tanım konusunu ele almıştır Yaşadığı dönemde yoğun bir kavram kargaşasının hüküm sürdüğünü

__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »
Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.