Kanser Hastalarında Depresyon Riski Yüksek!

Eski 09-06-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Kanser Hastalarında Depresyon Riski Yüksek!



Kanser hastalarında depresyon riski yüksek!
Depresyonun kanser hastalarında görülme oranı yüzde 5-60 arasındadır Hastaların yüzde 19’unda travma sonrası stres bozukluğu saptanıyor!

Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Dr Şeref Özer, her geçen gün görülme sıklığı artan kanserin, hastalar üzerinde psikolojik etkisinin ağır ruhsal problemlere yol açabileceğini belirterek, "Kanser hastalarının yüzde 47’sinde değişik düzeyde ruhsal bozukluklar görülmektedir Depresyonun kanser hastalarında görülme oranı yüzde 5-60 arasındadır Hastaların yüzde 19’unda travma sonrası stres bozukluğu saptanmıştır" dedi

Özer, 4 Şubat Dünya Kanser günü nedeniyle yaptığı açıklamada, kanserin tüm dünyada görülme sıklığının arttığını belirterek, tedavi sürecinin ağır ve uzun sürdüğü için hastaların psikolojik destek almalarının ruh sağlığının korunmasında önemli olduğunu vurguladı

Kanserin, kişinin ruhsal ve sosyal yaşamında olumsuz etkilere yol açabildiğini belirten Özer, genellikle tedavide psikolojik yönün ihmal edildiğini ifade etti Özer, "Sağlık Bakanlığınca 2007’de yayımlanan Türkiye’de Kanser Kontrolü raporunda bile kanserin psikososyal sonuçları ile ilgili bir tek bölüm bulunmaması bu önemli alanın ne denli ihmal edildiğini göstermektedir" eleştirisinde bulundu

Kanserde, biyolojik tedavinin yanı sıra psiko-onkolojinin hastanın yaşam süresinin uzatılmasında çok önemli olduğunu dile getiren Özer, "Kanser, sadece hastalığa yakalanan kişiyi değil ailesini ve yakınlarını da etkileyen bir durumdur ve mücadele yaklaşımı ona göre geliştirilmelidir" diye konuştu

-"2030’DA 24 MİLYON KİŞİ KANSERE YAKALANABİLİR"-

Özer, 2007’de Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesince yayımlanan raporda, kanserin dünyada ve Türkiye’de yüzde 22’lik oranla kalp damar hastalıklarından sonra 2 ölüm nedeni olarak belirtildiğini söyledi

2000’li yılların başında dünyada 6 milyon kanser hastası bulunduğunu, sayının önümüzdeki 20 yıl içinde 12 milyona ulaşmasının öngörüldüğünü ifade eden Özer, "2005’de 2 milyon kişinin kansere yakalandığı, 7 milyon kişinin kanser nedeniyle yaşamını yitirdiği, 25 milyon kişinin de kanserle yaşadığı belirlenmiştir 2030’da 24 milyon kişinin kansere yakalanacağı, 17 milyon kişinin kanser nedeniyle öleceği, 75 milyon insanın da kanserle yaşayacağı sanılmaktadır Halen dünyada yılda 11 milyon kişinin kansere yakalandığı, 7 milyon kişinin bu nedenle hayatını kaybettiği bilinmektedir" dedi

-"TEK BAŞINA STRES NEDENİ OLABİLİYOR"-

Özer, kanserin yol açtığı strese verilen yanıtın, kişiye, hastalığının özelliklerine ve çevresel etkenlere bağlı değişebildiğini ifade ederek, yaş, cinsiyet, eğitim durumu, kişilik yapısı, kanserin türü-evresi, iş, evlilik, yaşam
koşulları ve sosyal güvenlik durumunun, hastalığın kişide yaptığı tahribatın ruhsal bozuklukların ortaya çıkmasında rol oynadığını anlattı

Kanserin tek başına stres etkeni olabildiğini ve kişide ruhsal kriz yaratabildiğini belirten Özer, şunları kaydetti: "Temel süreç dengenin bozulmasıdır Bozulan fiziksel denge de ruhsal dengenin giderek bozulmasına yol açar Strese karşı hem zihinsel hem de fizyolojik tepkiler oluşmaya başlar ve bunun yansımaları ruhsal bozukluk oluşana kadar ilerleyebilir Krizin ilk aşaması tanı konma, ikinci aşaması hastalığın yineleme dönemi ve üçüncü aşamada hastalığı kötüleşmesi ile birlikte yeni tedavi gereksinimlerin ortaya çıktığı zamanda yaşanır Sık görülen tepkiler, yas, yalnızlık, uyum güçlüğü, depresif olma, bunaltı, öfke, inkar, bağımlılık, suçluluk, düşmanca davranışlarda arta, yansıtma, saldırganlık içeren direnç durumu, güçsüzlük olmaktadır Gelecek ile ilgili belirsizlik ve kuşku, hastalığı anlamlandırmada yaşanan güçlükler, kişinin bedeni üzerindeki denetimi kaybedeceği inancı, yetersizlik ve başarısızlık duygusu, kanserli bir hasta olarak damgalanma korkusu ve son olarak da hastalığını yakınlarından çevresinden sürekli gizleme çabası önemli etkilerdir"

Özer, ilk aşamada hastalarda şok ve inanmama, inkar, kaygı, panik ve çaresizlik duygusunun gözlemlendiğini ifade ederek, bunun kızgınlık, depresyon ve kabullenme ile devam ettiğini söyledi

Umut aşılayıcı yaklaşım, hastayı dinleme, anlamaya çalışma ve kendi ifadesine zaman tanıma, bedene yabancılaşma duyguları ile başa çıkmasına yardımcı olmanın çok önemli olduğunu vurgulayan Özer, "Uyum sürecinde birey, yaşamını ve geleceğini yeniden gözden geçirir, isteklerini ve olanaklarını belirler ve bir yaşam planı oluşturur" diye konuştu

-"DEPRESYON GÖRÜLME ORANI"-

Özer, kanser hastalarında ruhsal bozuklukların yaygınlığının yüksek, yarattığı sonuçların ihmal edilemeyecek önemde olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:

"Araştırmalarda kanser hastalarının yüzde 47’sinde değişik düzeyde ruhsal bozuklukların ortaya çıktığı görülmüştür Bu hastalıkların başında uyum bozuklukları ve depresyon gelmektedir Kanser hastalarında anksiyete (bunaltı,
kaygı) çok yaygındır Depresyonun kanser hastalarında görülme oranı yüzde 5-60 arasındadır Mide bağırsak sistemi ve beyin tümörlerinde daha sık ortaya çıkmaktadır ve kanserin ileri evrelerinde daha çok görülmektedir Aşırı bağımlılık, öfke, sosyal çekilme gibi durumlar kanserli hastalarda depresyonun belirtileri olabilir Örneğin, göz ilişkisinden ve yakınlarıyla birlikte olmaktan kaçınma, çaresizlik, umutsuzluk, aşırı ağrı yakınmaları, tedaviye uyumsuzluk gibi belirtilerdir"

Kanserli hastalarda yüzde 50 oranında uyku bozuklukları görüldüğünü anlatan Özer, " İntihar oranları da yüksektir Bir araştırmada, intihar girişimi oranı yüzde 172 bulunurken, olguların yüzde 46’sı intihar düşünceleri ve planlarından söz etmektedir Özellikle aaaastazı olan hastalarda ölüm ve intihar düşüncelerinin yaygınlığı artmaktadır" diye konuştu

Özer, kanser hastalarında "travma sonrası stres bozukluğu (TSSB)"nun da görüldüğünü belirterek, "Bunun yaygınlığı yüzde 19-35 arasında değişmektedir Ülkemizde yapılan bir çalışmada, kanser hastalarının yüzde 19’unda travma sonrası stres bozukluğu saptanmıştır TSSB yaygınlığı, kadınlarda yüzde 245, erkeklerde yüzde 128’dir" dedi

-KANSERE VERİLEN RUHSAL TEPKİLERİN KÜLTÜREL YÖNÜ-

Türkiye’de kanser hastalarının daha çok "kaçınma ya da kaderci kabulleniş" tutumu sergilediklerini dile getiren Özer, "Hastalar daha fazla inkar etme eğilimi göstermekte, hastaların yaklaşık yüzde 20’si söylenecekleri duymamak için doktorlarıyla konuşmamakta, bilgi alma sorumluluklarını yakınlarına yüklemekte, önemli bir hasta grubu ise tanılarını bildikleri halde yakınlarıyla konuşmamakta, hastaların yarıdan fazlasında da hasta yakınları, hastaların moralleri bozulacağı endişesiyle tanının hastalara söylenmesini istememektedirler" diye konuştu

Yapılan bir çalışmada, hekimlerin hastalığı konuşmayı hastanın entelektüel düzeyine göre belirlediklerinin ve yüzde 40 oranında tanıyı söylemediklerinin saptandığını anlatan Özer, "Bir başka çalışma da hastaların
yüzde 679’u, hemşirelerin yüzde 70’i doktorların ise yüzde 80’nin tanının söylenmesi gerektiğini belirtmişlerdir" dedi

Özer, hastaların tedavi sürecine etkin biçimde katılmalarının sağlanması için onların görüşlerinin ve beklentilerinin önemsenmesi, hastaların duygu ve düşüncelerine kulak verilmesi, yüreklendirilmesi, empati gösterilmesi ve geri bildirim verilmesinin çok önemli olduğuna işaret ederek, tedavi planı yapılırken hastanın önceden hazırlanması, bilgilendirilmesi, tedaviye ilişkin ayrıntıların ve olası sonuçların önceden aktarılması, alınacak önlemler konusunda eğitilmesi, ortaya çıkabilecek ruhsal sorunlar ile ilgili gereken bilginin verilmesi gerektiğini dile getirdi

-"PSİKOTERAPİ İLE BENLİK SAYGISI KAZANDIRILIYOR"-

Ruhsal bozuklukların tedavisinde ilaç ve biyolojik tedavilerin yanı sıra, krize müdahale yaklaşımları ve çeşitli psikoterapiler kullanıldığını anlatan Özer, tedavilerin hastanın iş aile ve yaşam güçlüklerine odaklanan, sorun odaklı, çok zaman almayan, hastayı aile ve çevresiyle tedavi sürecine katan yaklaşımlar olması gerektiğini ifade etti

Psikoterapilerde, hastanın benlik saygısının yeniden kazandırılması, yaşam dengesini yeniden kurması, sınırlılıklarını kabullenmesi, güçlü yönlerini fark etmesi, kendine özgü başa çıkma becerilerini geliştirmesinin amaçlandığını belirten Özer, özellikle tedavi aşamalarında ruhsal desteğin rolünün büyük olduğunu vurguladı

Özer, alternatif tedavi seçeneklerinin de olumsuz bir etkisi olmadığı sürece uygulanabileceğini belirterek, "Hastanın bu umut arayışlarının onu daha diri tutacağı, bağışıklık sistemini olumlu yönde etkileyerek tedaviye katkı sağlayacağı düşünülmektedir" diye konuştu

Sosyal desteğin, bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkide bulunarak kanserin gidişini iyi yönde etkilediğini, yaşam süresini uzattığını gösterdiğini de ifade eden Özer, özellikle hastalığın erken dönemlerinde verilen duygusal desteğin çok önemli olduğunu sözlerine ekledi

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »
Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.