![]() |
Açıklamalı Deyimler Sözlüğü |
![]() |
![]() |
#1 |
Şengül Şirin
![]() |
![]() Açıklamalı Deyimler SözlüğüDeyimlerin Özü: -Genellikle gerçek anlamından sıyrılarak başka bir anlama bürünürler: “Dilinde tüy bitmek”, “El ağzı ile kuş tutmak” gibi ![]() ![]() ![]() -Kimi deyimlerde, asıl anlamlarından tamamıyla sıyrılmazlar ![]() ![]() ![]() Örneğin “Baltayı taşa vurmak” deyimiyle ilgili olarak: Gerçekten de bir balta taşa vurulabilir; bu söz asıl anlamından ayrı olarak “ağzından dokunaklı, incitici bir laf kaçırmak” gibi mecazlı bir anlama da gelebilir ![]() ![]() “Kırk yıllık oduncu, baltasını taşa vurmasın mı?” “Kendini bilmezin biri baltayı öyle bir taşa vurdu ki ![]() “Baltayı taşa vurmak” deyimi, birinci cümlede gerçek; ikinci cümlede ise mecazi anlamında kullanılmıştır ![]() -Kimi deyimler de, sadece kendi sözlük anlamlarında (gerçek, asıl anlamında) kullanılır, başka bir anlam taşımazlar ![]() Örnek: “Hem suçlu hem güçlü ![]() “İyiye iyi, kötüye kötü demek ![]() Sözdizimi: -Deyimler, sözdizimi bakımından üç grupta ele alınabilir: 1) Sonları bir mastarla (-mak/-mek) biten deyimler: İğne ile kuyu kazmak ![]() Çam devirmek ![]() 2) Cümle şekline deyimler: Ağzını bıçak açmıyor ![]() Kaleminden kan damlıyor ![]() Dostlar alışverişte görsün ![]() 3) Yukarıdaki iki türe de girmeyen, daha çok birleşik sözcüklere benzeyen deyimler: İlk gözağrısı ![]() ![]() Kaşla göz arasında ![]() ![]() Kalıpların Özelliği: -Deyimler kalıplaşmış sözlerdir ![]() ![]() ![]() ![]() -Deyimler kalıplaşmış olmakla beraber, bazı deyimlerin kalıpları büsbütün donmuş sayılmaz ![]() ![]() ![]() ![]() Kalıpları büsbütün donmuş sayılan ya da tarihi bir anekdota bağlı bulunan deyimler kesinlikle çekime gelmez; “eski çamlar bardak oldu” gibi ![]() -Çoğunlukla fiil olarak (msl ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Deyimlerin Başka Verimlerle İlişkileri: -Deyimler, çok kez, başka türlü halk verimlerine ve daha başka anlatım araçlarına karıştırılır; atasözlerine, birleşik sözcüklere, Türkçe terimlere ve argo denilen sözlere ![]() ![]() ![]() Bir karşılaştırma yapacak olursak: Atasözleri, az sözcükle çok şey anlatan özlü sözlerdir ![]() ![]() Deyimler ise, kalıplaşmış anlatım araçlarıdır ![]() ![]() ![]() Denize düşen yılana sarılır ![]() Dört yanı deniz kesildi ![]() Her iki sözde bir çaresizliği belirtiyor ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Deyimleri öteki anlatım araçlarından da ayırabiliriz: Deyimler, terimlere benzer ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Deyimler argoya da benzemez ![]() ![]() ![]() ![]() Bu bakımdan: Diktörgen terimdir; cızlamı çekmek argodur; deyim değildir ![]() Aba altından değnek göstermek: Sakin, yumuşak görünmekle birlikte karşısındakini gizliden gizliye korkutmak ![]() ![]() Abacı, kebeci, ara yerde sen neci?: "Tamam, ilgililer bu işe karışabilirler, ama sen neci oluyorsun" anlamında kullanılır ![]() Abayı yakmak: Gönül verip âşık olmak, tutulmak ![]() ![]() Abbas yolcu: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Abesle iştigal etmek: Yersiz, yararsız, boş ve anlamsız şeylerle vakit geçirmek ![]() ![]() Abuk sabuk konuşmak: Düşünmeden, birbiriyle ilgisi olmayan, tutarsız, saçma sapan söz söylemek ![]() ![]() Abur cubur: Yararlı olup olmadığı düşünülmeksizin rast gele yenen, yemek yerini tutmayan yiyecekler ![]() Aceleye getirmek (dara getirmek): 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Acemi çaylak: Toy, tecrübesiz, beceriksiz ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
Cevap : Açıklamalı Deyimler Sözlüğü |
![]() |
![]() |
#2 |
Şengül Şirin
![]() |
![]() Cevap : Açıklamalı Deyimler SözlüğüAcı çekmek (duymak): 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Acısı içine (yüreğine) çökmek (işlemek): Bir şeyin verdiği acı, üzüntü benliğinde derin iz bırakmak ![]() ![]() Acısını çekmek: Yapılan yanlış bir işin doğurduğu sıkıntı ve üzüntüyü yaşamak ![]() ![]() Acısını çıkarmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Acı soğuk: Keskin, hoşa gitmeyen, çok üşütücü soğuk ![]() ![]() Acı söz: İnsanın gönlünü inciten, onuruna dokunan ağır söz ![]() Aç acına: Aç olarak, hiçbir şey yemeden ![]() ![]() Açığa çıkarılmak (alınmak): İşinden çıkarılmak, görevine son verilmek ![]() ![]() Açığa vurmak: Gizli, saklı bir şeyi herkese duyurmak, ortaya çıkarmak ![]() ![]() Açığı çıkmak: Saklamakla görevli bulunduğu para, eşya veya başka bir şeyin sayım sonucu eksik olduğu anlaşılmak ![]() ![]() Açığını bulmak: Herhangi bir işteki eksiği, hileyi veya zararı ortaya çıkarmak ![]() ![]() Açık alınla: Başarı, şeref, övünç ve dürüstlükle ![]() ![]() Açık bono vermek: Bir kimseye sınırsız, istediği gibi davranma yetkisi tanımak ![]() Açık fikirli: Olayları, gelişmeleri, yenilikleri iyi anlayıp gereği gibi karşılayan; düşündüğünü olduğu gibi söyleyebilen kimse ![]() ![]() Açık kalpli (yürekli): Samimî, içi temiz, içi dışı bir olan kimse ![]() ![]() Açık kapı bırakmak: Gerektiğinde bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak, kesip atmamak, ileriyi düşünerek ılımlı davranmak ![]() ![]() Açık konuşmak: Gerçeği sakınmadan, çekinmeden söylemek ![]() ![]() Açık saçık: Göreneğe, terbiyeye aykırı derecede açık (söz, davranış, elbise) ![]() Açık seçik: Çok açık, çok belirgin, ayrıntılarına kadar görülebilen ![]() ![]() Açıkta kalmak (olmak): 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Açıktan kazanmak: Ortaya hiçbir emek ve sermaye koymadan gelir elde etmek, para kazanmak ![]() ![]() Açık vermek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Açlıktan nefesi kokmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Açmaza düşmek: İçinden çıkılması oldukça güç bir durumda kalmak ![]() ![]() Aç susuz kalmak: Çok yoksul bir duruma düşmek, fakirlikten yaşayamaz hâle gelmek ![]() ![]() Adama dönmek: Hoşa giden bir duruma gelmek, düzelmek ![]() ![]() Adamdan saymak: Değeri olmadığı hâlde bir kimseye kıymet vermek, saygı duymak ![]() Adam etmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Adam evladı: İyi bir ailenin iyi yetiştirilmiş; özü, sözü doğru çocuğu ![]() ![]() Adam içine çıkmak: Topluluğa karışmak, eşe dosta gitmek, değerli insanların bulunduğu yerlerde olmak ve onlarla görüşmek ![]() ![]() Adam olmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Adam (insan) sarrafı: Tecrübesi sayesinde insanların iyisini kötüsünü çabuk anlayacak duruma gelmiş kimse ![]() ![]() Adam sen de (adaaaam!): Bir işin önemli olmadığını, aldırılmaması gerektiğini anlatmak için söylenir ![]() ![]() Adam sırasına geçmek (girmek): Toplumda kendisine daha önce değer verilmezken, artık kendisine önem ve değer verilir olmak ![]() ![]() A`dan Z`ye kadar: Bütünüyle, baştan aşağı ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
Cevap : Açıklamalı Deyimler Sözlüğü |
![]() |
![]() |
#3 |
Şengül Şirin
![]() |
![]() Cevap : Açıklamalı Deyimler SözlüğüAdı batmak: Adı anılmaz olmak, unutulmak, sözü edilmez olmak ![]() Adı çıkmak: Kötü bir şöhret kazanmak ![]() ![]() Adı kalmak: Bir kimse veya şey ortadan kalktıktan, öldükten sonra adı dillerde dolaşır olmak ![]() ![]() Adı karışmak: İyi karşılanmayan bir olayla ilgisinin bulunduğu, o olaya karıştığı söylenmek ![]() ![]() Adım atmamak: Kesinlikle gitmemek, uğramamak, aramamak ![]() ![]() Adını anmamak: Bir şeyden, bir kimseden hiç söz etmemek; unutmuş görünmek ![]() ![]() Adını koymak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Adını vermek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Aforoz etmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ağır aksak: Pek yavaş olarak, düzgün olmayarak ![]() ![]() Ağır basmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ağır başlı: Ciddî, olgun, hareketlerinde ölçülü, işlerini düşüne taşına yapan kimse ![]() ![]() Ağırdan almak: Bir işi yapmakta acele etmemek, yavaş davranmak, isteksiz görünmek ![]() ![]() Ağır elli: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ağır gelmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ağır hastalık: Sonu ölümle neticelenebilecek gibi olan tehlikeli hastalık ![]() ![]() Ağır söz: Kişinin gönlünü inciten, gücüne giden, onuruna dokunan, dayanılması güç söz ![]() ![]() Ağız aramak (veya yoklamak): Öğrenilmek istenilen şeyi söyletecek yolda dil kullanmak ![]() Ağız (söz) birliği etmek: Daha önce bir konuda anlaşarak aynı şeyi yapmak ya da söylemek ![]() ![]() Ağızdan laf (söz) çekme(çalmak): Bir kişinin bildiği şeyleri ustalıklı konuşmalarda ona sezdirmeden öğrenmek ![]() ![]() Ağızda sakız gibi çiğnemek: Bir düşünceyi, bir sözü tekrar edip durmak ![]() Ağız değiştirmek: Daha önce söylediğinin tersini söylemeye başlamak ![]() ![]() Ağız, dil vermemek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ağız eğmek: Yalvarmak, hiç de lâyık olmayan birine yüz suyu dökmek ![]() Ağız kalabalığı: Birbirini tutmayan, gereksiz, konu dışı sözler ![]() Ağız kalabalığına getirmek: Birini gereksiz sözler söyleyip çok konuşmak yolu ile şaşırtmak, dikkatini dağıtıp aldatmak ![]() ![]() Ağız kavafı: Karşısındakini ikna etmek için diller döken, çok konuşan, gerekli gereksiz söz söyleyen kimse ![]() ![]() Ağız yapmak: Birini aldatma, yanıltma, oyalama amacıyla duygularını, düşüncelerini olduğundan başka türlü gösterecek biçimde konuşmak ![]() Ağzı açık ayran delisi: Yeni gördüğü her şeye alık alık bakan, anlamsız bir hayranlıkla seyredip şaşıran ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
Cevap : Açıklamalı Deyimler Sözlüğü |
![]() |
![]() |
#4 |
Şengül Şirin
![]() |
![]() Cevap : Açıklamalı Deyimler SözlüğüAğzı (bir karış) açık kalmak: Çok şaşırmak, şaşakalmak ![]() ![]() Ağzı kalabalık: Çok ve manasız, saçma sapan, tutarsız sözler söyleyen ![]() ![]() Ağzı kulaklarına varmak: Çok sevinmek, sevindiği her hâlinden belli olmak ![]() ![]() Ağzı laf yapmak: Güzel, inandırıcı söz söyleme yeteneği olmak ![]() ![]() Ağzına (veya ağzının içine) bakmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Ağzına baktırmak: Etkili, güzel konuşarak kendini zevk ile dinletmek, dinleyenleri kendisine hayran etmek ![]() ![]() Ağzına bir parmak bal çalmak: Amacına ulaşmak için birini tatlı sözlerle bir süre oyalamak, kandırmak; umut verip ikna ederek işini yaptırmak ![]() ![]() Ağzına girmek: Dinlenirken konuşana doğru oldukça fazla yaklaşmak ![]() ![]() Ağzına lâyık: Bir yiyeceğin tadı anlatılırken kullanılır, çok lezzetli yiyecek anlamında ![]() Ağzında bakla ıslanmamak: Sır saklamayı becerememek, sırrı hemen açığa vurmak ![]() Ağzında gevelemek: Açık olarak söylememek, belirli konuşmamak ![]() ![]() Ağzından bal akmak: Çok tatlı, hoşa gider biçimde konuşmak ![]() ![]() Ağzından çıkanı kulağı işitmemek: Sözlerini tartmadan, düşünmeden, öfke içinde, nere varacağını hesaplamadan konuşmak ![]() ![]() ![]() Ağzından düşürmemek: Bir kimseden veya bir şeyden her zaman söz etmek ![]() ![]() Ağzından girip burnundan çıkmak: Çeşitli yollara başvurarak birini bir şeye razı etmek; veya kandırmak ![]() ![]() Ağzından kaçırmak: Söylemek istemediği bir şeyi, boş bulunup söyleyivermek ![]() ![]() Ağzından laf almak (çekmek): Bir kimseyi değişik yollarla ve ustalıkla konuşturup birtakım gizli şeyleri öğrenmek ![]() ![]() Ağzından yel alsın: Olumsuz, kötü şeylerden bahsedenlere karşı "ağzını hayra aç" anlamında söylenir ![]() Ağzını açıp gözünü yummak: Kızgınlık ile sonunu düşünmeden ağzına gelen kötü sözleri söylemek, karşısındakine hakaret etmek ![]() ![]() Ağzını aramak: Karşısındakini kurnazca konuşturarak ağzından söz almak, istediğini öğrenmek ![]() ![]() Ağzını bıçak açmamak: Kırgınlıktan, üzüntüden ya da herhangi bir sebepten ötürü söz söyleyecek durumda olmamak ![]() ![]() Ağzını havaya (poyraza) açmak: Umduğunu elde edememek, fırsatı kaçırdıktan sonra boş yere beklemek ![]() ![]() Ağzını kapamak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ağzının içine bakmak: Konuşan bir kimseyi seve seve ve dikkatlice dinlemek ![]() ![]() Ağzının kokusunu çekmek: Bir kimsenin dayanılmaz, çekilmez tutum ve davranışlarına katlanmak ![]() ![]() Ağzını öpeyim (seveyim): Sevindirici bir söz söyleyene "ne güzel, hoş söyledin" anlamında kullanılır ![]() Ağzının payını vermek: Sert söz ve davranışlarla karşılık vererek bir kimseyi yaptığına pişman etmek ![]() Ağzının suyu akmak: Çok beğenip isteyecek duruma gelmek, imrenmek ![]() ![]() Ağzının tadı kaçmak: Rahatı kaçmak, huzurunu kaybetmek, bir kimsenin kurulu dirliği, düzenliği bozulmak ![]() ![]() Ağzının tadını bilmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ağzı sulanmak: İmrenmek ![]() ![]() Ağzı süt kokmak: Çok genç, toy ve tecrübesiz olmak ![]() ![]() Ağzı var dili yok: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ağzıyla kuş tutsa ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ah almak: Birinin bedduasını üstüne çekmek ![]() ![]() Ahı çıkmak: Eziyete uğrayan bir kimsenin yaptığı bedduanın etkisini göstermesi ![]() Ahı tutmak: Zulüm görenin bedduasının yerini bulup gerçekleşmesi ![]() ![]() Ahı yerde kalmamak: Yaptığı ilenme (beddua) er geç etkisini göstermek ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
Cevap : Açıklamalı Deyimler Sözlüğü |
![]() |
![]() |
#5 |
Şengül Şirin
![]() |
![]() Cevap : Açıklamalı Deyimler SözlüğüAhkâm çıkarmak: Kendi düşüncelerine dayanarak birtakım yargılara varmak ![]() ![]() Ahmak ıslatan: İnce ince yağan yağmur, çisenti ![]() ![]() Ahret kardeşi: Dünya ve ahiret işlerinde birbirlerinden ayrılmayan kimseler; kan bağı olmaksızın manevî olarak kurulan kardeşlik ![]() Ahrette on parmağı yakasında olmak: Haksızlığa uğrayışını bu dünyada önleyip hakkını alamayanın, öte dünyada (ahrette) kendisine sorumlu olan kimseden davacı olması ![]() ![]() Akan sular durmak: Artık itiraz edilebilecek, karşı durulacak bir nokta kalmamak ![]() ![]() Akıl defteri: Hatırlanıp yapılması gereken şeylerin yazıldığı küçük defter, muhtıra defteri, ajanda ![]() Akıl etmek: Herhangi bir önlem ve çareyi zamanında düşünmek, vaktinde hatırlamak ![]() ![]() Akıl hocası: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Akıl kârı olmamak: Akıllı, dengeli ve ölçülü bir kişinin yapacağı iş olmamak ![]() Akıl kutusu (kumkuması): Çok zeki, akıllı kimse; bilgiç ![]() ![]() Akıllara durgunluk vermek: Çok şaşılacak bir şey olmak ![]() ![]() Akıllı uslu: Dengeli, yaramazlık etmeyen, ölçüsüz ve taşkın davranışlarda bulunmayan ![]() ![]() Akıl öğretmek (vermek): Herhangi bir konuda yol gösterip tavsiyede bulunmak, bilgi vermek ![]() Akıl sır ermemek: Bir işin gizli yönlerini, niteliğini, asıl sebebini anlayamamak ![]() ![]() Akıntıya kürek çekmek: Olmayacak, gerçekleşmeyecek bir iş uğrunda boşuna çaba sarf etmek ![]() ![]() Akla karayı seçmek: Bir işi başarmak uğrunda çok yorulmak, sonuca kadar çok zahmet çekmek ![]() ![]() Aklı almamak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Aklı başına gelmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Aklı başından gitmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Aklı başında olmamak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Aklı çıkmak: Titizlikle üzerinde durmak, çok korku geçirmek, çok korkmak ![]() ![]() Aklı durmak: Şaşırmak, düşünemez bir hâle gelmek ![]() ![]() Aklı karışmak: Ne yapacağını bilememek, bocalamak, şaşırmak ![]() ![]() Aklı kesmek: Bir şeyin olabileceğine, bir şeyi yapabileceğine inanmak ![]() ![]() Aklına düşmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Aklına esmek: Daha önce düşünmemiş olduğu şeyi birden yapmaya karar vermek ![]() ![]() Aklına gelen başına gelmek: Olmasından korktuğu şeyin zarar verici etkisine uğramak ![]() ![]() Aklına gelmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Aklına koymak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Aklına (aklını) takmak: Bir şeyi devamlı olarak düşünmek, bir fikre sürekli olarak zihninde yer vermek ve zihni onunla meşgul etmek ![]() ![]() Aklına yer etmek: Uygun bulduğu bir düşünce kafasına yerleşmek ![]() ![]() Aklından zoru olmak: Tutarsız, dengesiz, ölçüsüz, delice davranışlarda bulunmak ![]() Aklını almak: Çekiciliği, güzelliği ile büyülemek, etkisi altına almak ![]() ![]() Aklını başına almak (toplamak, devşirmek): Mantıksız, ölçüsüz davranışlarda bulunmaktan kendini kurtararak akıllıca bir yola girmek ![]() ![]() Aklını başından almak: Çok şaşırtmak, düşünemeyecek duruma getirmek ![]() ![]() Aklını (bir şeyle) bozmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Aklını çalmak (çelmek): 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Aklını peynir ekmekle yemek: Akılsızca, şaşkınca, delice işler yapmak ![]() Ak pak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Akşama sabaha: Neredeyse, pek yakında, kısa bir süre içinde ![]() Akşamdan kavur, sabaha savur: Kazandığını günü gününe harcayan, har vurup harman savuran, savruk kimselerin durumunu anlatmak için kullanılır ![]() Akşamı iple çekmek: Gecenin olmasını sabırsızlıkla beklemek ![]() ![]() ![]() Alacağına şahin, vereceğine karga: Alırken bütün gücünü kullanan ve kolaylık gösteren, kimsede parasını bırakmayan; verirken ise bin bir güçlük çıkaran, vereceğini geciktirmek için elinden geleni yapan kimse için kullanılır ![]() Alacağı olsun: "Günün birinde ondan öcümü alırım" anlamında göz korkutmak için söylenir ![]() Al aşağı etmek: Birini bulunduğu yerden, mevkiden indirmek ![]() Al birini vur birine (ötekine): Hepsi aynı, bir ayarda, hiçbiri işe yaramaz ![]() ![]() ![]() Alçak gönüllü olmak: Gurur ve kibre kapılmayıp kendini olduğundan daha aşağı düzeyde sayma, başkalarından yüksek görmeme durumu ![]() ![]() Al gülüm ver gülüm: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Alı al, moru mor: Telâş veya yorgunluktan yüzü kıpkırmızı kesilmiş (olarak) ![]() ![]() Alıcı gözüyle bakmak: Çok dikkatli bakmak, inceden inceye gözden geçirmek ![]() ![]() Alın teri dökmek: Zahmetli iş görüp çok emek vermek ![]() ![]() Ali Cengiz oyunu: "Kurnazca, haince aklı durduracak iş yapmak" anlamında kullanılır ![]() ![]() Ali kıran baş kesen: Çok zorba, kaba kuvvetle hâkimiyet kuran ![]() ![]() Ali`nin külâhını Veli`ye, Veli`nin külâhını Ali`ye giydirmek: Kendi sermayesi olmadığı hâlde, birinden aldığını ötekine, ötekinden aldığını bir başkasına vererek işini yürütmek ![]() Allah adamı: Hile, kötü bilmeyen; hak yol üzerinde olan, Allah`a ibadette kus dini bütün kimse ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
Cevap : Açıklamalı Deyimler Sözlüğü |
![]() |
![]() |
#6 |
Şengül Şirin
![]() |
![]() Cevap : Açıklamalı Deyimler SözlüğüAllah`a emanet: Herhangi bir şeyi Yüce Allah`ın korumasına ve esirgemesine terk etmek ![]() ![]() Allah Allah!: Daha çok şaşkınlık ve hayret hâllerini anlatır ![]() Allah aratmasın: Yakınılacak bir durumda, bir şeyin hiç bulunmaması hâlindeki sıkıntı anında "Allah daha kötüsünü göstermesin" anlamında kullanılır ![]() Allah aşkına: Yemin vermek veya yalvarmak için "Allah`ını seversen" anlamında şaşma, usanç bildirir ![]() Allah bilir: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Allah`ın belâsı: Varlığı üzüntü veren, varlığından huzursuz olunan şey ![]() ![]() Allah versin: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Allah yarattı dememek: Kıyasıya dövmek, çok hırpalamak ![]() ![]() Allah "yürü ya kulum" demiş: Az zamanda çok para kazanan ve işinde çok çabuk ilerleyenler için söylenir ![]() ![]() Allak bullak etmek: Kurulu düzeni bozmak, karmakarışık bir duruma getirmek ![]() ![]() Allayıp pullamak: Kötü görünüşü kapatmak için bir şeyi süslemek, donatmak ![]() ![]() Allem etmek, kallem etmek: İstediğini elde etmek için her türlü kurnazlığa başvurmak ![]() ![]() Alnı açık yüzü ak (olmak): Herhangi bir ayıbı, çekinecek bir durumu olmamak, iffetli ve şerefli olmak ![]() ![]() Alnını karışlamak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Alnının akıyla: Küçümsenecek, ayıplanacak bir duruma düşmeden; tertemiz, şerefiyle, başarılı olarak ![]() ![]() Alnının ar damarı çatlamak: Utanma, sıkılma duygularını yitirmiş bulunmak ![]() ![]() Alnının damarı çatlamak: Başarmak için çok sıkıntı çekmek, çok çaba sarf edip emek vermek ![]() Alnının kara yazısı: Kötü talih, baht ![]() ![]() Al takke ver külâh: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Altı alay, üstü kalay: İçi dışı bir olmayan; dışı süslü, içi berbat ![]() ![]() Altı kaval, üstü şeşhane (Şişhane): Daha çok giyim için "altı, üstüne; bir parçası öbür parçasına uymaz ![]() ![]() ![]() Altın babası: Çok zengin, parası çok olan kimse ![]() ![]() Altın bilezik: Para getiren, hayat boyunca geçimi sağlamaya yarayan sanat ve meslek ![]() ![]() Altında kalmamak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Altından Çapanoğlu çıkmak: Girişilen bir işte başa dert olacak bir durumla, umulmayan bir tehlike ile karşılaşmak ![]() ![]() Altından girip üstünden çıkmak: Bir serveti, bir parayı, bir kaynağı gereksiz yere, düşüncesizce, sorumsuzca harcayıp kısa zamanda bitirmek ![]() ![]() Altından kalkmak: Bir zorluğu yenip işi başarmak ![]() ![]() Altını çizmek: Bir şeyin (daha çok sözün) önemini belirtmek, üzerine dikkati çekmek, vurgulamak ![]() ![]() ![]() Altını üstüne getirmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Altın kesmek: Çok fazla miktarda para kazanır olmak ![]() ![]() Altmış altıya bağlamak: O an ki durumu temelli olmayan bir çözümle kurtarmak veya bir işi kesin neticeye vardırmış gibi görünmek ![]() ![]() Altta kalanın canı çıksın: "Herkes başının çaresine baksın, güçsüzleri düşünme, gücü yetmeyene ne olursa olsun" anlamında kullanılır ![]() Alttan (aşağıdan) almak: Sert konuşan birine karşı yumuşak, olumlu, onu haklı görüyormuş gibi tavır almak ![]() ![]() Alttan güreşmek: Biraz geriden, pasif hareket edip gizli gizli yenme yollarını kollamak ![]() ![]() ![]() Alt yanı çıkmaz sokak: Sonuç alınmayacak iş, umutsuz durum ![]() ![]() Amana gelmek: Teslim olmak, önce direnirken zor karşısında boyun eğmek ![]() ![]() Aman dedirtmek (amana getirmek): Karşı koyan birini boyun eğmek zorunda bırakmak, teslim olmaya zorlamak ![]() ![]() Aman dilemek: Önce direnirken zor karşısında boyun eğip canının bağışlanmasını istemek, galip gelenin merhametine sığınmak ![]() ![]() Aman vermemek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Ana baba günü: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ana kuzusu: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Anan yahşi, baban yahşi: Bir kimseyi işini yaptırabilmek için pohpohlamak, gereğinden fazla överek istediğini elde etmeye çalışmak ![]() Anası ağlamak: Çok eziyet çekmek, sıkıntıya katlanmak, bitkin duruma düşmek ![]() ![]() Anasından doğduğuna pişman: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Anasından doğduğuna pişman etmek: Çok eziyet ederek canından bezdirmek, bir kimseyi çok üzmek ![]() ![]() Anasından emdiği süt burnundan (fitil fitil) gelmek: Bir işi yaparken çok sıkıntı çekmek, eziyete katlanmak ![]() ![]() Anasını ağlatmak: Bir kimseye çok eziyet edip sıkıntı çektirmek ![]() ![]() Anasının gözü: Hileci, kurnaz, çok açık göz, çıkarcı, hin oğlu hin ![]() ![]() Anasının nikâhını istemek: Bir şeye değerinden çok para istemek, olmayacak bir istekte bulunmak ![]() ![]() Anasını sat! (satayım): Önem verme, aldırma, umursama, bunun için kederlenme, üzülme,"Sat anasını o işin, yenisine bak!" Anca beraber, kanca beraber: Birbirimizden ayrılmayacağız, işler iyi de gitse, kötü de gitse hep birlikte yapacağız, beraberliği bozmayacağız ![]() ![]() Anladımsa Arap olayım: "Hiçbir şey anlamadım" anlamında kullanılır ![]() ![]() Ant içmek (etmek): Yemin etmek, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek ![]() ![]() Apar topar: Telâş ve acele ile, yaka paça, hazırlanmadan,"Treni kaçırırım korkusuyla apar topar evden ayrıldım ![]() Ara (aralarını) bozmak: İki kişi arasındaki iyi ilişkiyi, dostluğu, arkadaşlığı yıkmak ![]() ![]() Ara bulmak: Birbirleriyle anlaşamayan, bir araya gelemeyen kişileri uzlaştırmak, barıştırmak ![]() ![]() Araları açılmak (bozulmak): İyi ilişkileri, dostlukları, arkadaşlık bağları kopmak; birbirlerine dargın hâle gelmek ![]() ![]() Aralarından kara kedi geçmek (veya aralarına kara kedi girmek): İyi anlaşan iki kişinin veya dostun ilişkileri bozulmak, aralarına soğukluk girmek, birbirlerine gücenmek,"Niçin konuşmuyorsunuz? Aranızdan kara kedi mi geçti?" Aralarından su sızmamak: Çok iyi, çok yakın dostluk veya arkadaşlık kurmak, ahbap olmak ![]() ![]() Arap saçına dönmek: İşlerin çok karışıp içinden çıkılmaz bir durum alması ![]() ![]() Araya girmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Araya koymak: Bir işte sözü geçen bir kimsenin aracılığına başvurmak ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
Cevap : Açıklamalı Deyimler Sözlüğü |
![]() |
![]() |
#7 |
Şengül Şirin
![]() |
![]() Cevap : Açıklamalı Deyimler SözlüğüArayı yapmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ar damarı çatlamak: Utanç duyulacak şeyleri sıkılmadan yapmak, utanmayı bırakmak, yüzsüz olmak ![]() ![]() Arı kovanı gibi işlemek: Girip çıkanı, gelip gideni çok olmak ![]() ![]() Ârif olan anlasın (anlar): Üstü örtülü olarak söylenen bir sözün, anlayışı kuvvetli kimselerce anlaşılabileceğini belirtmek için kullanılır ![]() Arka arkaya vermek: Birbirini korumak, kollamak, için birleşmek; dayanışmak, yardımcı olmak ![]() ![]() Arka (sırt) çevirmek: Birine eskiden duyduğu ilgiyi göstermemek, yabancı gibi davranmak ![]() ![]() Arka çıkmak: Birilerine karşı, birini korumak; savunmak, kayırmak ![]() ![]() Arkadan söylemek: Bir kimsenin bulunmadığı yerde onun hakkında ileri geri konuşmak, dedikodusunu yapmak, çekiştirmek ![]() Arkadan vurmak: Kendisine inanan, güvenen bir kimseye gizlice kötülük etmek ![]() ![]() Arka kapıdan çıkmak: Özellikle bir eğitim kurumundan, bir iş yerinden hiçbir varlık gösteremeden, bir şey öğrenemeden ayrılmak ![]() ![]() Arkası kesilmek: Tükenmek, bitmek, süregelen bir şeyin son bulması ![]() Arkasına düşmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Arkasında dolaşmak (gezmek): Bir işi sonuca bağlamak için ilgili yerlere giderek görüşme fırsatı aramak, onların yardımını sağlamak ![]() Arkasını getirememek: Başladığı işi sürdürüp sona erdirememek, sonuçlandıramamak ![]() Arkasını sıvamak: İltifat etmek, okşamak, övmek, birisini bu yolları kullanarak bir işe sevk etmek ![]() ![]() Arkasını (birine) vermek: Bir kimsenin himayesinden güç almak ![]() ![]() Arkası (sırtı) pek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Arkası (sırtı) yere gelmemek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Armudun sapı var, üzümün çöpü var demek: Hiçbir şeyi beğenmemek, her şeyin bir kusurunu bulmak ![]() Armut piş, ağzıma düş: Bir işin hiç emek harcamadan olmasını, kendiliğinden hazır olup ayağına gelmesini bekleyenlerin durumunu anlatmak için kullanılır ![]() Arpa boyu kadar gitmek: Pek az ilerlemek ![]() ![]() Arpacı kumrusu gibi düşünmek: Derin derin ne yapacağını bilemeden, çaresizlik içinde düşünüp durmak ![]() Arpalık yapmak: Bir yeri sürekli çıkar kaynağı olarak kullanmak, sömürmek ![]() ![]() Art düşünce (niyet): Açığa vurulandan ayrı, gizli tutulan, asıl düşünce ![]() ![]() Asıp kesmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Askıda kalmak: Bir engel çıkması dolayısıyla bir işin sonuca varamaması, yapılamayıp öylece kalması ![]() ![]() Askıya almak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Askıya çıkarmak: Evlenecek kimselerin nikâhtan önceki durumlarını gösterir belgelerin, belirli bir süre için ilgili dairede görünür bir yere asılması, ilân edilmesi ![]() Aslan payı: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Aslan yürekli: Yılmaz, hiçbir şeyden korkmayan, yiğit, kahraman,"Aslan yürekli Mehmetçik düşmanı çil yavrusu gibi dağıttı ![]() Aslı faslı (astarı) olmamak: Yalan, asılsız olmak, gerçek payı bulunmamak ![]() ![]() Astarı yüzünden pahalı olmak: Bir işin ayrıntısına ödenen paranın aslına ödenen paradan fazla olması, gerçek değerinden fazlaya malolması ![]() ![]() Astığı astık, kestiği kestik: Davranışlarından dolayı kimseye hesap vermeyen, istediği gibi davranan, çok sert kimseler için kullanılır ![]() Aşağıdan almak: Sert konuşan kimselere karşı yumuşak bir dil kullanmak ![]() ![]() Aşağı kurtarmaz: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık: Sakıncalı oluşları eşit olan iki karşıt davranıştan birine karar verememe zorunluluğunu anlatmak için kullanılır ![]() Aşağı yukarı: Yaklaşık olarak, hemen hemen, tam değil de tama yakın ![]() ![]() Aşık atmak: Birisiyle yarışmak, özellikle kendisinden üstün birisiyle yarış etmek ![]() ![]() Ata et, ite ot vermek (yedirmek): Uygunsuz iş yapmak; birbirini tamamlayan, birbirine uyan unsurları ters kullanmak; kişilere işlerine yaramayan şeyi, ilgili olmadıkları görevi vermek ![]() Ateş almak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ateş bacayı sarmak: Bir iş ya da olay önüne geçilemez, tehlikeli bir durum almak ![]() Ateş basmak: Aşırı ölçüde sıkılmak, heyecanlanmak, utanmak sonucu vücutta sıcaklığın artması, yüzün kızarması ![]() ![]() Ateşe atmak: Birini çok tehlikeli bir işe bile bile sokmak ![]() Ateşe tutmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ateşe vermek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ateşine (nârına) yanmak: Birinin yüzünden büyük haksızlığa uğramak, zarar görmek ![]() ![]() Ateş kesilmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ateşle oynamak: Çok tehlikeli, zarar verecek bir işin üstüne üstüne gitmek ya da böyle bir işe girişmek ![]() Ateş pahasına: Çok pahalı ![]() Ateş püskürmek: Çok öfkeli olmak, ağır sözler söylemek ![]() ![]() Ateşten gömlek: İçinde bulunulan acı, sıkıntılı, dayanılmaz durumu anlatmak için söylenir ![]() ![]() Atı alan Üsküdar`ı geçti: "Fırsat kaçtı, artık yapılacak şey kalmadı" anlamında kullanılır ![]() ![]() Atı eşkin, kılıcı keskin: Her bakımdan güçlü, dilediğini yapabilir ![]() Atın yüğrükse bin de kaç: İmkânın varsa kendini kurtarmaya bak ![]() Atıp tutmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() At oynatmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Atsan atılmaz, satsan satılmaz: İşe yaramadığı, sıkıntı verdiği hâlde vazgeçilemeyen şeyler ve kimseler için kullanılır ![]() Attan inip eşeğe binmek: Bulunduğu dereceden, mevkiden, önemli görevden daha aşağı bir yere inmek veya alınmak ![]() ![]() Avaz avaz bağırmak: Olanca gücüyle bağırmak; sesi yettiği kadar, var gücüyle bağırmak ![]() Avucunun içine almak: Birini her dediğini yapar duruma getirmek, baskı ve etkisi altına almak ![]() ![]() Avucunu yalamak: Umduğunu ele geçirememek, beklediğini elde edememek ![]() ![]() Avuç açmak: Yardım istemek, dilenmek, para istemek ya da ister duruma düşmek ![]() ![]() Ayağa düşmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ayağa kalkmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ayağı (ayakları birbirine) dolaşmak: Yürürken herhangi bir sebepten ötürü ayakları birbirine takılmak, sendelemek ![]() ![]() Ayağı düşmek: Bir yere uğramak, o yer yolu üzerinde bulunmak, yolu düşmek ![]() ![]() Ayağı düze basmak: İşleri iyi gitmek, zorlukları yenerek rahata kavuşmak ![]() ![]() Ayağı ile gelmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ayağına bağ olmak: Bir işini yapmasına, bulunduğu yerden ayrılmasına engel olmak ![]() ![]() Ayağına dolaşmak (veya dolanmak): 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ayağına gitmek: Büyüklük taslamadan alçak gönüllülük edip birinin yanına varmak ![]() ![]() Ayağına kapanmak: Kendini küçük düşürerek yalvarıp yakarmak ![]() ![]() Ayağına (ayaklarına) kara su inmek: Bir yerde ayakta beklemekten veya uzun süre dolaşmaktan çok yorulmak ![]() Ayağını çekmek: Daha önce gittiği yere artık uğramaz olmak, ilişkiyi ve ilgiyi kesmek ![]() ![]() Ayağını denk almak: Birilerinin kendisine karşı yapacakları muhtemel kötülüklere karşı uyanık davranmak, tedbirli olmak ![]() ![]() Ayağını kaydırmak: Bir yolunu bularak birini bulunduğu işten, mevkiden uzaklaştırmak ![]() ![]() Ayağını kesmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Ayağının altına almak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ayağının tozuyla: Henüz dinlenmeden, yoldan gelir gelmez ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
Cevap : Açıklamalı Deyimler Sözlüğü |
![]() |
![]() |
#8 |
Şengül Şirin
![]() |
![]() Cevap : Açıklamalı Deyimler SözlüğüAyağını sürümek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ayağını yorganına göre uzatmak: Gelirini giderine uydurmak, harcamalarda geliri aşmamak ![]() ![]() Ayağı (ayakları) suya ermek (değmek): Neden sonra aklı başına gelmek, bir şeyin aslını anlamak, beklenen biçimde olmadığını kavramak ![]() ![]() Ayak altında kalmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ayak atmamak: Bir yere hiç gitmemek ![]() ![]() Ayak diremek: Bir şeyde ısrar etmek, karşı koymak, kendi kararından vazgeçmemek ![]() ![]() Ayaklar altına almak: Önem verilmesi gereken şeyleri hiçe saymak, çiğnemek ![]() ![]() Ayakları geri geri gitmek: Bir yere istemeye istemeye, gönülsüz gitmek ![]() ![]() Ayaklı kütüphane: Çok şey okumuş, her sorulana cevap veren, çok şey bilen, okudukları aklında kalmış kimse ![]() Ayakta kalmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ayak takımı: İşe yaramaz, bilgisiz, görgüsüz, kaba, serseri, değersiz kimselerin bütünü ![]() ![]() Ayak uydurmak: 1 ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
Cevap : Açıklamalı Deyimler Sözlüğü |
![]() |
![]() |
#9 |
Şengül Şirin
![]() |
![]() Cevap : Açıklamalı Deyimler SözlüğüA” İLE BAŞLAYAN DEYİMLER Aba altından değnek göstermek: Sakin, yumuşak görünmekle birlikte karşısındakini gizliden gizliye korkutmak ![]() ![]() Abacı, kebeci, ara yerde sen neci?: “Tamam, ilgililer bu işe karışabilirler, ama sen neci oluyorsun” anlamında kullanılır ![]() Abayı yakmak: Gönül verip âşık olmak, tutulmak ![]() ![]() Abbas yolcu: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Abesle iştigal etmek: Yersiz, yararsız, boş ve anlamsız şeylerle vakit geçirmek ![]() ![]() Abuk sabuk konuşmak: Düşünmeden, birbiriyle ilgisi olmayan, tutarsız, saçma sapan söz söylemek ![]() ![]() Abur cubur: Yararlı olup olmadığı düşünülmeksizin rast gele yenen, yemek yerini tutmayan yiyecekler ![]() Aceleye getirmek (dara getirmek): 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Acemi çaylak: Toy, tecrübesiz, beceriksiz ![]() Acı çekmek (duymak): 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Acısı içine (yüreğine) çökmek (işlemek): Bir şeyin verdiği acı, üzüntü benliğinde derin iz bırakmak ![]() ![]() Acısını çekmek: Yapılan yanlış bir işin doğurduğu sıkıntı ve üzüntüyü yaşamak ![]() ![]() Acısını çıkarmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Acı soğuk: Keskin, hoşa gitmeyen, çok üşütücü soğuk ![]() ![]() Acı söz: İnsanın gönlünü inciten, onuruna dokunan ağır söz ![]() Aç acına: Aç olarak, hiçbir şey yemeden ![]() ![]() Açığa çıkarılmak (alınmak): İşinden çıkarılmak, görevine son verilmek ![]() ![]() Açığa vurmak: Gizli, saklı bir şeyi herkese duyurmak, ortaya çıkarmak ![]() ![]() Açığı çıkmak: Saklamakla görevli bulunduğu para, eşya veya başka bir şeyin sayım sonucu eksik olduğu anlaşılmak ![]() ![]() Açığını bulmak: Herhangi bir işteki eksiği, hileyi veya zararı ortaya çıkarmak ![]() ![]() Açık alınla: Başarı, şeref, övünç ve dürüstlükle ![]() ![]() Açık bono vermek: Bir kimseye sınırsız, istediği gibi davranma yetkisi tanımak ![]() Açık fikirli: Olayları, gelişmeleri, yenilikleri iyi anlayıp gereği gibi karşılayan; düşündüğünü olduğu gibi söyleyebilen kimse ![]() ![]() Açık kalpli (yürekli): Samimî, içi temiz, içi dışı bir olan kimse ![]() ![]() Açık kapı bırakmak: Gerektiğinde bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak, kesip atmamak, ileriyi düşünerek ılımlı davranmak ![]() ![]() Açık konuşmak: Gerçeği sakınmadan, çekinmeden söylemek ![]() ![]() Açık saçık: Göreneğe, terbiyeye aykırı derecede açık (söz, davranış, elbise) ![]() Açık seçik: Çok açık, çok belirgin, ayrıntılarına kadar görülebilen ![]() ![]() Açıkta kalmak (olmak): 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Açıktan kazanmak: Ortaya hiçbir emek ve sermaye koymadan gelir elde etmek, para kazanmak ![]() ![]() Açık vermek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Açlıktan nefesi kokmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Açmaza düşmek: İçinden çıkılması oldukça güç bir durumda kalmak ![]() ![]() Aç susuz kalmak: Çok yoksul bir duruma düşmek, fakirlikten yaşayamaz hâle gelmek ![]() ![]() Adama dönmek: Hoşa giden bir duruma gelmek, düzelmek ![]() ![]() Adamdan saymak: Değeri olmadığı hâlde bir kimseye kıymet vermek, saygı duymak ![]() Adam etmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Adam evladı: İyi bir ailenin iyi yetiştirilmiş; özü, sözü doğru çocuğu ![]() ![]() Adam içine çıkmak: Topluluğa karışmak, eşe dosta gitmek, değerli insanların bulunduğu yerlerde olmak ve onlarla görüşmek ![]() ![]() Adam olmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Adam (insan) sarrafı: Tecrübesi sayesinde insanların iyisini kötüsünü çabuk anlayacak duruma gelmiş kimse ![]() ![]() Adam sen de (adam!): Bir işin önemli olmadığını, aldırılmaması gerektiğini anlatmak için söylenir ![]() ![]() Adam sırasına geçmek (girmek): Toplumda kendisine daha önce değer verilmezken, artık kendisine önem ve değer verilir olmak ![]() ![]() A`dan Z`ye kadar: Bütünüyle, baştan aşağı ![]() ![]() Adı batmak: Adı anılmaz olmak, unutulmak, sözü edilmez olmak ![]() Adı çıkmak: Kötü bir şöhret kazanmak ![]() ![]() Adı kalmak: Bir kimse veya şey ortadan kalktıktan, öldükten sonra adı dillerde dolaşır olmak ![]() ![]() Adı karışmak: İyi karşılanmayan bir olayla ilgisinin bulunduğu, o olaya karıştığı söylenmek ![]() ![]() Adım atmamak: Kesinlikle gitmemek, uğramamak, aramamak ![]() ![]() Adını anmamak: Bir şeyden, bir kimseden hiç söz etmemek; unutmuş görünmek ![]() ![]() Adını koymak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Adını vermek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Aforoz etmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ağır aksak: Pek yavaş olarak, düzgün olmayarak ![]() ![]() Ağır basmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ağır başlı: Ciddî, olgun, hareketlerinde ölçülü, işlerini düşüne taşına yapan kimse ![]() ![]() Ağırdan almak: Bir işi yapmakta acele etmemek, yavaş davranmak, isteksiz görünmek ![]() ![]() Ağır elli: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ağır gelmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ağır hastalık: Sonu ölümle neticelenebilecek gibi olan tehlikeli hastalık ![]() ![]() Ağır söz: Kişinin gönlünü inciten, gücüne giden, onuruna dokunan, dayanılması güç söz ![]() ![]() Ağız aramak (veya yoklamak): Öğrenilmek istenilen şeyi söyletecek yolda dil kullanmak ![]() Ağız (söz) birliği etmek: Daha önce bir konuda anlaşarak aynı şeyi yapmak ya da söylemek ![]() ![]() Ağızdan laf (söz) çekme(çalmak): Bir kişinin bildiği şeyleri ustalıklı konuşmalarda ona sezdirmeden öğrenmek ![]() ![]() Ağızda sakız gibi çiğnemek: Bir düşünceyi, bir sözü tekrar edip durmak ![]() Ağız değiştirmek: Daha önce söylediğinin tersini söylemeye başlamak ![]() ![]() Ağız, dil vermemek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ağız eğmek: Yalvarmak, hiç de lâyık olmayan birine yüz suyu dökmek ![]() Ağız kalabalığı: Birbirini tutmayan, gereksiz, konu dışı sözler ![]() Ağız kalabalığına getirmek: Birini gereksiz sözler söyleyip çok konuşmak yolu ile şaşırtmak, dikkatini dağıtıp aldatmak ![]() ![]() Ağız kavafı: Karşısındakini ikna etmek için diller döken, çok konuşan, gerekli gereksiz söz söyleyen kimse ![]() ![]() Ağız yapmak: Birini aldatma, yanıltma, oyalama amacıyla duygularını, düşüncelerini olduğundan başka türlü gösterecek biçimde konuşmak ![]() Ağzı açık ayran delisi: Yeni gördüğü her şeye alık alık bakan, anlamsız bir hayranlıkla seyredip şaşıran ![]() ![]() Ağzı (bir karış) açık kalmak: Çok şaşırmak, şaşakalmak ![]() ![]() Ağzı kalabalık: Çok ve manasız, saçma sapan, tutarsız sözler söyleyen ![]() ![]() Ağzı kulaklarına varmak: Çok sevinmek, sevindiği her hâlinden belli olmak ![]() ![]() Ağzı laf yapmak: Güzel, inandırıcı söz söyleme yeteneği olmak ![]() ![]() Ağzına (veya ağzının içine) bakmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Ağzına baktırmak: Etkili, güzel konuşarak kendini zevk ile dinletmek, dinleyenleri kendisine hayran etmek ![]() ![]() Ağzına bir parmak bal çalmak: Amacına ulaşmak için birini tatlı sözlerle bir süre oyalamak, kandırmak; umut verip ikna ederek işini yaptırmak ![]() ![]() Ağzına girmek: Dinlenirken konuşana doğru oldukça fazla yaklaşmak ![]() ![]() Ağzına lâyık: Bir yiyeceğin tadı anlatılırken kullanılır, çok lezzetli yiyecek anlamında ![]() Ağzında bakla ıslanmamak: Sır saklamayı becerememek, sırrı hemen açığa vurmak ![]() Ağzında gevelemek: Açık olarak söylememek, belirli konuşmamak ![]() geveleme de ne söyleyeceksen söyle, çok işim var ![]() Ağzından bal akmak: Çok tatlı, hoşa gider biçimde konuşmak ![]() ![]() Ağzından çıkanı kulağı işitmemek: Sözlerini tartmadan, düşünmeden, öfke içinde, nere varacağını hesaplamadan konuşmak ![]() ![]() ![]() Ağzından düşürmemek: Bir kimseden veya bir şeyden her zaman söz etmek ![]() ![]() Ağzından girip burnundan çıkmak: Çeşitli yollara başvurarak birini bir şeye razı etmek; veya kandırmak ![]() ![]() Ağzından kaçırmak: Söylemek istemediği bir şeyi, boş bulunup söyleyivermek ![]() ![]() Ağzından laf almak (çekmek): Bir kimseyi değişik yollarla ve ustalıkla konuşturup birtakım gizli şeyleri öğrenmek ![]() ![]() Ağzından yel alsın: Olumsuz, kötü şeylerden bahsedenlere karşı “ağzını hayra aç” anlamında söylenir ![]() Ağzını açıp gözünü yummak: Kızgınlık ile sonunu düşünmeden ağzına gelen kötü sözleri söylemek, karşısındakine hakaret etmek ![]() ![]() Ağzını aramak: Karşısındakini kurnazca konuşturarak ağzından söz almak, istediğini öğrenmek ![]() ![]() Ağzını bıçak açmamak: Kırgınlıktan, üzüntüden ya da herhangi bir sebepten ötürü söz söyleyecek durumda olmamak ![]() ![]() Ağzını havaya (poyraza) açmak: Umduğunu elde edememek, fırsatı kaçırdıktan sonra boş yere beklemek ![]() ![]() Ağzını kapamak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ağzının içine bakmak: Konuşan bir kimseyi seve seve ve dikkatlice dinlemek ![]() ![]() Ağzının kokusunu çekmek: Bir kimsenin dayanılmaz, çekilmez tutum ve davranışlarına katlanmak ![]() ![]() Ağzını öpeyim (seveyim): Sevindirici bir söz söyleyene “ne güzel, hoş söyledin” anlamında kullanılır ![]() Ağzının payını vermek: Sert söz ve davranışlarla karşılık vererek bir kimseyi yaptığına pişman etmek ![]() Ağzının suyu akmak: Çok beğenip isteyecek duruma gelmek, imrenmek ![]() ![]() Ağzının tadı kaçmak: Rahatı kaçmak, huzurunu kaybetmek, bir kimsenin kurulu dirliği, düzenliği bozulmak ![]() ![]() Ağzının tadını bilmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ağzı sulanmak: İmrenmek ![]() ![]() Ağzı süt kokmak: Çok genç, toy ve tecrübesiz olmak ![]() ![]() Ağzı var dili yok: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ağzıyla kuş tutsa…: “Ne kadar çaba gösterse, ne yapsa da” anlamında kullanılır ![]() ![]() Ah almak: Birinin bedduasını üstüne çekmek ![]() ![]() Ahı çıkmak: Eziyete uğrayan bir kimsenin yaptığı bedduanın etkisini göstermesi ![]() Ahı tutmak: Zulüm görenin bedduasının yerini bulup gerçekleşmesi ![]() ![]() Ahı yerde kalmamak: Yaptığı ilenme (beddua) er geç etkisini göstermek ![]() ![]() Ahkâm çıkarmak: Kendi düşüncelerine dayanarak birtakım yargılara varmak ![]() ![]() Ahmak ıslatan: İnce ince yağan yağmur, çisenti ![]() ![]() Ahret kardeşi: Dünya ve ahiret işlerinde birbirlerinden ayrılmayan kimseler; kan bağı olmaksızın manevî olarak kurulan kardeşlik ![]() Ahrette on parmağı yakasında olmak: Haksızlığa uğrayışını bu dünyada önleyip hakkını alamayanın, öte dünyada (ahirette) kendisine sorumlu olan kimseden davacı olması ![]() ![]() Akan sular durmak: Artık itiraz edilebilecek, karşı durulacak bir nokta kalmamak ![]() ![]() Akıl defteri: Hatırlanıp yapılması gereken şeylerin yazıldığı küçük defter, muhtıra defteri, ajanda ![]() Akıl etmek: Herhangi bir önlem ve çareyi zamanında düşünmek, vaktinde hatırlamak ![]() ![]() Akıl hocası: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Akıl kârı olmamak: Akıllı, dengeli ve ölçülü bir kişinin yapacağı iş olmamak ![]() Akıl kutusu (kumkuması): Çok zeki, akıllı kimse; bilgiç ![]() ![]() Akıllara durgunluk vermek: Çok şaşılacak bir şey olmak ![]() ![]() Akıllı uslu: Dengeli, yaramazlık etmeyen, ölçüsüz ve taşkın davranışlarda bulunmayan ![]() ![]() Akıl öğretmek (vermek): Herhangi bir konuda yol gösterip tavsiyede bulunmak, bilgi vermek ![]() Akıl sır ermemek: Bir işin gizli yönlerini, niteliğini, asıl sebebini anlayamamak ![]() ![]() Akıntıya kürek çekmek: Olmayacak, gerçekleşmeyecek bir iş uğrunda boşuna çaba sarf etmek ![]() ![]() Akla karayı seçmek: Bir işi başarmak uğrunda çok yorulmak, sonuca kadar çok zahmet çekmek ![]() ![]() Aklı almamak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Aklı başına gelmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Aklı başından gitmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Aklı başında olmamak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Aklı çıkmak: Titizlikle üzerinde durmak, çok korku geçirmek, çok korkmak ![]() ![]() Aklı durmak: Şaşırmak, düşünemez bir hâle gelmek ![]() ![]() Aklı karışmak: Ne yapacağını bilememek, bocalamak, şaşırmak ![]() ![]() Aklı kesmek: Bir şeyin olabileceğine, bir şeyi yapabileceğine inanmak ![]() ![]() Aklına düşmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Aklına esmek: Daha önce düşünmemiş olduğu şeyi birden yapmaya karar vermek ![]() ![]() Aklına gelen başına gelmek: Olmasından korktuğu şeyin zarar verici etkisine uğramak ![]() ![]() Aklına gelmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
Cevap : Açıklamalı Deyimler Sözlüğü |
![]() |
![]() |
#10 |
Şengül Şirin
![]() |
![]() Cevap : Açıklamalı Deyimler SözlüğüAklına koymak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Aklına (aklını) takmak: Bir şeyi devamlı olarak düşünmek, bir fikre sürekli olarak zihninde yer vermek ve zihni onunla meşgul etmek ![]() ![]() Aklına yer etmek: Uygun bulduğu bir düşünce kafasına yerleşmek ![]() ![]() Aklından zoru olmak: Tutarsız, dengesiz, ölçüsüz, delice davranışlarda bulunmak ![]() Aklını almak: Çekiciliği, güzelliği ile büyülemek, etkisi altına almak ![]() ![]() Aklını başına almak (toplamak, devşirmek): Mantıksız, ölçüsüz davranışlarda bulunmaktan kendini kurtararak akıllıca bir yola girmek ![]() ![]() Aklını başından almak: Çok şaşırtmak, düşünemeyecek duruma getirmek ![]() ![]() Aklını (bir şeyle) bozmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Aklını çalmak (çelmek): 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Aklını peynir ekmekle yemek: Akılsızca, şaşkınca, delice işler yapmak ![]() Ak pak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Akşama sabaha: Neredeyse, pek yakında, kısa bir süre içinde ![]() Akşamdan kavur, sabaha savur: Kazandığını günü gününe harcayan, har vurup harman savuran, savruk kimselerin durumunu anlatmak için kullanılır ![]() Akşamı iple çekmek: Gecenin olmasını sabırsızlıkla beklemek ![]() ![]() ![]() Alacağına şahin, vereceğine karga: Alırken bütün gücünü kullanan ve kolaylık gösteren, kimsede parasını bırakmayan; verirken ise bin bir güçlük çıkaran, vereceğini geciktirmek için elinden geleni yapan kimse için kullanılır ![]() Alacağı olsun: “Günün birinde ondan öcümü alırım” anlamında göz korkutmak için söylenir ![]() Al aşağı etmek: Birini bulunduğu yerden, mevkiden indirmek ![]() Al birini vur birine (ötekine): Hepsi aynı, bir ayarda, hiçbiri işe yaramaz ![]() ![]() ![]() Alçak gönüllü olmak: Gurur ve kibre kapılmayıp kendini olduğundan daha aşağı düzeyde sayma, başkalarından yüksek görmeme durumu ![]() ![]() Al gülüm ver gülüm: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Alı al, moru mor: Telâş veya yorgunluktan yüzü kıpkırmızı kesilmiş (olarak) ![]() ![]() Alıcı gözüyle bakmak: Çok dikkatli bakmak, inceden inceye gözden geçirmek ![]() ![]() Alın teri dökmek: Zahmetli iş görüp çok emek vermek ![]() ![]() Ali Cengiz oyunu: “Kurnazca, haince aklı durduracak iş yapmak” anlamında kullanılır ![]() ![]() Ali kıran baş kesen: Çok zorba, kaba kuvvetle hâkimiyet kuran ![]() ![]() Ali`nin külâhını Veli`ye, Veli`nin külâhını Ali`ye giydirmek: Kendi sermayesi olmadığı hâlde, birinden aldığını ötekine, ötekinden aldığını bir başkasına vererek işini yürütmek ![]() Allah adamı: Hile, kötü bilmeyen; hak yol üzerinde olan, Allah`a ibadette kus dini bütün kimse ![]() ![]() Allah`a emanet: Herhangi bir şeyi Yüce Allah`ın korumasına ve esirgemesine terk etmek ![]() ![]() Allah Allah!: Daha çok şaşkınlık ve hayret hâllerini anlatır ![]() Allah aratmasın: Yakınılacak bir durumda, bir şeyin hiç bulunmaması hâlindeki sıkıntı anında “Allah daha kötüsünü göstermesin” anlamında kullanılır ![]() Allah aşkına: Yemin vermek veya yalvarmak için “Allah`ını seversen” anlamında şaşma, usanç bildirir ![]() Allah bilir: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Allah`ın belâsı: Varlığı üzüntü veren, varlığından huzursuz olunan şey ![]() ![]() Allah versin: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Allah yarattı dememek: Kıyasıya dövmek, çok hırpalamak ![]() ![]() Allah “yürü ya kulum” demiş: Az zamanda çok para kazanan ve işinde çok çabuk ilerleyenler için söylenir ![]() ![]() Allak bullak etmek: Kurulu düzeni bozmak, karmakarışık bir duruma getirmek ![]() ![]() Allayıp pullamak: Kötü görünüşü kapatmak için bir şeyi süslemek, donatmak ![]() ![]() Allem etmek, kallem etmek: İstediğini elde etmek için her türlü kurnazlığa başvurmak ![]() ![]() Alnı açık yüzü ak (olmak): Herhangi bir ayıbı, çekinecek bir durumu olmamak, iffetli ve şerefli olmak ![]() ![]() Alnını karışlamak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Alnının akıyla: Küçümsenecek, ayıplanacak bir duruma düşmeden; tertemiz, şerefiyle, başarılı olarak ![]() ![]() Alnının ar damarı çatlamak: Utanma, sıkılma duygularını yitirmiş bulunmak ![]() ![]() Alnının damarı çatlamak: Başarmak için çok sıkıntı çekmek, çok çaba sarf edip emek vermek ![]() Alnının kara yazısı: Kötü talih, baht ![]() ![]() Al takke ver külâh: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Altı alay, üstü kalay: İçi dışı bir olmayan; dışı süslü, içi berbat ![]() ![]() Altı kaval, üstü şeşhane (Şişhane): Daha çok giyim için “altı, üstüne; bir parçası öbür parçasına uymaz ![]() ![]() ![]() Altın babası: Çok zengin, parası çok olan kimse ![]() ![]() Altın bilezik: Para getiren, hayat boyunca geçimi sağlamaya yarayan sanat ve meslek ![]() ![]() Altında kalmamak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Altından Çapanoğlu çıkmak: Girişilen bir işte başa dert olacak bir durumla, umulmayan bir tehlike ile karşılaşmak ![]() ![]() Altından girip üstünden çıkmak: Bir serveti, bir parayı, bir kaynağı gereksiz yere, düşüncesizce, sorumsuzca harcayıp kısa zamanda bitirmek ![]() ![]() Altından kalkmak: Bir zorluğu yenip işi başarmak ![]() ![]() Altını çizmek: Bir şeyin (daha çok sözün) önemini belirtmek, üzerine dikkati çekmek, vurgulamak ![]() ![]() ![]() Altını üstüne getirmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Altın kesmek: Çok fazla miktarda para kazanır olmak ![]() ![]() Altmış altıya bağlamak: O an ki durumu temelli olmayan bir çözümle kurtarmak veya bir işi kesin neticeye vardırmış gibi görünmek ![]() ![]() Altta kalanın canı çıksın: “Herkes başının çaresine baksın, güçsüzleri düşünme, gücü yetmeyene ne olursa olsun” anlamında kullanılır ![]() Alttan (aşağıdan) almak: Sert konuşan birine karşı yumuşak, olumlu, onu haklı görüyormuş gibi tavır almak ![]() ![]() Alttan güreşmek: Biraz geriden, pasif hareket edip gizli gizli yenme yollarını kollamak ![]() ![]() ![]() Alt yanı çıkmaz sokak: Sonuç alınmayacak iş, umutsuz durum ![]() ![]() Amana gelmek: Teslim olmak, önce direnirken zor karşısında boyun eğmek ![]() ![]() Aman dedirtmek (amana getirmek): Karşı koyan birini boyun eğmek zorunda bırakmak, teslim olmaya zorlamak ![]() ![]() Aman dilemek: Önce direnirken zor karşısında boyun eğip canının bağışlanmasını istemek, galip gelenin merhametine sığınmak ![]() ![]() Aman vermemek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Ana baba günü: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ana kuzusu: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Anan yahşi, baban yahşi: Bir kimseyi işini yaptırabilmek için pohpohlamak, gereğinden fazla överek istediğini elde etmeye çalışmak ![]() Anası ağlamak: Çok eziyet çekmek, sıkıntıya katlanmak, bitkin duruma düşmek ![]() ![]() Anasından doğduğuna pişman: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Anasından doğduğuna pişman etmek: Çok eziyet ederek canından bezdirmek, bir kimseyi çok üzmek ![]() ![]() Anasından emdiği süt burnundan (fitil fitil) gelmek: Bir işi yaparken çok sıkıntı çekmek, eziyete katlanmak ![]() ![]() Anasını ağlatmak: Bir kimseye çok eziyet edip sıkıntı çektirmek ![]() ![]() Anasının gözü: Hileci, kurnaz, çok açık göz, çıkarcı, hin oğlu hin ![]() ![]() Anasının nikâhını istemek: Bir şeye değerinden çok para istemek, olmayacak bir istekte bulunmak ![]() ![]() Anasını sat! (satayım): Önem verme, aldırma, umursama, bunun için kederlenme, üzülme,”Sat anasını o işin, yenisine bak!” Anca beraber, kanca beraber: Birbirimizden ayrılmayacağız, işler iyi de gitse, kötü de gitse hep birlikte yapacağız, beraberliği bozmayacağız ![]() ![]() Anladımsa Arap olayım: “Hiçbir şey anlamadım” anlamında kullanılır ![]() ![]() Ant içmek (etmek): Yemin etmek, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek ![]() ![]() Apar topar: Telâş ve acele ile, yaka paça, hazırlanmadan,”Treni kaçırırım korkusuyla apar topar evden ayrıldım ![]() Ara (aralarını) bozmak: İki kişi arasındaki iyi ilişkiyi, dostluğu, arkadaşlığı yıkmak ![]() ![]() Ara bulmak: Birbirleriyle anlaşamayan, bir araya gelemeyen kişileri uzlaştırmak, barıştırmak ![]() ![]() Araları açılmak (bozulmak): İyi ilişkileri, dostlukları, arkadaşlık bağları kopmak; birbirlerine dargın hâle gelmek ![]() ![]() Aralarından kara kedi geçmek (veya aralarına kara kedi girmek): İyi anlaşan iki kişinin veya dostun ilişkileri bozulmak, aralarına soğukluk girmek, birbirlerine gücenmek,”Niçin konuşmuyorsunuz? Aranızdan kara kedi mi geçti?” Aralarından su sızmamak: Çok iyi, çok yakın dostluk veya arkadaşlık kurmak, ahbap olmak ![]() ![]() Arap saçına dönmek: İşlerin çok karışıp içinden çıkılmaz bir durum alması ![]() ![]() Araya girmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Araya koymak: Bir işte sözü geçen bir kimsenin aracılığına başvurmak ![]() ![]() Arayı yapmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ar damarı çatlamak: Utanç duyulacak şeyleri sıkılmadan yapmak, utanmayı bırakmak, yüzsüz olmak ![]() ![]() Arı kovanı gibi işlemek: Girip çıkanı, gelip gideni çok olmak ![]() ![]() Ârif olan anlasın (anlar): Üstü örtülü olarak söylenen bir sözün, anlayışı kuvvetli kimselerce anlaşılabileceğini belirtmek için kullanılır ![]() Arka arkaya vermek: Birbirini korumak, kollamak, için birleşmek; dayanışmak, yardımcı olmak ![]() ![]() Arka (sırt) çevirmek: Birine eskiden duyduğu ilgiyi göstermemek, yabancı gibi davranmak ![]() ![]() Arka çıkmak: Birilerine karşı, birini korumak; savunmak, kayırmak ![]() ![]() Arkadan söylemek: Bir kimsenin bulunmadığı yerde onun hakkında ileri geri konuşmak, dedikodusunu yapmak, çekiştirmek ![]() Arkadan vurmak: Kendisine inanan, güvenen bir kimseye gizlice kötülük etmek ![]() ![]() Arka kapıdan çıkmak: Özellikle bir eğitim kurumundan, bir iş yerinden hiçbir varlık gösteremeden, bir şey öğrenemeden ayrılmak ![]() ![]() Arkası kesilmek: Tükenmek, bitmek, süregelen bir şeyin son bulması ![]() Arkasına düşmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Arkasında dolaşmak (gezmek): Bir işi sonuca bağlamak için ilgili yerlere giderek görüşme fırsatı aramak, onların yardımını sağlamak ![]() Arkasını getirememek: Başladığı işi sürdürüp sona erdirememek, sonuçlandıramamak ![]() Arkasını sıvamak: İltifat etmek, okşamak, övmek, birisini bu yolları kullanarak bir işe sevk etmek ![]() ![]() Arkasını (birine) vermek: Bir kimsenin himayesinden güç almak ![]() ![]() Arkası (sırtı) pek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Arkası (sırtı) yere gelmemek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Armudun sapı var, üzümün çöpü var demek: Hiçbir şeyi beğenmemek, her şeyin bir kusurunu bulmak ![]() Armut piş, ağzıma düş: Bir işin hiç emek harcamadan olmasını, kendiliğinden hazır olup ayağına gelmesini bekleyenlerin durumunu anlatmak için kullanılır ![]() Arpa boyu kadar gitmek: Pek az ilerlemek ![]() ![]() Arpacı kumrusu gibi düşünmek: Derin derin ne yapacağını bilemeden, çaresizlik içinde düşünüp durmak ![]() Arpalık yapmak: Bir yeri sürekli çıkar kaynağı olarak kullanmak, sömürmek ![]() ![]() Art düşünce (niyet): Açığa vurulandan ayrı, gizli tutulan, asıl düşünce ![]() ![]() Asıp kesmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Askıda kalmak: Bir engel çıkması dolayısıyla bir işin sonuca varamaması, yapılamayıp öylece kalması ![]() ![]() Askıya almak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Askıya çıkarmak: Evlenecek kimselerin nikâhtan önceki durumlarını gösterir belgelerin, belirli bir süre için ilgili dairede görünür bir yere asılması, ilân edilmesi ![]() Aslan payı: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Aslan yürekli: Yılmaz, hiçbir şeyden korkmayan, yiğit, kahraman,”Aslan yürekli Mehmetçik düşmanı çil yavrusu gibi dağıttı ![]() Aslı faslı (astarı) olmamak: Yalan, asılsız olmak, gerçek payı bulunmamak ![]() ![]() Astarı yüzünden pahalı olmak: Bir işin ayrıntısına ödenen paranın aslına ödenen paradan fazla olması, gerçek değerinden fazlaya mal olması ![]() ![]() Astığı astık, kestiği kestik: Davranışlarından dolayı kimseye hesap vermeyen, istediği gibi davranan, çok sert kimseler için kullanılır ![]() Aşağıdan almak: Sert konuşan kimselere karşı yumuşak bir dil kullanmak ![]() ![]() Aşağı kurtarmaz: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık: Sakıncalı oluşları eşit olan iki karşıt davranıştan birine karar verememe zorunluluğunu anlatmak için kullanılır ![]() Aşağı yukarı: Yaklaşık olarak, hemen hemen, tam değil de tama yakın ![]() ![]() Aşık atmak: Birisiyle yarışmak, özellikle kendisinden üstün birisiyle yarış etmek ![]() ![]() Ata et, ite ot vermek (yedirmek): Uygunsuz iş yapmak; birbirini tamamlayan, birbirine uyan unsurları ters kullanmak; kişilere işlerine yaramayan şeyi, ilgili olmadıkları görevi vermek ![]() Ateş almak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ateş bacayı sarmak: Bir iş ya da olay önüne geçilemez, tehlikeli bir durum almak ![]() Ateş basmak: Aşırı ölçüde sıkılmak, heyecanlanmak, utanmak sonucu vücutta sıcaklığın artması, yüzün kızarması ![]() ![]() Ateşe atmak: Birini çok tehlikeli bir işe bile bile sokmak ![]() Ateşe tutmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ateşe vermek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ateşine (nârına) yanmak: Birinin yüzünden büyük haksızlığa uğramak, zarar görmek ![]() ![]() Ateş kesilmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ateşle oynamak: Çok tehlikeli, zarar verecek bir işin üstüne üstüne gitmek ya da böyle bir işe girişmek ![]() Ateş pahasına: Çok pahalı ![]() Ateş püskürmek: Çok öfkeli olmak, ağır sözler söylemek ![]() ![]() Ateşten gömlek: İçinde bulunulan acı, sıkıntılı, dayanılmaz durumu anlatmak için söylenir ![]() ![]() Atı alan Üsküdar`ı geçti: “Fırsat kaçtı, artık yapılacak şey kalmadı” anlamında kullanılır ![]() ![]() Atı eşkin, kılıcı keskin: Her bakımdan güçlü, dilediğini yapabilir ![]() Atın yüğrükse bin de kaç: İmkânın varsa kendini kurtarmaya bak ![]() Atıp tutmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() At oynatmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Atsan atılmaz, satsan satılmaz: İşe yaramadığı, sıkıntı verdiği hâlde vazgeçilemeyen şeyler ve kimseler için kullanılır ![]() Attan inip eşeğe binmek: Bulunduğu dereceden, mevkiden, önemli görevden daha aşağı bir yere inmek veya alınmak ![]() ![]() Avaz avaz bağırmak: Olanca gücüyle bağırmak; sesi yettiği kadar, var gücüyle bağırmak ![]() Avucunun içine almak: Birini her dediğini yapar duruma getirmek, baskı ve etkisi altına almak ![]() ![]() Avucunu yalamak: Umduğunu ele geçirememek, beklediğini elde edememek ![]() ![]() Avuç açmak: Yardım istemek, dilenmek, para istemek ya da ister duruma düşmek ![]() ![]() Ayağa düşmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ayağa kalkmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ayağı (ayakları birbirine) dolaşmak: Yürürken herhangi bir sebepten ötürü ayakları birbirine takılmak, sendelemek ![]() ![]() Ayağı düşmek: Bir yere uğramak, o yer yolu üzerinde bulunmak, yolu düşmek ![]() ![]() Ayağı düze basmak: İşleri iyi gitmek, zorlukları yenerek rahata kavuşmak ![]() ![]() Ayağı ile gelmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ayağına bağ olmak: Bir işini yapmasına, bulunduğu yerden ayrılmasına engel olmak ![]() ![]() Ayağına dolaşmak (veya dolanmak): 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ayağına gitmek: Büyüklük taslamadan alçak gönüllülük edip birinin yanına varmak ![]() ![]() Ayağına kapanmak: Kendini küçük düşürerek yalvarıp yakarmak ![]() ![]() Ayağına (ayaklarına) kara su inmek: Bir yerde ayakta beklemekten veya uzun süre dolaşmaktan çok yorulmak ![]() Ayağını çekmek: Daha önce gittiği yere artık uğramaz olmak, ilişkiyi ve ilgiyi kesmek ![]() ![]() Ayağını denk almak: Birilerinin kendisine karşı yapacakları muhtemel kötülüklere karşı uyanık davranmak, tedbirli olmak ![]() ![]() Ayağını kaydırmak: Bir yolunu bularak birini bulunduğu işten, mevkiden uzaklaştırmak ![]() ![]() Ayağını kesmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Ayağının altına almak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ayağının tozuyla: Henüz dinlenmeden, yoldan gelir gelmez ![]() ![]() Ayağını sürümek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ayağını yorganına göre uzatmak: Gelirini giderine uydurmak, harcamalarda geliri aşmamak ![]() ![]() Ayağı (ayakları) suya ermek (değmek): Neden sonra aklı başına gelmek, bir şeyin aslını anlamak, beklenen biçimde olmadığını kavramak ![]() ![]() Ayak altında kalmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ayak atmamak: Bir yere hiç gitmemek ![]() ![]() Ayak diremek: Bir şeyde ısrar etmek, karşı koymak, kendi kararından vazgeçmemek ![]() ![]() Ayaklar altına almak: Önem verilmesi gereken şeyleri hiçe saymak, çiğnemek ![]() ![]() Ayakları geri geri gitmek: Bir yere istemeye istemeye, gönülsüz gitmek ![]() ![]() Ayaklı kütüphane: Çok şey okumuş, her sorulana cevap veren, çok şey bilen, okudukları aklında kalmış kimse ![]() Ayakta kalmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ayak takımı: İşe yaramaz, bilgisiz, görgüsüz, kaba, serseri, değersiz kimselerin bütünü ![]() ![]() Ayak uydurmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ayak üstü (üzeri): 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ayasofya`da dilenip Sultanahmet`te sadaka (zekât) vermek: Kendisi başkasının yardımı ile geçinirken, gösteriş için elindekini başkalarına yardım amacıyla dağıtmak ![]() Ayıkla pirincin taşını: Bir işin oldukça karışık, dolaşık, içinden çıkılması güç olduğunu anlatmak için kullanılır ![]() Ayılıp bayılmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ayranı kabarmak: Öfkelenmek, kızıp bağırmak; coşmak ![]() ![]() Ayvaz kasap hep bir hesap: “Ha öyle ha böyle, ikisi de bir; hangi yolu seçersek seçelim aynı sonuca varır” anlamında kullanılır ![]() Ayyuka çıkmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Aza çoğa bakmamak: Eline geçenle yetinmek, tok gözlü olmak ![]() Azizlik etmek: Şaka ile takılmak, muziplik etmek, şaka ile aldatmak ![]() ![]() Baba adam: Ağır başlı, iyi yürekli, olgun, hoşgörülü, yaşlıca adam ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
Cevap : Açıklamalı Deyimler Sözlüğü |
![]() |
![]() |
#11 |
Şengül Şirin
![]() |
![]() Cevap : Açıklamalı Deyimler SözlüğüB HARFİYLE BAŞLAYAN DEYİMLER Baba adam: Ağır başlı, iyi yürekli, olgun, hoşgörülü, yaşlıca adam ![]() ![]() Babası tutmak (veya babaları üstünde olmak): Çok fazla öfkelenmek, kızgınlığı her hâliyle belli olmak ![]() ![]() Babana rahmet: “Yaptığın iş, söylediğin söz çok yerinde; Allah senden razı olsun” anlamında hoşnutluk, memnunluk bildirmek için kullanılır ![]() Baba ocağı (evi veya yurdu): Dededen, babadan kalma ev; toprak, yurt ![]() ![]() Babasının hayrına (mı?): Hiçbir çıkar gözetmeksizin ![]() Bağ bozmak (bağbozumu): 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Bağrına basmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Bağrına taş basmak: Uğradığı zarara, felakate sesini çıkarmadan katlanmak ![]() ![]() Bağrını delmek: İçine işlemek, pek dokunmak, dertli olmasına yol açmak ![]() ![]() Bağrı yanık: Çok acı çekmiş; dert, sıkıntı, darlık, kahır görmüş; yaslı ![]() ![]() Bahse girmek: Görüşünde veya iddiasında haklı çıkacak tarafa bir şey verilmesini kabul eden sözlü anlaşma yapmak ![]() ![]() Bahtı kara: Mutsuz, dertten kurtulamayan, işleri hep ters giden ![]() Baklayı ağzından çıkarmak: Sabrı tükenip o zamana kadar sakladığı şeyleri söylemek ![]() Bal alacak çiçeği bilmek: Çıkar sağlanacak yeri veya şeyi bulmak, bu konuda nasıl hareket edileceğini bilmek ![]() ![]() Baldırı çıplak: İşsiz güçsüz, serseri, başı boş, ayak takımından ![]() ![]() Bal dök (de) yala: Bir yerin çok temiz, pırıl pırıl olduğunu anlatmak için kullanılır ![]() Balgam atmak: Bir iş ya da konu üzerinde kuşku uyandıracak söz söylemek ![]() ![]() Bal gibi: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Balık etinde: Ne şişman, ne zayıf; biçimli, kilosu yerinde olan ![]() Balık istifi: Çok sıkışık bir durumda ![]() ![]() Balık kavağa çıkınca: Gerçekleşmesi mümkün olmayacak işleri anlatmak için kullanılır ![]() ![]() Balon uçurmak: İlgililerin ne diyeceklerini anlamak veya insanların telâşlanmalarını sağlamak amacıyla aslı olmayan bir haber yaymak ![]() ![]() Balta olmak: Musallat olmak, asılmak, direnerek bir şey istemek, istediğini yaptırmak için sürekli ısrar etmek ![]() ![]() Baltayı taşa vurmak: Bilmeyerek karşısındakini kıracak söz söylemek, pot kırmak ![]() ![]() Bam teline basmak: Bir kimseyi, duyarlılık gösterdiği konuda kızdıracak söz söylemek, öfkelendirecek bir şey yapmak ![]() ![]() Bana mısın dememek: Aldırış etmemek, ona hiçbir şey etkili olmamak ![]() ![]() Barut fıçısı: Her an karışıklık, kavga ve savaşın çıkacağı yer ![]() ![]() Barut kesilmek: Çok öfkelenmek, kızmak, sinirlenmek ![]() ![]() Basıp gitmek: Aklına koyduğu şeyi yapmak amacıyla, o an bulunduğu yerden kimseye danışmadan ayrılmak ![]() ![]() Basireti bağlanmak: Gerçeği göremez, iyi düşünüp kavrayamaz bir duruma düşmek ![]() ![]() Baskın çıkmak: Üstünlüğünü göstermek, karşısındakini geçmek ![]() ![]() Bastığı yeri bilmemek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Baston (kazık) yutmuş gibi: Dimdik duran, yürüyen kimsenin durumu ![]() Başa baş (gelmek): Birbirine denk, eşit olmak; birlikte olmak ![]() ![]() Başa çıkarmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Başa çıkmak: Gücünün üstünlüğünü kanıtlamak, bir şeye gücü yetmek ![]() ![]() Başa geçmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Başa gelmek: Kötü bir duruma uğramak ![]() Başa güreşmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Baş ağrısı: Varlığı tedirginlik verici şey, rahatsız edici kimse ![]() Baş ağrıtmak: Yerli yersiz konuşarak, gereksiz sözler söyleyerek, çok konuşarak birisini rahatsız etmek ![]() ![]() Başa (başına) kakmak: Yapılan iyiliği yüzüne vurarak birisini üzmek, incitmek ![]() ![]() Baş alamamak: Çok uğraştıran bir konudan kurtulup da vakit ve fırsat bulamamak ![]() ![]() Baş aşağı gitmek: Sürekli kötüleşmek, zarar görmek ![]() ![]() Baş başa kalmak: Biriyle yalnız kalmak, iki kişi bir arada yalnız kalmak ![]() ![]() Baş başa (kafa kafaya) vermek: Birbirinin düşüncesinden yararlanmak üzere birkaç kişi toplanıp bir konuyu görüşmek, bir konuda dertleşmek ![]() ![]() Baş belâsı: Sürekli rahatsız eden, yük olan, bir kimseye musallat olup sıkıntı veren ve uzaklaştırılamayan kişi ya da şey ![]() ![]() Baş çekmek: Ön ayak olmak, öncülük etmek ![]() ![]() Baş edememek: Gücü yetmemek, başarı kazanamamak, bir işi başarmakta zorluk çekmek ![]() Baş eğmek: Direnmekte vazgeçip güçlünün buyruğuna girmek, teslim olmak ![]() ![]() Baş göstermek: Ortaya çıkmak, belirmek, vuku bulmak ![]() ![]() Baş göz etmek: Evlendirmek ![]() ![]() Başı ağrımak: Bir işten dolayı sorumlu duruma düşmek, kaygu çekmek ![]() ![]() Başı altından çıkmak: Kötü bir şey, kötü bir durum, birinin gizli düzeni ve tertibiyle meydana gelmek ![]() ![]() Başı bağlı olmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Başı boş bırakmak: Bir kimsenin üzerindeki denetimi ve gözetimi kaldırmak, kendi bildiğine bırakmak ![]() ![]() Başı darda kalmak (başı dara düşmek): Çok sıkıntılı, çaresiz bir durumda olmak; parasızlıktan dolayı güç bir durumda kalmak ![]() ![]() Başı derde girmek: Can sıkıcı, üzücü, istemediği bir duruma düşmek ![]() ![]() Başı dik gezmek: Utanılacak bir durumu olmadan, onurlu şekilde toplumda yer almak ![]() ![]() Başı dönmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Başı göğe ermek: Beklenmeyen, umulmayan bir mutluluğa, sevince ulaşmak ![]() ![]() Başı kalabalık (olmak): Bir iş dolayısıyla yanında çok fazla kişi olmak ![]() ![]() Başına belâyı satın almak: Sıkıntı, üzüntü ve tedirginlik verici olduğunu sonradan anladığı bir işe kendi isteği ile girmiş bulunmak ![]() ![]() Başına bir hâl gelmek: Büyük, içinden çıkılması zor güçlüklerle karşılaşmak; kötü duruma düşmek ![]() ![]() Başına buyruk: Dilediğini izin almaksızın yapan, istediği gibi davranan ![]() ![]() Başına çalmak: Bir şeyi sert, öfkeli ve kızgın bir davranış içinde vermek ![]() ![]() Başına çorap örmek: Bir kimseye, haberi olmadan, kötü duruma sokucu davranışta bulunmak, alt etmek için gizlice plân kurmak ![]() ![]() Başına çökmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Başına devlet kuşu konmak: Ummadığı, beklemediği bir nimete ya da varlığa kavuşmak ![]() Başına dolamak: İçinden çıkılması zor bir işi birine musallat etmek ![]() Başına iş açmak: Uğraştırıcı ve üzücü bir işin çıkmasına yol açmak ![]() ![]() Başında kavak yeli esmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Başından atmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Başından aşağı kaynar sular dökülmek: Çok kötü, üzücü, sıkıntı verici ya da utandırıcı bir olay karşısında vücudunu ter basmak, ürpermek ![]() ![]() Başından büyük işlere girişmek (veya kalkışmak): Gücünün üstünde olan işleri yapmaya kalkışmak ![]() ![]() Başından korkmak: Hayatından kaygı duymak, cezalandırılmaktan korkmak ![]() ![]() Başını ağrıtmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Başını alıp gitmek: Nereye gideceğini bildirmeden, izin almadan gitmek ![]() ![]() Başını bağlamak: Evlendirmek ![]() ![]() Başını belâya sokmak: Bir kimseyi, zarar göreceği, kötü sonuçlarla karşılaşacağı bir işe sokmak ![]() ![]() Başını bir yere bağlamak: Bir işe yerleştirmek, işsizlikten kurtarmak ![]() ![]() Başını boş bırakmak: Denetimsiz, yalnız ve serbest bırakmak ![]() ![]() Başını derde sokmak: Sıkıcı, yorucu, üzücü bir işe girmek veya getirilmek ![]() ![]() Başını dinlemek: Sessiz, sakin bir ortama çekilmek; kalabalıktan ve gürültüden uzaklaşmak ![]() Başını ezmek: Birini hareket edemez, kötülük yapamaz ya da başını kaldırıp bir işi göremez duruma getirmek ![]() Başını kaşımaya (kaşıyacak) vakti olmamak: Çok meşgul olmak, başka bir işi yapmaya hiç vakti olmamak ![]() ![]() Başının çaresine bakmak: Kimsenin yardımı olmadan kendi işini kendi yapmak, kendini zor durumdan kurtarmak ![]() ![]() Başının derdine düşmek: Başka bir şeyle ilgilenemeyecek kadar sıkıntılı, üzücü ve tehlikeli bir duruma çare bulmaya çalışmak ![]() ![]() Başının etini yemek: Sürekli olarak, bıktırıncaya kadar, ısrarla birinden bir şey istemek; bu sebeple onu rahatsız edip üzmek ![]() Başını taştan taşa vurmak: Fırsatı kaçırdığı için çok pişman olmak, çaresiz kalarak kahırlanmak ![]() ![]() Başını vermek: Bir ideal uğrunda kendini feda etmek, canını vermek ![]() Başını yemek: Bir kimsenin büyük zarar görmesine ya da ölmesine yol açmak ![]() ![]() Başı sıkışmak (sıkılmak): Herhangi bir güçlük karşısında kalmak, bunalmak ![]() ![]() Başı tutmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Baş koymak: Bir şey uğruna ölümü göze almak ![]() ![]() Baş köşe: Saygı duyulan, önder sayılan büyüklerin oturması için ayrılan yer ![]() ![]() Baş sallamak: 1 ![]() ![]() ![]() Baş tacı etmek: Değer vermek, çok üstün tutmak, çok sevmek ![]() ![]() Baştan aşağı: Tamamıyla, hepsi, bütünüyle ![]() ![]() Baştan kara gitmek: Sonunu düşünmeyerek, hatta sonucun kötü olduğunu bildiği hâlde hesapsız, batarcasına bir yol tutmak; felâkete doğru gitmek ![]() ![]() Baştan savma: Üstün körü, özen gösterilmeden, gelişi güzel ![]() ![]() Baş üstünde yeri var: “Sevgi, ilgi ve saygı ile karşılanıp ağırlanır ![]() ![]() ![]() Baş vermek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Baş vurmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Baş yemek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Battı balık yan gider: “İşlerin kötü gittiğine, düzelmeyeceğine, bu konuda da umut kalmadığına göre artık istenildiği gibi davranılabilir, ne olursa olsun” anlamında kullanılır ![]() ![]() Bayrak açmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Bayram etmek: Çok sevinmek ![]() ![]() Belâ aramak: Kavga çıkararak, önüne gelene çatarak ya da başka sebeplerle kendisi için tehlikeli bir durum oluşmasına yol açmak ![]() Belâsını bulmak: Kendi yol açtığı tehlikeli bir durumun içine düşmek, hak ettiği cezayı görmek ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
Cevap : Açıklamalı Deyimler Sözlüğü |
![]() |
![]() |
#12 |
Şengül Şirin
![]() |
![]() Cevap : Açıklamalı Deyimler SözlüğüC HARFİYLE BAŞLAYAN DEYİMLER Caka satmak: Çalım satmak, gösteriş yapmak ![]() ![]() Cambul cumbul: Pek sulu, suyu bol (yemek için) ![]() ![]() Cana can katmak: İnsanda yaşama sevincini artırmak; insana neşe, heves ve iç gücü vermek ![]() ![]() Can alacak yer (nokta): Bir şeyin en önemli yeri, en temelli noktası ![]() ![]() Cana minnet (bilmek): İhtiyacı olduğu hâlde arayıp da bulamadığı şeylerden saymak ![]() ![]() Can atmak: Herhangi bir şeye sahip olmayı, ya da herhangi bir şeye erişmeyi çok istemek ![]() ![]() Can borcunu ödemek: Ölmek ![]() ![]() Cana yakın: Sevimli, sokulgan, insana pek sıcak davranan ![]() ![]() Can baş üstüne: İstenilen, arzu edilen şeyin büyük bir memnunlukla yapılacağını anlatır ![]() ![]() Can çekişmek: Ölmek üzere bulunmak ![]() ![]() Can damarı: Bir şeyin en önemli noktası, en mühim unsuru; bir şeyin yaşaması için en önemli araç ![]() ![]() Can damarına basmak: Bir işin en önemli noktası üzerinde durmak, ya da bir şeyin en duyarlı noktasını açığa çıkarmak ![]() ![]() Can dayanmamak: Bir acı, üzüntü, sıkıntı ve istek karşısında direnme gücü kalmamak; dayanıklılığı yitirmek ![]() Can düşmanı: Öldürmeyi bile düşünen, aşırı kin ve düşmanlık besleyen, dost olmayan ![]() ![]() Can evi: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Can evinden vurmak: En etkileyici, en can alıcı yönden saldırmak; bir daha yaşama imkânı kalmayacak şekilde vurmak ![]() ![]() Can havli ile: Ölüm korkusundan kaynaklanan güçlü bir tepkiyle (bir eylem yapmak) ![]() ![]() Canı burnuna gelmek: Bir şey yaparken çok zorluk çekmek, bunalmak ![]() ![]() Canı (gönlü) çekmek: Bir şeyi istemek, istek duymak, çok arzulamak ![]() ![]() Canı çıkmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Canı gitmek: Önem ve değer verdiği, beğendiği bir şeye zarar gelecek diye çok korkmak, kaygılanmak ![]() ![]() Canına değmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Canına kıymak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Canına okumak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Canına tak demek: Sabrı kalmamak, bir sıkıntıya dayanamaz duruma gelmek ![]() Canına yandığım (yandığımın): Kimi zaman sevgi ve hayranlık, kimi zaman da kızgınlık ve öfke gibi duyguları anlatmak için kullanılır ![]() ![]() Canına yetmek: Bezmek, bıkmak, bir zorluğa dayanamayacak duruma gelmek ![]() ![]() Canından bezmek: Çektiği sıkıntılar yüzünden içinde olduğu hayatı artık istemeyecek bir duruma gelmek ![]() Canını almak: Öldürmek ![]() Canını bağışlamak: Öldürebileceği bir kişiyi öldürmekten vazgeçmek ![]() ![]() Canını dişine takmak: Büyük sıkıntıları, tehlikeleri göze alarak bir işi başarmaya çalışmak ![]() ![]() Canını sokakta bulmak: Sağlığını koruması, kendini yıpratmaması ve tedbir alması gerektiğini anlatmak için kullanılır ![]() ![]() ![]() Canının içine sokacağı gelmek: Birine karşı büyük ölçüde sevgi duymak, birinden çok hoşlanmak ![]() Canını vermek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Canını yakmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Canı tatlı: Acıya, üzüntüye ve sıkıntıya katlanmayan ![]() ![]() Canı tez: Sabırsız, beklemeye tahammülü olmayan, ivecen ![]() Canı yanmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Can kalmamak: Gücü, kuvveti kesilmek; bitkin bir duruma düşmek ![]() ![]() Can kaygısına düşmek: Her şeyi bırakıp, içine düştüğü tehlikeden varlığını kurtarma ve koruma çabasında olmak ![]() ![]() Can kulağıyla dinlemek: Kendini vererek, büyük bir dikkatle dinlemek ![]() ![]() Canla başla: Seve seve, her türlü zorluğa göğüs gererek, var gücüyle, hiçbir fedakârlıktan kaçınmayarak ![]() ![]() Canlı cenaze: Çok zayıf, güçsüz, zayıflıktan kemikleri çıkmış kimse ![]() ![]() Canlı yayın: Kişilerin ses ve davranışlarını o anda ve doğrudan doğruya veren radyo ve televizyon yayını ![]() ![]() Can pazarı: Herkesin kendi canının kaygısına düştüğü ve kendi canını kurtarmaya çalıştığı tehlikeli bir durum, yer ![]() ![]() Can sağlığı: Esenlik, kişinin sağlıklı olması ![]() ![]() Can sıkıntısı: Yapılacak iş ve bir şeyle oyalanma imkânı bulamamaktan duyulan tedirginlik, içine düşülen bunalım ![]() ![]() Can vermek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Can yakmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Can yoldaşı: Yalnızlıktan kurtulmak için birlikte yaşanılan kimse ![]() ![]() Cart curt etmek: Göz dağı vermek ya da övünmek amacıyla abartılı konuşmak ![]() ![]() Cart kaba kâğıt: Yüksekten atan, yapamayacağı şeyleri yapar gibi konuşan, çalım satan kimselere karşı söylenen küçümseme ünlemi ![]() Cebi delik: Parasız, cebinde para tutmasını bilmeyen ![]() ![]() Cebini doldurmak: Karşılaştığı fırsatları değerlendirerek bol para kazanmak ![]() ![]() Cehennem azabı: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Cehennem olmak: Defolup gitmek ![]() ![]() Cemaziyülevvelini bilmek: Bir kimsenin herkesçe bilinmeyen, geçmişteki kötü bir yönünü veya kötü durumunu bilmek ![]() ![]() Cendereye sokmak: Çok sıkıştırmak, manevî baskı altına almak ![]() ![]() Cevabı yapıştırmak: Karşısındakinin, beklemediği, ters, güç duruma düşürücü bir cevap vermek ![]() ![]() Ciğeri beş para etmemek: Değersiz, kendisine güvenilmez, korkak, aşağılık (bir kimse olmak) ![]() ![]() Ciğerimin köşesi: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ciğerini okumak: Karşısındakinin gizli düşüncelerini bilmek, aklından geçenleri anlamak ![]() ![]() Ciğerini sökmek: Bir kimseyi büyük ölçüde zarar ve ziyana uğratmak ![]() ![]() Cin çarpmışa dönmek: Neye uğradığını anlayamayacak kadar kötü duruma düşmek ![]() ![]() Cin fikirli: Zeki, çok kurnaz, her zaman kendi çıkarını kollayan, çok anlayışlı ![]() ![]() Cinler cirit (top) oynamak: Bir yerin ıssız, ürküntü verir olduğunu anlatmak için kullanılır ![]() Cinleri başına toplamak: Öfkelenmek, kızmak, çok sinirlenmek ![]() ![]() Curcunaya çevirmek (veya döndürmek): Bir yeri kargaşa, şamata, gürültü patırtı ile doldurup kimsenin ne dediğini anlamayacak hâle getirmek ![]() ![]() Cümbür cemaat: Topluca, hep birden ![]() ![]() Cümle kapısı: Konak, saray gibi büyük binaların ana giriş kapısı ![]() ![]() Cüret etmek: Ataklık etmek, yüreklilikle davranmak ![]() ![]() Cürmü meşhut hâlinde yakalamak: Bir kimseyi suçu işlerken şahitlerle birlikte yakalamak ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
Cevap : Açıklamalı Deyimler Sözlüğü |
![]() |
![]() |
#13 |
Şengül Şirin
![]() |
![]() Cevap : Açıklamalı Deyimler SözlüğüÇ HARFİYLE BAŞLAYAN DEYİMLER Çaba göstermek: Bir işi başarmak için uğraşmak, kuvvet harcamak ![]() ![]() Çabalama kaptan ben gidemem: “Zorlamanın hiç faydası yok, ben bu işi yapacak güçte değilim; boşuna uğraşıyorsun, yapamam, gitmem,” anlamında kullanılır ![]() Çağ açmak: Yeni bir gidişin, tutumun öncüsü olmak; evrensel bir gidişe yol açmak ![]() ![]() Çakar almaz: İşe yarar gibi görünse de aslında yararsız, bozuk olan ![]() ![]() Çakı gibi: Canlı ve atik, çevik ![]() ![]() Çalımından geçilmemek: Çok kibirli, kurumlu olmak; büyüklük taslamak, gösteriş yapmak ![]() ![]() Çalım satmak (caka satmak): Büyüklük taslamak, kurularak davranmak ![]() Çalıp çırpmak: Eline ne geçerse (az ve çok) çalmak, bu yolla kazanç sağlamak ![]() ![]() Çam devirmek: Farkında olmadan karşısındakini kıracak ya da kötü bir sonuca yol açacak söz söylemek, davranışta bulunmak ![]() ![]() Çam yarması: İri gövdeli insan ![]() Çanak tutmak (açmak): 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Çanak yalayıcı: Dalkavuk, çıkarı için dalkavukluk eden ![]() ![]() Çan çan etmek: Gerekli gereksiz sürekli konuşmak, yüksek sesle devamlı gevezelik etmek ![]() ![]() Çanına ot tıkamak: Bir daha sesini çıkaramayacak, kötülük edemeyecek bir duruma sokmak ![]() ![]() Çantada (torbada) keklik: “Ele geçirilmesi o kadar kesin ki elde edilmiş sayılır” anlamında kullanılır ![]() ![]() Çaptan düşmek: Önceleri iyi olan durumu sonradan bozulmuş olmak; çalışma gücü, verimi tükenmiş olmak ![]() ![]() Çar çur etmek: Gereksiz, lüzumsuz yere harcayıp tüketmek ![]() ![]() Çarıklı erkânıharp: Daha ziyade öğrenimi olmayan ama kafası çalışan, kurnaz ve uyanık köylüler için şaka yollu kullanılır ![]() Çark etmek: Dönmek, geri dönmek ![]() ![]() Çarkına okumak: Bozmak, çalışamaz hâle getirmek, zarar vermek; birine büyük kötülük yapmak ![]() ![]() Çarşamba pazarı: Her şeyi açıkta olan, karmakarışık yer ![]() ![]() Çarşaf gibi: Dalgasız, dümdüz ve durgun ![]() ![]() Çat kapı: Aniden, beklenmedik bir anda ![]() ![]() Çat pat: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Çayı görmeden paçaları sıvamak: Ham hayaller kurmak; henüz zamanı gelmediği hâlde yapılacak bir iş, meydana gelebilecek bir olay için hazırlıklara girişmek ![]() ![]() Çehre züğürdü: Çirkin, suratsız, yüzü yakışıksız ![]() ![]() Çekeceği olmak: Çok acı çekeceği, sıkıntıya gireceği bir iş ya da durumla karşılaşacağı sezilir olmak ![]() ![]() Çekidüzen vermek: Karışıklığı, dağınıklığı, başıbozukluğu gidermek ![]() ![]() Çekip çevirmek: Yönetmek, düzene sokmak, hâle yola koymak, çalışmasını sağlamak ![]() Çekip gitmek: Savuşmak, bırakıp gitmek, kimseye danışmadan ayrılmak ![]() ![]() Çekirdekten yetişme: Bir işi küçük yaştan, çıraklıktan başlayarak öğrenme ve o işte ustalaşma ![]() ![]() Çekişe çekişe pazarlık (etmek): Bir malı ucuza almak, ya da pahalıya satmak için titizce uzun süre yapılan pazarlık ![]() ![]() Çelme takmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Çene çalmak: Gevezelik ederek, çok konuşarak vakit geçirmek ![]() ![]() Çenesi düşük: Geveze, çok konuşan, gereksiz şeyler söyleyen ![]() ![]() Çenesi kuvvetli: Söylemekten yorulmayan, söylediği sözlerle kendisini dinletmesini bilen ![]() Çene yarıştırmak: Karşılıklı gevezelik etmek, boş konuşmak ![]() ![]() Çetele tutmak: Hesap tutmak amacı ile bir yere çizgiler çekmek ![]() ![]() Çetin ceviz: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Çevir kaz (ı) yanmasın: Karşısındakini kıracak bir söz söylediğini fark edip de çevirmeye kalkışanlara şaka yollu söylenir ![]() Çıban başı: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Çıfıt çarşısı: Türlü kötülüklerin, hile ve düzenlerin karmakarışık bir durumda bulunduğu yer ![]() ![]() Çığır açmak: Bir alanda yeni bir yol açmak; yeni bir tutum, izlenecek yöntem bulmak ![]() ![]() Çığırından çıkmak: Yoldan sapmak, doğru ve uygun gidişten ayrılmak, artık düzelemez hâle gelmek ![]() ![]() Çıkar yol: Çare, en tutarlı çözüm yolu ![]() ![]() Çıkış yapmak: Bir tartışma esnasında etkili söz ve sert davranışlarla düşüncelerini belirtmek ![]() ![]() Çıkmaza girmek: Çözümlenemeyecek, içinden çıkılamayacak bir duruma düşmek ![]() ![]() Çıngar çıkarmak: Gürültü patırtı, karışıklık ve kavga çıkarmak ![]() ![]() Çıt çıkarmamak: Çok sessiz olmak, hiç ses çıkarmamak, gürültü yapmamak ![]() ![]() Çiçeği burnunda: Çok taze, yeni koparılmış ![]() ![]() Çifte kumrular: Birbirini çok seven ve birbirinden ayrılmayan kimseler ![]() ![]() Çiğlik etmek: İnsana yakışmayan; olgunluğa, yaşa uygun düşmeyen yersiz ve kaba davranışlarda bulunmak ![]() ![]() Çiğ süt etmiş olmak: Soysuz ve namussuz olmak ![]() ![]() Çiğ yemedim ki karnım ağrısın: “Herhangi bir suç işlemedim ki korku duyayım, işi eksik yapmadım ki olumsuz sonuçtan kaygılanayım” anlamında kullanılır ![]() Çile çekmek: Üzüntü, eziyet, acı ve sıkıntı içinde yaşamak ![]() Çile çıkarmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Çileden çıkmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Çil yavrusu gibi dağılmak: Toplu hâlde bulunan insanların her biri, herhangi bir sebeple bir yana dağılmak ![]() ![]() Çirkefe taş atmak: Edepsiz, geçimsiz, kaba saba kimsenin tepkisine yol açacak davranışlarda bulunmak ![]() Çivi kesmek: Çok üşümek, donmak ![]() ![]() Çizmeden yukarı çıkmak: Bilmediği, aklının kesmediği, yetkisinin dışında bir işe kalkışmak; haddini bilmemek ![]() ![]() Çocuk oyuncağı: Önem verilecek değerde olmayan, kolay iş ![]() ![]() Çocuk oyuncağı hâline getirmek: Bir işi sık sık değiştirip verilmesi gereken önemde ele almamak, küçümsenir duruma getirip değerinden düşürmek ![]() Çoğu gitti azı kaldı: İşin en güç, en önemli, en büyük kısmı bitti, kalanı önemsizdir ![]() ![]() Çok görmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Çoluk çocuk elinde kalmak: Genç, tecrübesiz, çocuk denecek kişilerin yönetimi altında yaşar durumda olmak ![]() Çoluk çocuğa karışmak: Evlenip, çocukları dünyaya gelip, onlarla uğraşır olmak ![]() ![]() Çorap söküğü gibi gitmek: Başlayan bir işin birbirine bağlı diğer bölümlerinin kolaylıkla halledilmesi ![]() ![]() Çorbada tuzu bulunmak: Yapılan bir iş ya da hizmette az da olsa çabası, emeği bulunmak ![]() Çömlek hesabı: Güvenilmez, yanlış hesap ![]() ![]() Çuval gibi: Kaba ve seyrek, bol ve ütüsüz ![]() ![]() Çürüğe çıkmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Çürük tahtaya basmak: Tedbirsiz hareket edip, kötü sonuçlanacak bir işe girişmek ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
Cevap : Açıklamalı Deyimler Sözlüğü |
![]() |
![]() |
#14 |
Şengül Şirin
![]() |
![]() Cevap : Açıklamalı Deyimler SözlüğüD HARFİYLE BAŞLAYAN DEYİMLER Dağa kaldırmak: Herhangi bir sebepten ötürü birini zorla dağa veya ıssız bir yere götürüp orada alıkoymak ![]() ![]() Dağarcığına atmak: Yeni bilgilerini, eski bilgilerine katmak; yeni bilgileri zihnine yerleştirmek ![]() ![]() Dağdan gelip bağdakini kovmak: Daha sonradan geldiği bir yere ya da karıştığı bir işte eskiden beri bulunan bir kişinin yerini almaya çalışmak ![]() Dağ doğura doğura fare doğurdu: Önemli gibi görünen şeylerden önemsiz bir sonuç çıkması durumunda söylenir ![]() Dağlara düşmek: Sıkıntı, üzüntü sebebiyle insanlardan kaçıp ıssız yerlerde yaşar olmak ![]() ![]() Dağları devirmek: Çok büyük güçlüklerin altından kalkmak, ağır işleri başarmak ![]() ![]() Dalavere çevirmek: Yalan, dolan ve hile ile kötü bir iş yapmak; düzen kurarak gizlice başkasını aldatmak ![]() Dal budak salmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Daldan dala konmak: Çok sık, düşünce ya da konu değiştirmek ![]() ![]() Dalına basmak: Hiç hoşlanmadığı şeyleri yaparak birisini öfkelendirmek ![]() Dallanıp budaklanmak: Genişleyip yayılmak, gittikçe büyüyerek karışık bir durum almak ![]() Damdan düşer gibi: Aniden, yersiz olarak (söz söylemek) ![]() ![]() Damgasını vurmak: Biri hakkında kötü bir yargıya varmak ![]() ![]() Damokles`in kılıcı: Kişiyi korku ve baskı altında tutan büyük ceza tehdidi ![]() Dananın kuyruğu kopmak: Olay patlak vermek, beklenen ve korkulan sonucun gerçekleşmesi ![]() ![]() Danışıklı dövüş: Şike; önceden aralarında bir anlaşma olduğu hâlde, sanki böyle bir anlaşma yokmuş gibi davranarak başkalarını aldatmak ![]() ![]() Dara düşmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Dara getirmek: Aceleye getirmek, gerektiği gibi zaman ayıramamak ![]() ![]() Dar boğaz: Sıkıntılar ve güçlükler içinde geçirilen, geçici kabul edilip sonunda ferahlık umulan durum ![]() ![]() Dar hayat: Sıkıntılar, güçlükler, zorluklar içinde sürdürülen hayat ![]() Darda kalmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Dar gelirli: Geçim sıkıntısı çeken, kazancı normal olarak geçimini sağlamaya yetmeyen ![]() ![]() Darısı (dostlar) başına: “Kavuştuğum başarı ve mutluluğa tüm dostlarımın da kavuşmasını isterim” anlamında kullanılır ![]() Dar kafalı: Anlayışı, kavrayışı az; yeniliklere açık olmayan ![]() ![]() Davul çalmak: Bir şeyi herkesin duyabileceği biçimde ortalığa yaymak ![]() ![]() Defe (tefe) koymak: Dedikodusunu yapmak, kınayan bir dille başkalarına anlatmak, alaya almak ![]() ![]() Defterden silmek: İlişkisini kesmek, yok saymak, adını anmaz olmak, unutmak ![]() ![]() Defteri dürülmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Defteri kapamak: İlgiyi kesmek, uğraşmaz olmak, söz konusu işi yapmaz olmak ![]() ![]() Deli divane olmak: Bir şeyi, bir kimseyi aşırı derecede sevmek, ona tutkun olmak ![]() ![]() Deli fişek: Atak, delişmen, delice işler yapan, şımarık ![]() ![]() Deliksiz uyku: Hiç uyanmadan, çok rahat, uzun süre uyunulan uyku ![]() ![]() Demir atmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Dem tutmak: Bir çalgıya, bir başka çalgı veya sesle eşlik etmek ![]() Denizden çıkmış balığa dönmek: Yeni bir işe, ortama, duruma alışmakta zorluk çekmek ![]() ![]() Derdine düşmek: Yapılması gereken bir şeyi gerçekleştirmenin yollarını aramak ![]() Dert ortağı: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Destan olmak: Yaptığı (kötü) bir işten dolayı şöhreti yayılmak ![]() ![]() Devede kulak: Bütüne göre çok ufak bir parça ![]() ![]() Deve kini: Bitmeyen, geçmeyen, unutulmayan büyük kin ![]() ![]() Deveye hendek atlatmak: Birisine yapılması çok zor, hemen hemen yapamayacağı bir işi yaptırmaya çalışmak ![]() ![]() Devlet kuşu: Umulmadık, iyi talih; zenginlik, mutluluk getiren talih ![]() Dışı eli (seni) yakar, içi beni: “Dıştan görünüşü, herkesi imrendirecek kadar güzel ama içyüzü elverişsiz, kötü, sahibini üzücü” anlamında kullanılır ![]() ![]() Diken üstünde oturmak: Bir yerde tedirginlik duymak, her an kalkmak durumunu belirtir olmak, huzursuz olmak ![]() ![]() Dikine gitmek: İnatçılık etmek, bildiğini yapmaya çalışmak, kimsenin uyarısına kulak asmamak ![]() ![]() Dikiş tutturamamak: Bir yerde, bir işte bir sebepten ötürü başarı sağlayamayıp uzun süre kalmamak ![]() ![]() Dikiz etmek: Bir yeri, olayı, birinin hareketlerini gizlice ve gözünü ayırmadan dikkatlice izlemek ![]() Dilden dile dolaşmak: Her yerde, pek çok kimse tarafından bahis konusu olmak ![]() ![]() Dil dökmek: Kandırmak, inandırmak ya da yararlanmak için tatlı sözler söylemek ![]() ![]() Dil ebesi: Çok fazla ve esprili konuşan ![]() ![]() Dile (dillere) düşmek: Hakkında dedikodu yapılmak ![]() ![]() Dile gelmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Dile getirmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Dile kolay: Söylenmesi kolay ama yapılması ortaya konması ya da katlanılması çok güç ![]() ![]() Dili açılmak: Herhangi bir sebepten dolayı konuşamayan kimse, birden konuşmaya başlamış olmak ![]() Dili dolaşmak: Heyecan, korku ya da bir hastalık sebebiyle söyleyeceğini şaşırmak, karıştırmak, açık olarak ifade edememek ![]() ![]() Dili dönmemek: 1 ![]() konuşamamak ![]() ![]() ![]() ![]() Dilinden kurtulamamak: Yaptığı bir kabahatten ötürü sürekli olarak, bir kimsenin sitem, eleştiri ve sataşmalarına uğramak ![]() Dilinde tüy bitmek: Sık sık söylemekten bıkmak, usanmak ![]() ![]() Diline dolamak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Dilinin altında bir şey olmak: Bir kimsenin sözlerinden açıkça söylemediği bir şeyler olduğu anlaşılmak ![]() ![]() Dilinin ucuna gelmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Dilini tutmak: Sonunu düşünerek gelişigüzel konuşmaktan sakınmak, ölçülü konuşmak, rast gele konuşmamak ![]() Dilini yutmak: Büyük bir korku, şaşkınlık ya da sevinç karşısında konuşamaz hâle gelmek ![]() ![]() Dilin kemiği yok ya!: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Dili olsa da söylese: “Cansız nesneler, hayvanlar konuşabilseler, bazı olaylara tanıklık edebilseler ne iyi olurdu” anlamında kullanılır ![]() Dili tutulmak: Herhangi bir sebepten ötürü söz söyleyemez duruma gelmek ![]() ![]() Dili uzun: İncitici, kırıcı sözler söyleyen, saygısız kimse ![]() Dili varmamak: Bir sözü söylemeye gönlü razı olmamak ![]() Dillerde dolaşmak: Her yerde kendisinden, ondan söz edilmek ![]() ![]() Dillere destan olmak: Bir olay veya nitelik halk arasında yayılmak ![]() Diline pelesenk etmek: Bir sözü her zaman, yerli yersiz tekrarlamak ![]() ![]() Dil uzatmak: Bir kimse veya bir şey için kötü söz söylemek ![]() ![]() Dil yarası: Acı, ağır ve kötü sözün gönülde bıraktığı kırgınlık ![]() ![]() Dimyat`a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak: Daha iyisini elde etmek uğruna çalışırken elindekilerini de yitirmek ![]() ![]() Dinden imandan çıkmak: Çok sinirlenmek, öfkelenmek, kızgınlık duymak ![]() Dinden imandan olmak: Dinî inancını yitirmek, mürtet olmak ![]() Dini bir uğruna: Müslümanlık davası yoluna (iş yapmak) ![]() Dini bütün: Dinin emirlerini eksiksiz yerine getirmeye çalışan, inancı sağlam olan, dinine çok bağlı ![]() ![]() Dipsiz kile boş ambar: Para, mal tutamayanın durumunu ya da verimsiz, sonuçsuz bir işi anlatmak için kullanılır ![]() ![]() Dirlik düzenlik: Bir arada yaşayan, çalışan kimseler arasında iyi geçim, güven, sevgi ve anlaşma hâli ![]() ![]() Dirsek çevirmek: Daha önce birlikte iş yaptığı, anlaştığı kimseden, artık ihtiyaç duymadığı için yüz çevirmek; bir kimseyi kendinden uzaklaştıracak davranışlarda bulunmak ![]() ![]() Dirsek çürütmek: Okumak, öğrenim görmek için uzun yıllar çalışmak ![]() ![]() Diş bilemek: Öç almak, kötülük yapmak için fırsat kollamak; öfkesini gösterir durum almak ![]() ![]() Dişe dokunur: Hatırı sayılır, işe yarar, belirtilmeye değer, önemli ![]() ![]() Diş geçirememek: Etkisiz kalmak, güç yetirememek, hükmünü yürütüp sözünü dinletememek ![]() Diş gıcırdatmak: Kızgınlığını, öfkesini kimi davranışlarıyla belli etmek ![]() ![]() Diş göstermek: Güçlü olduğunu, kendine güvendiğini, saldırabileceğini davranışlarıyla belli etmek; tehdit etmek ![]() ![]() Dişinden tırnağından artırmak: Yiyeceğinden, içeceğinden vb ![]() ![]() Dişine göre: Yapabileceği, gücünün yeteceği, becerebileceği, uygun bir durumda ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
Cevap : Açıklamalı Deyimler Sözlüğü |
![]() |
![]() |
#15 |
Şengül Şirin
![]() |
![]() Cevap : Açıklamalı Deyimler SözlüğüDişini sıkmak: Darlığa, sıkıntıya dayanmak; her türlü zorluğa katlanmak ![]() ![]() Dişini tırnağına takmak: Çok büyük zorluklara, sıkıntılara, darlıklara katlanarak bütün gücünü kullanıp çalışmak ![]() Diş kirası: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Dişinin kovuğuna bile gitmemek: Çok az gelmek (yiyecekler için) ![]() ![]() Diz boyu: Dize kadar (yükseklik veya alçaklık için) ![]() ![]() Diz çökmek: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Dize gelmek: Teslim olmak, boyun eğmek, yenilmek, güçlünün buyruğunu kabullenmek ![]() Dize getirmek: Kendisine karşı geleni alt ederek buyruğunu dinler duruma getirmek, boyun eğdirmek ![]() ![]() Dizgini (dizginleri) ele almak: Yönetimi ele geçirmek, işi kendisi yönetmeye başlamak ![]() ![]() Dizginleri salıvermek: Başıboş bırakmak, sıkı tuttuğu yönetimi gevşetmek ![]() ![]() Dizini dövmek: Çok pişman olmak ![]() ![]() Dizinin (dizlerinin) bağı çözülmek: Korkudan, heyecandan, yorgunluktan ayakta duramayacak hâle gelmek ![]() ![]() Dizlerine kapanmak: Yalvarmak, kendini küçük düşürecek kadar çok yalvarmak, başını dizlerinin üzerine koymak ![]() ![]() Dobra dobra söylemek: Hiçbir şeyden çekinmeden, sözü eğip bükmeden, dosdoğru, açık açık konuşmak ![]() ![]() Doğmamış çocuğa don biçmek: Henüz ele geçmemiş bir şey, gerçekleşmesi kesin olarak bilinmeyen bir durum için hazırlık yapmak ![]() Dokuz doğurmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Dokuz köyden kovulmuş: Geçimsizliği, hatalı davranışları yüzünden birçok yerden atılmış kimse ![]() Dolap çevirmek: Hile, düzen ve dalavere ile iş yapmak ![]() Dolma yutmak: Kanıp aldanmak ![]() Dolu dizgin: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Doluya koydum almadı, boşa koydum dolmadı: İçinden çıkılamayan güç bir durum karşısında söylenir ![]() ![]() Domuzdan kıl çekmek: Sevilmeyen, eli sıkı olan, cimri bir kimseden bir şey alabilmek ![]() ![]() Don gömlek: Çıplak, üzerinde sadece don ve gömlek var denilecek kadar soyunmuş hâlde ![]() ![]() Dostlar alışverişte görsün: Gösteriş olsun; amaç iş yapıyor görünmek, iş yapmak değil ![]() Dökülüp saçılmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Dört ayak üstüne düşmek: Tehlikeli bir durumdan hiç zarar görmeden kurtulmak ![]() Dört başı mamur: Her yanı bakımlı, elverişli, güzel, tam istenildiği gibi ![]() ![]() Dört dönmek: Bir işi yapmak için korku, heyecan, telâş, şaşkınlık içinde sağa sola koşmak, çare aramak ![]() ![]() Dört elle sarılmak: Yapacağı işe büyük bir önem verip özen göstererek girişmek ![]() Dört gözle beklemek: Özleyerek, çok isteyerek, büyük bir sabırsızlıkla beklemek ![]() ![]() Dudak bükmek: Umursamamak, beğenmemek, küçümsemek ![]() ![]() Dudak ısırmak: Hayret etmek, şaşırmak ![]() ![]() Dudak ısırtmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Duman attırmak: Geride bırakmak, zor duruma düşürmek, birini yıldırmak ![]() ![]() Duman etmek: Bozmak, ortalığı dağıtmak, yok etmek; yenmek, birine karşı başarı sağlamak ![]() ![]() Dumanı üstünde: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Duman olmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Durduğu yerde: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() Durup dinlenmeden: Sürekli olarak, ara vermeden, arka arkaya ![]() ![]() Durup dururken: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Dut yemiş bülbüle dönmek: Susmak; konuşkanlığını, sevincini, neşesini yitirmek; sesi çıkmaz olmak ![]() Düğüm noktası: Bir meselenin sonuçlandırılması için çözülmesi, açıklığa kavuşturulması gereken en güç yanı ![]() Düğün bayram etmek: Çok sevinç duymak, topluca neşeli bir duruma kavuşmak ![]() ![]() Düğün evi gibi: Çok kalabalık ve telâşlı görülen yer ![]() Dümen çevirmek: Düzen kurup, hileli iş yapmak ![]() Dümen kırmak: Yön değiştirmek ![]() Dümen suyunda gitmek: Birine bağımlı olmak, birinin tuttuğu yolu izlemek, hemen her şeyde ona uyarak onun istediğini yapmak ![]() ![]() Dünkü çocuk: Deneyimi az, toy acemi ![]() ![]() Dünya başına yıkılmak: Dara düşmek, felâkete uğramak, umutlarını yitirmek, çok üzülüp acı çekmek ![]() ![]() Dünya bir araya gelse: “Bütün insanlar engel olmaya kalksa bile, asla, hiçbir zaman, kim ne derse desin” anlamında, yine bildiğini yapma durumu için kullanılır ![]() ![]() Dünyadan elini eteğini çekmek: Bir kenara çekilip toplum ile ilişkisini kesmek, toplumun yaşayışına karışmaz olmak, daha çok ibadetle meşgul olmak ve dünya işleriyle ilgilenmez olmak ![]() ![]() Dünyadan haberi olmamak: Çevresinden, çağından ve çağının getirdiklerinden, zamanında yaşanan hayattan haberli olmamak ![]() Dünya gözü ile: Ölmeden önce, yaşarken ![]() ![]() Dünyalar onun olmak: Oldukça çok sevinmek ![]() ![]() Dünyanın kaç bucak olduğunu anlamak: Dünyada insanın başına neler gelebileceğini öğrenmek, zorluklarla karşılaşmak, tecrübe kazanmak ![]() ![]() Dünyanın öbür ucu: Çok uzak yer ![]() ![]() Dünya yıkılsa umurunda değil: Hiçbir şeyle ilgilenmemek, umursuz olmak, sorumluluk duymamak ![]() ![]() Dünyayı toz pembe görmek: İyimser olmak, üzücü durumlara bile iyi gözle bakmak ![]() Düşe kalka: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Düşeş atmak: Umulmadık bir başarı kazanmak ![]() ![]() Düşman çatlatmak: Nisbet yapmak, iyi durum ve başarılarıyla düşmanı kızdırmak ve kıskandırmak ![]() Düşman kesilmek: Düşman olmak, düşman gibi görünüp tavır almak ![]() ![]() Düşünüp taşınmak: Bir meseleyi enine boyuna tartmak, konuyu bütün yönleriyle incelemek, iyice düşünüp ona göre davranmak ![]() ![]() Düşüp kalkmak: 1 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Düttürü Leylâ: Gülünç, tuhaf, daracık ve kısacık giyinmiş kadın ![]() ![]() |
![]() |
![]() |
Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
Görünüm Modları |
|