Post Modern Çağda Anarşist Ahlak

Eski 08-20-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Post Modern Çağda Anarşist Ahlak




Post Modern Çağda Anarşist Ahlak

Anarsizm, kendini insan özgürlügünün etik ideallerine derin bir baglilikla tanimlamaya çalisir Geleneksel olarak bu, hareketin gücünün en büyük kaynagi olarak kabul edilir Anarsistler radikal elestirilerini, modern devletin idari mekanizmalari ve kanun koyucularin insanlara uyguladiklari yipratma temelli baskici yöntemleri üzerine kurarlar Özgür insan dogasinin ifade edilmesini etkili bir sekilde ezebilmek için devlet baskisi, bürokratik otoriterizm, ekonomik sömürü, ailevi ve cinsiyetçi egemenlik gibi araçlari içeren bir mekanizma olusturur Bu nedenle anarsistler devamli olarak bu mekanizmanin süratli bir sekilde tarihin tozlu sayfalarina gömülmemesi gerektigini savunurlar
Öte yandan bu ahlaki idealler siklikla anarsizmin en büyük zayifliginin da kaynagi olarak algilanmistir Böylece hem sagdan hem de soldan gelen bu düsmanca elestiriler anarsizmin özgürlük anlayisi ve söylemini ahlaki yetersizlik ve sosyal düzensizlikle esitlemeye çalisarak anarsizmin tutumunu önemsizlestirmeye çabalamaktadirlar Onlara göre anarsizm felsefesi kaos ve karisikligi savunmaktadir ve böylece, ciddi teorik ve pratik degerlendirmeleri haketmediginden kolaylikla gözardi edilebilir
Tabii ki bu yargi, hareketin kuruculari tarafindan kararlilikla yalanlanmistir Ve eger son dönemlerin bir takim sözde anarsistlerinin tavir ve davranislari olmasaydi, söz konusu yargi çoktan politik mitolojinin derinliklerine gömülmüs olacakti Burada, potansiyel insan özgürlüklerini kutsarken bu yapilani dogru ve yanlis ahlaki kavramlar arasindaki farki kendi baslarina belirleyebilme hakki olarak algilayan bireyleri kastediyorum Yani anarsist insanin özgürlük kavrami, ahlaki görecelik teorisine bagliligi gerektirir iddiasi yanlis ve basarisiz bir kavrayistir
Tabii ki göreceli ahlaka inanç, anarsist hareketin saflariyla sinirlanmis degildir Aksine bu doktrin bütün çagdas toplumlarda yaygin bir etkiye sahiptir Bu etkiyi açiklamak için birçok sosyolojik ve psikolojik neden ileri sürülüyorsa da (örnegin; sehirlerdeki çürüme, aile biriminin çözülüsü ve kurumlasmis dinlerin ivme kaybetmesi) bunlarin hepsi su anda yüz yüze oldugumuz krizin teorik boyutlarini kavramakta basarisizdir Bu kriz son dönemlerde moda olan entellektüel postmodernizm doktrini içinde gizlidir Postmodernizm son zamanlarda siklikla günlük konusmalarda ve makalelerde yeniden söz konusu olmaya baslayan bir terim Maalesef bu terimin genel kullanim düzeyi ile terimin halk tarafindan kavrandigi düzey arasinda hemen hemen hiç bir iliski yoktur Bunun nedeni, postmodernistlerin kendi aralarinda bile, postmodernizmin tanimi üzerinde ancak nadiren hemfikir olabildikleri olgusudur
Bu baglamda postmodernizmin ihtimamli bir tanimini yapmaktansa bu doktrinin kanimca zararli olan sonuçlarini göstermek benim için daha önemli Bu bahsettigim ikinci görevin üstesinden gelebilmek için postmodernist dünya görüsüne biçim veren felsefi öngörüleri enine boyuna düsünerek incelemek gerekmektedir
Herhalde bu konuya yaklasmanin en iyi yolu dis dünyada dilin nasil anlasildigi üzerine birkaç söz köylemekle baslamaktir Bunun ilk yolu, tek tek kelimelerin (örnegin agaç) bir simge olarak onlarin karsilik geldigi (anisal) zihinsel kavramlarin (agaç) ifade ettigi sey arasindaki uygunlugu tespit ederek anlasilmasi ve tahlil edilmesidir Bu zihinsel kavramlar çevremizdeki gerçek, maddi agaci bazi felsefik özgün tutumlar içinde ifade eder Simdi aslinda simgeler onlara karsilik gelen anlamlar arasindaki iliskinin keyfi oldugunu söylemek mantikli görünmektedir Bunu baska bir sekilde söylersek, gerçek bir agacin dogasinda onun bu belirli isimle adlandirilmasi zorunluluguna ait hiçbir ima yoktur Bu diger toplum ve kültürlerin, belirli nesneye farkli isimler vermeleriyle açikça gösterilebilir (Fransizca’da “l’arbe” ve Almanca’daki “der baum” oldugu gibi) Fakat ayni sekilde bu belirli isimler günlük toplumsal konusmalarin bir parçasi olduklarinda isim (simge) ve kavram (ifade ettigi sey) arasindaki iliskinin sabitlestigi de açiktir
Bu yoruma postmodernistler iki öneriyle yaklasmaktadir Ilki, isaret sistemlerinin kullaniminin yalnizca Ingilizce, Almanca, Fransizca gibi yaygin diller içinde sinirlandirilmamis olmasidir Postmodernistler daha ziyade, varligimizin bir bütün olarak sayisiz isaret sistemleriyle istila edildigini vurgulamaktadir Ya da postmodernistlerin tercih ettigi tanimla “kod”lar (örnegin reklam, bilgi teknolojisi ve mimarlik) gibi her özel isaret çogulculuk söyleminini bir yaninin olusturur Bu çogulculuk söylemi çagdas toplumsal yapinin temelini olusturmaktadir
Ayrica daha da önemlisi postmodernistler, simgeler ve onlara karsilik gelen ifadeler arasindaki sabit ve duragan iliskinin varligini da sorgulamaktadirlar Bu iddia çok önemli ve can alicidir çünkü ileri sürülen sey, objektif dünyaya herhangi bir anlamli geçis yapmanin ilkesel olarak mümkün olmadigi olgusudur Aksine içinde bulundugumuz dünya isaret ve sekillerle rastlantisal bir evrendi Bunlar ayni sistem içindeki diger simgelerle ilgileri dogrultusunda ya da diger simgelerle paralellik iliskileriyle var olurlar Taninmis postmodernistlerden Jean Baudrillard’in sözleriyle “sonsuz temeli olmayan keyfi simgeler disinda hiçbir sey varolamaz”
Dis dünyanin simge ve sekiller sistemi içinde erimesinin birçok önemli sonucu vardir Bu sonuçlardan en özgün olani, geleneksel gerçek dünyayi tanimak adina epistemolojik iddialarimizi kökünden zayiflatmaktadir Eger gerçek dünya birbiriyle ilintisiz sözlerden olusturulmus bir linguistik yapidan baska bir sey degisse, o zaman her belirli sözün digerleriyle ayni epistemolojik degere sahip oldugunu önermek olanakli hale gelir Böylesine bir dünyada Einstein’in bilimsel teorilerinin Grimm’s hikayelerinden daha yüksek bir dogruluk degeri olamaz Ayni sekilde Dostoyevski ve Tolstoy insanoglunun dogasini, yerel gazetemizin mizah sayfalarindan daha iyi anlamis olamazlar
Eger dünya simgelerin sürekli bir etkilesimiyle olusuyorsa o zaman toplumun kültürel yapisini belirleyenlerin ilgi merkezleri simge ve isaretlerin etkili bir sekilde kontrol ve manipülesi konusunda yollar aramak Bu zaten reklam medyasi tarafindan organize edilen gösteri ve sovlarda gözlemlenmektedir Basitçe anlatirsak, bu reklamlar bireysel konfor için gerekli olan hizmet ve ürünlerin tanitima yönelik degildir Bu daha çok teknik ve psikolojik incelikleriyle düzenlenmis linguistik stratejinin birbirinden ayirt edilemeyen siralanmis mallarin sebepsizce ve sürekli bir biçimde tüketilmesi için istek yaratmaya yönelik bir seydir
Buradaki problem Susan Sontag’in da isaret ettigi gibi insanin bu saldirilar düzleminde kisisel ve toplumsal degerlerinin gerçek anlamlarini yitirmeye baslamasidir Örnegin ahlaki özgürlük artik dogruluk kavramlarini yani o bizim birbirimizle ve toplumsal hayatla olan iliskimizde ideal olani ifade etmemektedir Bunun yerine özgürlük terimi, kapitalist yasam tarzinin esasi olan, mallarin olaganüstü miktarlardaki tüketimi olarak karsiligini bulmaktadir Bu bakis, Ontario Piyango Idaresi’nin ‘bir dolara özgürlük” deyimi hatirlandiginda netlesebilir Bu stratejinin altinda yatan ahlaki zorunluluk kavrami bundan daha açik bir sekilde ortaya çikamaz; mevcut kültürdeki simgeler ve imgeler tüketilmelidir ve bu bir kere yapilmaya baslandi mi artik durmaksizin mümkün oldugunca çok tüketilmelidir
Ahlaki deger standartlari objektif olarak tayin edilebilir gibi bir objektif gerçeklik yoksa (ki bizim dogrularimiz bunun aksini iddia eder) o zaman olgu ve imgelem ile iyi ve kötü arasindaki farki nasil ve hangi temelde ayirt etmemiz beklenebilir? Postmodernistlere göre yanit onlarin deyimiyle “etkin” ya da “estetik söylem” yani sözün sanatsal ifadesinde yatar Baska bir deyisle; sürekli ve zorlayici bir sekilde belli bir bakis açisinin dogru olarak kabul ettigi seylerin kelimelerle ifadesidir Eger “Coca Cola” gerçek ise, bu sadece o holdingin daha iyi ve daha büyük reklamlarindan ötürüdür ve bu gerçek, “Pepsi” daha çarpici reklamlarla çikagelene dek varolmaya devam eder
Is dünyasinin kar marjlarini en üst sinirlara çikarma girisimi, reklam etkinligini sinirlandirmaktan daha fazlasini gerektirir Bu açik bir olgu iken bu doktrinin sonuçlarinin orada bitmeyecegini belirtmek önemlidir Dogru ve ahlaki deger kavramlari söylemin gücü tarafindan ortadan kaldirildiginda, tarihin kendi revizyonu için eninde sonunda yol açilacaktir Diger bir deyisle, Ernst Zundel ve David Irving gibi kisiler için imha propagandalari mümkün olmaya baslar
Postmodern dünyada 6 milyon insan ölmedi çünkü böyle bir olaya karsi direnecek olanlarin sesi, kurbanlarin sesinden daha gür çikmaktadir
Özellikle kendini radikal olarak tanimlayan akademisyenler arasinda postmodernizmi kapitalizmin toplumsal ve politik öngörülerine karsi militan bir saldiri olarak görmek gibi yaygin bir egilim vardir Gerçeklerden böylesine uzak bir bakis açisi daha olamaz Postmodernistler kapitalist düzeni yikmak, zayiflatmak geregini duymazlar Tam aksine Jurgen Habermas’in dedigi gibi, teorik prensipler bu projeye biçim vermekte ve neo-tutuculugun sosyal ve ekonomik gündemini bütünlestirmekte, tamamlamaktadir
Kabul edilmelidir ki, ilk bakista bunun üzerinde durulmasi gereken bir mesele haline geldigini anlamak zordur
Bütün bunlardan sonra postmodernist bakisi biçimlendiren göreceli ahlak bu gündemin önemli prensiplerinden biriyle bagdasmamaktadir 70’li yillarin ortalarindan beri Amerika, Ingiltere ve Kanada’daki yöneticiler vaatlerini “çaliskanlik, tasarruf, özdisiplin, aile degerleri, ailevi sorumluluklar” gibi kabul görür dogrular üzerine kurmaya basladilar Ve bunun ardindan bu yaygin ahlaki normlara uymayanlari, issizleri, resmi olmayan birliktelikleri ve küçük yasta hamile kalanlari kabaca yargilamaya basladilar Halkin ahlaki tutumundaki bu kusurlar neo-tutucu söylemin temel dayanagina karsi önemli bir ideolojik karsi koyus olarak algilanmalidir Bu söylem özellikle, özgür rekabet ve karin sinirsizligi üzerindeki ekonomik ve politik sinirlamalarin kaldirmasini savunmaktadir Bu, kamuya ait endüstriyel alanlarin insafsizca özellestirilmesi, pazarin denetlenmemesi, özellikle dis yatirimlar üzerindeki kontrolün kaldirilmasi, uluslararasi sosyal yardimlasma programlarinin kisitlanmasi, vergi yükümlülügünün zenginlerin lehine yeniden düzenlenmesi ve egitim ödeneklerinin kesilmesi anlamina gelmektedir Bundan da öte, bu söylem sürekli bir issizlik tehlikesi tehdidini kullanarak sistemli bir sekilde sendikal hareketleri zayiflatmaya çalisarak itaatkar ve disiplinli bir isgücü olusturmaya çalismaktadir En belirgin sekilde neo-tutuculuk, bütün toplumsal etkilesimin geleneksel formlarini ve insanoglunun toplumculuk duygularini, bireyin ekonomik hedonizmi lehine çürütmeye çalisir Marks ve Engels’in sözlerinde oldugu gibi, kapitalizm, insanlar arasinda çiplak bencillikle, kati nakit ödemekten baska hiçbir bag birakmaz
Degis tokus edilen degerler insan iliskilerini zayiflatir ve ahlak serbest piyasanini zorunlu isleyisinden ibarettir artik Bu tutarsiz ahlaki davranislarin sahiplerinin, karlarini büyütmenin en kolay ortamlarini yaratabilmek için yillarca en genis anlamda yozlasmayi, dolandiriciligi, hirsizligi ve hilekarligi tesvik etmeleri is kültüründe görüldügünden daha açik bir sekilde hiçbir yerde görülmemistir Bu uygulamalar halk kitlelerince farkedildiginde ise, “rekabetçi baski” gerekçesiyle hakli gösterilmektedir
Son zamanlarda yaygin ahlaki iklim önemli bir dönüsüme ugramistir Büyük is çevreleri simdi ahlaki prensiplerin cazibesini günlük aktiviteleri sirasinda kazançli bir sekilde kullanabileceklerini kesfettiler Büyük sirketler simdi çevreyi koruma gibi toplumsal meselelerde duyarli bireylerden olusan yapilanmalar kurmaya baslamis görünüyorlar Böylesine bir duyarlilik ve ilgi satis çizelgelerini etkiliyor ve kâr limitinin yükselmesini sagliyor olmali Bu tavir giderek hevesle benimseniyor Fakat son noktada bu tavrin basarisiz oldugu yerlerde bu ihmal edilebilmektedir
Ahlaki degerlerin gerçek anlamda terkedilmesi yalniz sirketlerle sinirlanmamistir, aksine bu halk arasinda da karsilasilan bir durumdur Degerler kisisel çikarlar için kurban edilmektedir
Lorena Bobbit, Damien Williams veya Menendes kardesler isledikleri suçlardan ötürü pismanlik göstermeyi reddettiklerinde halk, kisinin rengi, cinsi ve yetisme kosullarinin bu kisinin yaptiklarinin özrü olarak nasil sunuldugunu gördü Ayni sekilde muhafazakar lider Kim, TV ekranina çikip yumusak bir edayla Kanada tarihinin en büyük seçim yenilgisinin bütün sorumlulugunu inkâr ederken halka kisisel sorumluluklarin, politik ahlak açisindan degerlendirilemeyecegini gösterdi Bu örnekler çogaltilabilir, fakat genel ders belildir: Basitçe, ne zaman bizim geleneksel ahlaki degerlerimizin temel ilkelerinden dogru ve yanlis tasarimlarinin iliskisini kesersek, bunlari birbirinden ayirirsak ahlaki sorumluluk kavramlari yok olmaya baslar Bunlarin hepsi kisisel çikarlarin bencilce hesabinda yatar Daha önce de belirtildigi gibi anarsist hareket her zaman kapitalist toplumun elestirisini bireysel ve toplumsal özgürlük idealinin etkili temelinde yapmaya çalisir Böylece bu idealin aslinda nasil varoldugunu net bir sekilde anlamak önemlidir Birçok anarsist için bu ideal her tür devlet baskisina, ekonomik sömürüye, kisinin beden ve zihnine yönelik saldirilara karsi özgürlük olarak yorumlaniyor Fakat geleneksel olarak “negatif” özgürlük olarak tanimlanan bu özgürlük, anarsist söylemin sadece bir yanini teskil eder Esit derecede bir çarpicilikla “pozitif” özgürlük kavrami da vurgulanmaktadir Bu ikinci kavrayis anarsist terminolojide, insanligin yeni ve özgürlestirici bir toplumsal yapi yaratmak için etkin bir sekilde uygulayacagi özgürlüklerin ve haklarin ayrimlandirilmasi biçiminde ele alinmaktadir Buradaki temel zorluk, ana hedefleri, anarsist projeye tezat olmak olan diger felsefelere hizmet eden haklar ve özgürlüklerin ayirt edilmesidir Örnegin postmodernist idealdeki kisisel istek ve tutkularin tatmini anlamindaki bireysel pozitif özgürlük Anarsizmin bu yönünü ahlaki eylem belirler Bunun için de bireysel ihtiyaçlar genis kitlelerin mutluluk ve özgürlükleri gözönünde bulundurularak belirlenir Kisaca anarsizm, kapitalizm ve postmodernizmin siddetle yok etmeye çalistigi bireysel ve toplumsal ahlaki idealleri açiga çikarmaya çalisir
Bu durumun karistirildigi bellidir, anarsistler dogru ve yanlisi tespit ederken bireysel davranmanin ahlaki sorumlulukla ilgili bir mesele oldugu varsayimini görmezlikten geldiklerinde sinifsal temelli kapitalist yönetim kültürünün sürekliligine hizmet ederler Anarsistler, ahlaki degerlerin sosyal adalet baglariyla köklestirilmesi gerektigini farketmekte basarisiz olduklarinda daha özgür ve daha iyi bir toplum yaratmak için üzerinde durduklari zemini bütünüyle kaybetmis olacaklardir Anarsistler kendi bireyselliklerinden baska bir seyle ilgilenmediklerini savunurlarsa anarsizmi toplumsal ve tarihsel bir proje olmamaya mahkum etmis olurlar
Sonuç olarak, anarsistlerin her zaman pratikte etkili ve ahlaki olarak kabul edilebilir bir strateji konusunda problemleri oldugu görülmektedir Bütün bunlar burada yeterince üzerinde durulamayacak denli zor sorunlardir Fakat açik olan su ki; söz konusu strateji, insan varligini biçimlendiren, etik degerlere karsi engin ve derin bir saygi tasimalidir Mevcut sistematige ve onun bahsettigimiz degerlere yönelik merhametsiz saldirilarina karsi direnmek ce sur ve devrimci bir harekettir

‘Kick it Over’ Dergisi Temmuz 95 tarihli 35 sayisindan çevrilmistir
Kaynak


Alıntı Yaparak Cevapla

Post Modern Çağda Anarşist Ahlak

Eski 08-20-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Post Modern Çağda Anarşist Ahlak




" Örnegin ahlaki özgürlük artik dogruluk kavramlarini yani o bizim birbirimizle ve toplumsal hayatla olan iliskimizde ideal olani ifade etmemektedir "


Evet,etmemektedirAnarşizm bir siyaset politikası olarak hükümetsiz,yönetimsiz,hiçbir şeye bağımlı olmadan bir yaşam ütopyası ile işe koyulurAma en büyük eksikliği alternatifininde belirsiz ve net olmamasıdırUstası bile bunu kabul etmektedir


Noam Chomsky (ki anarşizmin en önemli savunucularındandır) Anarşizmi sorulan bir soruda şöyle yanıtlar ;


- Anarşizmin biçimsiz ve ütopik olduğuna katılmaktayımBu genel biçimsizlik ve

entelektüel boşluğun sebebi insan toplulukları gibi karmaşık

sistemleri o kadar da anlayamamamızdır; ve hangi yollarla yeniden

şekillendirilecekleri ve inşa edilebilecekleri konusunda sınırlı geçerliliğe

sahip önsezilerimiz olmasıdır


Ve Shelley'den anarşizm üzerine bir şiirle açılımı sonlandıralım


İğrenç maske düştü,işte insan

Bir başına özgür, hiçbir kısıt yok eylemini bunaltan,

Kralsız ve Asasız,

Ama kendisinin sultanı o,

Eşit, sınıfsız, kabilesiz, ulussuz,

Artık ast değil, üst değil,

Korku duymuyor hiçbir şeyden, secde etmiyor hiçbir şeye

Kendinin kralı, adil, soylu, bilge

Peki, Azapsız ve İhtirassız mı? -hayır,

Henüz kurtulmuş değil suçtan ya da acıdan

Ki onun arzusu üzre yaratılmışlardı

ya da kendi arzusuyla katlanmıştı onlara insan,

Ve bir köle gibi hükmederek onlara

Daha kurtulmuş değil talihten, ölümden ve vefasızlıktan

Bunlardan başka ne dikilebilir önüne yalçın karartısıyla

Şu yüklü, gergin boşluğun en yücesinde oturan

Dipsiz göğün en mağrur yıldızının

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »
Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.