Karabük Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karabük Gelenek Ve Görenekleri




Genel Bilgiler

Yüzölçümü: 1376km²
Nüfus: İl 142569, kent 225102 (2000)
İl Trafik No: 78
Batı Karadeniz bölgesinde bulunan Karabük, Tarihi Safranbolu evleri ve antik kentleri ile bir turizm cennetidir
Karabük, Türk Ulusunun tarihinde, sanayileşmeyi simgeleyen kent olmanın haklı gururunu taşımaktadır Cumhuriyetin ilk yıllarında, Ulu Önder Atatürk'ün sanayileşme yolunda aldığı devrim kararı üzerine, Türkiye'nin ilk entegre demir-çelik tesisinin yeri  için, maden kömürü havzasına ve sahile yakınlığı, demiryolu güzergahında bulunuşu ve stratejik uygunluğu nedeni ile Karabük seçilmiştir
İLÇELER:
Karabük ilinin ilçleri; Eflani, Eskipazar, Ovacık, Safranbolu ve Yenice'dir
Safranbolu:
Yenice : Karabük'e 35 km mesafede olan Yenice'nin tarihi, bölgenin eski tarihi geçmişine benzer olup, Selçuklular döneminden itibaren önemli bir yerleşim yeri olmuştur
Yenice Ormanları, tropik bölgeler dışında, dünyanın ender bölgelerinde görülebilecek, bir çoğu anıtsal boy ve kalınlığa ulaşmış ağaç türleri ile gerçek bir ağaç müzesidir Bu ormanlarda barınan hayvanların çeşitliliği, yaban hayatı yönünden Yenice'ye ayrı bir değer kazandırır Ormanların bazı bölümleri "Tabiatı Koruma Alanı" ilan edilmiştir Gökpınar mevkiindeki 4 Hektarlık bir alan, 40 çeşit ağaç türü ve çok sayıda hayvanı ile birlikte Arberatum olarak tescil edilmiştir
Ormanların yanı sıra, ilçe sınırlarındaki yaylalar, mağaralar, kanyonlar, şifalı olduğu bilinen su kaynakları, orman içine tesis edilmiş bulunan dinlenme mekanları tabiat parkları, ilçenin diğer değerlerini oluşturmaktadır
Eskipazar : Karabük'ün güneyinde, il Merkezine 36 km uzaklıkta bulunan Eskipazar'da Proto-Hititler' den kalma çevrede pek çok kaya mezarı ve tümülüs bulunmaktadır Bu dönemden kalma, ilçeye 3 km uzaklıkta kalıntıları bulunan antik kent, en az 4 medeniyete ev sahipliği yapmıştır
Üzerinde pek çok tapınak ve yazıtların bulunduğu Asar Kalesi, Asar Tepesindeki Kaya tünelleri, Roma Döneminden kalma kaya mezarları, ormanları ve soğuk suyu ile ünlü Çetiören Mesire Yeri, Bayındır İçmecesi ve Soğanlı çayında yetişen tatlı su balığı, Eskipazar'ın ilgi çeken değerleridir

Alıntı Yaparak Cevapla

Karabük Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karabük Gelenek Ve Görenekleri




Kültür

Dil : (lehçeler, ağız – şive, sözcük hazinesi: gün, hafta, ay adları)
Yöremizin kendine has şivesi, çok zengin sözcük ve deyimleri bulunmaktadır
Bunlardan bazı örnekler;
Safranbolu Yöresi:
Ani, ani : Şaşkınlık belirten ünlem
Maniye : Domates
Arey: : Hayret, şaşkınlık
Nemelam : Neme lazım
Abudungazı : Kendine sahip olmayan
Nanca : Ne kadar
Ameden : Aniden
Sırtarmak : Karşı Gelmek
Beşaret : Sevimsiz
Şırfıntı : Edepsiz
Bihamla : Hemen
Vov vov : Hayali Yaratık
Çezinmek : Oyalanmak
Yılçaruk : Yılışık
Eşgare : Göz göre göre, alenen
Yunma : Yıkanma
Husa Çekmek : Merak Etmek
Zaaretmez : önemsiz, zarar etmez
Eflani günü : Pazartesi günü
Yenice Yöresi:
Gutnu : Çizgili Pazen
Gebedek : Şişko
Örüsger : Rüzgar
Kuskuç : Saç Tokası
Kapela : Gömlek
Ovacık Yöresi :
Heleba : Şuna bak
Eccük : Az
Kümpür : Patates
Yokaekmek : Yufka
Eskipazar Yöresi:
Coruk : Hindi
Bıldır : Geçen Yıl
Buruş : Erik Kurusu
Bocuk : Su testisi
Güdek : Çoban

Alıntı Yaparak Cevapla

Karabük Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karabük Gelenek Ve Görenekleri




Edebiyat

İlimizde yetişen halk şairlerine geçmeden önce İlimizin yetiştirdiği ünlü şahsiyetlerden bazılarını saymak gerekirse;

Kazasker Hüseyin Efendi(Cinci Hoca): Safranbolu’da doğmuştur Sultan İbrahim’in (1640) tahta geçişinden sonra Anadolu Kazaskeri olmuş, büyük mal ve servet edinmiştir Ölümünden sonra Hamide Hatun adına iki önemli eser olan Cinci Hanı ve Cinci Hamamını yaptırmıştır

İzzet Mehmet Paşa: 1743 yılında Safranbolu’da doğmuştur 19 Ekim 1794 tarihinde sadrazam olmuştur Osmanlı tarihinde önemle sadrazamlardan biridir Safranbolu’ya sayısız hizmetleri olmuştur 1812 yılında Manisa’da ölmüştür

Seyyid Aziz Bey(Reissüulema) : Rumeli Kazaskerliğine kadar yükselmiştir Reissüulema iken Safranbolu’ya gelmiş 1885 yılında vefat etmiştir

Mehmet Fehmi Efendi: Büyük Türk bilgini 1864 tarihinde Safranbolu’da doğmuştur İstanbul’da Darülfünun’da müderrislik ve müftülük yapmış, 1943 yılında İstanbul’da vefat etmiştir

Leyla Gencer: 1923 yılında İstanbul’da doğan dünyaca ünlü soprano Safranbolulu bir ailenin kızıdır

Sadi Yaver Ataman: Halk Müziği uzmanı ve folklorcusudur 1940 yılında bağımsız olarak Karabük Belediye Başkanlığına seçilmiştir Karabük Halkevi Başkanlığı ve çeşitli memuriyetlerden sonra İstanbul Konservatuarı Folklor tatbikatı şefi ve folklor uzmanı olarak görevde bulunmuştur 1994 yılında vefat etmiştir

Yelda Kodallı: 1968 yılında Adana’da doğan Kodallı Safranbolulu bir ailenin kızıdır Piyano ve şan eğitimini 1990 yılında mezun olduğu Hacettepe Üniversitesi ve Ankara Devlet Konservatuarında yapmıştır

İlimizin diğer ünlüleri şunlardır: Deli Abdullah Paşa, Abdurahman Şeref Bey, Şeyhülislam Turşuçuzade Hacı Ahmet Muhtar-Efendi, Mehmet Zühtü Efendi, İsmail Necati Efendi, Mehmet Nuri Efendi, Ahmet Rıfat Efendi, Tahir Karauğuz, Mehmet Ziyaeddin Efendi, Mehmet Kamil Efendi, Mehmet Rıfat Efendi, Kaptan-ı Derya Hacı Salih Paşa, Bestekar Niyazi Şengül, Mehmet Rüştü (Raşit) Efendi, İbrahim Hakkı Efendi, Ahmet Hamdi Kavuşturucu Efendi, Hulusi Yazıcıoğlu, Eczacı Mehmet Hidayet Derman, İsmail Ertan, Prof Dr MEmin Ulusoy, Türker İnanoğlu, Kızıltan Ulukavak, Kaya Erdem, Prof Dr İbrahim Gümüşsuyu, Doç Dr Fethi Toker, Cemil İpekçi…

Kuloğlu Süleyman: 17 yy şairlerindendir Doğum yeri Safranbolu’dur lV Murat’ın ölümü üzerine yazdığı mersiye çok ünlüdür

Kayıkçı Kul Mustafa: Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir Çağının önemli olaylarına karşı şiirler, destanlar söylemiştir

Mustafa Sadık Vicdani: 1869 tarihinde Safranbolu’da doğmuştur Çeşitli görevlerde bulunduktan sonra 1939 yılında İstanbul’da vefat etmiştir Eserleri: Vicdaniye(Gönülden Sesler), Berk-i Kaza, Hazreti Muhammed Niçin Evlendi, Tomarı Turu-ı Aliye’dır

Aşık Mehmet Pekmez: 1887 yılında Yazıköy’de doğdu Hazırcevaplılığı ve nükteciliği ile ün yapmıştır Söylediği şiir ve hicivler kulaktan kulağa bu güne kadar gelmiştir

İlimizde yaşamış, yaşayan, kitabı yayınlanmış, gazete ve dergilerde şiirleri yayınlanmış diğer şairlerinden bazıları şunlardır:Tahir Akın Karaoğuz, Nail Memik, Kemal Çivici, Behçet Derman, Tahsin Şentürk, Ramazan Özyılmaz, Rasim Özsoy, İbrahim Yıldız, Hüseyin Avni Cinozoğlu, Osman Kiremitçi, İlhan Karaman, Remzi Tüfekçi, Mustafa Yanık, Ahmet Telli, Hüseyin Özmen, Efe Güzelgöz, İsmail Arslan, Kasım Öztürk, İsmet Turhan, Ahmet Varan, Uğurol Barlas, İbrahim Kaytmaz, Aşık İrfan Yılmaz, Belkıs Bora, Bora Beniç, Hayri Köktürk, Halil Nihat Yıldız, Gülderen Canyurt, Döndü Açıkgöz, Enver Malkoç, Fatma Kılıç Günay, Ömer Bayram Eroğlu, Salih Ertuğral, Nursen Özdoğan Kurban, Nimet Özgün Soylu, Bayram Karadağ, Ozan Canyurt, Kamuran Gülen, Anıl Sakallıoğlu, Derya Ekmekçi, Özlem Gür, Özgür Yaşar…

Alıntı Yaparak Cevapla

Karabük Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #4
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karabük Gelenek Ve Görenekleri




Efsaneler

Türkiye’nin diğer illerinde olduğu gibi Karabük’te de anlatıla gelen bir çok efsane söz konusudur Bu efsanelerden başlıcaları; Geyikli Dede(Bahattin Gazi), Göğören Baba, Şıh Ali Baba Semerkandi, Dur Kadın, Yeşil Başlı Ördek, Adam Kurutma Kayası, Çoban Hıdırın Kavalı, Duvaklı Gömün efsaneleridir

Geyikli Dede Efsanesi: Efsane halk ağzı ile şu şekilde anlatılmaktadır Çok eski zamanlarda Öğlebeli Köyünde fakir bir çoban vardı Nereden geldiğini, ne zaman geldiğini kimse bilmezdi Bir babası , bir anası , birde kocamış karısı vardı Bu çobana dede derlerdi Okuması, yazması yoktu, güzel sözleri, esrarlı hali ile kendisini çok sevdirmişti Çoban kurak ve kıraç alanlarda sığırlarını güder, Araç Çayı’nın öte geçesindeki çayırlara geçemediği için canı sıkılırdı Bir gün çayın üstüne köprü yapmayı düşünmüş, ormandan kestiği ağaçları danasının sırtında taşımaya başlamış Dananın sırtında taşınan ağaçlardan ne olur, Tanrı’ya yalvarmış, Tanrı’da ormandaki geyikleri onun hizmetine vermiş Gece geyikler ağaçları taşımış gündüz ağaçları birbirine çatarak köprüyü kurarmış Gel zaman git zaman dede birde camii yaptırmak istemiş Köyün meydanını kazmış Sabahleyin birde bakmışlar ki her tarafa kum, taş çekilmiş Köylüler buna inanamamış ve gözetlemeye karar vermişler Bunu hisseden çoban karısına; köylüler benim işime mani oluyorlar, camiyi yapmak nasip olmayacak Eğer beni görürlerse beni artık burada arama Kara danayı ardımca sal, o benim yerimi bulur demiş Gece gözetleyen köylüler taşların geyikler tarafından taşındığını görmüşler Sırrı aşikar olan ermişler yaşamazlarmış, çoban köylülere; evinizin sayısı 20’yi geçmesin diye beddua etmiş ve ertesi gün evden çıkmış Karısı iki gün beklemiş gelmeyince kara danayı salıvermiş, oda peşinden yürümeye başlamış Dana evvela mezarlıkta durmuş, sonra Dede Yaylasına kadar yürümüş, orada bir yerde düşmüş ölmüş Bu ermiş çobanın yattığı bir türbe olup adı “Bahattin Gazi” türbesidir

Adam Kurutma Kayası Efsanesi: Yörede bir zamanlar cezalandırılmak istenen kişilerin bu kayaya yatırıldığı, adamın çok geçmeden sıcağın etkisiyle saca dönen bu kayalar üzerinde kuruyup kaldığı inanışı yaygındır Buna ilişkin şu efsane anlatılırZamanın birinde bu yörede çok acımasız, zalim bir bey yaşarmış Aklına esti mi insanları köpeklerine paralatıp, diri diri gömen beyin en büyük eğlencelerinden biri de yakaladığı kişileri kızgın saç üzerinde namaza durdurup ayakları yandıkça zıplamalarını izlemekmiş Günlerden bir gün bey amansız bir hastalığa yakalanmış Ülkesinin tüm hekimleri bir çare bulamamış Bir gece acılar içinde kıvranırken rüyasında Hızır’ı gürmüş Hızır: Senin derdinin dermanı Adam Kurutma Kayasındadır Kayalara varıp üstündekileri çıkar, iki rekat namaz kılıp Tanrı’ya yakar, der Ertesi gün bey kayalara gider, soyunur, kayaların üstüne çıkar Namaza duracaktır ama, kaya güneşten o kadar kızmıştır ki ayakları yanmaya başlar Hoplaya zıplaya güçlükle namazı tamamlar Ellerini dua için açtığında kulağına Hızır’ın sesi gelir “Ey acımasızların acımasızı Sen ki zavallı insanlara layık gördüğün azabı kendinde denedin, artık tövbe et, kötülüklerinden arınmak için halkına yardımcı ol ki şifa bulasın” Bey yaptıklarına tövbe edip bir daha kötülük yapmayacağına ant içer Bir süre sonra da iyileşir Yörede bu kayaların kimi hastalıkları iyi ettiği inancı günümüzde de yaygındır



Masallar

İlimizde, özellikle Safranbolu’da annelerimizden, anneannelerimizden, babaannelerimizden günümüze anlatıla gelen çeşitli masallar vardır Bunlar,Keloğlan masalları, padişah masalları, dev masalları, kuş masalı, gür baba, gülmez sultan,çinici, eyi yürekli çocuk, sıracalı kız, uyduruk hoca, üç elma vb…

Sıracalı Kız: Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ülkenin birinde bir padişah, padişahında üç kızı varmış En küçük kızı çaresi olmayan bir hastalığa yakalanmış Vücudunun her tarafı çıban olmuş Padişah bu küçük kızını dağa bırakmış Zavallı kız hava kararmaya başlayınca korkmuş, üşümüş, çaresizlik içinde bir ağaca çıkmış Ağlamış Bu kızın hastalığı sıraca imiş Başka bir ülkenin padişahının oğlunun yolu oradan geçiyormuş Atını sularken suyun yüzüne kızın görüntüsü vurmuş Birde bakmış ki çok güzel bir kız Kıza sormuş inmisin , cinmisin , söyle kimsin diye Kız da ben ne inim ne cinim bende senin gibi bir adem oğluyum demiş Padişahın oğlu in ağaçtan demiş ve atının terkisine atmış evine götürmüş Kızın yüzü çok güzelmiş ama bütün vücudu çıban imiş Padişahın oğlu kızı kimseye göstermemiş Ahıra götürmüş boğazına kadar kemreye gömmüş Orada üçgün mü, beş gün mü durmuş bilinmez sonunda çıkmış, birde ne görsün kızın hastalığından eser kalmamış Padişahın oğlu onu kendisine nikahlamış Güzel bir hayat yaşamışlar Üç tane kızı olmuş Birisinin adına Ne İdim, ikincisine, Ne Oldum, üçüncüye Ne Olacam adını koymuşlar Padişahın oğlu bir gün kayın pederi padişahı sarayına davet etmiş Akşam yemekler yendikten sonra annesi kızlarına iş buyurmuş; Ne idim bir su getiriver, Ne Oldum bir kahve yapıver, Ne Olacam şunu yapıver derken davetliler şaşırmışlar, bunda bir iş var demişler Bunun sebebini bir anlatıver demişler Sonunda kızları başlamış anlatmaya Vakti zamanında ben bir padişah kızıydım, çaresiz hastalığa yakalandım anam, babam beni dağlara bıraktı Beni padişahın oğlu buldu, iyileştirdi Evlenip mesut olduk Kızlarımızın adını çektiğimiz acıları unutamadığımız için Ne İdim Ne Oldum Ne Olacam koyduk Kızın anası, babası yaptıkları hatayı anlamışlar, utanmışlar, özür dilemişler Hep bir arada mutlu bir hayat yaşamışlar



Şiirler (destanlar, türküler, maniler, tekerlemeler, ninniler, ağıtlar vb)

Maniler:
Ak koyun milemesin
Mor menekşe yimesin
Sevdüğünü alamasın
Ben evlendim demesin
Ak koyun miler gelür
Dağları döner gelür
Yalunuz yatan yiğidin
Aklına neler gelir
*****Bostanlarda fasulye
Anam gitti gezmeye
Ben anamdan örendim
İnce boncuk çizmeye

Koyunum var karaman
Kaybolursa aramam
Ben bir reçber kızıyım
Şehirliye varamam
*****
Bu dünyaya gelen gider
Giden gelmez hep temeldir
Niçin sözünü tutmam
Sözüm sana tesellidir

Kıyamette nişan olsun
Ecel derdine derman olsun
Ne yapsın lokması azık
Zebaniler atar ateşe
Demezler sana hiç yazık
Türküler :

Gelin Alma Türküsü :
Şu doruktan şu doruğa aşurabilsek
Anasını babasını şaşurabilsek
Çiğdem toplamaya bayıra gelin
Seğmen seyretmeye çayıra gelin

Yazı yastık altı minder oğlan anası
Bağrı daşlı gözü yaşlı kızın anası
Şu doruktan şu doruğa aştuk da geldik
Çifte davul çifte köçekle koştuk da geldik

Şu doruktan şu doruğa aşurabilsek
Anasını babasını şaşurabilsek
Bağrı daşlı gözü yaşlı kızın anası
Dürüyem:
Dürüyemin güğümleri kalaylı ah kalaylı
Fistan giymiş etekleri alaylı alaylı amman aman

Dürüyemi aldatması kolaylı amman aman
Ah aman Allah buna can mı dayanır dayanır amman aman

Giyme dedim giydin sen bu allari ah allari
Başıma getirdin türlü halleri hallari amman aman

Düşman ettin bana bütün elleri ah elleri
Ah alurun dedin de aldattın beni aldattın beni amman
On telli saz ile oynattın beni oynattın beni aman
Ninniler:
Dandini dandini dastana
Danalar girmiş bostana
Kov bostancı danayı
Yemesin lahanayı
Nennilerle beledim
Al bağırdak doladım
Seni haktan diledim
Nenni yavrum nenni
Dandini dandini dastana
Danalar girmiş bostana
Bostanı yemez otunu yer
Benim oğlum lokum yer
Uyusun da büyüsün nenni
Büyüsün de yürüsün nenni
Benim oğlum adam olsun
Nenni yavrum nenni
Hu Allahın yoğurdu
Oğlumukimler doğurdu
Oğlumu doğuran ana
Balınan mı yoğurdu

Kalıplaşmış Sözler

Atasözleri ve Deyimler:

Aç garın katık istemez, uykulu baş yastık istemez,

Devecüynen konuşan, ahırını yüksek yapar,

Basıp cahilin izine, uyma şeytanın sözüne,

Eşek çamura batınca sahibinden guvetlisi olmaz,

Geçinin çıktığı kayaya, oğlağı da çıkar,

Aç goyma hırsız, çok söyleme arsuz edersin,

Yırtıcı kuşun ömrü az olur,

Kötü kötüye mis gibi kokar,

Tarlada izi olmayanın sofrada yüzü olmaz,

Aslan yatağında, aslan eksik olmaz,

Ağır taş yerinden kalkmaz

Ucuzdur vardır bir illeti, pahalıdır vardır bir lezzeti

Gurt kocayınca köpeğin maskarası olur

Oğlan dayıya kız halaya çekermiş,

Gorkunun ecele faydası yoktur

Ekmek elden su gölden

Alışmış gudurmuşdan beterdür

Hamama giren terler

Buba oğula bir bağ bağışlamış, oğul bubaya bir salkım üzüm vermemiş

Acığan doyman sanar, susayan ganman sanar,
Bilmeceler: Karabük İlinin bütün ilçelerine dair bilmece örneği vermek mümkündür Bunlardan bazıları şunlardır
Benim üç kızım var ikisi birbirine bakar biri bana bakar, (Ocak)

Kat kat döşek bunu bilmeyen eşek (Lahana)

Bir sinide iki tavuk biri sıcak biri soğuk (Güneş ve Ay)

Alçacık dallı yemesi ballı (Çilek)

Elemez melemez Ocakbaşına gelemez (Yağ)

Ağzı açuk aya bakar (Bulgur dibeği)

Yer altında sakallı baba (Pırasa)

Dal doruğunda kitli sanduk (Ceviz)

Dünyada olmayan Beş türlü şey nedir? (Kuş sütü, Deve nalı,Deniz Kapağı, gök direği, Ölüme çare)

Çalıdibinde bi yoğurum Hamur (Tavşan)
Dua – beddualar:
Safranbolu düğünlerinde, Cuma günü yapılan semet (gelin-sağdıç oynaması) töreninde, elinde oklava bulunan yaşlı bir kadın gelin duvağına oklavayı dolar ve ve dua eder gibi geline öğüt verir;

Kutlu olsun kutlu olsun
Ahirin akıbetin hayırlı olsun
İki oğlan bir kızın olsun
Kapı açık yatma
Ekmek küpünü açık bırakma

İşine sıkı sarıl
Ocak yansın harıl harıl
Süpürgen elinde olsun
Eteğin belinde olsun
Bismillah dilinde olsun

Küpe koyarlar ezme
Kapı kapı gezme
Gayınnağın gücünü üzme

Anan evinden uçtun
Kocan evine düştün
Bu gece gocanı gutçun
Derelerden öz getirme
El evinden söz getirme
Anan evinde yaparlar dolma
Gayınnağ gibi hom hom olma


Alıntı Yaparak Cevapla

Karabük Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #5
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karabük Gelenek Ve Görenekleri




Doğum Gelenekleri

Yaşamın başlangıcını oluşturan doğum üzerine, yörede pek çok gelenek ve inanış bulunmaktadır Bir kısmı halen uygulanan doğum gelenekleri, hamile kadının yapması gerekenlerle başlayıp, çocuk doğum ve bakımını da kapsar

Hamile kadının yerine getirmesi gereken sorumlulukları üzerine inanışlar şu şekildedir

Anneye gebe iken hiç haram yememesi öğütlenir Eğer haram yerse çocuğun hırsız, söz dinlemez olacağına inanılır Gebe kadına yaramaz, kötü huylu çocukları eleştirmemesi öğütlenir Böyle çocukları eleştirirse doğan çocuğun da onlar gibi kötü huylu, haylaz olacağına inanılır Balık gibi çocuk da elde avuçta durmaz diye gebe kadına balık eti yedirilmez Çocuğun dudağı yirik olur diye gebe kadına tavşan eti, çocuğun vücudunda benekler çıkar diye ciğer yedirilmez Gebe kadına acayip hayvanlara bakmaması öğütlenir Kadın gebe iken yılan ve gelincik görürse kirlendiği inancıyla yıkanır

Doğacak çocuğun cinsiyetini belirlemek üzere de bir takım inanışlar mevcuttur İnanışa göre, kadının oturması için sedir üzerine iki minder koyarlar, minderlerden birinin altına makas, diğerinin altına da bıçak yerleştirilir Kadın makas olan mindere oturursa doğuracağı çocuk kızdır, bıçak üzerine oturursa doğuracağı çocuk erkektir

Doğuma ilişkin inanış ve gelenekler de şu şekildedir: Loğusa evi, komşuların teklifsiz girip çıktığı bir yerdir Büyük küçük herkes yardıma koşar Doğum, köylerde birbirine el verme suretiyle yetişen pratik ebeler tarafından yapılır Ebelere çok hürmet edilir, onların, büyük küçük herkesin yanında analık vasfı vardır Bayramlarda ilk defa ebe ananın eli öpülür

Heyecanla beklenen doğumun neticesi erkek olduğu takdirde derhal babasına haber verilir, kız ise fazla sevinilmez, haber vermekten çekinilir Çocuk doğunca sesi çıkmazsa, çocuğun tepesinde tef çalar gibi sahan çalınır Çocuk soğuk suya sokulur Doğduktan sonra çocuğun her yanı tuzlanır Yine doğduktan sonra çocuğun hemen göbeği kesilir ve kızsa kulağı delinir Göbeği kesildikten sonra kesilen parça, çocuk hoyrat, serseri olmasın diye ahıra atılır Çocuğun ilk pisliği yıkanmaz bezi ile birlikte tavana atılır Çocuk doğar doğmaz beyaz bir beze sarılır, bir müddet bekletildikten sonra hazırlanan leğende yıkanır, tekrar hazırlanan örtüye sarılarak babasına götürülür, doğumu müteakip lohusa da yıkanır ve yatar

Durumu iyi olanlar yedi gün sonra mevlit okuturlar Çocuğun bezleri kırk gün dışarı asılmaz Aynı günlerde doğum yapan kadınlar birbirlerini kırk gün görmemeye dikkat ederler Eğer görürlerse çocukları kırk basarlar diye yıkarlar Doğumdan üç gün sonra çocuk adı verme merasimi yapılır Hısım akraba davet olunur Çocuğun babası yoksa yakınlarından biri çocuğun kulağına ezan okuyarak adını koyar Adı koyan kişi, çocuğun kulağına üç defa ismini seslenir Çocuğun adı böylece verilmiş olur

Doğumdan sonra ilk kırk gün içinde her on günde bir olmak üzere anne ve bebek kırklanır Son kırklama kırkını bastırmayalım diye 38 veya 39 gün yapılır Kırklama şöyle yapılır; Pınardan (çeşmeden) arkaya bakılmadan yeni su getirilir Getirilen sudan kırkar kaşık su iki bakır tasa ayrılır Bu suların içine altın yüzük bir tarak bir de şişe atılır Anne ve bebek yıkandıktan sonra ayrılan bu sular “Kırk Allah, kırkbir Allah” diyerek başına dökülür Genellikle anne daha önce kırklanır Bu kırklama evde yapılır Eğer çocuk büyümez ve gelişmezse kırk bastı diye ocağa götürülür Bu durumda çocuk ocakta kırklanır


Sünnet Gelenekleri

Yöremizde sünnete ilişkin gelenekler bugün de büyük ölçüde devam etmektedir

Sünnet çocuğuna giydirilen elbise genellikle beyaz renklidir Üzerine “Maşallah” yazan omuzdan bele çapraz uzanan bir kurdele “şerit” takar Çocuk beyaz renkli simli, sipersiz şapka giyer Sünnet günü belirlenir, hazırlıklar başlar Karyola ipekli kumaşlardan çocuğun hoşlanacağı şekilde süslenir Çocuk, genellikle dokuz yaşında yazın okul tatillerinde sünnet ettirilir Çocuk arkadaşları, akraba çocukları ile birlikte gezdirilir Öğlen vakti sünnet evinde davetlilere yemek ziyafeti verilir İkramda bolluk dikkati çeker Safranbolu’da kirve olayı yoktur Çocuk ailenin kararlaştırdığı birinin kucağına oturur ve onun kucağında sünnet olur Bu kişi ailenin yakın akrabası ve komşusu da olabilir Yalnız bu kişinin sünnet olayında nasıl davranıldığını bilen, deneyimli birisi olması gerekir Bu kişi psikolojik olarak çocuğu sünnete hazırlar ve çocuğu rahatlatmaya çalışır Çocuk sünnet edildikten sonra hemen ağzına bir tane büyük lokum verilir Buna “Pelte Şekeri” denilir Bu lokum, çocuğun ağlamamasını sağlar Çocuk sünnet edildikten sonra duası yapılır ve hemen yatağa yatırılır Ondan sonra tebrikat faslı başlar Gelen misafirler çocuğa “aferin, artık adam oldun, hiç ağlamadın” gibi sözler söyleyerek avuturlar Yine gelen misafirler çocuğa hediye verirler Bu hediyeler; para ve altın ise çocuğa takılmaz Çocuğun başını koyduğu yastığın altına konur Genelde çocuğun ailesinden biri karyolanın başında durur Bu kişi aynı zamanda gelen misafirleri “hoş geldiniz, sefa geldiniz” gibi sözlerle karşılar Çocuğa annesi babası görmeden eskinin en meşhur sigarası olan kırmızı uçlu bir tane “gelincik sigarası” “artık adam oldun” diye içirilir Belki sünnetin en keyifli olayı budur Sünnetçi bir iki defa gelir ve pansuman yapar, sargıların ne zaman çözüleceğine karar verir Daha sonra sıcak suyla dolu leğen buharına oturmuş gibi duran sünnet çocuğunun sargılarının çözülmesi işlemine geçilir Çocuk bu sargılar alınıncaya kadar, kilot ve don gibi çamaşırlar giymez, etek gibi bol kıyafetlerle dolaşır



Askerlik Gelenekleri

Genç askere gitmeden bir gün önceki akşam; hısım, akrabalar, dostlar, komşular asker evinde toplanırlar Genelde askerliğini yapmış olan erkekler anılarını biraz da abartarak anlatırlar Bu; moralle öğüt karışımı bir anlatımdır

Gencin beline bağlanacak bir kuşak hazırlanır Bu hazırlanan kuşağın iç tarafına bir cep dikilir O cebin içine hem para hem de hastalıklara özellikle, ishal hastalığına iyi gelen, kiren (Kızılcık) çekirdeğinden yapılmış toz (ilaç) konur Askere gidecek genç ailesi ile hısım akrabaları ile konu ve komşuları ile arkadaşlarıyla helalaşır, kapı önüne su dökülerek uğurlanır Asker, ailesine, dostlarına, arkadaşlarına yazdığı mektubu “kestana kebap, acele cevap” gibi kafiyeli sözlerle bitirir Askere gönderilen mektup “yüksek bir Türk gencine takdimdir” diye bir hitapla başlar Bu hitap cümlesi askere büyük moral verir



Düğün Gelenekleri

Evlenmemiş erkeklere yörede ergen denir Ergen olanın evlenme çağı 20-25 arasındadır ve mutlaka askerliğini yapmış olması gereklidir Evlendirilecek gencin yaşı olgunlaştıkça sararıp solması, yemeden içmeden kesilmesi anasını endişelendirir Oğlunun ağzını arayan ana bir sırasını bularak kocasına oğlanın dünya evine sokmanın sırası geldiğini anlatır Babanın anaya verdiği talimat şudur; “Eh, oğlana münasip bir kız arayıver bakalım!”


Kız Beğenme

Ana oğlanı evermeyi iş edinerek nerede düğün varsa oradadır ve sık sık hamamlara giderek kız beğenmeye uğraşmaktadır Oğlunu evermek isteyen analar düğünlere gittiklerinde, beğendikleri kıza göz koyarlar Ertesi gün oğlanın anası komşularla kızı yakından görmeğe kız evine giderler Kahveler içilir, kız kahveyi canı isterse verir Fakat kız anası kızına giyinip kuşanıp görücülere kahveyi dağıtmasını ister Kız beğenilse de o anda istemek adet değildir


Kız İsteme ve Nişan

Oğlanın baba veya amcası kızın yakınlarına kızın beğenildiğini söyler, Allah’ın emri Peygamberin kavliyle kızı oğullarına ister Kızı isteyen erkeğe “dünür” kadına ise “dünürşü” denir Kızın anası damat adayını beğenmezse kocasına çeşitli bahanelerle, gönlünün o işe ısınmadığını anlatır Konu komşu bu işi artık “dile dolak” etmiştir Kızın babası veya amcası kızı vermek istemiyorlarsa, sudan bir cevap verirler: “Hele bir düşünelim”denilir, istiyorlarsa hemen söz kesilir Kızın babasına veya yakınlarına çarşıda nişan olarak bir veya iki beşibirlik altın, yüzük, küpe gibi hediye verilerek kız evine gönderilir Kız evi ise iki sini baklava yaparak oğlan evine karşılık yapar Baklava sinileri boşaldıktan sonra içine gelin için elbise konarak geri gönderilir Oğlan ve kız evinde kurulan bir mecliste düğünün ne zaman yapılacağı kararlaştırılır, hazırlıklar başlar Şayet bayram varsa oğlan kıza bayramlık olarak boynuzuna altınlar takılmış keçi gönderir

Düğün

Düğün Eflani (Pazartesi) günü başlar Düğün başlarken kız evi tekrar bir sini baklava yaparak oğlan evine gönderir Düğün günü oğlan evi, gelinin elbiselerini (ayakkabısı hariç) ve bütün giyeceklerini sandığa koyarak kız evine gönderir “Sepet” denilen bu sandığı, oğlan evi evvela düğünde bulunanlara gösterir

Evvelden düğüne okuyucu (davetçi) çıkarılmış ve davetler yapılmıştır Sonra kız evde kendi davetlilerine gösterir Düğün, kız ve oğlan evlerinde ayrı ayrı kurulmuştur Düğün evinin kapısı herkese açıktır Buna rağmen, kapıda iri yarı bir adam nöbet bekler ve gelenleri buyur eder İçeride merdivenin alt başında, çarşafları almak ve gelenlere yol göstermek için bir kadın bulundurulur Bu kadına “Mahmacı” denir Düğün gündüz ve öğleden evvel başlar Hısım, akrabaya yemek çıkarılır

Düğün evi, kadınlarla dolduktan sonra, çalgıcılar yerlerini alırlar Saz takımında zillimaşa, küp(darbuka), def ve bir de türkücü vardır Davetliler sıra halinde oturur Sağdıç gelenlere yer gösterir ve hal hatır sorar Ortada oyun oynayacaklar için yer açılmıştır Davetliler düğüne “tepbaşı”, “dallı”, “hürriyet yünlüsü”, “şetari”, “sırmalı kadife”, “kaplama” giyerek, “beşibirlik”, “inci”, “elmas”, “ön ve koltuk zinciri” takarak gelirler Yüzlerine allık ve aklık sürer, gözlerine sürme, kaşlarına rastık çekerler Eflani gününde öğleden evvel başlayan düğün, ikindiye kadar devam eder ve herkes dağılır Eflani günü akşamı, yatsıdan evvel, herkes yine düğün evine gelir Kapıya takılan fener düğün evine gelinmesi içindir Gündüz genç kızların düğüne gelmesi ayıptır Bunun için, onlarda gece düğüne gelirler Gece düğünleri, gündüz düğünlerinden daha eğlenceli olur Çevrede oturan kadınlar genç kızları oynamaya zorlarlar Asıl oyun evvelce tutulmuş ve bahşişleri verilmiş olan çengiler tarafından oynanır Herkes susar, bütün gözler çengilere döner Yine “oyun çekici” kadın bunları ortaya çeker Çengilerin oynadıkları oyunların bir çok çeşitleri olduğu gibi en belirlileri, Amani, Aç Kapı, Kaşık Oyunu, Genç Osman ve Çatırdağıdır Salı günü gündüz ikindiye kadar yemek daveti vardır İkindi üstü düğün evi açılır ve herkes gelmeye başlar Yatsıdan sonraya kadar yine türküler ve oyunlarla eğlendikten sonra “Helosa” başlar Bu geceye “Sağdıç Gecesi” denir Salı gecesi Helosa Türküsü ve Kabem ilahisi söylenir Daha sonra arpa, üzüm ve fındıktan ibaret çerez serpilir ve herkes yavaş yavaş dağılmaya başlar

Hamam ve Kına

Çarşamba günü sabahleyin, kız ve oğlan tarafı, davetliler ile beraber özel tutulan hamama giderler Yalnız kızın anası hamam davetine iştirak etmez Kızın yüzüne duvak yapar Kabem türküsüyle soyar ve hamamdan içeri sokarlar Yine aynı türkü ile kızı, göbek taşında yıkar, hamamdan çıkarlar Hamam dönüşü kızı evin bir odasına kapatırlar ve yanık bir türkü ile ağlatırlarKız iyice ağladıktan sonra kız tarafı dostlarına yemek çıkarır Yemekten sonra yine oyunlar oynanır Çarşamba gecesi düğün yine devam eder Bu gece “kına” veya “kız gecesi” denir Bütün genç kızlar ve oğullarına evlendirilecek kadınlar düğün evini doldurur Fazla kalabalık dağıldıktan sonra hısım-akraba kızı kınalamak için kalırlar Gelinin bir elini ve bir ayağını hiç evlenmemiş bekar bir kız, diğer el ve ayağını da başı bozulmamış yani kocadan ayrılmamış veya kocası ölmemiş bir yeni gelin kınalar Gelinin yüzü örtüktür ve sürekli ağlar Kına yakılıp bittikten sonra gelin yatağa yatırılır ve hep birlikte dağılırlar Çarşamba günü gecesi erkekler de düğün yapar Erkeklerde de oyun yapılır, içkiler içilir ve türküler söylenip sabaha kadar eğlenilir Perşembe günü güvey alayı, çalgıcılarla hamama giderler Hamamdan sonra evde hep beraber yemek yiyerek dağılırlar

Gelin Çıkarma: Kız tarafına gelince Perşembe sabahı memleketin en ileri gelen ailelerinden iki kadın gelinin saçını yapıp, süslerler Gelin giydirilip süslendikten sonra umumun yanına çıkarırlar Oğlan evi alayının “Gelin alma dümbeleği” duyulur duyulmaz, gelini tekrar bir odaya kapatırlar Oğlan evini kız evi buyur eder

Gelenlere bir tarafından şeker dağıtılır Şekeri alan tabağın içine bahşiş atar Bu para, şekeri dağıtan kadına ait olur Oğlan anasına gelinin ayakkabısını ve çarşafını verirler Kaynana, birkaç kadınla içeri girer ve gelinin ayakkabısını ve çarşafını giydirir Gelini merdivenden, erkek kardeşi elinden tutarak indirir ve cibinliğin içine sokar Merdivenden inerken, kaynana kızın başından şeker ve arpa saçar Şeker tatlılık, arpa da bereket işaretidir Gelini soktukları cibinlik kırmızı basma ve yerine göre ipekten yapılmış bir oda şeklindedir Dört köşesine birer sırık geçirilmiştir Sırıkların uçlarında ikisi kız evinden, ikisi de oğlan evinden olmak üzere dört çocuk tutar Cibinliğe gelin, gelinle beraber düğün yemeğini pişiren aşçı kadın da girer ve gelinle gereği olan öğütleri ve zifaf gecesi hakkında vazifeleri anlatır Gelin alma alayının önünde bir tek “dümbelek” çalar Kaynana ve diğer hısımlar ihram örtünerek, gelin alayının önünde giderler Bunlar seyircilere elma ve şeker atar bu elmayı kim kaparsa, doğruca güveye götürerek bahşiş alır Güvey gerdeğe girdiği zaman bu elmanın yarısını geline yedirir, yarısını kendi yer Gelin alayı oğlan evine geldiği zaman, gelin cibinliğini içinden çıkarılır ve merdivenin alt başına konulmuş bir koyun derisine bastırılır Bundan maksat gelinin aile hayatında koyun gibi uysal ve yumuşak huylu olması içindir Gelini merdivenden yukarı çıkarırken bir ibrik, koltuğunun altına da bir Mushaf verirler Gelin, hususi suretle serilmiş bir seccadeye de bastırıldıktan sonra, ibrikteki suyu döke döke yukarıya çıkar ve odasına kapanarak beklemeye başlar Güvey, arkadaşları ve dostları ile beraber akşam namazını camide cemaatle kıldıktan sonra hep beraber alayla eve gelirler Kapının önünde bir imam güveyin duasını yapar; bitirdikten sonra elini öpen güveyin sırtını sıvazlar Güvey içeri hızlı girmelidir Aksi halde, sırtına bir sürü yumruk yer ve çürük yumurta, soğan gibi şeylerde arkasından atılır Güvey doğruca gelinin yanına gider Gelin oda kapısında onu karşılar Güvey içeri girerken gelin ansızın ayağının üzerine basar Bu da sözünün üstün olması içindir Güvey içeri girdikten sonra, geline giderek “Hanemize hoş geldin” der ve adını sorar Gelin hiç sesini çıkarmaz ve adını söylemezse güvey onu altın veya elmas gibi kıymetli şeyler vererek gelini konuşturur Gelin adını söyleyip duvağı açıldıktan sonra, beraberce iki rekat namaz kılarlar Sonra gelin, anasının evinden gelen bir tepsi baklavayı güveye tutar Güvey tepsiden bir baklava alarak yarısını geline ısırtır, yarısını da kendisi yer Güvey ev halkı ile yemek yer veya gelinle ayrı yer Gelin ve güvey yatsıya kadar oturduktan sonra yatarlar Cuma sabahı, güvey erkenden hamama sonrada eş-dost eli öpmeye gider Ev halkı gelini süsleyerek bir köşeye oturturlar, geline bakmak için gelenlere ev dolmaya başlar Gelinin yüzü örtüktür Sağdıcı gelinin yanına oturur Kız evi, o gün herkesi “semet’e buyur eder Semet diye Cuma günü gelinle sağdıcın oynamasına denir Herkes toplanınca duvak açılır Elinde oklava bulunan bir kadın gelinin duvağına bu oklavayı dolar ve dua eder gibi geline öğüt vermeye başlar

Kutlu olsun, kutlu olsun
Ahırın akibetin hayırlı olsun
İki oğlan bir kızın olsun

Anan evinde uçtun
Kocan evine düştün
Bu gece kocana gutçun

Kutlu olsun, kutlu olsun
Kutlu olsun diyenin akibeti de hayırlı olsun”

Maniyi okuyarak gelinin yüzü açılır Yüzü açılan gelin mahcup mahcup bakar Şeker dağıldıktan sonra, artık gelinin oynamasına sıra gelmiştir Gelin sağdıçla başlayarak bütün genç akrabalarıyla oynamak zorundadır Gelin oynarken, yere avucundan çerez serper Herkes bu çerezleri kapışır Sonradan gelin, döktüğü çerezlerden bir kısmını toplayarak kaynanasına verir Kaynana bu çerezi bereketli olsun diye erzak ambarına koyar Gelinle sağdıç son bir defa oynarlar Güvey merdivenden çıkarak gelini alır ve para saçarak odasına girer odada beraberce kahve içtikten sonra dışarı çıkar ve evden gider Gelini tekrar umumun yanına getirirler Kaynana kalkar, geline takısını takar Arkasından akrabalar da geline takı takarlar takı takma işi bittikten sonra gelinle sağdıç merdiven başında durarak misafirleri uğurlarlar, düğün artık sona ermiştir

Düğün bittikten sonra “Varma-Gelme” denilen karşılıklı ziyaretler başlar Varma-Gelme, düğün bitip her şey tamamlandıktan sonra, yine pazartesi günü gelin ve kaynana başta olmak üzere, ağlan evi ve akrabalarının, yakın komşularla beraber kız evine yemeğe davet edilmesidir Davetlilere evvela kahve dağıtılır Kahveler içildikten sonra sofra kurulur Bu sofra davetlilerin sayısına göre, birkaç tane kurulabilir Ortaya evvela büyük bir kase ile pirinç çorbası konur Bu yendikten sonra “Bütün et” denilen, fırında kızartılmış, üstüne maydanoz ve baharat ekilmiş et yemeği gelir Sonra, birkaç çeşit sebze yemeği, lahana, yaprak dolması, yoğurtlu kebap, haluşka, ekşili köfte, muhallebi, su böreği, deli oğlan sarığı tatlısı, fasulye, pilav gibi yemeklerle karınlar doyurulur Daha sonra misafirler bir fincan sade kahve içerler O gün akşamında da aynı şartlarla erkekler yer, içerler Perşembe günü de oğlan evi, bu ziyafeti kız evinde tekrar eder Böylece yiyip içmekle başlayan kasaba düğünü, yine yiyip içmekle sona ermiş olur

Eskipazar’da düğün bazen Cuma günü öğleden sonra, bazen de cumartesi günü başlayıp pazartesi akşamları son bulur Eskipazar’da düğünle ilgili en önemli kavram “sinsin” dir Düğünün başladığı ilk günü akşamı gençler uygun bir meydanda toplanırlar Meydanın ortasına ateş yakarlar Burada dans ve tiyatrovari bir takım hareketlerde bulunurlar Buna Eskipazar düğünlerinde “sinsin töreni” adı verilir

Yenice’de düğün ile ilgili kavramlarda çeşitlilik görmekteyiz Bu kavramlar; darabul gecesi(danacılar), hak alma, urba kesme, posta ve maşalılar, bahçe çıkarma, gelin çıkarma, ebe parası, üç günlük ve yüz görümlüğü biçimindedir

Bunlardan darabul gecesini anlatmak gerekirse: Bu gecenin en önemli konukları danacılardır Bunlar kız tarafının erkek akrabalarıdır Düğün sahipleri danacıların geleceği saati dikkatle beklerler Çünkü danacılar düğün evinin en çok önemsediği konuklardır Kız alma günü zorluk çıkarmamaları için her istekleri özenle yerine getirilir Danacılar genellikle düğün evine geç saatlerde gelir, hediye olarak da kız babasının kendilerine verdiği hediyeyi(yorgan veya döşek) düğün sahibine verirler

Eflani İlçesinde düğünlerde söz konusu olan kavramlar ise: “Kız Çıktı Havası”, “Yenge Bölüğü” ve “üç Gecelik” adlarıyla anılmaktadır Bunlardan yenge bölüğü kavramını açıklayacak olursak; damat ile sağdıç bir araç temin ederek Cuma günü sabahı kız evine giderler Sabah kahvaltısını orada yaparlar O köyde bulunan kadınları, beraberinde götürdükleri araca bindirerek düğün evine varırlar Düğün evine getirilen bu kadınlara “yenge bölüğü” denir

Ovacık İlçesinde düğünler Çarşamba günü başlar, aşağıdaki türkü bu yöreye aittir

Gelin Alma Türküsü
Şu doruktan şu doruğa aşurabilsek
Anassını babasını şaşurabilsek
Çiğdem toplamaya bayıra gelin
Seğmen seyretmeye çayıra gelin

Yazı yastık minder oğlan anası
Bağrı daşlı gözü yaşlı kızın anası
Şu doruktan şu doruğa aştuk da geldik
Çifte davul çifte köçekle koştuk da geldik

Şu doruktan şu doruğa aşurabilsek
Kızın babasıynan anasını şaşurabilsek
Bağrı daşlı gözü yaşlı kızın anası
Ölüm Gelenekleri

Öleceği anlaşılan bir kişiyi ailesi ve yakınları gece gündüz sıra ile beklerler Hastanın yakınları, dostları, komşuları ziyarete gelirler, helalleşirler Hasta ölünce sala ile cenaze olduğu bildirilir Ölü sabaha kadar beklenir Ölünün çenesi ve ayakları bağlanır Ölünün üstüne şişmesin diye bıçak, kayış konur Ölü bulunduğu odaya kedi girmemesine dikkat edilir Kedi ölünün üzerinden atlarsa evden başka cenazelerin çıkacağına inanılır Ölü kadın ise yıkandıktan sonra elinin içine konur Ölünün ağzına, burnuna ve kulaklarına pamuk, kefenine çörekotu konulurTabutun üzeri ayetler yazılı kumaşla örtülür Ölen kişi kadın ise tabutun başına baş örtüsü, erkek ise şapkası asılır Tabutu, cenaze namazına gelenler mezarlığa sıra ile tutarak taşırlar Mezara da toprağı sırayla atarlar Toprak atarken kürek elden ele alınmaz, yere koyar Ölmeden önce kefenlik biriktirilir Bu para hocaya, sala veren kişiye, mezar kazıcılarına, suyu dökene, ısıtana dağıtılır Ölünün yıkandığı suyun ısıtıldığı kazan ters çevrilerek üç gün durdurulur Ölünün çıktığı odada ölümünün elli ikinci gününe kadar ışık yakılır Ölünün giysileri üç gün sonra yıkanır Ölü gömüldükten yedi gün sonra mevlit okutulur Gelenlere gülsuyu, şerbet, şeker gibi şeyler dağıtılır O gece ölünün kemiklerinden ayrılacağına inanılır Daha sonra isteyenler, ölen kişi adına kurban keserler Bu kurbana kabir kurbanı denir

Alıntı Yaparak Cevapla

Karabük Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #6
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karabük Gelenek Ve Görenekleri






Safranbolu İlçemizde Ramazan Bayramı ile ilgili önemli geleneklerden birisi, bu mubarek ayın 15’inden sonra çocuklar tarafından yaşatılır Çocuklar gece sokağa çıkar ev ev dolaşarak “Albayrak” adı verilen deyişlerle bahşiş toplarlardı

Albayrak ırmazan
Dün gece yattım bir daş idi
Hak bağa yoldaş idi
Sölölömölmöl

Aşağı çarşı çamur olmuş
Paklavılar hamur olmuş
Paklavının içi şeker
Davulcunun goötü şişer
Sölölömölmöl

Aşağıdan gelir arı
Ayakları sarı sarı
Alam sağa koca garı
Almadım göörmedim
Sölölömölmöl
Bu şarkıyı söyleyen çocuklara da her evden ceviz, dut kurusu, çörek vb hediyeler verilir
Bayramlardan bir gün önce arife günüdür Arife günü mezarlığa gidilir Herkes yakınlarının başında Kur’an ve dualar okur Köylerde ise bişiler, helvalarla mezarlığa gidilir Bunlar orada toplananlara dağıtılır Ziyaret günü gecesi köy evlerinde ocaktaki ateşe yağ dökülür Bu gelenek, o ev halkından ölmüş insanların ruhlarının ziyaret günü akşamı evin bacasına geleceği, eğer yağ kokusunu alırsa yakınların bayram yaptığını anlayarak sevineceği; yağ kokusunu alamazsa bayram yapılmadığı hükmüyle ağlayacağı inancı ile yerine getirilir

Ramazan Bayramı’nda tekbir bayram namazı ile girer bayram namazı ile çıkar Kurban Bayramı’nda ise arife günü sabah namazı ile başlar, bayramın son günü ikindi namazı ile çıkar Tekbir süresince yaş kesmek, ot koparmak, çift sürmek, dikiş dikmek günah sayılır Bayram sabahı namazdan çıktıktan sonra büyükten küçüğe doğru dizilerek bayramlaşılır Bayram süresince akrabalar, dostlar, yakınlar ziyaret edilip, bayramlaşılır Gelenlere baklava, börek, şeker ikram edilir

Kurban bayramlarında kurban, genellikle ilk gün kesilir Köylerde mahalleler arasında veya köyler arasında bayram süresince yemekler hazırlanır, sırayla yenir Buna Safranbolu’da özellikle Yörüklerde “kolanga” adı verilir Aynı gelenek Eskipazar, Ovacık ve diğer ilçelerimizde bayram nöbeti olarak anılır

Kurban Bayramlarında Yenice’de “Hoymola” geleneği önemli etkinliklerdendir Hoymola gençler tarafından oynanan bir oyundur Dört genç altta halka şeklinde omuz omuza tutunurlar, diğer dört gençte onların omuzlarının üzerinde ayakta yine halka şeklinde omuzlarını birbirlerine tutarak bayramlaşmak için gitmek istedikleri eve doğru ağır ağır hoymola türküsü söyleyerek giderler Eve vardıklarında üstteki grup pencereden alttakiler ise merdivenlerden eve girerler

Her yıl 6 Mayıs günü Hızır Aleyhisselam ile İlyas Aleyhisselam’ın buluştukları gün olarak kabul edilen Hıdırellez gününde çeşitli inançlar sergilenir Yenice’de Hıdırellez akşamı özellikle gençler bir araya toplanarak çeşitli dileklerde bulunurlar Herkes dileği ile ilgili bir eşyayı(Yüzük, küpe, mendil) bir kutunun içine koyarak toprağa gömerler Sabah olduğunda dilek kutusu bulunduğu yerden bir kişi tarafından çıkarılarak, içindeki eşyaları dua ve manilerle tekrar sahiplerine dağıtılır Hıdırellez günü pikniğe çıkılır, yaş kesilmez, ot koparılmaz

Safranbolu’da, Hıdırellez akşamı bahçede dikili olan soğanın yaprakları eşit olarak kesilir Kesilen yapraklardan birine beyaz, diğerine siyah iplik bağlanır Sabah olup bakıldığında, beyaz ipin bağlı olduğu, yaprak uzamışsa “sefası büyümüş” denir ve o yılın sefa ve mutluluk içinde geçeceğine inanılır Siyah ip bağlanan yaprak uzamış ise “cefası büyümüş” denir ve o yılın cefa içinde geçeceğine inanılır Su içinden 41 taş toplanır, okuharak bir torbaya konur Taşlar niyet üzerine bir dahaki Hıdırellez’e kadar bekletilir Tutulan niyet olsa da olmasa da taşlar alınan yere okunarak atılırHıdırellez’de üç gün süresince folluktan yumurta alınmaz Folluktan yumurta alınırsa taş yağacağına inanılır Hıdırellez gecesi Hızır Aleyhisselam görsün, evim olsun diyerek gül dibine taştan, kiremitten oyuncak ev yaparlar Hıdırellez gecesi tabaklara un konarak ambara konur Hızır Aleyhisselam’ın elini sürerse bolluk bereket olacağına inanılır

Safranbolu’da havaların kurak gittiği zamanlarda, halk çocuklarında gelmesini teşvik ederek yağmur duasına çıkardı Çocuklar bir sırık üstüne kabalak yaprağı takarak kalabalık halde ev ev dolaşarak şu tekerlemeyi söylerlerdi:

Yağ yağ yağmur
Teknede hamur
Ver Allahım ver
Bol bol yağmur

Göde göde göl olsun
Evin önü sel olsun
Arpa buğday bol olsun
Tavuklara yem olsun
Köpeklere yal olsun
Allah Allah bir Allah
Yağmurumuzu ver Allah

Hu dedim huuu
Bi denir suuu
Gökte rahmet
Yerde bereket
Ver Allahım ver
Bol bol yağmur

Alıntı Yaparak Cevapla

Karabük Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #7
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karabük Gelenek Ve Görenekleri




Halk Bilgisi

Halk hekimliğine ilişkin yöremizde uygulama biçimlerine “kocakarı ilacı” adı verilmektedir Oldukça geniş olan yöredeki halk hekimliğine ait inanılan ve uygulanan tedavi yöntemlerinden bazıları şunlardır

Ayva Yaprağı : Ayva yaprağı kaynatılıp, şeker katılarak içilirse öksürüğe ve soğuk algınlığına iyi gelir

Çam Filizi: Çam filizlerinin ucundaki düğme gibi yumru kısımlar su ile kaynatılıp, şeker katılarak ılık olarak içilirse grip, soğuk algınlığı ve öksürüğe iyi gelir

Çamsakızı: Çam filizinin kabuğu soyulup içinin suyu alınır Bu su bal ile karıştırılıp, göğüs hastalıklarına karşı hastalara yedirilir

Isırgan Otu: Kaşıntılara karşı kaynatılıp şekerle içilir

Ihlamur: Çiçeği kaynatılıp şeker katılarak soğuk algınlıklarına karşı içilir

Karabiber: Mide ağrılarına karşı kaynatılıp, şeker katılarak içilir

Karanfil: Kaynatılıp şeker katılarak öksürük olanlara içilir

Kekik otu: Kurusu kaynatılıp şeker katılarak içilirse böbrek ağrılarına ve böbrek taşlarına iyi gelir

Nane yaprağı: Kuru nane kaynatılıp şeker katılarak mide ağrılarına ve vücuttaki öbür ağrılara karşı içilir

Patates: Başı ağrıyanların alınlarına patates kesilip, üzerine kahve dökülerek sarılır

Yoğurt Suyu: Yoğurdun üzerinde biriken, biraz maviye çalan suyu böbrek taşlarını düşürmek için içilir

Zencefil: Zencefil kaynatılıp içilirse soğuk algınlıklarına iyi gelir

Karnı ağrıyan kişilerin, karınlarına demir, taş gibi soğuk maddeler konur

Yaraya, bereye soğan veya et sarılır

Yanan yerlere salça ve elma suyu sürülür

Kırılan yerlere salça ve elma suyu sürülür

Kırılan yerler kara sakız ve yumurta ile sarılır Bu işi yetişmiş ve uzman kişiler yapar

Soğuk algınlığına karşı hastaya karabiberli çay içirtilir ve terletilir

Nefes darlığına karşı “eşek nanesi” kaynatılarak içirilir

Ayak burkulması veya incinmesi neticesinde, şişe üzerinde basılarak hareket ettirilir

Karnı ağrıyan çocuk ince elenmiş toprağa yatırılır

Kememe veya konuşmada zorluk çeken çocuklara, bülbülün içtiği suyun artığı içirtilir

Eve sivrisinek gelmesin diye söğüt dalı odanın tavanına asılır

Alıntı Yaparak Cevapla

Karabük Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #8
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karabük Gelenek Ve Görenekleri




İnanışlar

Türbe Ziyareti: Yenice’de çocuğu olmayan kadınlar, vücut ağrısı çekenler adakta bulunma ve şifa niyetiyle türbelere giderler Eskipazar’da Ömer Efendi Türbesi olarak bilinen türbeye özellikle sinirsel rahatsızlığı olanlar ile çocuk sahibi olamayanlar tarafından ziyaret edilmektedir Yine Eskipazar İlçesinde çekirge istilasına uğrayanlar Şıh Ali Semerkandi’nin kabrinin bulunduğu Çamlıdere’de bir kişiyi yanlarına alarak sığırcık suyuna gelirler Burada kurban keserler ve beraberinde getirdikleri kişiye kaba su aldırırlar Alınan suyu çekirgelerin istila ettiği yere asarlar ve çekirgeler inanışa göre oradan kaybolurlar

Kurşun Dökme: Nazar değdiğine inanılan kişiye kurşun dökülür Bu işi yapan kişiye bakıcı denir Kurşun dökülecek kişinin üzerine örtü örtülür Bakıcı tarafından içinde su olan bir bakır kaba eritilmiş kurşun dökülür Suya dökülen kurşun alınmadan önce suyun yüzeyi bıçakla kesilir Su sağ el ile nazar değdiğine inanılan kişinin üzerine serpilir Bu arada kurşun döken kişi içinden dualar eder Suyun içindeki kurşunu çıkaran bakıcı kurşun şeklinden nazarın kimden ve nasıl olduğu hakkında yorumlar yapar

Horoz Kapma Yarışı (Horoz Yarışı): Yenice İlçesinde iki bayram arasında doğan veya yürümesi geciken çocuklar için kurban bayramlarında horoz kapma yarışı yapılır Yarış yüksek bir yere yerleştirilen horozun belirli bir mesafeden bir grubun koşarak veya önde götürenin horozu kapmasıyla tamamlanır Böylece çocuğun daha çabuk yürüyeceğine inanılır

Kurt Ağzı Bağlama: Eskipazar İlçesinde Kurt Ağzı bağlamak için çeşitli dualar yapılır Bakıcı tarafından veya büküklerden biri tarafından bir ip, dualarla fil suresi “tayran” kelimesi söylenmeden okunur Her okunuşta ipliğe düğüm atılır Bu düğüm sayısı en az yedi en çok ondokuz defa yapılır Sonunda düğümlenen ip hayvanların bulunduğu bir yere asılır Bu sayede hayvanların kurt tarafından öldürülmeyeceğine inanılır
Diğer İnanışlar:

Köpek uluduğunda ölü çıkacağına

Yere düşüpte kırılmayan bardağın uğursuzluk getireceğine

İki gelin konvoyunun karşılaşması halinde birinin çocuğunun olmayacağına

Kül üzerine basıldığında cin çarpacağına

Birbirinin elinden bıçak veya makas alan kişilerin arasının açılacağına

Bir ailenin çocuğu olmazsa veya doğan çocuğu sürekli vefat ediyorsa şöyle bir niyet ederek: “Eğer çocuğum olursa bu çocuğumu (Falanca) türbeye sattım Adına da satılmış koydum der

Baykuşun evlerin bacasına konup ötmesi uğursuzluk sayılır

Ayva meyvesinin ve meşe pelidinin fazla olması halinde kışın uzun süreceğine inanılır

Alıntı Yaparak Cevapla

Karabük Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #9
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karabük Gelenek Ve Görenekleri




Halk Oyunları

Karabük ilinde halk oyunları çerçevesinde, yine en zengin folklora sahip iki ilçesi Safranbolu ve Yenice’dir Safranbolu’da halk oyunları ve müzik folklor çerçevesinde değerlendirebileceğimiz en önemli öğe Seymenler ve buna bağlı teşkilatlardır

Seymenlik, efelik, yiğitlik, doğruluk, mertlik, güzellik, yardımlaşma gibi ahlak ve ruh asaletini, yürek bütünlüğünü yaşatan bir topluluktur Memleketin en usta ve müzik oyunlarını bir araya topladıkları için müzik folklorünün en güzel, en hareketli ve canlı örneklerini bu topluluklarda görmek mümkündür

Seymenler, en parlak gösterilerini düğünün, Perşembe günü kız evinin önünde yaparlardı Bunu “kız evini yasta koymamak” gibi bir anlayışa bağlamak mümkündür Zira Perşembe günü oğlan evinden gelen dünürcüler alayı, kızı alıp götürecekler, “ kız evini kızsız, tuz kabını tuzsuz bırakıp gidecek ”lerdir Seymen topluluğu hakkında şunları söyleyebiliriz Halk müziği ve halk oyunları hakkında davullu, zurnalı mehter derneklerinin düzenli olarak bir araya gelmesi ile oluşmuş topluluktur Seymen kuruluşu, son derece karakteristik bir özellik gösterir Bir gösteri alayı şeklinde yürüyüş haline göre, Seymen topluluğunun kuruluşu şöyledir

En önde Çubukçubaşı vardır Buna değnekçibaşı da denir İkinci sırada mehterler vardır Bunlar davul-zurna takımıdır Üçüncü sırada, maniciler yani türkücü ve tekerlemeciler bulunur Dördüncü sırada Seymenbaşı vardır Beşinci sırada sayıları 20-100 kişi arasında değişen Seymenler, Altıncı sırada ise kadın kılığına girmiş sayıları 1/-20 arasında bulunan etekliler yer almaktadır

Safranbolu’da bazılarının türküler bölümünde yer aldığı, Aç Kapıyı, Beyleraman, Bozaklı Oyun, Sepetçioğlu(Safranbolu Varyantı), Genç Osman, Amani, Gınalı Keklik(Safranbolu Varyantı), Mızmız(Kadın) , Entarisi Ala Benziyor(Kadın), Yeşil İpek Bükene( Kadın), Kaşık Oyunu(Kadın), Irgalama, Selamlama(Davul-Köçek), Sallama(Davul-Köçek), Meydan Oyunu(Davul-Köçek), Köçek Oyunu(Davul-Köçek), Köroğlu, Kol Bastı, Alçak Cevüz Dalları, Çifte Telli önemli halk oyunlarıdır

Düğün havaları arasında da , Kabemin Dalları Bölük Bölüktür Eşim Dostum Yüklesinler Yükümü, Yük Dibine Yerin Ettim, Entarisi Ala Benziyor, Kızıl Belden Gelir Bekmez Helosa, Güvey Dama Çıkmaz Hey, Ben Yarime Galealtında gavuştum, Gale Kapısından Girdim İçeri, Dünürşüler Bölük Bölük Hey, Düriyemin Güğümleri Kalaylı, Garalı Yazmam Benek Benek, Yeşil İpek Bükene, Oğlanda Kolunu Sallama Ana Hamam Vaadınmı oyunları sayabiliriz

Karabük İlinin araştırmalardan anlaşılacağı üzere halk oyunları açısından zengin bir ilçesi de Yenice’dir Yenice Halk Oyunları, Köy Göçtü Oyunu, Arap Oyunu, Güvercin Takla ve Kaşık Oyunları biçiminde adlandırılmaktadır Bunlardan Arap oyunu üç kişi tarafından oynanır Esas oyuncu iki kişidir Üçüncü kişi söylediği türkülerle oyunun biçim ve tarzını belirler Oyunculardan ikisi ceketlerini ters şekilde giyer, başlarına birer fes geçirerek yüzlerini siyaha boyarlar Üçüncü kişi oyunu, söylediği şu türkü ile başlatır


Çalkala Arabım çalkala
Gıç gıça gelde ırgala
Arap da dereye apışmış
Kıçına da yavrusu yapışmış

Alıntı Yaparak Cevapla

Karabük Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #10
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karabük Gelenek Ve Görenekleri




Müzik Kültürü

Karabük’ün musiki folkloru bakımından en zengin kaynak ve dokümanlara sahip ilçesi Safranbolu’dur Safranbolu’ya ait türküler, konu itibari ile şu başlıklardan oluşmaktadır

Muhabbet Havaları
Düğün Havaları
Oturak Havaları
Esnaf Havaları
Uzun Havalar (Bozlak-Mani)
Yöreye özgü türkülerden bazıları ise,

- Aç Kapı Oyun Havası,
- Beyleraman
- Evlerine Varamadım Arımdan
- Kayadan İner Akrap
- Çadır Kurdum Eyri ovanın düzüne
- Selamda söylen Beybubama
- Daş Harmanın Yazısı
- Yeşil İpek Bükene
- Dürüyem
- Yaş Nane Kuru Nane
- Havaş Bülbül Olacak

Safranbolu dışında Türkü derlemesi açısından en zengin folklora sahip ilçelerimizden biri de Yenice’dir Sadece çevre köylerde orak biçme esnasında kadınların uzun hava tarzında söylediği, yöreye özgü bir türkü vardır ki buna “Hoy” adı verilmektedir Hoy, kadınlar tarafından imece halinde veya birlikte ekin biçilirken belirli bir usul ve düzene göre söylenir Bir veya iki kadın tarafından okunmaya başlanan türkü diğer kadınlar tarafından da beraber ve koro halinde tekrar edilerek söylenir Bu gelenek yörede “Hoy Söylemek” şeklinde dile getirilir
Hoy Türküsü
Ekincüğüm döşek gibi
Ne duruyon eşek gibi
Oracığım kesmez oldu
Bileceğim tu itmaz oldu
Kalmadı gidiyor ekincüğüm baştan başa
Yeni camii direk ister
Söylemeye yürek ister
Benim karnım toktur ama
Arkadaşlar börek ister
Kalmadı gidiyor ekincüğüm baştan başa
Buğdaylarım ola gelmiş
Tarlalara dola gelmiş
Ekincüğüm orak ister
Arkadaşlar börek ister
Kalmadı gidiyor ekincüğüm baştan başa
Bir taş attım ala kaza
Vardı tuttu yavru kaza
Haydi gidelim kara taşa
Benim gönlüm sarı kıza
Kalmadı gidiyor ekincüğüm baştan başa
Ben giderim öte başa
Gelmez misin beri başa
Ben atlarım baştan başa
Gelmez misin beri başa
Kalmadı gidiyor ekincüğüm baştan başa

Alıntı Yaparak Cevapla

Karabük Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #11
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karabük Gelenek Ve Görenekleri




Giyim

Giyim: Karabük ve ilçelerinde tarih boyunca çeşitli kavimlerin yaşadığı araştırmalarla saptanan tarihi, kültürel değer ve unsurlarından anlaşılmaktadır Bu kültürel zenginlikler göz önünde bulundurulduğunda, halk oyunları giysilerinde çeşitli örneklere rastlamak mümkündür Giysileri;

Başa giyilen giysiler
Gövdeye giyilen giysiler
Ayağa giyilen giysiler
Aksesuarlar, olarak belirtmek gerekir

Erkek Giysileri

Erkekler genelde; çuha kumaştan yapılan ve mavi rengin hakim olduğu şalvar, cepken, keten(Diril) gömlek, yerli tezgahlarda dokunan kuşak, yerli yünden yapılan keçe külah, yün çorap ve Safranbolu yöresine özgü yemeniler giyer, yine dokuma ile elde edilen keçe külahı üzerine bağlanan ve kök boya ile renklendirilen renkli sarık ile kıyafet tamamlanır

Keçe Külahı (Fes): Yerli kuzu yününden kafaya uygun bir şekilde tas veya benzer araçların içine sıkıştırılarak yapılırdı Bu keçe külahları dikişsizdir Keçe külahları üzerine bağlanan ve kök boya ile renklendirilen kentli sarıklar bağlanırdı Bağlama biçimi ise yöre geleneklerine göre yapılırdı

Cepken : Mavi çuha kumaştan uzun kollu bel kemerine kadar uzanan üzerleri yöreye özgü motiflerle ekonomik durumlarına göre sim veya diğer renkli ipliklerle yaka, kol ağızları ve sırt kısmı süsleme yapılarak işlenen ve yöreye özgü bir dikim biçimi verilirdi

Şalvar : Mavi çuha kumaştan yöreye özgü bir şekilde kesimi yapılır Belden uçkurlu, geniş ağlı, ayak bileklerinde cepken motiflerine uygun bir şekilde ayak bilekleri ve cep ağızları sim ve diğer ipliklerle işleme yapılır Yerli dokunan uçkurla bağlanırdı

Gömlek : Keten (Diril) kumaştan, hakim yaka(yakasız), uzun kollu, bilekten düğmeli, yöreye özgü kesimle yapılır Çizgili kumaş hakimdir

Kuşak : Renkli ipliklerle el tezgahlarında dokunan kuşaklar bele bağlanarak giysiye çok güzel bir görünüm kazandırırdı

Yemeni : Eskiden giyilen kısa konçlu, hafif erkek ayakkabısı, çoğunlukla sarı yada siyah renkte Sahtiyandan yapılırdı Alçak ölçekli, sayası oldukça küçük olurdu Tulumbacıların giydiği yemenilerin yüzü en ince sahtiyandan(deri), tabanı da çok ince köseleden yapılırdı Sarayda kullanılan yemeniler sırmayla işlenir, değerli taşlarla süslenirdi

Yün Çorap: Yerli yünden dokunan yün çoraplar giyilirdi Erkeklerde beyaz renk takım, kadınlarda daha desenli ve renkli biçimler hakimdi Aksesuar olarak, köstekli saat, ağızlık, tütün tabakası ve kama ile süslenirdi

Tütün Kesesi: Sağ yana takılır Boncuk işlemeli ipek saçaklıdır Yürürken baldırını dövecek şekilde sallanır

Köstek : Boyundan aşırmalı gümüş savatlıdır Beline aşağı sallanır

Çevreler (Kama): Kınından yarı beline kadar sıyrılmış kabzası ile kını arası sırma işlemelidir


Kadın Giysileri

Yörede kadın giysileri Bindallı entari, Üçetek Entari, Tepebaş, Sırmalı Kadife, Şeteriye, Fistan(uzun entari), Pamuklu Entari, Uzun Pazen Don(Setüklü), Oyalı Yazma, Silimli Çevre, Tepelik, Çorap, Dolak, Çarık, Zelgerde ve takılardan oluşurdu

Başa giyilen : Bayanlarda yandan inen Zülüfler(avruka) kadının güzelliğini daha da bütünleştirir Oyalı yazmalar topuzun çevresine bağlanır Başta serbest bir şekilde başa örtülürdü Kare şeklinde desenli, etrafı oyalıdır

Bindallı : Bazı bölgelerde, hazır olarak kutu içinde satıldığından kutu içi entari adıyla anılan elbiseler XIX Asrın başlarından itibaren giyilmiştir Bu entarilerde çoğunlukla kadife, nadiren atlas kumaşlar kullanılmıştır Boy entarisi şeklinde olan bu elbiseler bindallı tarzında sırma ile işlenmiştir Bu sebeple bu elbiselere bazı bölgelerde “Bindallı” da denilmiştir Topuklara kadar tamamıyla düz inen bu entarilerde eteğe bolluk vermek maksadı ile koltuk altından itibaren yanlarına birer ikişer peş konulmuştur Peşli entari ismi ile de anılmıştır Yaka bazılarında yuvarlak, bazılarında kare şeklindedir Yuvarlak olanlar önden bele kadar, kare olanlar ise yandan göğse kadar açık ve parçalıdır Kolları hafifçe bol ve uzundur Kol ve yenleri bazılarında dilimli, bazılarının yaka, kol ve kenarları iki parmak genişliğinde beyaz dantellidir

Bu elbiselerle başa yemeni ve krep örtülüp bele gümüş kemer takılırdı Çoğunlukla mor kadifeden, üzerine kabartma olarak sırma ile çeşitli bitki motifleri işlenen ve bindallı adıyla adlandırılan elbise çeşidi gelinlerin ve törenlerin en sevilen ve en değerli kıyafetlerindendi Yörede bindallının dışında kadınlar, yöreye özgü Üçetek, Şalvar, Entari gibi giysiler giyerlerdi

Üçetek Entari: Üç etek denilmesinin sebebi, eteğin üç ayrı dilim biçimde yapılmasındandır Arkası tek parça, ön tarafı ortadan iki parçaya ayrılmış biçimdedir Eteğin üç parça oluşu kişiye hareket kolaylığı sağlamaktadır Öndeki iki parça kaldırılarak beldeki kuşak yada kemere takılarak da kullanılmaktadır Üç etek entari içine şalvar giyilerek de kullanılmaktadır Üç etek entariler daha sonraları yan ve ön parçaları birleştirilerek entari olarak da kullanılmıştır

Ayağa giyilen: Ayakta hafif topuklu, tonguraklı kundura veya mesler giyilmiştir Orta yaşlılar yandan açmalı kancalı “sümsüm” adı verilen mesler tercih etmişlerdir

Takılar
Kaplama (Kebe), Ön Zinciri, Koltuk Zinciri, Beşibirlik, Sorguç ve Enteşe’den ibarettir

Ön Zinciri: Bir takımı 20’lik ve 30’luk 200 mahmudiye altınından ibaret, zincir üzerine sıralanmış ve “kebe” nin üzerinden geçmek suretiyle boyuna asılmıştır Bir ucu yine aynı şekilde yapılmış ve göğüsten çapraz olarak koltuk altından geçirilip koltuk zincirine bağlanmıştır

Beşibirlik: Boyuna takılan, on taneden aşağı olmaz 20-30 sıradan ibaret ufak inci sıraları da bir araya getirilerek kalınlaştırılır ve boyuna bağlanır

Koltuk Zinciri: Altın dizelerinin koltuk ve boyundan geçirilmiş şeklidir

Toka: Som altın veya gümüş işlemeli ve savatlı bir kemerdir

Entese: Altın veya gümüş savatlı enlice bilezik, iki bileğinde süsüdür

Sorguç: Alnın ortasına iliştirilen el kadar elmastan yapılmış tamamlayıcı bir takıdır

Eflanide Giyim Kuşam

[color="deepskyblue"]Kadın Kıyafetleri:[/b] Düz entari, belde şal veya şal taklidi kuşak, peştamal, başta kısa fes, çeki denilen yazma sarık, bunun üstüne cenber denilen ve kadınların kendileri tarafından dokunan fitilli bir baş örtüsü, ayakta yemeni

Erkek Kıyafetleri: Şalvar, üstünde yünden örülmüş kuşak, çift yönlü ve pamuklu mintan, üstüne ceket veya palto

Alıntı Yaparak Cevapla

Karabük Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #12
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karabük Gelenek Ve Görenekleri




Mimari, Isınma, Aydınlanma

Mimari: Yöremiz Paleolitik çağlardan beri çeşitli uygarlıkların yerleşim yeri olmuştur Yöremizdeki mimari durumu Türk İslam öncesi dönemine ait kültürel yapıları ve mimari yapıları ile Türk İslam dönemi ne ait kültürel ve mimari yapıları şeklinde iki bölümde inceleyebiliriz Türk İslam Öncesi dönemine ait en önemli eserler Bürnük Köyü ve mahallelerindeki kaya mezarları, Safranbolu İlçesindeki Hacılarobası, Üçbölük, Çavuşlar, Akören Köylerindeki kaya mezarları, Eskipazar İlçesinde Deliklikaya, Hisariçi kaya mezarları, Ovacıkta Gerdek Boğazı, Karain kaya mezarları sayılabilir Ayrıca Bürnük Köyündeki kaya kabartması, Eskipazar’daki kaya tünelleri ile Safranbolu’daki Ulu Camii(Ayestefenos Kilisesi) en önemli yapılardırTürk İslam dönemine ait eserler çoğunlukla Safranbolu’da odaklanmıştır İlçeler bölümünde Safranbolu’daki eserler hakkında kısaca bilgiler verilen döneme ait çok sayıda, han, hamam, cami, köprü, konak, çeşme, çarşı, kale vb gibi değerler bulunmaktadır Safranbolu’yu ülkemizde ve dünyada ön plana çıkaran en önemli unsur geleneksel Türk mimarisi tarzındaki evleridir Bu evler bir yandan kentsel konumlarıyla diğer yandan mimarileriyle dikkate değerdirler Safranbolu evleri yüzlerce yıllık bir süreçte oluşan Türk kent kültürünün günümüzde yaşamaya devam eden en önemli yapı taşlarıdırYöresel mimarinin en önemli öğesi olan;
SAFRANBOLU Evleri: Safranbolu İlçesinde 1819yy ile 20 yy başlarında yapılmış 2000 geleneksel ev mevcuttur Bu eserlerin 800 kadarı yasal koruma altındadır Evler, “Bağlar “ ve “Şehir “ bölgesinde yoğunlaşmıştır Şehir kısmında kışın, Bağlar kısmında yazın yaşanılır Bölgedeki evler diğer evin görüntüsünü bozmayacak mimaride ve düzende yapılmıştır Evlerin yapımında taş, ahşap, kerpiç, alaturka kiremit gibi malzemeler kullanılmıştır Ticaret ve üretim işleri “Şehir” bölgesinde yoğunlaşmıştır Şehirde bakırcılar, demirciler,semerciler, dericiler lonca sistemine göre örgütlenmişler ve dükkanları ayrı yerlerde bir aradadır Evler sokaklardan bazen yüksek duvarlarla ayrılmış, bazen de ayıbacağı tabir edilen payandalarla ve köşe başındaki evlerin duvarlarındaki pahlarla sokaklarla bir uyum ve ahenk oluşturmuştur Evler genellikle 2-3 katlı, 6-8 odalı, geniş hacimlidir Bahçeleri genellikle bol meyveli, havuzludurEvlerin saçak köşelerine uğur getirmesi için geyik boynuzu asılması geleneği yaygındır Evlere giriş çift kanatlı büyük kapılardan ‘hayat’ tabir edilen bölüme olur “Hayat” kısmından bir kapı ile hayvanların barındığı ahır kısmına geçilir Hayat bölümünde, taşlık ve kışlık odunların dizildiği “giliste” bulunur Bu bölüm evdeki hava sirkülasyonunu sağlarYazın havalandırma, kışın ise soğuk havalara karşı izole işlevi görür Hayat bölümünden bir merdivenle orta kata (Sofa) çıkılır Orta kattan üst kata çıkış sofadan bağlantılıdır Odalar evin en önemli öğesidir Oturma, yemek yeme, çalışma, yatma gibi eylemlerin tümünün gerçekleşebildiği çok amaçlı mekanlardır Odalara giriş sofadan olur Sofadan direkt odaların içi görülmez Odaların giriş kapılarında oda ile doğrudan teması esen ahşap paravana düzeni bulunur Odaların tavanı, dolabı, ahşap süslemelerle kaplıdır Safranbolu’da evler fonksiyonel yapılmış, doğa-insan-ev, sokak-ev çarşı ilişkileri son derece düzenli ve dengelidirTüm evler kendilerine göre daha merkezi konumdaki kamu binalarına, dini yapılara, anıt eserlere dönüktür Hiçbir ev diğerinin görünüşünü engellemez Çevreye ve komşuya saygı ön plandadır

Isınma: Isınma, ocakta yakılan odun ile olur Közler mangala alınarak odalara getirilir Yöremize soba çok yakın tarihlerde gelmiştir (19 yy sonları ve20 yy başları) Sobanın yöremize gelmesi ile katı yakıt olarak odun ve kömür kullanılmıştır Son zamanlarda kent alanlarında kalorifer ile ısınma yaygılaşmıştır

Aydınlanma: Yaygın olarak idare lambaları kullanılırdı İdare lambaları gaz yağının konulduğu hazne, fitil ve cam şişeden oluşur Cam şişe islendiğinde bezle silinirdi Daha sonra lüks lambası denilen gaz, basınç, gömlekten ibaret lambalar kullanılmıştır Demir ve Çelik Fabrikalarının 1937 yılında kurulması ile İlimizde elektrik kullanımı yaygınlaşmıştır

Alıntı Yaparak Cevapla

Karabük Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #13
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karabük Gelenek Ve Görenekleri




Geleneksel Sanatlar - Zanaatlar


Usta-çırak ilişkisi ile sürdürülen bu meslekler yavaş yavaş yerini teknolojiye bırakmaktadırlar Bu gün yöremizde geçmişten kalan el sanatları folklorik unsur olmuşlardır Bu gün Safranbolu dışında el sanatları konusunda adeta bir unutulma söz konusudur Burada Eflani, Ovacık, Yenice ve Safranbolu el sanatları ve ürünleri konusunda da bilgi verilecektir

Ovacık’ta unutulan yada unutulmak üzere olan el sanatlarından başta “İp Bükme” ve bununla ilgili işler yer almaktadır İp bükümünde çıkrık denilen bir alet kullanılırdı Koyun yünü ve keçi tiftikleri mengere denilen bir aletle ip haline getirilmekte idi Elde edilen bu iplerin bir bölümü ile çorap örülmekte idi Yörede el sanatları ile ilgili ikinci unsur ise kilim tezgahlarında çul kilim ve çuval dokumaktır Bu el sanatları az da olsa Ovacık ve köylerinde yaşatılmaktadır Ovacık’ta orman ve ormana dayalı el sanatları konusunda ve taş işlemeciliğinde dikkate değer ürünler görülmektedir Bunlar; övendire, döven, tırmık, yaba, diren, anadut, masa, sandalye, sepet gibi ağaç işleri malzemeleri ile mezar taşı, el değirmeni taşı, kösüre gibi taş ham maddeli el işleri ürünleridir Ancak taş işlemeciliği sanatı önemini tamamen kaybetmiş durumdadır

Eflani’de el sanatlarının üretilen ürünler açısından üç unsuru vardır Öncelikle belirtmek gerekirse yörede bunların hepside günümüzde işlevini kaybetmişlerdir Eflani’de el sanatlarının birinci unsuru “Cember” denilen mahalli başörtüsüdür Bunlar evlerdeki tezgahlarda dokunmaktadır Yöresel başörtüsü olarak kullanılan çember günümüzde ev dekorlarında masa örtüsü, gömlek, süsleme kumaşı olarak da kullanılmaktadır İkinci unsur, özel olarak örülen çoraplardır Üçüncü unsur, “Dokurcun” adı verilen kadınların entari yerine giydikleri giysidir

Yenice’de de el sanatları folklora konu olmuştur Şöyleki; bundan 30-40 yıl öncesinde Yenice köylerinde “Düzen” adı verilen dokuma tezgahlarında keten ipliğinden dokunan göynekler (Keten Gömleği) yine kadınların giydikleri, sırma işlemeli ve belden kuşakla bağlanan “Kutnu Entariler” yörenin simgesel kıyafetleri arasında yer almaktadır Ayrıca Yenice İlçesinde bastonculuk ve şimşir kaşık yapımı devam etmektedir

Safranbolu el sanatlarının günümüze kadar gelmiş ve günümüzde de yapılmakta olan türleri, yemenicilik, deri işlemeciliği, ağaç oymacılığı, semercilik, demircilik ve bakır işlemeciliğidir Bugün Safranbolu’da hala el sanatları alanında çarşı da üretim yapan zanaat gruplarından az miktarda olsa da semerci, saraç, demirci, bakırcı ve kalaycı bulunmaktadır Safranbolu’da yapılan el işlemelerinden beyaz iş(delik işi) ve iğne oyası işi ünlüdür Safranbolu ve köylerinde yaşayan halkın geleneksel olan ürünü bez dokumalardır Yöreye has ince ve kalın olarak dokunmakta ve bu dokumalar halkın günlük kıyafetlerinde(iç ve dış giyimde) kullanılmaktadır Dar tezgahlarda yapılan bu bezlerin bazıları kenar şeritlidir Bu çeşitlemeler köylere göre değişiklik göstermektedir Günümüzde dokuma ustaları artık bu üretimi yapamayacak kadar yaşlanmışlardır Yeni nesil ise teknolojinin gelişmesi ile bu uğraş alanına rağbet göstermemektedir

Alıntı Yaparak Cevapla

Karabük Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #14
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karabük Gelenek Ve Görenekleri




Mimari, Isınma, Aydınlanma

Mimari: Yöremiz Paleolitik çağlardan beri çeşitli uygarlıkların yerleşim yeri olmuştur Yöremizdeki mimari durumu Türk İslam öncesi dönemine ait kültürel yapıları ve mimari yapıları ile Türk İslam dönemi ne ait kültürel ve mimari yapıları şeklinde iki bölümde inceleyebiliriz Türk İslam Öncesi dönemine ait en önemli eserler Bürnük Köyü ve mahallelerindeki kaya mezarları, Safranbolu İlçesindeki Hacılarobası, Üçbölük, Çavuşlar, Akören Köylerindeki kaya mezarları, Eskipazar İlçesinde Deliklikaya, Hisariçi kaya mezarları, Ovacıkta Gerdek Boğazı, Karain kaya mezarları sayılabilir Ayrıca Bürnük Köyündeki kaya kabartması, Eskipazar’daki kaya tünelleri ile Safranbolu’daki Ulu Camii(Ayestefenos Kilisesi) en önemli yapılardırTürk İslam dönemine ait eserler çoğunlukla Safranbolu’da odaklanmıştır İlçeler bölümünde Safranbolu’daki eserler hakkında kısaca bilgiler verilen döneme ait çok sayıda, han, hamam, cami, köprü, konak, çeşme, çarşı, kale vb gibi değerler bulunmaktadır Safranbolu’yu ülkemizde ve dünyada ön plana çıkaran en önemli unsur geleneksel Türk mimarisi tarzındaki evleridir Bu evler bir yandan kentsel konumlarıyla diğer yandan mimarileriyle dikkate değerdirler Safranbolu evleri yüzlerce yıllık bir süreçte oluşan Türk kent kültürünün günümüzde yaşamaya devam eden en önemli yapı taşlarıdırYöresel mimarinin en önemli öğesi olan;

SAFRANBOLU Evleri: Safranbolu İlçesinde 1819yy ile 20 yy başlarında yapılmış 2000 geleneksel ev mevcuttur Bu eserlerin 800 kadarı yasal koruma altındadır Evler, “Bağlar “ ve “Şehir “ bölgesinde yoğunlaşmıştır Şehir kısmında kışın, Bağlar kısmında yazın yaşanılır Bölgedeki evler diğer evin görüntüsünü bozmayacak mimaride ve düzende yapılmıştır Evlerin yapımında taş, ahşap, kerpiç, alaturka kiremit gibi malzemeler kullanılmıştır Ticaret ve üretim işleri “Şehir” bölgesinde yoğunlaşmıştır Şehirde bakırcılar, demirciler,semerciler, dericiler lonca sistemine göre örgütlenmişler ve dükkanları ayrı yerlerde bir aradadır Evler sokaklardan bazen yüksek duvarlarla ayrılmış, bazen de ayıbacağı tabir edilen payandalarla ve köşe başındaki evlerin duvarlarındaki pahlarla sokaklarla bir uyum ve ahenk oluşturmuştur Evler genellikle 2-3 katlı, 6-8 odalı, geniş hacimlidir Bahçeleri genellikle bol meyveli, havuzludurEvlerin saçak köşelerine uğur getirmesi için geyik boynuzu asılması geleneği yaygındır Evlere giriş çift kanatlı büyük kapılardan ‘hayat’ tabir edilen bölüme olur “Hayat” kısmından bir kapı ile hayvanların barındığı ahır kısmına geçilir Hayat bölümünde, taşlık ve kışlık odunların dizildiği “giliste” bulunur Bu bölüm evdeki hava sirkülasyonunu sağlarYazın havalandırma, kışın ise soğuk havalara karşı izole işlevi görür Hayat bölümünden bir merdivenle orta kata (Sofa) çıkılır Orta kattan üst kata çıkış sofadan bağlantılıdır Odalar evin en önemli öğesidir Oturma, yemek yeme, çalışma, yatma gibi eylemlerin tümünün gerçekleşebildiği çok amaçlı mekanlardır Odalara giriş sofadan olur Sofadan direkt odaların içi görülmez Odaların giriş kapılarında oda ile doğrudan teması esen ahşap paravana düzeni bulunur Odaların tavanı, dolabı, ahşap süslemelerle kaplıdır Safranbolu’da evler fonksiyonel yapılmış, doğa-insan-ev, sokak-ev çarşı ilişkileri son derece düzenli ve dengelidirTüm evler kendilerine göre daha merkezi konumdaki kamu binalarına, dini yapılara, anıt eserlere dönüktür Hiçbir ev diğerinin görünüşünü engellemez Çevreye ve komşuya saygı ön plandadır

Isınma: Isınma, ocakta yakılan odun ile olur Közler mangala alınarak odalara getirilir Yöremize soba çok yakın tarihlerde gelmiştir (19 yy sonları ve20 yy başları) Sobanın yöremize gelmesi ile katı yakıt olarak odun ve kömür kullanılmıştır Son zamanlarda kent alanlarında kalorifer ile ısınma yaygılaşmıştır

Aydınlanma: Yaygın olarak idare lambaları kullanılırdı İdare lambaları gaz yağının konulduğu hazne, fitil ve cam şişeden oluşur Cam şişe islendiğinde bezle silinirdi Daha sonra lüks lambası denilen gaz, basınç, gömlekten ibaret lambalar kullanılmıştır Demir ve Çelik Fabrikalarının 1937 yılında kurulması ile İlimizde elektrik kullanımı yaygınlaşmıştır

Alıntı Yaparak Cevapla

Karabük Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #15
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karabük Gelenek Ve Görenekleri




Yiyecek-İçecek


Karabük mutfağı ile ilgili olarak yapılan araştırmalarda saptanan 100’den fazla yemek çeşidi yöre mutfağının zenginliğini açıkça ortaya koymaktadır Karadeniz mutfağının tipik özelliklerini taşıyan bazı yemekler Karabük mutfağının baş yemekleri arasında yer almaktadır

Gözleme, Safranbolu Bükmesi, Kuyu Kebabı, Kara Mancar, yaprak dolması, Yayım(Ev Makarnası) perohi, bandırma, sini çöreği, çullu börek, bazlama, su böreği, ev baklavası, safranlı zerde, höşmerim, haluşka bulunabilecek yöresel yemeklerdendir Bölgede özellikle sonbaharda bulunan Kanlıca ve diğer mantar çeşitlerinden de yemek ve börekler yöre mutfağına zenginlik katmaktadır Her zaman taze satılan helva çeşitleri ile fındıklı, şamfıstıklı güllü ve safranlı çeşitleri bulunan Safranbolu lokumları da ünlüdür

Safranbolu Yemekleri: Çok zengin bir yemek kültürü vardır Bunlardan en ünlüleri, uzun fasulye, dilme fasulye, et yemeği, perohi, yayım, ekşili kelle, yaprak dolması, kuru çörek, sini çöreği, göbü, bükme, zerde, höşmerim, un helvası, delioğlan sarığı, oklava dolaması, çingene baklavası, haluşkadır

Bütün Et Yemeği: Parçalar halindeki et tereyağında kızartılır Su ilave edilerek kaynatılır Salça konur

Perohi: Hamur un, su, yumurta ile hazırlanarak yoğrulur 2 mm Kalınlığında açılır 5 cm kareler halinde kesilir Ortasına torba(süzme) yoğurdu nane ve tuz ile hazırlanmış karışım konulup üçgen şeklinde kapatılır Kaynayan suya atılarak haşlanır Pişince suyu süzülerek üstüne kızdırılmış tereyağı gezdirilir

Höşmerim: Un ve yumurta harmanlanıp, ufak toplar haline getirilir, pembeleşinceye kadar yağda kavrulur Ocaktan inmesine yakın içine dövülmüş –ceviz konularak biraz daha kavrulur Bir kaba alınarak üzerine ılık şeker şurubu konulur

Yayım: Kaynar suda haşlanan ev makarnasının suyu süzülür, üzerine isteğe göre kıyma, ceviz, keş, yoğurt dökülerek hazırlanırVe kızdırılmış tereyağı gezdirilir
Üzerine konan malzemeye göre isimlendirilir

Zerde: Safran bir kapta boyası çıkıncaya kadar ıslatılır Pirinç özelleşinceye kadar haşlanır İçine safran konur İneceğine yakın şeker konur
Eflani Yemekleri: Tarhana, uğmaç çorbası, çimdik, mıhlama, malak, bandırma, çullama, nişasta helvası, ekmek böreği ve gözleme en önemli yemek ve tatlı çeşitleridir

Yenice Yemekleri: İlçenin geleneksel yemekleri, Kara lahana, malay, şaptak, mısır çorbası, ceviz helvası, bazlama, katlaç, lokma, muska dır

Ceviz Helvası: Sadece Yenice’de yapılan yöreye has bir helvadır Bayramlarda yapılarak satışa sunulur Şeker bir kazana dökülür İçine az miktarda su konularak takriben 50 dk Kaynatılır Kaynama esnasında içine eritilmiş limontuzu ilave edilir Daha sonra kazan indirilerek soğumaya bırakılır Bu arada yumurta akları çırpılarak kazandaki malzemeye ilave edilir Malzeme kıvama geldikten sonra kazan ocaktan alınarak hazırlanan ceviz içleri ilave edilir Ve 3-5 dk Karıştırılır Daha sonra temiz bir çarşafa un serilerek kazandaki malzeme bunun üzerine boşaltılır Burada 30 dk soğumaya alındıktan sonra katı hale gelen helvalar sandıklara konarak satışa hazır hale gelir

Karalahana (Karamancar): Malzeme olarak karalahana, mısır yarması, kuru fasulye, pırasa, kabak, yağ ve tuz kullanılır Karalahanalar temizlenerek doğranır Bir tencerede sıcak su hazırlanır Sonra ocaktan alınarak temiz bir kapta süzülerek toplanır İçine el değirmeninde öğütülmüş mısır yarması, haşlanmış kuru fasulye, pırasa ve kabak ilave edilir Ayrı bir tencerede yeteri kadar su ve yağ ilave edilerek ocağa sürülür Kıvamına gelinceye kadar pişirilir
Ovacık Yemekleri: Ovacık yemek çeşitleri arasında, un çorbası, göce çorbası, keşkek çorbası, malak, yoğurtlu yumurta, çul böreği, bişi, cevizli ekmek, cizleme, un helvası sayılabilir

Çullu Börek: Yufka açılır, saçta pişirilir Pişirilen yufkalar ince ince kesildikten sonra, tereyağı ile iyice karıştırılır Bakır siniye; altına yufka döşenir, kesilmiş olan yufkalar siniye yayılır ve üstü yufka ile örtülür Ateş korunda kızartılırken tereyağı eklenip iyice kızartılması sağlanır Genellikle düğün yemeği olarak kullanılır

Yoğurtlu (Katıklı) Yumurta: Kaynamakta olan suya yumurta ve sarımsak bırakılır Yumurta pişince suyuyla birlikte bir tabak yoğurdun üzerine dökülür Üzerine eritilip kızartılmış yağ dökülür Kaynama suyunun az olmasına dikkat edilmelidir

Yörede daha sonra ihtiyaç olduğunda yazın veya kışın kullanılmak üzere bazı yiyecekler önceden hazırlanır Bunlar; kuru kıyma, kavurma, yufka, yayım, tarhana, pekmez, salça, sirke, keşkek, hoşaf olarak tüketilen pestil, çeşitli meyve kuruları(elma, armut, ayva, dut vb), şerbet olarak tüketilen çeşitli meyve ezmeleri(kızılcık, ayva, erik, vişne, kuşburnu vb), yemeklik olarak kullanılan çeşitli sebze kuruları( dilme fasulye, kurutulmuş patlıcan, dolma biber, sivri biber, bamya vb), çeşitli gıda maddelerinden yapılan turşular(biber, domates, lahana, salatalık, vb) çeşitli reçel türleri(kızılcık, çilek, vişne, ayva, üzüm vb) Bunların dışında ilkbahar ve sonbaharda yörede bulunan cincile, kanlıca, ebişke vb mantar türleri de yöre mutfağına ayrı bir zenginlik katar

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »
Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.