Nefisle Cihad'''

Eski 08-01-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Nefisle Cihad'''




NEFİSLE CİHAD

Nefıs bizim en büyük düşmanımızdır Akılla devamlı savaş halindedir Şeytani vesveselerden ilham alarak askerleriyle aklı inzivaya çektirip söndürmek ve beden meydanının yegane kahramanı olmak için ona saldırıverir Hedefi, melekleri nefis ülkesinden dışarı çıkarmak ve onu tamamen şeytanın işgaline geçirmektir Bu gaddar düşmanı alt etmek kolay bir iş değildir tabi ki Katiyet, mukavemet, sebat ve hatta cihada ihtiyaç vardır O da bir iki defa, bir iki gün veya bir iki yıl değil; ömrünün sonuna kadar devam eden bir cihada; zorlu, ciddi ve birbirini izleyen savaşlara gerek vardır Nefısi dizginlemek ve içgüdüleri kontrol etmek için zorlu bir savaş yapmalıyız Resulullah’ın (sav) ve Masum İmamlar'ın (as) buyruklarından ilham alarak aklın ve aklın askerlerinin yardımına koşmalıyız; nefsin cinayetlerinin önüne geçmeli, askerlerini çevirmeli ve kökünü kurutmalıyız; tâ ki, akıl, vücut ülkesine hakimiyet kurabilsin ve şeriatın buyruklarından ilham alarak bizi insanî mükemmellik ve Allah’a doğru seyr ve sülûk doğrultusuna hidayet etsin Nefis ile barış ve uzlaşma sağlanamaz ancak o mağlup olarak nihayet sonunda kendi yerinde oturup suikastlarından el çekinceye kadar onunla savaşılmalıdır Saadete ulaşmak için bundan başka bir yol yoktur; dolayısıyla nefisle savaşmaya, hadislerde cihad ismi verilmiştir Örnek olarak Hz Ali’nin (as) sözlerinden birkaçını naklediyoruz:


“Her zaman cihad ederek kendi nefsinize musallat olun (kontrol edin)”[41]


“Nefsin istek ve heveslerine galip gelin ve onlarla savaşın; zira eğer nefıs sizi bağlarsa helaketin en alçak derecesine düşersiniz”[42]


“Bilin ki, (nefisle) cihad etmekle Cennet satınalınır Her kim nefsiyle cihad edecek olursa ona musallat olur ve Cennet ise kadrini bilen için Allah’ın en güzel (sevabı) mükâfatıdır”[43]


“İki düşmanın birbiriyle savaştığı gibi nefisle savaş, cihad ederek onu Allah’a itaat etmeye zorla ve birbiriyle zıt olan iki şeyden birinin diğerine üstün geldiği gibi nefse galip gel; zira halkın en güçlüsü nefsine galip gelenidir”[44]


“Akıllı kimse nefsiyle cihad eden, onu ıslah eden, heves ve zevk peşinde olmaktan sakındıran ve bu vasıtayla onu dizginleyip kendi kontroluna geçiren kimsedir Doğrusu akıllı insan nefsini ıslah etmekle öyle bir meşgul olur ki; dünyaya, dünyada olan şeylere ve dünya ehline önem vermez”[45]


Nefisle cihad etmek önemli ve hayati bir savaştır Öyle bir savaş ki, dünya ve ahirette nasıl yaşayacağımız, nasıl ve hatta ne olacağımız ona bağlıdır Eğer biz cihad ederek nefsimizi mağlub etmez ve onu dizginlemezsek o bizi mağlub eder ve istediği her tarafa çeker Eğer biz onu kendimize tutsak etmezsek, o bizi kendine tutsak ve köle eder Biz onu güzel ahlâk ve güzel amele zorlamazsak, o bizi çirkin ahlâka ve kötü amellere zorlayacaktır Dolayısıyla nefisle cihad, Allah’a doğru hereket edenlerin omuzlarına bırakılmış olan en önemli ve en zor vazifedir, bu yolda her ne kadar güç sarfedilirse gerçekten değer


CİHAD-I EKBER

Nefisle cihad o kadar önemli bir meseledir ki Resul-i Ekrem (saa) onu cihad-ı ekber, yani büyük cihad diye tanıtmıştır O kadar ehemmiyettlidir ki hatta silahlı savaştan bile üstün bilinmiştir


Hz Ali (as) şöyle naklediyor: Resulullah (saa) düşmanla savaşmaları için bir ordu gönderdi İslam ordusu savaştan dönünce onlara: “Aferin cihad-ı asgarı (küçük cihadı) yapanlara! Ancak cihad-ı ekber (büyük cihad) onlar için farz olarak kalmıştır” buyurdular (Ashaptan bazıları) "Ya Resulallah! Cihad-ı Ekber nedir?" deyince hazret: “Nefisle cihaddır” buyurdular[46]


Hz Ali (as) şöyle buyuruyor: “Cihadlardan en üstünü iki tarafının arasında yer alan nefsiyle cihad eden kimsenin cihadıdır”[47]


Resulullah Hz Ali’ye (as) vasiyetinde şöyle buyurmuşlardır: “Ey Akıl! cihadların en üstünü hiç kimseye zulmetme kastı olmaksızın sabahlayan kimsenin cihadıdır”[48]


Bu hadislerde nefisle cihad, cihad-ı ekber (en büyük cihad) ve en faziletli cihad olarak tanıtılmıştır Öyle bir cihad ki hatta Allah yolunda yapılan silahlı cihaddan bile daha faziletli ve daha üstündür Allah yolunda yapılan cihadın üstün değerine ve onun en üstün ibadetlerden sayıldığına dikkat edilecek olursa nefisle cihadın burda değer ve önemi açıklığa kavuşur Nefisle cihadın üstünlüğünü izah ederken üç noktayı beyan edebiliriz:


1- Her ibadet, hatta silahlı cihad, iki açıdan nefisle cihadı gerektirmektedir:


a- İbadetleri bütün şartlarıyla tam olarak yerine getirmek nefisle cihada bağlıdır Acaba cihad edip çaba harcamaksızın namazı, kalp huzuruyla ve müminin miracı olacak, fahşadan ve münkerden nehyedecek olan bütün şartlara riayet ederek eda etmek mümkün müdür?!


Acaba cihad etmeksizin Cehennem'e kalkan olacak orucu kamil olarak eda etmek mümkün olabilir mi? Mücahid biri nefsiyle cihad etmeksizin canını ayağının altına alarak savaş meydanında hazır olup İslam düşmanlarıyla yiğitçe savaşabilir mi?


b- Her ibadet, ancak sırf Allah’ın rızası için yapılan her türlü şirk, riya, bencillik ve nefsanî garazlardan arı ve temiz olmak şartıyla Allahu Teâlâ’nın indinde makbul olup Allah’a yakınlaşmaya sebep olur ve böyle bir şey ise nefisle cihad etme dışında mümkün değildir Hatta silahlı cihad ve şehadet de ancak Allah’ın rızası ve Tevhid kelimesini yüceltmek için olunca değer kazanıp tekâmül ve Allah’a yakınlığa sebep olur Bu büyük ibadet bile şöhret, düşmandan intikam alma, adın tarihe geçmesi, riya ve gösteriş, makam ve mal, hayat sorunlarından kaçmak veya buna benzer diğer nefsanî hedefler olursa manevî değerini yetirir, insanı Allah’a yakınlık ve kurb makamına yükseltmez Binaenaleyh, nefisle cihad etmek bütün ibadet ve hayır amellerden ve hatta Allah yolunda silahlı cihad etmekten bile üstündür; zira onların hepsinin doğruluk ve mükemmelliği nefisle cihada bağlıdır İşte bu yüzdendir ki, nefisle cihad, cihad-ı ekber (büyük cihad) olarak adlandırılmıştır


2- Silahlı savaş belli bir zamanda ve özel şartlarla farz olur Ayrıca farz-ı aynî değil farz-ı kifa-îdir Bazı kimseleri bağlamaz Bazı zamanlarda cihad kesinlikle farz değildir; farz olduğu yerlerde ise farz-ı kifayî olup yeterince savaşçı iştirak ederse bu farz diğerlerinden Ayrıca kadınlara, yaşlılara, acizlere, güçsüzlere ve hastalara da farz değildir Fakat tam aksine nefisle cihad, herkese her zaman, her durumda ve her halde ve bütün şartlar altında farz-ı aynîdir ve insanın bütün hayatı boyunca her an yapması gereken bir cihaddır Masum İmamlar dışında hiç kimse hiç bir zamanda ondan gani (ihtiyaçsız) değildir


3- Nefisle cihad, bütün ibadetlerden, hatta mücahidin canından geçerek şehadetle karşı karşıya geldiği silahlı cihaddan daha zordur Zira hakka tamamen teslim olmak, bir ömür boyu nefsanî istek ve heveslerle mücadele etmek ve tekâmülün doğru yolunda ilerlemek, bir mücahidin bir kaç sabah savaş meydanında İslam düşmanlarıyla savaşmasından ve nihayet şehadet makamına erişmesinden çok daha zordur Nefisle mücadele etmek ve savaşmak o kadar zordur ki, sürekli ve amansız bir cihad, bir çok ızdıraba tahammül etme ve ilâhî teyidlerin olması dışında imkansızdır Dolayısıyla namazlarda devamlı: “Bizi doğru yola hidayet et” diyoruz Tekâmülün doğru yolunda ilerlemek o kadar zordur ki, kutlu İslam Peygamberi, Allahu Teâlâ’ya! “Allahım! bir göz açıp kapayıncaya kadar beni kendi nefsime bırakma” diye dua etmektedir



TEDAVİ KARARI

Nefsanî hastalık veya hastalıklarını tanıyıp hasta olduğumuza yakin ettikten sonra derhal tedaviye başlamalıyız; bu merhalede en önemli konu karar alma ve iradedir Eğer gerçekten kendimizi kötülüklerden ve çirkin ahlâktan arındırmak ister ve ciddi bir karar alırsak muvaffak olabiliriz Konuyu küçük sayar da ciddi bir karar almazsak sağlık ve selametliğe kavuşmamız imkansız olur İşte bu merhalede şeytan ve nefs-i emmare işe koyulur ve bizi aldığımız karadan vazgeçirtmek için her türlü hileye başvurur Ancak uyanık olup onun hilelerine aldanmamalıyız


Kendi çirkin sıfatlarımızı şöyle tevil edebiliriz: “Sen bu halkla birlikte, bir arada yaşamak istiyorsun, diğerlerinde de bu sıfatlar vardır, falancaya filancaya baksana, bu sıfatlardan daha büyüğünü taşımaktadırlar, daha kötü özellikleri var Sen tek başına iyi olabilir misin ki? Rezil olmak istemiyorsan halka uy


Ancak nefsin bu çirkin hilesi karşısında sıkı bir şekilde durmalı ve şöyle demeliyiz: "Diğerlerinin de bu hastalığa duçar olduğunu varsayalım, ancak bunun benimle ne ilgisi var? Diğerlerinin bu hastalığa bulaşması benim nefsanî kusuruma özür teşkil etmez; her durumda bu kusur ve hastalık bende de vardır ve eğer bu kusurla ölecek olursam ebedi bir bedbahtlığa tutsak, olurum Dolayısıyla kendi nefsimi tedavi ve ıslah etmek için çaba harcamak zorundayım"


Bazen de şeytan, vakit geçirme ve erteleme hilesiyle ortaya çıkarak bizi irademizden vazgeçirtebilir “Gerçi bu kusur sende var ve bunu ıslah etmen gerekir, ama geç olmaz ne acelesi var? Bırak falan iş bitiversin de sonra rahatça nefsinî ıslah etmeye başla Şimdi gençsin ve senin eğlenme zamanındır, yaşlanınca tövbe eder ve nefsini ıslah edersin” diyerek aldatabilir insanı


Bunun da bir çeşit şeytani hilelerden olduğuna dikkat etmeliyiz O tarihe kadar ölmeyeceğimiz ne malum? O tarih yetişmeden önce ölüm vakti gelip çatabilir ve bu nefsanî hastalıkla dünyadan göçebiliriz O durumda halimiz ne olur? Ayrıca o tarihe kadar yaşayabilsem bile, o zaman nefs-i emmare ve Şeytan hile etmekten ve beni aldatmaktan el çekerek, nefsimi ıslah etmem için beni rahat bırakır mı sanki?! O zaman da başka tür hilelerle beni kararımdan vazgeçtirir O halde şimdiden işe koyularak kötülüklere emreden isyankâr nefsimi dizginlesem daha iyi olmaz mı?


Bazen nefs-i emmare bize: "Sen günah işlemeye ve falan sıfata alışkanlık kazandın Bu alışkanlığını terketmen imkansızdır Sen heves ve isteklerinin esirisin kendini esirlikten nasıl kurtarabilirsin? Senin nefsin günah ve hatalar vasıtasıyla kararmıştır ve artık bundan dönüş yolun da yoktur" diyebilir


Bunun da bir çeşit hile olduğunu bilmeliyiz Nefs-i emmareye şöyle cevap vermeliyiz: "Alışkanlığı bırakmak imkansız değildir; bilakis alışkanlıkları bırakmak mümkündür Elbette zor olsa da yine de ne olursa olsun işe koyulmalı ve kendi nefsimi tezkiye etmeye çalışmalıyım Günah ve çirkin sıfatları terketmek imkansız olsaydı Resulullah (saa) ve Masum İmamlar (as) bu kadar ahlâkî tavsiyelerde bulunmazlardı Tövbe edip Allah’a yönelmenin yolu hiçbir zaman kapalı olmayıp daima açıktır Dolayısıyla kesin karar alıp nefsimi tezkiye etmeye gayret göstermeliyim"


Nefs-i emmare çirkin sıfatları ve nefsanî hastalıkları gözümüzde küçük göstererek şöyle söyleyebilir: "Sen farizelere bağlı olup, falan ve filan sünnetleri yerine getirdiğine göre Allah seni affeder, yerin Cennet'tir Çirkin sıfatlarına gelince onlar pek önemli değil; sünnetleri yerine getiriyorsun ya, işte bu onları telafi eder ve sen Allah’ın affına layık olursun"


Burada bu gibi tevillerin de nefs-i emmare ve şeytanın hilelerinden olduğuna dikkat etmeliyiz Nefs-i emmarenin önünü şöyle almalıyız: "İyi amel, takvalı kimselerden kabul edilir Takva ise, nefsi ıslah etmeden elde edilemez Eğer nefsimiz çirkinliklerden tasviye edilmezse iyi ve güzel şeyleri kendinde besleyemez Şeytan nefisten dışarı çıkmazsa melek içeri girmez Nefis, günah ve ahlâkî rezaletlerle karanlık ve bulaşmış olursa Ahiret yurdunda nur ve aydınlığı olmaz


Daha önce kapalı olarak değindiğimiz nefsanî hastalıkların her zaman tehlikeli sonuçlarına iyice dikkat etmeliyiz Ayrıca ahlâk ve hadis kitaplarına müracaat ederek nefsanî hastalıkların her birinin kötü etkilerine ve onların uhrevî sonuçlarına dikkat etmeliyiz Bu vasıtayla nefs-i emmare ve şeytanın hilelerine karşı mücadele vermeli ve nefsimizi ıslah ve tasfiye etmek için kesin bir karar almalıyız İrade merhalesinden geçecek olursak amel merhalesine yaklaşırız


NEFSE GALİP GELME VE ONU KONTROL ETME

İnsanın bütün fiil, hareket, söz, iyilik ve kötülüklerinin kaynağı nefsdir Eğer nefs ıslah olursa, insanın dünya ve ahireti sigorta edilmiş olur, ama eğer nefs fesada yönelirse kötülüklerin kaynağı oluverir ve onun peşini dünyevî ve uhrevî helaket izler Eğer insaniyet yolunda hareket edecek olursa Allah’ın yakın meleklerinden bile daha yukarı makamlara çıkabilir ve eğer insaniyetin değerli cevherini görmezlikten gelir de hayvaniyet doğrultusunda hareket edecek olursa hayvanlardan daha aşağılık olup alçak şeytanlık makamına düşer Bu iki yoldan her birinde hareket etmenin vesileleri insanın içinde saklanmıştır hem akla sahip olup fıtrî olarak insanî fazilet ve değerleri istemektedir hem de hayvan boyutuyla hayvanî eğilim ve iç güdülere sahiptir Ancak, hayvanî eğilim, istek ve içgüdüler batıl ve zararlı şeyler olup insanı sapıklığa düşürmez; tersine onların varlığı insan hayatı için gereklidir ve doğru istifade edildiği takdirde insanın tekâmülü ve Allah’a doğru seyr ve sülûk etmesi doğrultusunda vazifedar olabilirler


Ancak asıl sorun, hayvanî eğilim ve isteklerin belli bir sınırda durmaması ve diğerlerini gözetmemesidir Ne insanî eğilimlere önem verir, ne de diğer güdüleri gözetir Tamamen tatmin olmaktan başka bir hedefi yoktur Cinsel içgüdü tamemen tatmin olmayı, hedefine ulaşmayı ister ve bundan başka bir hedefi yoktur Yiyecek ve içecekten zevk alma, makam, mevki, şöhretperestlik, mal, servet, ev ve yaşam güzelliklerine alaka gösterme gibi diğer hayvanî güdüler ve yine öfke, gazab, intikam hırsı ve bundan kaynaklanan bütün sıfatlar belli bir sınırda durmaz; bilakis bunlardan herbiri mükemmel bir şekilde tatmin olmak isterler Dolayısıyla, bunlardan biri diğerine galip gelip nefsi kendine tutsak edinceye kadar, insan nefsi devamlı kavga, münakaşa ve cedellere meydan olup hiç bir zaman sükûn bulmaz


Bu arada akıl, çok önemli bir güç ve konuma sahiptir Şeriatın yol göstermelerinden yararlanarak nefsanî eğilim, içgüdü ve temayüllerini kontrol edip onların arasında denge kurarak ifrat ve tefritin önünü alabilir Yine hakimiyet makamını ele geçirip içgüdülerin istekleri arasında denge kurarak, nefıs ülkesini kargaşa, huzursuzluk ve aşırılıktan kurtarıp insaniyetin ve Allah’a doğru seyr ve sülûk etmenin doğru yoluna hidayet edebilir


Ancak aklın hakimiyet kurması da kolay bir iş değildir tabi; zira çok güçlü ve hileci bir düşmanla karşı karşıyadır Nefs-i emmare adındaki bu gaddar düşmanın onu savunan pek çok yardımcıları vardır


Allah'u Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Gerçekten nefıs Rabbimin kendisini esirgediği dışında var gücüyle kötülüğü emredendir”[30]


Resul-i Ekrem (saa) şöyle buyuruyor: “Senin en büyük düşmanın, iki tarafının arasında yer alan nefsindir”[31]


Hz Ali’den (as) şöyle naklediliyor: “Akıl ile şehvet birbirleriyle zıt iki şeydirler İlim, aklı savunur, heva ve heves ise şehveti teyid eder Nefıs ise bu iki gücün münakaşa ve şavaş meydanıdır Bunlardan her biri diğerine galip gelirse, o nefsi sultası altına alıverir”[32]


Keza Emir-el Müminin: Hz Ali (as) şöyle buyurmaktadır: “Şer ve kötülük bütün nefislerden saklıdır Nefsin sahibi ona galip gelirse öylece saklı kalır ve eğer mağlup olursa o kötülük açığa çıkar”[33]


Akıl iyi bir hakimdir, ancak yardımlaşma ve dayanışmaya muhtaçtır Bu kavgada aklın tarafını tutarak nefsanî isteklerimize, şehvet ve heveslerimize karşı koyup beden ülkesinin idaresini akla teslim edecek olursak çok büyük bir zafere ulaşmış oluruz Bu ise din önderlerinin, şeriat, tarikat ve hakikat rehberlerinin bizlerden istedikleri ve üzerinde oldukça fazla durdukları bir konudur Örneğin


Hz Ali (as) şöyle buyuruyor: “Şehvetlerin kalbinize galip gelmemesine dikkat edin Zira ilk önce sizi kendine köle eder ve nihayette de helakete düşürür”[34]


Diğer bir yerde Hz Ali’den (as) söyle naklediliyor: “Her kim nefsinin istek ve şehvetlerini kendi mülkiyetine (emri altına) geçirmezse aklına da sahip olamaz”[35]


Ayrıca Hz Ali’den (as) naklediliyor ki: “Nefsanî heveslerin insana galebe etmesi en büyük felakettir ve galip gelip onları tutsak etmek ise en güzel malikiyettir”[36]


İmam Sadık (as) şöyle buyurmaktadır: “Her kim, gönlü bir şeyi dilediğinde, korktuğunda, bir şeyi arzuladığında, hoşlandığında ve gazab ettiğinde kendi nefsini kentrol ederse Allah'u Teâlâ onun bedenini Cehennem ateşine haram kılar”[37]


Hz Ali’den (as) şöyle naklediliyor: “Günahları terketmek üzere nefsinize musallat olun ve onu yenin (kontrol edin) ki onu kendi emrinize almanız kolay olsun”[38]


Bu bakımdan, nefse musallat olmak, nefsanî istek ve hevesleri kontrol etmek; nefsi tasfiye ve tezkiye etmek için zaruri ve hayati bir şey sayılmaktadır Nefsi tezkiye etmek, bunun dışında imkansızdır İnsanın nefsi serkeş ve inatçı bir at gibidir; eğer onu terbiye ederek ehilleştirir ve dizginlerini ellerinize alıp sırtına binecek olursanız ondan yararlanabilirsiniz ve eğer ehilleşmez de kendi istediği tarafa giderse sizi uçurumlara düşürüverir Ancak serkeş nefsi ehilleştirmek çok zor bir iştir O ilk önce sizin karşınızda mücadele verecek ancak siz de ona layıkıyla mukavemet edecek olursanız, nihayet teslim olur


Hz Ali (as) şöyle buyuruyor: “Eğer nefsin senin karşında zorluk çıkarır da teslim olmazsa sen de, karşında zelil ve uysal olması için ona zorluk çıkar (sıkı tut) ve onu itaate zorlamak için hileye başvur”[39]


Ayrıca şöyle buyurmaktadır: “Siyah yazınız Nefsanî şehvet ve istekler, öldürücü hastalıklardır En iyi ilacı ise, onların karşısında sabırlı olmak ve mukavemet etmektir”[40]


[1]- Vesail"u-ş Şia, c11, s124


[2]- Vesail"u-ş Şia, c11, s124


[3]- Vesail"u-ş Şia, c11, s123


[4]- Ankebût/69


[5]- Bihar"ul-Envar, c70, s69


[6]- Kıyâmet/14-15


[7]- Kâfi, c2, s454


[8]- Bihar"ul-Envar, c70, s70


[9]- Bihar"ul-Envar, c70, s64


[10]- Gurer"ul-Hikem, c1, s196


[11]- Gurer"ul-Hikem, c2, s862




Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »
Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.