Sarı Gelin |
|
|
#1 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Sarı GelinEski bir türkü, son günlerde yeniden sık çalınır ve dinlenir oldu Günlük bir gazetede çıkan yazıdan, türkü hakkında çeşitli iddiaların ortalıkta dolaştığını öğrendik (Hürriyet-2000) Önce bu iddialara bakalım: "Azerbaycanlılar, bu türkünün Azerî türküsü olduğunu ifade ediyorlar Azerbaycan Büyükelçisi, "Ermenicede sarı ve gelin kelimeleri yok Bizde iki üç yüz yıldan beri söyleniyor Milletvekili Yılmaz Karakoyunlu, bu türküyü Ermenilere mal etti!" diye dert yanıyor![]() Sarı Gelin türküsü, Kuzeydoğu Anadolu coğrafyasında ortaya çıkmıştır Türklerin büyük bir kolunu teşkil eden Kıpçakların diğer adı da Kuman'dır Diğer kavimler, Kıpçakları "sarışın" anlamına gelen "Kuman" adıyla veya bu anlama gelen başka kelimelerle anmışlardır![]() Sarı Gelin, eski çağlardan beri Çoruh ve Kür ırmakları boyunda yaşayan Hristiyan Kıpçak beyinin kızıdır Bölgeye gelen Arap din adamlarından birinin âşık olduğu bu sarışın güzel etrafında gelişen efsaneler, Kars ve Erzurum yörelerinde yaşamaktadır![]() Türk kültüründen etkilenen Ermeniler arasında birçok şifahî halk edebiyatı ürünümüzün yaşıyor olması, Sarı Gelin türküsünün, bir Ermeni türküsü olduğu iddiasının ortaya çıkmasına sebep olmuştur ![]() Bu yazıda, Çoruh ve Kür ırmakları boyunda yaşayan Kıpçak Türklerinden bahisle, onların izlerini taşıyan bir efsanenin varyantları üzerinde durulmuştur Sarı Gelin'in bu efsaneyle birlikte, birkaç varyantını tespit edebildiğimiz bir türküye konu olması ve hatta bölgede bu adla anılan bir halk oyununun bulunması, tesadüf olamaz![]() Eski bir türkü, son günlerde yeniden sık çalınır ve dinlenir oldu ![]() Günlük bir gazetede çıkan yazıdan, türkü hakkında çeşitli iddiaların ortalıkta dolaştığını öğrendik (Hürriyet-2000) Önce bu iddialara bakalım:"Azerbaycanlılar, bu türkünün Azerî türküsü olduğunu ifade ediyorlar Azerbaycan Büyükelçisi, "Ermenicede sarı ve gelin kelimeleri yok Bizde iki üç yüz yıldan beri söyleniyor Milletvekili Yılmaz Karakoyunlu, bu türküyü Ermenilere mal etti!" diye dert yanıyor![]() Türkü tartışmasına katılan bir Erzurumlu: "Sarı Gelin, Ermeni kızıdır Türkü, bir dadaşın bu kıza olan âşkının nağmeleridir " diyerek, türkünün hikâyesini Kurtuluş Savaşı yıllarına dayandırıyor Bir Erzurumlu da, "Bu türkü, dadaş türküsüdür " diyor![]() Bir başka Erzurumlu, türkünün, bir filme meze yapıldığını, güftesinin çarpıtıldığını belirterek öfkesini dile getiriyor ![]() Milletvekili olan bir vatandaşımız, yazdığı senaryodan bahsederken, "Ermeniden beter Ermeni" üslûbuyla devletimizin Ermenilere haksızlık yaptığı noktasında duruyor Bu noktayı senaryosunun merkezi hâline getiriyor Sarı Gelin türküsünü de, Erzurumlunun dediği gibi "meze" yapıyor! Milletvekilinin ifadelerinde şunlar da var: "Sarı gyalin anbele pare pare![]() ![]() Ermenice sarı, dağlı demekmiş Dağlı gelin yani Ermenilerin Erzurum'dan ayrılırken Sarı Gelin'in müziğini götürmelerinden daha doğal ne olabilir ki?"Bir başka yazar söze karışıyor: "Ulusal aidiyet tartışmasını abes buldum doğrusu Müziğin vatanı olur mu? Sarı Gelin, kime ait olursa olsun, güzel bir türkü " diyor![]() Müziğin vatanı olur veya olmaz; ama siz gidip onun bunun dillerde dolaşan şarkısına, benim derseniz gülerler! Çok eski bir musıki tarihi olan milletin, kalkıp Ermeni'den türkü devşirmesi mümkün mü? Ama yüz yıllarca tebamız olmuş Ermenilerin bizden çok şey aldıklarını söyleyebiliriz Bunun tersi de olabilir Yani hakim halk, tebadan da alabilir Türkçedeki kelimelerin kökenine bakarsanız görürsünüz Bunlar olağan şeyler ama yüz yıllardan beri söylene gelmiş bir türkü söz konusu olursa, burada söyleyeceklerimiz vardır![]() Bir başka gazetede çıkan habere de göz atalım: "Yavuz Bingöl ve Yeşim salkım, Sarı Gelin'in sinema uyarlamasında Ermeni düşmanlığına karşı bayrak açacak " deniliyor Bu filmde, türkücü Yavuz Bingöl, Ermeni kızı rolündeki Yeşim Salkım'a âşık Türk subayını canlandıracakmış (Milliyet-2001)![]() Kıpçakların bir adı da Kuman'dır Bunlara Ruslar Polovets, Ermeniler Xartes, Almanlar Falben derlerdi ki, bu kelimelerin hepsi sarışın anlamına gelmektedir (Rasonyı-1971: 136) Kumanlarla temasa gelen üç kavim, Ruslar, Almanlar ve Ermeniler, Kumanları sadece "sarışınlar" diye isimlendirmişlerdir (Kurat-1992: 70)![]() Kıpçakların, güzel, sarışın, mavi gözlü, yakışıklı oldukları, birçok kaynakta belirtilmektedir (Kurat-1992: 70-72) Büyük şair Genceli Nizamî, İskendername adlı eserinde, Kıpçak güzelliğini dile getirmiştir Ayrıca şairin karısı Afak/Apak da Derbentli bir Kıpçak kızıydı Apak'ın güzelliği, şairi derinden etkilemişti Nizamî, eserlerindeki kahramanlarda onu canlandırmıştır (Resulzade-1951: 48-49)![]() Kumanlar, XII yüzyılda Gürcistan'da faaldiler Gürcistan'ın parlak çağının başbuğu Kubasar, bir Kıpçaklıdır Devletin, asker, maliye ve devlet işlerinde Kıpçaklar söz sahibiydiler Kraliçe Tamara'nın damarlarında da (annesinden dolayı) Kıpçak kanı vardır (Rasonyı-1971: 145)![]() Selçuklu Türkleri tarafından sıkıştırılan Gürcistan, onlara karşı savunmasız ve çaresiz kalmıştı Gürcistan Kralı, Kuzey Kafkasya ve Kıpçak Eli'nde yaşayan göçebe ve savaşçı Kıpçakları ülkesine davet etti Bunlar arasından çıkarılan 45 000 kişilik güçlü bir orduyla Selçuklulara karşı saldırılara başladı Gürcüler, Kıpçak ordusu sayesinde Tiflis şehrini yeniden ele geçirdiler (Berdzenişvili-Canaşia-2000: 142-143)![]() Sarışın, insan güzeli ve Türk ırkının en yakışıklı soyundan olan Kıpçaklar, Selçuklular tarafından ezilen Gürcistan hakimi Bagratlı hanedanını, büyük bir kudretle canlandırdılar 1080 yılından itibaren Selçuklu ülkesi durumuna gelen Ahıska, Ardahan ve Göle dolayları, 1124'te Kıpçakların eline geçti Gürcülerle aynı dini, Ortodoks Hristiyanlığı paylaşan Kıpçaklar, kendi hesaplarına fethettikleri Kür ve Çoruh boylarına (Ahıska, Ardahan, Artvin ve Ardanuç dolaylarına) yerleştiler (Kırzıoğlu-1953: 377) Bugün Kür ve Çoruh ırmakları boyu ile Çıldır Gölü çevresinde yaşayan halk, Kıpçakların torunlarıdır (Kurat-1992: 84)![]() Gürcistan'a bağlı bir beylik iken bölgeye gelen İlhanlıların da yardımıyla 1267 yılında Tiflis'ten kopan Kıpçak Atabekliği Hükûmeti, III Murat zamanında, 1578 yılında Serdar Lala Mustafa Paşa ve Özdemiroğlu Osman Paşanın fethiyle Osmanlı Devleti'ne katıldı (Zeyrek-2001) Bugün Ahıska, Ardahan, Artvin ve Erzurum'un kuzey ilçelerindeki kilise kalıntıları, Osmanlı zamanında Müslüman olan bu Ortodoks Kıpçakların hatıralarıdır![]() Azerbaycan'da Kür ırmağı boylarında yaşayan bir efsane, edebî eserlere de konu olmuştur Azerbaycanlı şair Hüseyin Cavid, Şeyh San'an adlı manzum piyesinde, konusunu halk arasındaki yaygın efsanelerden almıştır Arabistan'dan bu bölgeye gelerek İslâm dinini yaymağa çalışan din adamlarıyla ilgili bir efsanede, Şeyh San'an'ın Tiflis-Gürcü Padişahının güzel kızı Humar Hanıma karşı duyduğu aşk macerası anlatılır Bu kız uğruna Hristiyan hayatı yaşayan Şeyh, yedi yıl sonra kızı Müslüman eder Birlikte kaçmağa karar verirler Bunları takip eden kralın askerleri yetişince, âşıkların dileğiyle yer yarılır, âşıkları içine alır Âşıkların girdiği yerden kaynar sular çıkar Kızına ve yaptıklarına üzülen kral, bu suyun üzerine bir kilise yaptırarak hatıra bırakır (Kırzıoğlu-1953: 379-380)![]() Ortodoks Kıpçaklardan kalan hatıralardan biri de Kars ve Erzurum çevresinde anlatılan "Şeyh San'an ile Kralın Sarı Kızı" efsanesidir Bu efsaneyle birlikte bir de türkü, günümüze kadar gelmiştir Türküye geçmeden önce, Ortodoks Kıpçak Türklerini Müslüman etmek için çalışan İslâm misyonerlerinin macerasını ve sarışın Kıpçak kızlarının hatıralarını yaşatan bir efsanenin iki varyantını özetleyelim:Abdulkadir Geylanî'nin arkadaşı olan Şeyh San'an, bir bedduaya uğrayıp yolu Penek'e düşmüş Şeyh San'an, çobanlık yapıyor, Penek padişahının domuzlarını güdüyormuş Şeyhin nefsine ağır gelen domuz çobanlığı aynı zamanda eziyetli bir işti![]() Şeyh, bu şekilde çile doldurmakta iken, Penek padişahının biricik evlâdı olan güzeller güzeli Sarı Kız'a da âşık olmuş Hristiyan kız, şeyhin aşkından habersizmiş Bu duruma üzülen şeyh, Allah'a yalvararak kızın gönlüne kendi aşkının düşmesini dilemiş Dileği kabul olmuş Kız da şeyhe ilgi duymaya başlamış, hatta Müslüman olmuş Yedi yıllık çilesi dolan şeyh, bir gün Allahuekber dağlarından tef sesi geldiğini duydu Bu ses, çilesinin bittiğine işaretti Meğer tefi çalan, Geylanî'nin gönderdiği kırk mücahit müritmiş![]() Şeyh, tef sesinin geldiği dağa doğru koşmuş Onu gören Sarı Kız da arkasından koşup yetişmiş Bunu gören saray halkı, durumu padişaha bildirmiş Ordu, kaçak âşıkların ardına düşmüş Şeyhle kız, Allahuekber dağındaki kırk müride yaklaşmış Bu durum, Mısır'da Abdulkadir Geylanî'ye mâlum olmuş Oradan attığı teber, şeyhe ulaşmış Şeyh, bu teberle kâfir ordusuyla vuruşmaya başlamış Penek güzeliyle kırk mürid de cenge girmişler Kırk mürit şehit düşmüş Şimdi onların yattığı yere Kırklar, Kırk Şehitler Mezarlığı deniyor Dağın tepesine yetişen Şeyhle sevgilisi de tam tepede şehit düşmüşler Bunların yattığı yer şimdi ziyaretgâhtır Buraya ağzı eğri gidenin düz geldiği, dileklerin kabul olduğu inancı yaygındır (Kırzıoğlu-1949)![]() Bu efsanede geçen olayların yaşandığı yer, Gürcü tarih kaynaklarında Bana olarak geçen Penek'tir Penek, eskiden kalesi olan bir taht şehriydi Dede Korkut Oğuznamelerinde, "Ban Hisarı" denilen yer de burasıdır (Kırzıoğlu-2000:76) Osmanlı zamanında, merkezi Ahıska olan Çıldır Eyaletine bağlı bir sancak olmuştu Burası günümüzde, Erzurum'un Şenkaya ilçesine bağlı bir köydür![]() Sarı Gelin türküsünün kaynağı olan bu efsanenin diğer bir varyantı, önce mahallî bir gazetede, sonra da bir kitapta yer almıştır Hüseyin Köycü tarafından derlenen efsane, Şenkaya gazetesinin dokuz sayısında tefrika edilmiş (Köycü-1950-51); bundan birkaç yıl sonra da Ali Rıza Önder'in kitabına girmiştir (Önder-1955: 73-76)![]() "Şeyh Abdülkadir Geylanî'nin müritlerinden Sananî, şeyhine darılarak firar etti Yolu Erzurum ve Oltu'ya düştü Burada tanıştığı bir dervişle yola çıktılar Penek suyu kıyısına geldiklerinde, derviş, genç Sananî'den kendisini karşıya geçirmesini istedi Sananî, bu teklifi kabul etmeyince, dervişin, "Benden esirgediğin omuzlarına, domuz yavruları binsin!" bedduasına uğradı Misafir oldukları Hristiyan Penek beyinin güzel kızına vurulan Sananî, misafirliği uzattı ve sarayın hizmetçileri arasına katıldı Kendisi sarayın domuz çobanı olmuştu![]() Şeyhi Geylanî, müridi Sananî'nin bu hâlini öğrendi ve çok üzüldü Beş yüz müridinden, onu kurtarmalarını, gerekirse sevgilisiyle birlikte getirmelerini istedi Müritler, Sananî'yi, domuz güderken buldular; şeyhin isteğini Sananî'ye bildirdiler Sananî, ancak sevgilisiyle birlikte gelebileceğini söyledi Bir sabah erkenden kızı aldığı gibi, kendilerini bekleyen müritlere doğru yola çıktı Hep birlikte karlı dağa doğru yürüdüler Onların yokluğunu anlayan saray görevlileri, çevre köyleri aradılar, bulamadılar Dağlara yöneldiler Âşıklar ve müritler, takip edildiklerini anlayınca kaçmaya başladılar ve dağın güneyine sarktılar Takipçiler yetişince çetin bir savaş oldu Bugünkü Allahuekber dağları, adını bu müritlerin "Allahuekber" sedalarından almıştır Âşıkların ve müritlerin mezarları da ziyaret yeridir "Bu iki varyant arasında küçük farklar olsa da, olayın özü ve motifler aynıdır Günümüze kadar gelen Sarı Gelin türküsünün kaynağı işte bu efsanedir Sarı Gelin, Penek beyinin kızı, Sinan da San'an veya Sananî'dir Görülüyor ki burada Ermeni yok!Efsaneler, tarih değildir; onlardan bilimsel sonuçlar çıkarılamaz Bununla birlikte efsaneler, muhayyelesinden çıktığı milletin hangi değer yargılarını benimsediğini gösterir Onu ortaya koyanların nelere inandığını, ne gibi ahlâk esaslarına değer verdiğini açıklar Efsaneler, bir milletin manevî nabzının ölçüsü, toplumsal mizacının ifadesidir Efsanelerde toplumun şuuraltı hazinelerinin anahtarları saklıdır (Uyguner-1956)![]() Efsaneler, sebebi ve kaynağı bilinmeyen birçok olayın izahında, halk muhayyelesinin meydana getirdiği hikâyelerdir Bir folklorcunun dediği gibi, efsaneler hayallerde doğar, gönüllerde beslenir, dudaklarda ve kalemlerde yaşar (Önder-1955: 6) Zamanla yeni unsurlar alır ve büyür![]() Sarı Gelin türküsüne konu olan efsane de, halkın dilinde yaşarken, kim bilir, ne zaman ve hangi yeni olay üzerine türküye dönüşmüştür ![]() ![]() Türkünün ve efsanenin merkezinde bulunan kahramanlar aynıdır: Sarı Gelin ve Şeyh San'an/Sinan![]() 1918 yılında, bir hey'etle birlikte kuzeydoğu illerimizi gezen tarihçi Ahmet Refik Bey, Sarı Gelin türküsünü, Göle'nin Okçu köyünde tespit etmiştir Bu seyahat notlarından meydana gelen kitabında şunları yazıyor:"Okçu köylü Ali'nin en güzel söylediği, Diyarbekir'de, Erzincan'da, Erzurum'da Kürdî nağmelerle okunan bildiğimiz bir türkü Fakat ezgiler burada daha hüzünlü, daha kederli Türkünün konusu gayet şâirane: Bir Türk delikanlısı köyünde yaşayan bir Hristiyan kızını seviyor Sabahleyin tarlaya giderken peşinden ayrılmıyor Akşamları sürüler ağıllarına dönerken sevgilisinin güzelliğini seyrederek ruhunun ateşini dindirmeye çalışıyor Kalbi ve kafası o derece meşgul oluyor ki, sonunda taptığı haçı, sevdiği salibi/haçı görmek istiyor Kalbi heyecan içinde çarparak bir pazar sabahı kalkıyor Güneş yamaçlara altınlar serper, kuşlar tatlı cıvıltılarla ortalığı şenlendirirken kiliseye gidiyor Bir köşeye çekiliyor Sevgilisinin taptığı haçı, kilisede yapılan ayini seyrediyor Türkü şöyle başlıyor:Vardım kilsesine baktım haçına Mâil oldum bölük bölük saçına Kız seni götürem İslâm içine Vay Sinan ölsün Sarı Gelin Âh seni vermem dünya malına ![]() Şarkının nakaratı o kadar hazin, o derece tesirli ki ![]() ![]() Ali, elini şakağına koymuş, gözleri yaş dolu, ruhundan kopan acılarla feryat ediyor:Vay Sinan ölsün Sarı Gelin Vay Sinan ölsün Sarı Gelin Seni vermem dünya malına ![]() ![]() ![]() dedikçe güya ağlamak istiyor Sarı Gelinler orada da mı bedbaht âşıkları bu derece büyülemişler (Altınay- 2001: 71-72)Sarı Gelin türküsünün halk ağzında dolaşan ikinci dörtlüğü de şöyledir: Vardım kilsesine kandiller yanar Kıranta keşişler pervane döner Tersa sevmiş deyin el beni kınar Vay Sinan ölsün Sarı Gelin Seni saran neyler dünya malın ![]() (Seni alan neyler dünya malın) Ünlü "Kars Tarihi" adlı eserinde, Kıpçaklardan bahsederken, Sarı Gelin türküsüne de değinen Kırzıoğlu, bu türkünün Kars ve bir zamanlar halkı Türklerden meydana gelen Erivan'da söylenen bir başka varyantını da verir: İrevan çarşı pazar İçinde bir kız gezer Elinde divit kalem Dertliye derman yazar ![]() dörtlüğü ile başlayıp: Sarı Gelin, sarı kız Ettin ömrüm yarı kız nakaratlarıyla ve bar/halay havası olarak da söylendiğini belirtir (Kırzıoğlu-1953: 380-381) ![]() Kırzıoğlu, türküde: Sarı kız, Sarı Gelin Dünyanın varı gelin nakaratı olduğunu da şifahen belirtmiştir ![]() Burada bahsettiğimiz on birli ve yedili heceyle söylenen iki çeşit Sarı Gelin türküsü olduğu anlaşılıyor Her iki türküde de Sarı Gelin ve Sinan isimleri geçiyor Bu isimlerin efsanedeki Şeyh San'an ile sevgilisinden geldiği açıktır Ünlü Türkolog Prof Dr Kırzıoğlu, "Sarı Gelin türküsü ve Şeyh San'an efsanesi, XII yüzyılda Kafkaslar kuzeyinden gelen Ortodoks Kuman/Kıpçakların hatırasından kalmıştır " diyerek türkünün kaynağını kesin şekilde belirtiyor (Kırzıoğlu-1958: 133)![]() Ünlü şair ve yazar Ahmet Hamdi Tanpınar, Erzurum halk havalarından bahsederken, "Erzurum çarşı pazar, diye başlayan bu türkünün canlandırma kudretine daima hayran oldum " Demektedir (Tanpınar-1976: 201)![]() Sarı Gelin, bir oyun havası olarak, Kars oyunları arasında da geçmektedir (Bugün-1959) Gazimihal'in, "Yurt Oyunları Kataloğu" ile Kırzıoğlu'nun, "Kars İli Halk Oyunlarının Adları"nda Sarı Gelin'i de görüyoruz (Tan-1977; Kırzıoğlu-1960)![]() Azerbaycan'da söylenen Sarı Gelin nakaratlı türkünün ilk kıtası şöyledir: Saçın uzun hörmezler Gülü gonçe dermezler Bu sevda ne sevdadır Seni mene vermezler Neynim aman Sarı Gelin (Namazeliyev-1993: 62) ![]() Sarı Gelin türküsünün bir Türk eseri olduğunu böylece ortaya koyduktan sonra, meselenin Ermeni tarafına da bakalım Şunu hemen belirtmeli ki, türkünün ortaya çıktığı coğrafyada Türk unsuru hakimdir Ermeniler ise bir azınlıktır Büyük imparatorluklar kurmuş bir milletin, kendi himayesinde yaşayan bir azınlıktan türkü, hele oyun havası alması uzak bir ihtimaldir![]() İkinci bir husus da türkünün dayandığı mevcut folklor malzemesidir Bu malzeme olmasaydı, türkünün kaynağı meçhul kalacaktı O zaman, bir propagandaya malzeme olsa da, türkünün Ermeni mahsulü olup olmadığı tartışılabilirdi Hâlbuki durum öyle değil Türküyü ortaya çıkaran kuvvetli halk edebiyatı verimlerine sahibiz![]() Osmanlı Devleti zamanında, Türk'ün sadece kuvveti değil kültürü de üstündü Bu üstünlük, diğer kavimleri de derinden etkilemiştir Klasik müziğimizdeki Ermeni besteciler, bunun açık delilidir Bizim ruhumuzu terennüm eden nağmeleri onlara çaldıran ve söyleten, bizim kültürümüzün zenginliği ve derinliğidir![]() Ermenilerin âşık edebiyatımızdaki yeri üzerinde lâyıkıyla durulmamıştır Bilhassa XIX yüzyılda çok güçlü olan âşık edebiyatımızın etkisinde kalan Ermeni âşıklar bulunmaktadır Buna en canlı örnek, Ahılkelekli Kenziya'dır![]() Posoflu ünlü halk şairi Yusuf Zülâlî, defterlerinden birinde, Kenziya'dan bahsetmektedir Zülâlî, Kenziya'yla 1892 yılında Batum'da karşılaşmıştır Bu sazlı sözlü karşılaşma esnasında, Kenziya şöyle demektedir:Bir anadan bir babadan gelmişiz Biz buna etmişiz iman Zülâlî Eğer böyle ise niçin olmuşuz Biz size siz bize düşman Zülâlî? Kenziya, bir yerde de şöyle demektedir: Cami, kiliseyi birleştirelim Bu halkı oraya yerleştirelim Allah Allah diye dilleştirelim Birdir, iki değil Sübhan Zülâlî İki âşıkın karşılıklı söyleşmesi, bu dostluk havası içinde devam etmektedir Bu deyişmenin büyük bir bölümü elimizde bulunmaktadır![]() Zülâlî (1873-1956), eski yazıyla kaleme aldığı hatıralarında, Kenziya'nın çok iyi Türkçe konuştuğunu, saz çaldığını, Âşık Kerem hikâyesini Ermeniceye çevirdiğini ve Bayburtlu Zihnî'nin şiirlerini pek sevdiğini haber vermektedir ![]() Ermenilerin, Türk halk hikâyelerini kendi dillerine çevirdiklerini, bunu yaparken İslâmî motifleri değiştirdiklerini biliyoruz XIX yüzyılın sonları ile XX yüzyılın başlarında, Ermeni halkı arasında, hayli ilgi gören halk hikâyelerimiz, defalarca basılmıştır![]() Türk halk hikâyelerini Ermeniceye çeviren iki önemli isimden biri halk şairi Civanî (1846-1909), diğeri de Agek Muhtaryan'dır Bunlar, Âşık Garip, Kerem ile Aslı, Şah İsmail, Ferhat ile Şirin, Asuman ile Zeycan, Köroğlu, Emrah ile Selvi, Leylâ ile Mecnun vb gibi ünlü halk hikâyelerini, "tercüme, tebdil ve neşr etmişlerdir "Civanî'nin çevirdiği, Kerem ile Aslı hikâyesi, 1888 yılında Gümrü'de basılmıştır Bu eser, sonraki yıllarda birkaç defa daha basılmıştır Muhtaryan, Civanî'den farklı olarak, yaptığı tercümelerde, bu hikâyelerdeki şiirleri, eserin aslında olduğu gibi muhafaza etmiş ve bu koşmaları her iki dilden vermiştir Azerbaycanlı İsrafil Abbasov, bunları uzun bir makale çerçevesinde tahlil etmiştir (Abbasov-1977: 54-137) Bu tahlillerden şu sonuç çıkıyor: Ermeniler ne şekilde tercüme ederlerse etsinler, bu hikâyeler, aslî sahibi olan Türk milletine aittir![]() Ermeniler, yüzyıllarca aynı coğrafyada yaşadıkları Türklerin kültüründen derinden etkilenmişlerdir Papazlar, mahallî örf ve âdetleri Türk etkisinden kurtarmak için çok çaba göstermişlerdir Bu çabalarında kısmen başarılı olmuşlarsa da, Türk halk musıkisini terennümden vazgeçirtip Ermeni halk şarkıları icad etmek hususunda başarılı olamamışlardır Bu bilgileri aktaran tarihçi ve musıki araştırmacısı Kösemihal (1900-1960), 1929 yılında basılan kitabında:"Tahkik ettik, (Erzurum Ermenileri) bundan otuz sene evvel yalnız bizim türküleri söyleyip bar oynarlarmış Yozgat, Bayburt Ermenilerinin yalnız Türkçe türküler kullandıklarının en güzel delili, bu havali Ermenilerinin bundan yetmiş sene kadar evvel Ermeni harfleriyle yazıp E Litman'ın neşrettiği Türkçe türkü güfteleridir " demektedir (Kösemihal-1929: 34-36)![]() Sarı Gelin, Kars ve Erzurum çevresinde efsane, türkü ve oyun olarak yaşamakta; halk kültürümüzün birden çok unsurunda yer almış bulunmaktadır ![]() Birbirini çok seven iki âşıktan birinin, başka bir kavimden, başka bir dinden olması, halkımız tarafından olumlu karşılanmıştır Bu hoşgörüyü dile getiren manilerden biri şöyledir:Bahçelerde mormeni Verem ettin sen beni Ya sen İslâm ol ahçik Ya ben olam Ermeni Kerem ile Aslı Hikâyesi'nin Aslı'sı, bir Ermeni keşişinin kızıdır (Banarlı-1971: 729) Bu Ermeni kızının adı, yüz yıllardan beri Türk kızlarına isim olmaktadır Bir başka hikâye veya efsane kahramanının Ermeni olması da mümkündür![]() ![]() Sarı Gelin de gerçekten Ermeni olsaydı, öylece kabul edilebilirdi![]() Bütün bu açıklamalardan sonra, Sarı Gelin türküsünün, nerede söylenirse söylensin, hakim toplum olan Türklerden alındığı kesin olarak anlaşılmaktadır Bu türkünün hiçbir yerinde Ermeni unsuru yoktur Ermeniler, bir gün oluyor, el dokumalarımızdaki motiflere, bir gün oluyor ünlü bir mimarımıza sahip çıkıyorlar Şimdi de Sarı Gelin türkümüzün, kendilerine ait olduğunu söylüyorlar Bu iddianın da, Anadolu toprakları üzerindeki hayallerinden farkı yoktur![]() Bir politikacı tarafından yazılan romanın, Ermeni bir vatandaşımız tarafından senaryo hâline getirilmesiyle, güzel bir türkümüzün Ermenilere mal edilmesi meselesi, iki yıldan beri tartışılmaktadır Gazeteciler, türkücüler, şarkıcılar, kahveciler ve dernekçiler konuşuyor Sarı Gelin Erzurum çarşı pazar Leylim aman aman leylim aman aman Leylim aman aman sarı gelin İçinde bir kız gezer Hop ninen ölsün sarı gelin aman Sarı gelin aman sarı gelin aman suna yarim Elinde divit kalem Leylim aman aman leylim aman aman Leylim aman aman sarı gelin Katlime ferman yazar Hop ninen ölsün sarı gelin aman Sarı gelin aman sarı gelin aman suna yarim Palandöken yüce dağ Leylim aman aman leylim aman aman Leylim aman aman sarı gelin Altı mor sümbüllü bağ Hop ninen ölsün sarı gelin aman Sarı gelin aman sarı gelin aman suna yarim Seni vermem yadlara Leylim aman aman leylim aman aman Leylim aman aman sarı gelin Nice ki bu canım sağ Hop ninen ölsün sarı gelin aman Sarı gelin aman sarı gelin aman suna yarim |
|
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
| Görünüm Modları | |
|
|