Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Sinsi Eğlence > Bir Tutam Hikaye

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
evlatları, konforun, üvey

Konforun Üvey Evlatları

Eski 07-10-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Konforun Üvey Evlatları



Rüzgar donmuş kayaları bıçak gibi keskinleştirmişti Uzun pazarlıklar sonunda kiraladığı çadır yeri, boş tarlanın ortasındaydı Tarlanın etrafı gelişi güzel yığılmış taşlarla çevriliydi Rüzgar çadırın gövdesini hoyratça silkelemeye devam ediyordu Bitişik tarlalarda kendisinden önce yerleşmiş birkaç dağcı daha vardı ve çadırların üzerindeki bayraklardan nereden geldikleri kolayca anlaşılıyordu Bu kutsal dağlar, eskiden olduğu gibi sadece; yalnız takılan, arayıp da bir türlü bulamadıkları şeyin burada olduğunu sanan misafirlerini ağırlamıyordu “Zirveye zorlu tırmanıştan önce dağın eteklerinde son bir poz” fotoğrafları çektirmek isteyen turistler, buralara akın ediyordu

Mistik kristaline konsantre olarak meditasyon yapmak için çadırın önüne oturdu Bu taşların kötü plastik taklitler olduklarını öğrenince epey canı sıkılmıştı doğrusu Tarlanın etrafında dolaşan öküzlerin, meditasyon esnasında kendisinin tadına bakabilecekleri fikri dikkatini dağıtıyordu Nirvana’ ya yolculuk esnasında kulağının bir parçasının, kendisini, kurumuş bir bitki sanan öküz tarafından ısırılacağı fikri ,konsantre olmasını engelliyordu Eksik parçalarla huzura doğru yolculuk! Bu fikir hiç hoşuna gitmemişti Sahibinin çöl tazminatı aldığı eski askeri matarayla beraber dışarıdaki bir kaç parça eşyayı da çadırına alarak, haki yer yatağına uzanıverdi Rüzgarla silkelenen lacivert çadırın tavanına dalarak kendini düşüncelere bırakıverdi

Hayat nasılda bedenen ve zihnen bir geviş getirmeye dönüşüvermişti İsteseydi, oturduğu yerde, yaşamaya üşenen tembelhane filozofları gibi intihar etmek veya enerji tasarruf ederek sıkıntıdan gebermek üzerine tezler üretebilirdi Hatta bu tezleri kendisine benzeyen türdeşlerini, kitaplar halinde satabilir, depresif bir -guru-haline gelebilirdi O günler, o eski günler, birbirinin tıpkı basımı gibiydi Güne başlamak bile tüketici bir çabaydı Herkesin uymak dediği, kendisinin daha çok ayılmak diye tanımladığı ıstırap radyasyonu gün ortasına kadar devam ederdi En ürkütücü yanı ise bu yoğun ızdırabın intihar eğilimi yaratacak kadar sıkıcı ve kaçınılmaz olmasıydı

Hissettiklerini anlattığı müdür yardımcısı teorilerini ciddiye almıştı; ne de olsa adamcağızın kardeşi psikiyatristti Kardeşinin zaman zaman kendisini kaptırarak ona nasıl hasta muamelesi yaptığını anlatırdı Kardeşiyle sakin sakin sohbet ederken birden kendini bir psikoanaliz seansının ortasında buluveriyormuş Önceleri bunu fark ettiğimde dehşete kapılıyormuş ama zamanla bu duruma alışmış Anladığı kadarıyla gevşeyememek oldukça yaygın Düğünlerde takı takmak, sayısal loto oynamak gibi sosyal bir motif haline gelmiş İçimizden geldiği gibi hareket etmeyi unutunca, katılaşıvermiş bir şeyler ruhlarımızın derinliklerinde, gevşeyemeyen bedenlerle Sen ise özenle muhafaza edersin ruhsal gerilmelerini Birileri sana bunun, aynı zamanda statü gereği olduğunu söyleyince, biraz daha gerersin kendini Hep böyle olur zaten; neyin doğru, neyin yanlış olduğuna aldırmaz insanlar; bir şeylerin doğru olduğuna inanırlar o kadar Öyle olmadı mı? Hep tutanın elinde kalmadılar mı?

Sen, sıkıntılar içinde debelenirsin boncuk boncuk terler basar, yorganlarla boğuşursun, sonra, anlatıverirsin birine derdini O da bunun yeni bir şey olmadığını söyleyiverir Tarot kağıtlarındaki yıkılan kule gibi tuğla tuğla dökülüverirsin yeryüzüne Gizli mabedinde gururla sakladığın -kişiye özel- probleminin -köpeğe atsan yemez- türden, ne kadar yaygın ve normal olduğunu görürsün

Merak etme Ne kadar doğal, ne kadar normal olsa da problemin bir o kadar ızdırap verici olmaya devam edecektir Hayatını adamaya değer bir uğraş bulana kadar devem eder bu debelenmeler Bir tereddüt, bir şüphe; “acaba?”, “Acaba diyorum, iyimi ettik böyle?”

Dışarıdaki rüzgar lacivert çadırın tavanını sallamaya devam ederken bu soğuk topraklarda akrep olmadığına seviniyordu Öyle kolay kolay fark edilmezlerdi Günün yorgunluğu ile uyku tulumunuza tatlı tatlı yerleşirken rahatını bozduğunuz için beklenmedik ve genellikle en olunmadık yerinizden sizi sokabilir Zehirin gücü kuyruğundaki boğum sayısına göre anlaşılır derler ama bu hayvanların özellikleri yöreden yöreye de değişir Geçen yıl, orta doğuda çocukların bir eğlencesine tanık olmuştu Akrebin ateşle dansı Ne dans! Uzun zamandır arkasında kıvrım kıvrım taşıdığı iğnesini, aslında en doğal izdüşümü olan sırtına saplamıştı O günden sonra akrep serumu insanlığın hizmetine sunduğu için tıp bilimine bir kez daha minnettar kaldı

Sıcak bölgelerde, yatmadan önce el feneriniz ile uyku tulumunuzu kontrol etmeniz, uykuya rahat dalmanıza yardımcı olur

Sahibinin çöl tazminatı aldığı mataradan birkaç yudum daha aldıktan sonra uyku tulumunun fermuarını boynuna kadar çekti Önceleri bu pozisyondayken kendisini iki ihtimal çok tedirgin ederdi Elleri kolları tulumun içinde bütün masumiyetiyle uyurken bir yaratık yüzüne yapışabilirdi yada hafif alaşımdan imal çadırı rüzgarla uçup gecenin karanlığında açıkta kalabilirdi Yılların tecrübesiyle artık bu ihtimalleri fazla önemsemiyordu Çadırını kurmadan önce rüzgarın, toprağın yağmur sularının, ağaçların, araçların geçeceği yolların hatta güneşin durumunu değerlendiriyor sonra acele etmeden toprak zemini kazıyor, tekniğine uygun çadırını kuruyor, çadır kazıklarını uygun olarak çakıyor, iplerini geriyordu Bundan sonrada çadırın fermuarlı kapağını her zaman kapalı tutuyordu Çadırının etrafına yapılan taş duvarlara güvenmemeyi öğrenmişti Gece yarısı anlaşılmaz bir sebeple, gürültüyle ve bütün ağırlığıyla üzerine devriliverirlerdi

Rüzgar çadırını hoyratça silkelemeye devam ediyordu Bıçak gibi keskin kayalarda rüzgar türlü türlü ıslıklar çalıyordu Sanki kutsal dağların sahipsiz ruhları öylesine, başı boş dolaşıyorlardı, sakin ve muzipce Şakacı ruhlar dağcılar uyuyana kadar ıslıkları ile onlara eşlik ederlerdi Nasıl olsa dağcılar uyandıklarında hiç bir şey hatırlamayacak, portatif gaz ocaklarında kahve pişirmenin derdine düşecekler,hem de yüzlerine günlerdir yapışmış yağlı kire aldırmadan Kulaklarına kadar çektikleri yün bereleriyle sabahın ayazında dolanıp duracaklar, kimsenin göremeyeceği, rüzgarın üzerine idrar savurmayacağı uygun bir yer arayacaklardı işemek için

Rüzgar, tavanın silkelenmeleri, başıboş ruhlar Acaba o ruhlar da akıllarını kemirip duran sorularına cevap bulabilmişler miydi? Keskin kayalarda bulanık bulanık dolanırken yüzlerinde mutlu bir tebessüm görülebilir miydi dikkatli bakıldığında? Yoksa onlarda hala karışmış kafalarıyla, soğuk doruklarda, bitip tükenmek bilmeyen sorularına cevaplar arıyorlar mıydı bu soğukta?

Murat Uşun


Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »
Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.