Osmanlı Döneminde Yaşayan Gayri Müslimler

Eski 11-25-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Osmanlı Döneminde Yaşayan Gayri Müslimler



Bilim Uzmanı Araştırmacı yazar Mehmet Deri Osmanlı Devleti’nde yaşayan Gayrimüslimlerin durumunu araştırdı
Aşağıdaki makalede, Osmanlı tebaası olan ve Osmanlı Devleti himayesinde yüzyıllarca barış, huzur ve rahat içinde yaşayan gayrimüslimler(Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler) hakkında bilgi verilecektir
Azınlık, bir devlet otoritesi altında yaşayan, aralarında din, dil, ırk farkı bulunan, özel anlaşmalarla verilen haklardan yararlanan gruplardır İslam Hukuku’ndaki “dinde zorlama yoktur” esasını benimsemiş olan Osmanlı Devleti, ele geçirdiği topraklarda yaşayan gayrimüslimlerle bir zimmet anlaşması imzalamış, gayrimüslimler haraç ve cizye ödeyerek can ve mal güvenlikleri devlet tarafından emniyet altına alınmıştır Osmanlı Devleti’nin toplumsal, hukukî, siyasî ve idarî yapısı ırk esasına göre değil, “Millet Sistemi” denilen inanç temeline göre şekillenmiştir Osmanlı Devleti döneminde “Millet Sistemi” esasına dayanan azınlıkların büyük çoğunluğunu Rum, Ermeni ve Yahudi toplumları oluşturuyordu Millet esasına göre azınlık statüsünde bulunan Ermenilerin ve Rumların dini Hıristiyanlık, Yahudilerin dini ise Museviliktir
Osmanlı Devleti’nde gayrimüslimlerle iç içe yaşama, devletin kuruluş yıllarına kadar gider Gayrimüslimler, İslam Hukuku’nun “zimmi hukuku” ile birlikte zaman zaman çıkarılan “örfî hukuk”un sağladığı düzen içinde huzur, barış ve güven içerisinde yüzyıllarca yaşamışlardır
Osmanlılarda azınlık anlayışı, bir nüfus veya insan ayrımı olmayıp, azınlıkların kimlikleri, tanınmaları ve bilinmeleri açısından kullanılmıştır Bu sebeple azınlıkların tespitinde fert sayısı veya toplulukların birbirine oranı diye bir kural mevcut değildir Bundan dolayı azınlıklar, kendilerine “Osmanlı” denilmesini istemişlerdir
Burada bir hususa özellikle değinmeliyiz ki fethedilen, başka bir devletin veya kültürün hâkimiyeti altına giren halkların dinî, millî ve kültürel kimliklerini uzun süre koruyamadıkları, asimile oldukları tarihî bir realitedir Osmanlılar, hâkimiyeti altındaki farklı unsurlara herhangi bir baskı ve asimilasyon uygulamamıştır Tersi bir durum olsaydı, beş asırdan fazla Osmanlı hâkimiyeti altında kalan yerlerde ne İslam’dan başka bir din, ne Türkçe’den başka bir dil, ne Türk’ten başka bir millet kalırdı Bu durum, devletin zaaf veya ihmali sonucu değil, bilinçli olarak uygulanan ve İslam Hukuku’nun emrettiği “zimmi hukuku” ile ilgilidir ve devletin sergilediği duyarlılığın tabii bir sonucudur
Azınlıklar, Osmanlı idaresinde İslam Hukuku’nun kendilerine tanıdığı haklar çerçevesinde cemaat işlerinde kamu düzenini ilgilendiren konularda; aile, evlenme, boşanma, miras vb özel hukukla ilgili konularda çok geniş haklara sahip olmuşlardır Yani Müslüman halkın sahip olduğu birçok hak ve hürriyetler kendilerine verilmiştir
Fatih Sultan Mehmet, 1453’te İstanbul’u fethettiğinde üç önemli topluluk ile karşılaştı Bunlar Ortodoks Kilisesi’ne bağlı Rumlar, Gregoryen Kilisesi’ne bağlı Ermeniler ve bir de Yahudilerdi Bu topluluklar etnik kökenleriyle anılmayıp din ve mezhep anlamında “millet” olarak tanımlanıyordu Fatih, fetihten hemen sonra “Galata Ahitnâmesi” ile buradaki topluluklara kendi dillerini kullanma ve kendi dillerinde eğitim görme, dinlerini ve inançlarını serbestçe yaşama, kendi kültür ve ananelerini yaşama ve tarihî varlıklarını huzur ve güven içinde sürdürebilme gibi haklar vermiştir
Fatih vaktinde ve daha sonraki padişahlar vaktinde, azınlıkların verilen hak ve hürriyetler, devletin zamanla gücünü yitirmesiyle birlikte, Batılı Devletlerinde kışkırtmalarıyla azınlıklar tarafından yeterli bulunmayarak siyasî, idarî, hukukî, iktisadî, ticarî, kültürel alanlarda yeni düzenlemeler yapılması sonucunu doğurmuştur Fakat yapılan bu yeni düzenlemeler, Batılı Devletlerin baskıları sonucu yapıldığı için devletin çöküşünü önlemeye yetmediği gibi, Batılı Devletlerin azınlıkların haklarını bahane ederek sık sık içişlerimize karışmalarına neden olmuştur
Netice itibariyle söylemek gerekirse: Osmanlı Devleti, gayrimüslim tebaaya hem dinî hem de örfî hukuk çerçevesinde birçok hak ve hürriyetler vermiş, fakat devletin zamanla gücünü yitirmesiyle birlikte, verilen bu haklar ve hürriyetler Batılı Devletlerinde kışkırtmalarıyla Osmanlı Devleti aleyhine kullanılarak devletin çöküşünü hızlandırmıştır
Rumlar
Rumların Türklerle ilk teması Büyük Selçuklular devrinde başlamış, bu temas 1071’den 1453’e kadar kesintilerle devam etmiştir Osmanlı döneminde Rumlar, 1453 yılında İstanbul’un fethiyle başlayan Yeniçağa kadar, İstanbul’da “Bizans”, Trabzon ve çevresinde ise “Pontus” olmak üzere iki ayrı devlet halinde yaşamışlardır Rumlar Ortodoks Mezhebi’ne mensuptular Bizanslı Rumlar 1453’te İstanbul’un fethiyle, Pontuslu Rumlar 1461’de Trabzon’un alınmasıyla Osmanlı yönetimine girmişlerdir Gerek İstanbul’daki Rumlara, gerekse de Trabzon’daki Rumlara çok geniş hak ve hürriyetler verilmiş, Fatih’in Patrik ve Patrikhaneye vermiş olduğu ve diğer Osmanlı Padişahları tarafından da sürdürülen haklar öylesine geniş tutulmuştur ki, adeta devlet içinde devlet görüntüsü ortaya çıkmıştır İstanbul Rum Patriği’ne, sadece Rum cemaatinin liderliği verilmemiş, bunun yanında Avrupa’daki tüm Ortodoksların lideri olma ayrıcalığı da sunulmuştur Sırp, Bulgar, Arnavut, Roman Kiliseleri ile Rus Ortodoks Kilisesi de İstanbul Patrikhanesine bağlanmıştır Ayrıca Rumlar, Patrikhane öncülüğü ve denetiminde bağımsız dini hayat ve dinle ilgili müesseselerin yanında, bağımsız mahkemelerini, mahalli idarelerini, vergi toplama düzenlerini, her türlü eğitim müesseselerini kurmuşlardır
Rumlar, Osmanlı Devleti’nde imtiyazlı bir azınlık olmuş, Fenerli Rum beyleri, Devletin Hariciye Vekaleti (Dışişleri Bakanlığı)’nde müsteşarlık, tercümanlık görevi, ayrıca Eflak ve Boğdan Voyvodalıkları, Girit ve Sisam Valilikleri gibi üst düzeyde görev yapmışlar, ticaret ve sanatta oldukça ileri gitmişlerdir Ayrıca kiliseleri ve Patrikhane, Katolik Avrupa’ya karşı himaye altına alınmış, kendilerine her konuda olduğu gibi, din ve inanç hürriyeti hususunda çok geniş ayrıcalıklar verilmiştir
Yüzyıllarca Osmanlı himayesinde rahat, huzur ve barış içerisinde yaşayan Rumlar, Rusya’nın Ortodoksları himaye etme ve sıcak denizlere inme politikasının, Batılı Devletlerin ise emperyalist politikalarına alet olmuşlar, Osmanlı Devleti’nin yıkılışında çok önemli rol oynamışlardır Burada bir hususu özellikle belirtmeliyiz ki, Rumların Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanıp bağımsız bir devlet kurmak istemelerinde, Avrupa’da okuyan Rum gençlerinin çok büyük rolü olmuştur Şöyle ki; Avrupa üniversitelerinde okuyan Rum gençleri oradaki ilim ve düşünce adamları, şairler ve yazarlar ile temasa geçerek onlardan Fransız İhtilali sonrasında moda olan bağımsızlık, milli devlet, özgürlük, eşitlik, adalet vb konularda bilgilendirilip yönlendiriliyorlardı Avrupa’dan dönen bu Rum gençleri, bu fikirleri kendi toplumuna yayarak ayrılıkçı hareketleri körüklüyorlardı Bunun neticesinde Rumlar, Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanıp bağımsız devlet kurma isteğiyle ayaklanıyorlardı
Ayrıca Rumlar, bu amaçlarına ulaşabilmek için Etniki(Filiki) Eterya, Mavri Mira, Pontus Rum, Rum İzci Teşkilatı gibi teşkilatlar kurmuşlar, papazlar vasıtasıyla halkı Osmanlı Devleti aleyhine kışkırtıp ayaklandırmışlardır Bu ayaklanmalarda misyonerlerin, kiliselerin, okulların, tüccarların, Rum çetelerinin çok büyük rolü olmuştur

Alıntı Yaparak Cevapla

Osmanlı Döneminde Yaşayan Gayri Müslimler

Eski 11-25-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Osmanlı Döneminde Yaşayan Gayri Müslimler



Ermeniler
Ermenilerin menşei tam ve kesin olarak karara bağlanamamış, Ermenilerin menşei muhtelif rivayet ve mitolojik hikâyelerden ibaret kalmıştır Buna göre birinci görüş Ermeniler Frigyalılarla birlikte Trakya’dan Anadolu’ya gelmişler; ikinci görüş güneyden gelen ve Urartu’ya yerleşen Hayklar ile, kuzeyden gelip Anadolu’ya giren Armenlerin birleşmesiyle ortaya çıkan bir toplumdur; üçüncü görüş ise Hititlerin torunları olduklarıdır Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan, 1071 yılında Malazgirt Zaferi’ni kazandıktan sonra Anadolu’ya bir Türk yurdu haline getirmiş, burada yaşayan Ermenilerde Türk idaresine girmişlerdir Uzun süre Selçuklu idaresinde kalan Ermeniler, daha sonra Harezmşahlar, İlhanlılar, Celayirliler, Timurlular, Akkoyunlular idaresinde de yaşamışlardır
Fatih, İstanbul’u fethedince Ermenilere çok geniş haklar vermiş, Bursa Metropoliti Ovakim’i patrik ilan ederek İstanbul’da bir Ermeni Patrikhanesi kurdurmuş; Süryani, Kıptî ve Habeş kiliselerini de bu Patrikhane’ye bağlamıştır Ermeni Patrikhanesi, bazı Hıristiyan Cemaatleri tek çatı altında toplaması bakımından ayrıcalıklı ve üstün bir nitelik taşımaktaydı

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »
Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.