Tesettür Medeniyettir... |
|
|
#1 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Tesettür Medeniyettir...Tesettür Medeniyettir ![]() ![]() Tesettürün şekli ve kime, nasıl olması gerektiğinin sınırları gayet net çizgilerle çizilmiş Kendimizi Kur’ân’ın ve Sünnetin mihengine vurmamız gerekiyor Ölçümüz Kur’ân ve Sünnettir! Ve bu ölçü kıyamete kadar değişmez, değiştirilemez! Tesettür meselesinde her şeyden önce şunu ifade etmek gerektir ki; bin dört yüz senede ve her asırda en az üç yüz elli milyon Müslümanın, toplum hayatında en kutsi ve hakikatli bir düstur-ı İlâhiyi kendilerine şiar edenlere hiçbir kanunun, hiçbir ideolojinin karışmaması ve bâtıl efkârını karıştırmaması gerektir Kur’ân, tesettürü katiyen emrediyor, ama maalesef bazı bedbaht insanlar Kur’ân’ın bu emrini çağdışı görüp bir esarettir diyorlar ve tesettürün fıtriliğini inkâr ediyorlar Modern, çağdaş, ileri olmanın ölçüsü Batı olunca, bu tarz giyinme de çağdaş medeniyetin gereği olarak görülmektedir Buna karşı İslâm dininin ana kaynakları (Kur’ân ve Sünnet) kadınların, evlenmeleri caiz bulunan erkeklere karşı örtünmelerini, el, yüz ve ayaklar hariç bütün vücutlarını uygun elbise ile kapatmalarını ve açıkta kalan yerlerini de güzel göstermemek, buralara dikkatleri çekmemek için tedbir almalarını emretmektedir Meâlen Rabbimiz şöyle buyuruyor: “(Ey Resûlüm) Mü’min erkeklere söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar! Bu onlar için daha temizdir Şüphesiz ki ALLAH, (onların) yapmakta oldukları şeylerden hakkıyla haberdardır Mü’min kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; (el, yüz gibi) görünen kısımları müstesnâ, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerlerine kadar salsınlar!” (Nûr 30, 31) Kur’ân’ın bu emrinin tam fıtrî olduğunu ve kadının özgürlüğünün, rahatının bu fermân-ı İlâhide olduğunu ispat etmek için ciltler dolusu kitap yazılabilir Hâl-i âlem buna şâhid-i sadıktır zaten 24 Lemâ Tesettür Risâlesi’nde zamanımızın doktoru olan Bedîüzzaman Hazretleri bakın ne kadar doğru bir tespit yapmış: “Kadınlar hilkaten (yaradılış itibariyle) zaîfe ve nazik olduklarından, kendilerini ve hayatlarından ziyade sevdikleri yavrularını himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaç bulunduklarından, kendilerini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve istiskale (soğuk muamele) maruz kalmamak için, fıtrî bir meyilleri var Hem kadınların on adetten altı-yedisi ya ihtiyardır veya çirkindir ki; ihtiyarlığını ve çirkinliğini herkese göstermek istemezler Ya kıskançtır; kendinden daha çok güzellere nispeten çirkin düşmemek veya tecavüzden ve ittihamdan korkar, taarruza maruz kalmamak için ve kocası nazarında hıyanetle müttehem olmamak için, fıtraten tesettür isterler Hattâ dikkat edilse, en ziyade kendini saklayan ihtiyarlardır Ve on adetten ancak iki-üç tanesi bulunabilir ki; hem genç olsun, hem güzel olsun, hem kendini göstermekten sıkılmasın Malûmdur ki; insan sevmediği ve istiskal ettiği âdemlerin nazarlarından sıkılır, müteessir olur Elbette açık-saçıklık kıyafetine giren güzel bir kadın, bakmasına hoşlandığı nâmahrem erkeklerden onda iki üçü varsa, yedi sekizinden istiskal eder Hem tefehhuş ve tefessüh etmeyen bir güzel kadın, nazik ve seri’üt teessür (çabuk etkilenen) olduğundan, maddeten tesiri tecrübe edilen belki semlendiren (zehirleyen) pis nazarlardan elbette sıkılır Hattâ işitiyoruz; açık-saçıklık yeri olan Avrupa’da çok kadınlar, bu dikkat-i nazardan sıkılarak, ‘Bu alçaklar bizi göz hapsine alıp sıkıyorlar’ diye polislere şekva ediyorlar Demek medeniyetin ref-i tesettürü (tesettürü kaldırması), hilaf-ı fıtrattır (kadının yaradılışına zıttır) Kur’ân’ın tesettür emri fıtrî olmakla beraber, o maden-i şefkat ve kıymettar birer refika-i ebediye (ebedi hayat arkadaşı) olabilen kadınları, tesettür ile sukuttan, zilletten ve manevî esaretten ve sefaletten kurtarıyor…” Tesettürde şükür mânası da vardır, şöyle ki: “Madem her güzel, güzelliğini sever, elinden geldiği kadar muhafaza etmek ister ve bozulmasını istemez Ve madem güzellik bir nimettir Nimete şükredilse mânen ziyadeleşir Şükredilmezse değişir, çirkinleşir Elbette güzelin aklı varsa, hüsün ve cemalini günahları kazanmak ve kazandırmaktan ve çirkin ve zehirli yapmaktan ve o nimeti, küfran ile medar-ı azap (azap sebebi) bir sûrete çevirmekten bütün kuvvetiyle kaçacak Ve o fâni, beş-on senelik cemali bâkîleştirmek için, meşrû bir tarzda (helâl dairede) istimal ile o nimete şükredecek ” Ebû Davud’un Müsned’inde rivayet edildiği üzere, Peygamber Efendimiz (asm) Hz Esma’ya “Yâ Esma, kadın bulûğa erince ondan görülebilecek olan ancak şudur ” buyurmuş ve kendi mübarek yüzüne ve avuç içlerine işaret etmişlerdir Âyet-i kerîmede ve zikrettiğimiz hadîs-i şerif’te görüldüğü gibi tesettürün şekli ve kime, nasıl olması gerektiğinin sınırları gayet net çizgilerle çizilmiş Kendimizi Kur’ân’ın ve Sünnetin mihengine vurmamız gerekiyor Ölçümüz Kur’ân ve Sünnettir! Ve bu ölçü kıyamete kadar değişmez, değiştirilemez! Son olarak Üstad Bedîüzzaman Hazretleri’nin bir teklifiyle bitirelim: “Terbiye-i İslâmiye dairesinde, âdâb-ı Kur’âniye ziynetiyle o cemal güzelleştirilse; o fâni hüsün, mânen bâkî kalacağı ve Cennet’te hûrilerin cemalinden daha şirin daha parlak bir tarzda kendine verileceği hadîste katiyetle sabittir Eğer o güzelin zerre miktar aklı varsa, bu güzel ve parlak ve ebedî neticeyi elinden kaçırmayacak![]() ![]() ” Rabbim hakkı hak bilip ona uymayı, bâtılı bâtıl bilip ondan içtinap etmeyi nasîb-i müyesser eylesin Âmin Mü’min kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; (el, yüz gibi) görünen kısımları müstesnâ, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerlerine kadar salsınlar!” (Nûr 30, 31) ______________alıntı |
|
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
| Görünüm Modları | |
|
|