Türkiye'de Laiklik |
|
|
#1 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türkiye'de LaiklikTürkiye Cumhuriyeti Yasaları - Türkiye'de Laiklik Hakkında - Türkiye'de Laiklik Tarihi Tarihi Türkiye'de laikliğin başlangıcı tanzimat dönemine kadar uzanır 18 yüzyılda başlayan yenileşme hareketleriyle birlikte toplumsal yaşayışın ve devlet düzeninin işleyişinde ikili bir durum ortaya çıktı Bir yanda İslam dininin gereklerine göre uygulamalar yapılıyor, öte yanda çağdaşlaşma amacıyla batılı anlayışa göre işler yürütülüyordu Özellikle 19 yüzyılda bu ikilik daha da belirgenleşti İslam dininin gereklerine göre öğretim yapan medreselerin yanında çağdaş eğitim anlayışına göre kurulmuş okullar açıldı Hukuk alanında da hem İslam hukukuna göre yargılamalar yapılıyor, hem çağdaş hukuk anlayışına göre kurulmuş mahkemeler görev yapıyordu Padişah ise hem bütün Müslümanlar'in halifesi, hem de Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşayan başka dinlerden olan yurttaşların hükümdarı durumundaydı Bu ikili durum Kurtuluş Savaşı'nin sonuna kadar sürdü![]() Gerek toplumsal gereksinmeler, gerek devlet yönetiminde karşılaşılan güçlükler Türkiye'de de laikliğin benimsenmesini gerektiriyordu 3 Mart 1924'te kabul edilen bir yasayla Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bütün öğretim ve eğitim kurumları Maarif Vekâleti'ne (Eğitim Bakanlığı) bağlandı Tevhid-i Tedrisat Kanunu'yla (Öğretimin Birleştirilmesi Yasası) din eğitimi ya da dinsel temellere göre eğitim yapan okullar kapatıldı Ardından Şeriye ve Evkaf Vekâleti (Din İşleri ve Vakıflar Bakanlığı) kaldırılarak din işleriyle ilgili olarak Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu Böylece Türkiye'de din hizmetleri, devlet kontrolü dışında değil, devletin denetimiyle yürütülecekti 1924'te halifeliğin kaldırılması, 1925'te tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması, Türkiye Cumhuriyeti'nin laikleşme yolunda attığı öteki adımlardır Gene 1926'da yürürlüğe giren Medeni Kanun ile hukuk alanında da laiklik ilkesi geçerli kılındı 1928'de çıkarılan yeni bir yasayla anayasanının ikinci maddesinde yer alan "Türk Devleti'nin dini, İslam dinidir" cümlesi çıkarıldı![]() 1931'de rejimin tek partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi'nın yeni programında laiklik altı okla simgelenen ilkelerden biri olarak yer aldı ![]() 1933'te okul programlarından çıkarılan din dersleri, 1949'da ilköğretim, 1956'da ortaöğretim programlarına "seçmeli ders" olarak yeniden kondu Din dersleri 1982 Anayasası'yla ilk ve ortaöğrenim kurumlarında zorunlu dersler arasına girdi İslamiyetten önce Türkler göçebeydi [kaynak belirtilmeli] Toplayıcı, avcı, göçebe topluluklar, düzenli ordu, töre ve yurt özellikleriyle pagan, politikon, teokratik ve barbarik değildiler 10 yüzyılda Türkler, İslamiyeti benimsedikten ve ümmet kültürüne girdikten sonra, devlet ve din ilişkileri İslam dini ile bağlantılı olmuştur Tanzimata kadar Osmanlı devleti teokrasiye yakın olmasına rağmen, bütün dinlere karşı inanç ve vicdan özgürlüğünü sağlamıştı Tanzimatla birlikte Batılı laikleşmeyle ümmet kültürü ikiliği ortaya çıktı [kaynak belirtilmeli] Bu çatışma, yönetici sınıflarla halk arasında da bir ikiliğe yol açtı Merkezdeki elit bürokrasi yönetiminin otoriterliği ile çevredeki halkın tepkiciliği, birincinin Batıcılığı ile ikincinin İslamcılığı arasında günümüze kadar gelen bir çatışma vardır (Kongar) Merkez elitlerin laikliği ile çevrenin modernleştirilmesi arasındaki sınırda din her zaman çevre ile özdeşti ve yaşam tarzlarına tekabül ediyordu (İnalcık) Şeriata göre yönetilen bir imparatorluktan millete geçerken birçok din ve devlet sorunu cumhuriyete kaldı![]() Jön Türklerin laik devrimciliğine karşı taşrada İslamcılık egemendi [kaynak belirtilmeli] Kemalizm, tek parti şeklindeki biçiminin 1950’deki haline kadar laikliği yerleştirmeye çalıştı Ancak, taşradaki dini yaşam tarzı temel bir sorun olarak devam etti (Mardin, 1973) Modernleşme ve laik inkılaplarla taşra arasındaki karşıtlık keskinleşti Laik askeri eğitim ve çağdaşlaşmacılık, taşranın gerici olarak görülmesine yaslanan bir yapıya kaydı Taşra, laikliğe karşı İslami motiflerde birleşiyordu Tanzimatta başlayan her kültür alanındaki ikilik, eski ve yeni kavgası, ilerici gerici kutuplaşması laik Türkiye’ye damgasını vurdu Tanzimatla başlayan Batılaşma ve Batı kanunlarının iktibasıyla, yüzyılların dini davranışları arasında sağlanması istenen uzlaşma, kendiliğinden olmayan radikal laikliği ortaya çıkardı Haremlik/selamlık kültürüyle laikliğin telifi mümkün olmadı, kadın erkek eşitliği, imam nikahı ve günlük hayatın laikleşmesi birdenbire olmadı Tanzimattaki geçiş döneminde hukuk,felsefe, din ve laikliğe dair bütün sorunlar tartışıldı O dönemde gerileme sebeplerinin başında dinden uzaklaşma gösteriliyordu (Namık Kemal, Ziya Paşa vb ) Bunun karşısında da şeriatçılık yerini aldı Şeriat hukuku 1926’da İsviçre Medeni Kanununun iktibasıyla yok edilerek yönetim ve yaşam tarzı ruhanilerden cismanilere geçti (Arsal, 1940:32-35) Ancak, laikleşme hareketleri 19 yüzyıldan başlayarak askeri alanda öncülük ettiğinden, rejimin laik karakterini koruma işi orduya münhasır kaldı, Şeyh Sait isyanı ve Menemen olayı laikliğin trajik ve simgesel olayları olarak tarihe geçti Laikliğin kuruluşu, cumhuriyetin ilanı, saltanat ve hilafetin kaldırılması ve antiklerikal Atatürk devrimleri ile oldu, cumhuriyetin inkılapları doğrudan laiklikten güç aldı (Karpat, 232) Atatürk, laikliği inkılaplarının temel gücü haline getirdiyse de 1945’den sonra laiklik tartışması yeniden alevlendi, tarikatlar canlandı, feodal ve antiemperyalist olmayan laiklik karşıtlığı güçlendi (Avcıoğlu, 1979) [kaynak belirtilmeli] Bunun sebepleri, Müslüman halkın tepkisinin bütün düşünce ve siyaset adamlarının önvarsayımı olması, laisizm uğruna demokrasiden feragat ve bunun tersi, sosyal ve ahlaki bozulmaların dinden uzaklaşmayla bağlantılı olduğunu savunan görüşler, zorla dayatılan görüşlere ve totaliter akımlara (faşizme ve komünizme) karşı dinin bir mukavemet olarak kullanılmasıdır (Savcı, 1958:9; Karpat, 245) Ancak, laik hukuk devleti fikri ile İslami hassasiyetlerin çelişmesi, laik ilke olarak devletin bütün dinler karşısında tarafsız olması ve devletin vatandaşlarına bir resmi felsefeyi telkin etmemesi de ana ilkedir Devlet, laikliği dinlerüstü yeni bir felsefe şeklinde de telkin edemez (Daver, 57) Din özgürlüğü, yurttaşlık ve dindaşlık kavramını ayırır, yurttaşların aynı zamanda dindaş olması gerekmez (Batuhan, 39) Liberal laik sistemde bir tarikat üyesi olmakla bir golf kulübü üyesi olmak arasında fark yoktur Türkiye siyasi tarihinde bir çok siyasi oluşum laikliğe aykırı haraket ettikleri gerekçesiyle kapatılmıştır (→Milli Selamet Partisi, Milli Nizam Partisi, Refah Partisi, Fazilet Partisi)Cumhuriyet Dönemi ve Atatürk'ün devrimleri Çokuluslu ve çokdinli Osmanlı İmparatorluğu dağılırken, aydınlar İslam’a dönüşü savunuyordu Ancak imparatorluk dağıldı ve ortaya çıkan birçok ulus devletinde değişik rejimler ortaya çıktı Türkiye laik cumhuriyet olurken, öteki ülkelerde şeriatçı, teokratik veya milliyetçi sosyalist rejimler yerleşti Türkiye’de din işlerinin yürütülmesi için devlete bağlı laik Diyanet kurumu kuruldu Anayasa Mahkemesi kararına göre, Diyanet kurumunun anayasada yer alması laikliğe aykırı değildir ve bu karar din işlerini devletin yürüttüğü anlamına gelmez [kaynak belirtilmeli] Ama asıl dini güç tarikatlardaydı [kaynak belirtilmeli] Bu ayrışma Türkiye laikliğinin hala esas problemidir Otoriter laikliğin beyin yıkayıcı ve İslami geçmişle bağları koparıcı tarih ve dil inkılaplarının halk üzerindeki etkileri, bürokratik devlette her zaman şeriat tehlikesini çağrıştırmak üzere kullanılan bir dil geliştirmiştir Bu dil bir manipülasyon dilidir (Altındal, 1986:78) Bu dille oy toplanarak iktidara gelinmekte ve bu dille iktidardan gidilmektedir Laiklik karşıtı İslamcı çevrelerin bile şeriata aykırı tarzda oluşum içine girmeleriyle ve Batıcı laik sistemin kurallarını benimseyerek bu dili kullanmalarıyla, modernist ordunun emir komuta zinciriyle gerçekleştirdiği müdahaleleri arasında çelişki vardır (Altındal, 1986:97) Bu çelişki laik devleti bir yandan din dersleri zorunlu olsun görüşünü savundu diye bir partiyi kapatması, aynı devletin on yıl sonra bizzat din derslerini zorunlu kılmasıdır (AMKD, 9: 67) Laikliği, ceza kanunlarıyla korumaya alan tek ülke Türkiye’dir (Altındal, 77)![]() Osmanlı ve cumhuriyet laik gelişmeleri İslam’ın resmi oluşumlarıyla ilgilidir ve irtica terimiyle resmi felsefenin nitelediği dini hareketler ise popüler prekapitalist cemaat ilişkileridir Atatürk laikliği her iki yönden de bu oluşumlara karşı çıkmış, bir yandan anayasadaki dini ibareleri kaldırmış öte yandan tekke ve zaviyeleri kapatmış, bazı dini yeniliklere girişmiştir (Timur, 1983: 94-96) Laikliği yerleştirmek için İslami resmi kurumları kaldırmasına karşın devlete bağlı Diyanet’i kurmuş, ancak popülist akımlara, tarikatlara karşı sert müdahale etmiştir Çağdaş ve laik bir cumhuriyette tarikatların yeri olmayacağını söylemesine rağmen, siyasi partilerle tarikatlar arasındaki doğrudan ilişkiler bile önlenememiştir![]() Türkiye’de laikliğin İslam’la hesaplaşması, şeriatın Batı’daki gibi sadece inanç ve ibadet işlerini değil aynı zamanda bir hukuk, kanun, devlet düzeni olarak her türlü usulleri bütün ayrıntılarıyla ve değiştirilemez olarak tespit etmiş olma iddiasında oluşundandır (Barkan 1973:49) Müslüman halk için günlük yaşayışında kıyafetten saç sakal tıraşına ve yeme içme adabına kadar bütün dünyevi hareketler şeriata göre düzenlenmiştir Oysa laiklik dünya işlerini dinden ayırmakla ortaya atılmıştı Buna göre Müslümanların dünya işlerini din işlerinden ayrı mütalaa etmeye imkân yoktu Bu nedenle laik devlete dinsiz devlet diye bakılmıştır Halbuki tarihi ve sosyolojik süreçler, hiçbir yerde gökten tam inmiş ve değişmeden kalmış bir hukuk rejimini mümkün kılmıyordu Gerçekte Osmanlının son döneminde Mecelle reformu yapılmıştı ama bu bile fanatikleri tatmin etmemişti Sonunda Mecelle de kaldırılmış ve Batı kanunlarının alınmasıyla İslam hukuku tarihe gömülmüş fakat yüzyıllarca ümmet hukuku içinde yaşayan Müslümanların günlük hayatına yön veren kuralları Medeni Kanun bile kaldıramamıştı Atatürk laikliği saltanatın kaldırılmasıyla (1 Kasım 1922) başladı, cumhuriyet ilan edildi (29 Ekim 1923), halifelik ile şeriye vekaleti kaldırıldı (3 Mart 1924), tekke ve türbeler kapatıldı (1925), uluslararası takvim ve rakamlar alındı (1925, 1928), Medeni Kanun kabul edildi (1926), Latin alfabesine geçildi (1928), okullardan Arapça ve Farsça kaldırıldı (1929), kadınlara seçme seçilme hakkı verildi (1930), Tarih Kurumu ve Dil Kurumu açıldı (1931, 1932), efendi bey paşa lakapları kaldırıldı (1934), altıok anayasaya girdi (1937) Bütün bu devrimlere karşı Kemalizm, popülist dinin halk arasındaki manevi kültür iklimi yerine laik bir kültürü maneviyata yerleştemeyerek üstyapıda kaldı (Shaw, 2)![]() Kemalist laiklik otokratik, elitist ve pozitivisttir Otoriterdi, uzun süre laiklik ceza yasalarıyla şeriatçı düşünceleri yasakladı (141, 142 ve 163 maddelerle) Pozitivistti, Batı taklitçiliğiyle suçlandı Elitistti, merkez dışında deislamizasyon geniş kitlelere ulaşamadı İslamiyette Batı kültür tarihindeki gibi bir ruhban sınıfı teorik olarak yoktu fakat siyasi manada halkı etkileyen bir tarikat uleması vardı Laiklerle bu halk İslamı arasındaki gerilim bu yüzden bir iktidar kavgası haline de geldi (Lewis, 16) Osmanlı devletinde de aslında siyasi iktidar, dini iktidarın kendi başına gelişimine göz yummamıştı (Özek, 1982:367) Bu durum cumhuriyetin kuruluşunda da görülür Kemalistler, dini tepkiciliğin Tek Partili bir rejim kurdular (Timur, 1971: 34 vd) Tek partili cumhuriyet rejimi 1946’ya kadar sürdü ve bu tarihten sonra adında İslam kelimesi geçen partiler bile kuruldu Türkiye’de sık sık askeri müdahaleler oldu ve anayasa çok sık değiştirildi fakat laiklik ilkesi temel koruyucu ilke olarak kaldı![]() Halifeliğin 1921 Türk Anayasası hükmü altında kaldırılmasından sonra,pek çok reform modern din ve devlet ayrımına uymayı sağlamak için Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından üstlendi Devlet ve din işlerinin tam ayrımı, 5 Şubat 1937 Anayasasının laiklik prensibini kapsamasıyla başarıldı Bu reformlar şunları içeriyordu:1318 den beri süren Osmanlı Sultan resmiyetinin kaldırılması, son Osmanlı hanedanının yurt dışına gönderilmesi ve bundan dolayı Türk ulusuna,demokrasi temsilciliği yoluyla halka ait bağımsızlığı uygulama hakkı verilmesi 1 kasım 1922 Yeni Türk Devleti'nin Cumhuriyet olarak ilanı: Türkiye Cumhuriyeti, 29 Ekim 1923 ![]() 1517 den beri Osmanlı'da yer alan halifeliğin resmiyetinin kaldırılması 3 Mart 1924 ![]() Dini eğitim sisteminin kaldırılması ve standard ulusal eğitim sistemine giriş 3 Mart 1924 ![]() İslami mahkemeleri kapama ve islam kanunlarını kaldırma 1924-1937 ![]() İsviçre Medeni kanunu ve diğer kanunların adaptasyonu ile laik kanun yapısına geçmek 1924-1937 ![]() Şapka ve kıyafet reformu 25 Kasım 1925 ![]() Mezhep yanlısı manastır ve derviş localarının kapanması 30 Kasım 1925 ![]() Örnek alınan İtalyan ceza yasasından,yeni ceza yasasına giriş 1 Mart 1926 ![]() Uluslararası ölçü,saat ve takvime uyma 1925-1931 ![]() Cinsiyetler arası eşitliği tanıma 1926-1931 ![]() Latin Alfabesi'nden türetilen yeni Türk Alfabesi'ne uyum 1 Kasım 1928 ![]() Soyadı kanunu 21 Haziran 1934 ![]() Lakap ve takma adların kaldırılması 26 Kasım 1934 ![]() Laiklik ilkesinin anayasaya girişi ![]() |
|
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
| Görünüm Modları | |
|
|