Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Eğitim - Öğretim - Dersler - Genel Bilgiler > Eğitim & Öğretim > Tarih / Coğrafya

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
binbir, hikayeleri, osmanlı

Binbir Osmanlı Hikayeleri

Eski 10-06-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Binbir Osmanlı Hikayeleri



Osmanlı ordusu Viyana önlerinde

21 Temmuz 2005 Perşembe
Mohaç’ta Macaristan ordusunu tamamen imha edip bölgeyi Osmanlı Devleti sınırları içine katan Kanunî Sultan Süleyman Han, Macaristan tacını Zapolya’ya verdi Avusturya Arşidükü Ferdinand, Kanunî Sultan Süleyman İstanbul’a döndükten sonra Budapeşte’yi (Budin) almış ve Macaristan’ın büyük bir kısmını ele geçirmişti Bunun üzerine Zapolya, Kanunî Sultan Süleyman Han’dan yardım istedi 10 Mayıs 1529’da İstanbul’dan hareket eden Süleyman Han, eylülde Budin’i tekrar zaptetti

Almanya sınırını geçti
Kanunî Sultan Süleyman Han, 22 Eylül’de Almanya sınırını geçti 27 Eylül’de Viyana önlerine gelen Ordu-yı hümâyûn, Hristiyanlığın en büyük devleti olan Alman İmparatorluğu’nun başkentini muhasaraya başladı
Kanunî Sultan Süleyman Han, Viyana’ya gelirken hiçbir zaman kaleyi alma gayesi gütmemiş, istediği zaman bunu gerçekleştirebileceğini göstererek gözdağı vermek istemişti Üstelik yeni fethedilmiş olan Macaristan’da İslâm idaresi tam yerleşmeden Viyana’nın da alınıp askerin çok geniş bir alana yayılması, stratejik bakımdan hatalı olurdu Kışın yaklaşması kale çevresinin yoğun yağmurlar sebebiyle bataklık hâline gelmiş olduğuna aldırmadan kaleyi kuşatmıştı
Kaleyi muhasaraya başlayan Kanunî Sultan Süleyman Han, on yedi gün boyunca döverek, şehrin surlarını iyice tahrip etmişti Bu sırada bir Osmanlı güllesinin isâbetiyle kale komutanı Kont Salm de öldürülmüştü Çevreden aldığı istihbaratlar sonunda Viyana’ya yüz elli kilometre uzaktaki Linz’de Alman ordusunun da Osmanlı ordusunun karşısına çıkmayacağı anlaşılınca, CharIes Quint’e verilen cezanın yeterli olduğuna kanâat getiren Kanunî Sultan Süleyman Han, orduya muhasarayı kaldırma emrini verdi

Akıncıların kontrolünde
Kanunî, Akıncı Beylerini akına göndererek, Avusturya, Güney Almanya (Bavyera), Muravya, Bohenya, Slovakya, Silezya (simdiki Çek Cumhuriyeti) ve Slovenya gibi Alman İmparatorluğu’na bağlı ülkeleri baştan başa çiğnetti 16 Ekim’de Viyana önlerinden hareket eden Ordu-yı hümâyûn, İstanbul’a ancak 16 Aralık’ta ulaşabildi
kaynak; vehbi tülek , türkiye gazetesi

Alıntı Yaparak Cevapla

Binbir Osmanlı Hikayeleri

Eski 10-06-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Binbir Osmanlı Hikayeleri



FRANSIZ DONANMASININ REHİN ALINMASI

1553 yılında Fransa ile Osmanlı İmparatorluğu arasında İstanbul antlaşması imzalanmıştı Fransızlar Türk yardımına karşılık 300 bin altın tazminat ödemeyi kabul etmişlerdi Ancak bu borçlarını ödeyinceye kadar, Fransız donanması, Osmanlıların elinde rehin olarak kalacaktı

Kral İkinci Henri, antlaşmadan önce Kanunî Sultan Süleyman Hâna gönderdiği mektupta şöyle diyordu:

“Şimdiki durumda, Fransa’nın hiçbir şeyi kalmamıştır Padişah hazretlerinden başka hiçbir yerden de ümidi yoktur Ancak bundan evvel de birçok defalar padişah hazretlerinin yardımları görülmüştür Eğer biraz para ve mal yardımı yapılırsa, Fransa bundan ebediyyen minnettar kalacak ve Türk cömertliği bir defa daha dünyaya nam salacaktır Bu yardım, cihan padişahı hazretleri için hiç derecesindedir

Pek çok Fransız tarihçisi, bu rehin anlaşmasını kendileri için küçük düşürücü bir olay sayarak, yazmaktan kaçınmışlardır

Alıntı Yaparak Cevapla

Binbir Osmanlı Hikayeleri

Eski 10-06-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Binbir Osmanlı Hikayeleri



Çöküş başlayınca III Mustafa Han

III Mustafa Han, gayretli ve çalışkan bir sultandır, dedeleri Fatih, Yavuz ve Kanuni gibi olmayı çok arzular Bunun yolu yeni bir hamleden geçer ki öncelikle mâlîyeyi ve orduyu ıslah etse iyi yapar
O yıllarda Avrupa’da “Yedi Yıl Harpleri” (1756-1763) patlar Bir yanda İngiltere-Rusya öbür yanda Prusya-Fransa İki taraf da Osmanlı Devletini yanına çekmek ister, ittifaka karşılık pembe vaadlerde bulunurlar Mustafa Han ne “evet”, ne “hayır” der, Avrupalıları maharetle oyalar Bu arada ordunun donanmasına, donanmanın techizine hız katar
Baron de Tott adlı bir uzman eliyle Tophâneyi elden geçirtir, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarına uzun menzilli silahlar koyar Yüzen köprüler çaktırır, top arabaları yaptırır, tüfeklere süngü takar Mühendishâne-i Bahr-i Hümâyûn (Deniz Harb Okulu) ve Mühendishâne-i Berr-i Hümâyûnu (Teknik Üniversite) açar Ancak ordu geleneğimizi de göz ardı etmez, körü körüne taklitçilik yapmaz
Mustafa Han’a göre en önemli iş adaleti sağlamaktır ona göre “bir memleketin hukukçusu cıvıtırsa orada dirlik düzen kalmaz” Sultan, iktisada çok önem verir, israftan hiç hoşlanmaz Zengin beylerden ‘imdadiye’ toplar, zahmetsiz kârlar peşinde koşan tefecilere (bunlar genellikle Yahudi olurlar) nefes aldırmaz Paranın ayarını düzeltir, devlet hazinesini lebalep altınla doldurur ki istese Edirnekapı’dan Ruscuk’a kadar altın yayar

Polonezler uğruna
Neyse “Yedi Yıl Harpleri” de biter, Ruslarla Prusyalılar (Alman-Avusturya) düşmanlıklarını çabuk unutur, el ele verip Lehistan’ı paylaşırlar Sıkışan Leh milliyetçileri de (Polonezler) Osmanlı hudûduna sığınırlar Ruslar sınır mınır tanımaz, Polonyalılarla berâber Osmanlı ahâlisini de kırar, ortalığı kana boyarlar Yöre halkı Türklerle Rusları yan yana koyunca seçimi net yapar, “Türk atları Vistül’de sulanmadıkça bize rahat yok” demeye başlarlar
Mustafa Han önce diplomasi yolunu dener, ancak Çariçe Katerina ve zalim komutanı Kont Stanislaw Doniatowski geri adım atmaz Hatta Rusya’da bulunan Osmanlı ticâret heyetini içeri alırlar Osmanlılar da İstanbul’daki Rus sefiri Obreskoff’u Yedikule zindanına tıkar, Kırım Hanı Giray’a “var bildiğin gibi yap” buyururlar! Kırım Tatarları bir anda Güney Rusya’ya girer ortalığı dağıtırlar Yüz binden ziyade esir alarak çanlarına ot tıkarlar

Ah o Rumlar
Ama Çariçe Katerina az hin değildir, Bağçesaray’da hekimlik yapan bir Rum vâsıtası ile Giray Hanı zehirletmeyi başarır İş başa düşünce Serdar-ı ekrem Yağlıkçızâde Mehmed Emin Paşa, yöreye varır ve Hotin Zaferine imza atar (1769)
Gelgelelim Yeniçeriler kırk defa sökülmüş kumaş gibidirler, artık dikiş tutmazlar Komutanlar bunlarla uğraşmaktan dert sahibi olurlar İngilizler ve Fransızlar her zamanki gibi ikili oynar, Ruslara malzeme yağdırırlar Rumlar “fırsat bu fırsat” deyip ayaklanır, Koron, Modon, Navarin, Patras, Tripoliçe, Kalamota ve Isparta’da görülmemiş katliamlar yaparlar Ancak Mora Serdarlığına tâyin edilen Kaptan-ı Deryâ Mandalzâde Hüsâmeddîn Paşa âsileri sindirir, Slavların hamisi kesilen Rusları Balkanlar’dan kovar

İran başa bela
Henüz bu dert savuşturulmadan Mısır’da Kölemenli Cin Ali Beyin isyan edeceği tutar, ayaklanma Suriye, Filistin ve Arabistan’a da sıçrar Neyse bunlar da 1773’te kazanılan Sâlihiyye Zaferiyle terbiye olunurlar Diyeceksiniz ki “Peki İran n’apar?” Osmanlı birileri ile boğuşsun da onlar yerlerinde otursunlar! Olacak iş mi hemen hançerlerini biler, sırtımızdan vururlar Cepheler çoğaldıkça detaylar dikkatten kaçar Nitekim Ruslar (İngilizlerin yardımıyla) Baltık Denizini dolanır, Cebelitarık’tan geçip Ege’ye girer ve “Çeşme Baskını” ile donanmamızı yakarlar
Her ne kadar Cezayirli Hasan Paşa bu baskının öcünü alırsa da teknoloji yarışında geri kalan Osmanlılar artık “süpergüç” sayılmazlar Nitekim Kont Romanzov komutasındaki Rus askerleri, Boğdan’ın Kartal (Larga) mevkiinde kendilerinden üç misli kalabalık (180 bin) Yeniçeriyi yenmekte zorlanmazlar Ancak bir başka ordumuz Rusları (Ahıska’da) perişan eder, çocuklarımız Özi (Kırım), Yerköy, Silistre ve Varna’da parlak zaferler kazanırlar

Kasa boşalınca
Savaş zor zenaattır vesselam, harbin hitamında Mustafa Hanın tepeleme altınla doldurduğu hazine tamtakır kalır, üç kuruşa muhtaç olurlar Hal böyle olunca Mustafa Han, hanımından (III Selim’in annesi Mihrişah Valde Sultan’dan 237 kese) ve kızından (Şah Sultan’dan da 340 kese altın) borç alır Karşılığında senet yazıp, mühür basar
Ama ne yazık ki devletin bu borcu ödeyecek kadar parası hiç olmaz “Ödemezse ödemesin el mi” dediğinizi duyar gibiyim İyi de borcunu ödeyemeyen de sarı çizmeli filan ağa değildir ki, üç kıtaya yayılan bir imparatorluğun hükümdarıdır Gel de kahrolma!
III Mustafa Han gibi şair ruhlu bir sultan bu acıları kaldıramaz, teessüründen yatağa düşer ve gözlerini hayata yumar
Onun vefatından sonra çok bilmiş hariciyecilerimiz Ruslarla akıllara ziyan bir anlaşma (Küçük Kaynarca) imzalar Meydanda kazandıklarımızı masada dağıtırlar Ne yazık ki I Abdülhamid’e bu teessür yeter, hele “Özi Katliamı”nı duyunca inme iner, onu da toprağa bırakırlar
III Selim annesinin alacağını tahsil etmek bir yana, kadıncağızın para eden nesi varsa derler toparlar, Nizam-ı Cedid’i kurmak için harcar Nitekim Yeniçeriler ona da kıyarlar
Zor yıllardır vesselam Ne III Mustafa, ne I Abdülhamid, ne de III Selim dedelerinden daha az kahraman, daha az bilgili, daha az becerikli değillerdir ama olmaz
Olmayınca olmaz

Alıntı Yaparak Cevapla

Binbir Osmanlı Hikayeleri

Eski 10-06-2012   #4
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Binbir Osmanlı Hikayeleri



Dervişe sorarsan Laleli Baba

08 Haziran 2005 Çarşamba

Sultan Mustafa, halim, selim, hafif çekik gözlü ve kumral bir zattır İtina ile taradığı sakalı çehresine çok yakışır Tatlı dillidir, güler yüzlüdür, dindardır Haksızlıktan çok korkar, bedeli ne olursa olsun adaleti yerine getirmeye çalışır Biteviye okur, Batılı yayınları da dikkatle izler, mesela Astronomiye çok meraklıdır Tıp ve mühendislik üzerine yazılan eserleri tercüme ettirir ve çoğaltıp dağıtır “Cihângir” mahlasıyla nefis şiirler yazar ve hatırı sayılır bir hattattır
III Mustafa Han her ne kadar düşmanlarla uğraşmaktan oturmaya fırsat bulamadıysa da sanayi, ticaret ve bayındırlık alanında fevkalade güzel projeler yapar Daha o günlerden Süveyş Kanalını kazdırmayı düşünür, dahası İzmit Körfezini, (Sapanca Gölü ve Sakarya Nehri vasıtasıyla) Karadeniz’e açmayı planlar
Ancak Osmanlı çok sıkıntılı günler yaşar, Ruslar, Rumlar ve İranlılarla savaşmaktan nefes alamaz Kaldı ki Yeniçeriler gemi azıya alır, başa bela olurlar Sultan çaresiz kaldığı anlarda divitine sarılır ve derdini kâğıdına fısıldar:
Yıkıluptur bu cihan sanma ki bizde düzele,
Devleti Çarh-i deni verdi kamu mübtezele
Şimdi ebvab-ı saadette gezen hep hazele
İşimiz kaldı hemen merhamet-i lem-Yezel’e
(Anladığım kadarıyla “dünyanın çivisi çıkmış” diyor, “tuttuğun elinde kalıyor, Allah akıbetimizi hayrede”)
Olacak bu ya, Dersaadet 1766 zelzelesi ile büyük yara alır, Mustafa Han, Eyyub ve Fatih Camii’lerini, Kızkulesini, Kapalıçarşıyı, Baruthaneyi, Saraçhaneyi ve Tophaneyi adeta sıfırdan yaptırır Hasar gören binlerce binayı ya onartır, ya da yıktırır
Sultan Mustafa çok cami yaptırır Ama onun gözünde Laleli Camii’nin ayrı bir yeri vardır, bu muhteşem esere adını verecek, asırlarca anılacaktır Muhteşem külliye (etrâfındaki sebil, imâret, türbe, muvakkithâne, han, hamam ve dükkanlarla birlikte) sadece 4 yılda tamamlanır Mimar Mehmed Tâhir Ağa bu zarif eserle yeni bir tarz yakalar, adeta çığır açar
Rivayet olunur ki Laleli Camii’nin şekillendiği günlerde Padişah inşaatı görmeye gelir Ona civarda yaşayan bir gönül ehlinden bahsederler, “haydi gidelim hayır duasını alalım” deyip, kapısını çalar

Deni dünya
Ancak milletin hikmetli sözlerini aktara geldiği pamuk sakallı ihtiyar, o gün derin bir sükut içindedir, sanki lisan-ı hal ile “bizim sustuğumuzdan anlamayan” der “konuştuğumuzdan ne anlar?”
Sultan Mustafa kendince bir zarf atıp, feyzli bir sohbete maya çalmaya çalışır, “Efendi Hazretleri, bu dünyada en güzel şey nedir” diye sorar
Laleli Baba elini “boşveeer” gibilerinden sallar, “denî (alçak) dünyanın güzelliğinden n’olsun sultanım” der, “eğer rahatlıkla yiyor ve def-i hacetini sıkıntısız yapıyorsan tamam Başka bir şey arama

Yakıştıramaz ama
Sultan Mustafa derin mevzulara kapı aralamaya çalıştığından olsa gerek, bu sade ve kestirme cevaba bozulur, ancaaak
Ancak birkaç gün sonra nasıl bir kabızlığa yakalanır anlatılamaz Hekimin biri gelir, biri gider, derdine çare bulamazlar Kaşık kaşık yağlar içer, bin çeşmeden su getirtir, otlar kökler müshiller Ma fi fayda
Utanmasa divan toplantısında ağlayacak, kafasını duvarlara vuracaktır ama
Neden sonra aklı başına gelir “galiba boşuna uğraşıyoruz” der, “korkarım bu derdin ilacı Laleli Baba’da!”
Derhal yaşlı dervişin huzuruna koşar, önce affını ister sonra derdini arzetmeye bakar
Laleli Baba “o iş kolay” der, “ama ne vereceksin karşılığında?”
- Ne istersen vereyim, hatta ben kalkayım, gel sen otur tahtıma
- Amaaan kalsın Bir def-i hacete bile değmeyen saltanat neye yarar?

Ya kabir azabı?
- Karnımın ağrısı dayanılacak gibi değil hocam
- Demek şuncağız karın ağrısı koca Sultanı bile kıvrandırıyor Kabir azabı nicedir acaba?
- Yalvarırım bir şeyler yapın
- Pazarlığımız bitmedi ama?
- Bu camiye adınızı vereyim Müminler ibadet ettikçe sizi hatırlasın, asırlarca Fatiha okusunlar
- Bak bu hiç de fena bir teklif değil Duaya çok ihtiyacım var ve olacak da
Laleli Baba o bereketli nefesiyle bir şeyler okuyup sırtını sıvazlar, Padişahın ağrısı sızısı kalmaz
Bakın şu işe ki Eyyûb, Fatih, Ayazma, Laleli gibi muhteşem camileri yaptıran III Mustafa, hiçbirine ismini koyamaz
Cenazesi Lâleli Camii yanında bulunan türbeye defnedilir, Efendimizin (Sallallahü aleyhi ve sellem) kadem-i şerifini (mübarek ayak izini) bir çekmeceyle başucuna koyarlar
Mustafa Hanın hanımları (Âdilşah ve Aynülhayat Kadınefendiler), oğlu III Selim Han ile kızları Hibetullah Mihrimah ve Mihrişah sultanlar da aynı kubbe altında yatmaktadırlar

Alıntı Yaparak Cevapla

Binbir Osmanlı Hikayeleri

Eski 10-06-2012   #5
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Binbir Osmanlı Hikayeleri



OSMANLI'DA BİR YAŞANMIŞ OLAY
İşte Osmanlı

19yüzyılda Almanya nın Mülhaym şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında
Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu

Fransızlar, her sene nehrin Almanlar'daki kısmına geçip mahsulün tümünü
toplayıp götürüyorlardı

O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses
çıkaramıyorlardı tabiî Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanına
durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar

Mektupta şöyle denmektedir:

"Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar
Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanı, İslamiyet'in de
halifesisiniz Bizi şu zulümden kurtarın Asker gönderin Ürünlerimizi
bu sene olsun toplama imkanı sağlayın"

Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen
padişah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnızca asker
elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevabı bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanır
Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp

mektubu okurlar:

"Fransızlar korkak ademlerdir
Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur
Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kâfidir"

Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin
Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerınde dolaştırın Karşıdan gören
Fransızlar için bu kâfidir"

Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar
Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında
dolaşmaya başlarlar

Ertesi gün, karşıdan gelen haber, Almanlar'ın sevinç çığlıkları atmalarına
sebep olur:

"Osmanlılar'dan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini
de terkederek iç kısımlara doğru kaçmaktalar
Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz Zulüm sona ermiştir"

Bu olay, Mülhaymli'lerin gönüllerin de taht kurmuştur
Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülhaym a bağlı Karlsruhe müzesine koyup ziyarete açarlar

Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar Ayrıca, halen
olayın yıldönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip ,
hadiseyi temsilen kutlarlar

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.