Kayseri Gelenek Ve Görenekleri |
|
|
#1 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Kayseri Gelenek Ve GörenekleriTarihçe Kayseri’de bilinen ilk yerleşim, İskanı Erken Tunç Çağında başlayan Kültepe (Kaniş/Karum) dir Kültepe’yi Hitit öncesi Anadolu’nun yerli halkı olan Hatti’ler kurmuşlardır Kültepe’nin hemen yanı başında yer alan ve Asurlu tüccarlarca kurulan Karum’da (Pazar yeri) 1948 yılından beri devam eden kazılarda, bu döneme ışık tutan 20 000 ‘in üzerinde çivi yazılı tablet bulunmuştur Bu metinler ticari ilişkiler,antlaşmalar ve mektupları içermektedir Kültepe, M Ö 4000 yıllarından Roma Çağı sonuna kadar devamlı olarak iskan görmüştür M Ö 11 ve 7 Yüzyıllarda , Erciyes’in eteğinde yer alan Mazaka şehri kurulmuştur M Ö 6 ve 5 Yüzyıllarda bu bölge, Med ve Perslerin egemenliğine girmiştir M Ö 280 yıllarında kurulan Bağımsız Kapadokya Krallığının başkenti olan Mazaka, bu dönemde 400 bin nüfuslu büyük bir şehirdi M S 17 yılında Roma Devletinin eline geçen Mazaka, Romanın bir eyaleti olmuş ve ismi, Kaisareia olarak değiştirilmiştir 395 yılında Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu içerisinde yer alan bu bölgede, büyük bir şehir olarak yerini korumuştur 691 ve 721 yıllarında Kayseri, kısa sürelerle Arapların akınlarına uğramış ve 1071 yılında Malazgirt zaferinden sonra Türk topraklarına katılmıştır 1127 yılında Danişmendlilerin, 1162 yılında ise Anadolu Selçuklularının olan şehir, Selçuklular zamanında Konya’dan sonra ikinci başkent olmuştur 1244 yılında İlhanlıların saldırısına uğramış, bir süre Moğol-İlhanlı valilerince yönetilmiştir Kayseri, 1343 yılında Eretna Beyliğinin, 1398 yılında Osmanlıların eline geçmiştir 1402 yılında Ankara savaşından sonra Karamanoğullarının ve Dulkadiroğlularının olan şehir, 1515 yılında Yavuz Sultan Selim’in Iran seferi dönüşünde kesin olarak Osmanlı imparatorluğuna bağlamıştır Tarihsel Gelişim Anadolu’nun, doğu ve batı (Yunan-Roma) medeniyetleri arasında bir köprü vazifesi görmesi bu bölgede, Anadolu Medeniyetleri denilen muazzam bir medeniyetin doğmasına neden olmuş Bu nedenle tarih boyunca Kayseri, bu medeniyetlerin bir bölümünün gözüktüğü ve Kızılırmak Havzası ile Tuzgölü arasında kalan Kapadokya’nın, önemli bir yerleşim yeri olma özelliğini korumuş Bu bölgede bulunan yüzlerce “Höyük” ve “Tümülüs”ler , “Anadolu Medeniyetleri”nin önemli bulgularını, günümüze kadar taşımış Hititler’den Osmanlılar’a kadar bu bölgede yerleşen bütün kavimler, kısa bir zaman içerisinde mutlaka bir siyâsi birlik kurmuş ve bir güç olarak, tarih sahnesine çıkmış Kayseri çevresinde bilinen en eski yerleşim yeri, bugün ki şehre yaklaşık 20 kilometre mesafede bulunan “Kültepe Höyüğü”dür Bu höyükte bulunan Kaniş, o günkü Kayseri’nin başşehri olup M Ö 2800 senesinden Helenistik Devirlere kadar önemini korumuş Kaniş’in önemini kaybetmesi üzerine o dönemlerin kutsal dağı olan Argaios’un (Erciyes) kuzey eteğinde bulunan Mazaka’nın ön plana çıktığını ve şehrin merkezi olduğunu görmekteyiz Đsminin nereden geldiği tartışılan ve M Ö XII-IX yüzyıllar arasında iskan görmeye başladığı tahmin edilen Mazaka, bir süre sonra Tabal Devleti’nin başşehri olmuş Bu devletin yıkılması üzerine Frigler’in eline geçmiş ve daha sonra da Kimmerler’in sınırları içerisinde kalmış (M Ö 676) Kimmerler, Asur ve Lidyalılar tarafından Anadolu’dan atılınca (M Ö 650) Mazaka, Asur egemenliğine girmiş ve daha sonra Lidya ve Medler arasında sınır olmuş Persler’in, Lidyalılar’ı yenmesi üzerine bütün Anadolu gibi Mazaka da bu devletin hakimiyetine girmiş Pers hakimiyeti ile birlikte Đran’dan bu bölgeye çok insan gelmiş, kendi ülkelerine benzettikleri bu bölgelerde, “Ateşgede Kültürü” nü yerleştirmiş Ve bu “Kültür” yüzyıllarca bu bölgede egemen olmuş Hatta bağımsız Kabadokya Kralları bile bu “kültürün” yani “dini çerçevenin” dışına çıkamamış Kapadokya krallarından IV Ariarathes Eusebias, babası III Ariarathes tarafından kurulan “Ariarathia” şehrinde bir müddet kalmış ve sonra sarayını Mazaka’ya taşımıştır Bunun oğlu V Ariarathes ise babasının adına izafeten şehre, “Eusebia” adını vermiş (M Ö 163-130) Mazaka’nın yanında yeni bir Helen şehri olarak doğan Eusebia, Kabadokya Kralı Archelaos (M Ö 36, M S 17) zamanında Roma Đmparatoru “Caisar Avgustus” adına izafeten “Kaisaria” adı verilmiştir M Ö 12-8 tarihlerinde basılan bütün sikkelerde (paralarda) Kaisaria ismine rastlamaktayız Bu medeniyetlerin yaşandığı dönemleri kısaca aşağıdaki gibi altbaşlıklarda toplamak mümkündür; Roma Kolonial Dönemi Kapadokya’yı, M S 17 tarihinden itibaren Roma İmparatorluğu’nun bir şehri olarak tarih sahnesinde görmekteyiz Kaisaria, “Konion” denilen bir eyalet meclisi ve bir vali tarafından yönetilmekteydi Đmparator III Gordianus zamanında şehir surları yaptırılmış (M S 238- 244), surlara rağmen İmparator Valerian zamanında Kaisaria Pers Kralı “Şapor” tarafından işgal edilmiş Bu sırada şehrin nüfusunun 400 bin civarında olduğu tarihi kaynaklarca belirtilmekte İmparator Julianus Apostota’nın altı yıl sürgün kaldığı Kaisaria, bu dönem “Hristiyanlık Kültürü”nün, neşet ettiği önemli bir merkez konumundadır Nitekim, Büyük Busilius, Aziz Gregorius, Nuziandoslu Gregorius ve Nysalı Gregorius burada yetişen Hıristiyan din büyükleridir İlk İslam Akınları Doğu Roma (Bizans) toprakları içerisinde bulunan Anadolu, daha Hicret’in ilk asırlarından itibaren “İslam Orduları” için câzip bir bölge olmuş İstanbul’un fethi için yapılan birçok sefer, Orta Anadolu ve özellikle Kayseri üzerinden yapılmıştır Ve her seferinde de şehir, “İslam Orduları” tarafından işgal ve tahrip edilmiş Kayseri, ayrıca Đmparator Phokas (M S 602-610) zamanında Đran Hükümdarı II Hüsrev tarafından işgal edilmiştir (M S 605) Altı sene Pers işgalinde kalan şehir, İmparator Heraklios (M S 610-640) tarafından geri alınmış Türk Hakimiyetine Girmesi Doğu tarihçilerine göre ; Orta Anadolu’ya yayılmaya başlayan Türkler Afşin Bey komutasında, 1067 tarihlerinde Kayseri’yi fethettiler 1071 Malazgirt Savaşı ile bütün gücü kırılan Bizans bu bölgeyi koruyamaz hale geldi ve çekilmeye ve bu çekilmeyi tâkiben de Anadolu’ya büyük bir Türk göçü gelmeye başladı 1071 den 15 sene sonra , 1085 yıllarında Kayseri’ yi artık bir Türk ve Müslüman şehri olarak görmekteyiz Müslüman Türklerin hakimiyetinde Kayseri’ nin eski halkı olan Rum ve Ermeniler’ in birer mahallede toplandıkları, Çarşı, Pazar ve ticarette yavaş yavaş hakimiyetlerini kaybettikleri görülmüştür Şehir, süratle yapılan Camii, Han, Medrese , Hamam ve Çeşmelerle kısa bir sürede tam bir Đslam Şehri kimliği kazanmıştır Bir müddet Danişmendliler’e merkez olan Kayseri özellikle Selçuklu Sultanı Uluğ Keykubad (1 Alaeddin Keykubad) zamanında Türkiye Selçuklu Devletinin Konya ve Sivasla beraber üç başşehrinden birisi olmuştur Danişmendi ve Selçuklu yönetimleri zamanında yapılan görkemli yapıların en önemlileri olarak; Camii Kebir, Güllük Camii ve Hamamı, Hunat Külliyesi, Şifaiye–Gıyasiye Medresesi, Hacı Kılıç Külliyesi, Lala Muhlisiddin Camisi, Sahabiye Medresesi, Kale Surları ve Yoğunburç sayılabilir Danişmendliler Dönemi Alpaslan’ın oğlu Melikşah’ın yeğeni Danişmendli Melik Ahmet (Taylu) Kızılırmak ve Yeşilırmak bölgelerinde “Danişmedli Beyliği”ni kurdu, Süleyman Şaha’a tâbi oldu Danişmendliler döneminde bu bölgelerin Türkleştirilmesi için çok önemli adımlar atıldı Anadolu bir Türk Yurdu haline geldi Ebul Gazi Hasan Bey’i (Turasan) Orta Anadolu’ya vali tayin eden Danişmendoğlu Sabartia, Kayseri ve Pontus’ta hüküm sürüyordu Kayseri’nin ilk valisi olan Hasan Bey, vazifeye başladığı 1082 tarihinden itibaren ölünceye kadar valilik yapmış ve bir çok fetihte bulundu Ahmet Gazi’den sonra Emir Melik Gazi (Pazarören/ Pınarbaşı’nda türbesi ve mumyası var), saltanata geçti Daha sonra Kayseri’yi bir çok eserle imar eden ve Ulu Cami’yi yaptıran Emir Mehmet ve Zünnun bu bölgeyi idare ettiler ![]() Moğol Hakimiyeti Selçuklu ordusunun, Moğol ordusu ile 1243 tarihinde yapılan Kösedağ Meydan Savaşı ile Moğol ordusuna yenilmesi , Türk tarihinde bir dönüm noktası olmuş ve artık Anadolu’da Moğol hakimiyeti başlamıştır Gönderdikleri Valilerle Anadolu‘yu denetleyen Moğollar, 150 sene müddetle Kayseri ve Anadolu’nun bütün maddi ve manevi kaynaklarını yağmalamışlardır Moğol sömürüsü altında ezilen Selçuklu Devleti, bütün gücünü kaybetmiş ve II Mesud ‘ dan sonra dağılarak, yerini yeni kurulan beyliklere bırakmıştır (1308) Osmanlı Dönemi Fatih Sultan Mehmet zamanında , Gedik Ahmet Paşa tarafından Karamanoğulları Beyliği’ ne son verilerek, Karaman, Konya ve Kayseri Bölgeleri Osmanlı toprağına katıldı (1474) Kayseri 1476‘dan itibaren Karaman eyaletine bağlı bir sancak merkezi oldu 1839 tarihinde Bozok Eyaletinde, 1867 tarihinde de bağımsız sancak merkezi olarak Osmanlı idari taksimatında yerini aldı Mütareke’de Durum Kayseri, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı yenilgisini belgeleyen Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) günlerinde, bağımsız bir sancak olarak yönetiliyordu ve doğrudan Đstanbul’a bağlıydı Birinci Dünya Savaşı öncesinde birçok Orta Anadolu kentinden farklı olarak, canlı bir ekonomik yaşamı olan Kayseri, savaş içindeki Ermeni tehciri nedeniyle, bu özelliğini bir ölçüde yitirmişti Çünkü, kentin ticari yaşamının gelişmesinde ve ileri düzeydeki zanaatçılıkta Ermenilerin büyük payı vardı Hayvancılığa dayalı besin sanayinin doğması Kayseri’nin pastırmacılık ve sucukçulukta ün kazanması, büyük ölçüde Ermenilerin çabalarıyla olmuştu Ermeniler ve kimi Rumlar, ayrıca sarraflıkla da uğraşıyorlardı Kayseri’de yerel ekonomik yaşamı denetleyen ve 30 000’i aşkın olan bu Ermeni nüfus, 1915’te Suriye’ye tehcir edilmiş, ancak, Mondros Mütarekesi ile kısa süre içinde yeniden Kayseri’ye dönmüştü Nitekim, Kayseri’nin en büyük kazalarından Develi’nin savaş sonrasındaki nüfusu yarı yarıya Ermenilerden oluşuyordu Kayseri ve dolaylarının nüfus yapısını etkileyen bir başka gelişme’de, daha savaş yıllarında başlayan göçlerdi Rus işgalleri 1915-1916 ‘da Doğu Anadolu içlerine doğru uzandığında işgal altına giren kent ve köylerin halkı yollara dökülmüş ve bunlardan bir bölümü Kayseri’ye gelmişti Bunu, 1917 Sovyet Devrimi sonrasında, Kafkasya’dan göçen kimi toplulukların, örneğin Çerkez’lerin gelişi izlemişti Kayseri yöresi, Mondros Mütarekesi sonrasında başlayan Fransız işgalleri döneminde üçüncü bir göçe tanık oldu 1918 sonrasından başlayarak gelişen Adana ve Maraş işgalleri nedeniyle, yörenin halkı uğradığı baskılara dayanamayarak yollara düşmüş ve göç kervanları Kayseri’ye uzanmıştı Eylül 1919’da gelindiğinde Fransızlar, Çukurova’ya yerleşmiş Urfa, Antep, ve Maraş’a girmiş, Kayseri’nin Develi Kazasının 20 km yakınlarına dek ilerlemişlerdi Zamantı suyunu sınır kabul ettiklerini duyuran Fransız işgal yetkilileri, bugün Develi’ye bağlı olan Bakırdağ Nahiyesini de denetimleri altına almışlardı Adana’yı merkez edinen Fransız işgal komutanlığı, güçlerini fazla dağıtmamak için, direnişle karşılaşmadığı sürece, merkezden uzak bölgelere, asker göndermiyor; denetimi, işgal birlikleri içindeki Ermeni gönüllü taburlarıyla sağlamaya çalışıyordu Đşgal ettiği bu uzak kasabaların yönetimi de yörenin Ermeni ileri gelenlerine veriyordu Bakırdağ (Rumlu) Nahiyesi’nde de bu tür bir uygulama yapan Fransızlar, Sarkis Efendi atlı bir Ermeniyi nahiye müdürlüğüne getirmişlerdi Nahiye merkezi Bakırdağ’ın Kiske köyündeydi Gerek nahiye merkezindeki, gerek çevre köylerdeki güvenliği de Ermeni Jandarmaları sağlıyordu Kurtuluş Savaşı Dönemi Kayseri ili, Milli Mücadele Dönemi’nde Develi’ye bağlı Taşçı (Bakırdağ) Bucağı dışında işgal görmemiştir Fransızlar’ın koruması altındaki ayrılıkçı Ermeni’lerce gerçekleştirilen Bakırdağ işgali de bölgeyi etkileme olanağı bulmadan, kısa süre içinde son bulmuştur Cumhuriyet Dönemi Kayseri, Cumhuriyetle birlikte 1924 Anayasası gereği vilayet oldu 1924 Anayasası ile il statüsüne kavuşan Kayseri’nin 1928’de Merkez, Đncesu, Bünyan, Develi ve Aziziye(Pınarbaşı) olmak üzere, 5 kazası (Đlçe), 21 nahiyesi (bucak) ve 314 köyü vardı Bugün ise Kayseri’nin; 16 ilçesi (Akkışla, Bünyan, Develi, Felahiye, Hacılar, Đncesu, Kocasinan, Melikgazi, Özvatan, Pınarbaşı, Sarıoğlan, Sarız, Talas, Tomarza, Yahyalı ve Yeşilhisar), 68 belediyesi ve 406 köyü bulunmaktadır 13 Ekim 1924 te Mustafa Kemal ilk kez Kayseri’ye geldi Ekim 1926 da Uçak Montaj Fabrikası, Mayıs 1927 de Ankara- Kayseri demiryolu hizmete girmiştir Mart 1930 tarihinde müze açılmıştır 1935‘te Kayseri Bez Fabrikası kurulmuştur 1935 nüfus sayımında Ürgüp’ün Kayseri’ye bağlı olduğunu görmekteyiz Ürgüp daha sonra, il olan Nevşehir’e bağlandı Cumhuriyetle birlikte Kayseri de sanayi, ticari, eğitim, kültür v s konularda önemli gelişmeler olmuş ve bu gelişmeler günümüzde de artarak devam etmektedir 1950, 1960, 1990 ve 2000 yıllarında Kayseri ilinin kent merkezi ve çevresinin dokusu ve tarihsel gelişimini gösteren harita aşağıda detaylı bir şekilde incelenmiştir Merkezdeki Fonksiyonel Farklılaşmalar, Yapısal Değişim Ve Mekansal Kaynaklar 1950-1960 arasında özel sektör tarafından bir çok sanayi tesisinin temelinin atıldığını ve faaliyete geçtiğini görüyoruz Özel sektör tarafından 1950’lerin başında kurulan büyük ölçekli Birlik Mensucat Fabrikası ile Orta Anadolu Mensucat Fabrikası ve yarı kamu nitelikli Şeker Fabrikası (1955) bu dönemin önemli eserleridir 1950’den sonra Kayseri sanayisinde özel sektörün ağırlığı giderek artı 1960’tan sonra Taksan ile özel hisselerin de bulunduğu Çinkur dışında imalat sanayinde kamu yatırımı pek görmemekteyiz Bugün Taksan, Özelleştirme İdaresi tarafından satıldı ve Çinkur ise faaliyetini durdurdu Đcra yoluyla satıldı Bu iki tesisinde yeni sahipleri Kayserlidir 1950’lerin uygun ortamında , küçük ve orta boy girişimciler daha çok dayanıklı tüketim malları üretimine yönelmiş; girişimciler ellerindeki tezgah ya da makineleri küçük değişikliklerle, değişik ürünleri üretebilecek biçime dönüştürmüşlerdir 1950’lerin önemli girişimlerinden birisi de Küçük Sanayi Sitesi’nin ya da “ Eski Sanayi Bölgesi”’nin kurulmasıdır Günümüzde Bünyan, Develi ve Pınarbaşı’nda birer tane olmak üzere 9 adet Küçük Sanayi Sitesi mevcut olup buralarda 6 bine yakın işletme faaliyet göstermektedir 60’lı yılların sonu ve 70’li yılların başından itibaren imalat sanayinin çeşitlendiğini, nitelik kazanmaya başladığını, ölçeklerinin büyüdüğünü, fabrikasyon üretime geçtiklerini ve çoğunun tüzel kişilik kazandıklarını görmekteyiz Bugün, Kayseri Sanayi Odasına kayıtlı üyelerin yüzde 75’ine yakını tüzel kişiliğe sahiptir Bu yıllardan önce ağırlıklı olarak üretilen iplik/dokuma ürünlerine günümüzde; elektroteknik ürünler, tarım ve hayvancılık makineleri, makine ve döküm, ev eşyaları, mutfak eşyaları, dayanıklı tüketim malları, cam mamulleri, ısıtma araç ve gereçleri, gıda, çelik/plastik boru ve çelik profil, otomotiv, mermer, makine halısı, kağıt ürünleri, PVC kapı ve pencere gibi ürünlerin dahil olduğunu görmekteyiz 1980’den sonra büyük işletmelerin sayısında bir artış gözlenmektedir Özellikle 1970’ten itibaren Kayseri’nin bazı ilçelerinde de sanayi yatırımlarına tanık olmaktayız Develi’de Saray Halı, Dev Teks, Gazi Keçe, Bul Teks ve Asil Deri; Tomarza’da Tomarza Un Fabrikası ile sonra kapanan Panter Plastik; Bünyan’da çok önceleri kurulan Sümerbank Battaniye Fabrikası, Bünsa ve Bünyan Gıda Sanayi; Pınarbaşı’nda Zerrin Un Fabrikası, Saffet Et ve Et Ürünleri Fabrikası; Sarıoğlan da Sar Gıda, İlk akla gelenler Özellikle Pınarbaşı yöresinde alabalık üretim tesisleri ve madencilik, yine Yahyalı yöresinde madencilik önemli bir iştigal konusu olmuştur 1980’li yıllarda büyük işletmelerin sayısı artmıştır Özellikle 1985’ten sonra uygulanan teşvik sistemi , Kayseri’de teşvikli yatırım yapanları arttırmış ve çok sayıda büyük ölçekli işletmeler doğmuştur Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nin kurulması, altyapısının tamamlanması ve 1989 yılında bu bölgeye teşvik sistemi içerisinde İkinci Derecede Kalkınmada Öncelikli Yöre statüsü verilmesi, Kayseri’de büyük işletme sayısının çok sayıda artmasına yol açmıştır Ağaç işleri, koltuk, kanepe ve yatak üreten 3 büyük firma ile orta ölçekteki işletmeler Türkiye’nin bu konudaki ihtiyacının yarıdan fazlasını (%60) karşılamaktadır Kayseri Đli sanayinde, işletme ve çalışan işçi sayısı bakımından, metal eşya-makine ve teçhizat sanayi, dokuma sanayi ile gıda sanayi önemli bir yere sahiptir Bu üç sektör, 10 kişi ve üzerinde işçi çalıştıran işletmeler içinde %78’lik paya sahiptir İşçi sayısı bakımından da %83’lük oranı oluşturmaktadır İldeki imalat sanayi tesislerinin %59,5’i büyük ölçekli, %40,5’i orta ölçekli işletme özelliğine sahip bulunmaktadır Anbar-Boğazköprü arasında kurulan Kayseri Serbest Bölgesi, 7 milyon metrekarelik bir alana oturmakta Kayseri sanayisinin ülke sanayisi içinde önemli bir yeri olduğu bilinen bir gerçek Nitekim; Đstanbul Sanayi Odası’nın her yıl yaptırdığı, “İlk 500 Sanayi Kuruluşu” anketinde (2003) Kayseri’de faaliyet gösteren 15, “İkinci 500” de ise 11 firma yer almıştır Bu firmalar aşağıda sıralanmıştır 2000’li yılların başında Kayseri sanayisi iç ve dış piyasalara açıldıkça markalaşma olgusunun da gündeme geldiğini görmekteyiz 1960’ların başında, “Dur! Kayseri’de Ulubaş var” ünlü sloganına ile markalaşma yoluna giren Kayseri bugün; Đstikbal, Bellona, Đpek, Denim, Yataş, Soley, Atlas, Saray, HES Kablo, HES Fibel, Erbosan, Elbak, HES Kimya, MĐO, As de-longi vs ile markalaşan iller arasında çok mesafe almıştır Ayrıca; Sabancı, Özilhan, Dedeman, Kibar, Bayraktar, Narin, Yazar, Hisarcıklıoğlu, Cıngıllıoğlu, Has, Çetinsaya, Tarmanlar, Özeller, Küçükçalık, Baldöktü, Kurmel, Çetinkaya, Boydak, Molu, Hatemoğlu, Ulutaş gibi ülkemiz sanayi ve ticaret hayatına damgasını vurmuş ailelerin Kayseri’den çıkmış olmaları da bir tesadüf olmasa gerek Bir anlamda Kayseri, sürekli “girişimci” yetiştiren bir ildir ve bu özelliği ile de başta gelir |
|
Kayseri Gelenek Ve Görenekleri |
|
|
#2 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Kayseri Gelenek Ve GörenekleriKayseri'de Yetişen Ünlü Şahsiyetler Seyyid Burhaneddin (1166-1244) Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin hocası olan ve türbesi Kayseri’de bulunan büyük Veli Seyyid Burhaneddin Özbekistan’ın Tirmiz şehrinde doğdu Mevlana’nın babası sultanülülema 1231’de ölünce, 1232 yılında Konya’ya giderek babasız ve hocasız kalan Mevlana’yı yetiştirmiştir Ona yaklaşık dokuz yıl tasavvuf öğretmiştir Mevlana’nın iyice yetiştiğine kanaat getirdikten sonra Kayseri’ye dönüp dergahını kurmuştur Kayseride bulunduğu zamanlar içinde dergahında pek çok insanı irşad eden Seyyid Burhaneddin 1244 yılında burada vefat etmiştir Türbesi Kayseri’dedir![]() Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin “Maarif” adlı Farsça eseri Konya Mevlana Müzesindedir ![]() Şeyh Hamid-i Veli (Somuncu Baba) (1372-1412) Büyük mutasavvıf Şeyh Hamid-i Veli 1327 yılında Kayseri’nin akçakaya köyünde doğdu İlk tahsilini babasından yapan Şeyh Hamid-i Veli tasavvufi bilgisini artırmak amacıyla Şam’a gitti Daha sonra Bursa’ya yerleşti Bursa’da büyük bir şeyh olduğunu halktan saklamak için fırıncılık yaptı ve bu yüzden de “Somuncu Baba” olaraka tanındı![]() Bursa’dan ayrılıp Kayseri’ye gelen Şeyh Hamid-i Veli Kayseri’de kendisine kapılan Büyük Veli Şeyh Hacı Bayram’ı irşat etti 1412 yılında Aksaray’da öldü![]() Kadı Burhaneddin (1345-1398) Kayseri’nin yetiştirdiği ünlü devlet adamı ve şairdir 1345 yılında Kayseri2de doğdu Öğrenimine Arapça ve Farsça öğrenmekle başladı 14 yaşında Mısır’a giderek öğrenimine devam etti![]() Kahire, Şam ve Halep’te geçirdiği beş yıldan sonra Kayseri’ye dönen Burhanedin, Eratnaoğlu Mehmet Bey tarafından Kayseri kadılığına getirildi Vezirlik ve naiblik de yapan Kadı Burhaneddin, Mehmet Bey’i bertaraf ederek kendi adına kadı Burhaneddin devletini kurdu Daha sonra akkoyunlu beylerinden Kara Yölük Osman Bey tarafından öldürüldü Kadı Burhaneddin büyük bir şairdir Şiirlerinde Azeri lehçesi kullanan Kadı’nın, çoğunu aruz, bir bölümünü hece ile yazdığı 1500 gazel, 119 tuyuğ, 20 rübai ve müfredi bulunan Türkçe devamının tek yazması Biritish Museum’dadır![]() Mimar Sinan (1490-1599) 1490yılınsda kayseri’ye bağlı ağırnas köyünde doğdu 1512’de devşirme olarak alınıp Acemi Oğlanla Ocağı’ında eğitildi 1521 Belgrad seferinde önce yeniçeri oldu Gerek Yavuz sultan selim’in gerekse Kanuni Sultan Süleyman’ın bir çok seferine katıldı 1536 yılında başmimarlığa getirildi 35 yıl bu görevde kaldı Eserlerinin sayısı 364’ü bulmaktadır 1588’de İstanbul’da öldü![]() En çok bilinen eserleri arasında, İstanvul Ayasofya Haseki sultan Hamamı, İstanbul Süleymaniye camii, Edirne sultan selim Camii, İstanbul Süleymaniye Medreseleri, İstanbul sultan süleyan ve Sultan Selim türbeleri sayılabilir İlimizde ise Kurşunlu Camii, Osmanpaşa Camii, Hacıpaşa Camii, Hüseyin Bey Hamamı Sinan’ın eseridir İncili (Çavuş) Baba Tomarza’ya bağlı eski adı trafişin olan köyde doğdu Kanuni Döneminde sarayda çalıştı 1615’te İran’a türk elçisi olarak gitti Muhasebecidir Nüktelerinden dolayı “incili” lakabını almıştır![]() Aşık Seyrani (1807-1873) 19 yy yetiştirdiği en güçlü halk ozanlarımızdan biridir Esas adı Mehmet Tahir’dir Develi İlçesinin Camii-kebir Mahallesinde doğmuştur 1839 yılında 40 aşıkla beraber saraya giren Seyrani devlet idaresinde gördüğü bozuklukları vezirden padişaha kadar ağır bir dille hicvettiği için İstanbul’u terkederek Halep’e kaçmıştır![]() 1873 yılında Develi’de öldü ![]() Dadaloğlu 19 yy halk ozanlarındandır Avşar boylarındandır Toros yaylalarından Kayseri’ye gelerek Tomarza, Pınarbaşı, Sarız ilçe ve köylerine yerleştirilen Avşarlar içinde bulunmuştur Asıl adı Veli’dir Aşiretine vurgun, kahraman bir ozan olan Dadaloğlu koşma, koçaklama ve güzellemeleriyle birçok aşığı etkilemiştir![]() Dadaloğlu’nun nerede öldüğü ve mezarı bilinmemektedir ![]() 20 yy Kayseri ŞairleriKayseri’de 20 yy ’da yüzlerce seçkin şairle karşılaşmaktayız Bunlar: Abdullah AKAY Abdullah SATOĞLU Ahmet BÜYÜKBAŞ Ahmet DOĞAN Ahmet EFE Ahmet KAPLAN Ahmet SIVACI Doğan Ümit AKSEL Fikret SEZGEL Habib KARAASLAN Hamdi ÜÇOK İsmet ÖZEL Kemal Ahmet ŞEN Muhsin İlyas SUBAŞI Ömer ALBAYRAK Rahmi DUMAN Sadık KOCABAŞ Şerife SOYKAL Yağmur TUNALI Diğer Ünlü Şahsiyetler Selçuklular zamanından beri “Makarr-ı Ulema” ve “Dar-ül Feth” olarak bilinen ve Kayseri’de yaşayan diğer ünlü şahsiyetlerden bazıları şunlardır: Erkiletli Aşık Hasan Ahmet Nazif Efendi Cingözoğlu Seyit Osman Ahmet Remzi AKYÜREK Mehmet Melik Gazi Davut-ı Kayseri Ahdulmuhsin KAYSERİ Suiçmez Mustafa Efendi Şeyh İbrahim Tennuri Kaptan_ı Derya Ahmet Paşa Reis-ül Küttap Mehmet Raşit Efendi Şehit Miralay Nazım Bey Ferruh Gübgüb (ilk kadın milletvekili) Mehmet Çalık Osman Kavuncu Ahmet Mitat Efendi Ahmet Gazi Ayhan |
|
Kayseri Gelenek Ve Görenekleri |
|
|
#3 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Kayseri Gelenek Ve GörenekleriKayseri Yöresinde Giyim- Kuşam Orta Asya'dan Anadolu’ya göç ederek yerleşik hayata geçen Türk insanı, o zamandan günümüze kadar, bütün gelenek ve göreneklerini korumayı başarabildiği gibi, Türk insanının yaşamında büyük bir önem taşıyan giyimini de, fazla bir değişikliğe uğratmadan korumayı bilmiştir Giyim; genelde yaşanılan yörenin özelliklerini yansıtmakla beraber, yaşam koşullarını da yansıtır Coğrafi özellikler, iklim şartları, yapılan işin şartları, inançlar veya ülkenin içinde bulunduğu durum (düşmanla mücadele), ekonomi vb![]() durumlar bu özelliklere bir örnektir Türk İnsanı Anadolu'ya yerleşene kadar, geçtiği yerlerin ve yerleştiği bölgenin de kültüründen etkilenmiştir O bölgenin insanlarından bir şeyler almış, kendiside onlara bir şeyler vermiştir Kıyafetlerin bir bölümünün, Anadolu'nun eski uluslarından, bir başka bölümünün de Orta Asya kaynaklı Türk asıllı uluslardan, mesela; Göktürkler veya Hunlar’dan bizlere intikal ettiğini kabul etmemiz gerekiyor Bu açıdan bakıldığında bugün yaşasın veya yaşamasın, kıyafet üzerinde bu tarihte kalmış ulusların zaman zaman bazı izlerini bulmak mümkündür Renk ve semboller, damgalar ve işaretler birer örnek olarak sayılabilir Bunlar bazen dekoratif motifler halinde, bazen de bu motifleri içine gizlenmiş olarak ortaya çıkabilir Anadolu'ya gelerek yerleşik hayata geçen insanlarımız yerleştikleri yörenin özelliklerine de uymayı bilmiş, giyimlerini de zamanla şartlara uydurmuşlardır Güneydoğuda yaşayan insanlarımız sıcaktan korunabilmek için, başlarına poşu takıp, ayaklarına terlemeyi önlemek için, geniş şalvarlar giydiği halde, soğuk bölgelerde (Erzurum) yaşayan insanlarımız; kapalı, vücudu daha sıkı saran bir şekilde giyinmişlerdir Ya da deniz kenarlarında (Ege'de) yaşayan insanlarımız yarı kollu, "top don" yada "diz çakşırı" denilen dizlikleriyle (Efeler) dolaşmışlardır![]() İnsanlar içlerinde bulundukları durumlarını da (iş durumlarını), giyim kuşama yansıtmıştır Kadınlarımızın iş görürken, önlük veya elbiselerinin kollarının kirlenmemesi için kolçak takmaları, hayvancılıkla uğraşanların, keçe - yamçı (ata binerken soğuk' tan korumak için) giymeleri gibi Dört bir tarafımızın düşmanla çevrili olması, insanlarımızın düşmanla olan mücadeleleri de giysilerde kendini göstermiştir Kuzeydoğuda veya batıda sürekli düşmanla karşılaşan (Artvin-Kars-Azeri-İzmir-Bergama-Ödemiş-Muğla Vs ) yörelerimizde; giysilerin bir asker düzeni içerisinde olması, giysilerde fişeklikler, bellerde hançerler, ellerde kılıç kalkanlarla kendini göstermiştir Bu yörelerde bu durum oyunlara da yansımış, oyunların bir çoğu büyük bir disiplin içerisinde ve düşmanla olan mücadeleyi anlatmıştır![]() Halk arasındaki sosyal refah farkı ile yönetimde bulunanların giyim kuşamı da farklılıklar göstermektedir Saray giyimi ve yönetimde bulunan kişilerin giyimi ile halkın giyimi Osmanlı İmparatorluğunda değişmiştir Bunu çeşitli kaynaklardan öğreniyoruz Halkın keten, yün ve pamuk gibi hammaddelerden hazırladıkları kumaşlar sarayda, ipek, altın, gümüş telli iplik veya klaptan kullanılarak hazırlanmıştır Osmanlılarda giysi kumaşının olduğu kadar, renginin de bir anlamı vardır ve giyen kişinin, toplum düzeyini yansıtmıştır Sarayda giyilen kumaş, biçim ve renkteki giysileri, halkın giymesi yasaklandığı gibi, her dini azınlığın giysisi ve giysinin rengi de ayrı olarak belirlenmiştir Buna benzer bir ayırımın Kayseri'de de olduğunu, Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde görmekteyiz “Büyükleri; saya, samur, zerduva, tilki boğazı, sincap kürk giyip, atlastan kaftan biçtirirler Orta halli olanları; Üsküdar ve Londra çukası, boğasi kaftan giyerler Karıları sivri takke giyip üzerine ezar bürürler ” Ayrıca Mir'at-ı Kayseriyye'de yöremizin giyim kuşamıyla ilgili güzel bir örneğe rastlamaktayız Cebeci Bayraktarı Sarımsaklı (Bünyan) Ahmed Ağa 1730 yılı şark seferine katılmış Bu dönemde Patrona Halil ayaklanmasına katılan Kayserili Kulaksız Hüseyin'de Ahmed Ağa'nın bayrağı altında sefere katıldığı için İstanbul'dan soruşturma için gelen memurlar, bu zatı bulamayarak mallarını zaptedip satın almışlardır Daha sonra bu mallar açık artırma ile satılmış Bu mallar ve giysiler aşağıda çıkartılmıştır Aynalı kebir (büyük) bıçak-Def'a aynalı sagir (küçük) bıçak-Kırmızı sim düğmeli Ağa nimteni (mintan)-Fıstığı mercan düğmeli Ağa nimteni-Mai salcı nimteni-Kırmızı şal-Mor şal-Zümrüdi şal-Beyaz fes-Duhan çubuğu (ağızlık)-Fıstığı sim şeritli salcı nimteni-Müstemel çuha piyade şalvarı-Hurç heybesi-beyaz kabzalı kılıç-Kırmızı çuhaya kaplı nâfe, kantuş kürk-Karabina-Mai çuhaya kaplı kürk ile teymur koparan-Mai mercan düğmeli bağar yeleği-Mai çuha şalvar-Atlı şalvarı köhne-Camuz ineği (manda)-İzmir bıçağı ![]() Yukarıda anlattığımız iklim şartları, iş durumları ve sosyal şartlar ilgili özellikler, yöremizde de pek farklı değildir Günümüze kadar geçmişin bütün özelliklerini korumuş, günümüzde de bazı köylerimizde halâ bu geleneği devam ettiren insanlarımız vardır Yaşlı olan insanların farklı, genç olan yeni evli insanların farklı veya bekar olan insanların farlı giyinmeleri ve içlerinde bulundukları durumları giysilerle belli etmeleri, folklorumuzun bir zenginliğidir Yeni evlenen bir kadının baş örtüsünün rengi, bağlama şekli ya da bekar bir kızın, baş örtüsünün rengi, bağlama şekli bile farklıdır Hamile olan bir kadının bu durumunu etrafında bulunan insanlara, başını değişik bir baş bağlaması ve baş örtüsünün rengiyle belli etmesi bile giyimin bir dilidir Bu dil inançlarda da geçerlidir Giyiminde kullandığı, aynanın nazarı önlediğine ve nazarı değecek olan kişiye geri gönderdiğine inanılır Ayrıca ayna sağlık ve ferrahlık anlamına gelir Giysiler üzerine nazardan korunmak amacıyla takılan nazarlık ve buna benzer daha birçok inançlarımız var Ahmet Özerdem, Karaözü folkloru ile ilgili kitabında6; bu yöremize ait giyim-kuşam üzerine günümüze kadar devam eden bir geleneği şu şekilde anlatmaktadır: “Düğün hazırlığını daha çok oğlan evi yapardı Geline kutnudan veyâ çuhadan sırmalı bir salta (yelek) İki adet üç etek Ayağına ayakkabı (yemeni, kesik, kundura) Topuğuna kadar uzanan en güzel kutnu ya da pazenden astarlı “don” (tuman) Dört metreden çubuk çubuk astarlı , astarına kaput ya da basma geçirilen “makaslı” üç etek, Sivas tiresi’ de denir Elden dokuma yün bir önlük Beline elden dokuma kuşak Başına poşu Fes (poşu fesin üzerine bağlanır) Koluna iki yüzlü , bir yüzü al, öbürü mavi basmadan yapılmış “kolçak” yaptırılırdı![]() Gelin giyimini bu şekilde tanıtan Özerdem, damat giyimini de şu şekilde tanıtmaktadır: “Gelin iki çift çetik, iki çift dizleme (diz kapağa kadar uzanan çorap), iki “işlik” (gömlek), iki paçalı don, iki köynek dikerdi Bunlar “bey” (damat) ve “sağdıç” güreş günü harmana çıkmadan önce banyo yaptırıldıktan sonra giydirilirdi ” Tüm yukarıda belirttiğimiz giyim konularının dışında yöremizde bölgeler ve topluluklar arasındaki farklar da, giyim-kuşama yansımaktadır Uzunyayla havalisinde yaşayan Çerkezler ile yine Pınarbaşı’nın Pazarören havalisinde yaşayan Avşarlar arasındaki giyim-kuşam, topluluklar arasındaki giyim-kuşama en güzel örnektir Yine bölgeler arasındaki farklarda giyim–kuşama yansımaktadır Sarız ilçesinin köyleri ile İncesu ilçesinin köyleri arasındaki giyimi inceleyecek olursak, bu farkı açıkça görürüz Halk Oyunlarında Giyim Kuşam Halk oyunları deyince, yörenin bütün kültürünü yansıtan mimik ve oyun hareketlerinin yanı sıra, günümüzde oyuncunun giydiği giysinin de geçmişin bütün özelliklerini yansıtması gerekir Giysi deyip geçmemek lazım Ne yazık ki yöremizde halk oyunları giysileri, yöremizin geçmişini tam olarak temsil etmemektedir Her kurum, kuruluş ya da kişiler, oyuncuya giysi giydirirken, o giysinin o yöreye ait olup olmadığına bakmıyor Kendince yakışanı veyâ başka yörelerde gördüğü süslü, görünümü güzel giysileri, Kayseri yöresine mal etmeye çalışıyor Bizce bütün bunların sebebi; halk oyunlarıyla uğraşan kurum kuruluş ve kişilerin bir araya gelip, araştırma yaparak bir yöre giysisi ortaya koymamasından kaynaklanıyor Yalnız geçtiğimiz yıllarda Milli Eğitim Bakanlığının bu konuda bir arşiv belgesi istemesi ciddi bir adım oldu Konuyla ilgilenmeyen sıradan bir insan bile, iki veya üç halk oyunları ekibi seyrettiği zaman, her izlediği ekibin giysilerinin farklı olduğunu dile getiriyor Umarız bundan sonra ciddi bir çalışma ile bu konudaki sorunlar giderilir Gelişen dünyanın getirdiği evrenselleşme artık günümüzde bütün bu yukarıda saydığımız özelliklerin yok olmasına neden olmaktadır Bizlere düşen görev halk oyunlarımızla birlikte yaşayan giyim kuşamımıza daha da sıkı sarılmaktır Sizlere aşağıda vereceğimiz yöre giysileri ile ilgili bilgi, Milli Eğitim Bakanlığının, Kayseri yöresinin, halk oyunları ve giysileriyle ilgili istemiş olduğu arşiv belgesi oluşturulması amacıyla kurulmuş olan komisyondan alınmıştır Kadın Giysileri: 1-Başa Giyilenler: Fes, Gümüş tepelik ve üzerinde Gazi (altın) dizmesi, Poşu, Pullu yazma, Yanlık (ayaklı altın), Saç örgüsü (belik) boncuklu 2-Sırta Giyilenler: Gömlek (işlemeli hakim yaka, kol ağızları da işlemeli), Üç etek (kutnu, çiçekli kadife, çuha), Dolama etek, Cepken, Şal kuşak, Şalvar, Hırka, Salta, Entari, Bindallı, Yelek (kuşlu, aynalı ve işlemeli), Önlük (cicim dokumalı kilim, Könçek adı verilen şalvar, Arkalık (Bazı yörelerimizde iş görülürken kolçakta kullanılmaktadır ) 3-Ayağa Giyilenler: Yün çorap (kendinde nakışlı), Potin, Kundura ve Yemeni 4-Takılar: Küpe (Altın ve gümüş), Fese Gazi dizmeleri, Gümüş kemer, Gümüş toka, Gümüş bilezik 5-Süsleme: Allık, Sürme, Kına yakma Erkek Giysileri: 1-Başa Giyilenler: Fes, Poşi (beyaz), Papak (Keçi tiftiğinden yapılan) 2-Sırta Giyilenler: Hakim yaka gömlek (beyaz patıska), Diril gömlek (buna işlikte denir), Camedan (kollu kolsuz), Sako (ceket), Cepken, Meşlek (sıma nakışlı), Trablus kuşak, Şalvar (Kumaş ve çuhadan dolama şalvar), Yelek 3-Ayağa Giyilenler: Kundura, Yemeni, Çarık, Dizleme, Yün çorap (kendinden nakışlı) 4-Aksesuar: Çevre, Gayretlik, Gümüş Kemer, Mendil, Köstek, Fişeklik YÖRESEL GİYSİLERİN TANIMI VE YÖRE AĞITLARDAKİ YERİ Günümüzde bazı köylerimizde, yukarıda verdiğimiz giyim kuşama bezer şekillerde giyinen insanlarımıza rastlamak mümkündür Yöremizde giyilen bu elbiselerin giyiliş şekli, süslemeleri ve kullanılış amaçları hakkında; Kayseri yöresine ait ağıtlar yardımı ile de kısa bilgiler vermek istiyoruz İşlik (İçlik): İçe giyilen iç giysisidir Türkler İçe giyilen elbiseler için "işlik" tabirini kullanırken dışa giyilen elbiselerine "don", "taşkı ton=dışa giyilen don8" tabirini kullanmışlardır Hatta bu tabirin günümüzde dahi kullanıldığını görüyoruz Aşağıdaki ağıtlarda kullanılan "don" kelimesi buna en güzel örnektir Maraş'tan aldım donunu Görmedi baba gününü Geri dönün siz hanımlar Görem gızımın tenini9 Emineme derler kemik veremi Yunduğunda dayısının öranı Her ana doğurur mu Eminem gibi ceranı Eminem Eminem gelin Eminem Gelinlik donunu gey de salın Eminem10 İşlik, bayanlarda sırttan yarı, erkeklerde de önden tam düğmeli bir çeşit gömlektir Yakasız ve uzun kollu, kol ağzı bileksizdir Değişik renklerde olabilir Sarıkamış altın bulak Suvanlı'yı biz ne bilek Bizim uşak kıytık gezer Ağ işlikte, kara yelek11 Tokalıdan işlik giymiş Öznesin oğlum öznesin Anşe bana darılıyor Ben anayım sen dezzesin12 Göynek-Köynek-Gömlek: Buna "İşlik" adı da verilir Uzun kollu, yuvarlak yakalıdır Erkeklerin giydiği gömleklerin önü boydan düğmeli olmakla beraber, bayanların gömlekleri sırttan veya önden bir kaç düğmeli olabilmektedir Gömlekler, genelde hakim yaka olup, düz yakasız olanı da mevcuttur Yaka kısımları ile önde açık olan kısımları, sim ve iğne oyasıyla süslüdür Gömleklerin kadınlarda da erkeklerde de boy hizası kalçaya kadardır Kadınlarda üç etek entarilerin altına giyilen gömleklerin işlemeli kol ağızları ve yaka kenarları entari içerisinden görülecek şekildedir Köy kadınlarında tokalı denilen patiskadan yapılmış yuvarlak yakalı göğüsleri işlemeli gömlekler çok görülür Arkadan düğmeli ön göğüs kısımları pensli "Nervür" denilen baskılı süsleme vardır Saba ulu bayram günü Kurbanını kesen olmaz Güvenme kadan' alıyım El yetime köynek olmaz13 Yelek: İçlik veya gömlek üzerine giyilir Kolsuz, düğmeli veya düğmesiz olabilir Kayseri'de genelde önden üç, dört düğmeli kol kenarları ile boyun ve alt kısmı sırma işlemelidir Ön kısmında iki veya üç cep bulunur İç kısmı genelde astarlıdır Ön kısmı düğmelere kadar "V" şeklinde olup düğme kenarları da sırma işlemelidir Genelde erkekler tarafından kullanılır Ona yıldırım düşünce Yağmur yağmış gölek gölek Bakın hele emmileri Ağlı işlik gara yelek14 A İşlik de kara yelek Gökçek kızımın örneği Kızlara kurban oluyum Yurtluk kızların döneği15 Fes / Fers: Anadolu’da, Cumhuriyetten önce kavuğun yerini alarak askeriye de kullanılmaya başlanan ve halk arasında yaygınlaşan fes, yöremizde daha çok erkeklerde sivri kalıp, bayanlarda düz fes şeklinde giyilmiş olup; genelde bordo renklidir Ülkemize XVI asırdan sonra Fas' tan gelerek giyimde yer edinmiştir, ve adını da buradan almıştır Dikişsiz olarak keçeden yapılanları çıktığı için eski giyimin yerini kolaylıkla almıştır Sarıklı veya sarısız olarak kullanılabilir Erkekler de üzerine beyaz, kimi zaman renkli poşu (sarık) dolanarak kullanılır Bağlanan bu sarık yandan bağlanarak uç kısımları kulağa doğru sarkıtılır Bayanlarda ise üzerine tepelik konularak bir yazma ile örtülür ve üzerine değişik renklerde iki poşu dolanarak bağlanır Kayseri'nin kimi yörelerinde fes'e "fers" adı da verilmektedir Kadınlarda, başa giyilen feslerin alın kısmına gelen yerin kenarlarına, daha çok genç kız ve gelinlerde altın dizilir Dizilen bu altınlar, genç kızların zülüfleri ile karışarak ortaya hoş bir görüntü çıkar Hasan gitti, Çerkez gitti Kalan ederler barışık Ağla sunamın gelini Altın zülüfe karışık16 Kimi zaman bazıları, fes yerine 3-4 parmak genişliğinde mukavvadan yapılmış "eropçin" giyerler Hele Osman'ım deli Osman'ım Dini ayrı gavurlar ağlar Gara kekil mor fesine Gülgülü kefiye bağlar 17 Farı deli gönlüm farı Kadanı alıyım karı Seninde oğlun varıdı Fes gülgülü, yağlık sarı18 Tepelik: Yöremizde genelde Sarıoğlan, Pınarbaşı, sarız taraflarında rastlanan bir çeşit başlıktır Gümüş olabildiği gibi, kenarlarına altın, gümüş paralar ve bazı değerli taşlarda takılmaktadır Tepelik fes üzerine bir poşu ile bağlanarak süsleme amaçlı kullanılır Gümüş tepelikleri daha çok zenginler giyerken, fakir olanlar çok ince tahtadan tepelik yaparlar Poşu (Sarık): Bir metreye yakın kare şeklinde kenarları püsküllü, desenli, ipek, yün ve pamuktan dokunmuş türleri bulunan poşu; baş bağlamada kullanılır Güneydoğu bölgemizde daha çok erkeklerin de kullandığı poşu, Kayseri'de daha çok fes üzerine bağlamak amacıyla kullanılır Kadınlarda renkli erkeklerde ise fes üzerine sarılan poşu genelde sade (desensiz) ve beyazdır Özenli bir şekilde oklava şeklinde sarılarak başa bağlanırDöndü'ye kurban oluyum Döndüm geldi kırcıyınan Döndü’ye beklik takarım Ucu telli poçuyunan19 Kadan' alıyım Fadime Anan kurban ben de kurban Yüzüne poşumu örttüm Üstüne bürüdüm yorgan20 Bünyan’a ait Navruz gelin türküsünde ise poşu şu şekilde geçmektedir Poşunu eğdirmişsin Kaşına değdirmişsin Pek de güzel değilsin Gendini sevdirmişsin Yazma-Yağlık: Kimi yörelerimizde yazmaya yağlık adı da verilir Kare şeklinde kenarları renkli pullarla örülmüş, basma desenli bir baş örtüsüdür Fes üzerine bağlanarak veya fessiz bağlanarak kullanılır Kenarları iğne oyalı veya tığ oyalı yazmalarda mevcuttur Gündelik baş bağlamak amacıyla kullanılır Sarıoğlan'a bağlı bazı köylerde baş üzerinden bağlanan ve ayaklara kadar uzanan bir yazmanın üzerine tekrar ikinci bir yazma başa dolanarak bağlanır, üzerinden bir poşu sarılır Arkadan sallanan yazma ise önlük kuşağı ile bağlanır Burada kullanılan baş örtüleri daha çok sade ve siyah olmakla beraber yaşlı kadınlar tarafından daha çok kullanılır Yemen'in de ardı dağlar Yağlığını kıvrak bağlar Koyurun da Musa'm gelsin Yemen de oturan beyler21 Yapık: Kadınlarda başa bağlanan baş örtüsüdür Bünyan köylerinde daha çok kullanılır Renkli ve beyaz olanları vardır Kenarları genellikle çiçek işlemelidir Yaşmak: Düz beyaz baş örtüsüdür Kenarları pullu ve oyalıdır Benim oğlum ergen öldü Gönlüm hep daş lı kayalı Dokuz gız gelin ederim Başları pullu oyalı21 Kefiye: Sarı, mor renkli kendinden işlemeli ve desenlidir Yazmadan daha geniştir Yaşlı kadınlar daha çok kullanırlar Mor kefiye boyamadım Ben çobana doyamadım Hep kuşlarla yuva yapar Bir kuş kadar olamadım Cepken: Çuha, ipek atlas ve kadife kumaşlardan yapılan, kollu ve kolları sarkık bir durumda, yırtmaçlı, gümüş sim ve sarı simle süslenmiş yakasız bir kıyafettir Önü iliklenmeden giyilir Bel kısmı kısadır Bel kısmının kısa olmasının amacı bele sarılan kuşağı göstermektir Gündelik olarak giyilenler olduğu gibi özel günlerde de giyilenleri mevcuttur Cemedan: Çapraz düğmeli, kısa kollu, önü kapalı, üstü sırma veya ipekle işlenmiş bir çeşit kısa yelektir Eskiden potur ve şalvarın üstüne giyilirdi A işlik kara cemeden Kim var bunun boyağında Çoban olup dana gütsem Çördüklü'nün koyağında Meşlek: Erkek giyiminde, cepkenlerin bol nakışlı olanlarına verilen isimdir Şal: Kadınların omuzlarını örtmekte kullandıkları uçları püsküllü, genelde çizgi desenli bir tür dokuma atkıdır Bünyan ve çevresinde sıkça kullanılmaktadır Halk oyunlarında pek kullanılmaz Desen ve biçim olarak şala benzeyen kuşaklarda mevcuttur Güneydoğu bölgemizde (Gaziantep gibi) bu tür kuşaklar aynı zamanda sıcaklardan korunmak amacıyla başa da örtülebilmektedir Şalvar: Prof Dr Bahaeddin Ögel, Türklerin savaşçı bir millet olması ve ata binmesi nedeniyle, Türklerde pantolon giymenin bir gelenek olduğunu ve Hunlar’dan önce pantolon olmadığını belirtiyor24 Zamanla giyilen bu pantolonlar kullanım şartlarına ve iklim şartlarına göre değişmiş hele Anadolu gibi dört mevsimin bir arada yaşandığı ülkemizde bu iklimlerin etkisi ile daha geniş bir yelpazede yer alarak bölge bölge ayrımlara uğramıştır Adana gibi sıcak bir iklimde bacakları sarmayan bol paça şalvarlar tercih edilirken, Erzurum gibi soğuk bir iklime sahip olan yerlerde bacakları sıkı sıkıya saran zıvgalar tercih sebebi olmuştur Kayseri gibi İç Anadolu bölgesinde yer alan bir iklimde ise, bacaklarda biraz daha bol duran ve paça arası Adana’daki gibi daha geniş olmayan türler tercih edilmiştir Genellikle şalvarların ağları bol olduğu halde yöremizde soğuk iklimlerde giyilen şalvarla da olduğu gibi ağı çok bol değildir Kadın giyiminde lastikli olan şalvar, erkek giyiminde bele uçkurla bağlanır, yan tarafları çizgi halinde sırma işlemelidir Kadın giyiminde ise şalvar pazen, basma, çuha gibi kumaşlardan çeşitli renk ve desenlerde ve nakışsızdır Erkek giyiminde rengi genelde siyah olduğu gibi değişik renkleri de mevcuttur Erkek giyiminde şalvarlar düz potur veya elifi şalvar şeklindedir Gara şalvar bacağında Yaşar güccük gucağında Hemen bekle Arife Bacı Bıdıkların Ocağında25 Çuha şalvar bacağında Hacı Osmanı gucağında Böyle yiğit türemedi Şu Ayanlı ocağında26 Sarıoğlan ve Akkışla gibi ilçelerimizde yaşayan Türkmen erkekleri ve kadınları, eskiden kendi el tezgâhlarında dokudukları “doğnuk” adı verilen bir tür şalvar giymekte idiler, fakat bu gelenekte artık kaybolmaya yüz tutmuştur Hırka: Önden düğmeli, yakasız, kollu veya kolsuz olabildiği gibi kısa ve uzun (dervişlerin giydiği üst giysisi) olanları da mevcuttur Bazı hırkalarda nakışta görülebilir Eski zamanlarda çoğunlukla yünden örülmüş üst giysisi olarak bilinen hırka, artık günümüzde nadir olarak yün kullanılarak örülmektedir Salta: Bir tür kısa cekettir Yakasız, iliksiz, kolları bolcadır Kadife veya ipek atlas kumaştan yapılır Kol kenarlarına tek motif yerleştirilirken, kol ağzı açık ve yırtmaçlıdır Ön ve arka kısmı gümüş sim veya sarı simle tamamen kabartma bir motifle işlenmiş olanları mevcuttur Özel günlerde taze gelinler tarafından kullanılan bir giysidir Daha çok entari üzerine giyilir Çuha seko, sırma salta Sallan babamoğlu sallan Köyler imtihan oluyor Dillen babamoğlu dillen27 Sako: Erkeklerin giydiği bir tür uzun cekettir Pınarbaşı, Sarız yörelerinde Avşarlar çok giyerler Çuha kumaştan yapılanları gözdedir Avşarlar arasında "seko" adıyla bilinir Ceketten biraz uzundur ve dize kadar uzanır Setre pantolon üzerine giyilir, günümüzdeki cekete nazaran daha geniş, bol ve cepsizdir Nişan, düğün, bayram gibi günlerde giyilir ve koyu renk kumaştan yapılanlar revaçtadır Ağlı zıbın sarı seko Donu benziyor nergize Unutma ha babamoğlu Selam gönder güccük kıza Entari-Antari: Tek parça bir kadın elbisesidir Pazen, kutnu, basma, kadife ve meydanî Şam adı verilen kumaşlardan oluşan, uzun kollu, önden veya sırttan iki üç düğmelidir Günlük elbise olarak kullanılır Etek kısmı genelde diz altına kadardır Omuzlar penslidir Şehir merkezinde kadifeden yapılmış olanlar yaygındır Mor, al, fıstığı denilen renkler yaygındır ve çoğunlukla sim işlidir Köylerde ise basma, pazen, patiska kumaşlardan dikilmiş olan entariler yaygındır Genç kızlar, "grepdüşen" adı verilen kumaştan entariler giyerler Entarilerin ikisinin de beraber üst üste giyildiği göze çarpar Entarilerin boyun kısımları, köylerde oval, şehir merkezinde "V" şeklindedir Kimi entariler, soğuğa dayanıklı olması amacıyla astarlıdır Al antari arhasında Döner evin ortasında Ne dedidin gelin Hacca Şo oğlanın okesinde29 Bindallı: Aynı entari gibi tek parçadan oluşur Anadolu ve yöremizde genellikle mor veya kırmızı kadife üzerine yaka kenarları ince su işlemeli, kol ve beden kısmı ise sarı sim ile kabartma işlemeli dal, yaprak ve çiçek motiflerinden oluşur Kolları bolcadır Etek kısmı ayaklara kadar uzanır Özel günlerde giyilir Önlük: Günümüzde halk oyunları ekiplerinde daha çok, cicim dokumalı kilim olanlarına rastladığımız önlük, gündelik olarak, Anadolu’da ve yöremizde iş görürken, elbiselerin kirlenmemesi için belden aşağıya (diz kapak altı veya ayaklara kadar) bağlanan bir örtüdür Renkleri genelde koyudur Kumaş olarak kullanılanların kenar kısımları sırma işlemeli, ön kısmında bir kaç küçük desen ile küçük bir cep yer alır Kilim olarak kullanılanlarda küçük filiklerin (Başı bağlandılar) yer alması kullanan kişinin nişanlı olduğunu gösterir Kayseri de kullanılan kilim dokumaların motifleri köşeli geometrik desenlerden oluşmaktadır Gardaşı vurdum ganıya Düştüm ganının özüne Yolda yorgan bulamadım Önüğüm öttüm yüzüne30 Sarıoğlan ve Akkışla ilçelerinde yaşayan Türkmen kadınlarının önlerine bağladıkları, bir tür kırmızı veya mavi önlüklere “dolama” adı verilmektedir Arkalık: Aynı önlük gibi belden aşağıya bağlanarak kullanılan arkalık, elbiselerde bulunan yırtmacı örtmek veya yere oturulduğu zaman elbiselerin kirlenmesini önlemek amacıyla kullanılır Daha çok kilim olanları kullanılır Dolama etek: Eski zamanlarda daha çok kutnu kumaşlardan yapılan dolama etek, günümüzde pazen ve basma kumaşa dönüşmüştür 3 - 4 metre genişliğinde olur Etek şeklinde giyilir ve etek kısımları bele dolanarak üzerine kuşak bağlanır Dolamanın bağın' taktım Kaldırdım boyuna baktım Alişir'in anas' ölmüş Gayri ben Allah'tan korktum31 Üçetek: Günümüzde kullanımdan hemen hemen kalkmış olan üçetek daha çok halk oyunları ekipleri tarafından kullanılmaktadır Normalde tek parça olup, etek kısmı üç parçaya ayrıldığı için üç etek ismini almıştır Yakası "V" biçiminde olup, ön kısmı tamamen açıktır Bir kemer veya kuşak yardımıyla ön kısmı kavuşturularak kapatılır Etek boyu ayaklara kadardır Etek parçalarının biri arkada ikisi de önde yer alır Gömlek ve şalvar üzerine giyilen üç eteğin önde bulunan iki parçası katlanarak kemer veya kuşak altına sıkıştırılarak kullanılabildiği gibi, katlanmadan da kullanılabilir Işıkdağı kar yatağı Binboğa sümbül biteği Ahmet okumaya gitmiş Üçürdüm bağla eteği32 Yöremizde daha çok çuha, kadife ve kutnu kumaştan yapılan üç eteğin diğer bölgelerde, ipek atlas, şitari, altıparmak, ve canfes kumaşlardan yapılanları mevcuttur Daha çok koyu renkler tercih edilirken, bu renkler mor, vişne çürüğü, kömür siyahı gibi renklerden oluşmaktadır Genelde içi, tamamen kırmızı veyâ mor bir astar kumaşla kaplıdır Kol ve yaka kenarları ile etek kenarları sırma yada ipek işlemeli olabilir Osmanlı saraylarında, cariyelerle kalfalarında giydiği üç eteğin dilim sayısı Abdülmecit döneminde ikiye indirilmiştir Anadolu’nun bazı yörelerinde özellikle Türkmen kadınları tarafından bugün de kullanılmaktadır Ege bölgesi Türkmenlerinin giydiği deyre de bir tür üç etektir Deyre’nin arka dilimi biraz daha geniştir ve topuğa kadar iner; ön dilimleriyse diz kapağının üzerinde kalır Misso: Genelde eteklerin altına giyilen ince yünden tığ ile örülen kadın giysisidir Bünyan’da buna “miso” adı verilmektedir Potin-Kundura-Postal-Çarık: Günümüzde daha çok kundura olarak elde üretilen, ya da tezgâhlarda bazen el değmeden üretilen ayakkabıların, geçmişte yemeni, postal, çarık, dolak (bir tür çarık) olarak kullanılanları artık pek kullanılmamaktadır Daha çok halk oyunları ekiplerinde rastladığımız bu ayakkabılar, geçmişte basitçe bazı hayvanların gönlerinden yapılarak kullanılmaktaydı Daha çok inek ve camız gönünden yapılan bu postal ve yemenilerin nakışlı olanlarını, daha çok zenginler ve devlet adamları giymekteydi Postal veya yemeni olarak yapılacak gönler; 2 - 3 gün suda bekletilir daha sonra bu bekleyen gönler mumlu iplikle dikilir, dikilen gönler bir değnek yardımı ile içe geçirilerek döndürülür Döndürüldükten sonra kalıba konur, kuruduktan sonra kalıptan çıkartılır ve kullanıma sunulur Nakışlı postal ve yemeni günümüzde halâ Maraş, Antep ve Silifke yörelerinde yapılmaktadır Tabaklanmamış sığır derisinden yapılan çarık ise, üst kenar deliklerine geçirilen deri şeritle ayak bileklerine sıkıca bağlanarak kullanılır![]() Şura değil bura değil Çarık giyim de arayım Gardaşın saçı dolaşmış Tarak verin de tarayım35 Ayağında sarı kesik Çekedi söğüde asık Çağırdımda seslenmiyor Yedi benlim bana küsük İhtiyarların daha çok papuç veya mest giydikleri dönemde gençler ise fotin adı verilen, çizme şeklinde uzun deriden yapılmış ayakkabılar giyerlerdi Gene bu dönemde, ökçesi kabara çivili çizmeyi andıran çizmeden kısa sivri burunlu, düğünlerde gelinlerin ve genç kızların giydiği galice potin36 mevcuttu![]() Körüklü çizme giyer de Söz anlatırdı valiye Babamın yerine koydum Kurban oluyum Ali'ye37 Ayağına çizme giymiş Yürürken yerler yarılır Avlunun kapısın' örtün Görür de bize darılır38 Yöremizde, Ucu sivri ve topuklu olan yaylı potin, kalın siyah lastiğin içinde erkekler tarafından giyilen mest lastik ve ökçeli mest gibi olup, daha çok ihtiyarların, eskiden mest üzerine giydikler altı yumuşak meşinden veya köseleden , yanları içten dikişli, geniş ağızlı, kısa ve bol konçlu ayakkabılar ile, kadınlara mahsus bir papuç olan ve lapçin, edik veya çedik adı verilen ayakkabılar da mevcuttu Artık bunları günümüzde azda olsa ihtiyarlar hala giymektedirler Edik giyer içi mesli Gelini yok durna sesli Horasan'dan söküp gelme Ocak zade bunun adı39 Fişeklik-Gayretlik: Düşmanla mücadelenin bir simgesi olan fişeklik ve gayretlik, Azeri ve Artvin giysilerinin üzerinde, fişeklik olarak daha çok karşımıza çıkmaktadır Günümüzde de hala bu giysilerde kendini gösteren fişeklik, yöremizde eski zamanlarda kullanılmasına karşın günümüzde halk oyunları giysilerinde de olsa kullanılmamaktadır Eski zamanlarda daha çok Bünyan ve Pınarbaşı'nda gayretlik ile birlikte rastladığımız fişeklik, üzerine tüfek ve tabanca fişekleri geçirilip bele asılarak veya omuzdan bele çapraz geçirilerek kullanılırdı Gayretlik ise beyaz bir kumaştan bele dolanarak, "altıpatlar" adı verilen tabanca ve hançer takmak amacılıyla kullanılan bir tür kuşaktır Ayrıca erkekler üzerlerinde sürekli olarak köstek ve kapaklı "demiryolları saati" bulundururlar, bunu da kösteğin zincirini yeleğin bir tarafından öbür tarafına doğru yay şeklinde sallandırarak kullanırlar, saati ise yelek ceplerine sokarlardı Kimi zaman bu saatlerinde deri veya kumaştan özel kılıfları bulunurdu Altıpatla gümüş saat Direkte asılı kaldı Düğün asbabını kestirdim Sandıkta basılı kaldı40 Hep kırılın Çördüklüler Bizim oda yaslanıyor Altıpatlar, gümüş saat Eşim yok da paslanıyor41 Mendil (Çevre): Küçük kare şeklinde kenarları sırma veya tığ oyası işlemeli, üzerinde küçük iğne oyası desenleri bulunan aksesuarlardandır Erkek giysilerinden, yelek veya cepkenin göğüs ceplerine uç kısmı dışarıdan görülecek şekilde katlanarak konur Erkeklerde kullanılan çevrenin süslemesi ve nakışları az olur Renk beyazdır Kadınlarda ise değişik renklerde olabilir Günümüzde halk oyunlarında erkek oyuncuların göğüs cebinde yer alan mendil, aynı zamanda oyuncuların ellerinde tül mendil şeklinde yer almaktadır Halayın başında durur Mendilini sallar şöyle Kalk pehlivan gidek dedim Gurubelde soğuk yayla42 Kolçak: günlük olarak giyilen elbiselerin, kollarının kirlenmemesi amacıyla genelde koyu renklerden dikilen iki ucu da lastikli bir giysidir Daha çok Avşar köylerinde kullanılır Ağ golçak giyer goluna Ne güzel sağardı koyun Yarın bahar gelincaz O zaman oynarım oyun Bürüncük-Bürük-Çar: Aslında kadın baş örtüsü olarak bilinen bürüncük, halk arasıda çarşaf olarak ta bilinmektedir Bürüncük kadınlar tarafından sokağa çıkarken örtünmek amacıyla kullanılır Ham ipek ve atlas kumaştan, çok geniş bir şekilde dokunur Eskiden daha çok kare makarna şeklinde desenlere sahip açık renklerde olanları kullanılmakta idi Köstek: Bütün yörelerde karşımıza çıkmasına rağmen, zengin bir folklora sahip olan Bünyan yöresinde halk oyunları giysilerinde belirgin olarak gördüğümüz köstek saat, kılıç ve anahtar gibi şeylerin ucuna takılan bir zincirdir Belik: Süsleme amacıyla kullanılan belik; siyah orlon veya yünden Saç şeklinde örülerek saçları uzun göstermek amacıyla kullanılır Aralarına veya uçlarına değişik renklerde boncuklar konur Daha çok Avşar köylerinde kullanılır Dizleme Çorap: Diz kapağına kadar olan yünden örülme, kendinden nakışlı bir çorap Genelde kışın giyilir Yöremizde daha çok beyaz yünden örülen çorap, örülürken aralarına çeşitli renklerde yün ip karıştırılarak desen oluşturulur Pınarbaşı, Sarız, Tomarza gibi yörelerde daha çok rastlanmaktadır Tuman: Eskiden diz donu da denilen bir çeşit külottur Yarım şalvar biçiminde olup paçaları daha çok dize kadar uzanır Diz altı olanları da mevcut olup paça kısmı bağcıklı veya lastiklidir Kumaşı patiska veyâ bezden olup daha çok kadınlar tarafından giyilmektedir Kuşak: Bele sarılarak dolanan, kare şeklinde kilim desenli, uçları püsküllü olabildiği gibi, sade renklerde, 20 - 25 cm' eninde , 1 5 - 2 m boyunda bele dolanarak kullanılan ve “Trablus kuşağı” adı verilen çeşitleri de mevcuttur Trablus kuşakları bele 4-5 kez dolanarak çok sıkı bir şekilde bağlanarak kullanılmaktadır Erkeklerde değişik bir görünüm sağlayan kuşakların arasına, para kesesi, tütün ve sigara takımı, tespih, kama ve mendil vs![]() gibi sık kullanılan araç gereçler konulur Yürüyün Avşar uşağı Dığrak bağlayın guşağı Kürdün obasında yatar Yok mu anayın döşşeği44 Kadın Takılar: Gündelik giysilerle olsun, sokak kıyafetleriyle veya bayramlık kıyafetlerle olsun, kadınların kullanmaktan vazgeçmedikleri aksesuarlardır Her dönemde kadınları güzel gösteren eşyalar olmuşlardır İnci, altın, gümüş gibi madenlerden oluşan ziynet eşyaları, oldukça çok çeşide sahiptirler Özellikle bu ziynet eşyaları, kadın baş süslerinde daha çok yer almıştır Fesin kenar kısımlarını süsleyen gazi dizmeleri kullanılmış Kişilerin maddi durumlarına göre, genelde gümüş tepelik, çok zenginlerde altın tepelik, fakirlerde tahta tepelik kullanılmıştır Bu tepeliği süsleyen yanlıklar, şakakların üzerine takılan, salkım saçak ayakları olan, üzerine gazi adı verilen şerit halinde altınlar takılan ayaklı ve ayakların üzerine takılan köşe adı verilen altınlar yer almıştır Kulaklarda küpe, boyunlarda beşi bir yerde, fişeklik, inci gerdanlık, Mahmudiye, Reşadiye, boylama altun dizmeleri, parmaklarda yüzük, kollarda, Kayseri burması, gümüş bilezik, cıncık bilezik (fakirler), bellerde; zenginler altın kemer veya gümüş kemer, fakirler işli kemer, giysiler üzerinde ise altın, gümüş, inci, pırlanta ve renkli taşlarla süslenmiş iğneler kullanmışlardır Şu ayaklı, şu da köşe Ne keleş yakışır başa, Ha mevzinin içine al Oğlu ölesice paşa45 ![]() Hele beliğe beliğe Sarı ayaklı al duluğa Osman göçler gidedursun Uğrayalım Datlıoluğa47 Ne keleş yakışır başa Ayaklıda köşeyinen Böyle durduğuma bakma Konuşuyom paşayınan46 Kayseri de giyim kuşam, genelde bu şekilde belirlenmesine rağmen, Kayseri folklorunda kendisini zengin bir şekilde ortaya koyan Bünyan'da giyim kuşam belirgin olarak şu şekildedir Erkek Giyimi: Sivri kalıp Tunus fesi, üzerine yazma bağlanıyor Ayakta; nakışlı çorap, çorabın üzerine sarı postal, mavi çuha şalvar veya doğnuk denilen yünlü şalvar Sırtta; Yaka ve kolları işlemeli cepken demir koparan veya Maraş abası giyiliyor Belde; Gayret kuşağı, silahlık (Meşin), bir tarafta altı patlar tabanca, bir tarafta gümüş kabzalı kama Boğazda; kordonlu inen köstekli serkinof saat Kadın Giyimi: Ayakta; yemeni yada posteki üzerinde yün çorap (dizlik), üzerine miso (kısa etek), üzerine üçetek, üçetek üzerine yünden dokunan şal, şalın ucunda kozalı püsküller sallanır Belden yukarı ise; libade denilen kollu yelek Yeleğin altına içlik Başta; fes, fesin üzerine yazma bağlanıyor Feste Gazi denilen renkli boncuklar, altın, gümüş, inci gibi süsler bulunur GİYİMDE KUMAŞLAR Cumhuriyetimizin ilk yıllarında Halep şehrinden gelen giyim kumaşları, daha sonra ki yıllarda tüm Anadolu’da olduğu gibi Kayseri’de de sanayiinin gelişmesiyle azalmaya başlamış ve bir süre sonra tamamiyle durmuştur Halep’ten gelen kumaşları, kutnu, kadife, ipek, krep düşen, pazen gibi kumaşlar oluştururken, köy yerlerinde tezgahlarda dokunan çuha kumaşlarda, Halep kumaşlarının yanında önemli bir şekilde yer almışlardır Kutnu: Arapça'da pamuk anlamına gelen "kutnu"nun Osmanlı Sarayındaki dokuma örnekleri ipek ile uygulanmıştır Boyuna çizgili ve çeşitli renkli bir dokuma cinsidir Çeşitli giysi formlarının oluşturulmasında kullanılmıştır Halk tarafında daha çok tercih edilmiştir49 Terkinizde gutnu kumaş Ben gutnuyu nediciyim Goyrun beni ası Kürtler Ben anama gidiciyim50 Çuha: Çözgüsü ve atkısı yün yapağından eğrilmiş ipliklerden dokunan, havlı ve düz renkte tok bir kumaş çeşididir XV yüzyıl ortalarından itibaren Selanik ve Eğin'de dokunduğu bilinmektedir51 Çuha şalvar dırnağında Altın yüzük parmağında Böyle yiğit görülmemiş Şu Ayanlı örneğinde52 Bire Selver, bire Selver Sen öksüzsün Hak'ka yalvar Eşim buhur gezdiriyor Bacağında çuha şalvar53 Kadife: Çözgüsü ve atkısı ipekten yapılan havlı kumaşlardır Teknik, kullanıldığı yer, içerdiği malzemeler açısından pek çok çeşitleri bulunmaktadır Düzüne sade, desenlisine münakkaş, çift zeminlisine çatma, altın veya gümüş tel kullanılanlarına da telli çatma adı verilmiştir Şaphasının içi pempe Giymemiş sele serpe Gadifeden asbab almış Terzi diker gırpa gırpa56 Terazi vurur dartarım Yanıyom beni gurtarın Al kadife mevi çuha Her kim giyerse yırtarım Atlas: İnce ipekten sık dokunmuş düz ve parlak bir kumaş cinsidir Çoğunlukla kaftan yapımında, bazı kaftanların astar ile pervazlarında çakşır dikiminde kullanılmıştır Atlas kumaşların değeri tel adedine ve dokunuş tekniğine göre değerlendirilmiştir Bir grup atlas kumaşın üzeri dokunduktan sonra pres ile desenlendirilmiştir Atlas kumaşlar dokunuş tekniği ve desenine göre baskılı atlas, taraklı atlas gibi isimler almışlardır ![]() Hele bana gelsin efe Zubun atlas, şalvar çufa Çerler alasıca kır at Yıldız değniyor gafa Canfes: Düz mat renkli, ince, tek kat çözgü ve tek kat atkı ipliği ile hazırlanan bir kumaş cinsidir Genellikle entarilerde astar ve pervaz kumaşı olarak kullanılmasına rağmen bir grup giysinin dikiminde de kullanılmıştır![]() Basma: Daha çok pamuktan dokunarak elde edilen kumaşın üzerine, baskı tekniği kullanarak çeşitli renk ve desenlerin oluşturulmasıyla elde edilen bir kumaş çeşididir Basma fistan kirlenirse Paşta püskül fırlanırsa Ya kimlere baba desin Ağ bebeğin dillenirse Kaynaklar: 1 Hasan Yüksel, “Kayseri Yöresinde Giyim Kuşam”, Erciyes, Y 23, S 274, Kayseri, Ekim 2000 2 Kayseri Halk Oyunları-Giyim Kuşam-Köy Seyirlik Oyunları Hasan Yüksel, Saim Deligöz, Bilge Han Deligöz 3 S Burhanettin Akbaş, Bünyan ve Yöresi Halk Edebiyatı Folklor ve Etnografyası, Kayseri, 1994 |
|
Kayseri Gelenek Ve Görenekleri |
|
|
#4 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Kayseri Gelenek Ve GörenekleriETLİ MANTI Malzemesi: - 1kg un, - Yumurta, - 1Tatlı, - 1Tatlı kaşığı Tuz, - Yeterince su Kişi sayısına göre özlü undan biraz tuz atılmak suretiyle bir veya iki bezi(Yumruk büyüklüğünde hamur topağı) yoğrulur Eğer un özlü değilse hamurun içine 1 adet yumurta kırılabilir Yoğrulan hamur yumuşak olmamalı aksine berk(Katı) olmalıdır Hamur yoğrulduktan sonra üzerine temiz bir örtü ile örtülür ve 15- 20 dakika dinlenmeye bırakılır Bu arada yoğrulan hamurun miktarına göre mantının eti hazırlanmalıdır Normal bir bezi hamur için 150-200 gram kıyma yeterli olacaktır Hamurun içi ise; yağsız kıymadan üzerine soğan çırpılır(doğranır), tuzu biberi atılarak tahta üzerinde büyük bir bıçakla dövülmek suretiyle hazırlanır Daha sonra, hazırlana bu iç bir tabağa konur Dinlenen hamur ekmek tahtası veya düz bir yerde oklava ile her tarafı eşit olacak şekilde açılır Açılan hamurun kalınlığı 1 ila 1,2 mm kalınlığında olmalıdır Açılan hamur bıçakla eşit parçalara bölünür Hamurdan tane tane alınmak suretiyle içine alınabildiği kadar iç konulup bükülür Pişirilecek mantının miktarına göre tencere su konur ve su kaynadıktan sonra mantı kaynayan suyun içine atılır Pişen mantıya isteğe göre sarımlı-sarımsaksız mantı ve üzerine tavada kızartılan şalca dökülür![]() TEPSİ MANTISI Malzemesi - Yeterli Miktarda un, - 1 yumurta, - 1 çay kaşığı tuz Yoğrulan hamur 2x2 cm ebadında dilim dilim kesilmek suretiyle tepsiye dizilir Tepsiye dizilen mantı fırında çevrile çevrile kızartılır Kızartılan mantı, kaynamakta olan suya atılır Kaynayan suyun üzerine ayrı bir tavada yapılan soğanlı sıcak su dökülür![]() YAĞ MANTISI: Malzemeler: - 1kğ un - 1 tatlı Kaşığı Tuz - 1 adet paket yaş maya, - orta boy haşlanmış ve rendelenmiş patetes, - yeteri kadar ılık su ![]() İç Malzemesi Yapılışı: - 500 gr Yağsız kıyma-orta boy Kuru soğan - 1 tatlı Kaşığı kırmızı biber, 1 tatlı kaşığı tuz, 1çay kaşığı karabiber ![]() Yağ Mantısının Yapılışı: Yoğrulan hamurun üzerine zeytinyağı ilave edilir Hamurun içi hazırlanır ve içine bir demet maydanoz kıyılmak suretiyle ilave edilir Hamur 7-8 cm kare olacak şekilde kesilir bu biçimde kesilen hamura içi ile doldurulur Mantı doldurulduktan sonra kızartılır Kızartılan mantını üzerine zeytinyağından yapılan sosu ilave edilir![]() SU BÖREĞİ: Malzeme (Hamuru İçin) -4 Yumurta -1 Çay bardağı yoğurt -1 su bardağı su, yeteri kadar tuz ![]() Su Böreği İçi’nin Malzemesi: - 500 Gr Peynir, - 2 adet kuru soğan, - yarım bağ maydanoz, - 1 çay kaşığı kırmızı toz biber Börek İçi’nin Yapılışı: Soğanlar küp küp doğranıp, 5 kaşık sıvı yağda pembeleşinceye kadar kavrulur İçersine karabiber konur Kavrulan soğan, peynir ve maydanoz ile harmanlanır![]() Su Böreğinin Yapılışı: Malzemeler sırayla yoğrulur Hamur, fazla katı olmayacak şekilde 2’si büyük; 2’si küçük beze yapılır Yuvarlak tepsiye, küçük bezenin biri açılır Tepsinin dibi yağlanır, açılan beze, yağlanan tepsiye serilir Daha sonra Büyük beze açılır, 4 eşit parçaya bölünür 4 litre su ilave edilmiş tencerede kaynatılan suya 4 eşit parçaya bölünen bezeler haşlanır Tepsiye koyulan bezenin üzerine haşlanan hamurlar serilir Yapılan börek harcı orantılı olarak dağıtılır Daha sonra diğer büyük beze açılır; 4 eşit parçaya bölünüp haşlanır Diğer küçük beze açılır; tepsinin üzerine serilir Fırında uygun kıvama gelinceye kadar pişirilir![]() TANDIR BÖREĞİ: Malzemeler: - 750 gr un, - 1 tatlı kaşığı tuz ![]() İç Malzemesi: -500gr kıyma, -3 orta boy kuru soğan, -1 tatlı kaşığı kırmızı biber, -1 tatlı kaşığı tuz, -1 demet maydanoz ![]() Hamurunu Yağlamak için: -1,5 paket margarin, -1 çay bardağı tahin, -1 adet yumurta ve çörek otu ![]() Böreğin Yapılışı: Yumuşak kıvamdaki hamuru, 3 bezeye ayırıp tek tek açıp yağlanır Yeniden açılıp arasına iç harç konur Tepsiye üst üst serilip, üzerine yumurta ve çörek otu serilip, rta hararette fırında üzeri kızarana kadar pişirilir![]() ARABAŞI: Daha çok soğuk kış gecelerinde, akraba ve dostların bir evde toplanıp yedikleri kendine özgü bir yemek türüdür Aslında karın doyurmak için değil de, yemek aralarında ve bilhassa geceleri saat 21 00- 23 00 sıralarında zevk için yenilip, içilirdi Un büyükçe bir kazana konur Buna azar azar 2 ölçü kadar su ilave edilerek çırpılır Daha sonra 1,5- 2 cm kalınlığı olacak şekilde dökülür Dökülen hamur 8-10 saat dinlenmeye bırakılır Tavuk haşlanması için tencere konur Haşlanan tavuk parçalara ayrılır Kaynayan tavuğun suyuna kavrulmuş un, biber ve tuz ilave edilip kaynamaya bırakılır Arabaşı hamuru ve çorbası ile birlikte yenir KIYMALI YAĞLAMA: Malzemeler; Hamur İçin: - 1 kilo un, - 20 gr Maya, - Alabildiği kadar ılık su, - biraz tuz ![]() Sosu için: Yarım kilo kıyma, yarım çağ bardağı zeytin yağı, bir baş soğan, bir adet domates, bir adet yeşil biber, iki diş sarımsak, karabiber, kimyon, yarım kaşık salça ![]() Hamurun yapılışı: Un hamur teknesine konur Maya ılık suda eritilir Malzemelerin hepsi karıştırılarak yumuşak bir hamur elde edilir Hamur yarım saat bekletilir Hamurda ceviz büyüklüğünde parça alınıp, oklava yardımıyla 2 mm kalınlığında yuvarlak olacak şekilde açılır İstenirse saç veya tavada pişirilir![]() Sosun Yapılışı: Sıvı yağ tencereye konur Küçük doğranmış soğanlar, yağda pembeleşinceye kadar kavrulur Salçası, kıyması eklenir Kıyma biraz kavrulur Diğer malzemelerde karıştırıldıktan sonra, yarım su bardağı su eklenip, 5 dk Kısık ateşte pişirilir Öncede pişirilen ılık hamurların üzerine sürülür Sürülen bütün hamurlar, üst üste konur Bu iş bittikten sonra, Hamurlar 4 eşit parçaya kesilerek yoğurtla servis yapılır PEHLİ: Pehlilik için hazırlana et, tavada kendi yağı ile biraz kızartılır ve büyük bir tencereye konularak , üzerine birkaç tane yeşil biber, domates ve soğan doğranarak odun ateşinde pişirilir Et piştikten sonra üzerine doğranmış patlıcanlardan ilave edilir![]() KURŞUN AŞI (DOBİLİK) Malzemeler ( Hamur İçin): -Yarım kase çift çekilmiş dana kıyma, -1 Kase İnce bulgur, -2 kase un, -1 Tatlı kaşığı toz biber, -1 Tatlı Kaşığı,Toz Biber, -1 Yemek kaşığı Domates Salçası, - 1 Tatlı Kaşığı Köfte Bobari, -1 Yemek Kaşığı Tuz(Silme) -1 Yumurta , 1 çay kaşığı Toz Şeker Kurşun Aşı Çorbasının Malzemesi: -250 Gr Dana kuşbaşı,-1 bardak nohut, -1 bardak yeşil mercimek, -1 yemek kaşığı domates salça, -1 yemek kaşığı biber salça, -1 çay bardağı zeytinyağı, -Nane, toz biber, -2 adet kalem biber ![]() Yapılışı: Etler kavrulduktan sonra salça ilave edilir İçersine kalem biberler doğranır Kaynamakta olan suya kurşun aşları ilave edilir Kısık ateşte 1 saat ağzı açık pişirilir Haşlanan ve kabuğu soyulan nohutu ve haşlanan mercimeği içine atılır Nane ve Biberler yıkandıktan sonra ilave edilir![]() Kıyma, un, tuz, biber, su ile yoğrulur, nohut iriliğinde yuvarlanarak köfte gibi yuvarlanır Kaynayan tencerenin içine nohut, mercimek ilave edilerek pişirilir![]() GÜVEÇ: Malzemesi: Yarım kilo patlıcan, 2-3 baş soğan, yeterli miktarda kemiksiz kuşbaşı koyun eti, 2 adet yeşil biber Yapılışı: Yarım kilo patlıcan toprak tencereye doğranır 2-3 baş kuru soğan birkaç tane yeşil biber doğrandıktan sonra , üzerine yarım kilo kemiksiz kuşbaşı koyun eti yayılır Üzerine 3-5 adet domates ince ince doğranıp fırına verilir![]() ETLİ İÇLİ KÖFTE: Kullanılan Malzemeler(Dış Harcı için) -5 su bardağı esmer köy bulguru, -250 gr Yağsız kıyma, -2 adet yumurta, -1 tatlı kaşığı biber salçası, -2 yemek kaşığı çavdar unu, -1 çay kaşığı karabiber, -1 çay kaşığı toz biber, -1 çay kaşığı tuz, -1 çay kaşığı kimyon Dış harcın Yapılışı: Önce yağsız et, bir kaba konur, Köy yumurtası, çavdar unu, salça ve gerekli baharatlar eklenip yoğrulur Sonra geniş kapta, bulgurla beraber azar azar su ilave edilerek iyice yoğrulur Yumuşaklığı kontrol edilip, ceviz büyüklüğünde alınır Yuvarlak ya da oval şekilde yuvarlanıp, soğumuş olan iç kıyma içersine konur ve kapatılırKullanılan Malzemeler ( İç Harçı) -1 kg yağlı koyun eti kıyması, -5 adet orta boy soğan, -1 tatlı kaşığı domates salçası, -1 tatlı kaşığı reyhan, -1 yemek kaşığı ceviz içi, -yarım demet maydanoz, -1 çay kaşığı karabiber-kırmızı biber, -tuz ![]() İç Harcının Yapılışı: Önce yağlı koyun kıyması bir tencerede kısık ateşte pişmeye bırakılır Küçük doğranan soğanlar, pişmekte olan kıymanın içersine atılır ve iyice kavrulur Kavrulmak üzere olan harcın içersine salça ve baharat atılıp, 1-2 dakika pişirilir Pişirilen harcın içersine maydanoz ve ceviz içi de eklenir, birazda pişirildikten sonra ocaktan indirilirAKCİĞERLİ YAPRAK SARMASI: Malzemeler: 125 gr Akciğer kıyma, 125 gr Az yağlı dana kıyma, 1,5 lt su bardağı pirinç, 4 baş kuru soğan, 1,5 çay bardağı zeytin yağı, karabiber, yenibahar, pulbiber, 600 gr asma yaprağı ![]() Yapılışı: Zeytinyağlı tavada ince kıyılmış soğanlar ve kıyma kavrulur Pirinç eklenir Biraz kavrulduktan sonra, yarım su bardağı su eklenir Baharatlar ilave edilir Ayrı bir tavada, kıyılmış akciğer yarım çağ bardağı yağ ile kavrulur Kıymalı pirinç içine katılır Asma yaprakları alınıp, ikiye , üçe bölünür İçersine bir çay kaşığı harç konur İncecik sarılır Düdüklü tencereye dizilip, üzerine yağı, limonu eklenir Kısık ateşte 15-20 dakika pişirilir![]() SIKMA: Malzemesi: -1 kg ıspanak, -yarın kg ebegömeci, -1 kilo su bardağı bulgur, -yarım fincan sıvı yağ, -3 fincan un, -1 yumurta, -Karabiber, -kimyon, pul biber, - tuz ![]() Sosunun hazırlanışı: -1 fincan zeytin yağı, -1 yemek kaşığı sıvıyağ, -1 yemek kaşığı margarin, -2 yemek kaşığı salça Sarımsaklı Yoğurt için: 2 diş sarımsak, 3 su bardağı yoğurt ![]() Yapılışı: Sebzeler yıkanıp, ayıklandıktan sonra rengi değişene kadar haşlanır Haşlanan sebzelerin suyu süzülüp ince ince doğranır Geniş bir kaba doğranan sebzeler ile bulgur eklenip yoğrulur Yoğrulma esnasında baharat ve un ilave edilerek yoğrulmaya devam edilir Daha sonra içersine yumurta kırılır Bir müddet daha yoğrulduktan sonra küçük küçük sıkılıp oval şekil verilir Diğer taraftan 3 litre kaynayan suya, 1 yemek kaşığı tuz ilave edilir Kaynayan tencerenin içersine sıkmalar atılır Haşlandıktan sonra süzülür Servis tabağına alınıp yoğurdu ve sosu dökülür Pulbiber, havuç ve maydanoz eklenerek suretiyle servis yapılır KURU BAMYA ÇORBASI: Malzemeler: -250 ger bamya, -500 gr Kuşbaşıet, -bir kase domates salçası, -bir yemek kaşığı biber salçası, -2 adet kuru soğan, -3 adet limon, Yapılışı: Bamya düdüklü tencerede 15 dakika haşlanır Düdüklü tencereye 3 yemek kaşığı sıvı yağ ile kuş başı et, pembeleşinceye kadar kavrulur Salça, biber, limon, bamya, tuz eklenir Yeteri miktarda su eklenip, 15 dakika kadar pişirilir![]() GÜLLÜ BAKLAVA - 2 yumurta, - 1çay bardağı süt, - 2 kaşık yoğurt, - 1 çay bardağı ılık su, - 1 çay bardağı sıvı yağ, - biraz tuz, - biraz şeker, - ceviz ![]() Hazırlana hamur beziler ince ince açılır Açılan beziler 4 eşit parçaya bölünür Parçalar üzerine dövülmüş fındık, ceviz veya çam fıstığı konulup elle büzülür Büzülen parçalar tepsiye dizilip fırına verilir Fırından çıktıktan sonra üzerine şerbet dökülerek çekmesi beklenir![]() NEVZİNE Malzemeler: -1 paket margarin, -5 çorba kaşığı tahin, -yarım çay bardağı sıvı yağ, -1 yumurta, -3 çorba kaşığı yoğurt, -2 çay bardağı dövülmüş ceviz, -1 paket kabartma tozu, -1 paket vanilya, -yeteri miktarda un ![]() Şerbetinin hazırlanışı: -4,5 su bardağı su, -4 su bardağı şeker ![]() Yapılışı: Malzemeler sırasıyla tepsiye konup,kulak memesi yumuşaklığında kadar yoğrulur Daha sonra tepsi üzerine bastırılır 175 derece fırın ısısında pembeleşinceye kadar pişirilir Fırından çıkarıldıktan sonra nevizenin ılıması beklenir ve üzerine şerbeti dökülür![]() ASİDE Malzemesi: - 125 gr Margarin veya tahin, - 2 yemek kaşığı dolusu un, - 1 kase toz şeker, - süslemek için ceviz ve fındık ![]() Yapılışı: Un yağda hafif pembeleşinceye kadar kavrulur Suda eritilen şeker, üstüne dökülür Katılaşıncaya kadar karıştırılarak pişirilip servis yapılır![]() PEKMEZLİ UN HELVASI Malzemeler: - 8 bardak un, - 2 bardak pekmez, - yarım bardak su, - 1,5 bardak ceviziçi ![]() Yapılışı: Un iyice kavurup soğuduktan sonra, pekmez, su, ceviz içi eklenip kulak memesi kıvamında oluncaya kadar pişirilir KIYMALI YAĞLAMA: İnce kıyılmış soğan, biber, ve domates ve kıyma kavrulur Sacda pişirilen şepitler teker teker bir tepsiye konularak , kıyması üzerine yayılır Üst üste konulan şepitler 4 parçaya ayrılır Sarımsaklı yoğurt ile birlikte servis yapılır![]() |
|
Kayseri Gelenek Ve Görenekleri |
|
|
#5 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Kayseri Gelenek Ve GörenekleriSoğanlı Bez Bebekleri: Turistik süs eşyası olarak tahta çubuk ve kumaştan yapılmıştır Köy halkının geçim kaynağı olan Soğanlı Bebekleri, pul ve payetlerle renklendirilmiştir Kumaştan yapılan bebekler tamamen yörenin özelliğini taşımaktadır Kilimcilik: Kayseri yöresi kilimleri, Anadolu’da dokunan kilimlerin bir çoğu ile aynı özellikleri taşımakla birlikte, kendine has bir yapıya sahiptir Kullanılan motifler; çinide, mermerde, oymacılıkta hatta tezhipte kullanılan motiflerle benzerik gösterir Kilimde kullanılan dokuma tel gereği olarak motifler, köşeli geometrik biçime dönüşmüştür Diğer yöre kilimlerine bakıldığında dokuyan kişilerin sabır ve yeteneklerine hayran kalmamak mümkün değildir Yaygı, perde ve çuval olmak üzere dokunan kilimler daha sonra kullandıkları yere göre isimlendirilirler ![]() Kayseri yöresinin ünlü Sarız ve Yahyalı kilimleri kendine has özellikleriyle, Çubuklu, İbikli, Papatyalı, Nalçalı, Sandıklı, Kırkbudak, Kalaycı, Yusuflar, Yörük ve Avşar kilimleri olarak adlandırılırlar ![]() Halıcılık: Kayseri ve çevresinde dokunan halılar, Türk halı sanatının önemli bir bölümünü oluşturur Kayseri halıları, Bünyan ve Yahyalı halıları olarak iki bölümde karşımıza çıkmaktadır Bu halılar, incelikleri yanında geleneksel motiflerin sürdürülmesi açısından da halı dokuma sanatının gelişimini belgeleyen eserlerdir Bünyan halısının çözgüsü pamuk olup, dokusu yün ve floştur Yaygın olarak doğal renkler, beyaz, siyah, gri, mor renkler kullanılır Zeminler kırmızı, mavi ve lacivert tonlarındadır Minder, yastık, taban, sedir halıları olarak boylarına göre sınıflandırılır Yahyalı halılarını Bünyan halılarından ayıran en önemli özellik hem çözgüsünün hem de dokuma ipinin yün olmasıdır Geometrik motifler ve çiçek motiflerinin kullanılması, iplerin tamamen kök boya ile renklendirilmesi de Yahyalı halılarının ayı bir özelliğidir Yahyalı halıları desen özelliklerine göre, kemerli, göbekli, mihraplı, dabazlı ve iç göbek olarak sınıflandırılır Bordürler 3 veya 4 olabilir Geometrik motiflerin kullanıldığı Yahyalı halılarına ait desenlerin 16 yy başlarına kadar dayandiğı anlaşılmaktadır Kullanıldıkça değerleri artan Kayseri halıları çok yaygın olarak dokunmaktadır Taş İşçiliği: İlimizde çok sayıda taş ocakalrı bulunmaktadır Bu ocakların çoğunluğu Gesi yöresinde, Ağırnas, Turan, Kayabağ, ve Mimarsinan kasabasında bulunmaktadır Yöremiz taşlarının en büyük özelliği, yumuşak olması ve zaman geçtikçe sertleşmesidir bu taşların işlenmesi kolaydır Bu nedenle yöremizde bulunan Eski Kayseri Evlerinde taş işlemciliğinin en güzel örnekleri bulunabilir![]() |
|
Kayseri Gelenek Ve Görenekleri |
|
|
#6 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Kayseri Gelenek Ve GörenekleriKayseri Şivesi ABARIYaa, hayret ''Abarı, öylemi oldu?'' ABBA Abla ,"Benim abbam güzeldir '' ABOO Şaşma, hayret ''Aboo ne kadar böyük?'' ACER Yeni, "Benim acer yeleğim nerede?'' ACIŞMAK Acımak, ''Yaram acıştı '' AĞNAMAK Yuvarlanmak, ''Kalk Ian, ne eşek gibi ağnıyorsun?'' AĞRANMAK İncinmek, ''Senden ağrandım diyemem doğrusu '' AĞRI Uzak, ''Ta evden Ağrı yürüyorum'' ALAAZ Geveze, ''Çok alaaz birisin sen!'' ALIYI Hepsi, ''Düğüne alıyınız davetlisiniz '' ALLEKÇİ İki yüzlü, ''Git işine, allekçilik yapma!'' ALİFİRİK İki yüzlü, ''Ondan uzak dur, alifirik birisidir '' ALİNGİRLİ Çapraşık, ''Alingirli bir adamsın vesselam!'' ANNAÇ Yamaç, karşı ''Erciyes'in annacında bizim bağımız var '' ARINLAMAK Hedeflemek, ''Niye hep beni arınlıyorsun?'' ARISTAK Tavan, ''Üzümü arıstağa astım ASVATA Alışveriş ''Bizim herif asvataya çıktı '' AVGIN Su yolu, ''Bizim bağın avgını bozuldu '' AVSUN Efsun, ''Bizim bebeyi avsunlatmaya gidiyorum '' AYAKÇAK Merdiven, ''Ayakcaktan düştüm belim incindi ''AYNEŞİK Hafif meşrep, "Aman git kız sen ayneşik birisin '' AYRİYETEN Ayrıca, ''Sana ayriyeten mektup yazacağım '' AYÜSTÜ Ayaküstü, ,, Ayüstu bir iki söz ettim '' AZEN Ezan, ''Azen okundu, bizim bebeler hala gelmedi '' AZINSIMAK Az bulmak, ''Verdiğim parayı niye azınsıyorsun?'' AŞHANA Mutfak, '' Aşhanadaki yemeği getir " AŞKAR Görünüş, ''Aşkarı bozuk adam!'' BALDIRCANPatlıcan, ''Çarşıdan bir kilo baldırcan aldım '' BANNAHParmak, ''İş görürken bannaam makinanın arasında kaldı '' BANNAHCALIK Korkuluk, ''Dikkat et Bannahcalıktan düşersin ''BARİKeşke, ''Bu işi becerebilsen bari?'' BAZLAMAince ekmek ''Bir bazlama olsa da yesek?'' BELLEÖğren, ''Yarına dersini belle de gel '' BIDILIKKüçük, ''Bizim bıdılık yürümeye başladı '' BILDIR Geçen yıl ''Bu elbiseyi bıldır almıştım '' BIZDIK Ufak tefek ''Bizim bızdık yine eve gelmedi '' BUYMAK Üşümek ''Amanın ne soğuk hava, ellerim buyudu '' BİDENEBır tane ''Badan bidene kalemn versene '' BİLENE Bile, ''Ben gelsem bilene o gelmez '' BİLLASE Hemen, çabuk ''Billase buraya gelsene '' BİLİK Civciv ''Bizim bilikler eve gelmedi '' BÜRGÜÖrtü ''Bürgümü ver dışarı gidicem '' BİYANA Büyükanne ''Ben bugün biyanama gidicem '' BİŞEEL Değişik ''bu nasılsa bişeel bir şey '' BİŞİ Bir şey ''Orda bişi mişi mi var?'' BİŞİRİK Sıva Harç ''Duvarın bişiriğini ihmal etme sonra yıkılır '' BÖRAAŞIHamur çorbası ''Bu akşam iftarda böraaşı yedik ''ÇABIT Bez parçası ''Bu cabıttan elbise olur mu?''ÇAKILDAK İlave, ek ''Adamın peşinde bir sürü çakıldağı var '' ÇALGI Süpürge ''Çalgıyı getir ahırı süpüreyim ''ÇALKAMA Ayran ''Bir bardak çalkama yapta içeyim '' ÇAR Örtü, ''Gız, çarımı getir dışarı çıkıcam '' ÇARAĞASl Zabıta ''Niye doktor oldun, biraz daha okusan da çarağası olsaydın ne olurdu gadasını aldığım ''CARI Acecle ''Adam carı carı gidiyor '' ÇARPANA Edepsiz ''Bu kadın çarpana birine benziyor '' CAVIRTI Kuru gürültü ''Bırak şu cayırtıyı da yola gel ''ÇAŞIT Müzevir, ''Utunmadan niye çaşıtlık yapıyon?'' ÇEBİŞ Keçi yavrusu ''Bu yıl sığırın çebiş etinden yapacağım' ÇEÇ buğday yığını ''bu yıl harmanda çeç oldu'' CECİM İnce dokunmuş kilim ''Cecimi getir de yere ser '' ÇEDENEKenevir Tohumu ''Çedeneli kavurgayı çok severim'' ÇELPEŞİK Karışık ''Sen işleri çelpeşik hale getirmeyi seversin'' ÇEMKİRMEK Karşı gelmek ''Adamın yüzüne çemkirip durma '' ÇENESEK Geveze ''Ne kadar çeneşek adamsın sen'' ÇENTEÇanta''Çente nerede?'' ÇEPİK Alkış ''Hoşuma gitti çepikledim '' CEREME Ceza ''0 etti ben ceremesini çekiyorum '' ÇIBIK Çubuk ''Çıbıklara su ver kurumasın, sonra üzüm olmaz '' ÇIKI Bohça ''Kız kocasına küsünce çıkısını alıp gitmiş'' CILBAH Çıplak ''bu bebeyi sokağa cılbah bırakmayın '' CINGAR Döğüş ''Sen buraya cıngar çıkarımya mı geldin?'' CINGI Kıvılcım ''Aman dikkat et, yee cıngı sıçramasm, evi yakarsın '' CINGIL Üzümün küçük salkımı, ''Bir cıngıl üzüm versene '' CINNAH Tırnak ''Cınnağı etime geçti '' ÇIRA Gaz lambası ''Eskiden evlerde çıra yakardık '' ÇITMA Tekme ''0 attan uzak dur, çıtma atar " CIVINMAK Cilve yapmak ''sen kime DAAH Deeh, ,, Ata deeh demekle yürümüyor ki '' DADAK Umut verme ''Ağzıma bir dadak sürdü, altı boş çıktı '' DANDİK Ters, aksi ''Sen ne dandik adamsın '' DANISKAEn güzel ''Ben o işin danıskasını bilirim '' DEBİYAH Az önce, ''Debiyah, buradan geçti ''DEKDURMAK AkıIlı, usta ''Dek duran depik yemez '' DIBIDAH Koşmak, ''Büküşü döndü dıbıdahı bastı '' DIĞA Usül bilmez ''Bu dığaya edep öğretemedim '' DULDA Serin yer ''Şu ağacın altına duldalanalım ''DİBAAH Söyle bakalım, ''Hadi seni dinliyorum, dibaah'' DİLLİKSaadet ''Bu kızın dillik düzenliği kalmadı '' DİLLİKSİZ Geçimsiz ''Sen ne dilliksiz adamsın '' DİNGİLDEK DİLLİKHafif, ''Kızım öyle dingildek olma, sonra evde kalırsın ''DİYAOrada, ''Görmüyon mu, diya işte duruyor '' DÖLECİK İyice ''Bu çocuklar usludur Koyduğun yerde dölecik oynar '' DÖŞENGİ Mobilya '' Evin döşengesi iyi olmuş '' ELLİK Sahur, ''Bu gece elliğe kalkacağız '' EMCEKYalancı meme ''Bebenin ağzına emceği var '' ENGİHastalık ''üzüntüden birden engi indi '' ERGAPAkrep ''Aman dikkat et bağda ergap var '' ERİNCEKTembel, ''Sen de amma erincek adamsın '' ESBAPElbise, ''Bu bayrama esbap alamadık '' ESSAHTANGerçekten ''Essahtan o sana öyle mi dedi '' EŞKAREAçıkça ''0 kadar milletin içinde eşkarı konuştu '' FABIRGA Fabrika ''Senin eşin hangi fabırgada çalışıyor?'' FAKA KOYMAKAldanma, ''Ben öyle kolay kolay faka basmam '' FARFARI Aceleci ''O çok farfara birisidir ''FELFECİR Açıkgözlü Gözüaçık ''Adamın gözleri felfecir okuyordu "FILLANMAKdolanmak ''Köşeyi birden fıllandı ''FIŞDIRIK Oynak ''Aman ondan uzak dur, fışdırık birine benziyor '' FOSBoş, " içi fos çıktı '' FİTLEMEKÖğütlemek ''Benim aleyhime seni o fitledi '' GADA Kurbanın Olayım ''Amanın gız gadanı alıyım sen ne zaman geldin?'' GALLEKarışık hile '' Bu işe galle karıştı '' GAMALAK Boş,Tembel ''Sen ne gamalak adamsın '' GARSAMBA Döküntü eşya ''Bu gadar garsambayı ne yapacaksın '' GENNEŞMEK Esnemek ''Ne genneşip duruyon Uyuyamadın mı?'' GI Kız anlamında "dur gı yapma " GIBAL Görünüm ''Bu adamın gıbalı bozuk geldi bana '' GIJGIRMAKTahrik etmek ''Onu benim üstüme sen gıjgırttın '' GIMRAMAKKımıldamak, ''Oturduğun yerden biraz gımışsana'' GINCIFILLI Süslü, ''Amma da gıncıfıllı elbise giymişsin '' GINDAP Gırnap ''Elindeki gındaptan biraz versene '' GIRIKHovarda ''Bu kaldının gırıgı varmış diyorlar '' GISNIK Pinti ''Sen de amma gısnık adammışsın '' GIVIŞLAMAKKıpırdamak, Hareket etmek ''Amma da gıvışlamaz adammısın '' GIYAK Yakışıklı ''Senin ki amma dal kıyak giyiniyor '' GOSTAKBöbürlenme ''Seninki amma da gostaklanıyor ha' GOZELGüzel ''benim bir gozel yarim var'' GUBAT Kaba ''Giydiği elbise amma da gubat duruyor"GUMAN Şüphe ,, Benden guman mı var'' GUNNAMAK Doğurmak ''Bizim at bugün gunnadı'' GÜBÜR Süprüntü ''Evin önündeki gübürü kaldır'' GÜCÜN Güçlükle''Bu işi gücün hallettik ''GİCİŞMEKKaşınmak ''Sırtım giçişmeye başladı '' GÜNÜ Kıskanç ''Beni günüllemekle ne geçecek eline '' HACANAAhlaksız kadın ''Aman o hacanadan uzuk dur '' HACATEv ,aleti ''Evinin hacatı tam değilse İşin yarım kalır '' HAYAT Büyük avlu ''Çamaşırları hayata getir yıkayalım '' HAZIN Kışlık, ''Bu kış hazınımız iyi oldu '' HEDAYEHediye ''Bizim komşunun kızlarına hedaye alınacak '' HEYE Evet, Tamam ''Bana dediğimi yaptın mı diye: sordu heye dedim ''HILLANMAK Dolanmak ''evin etrafını hıllanıp geldim '' HINDIRHITOrta karar ''İsler hındırhıt gidiyor " HOMMUCU Korkutucu ''Uyumazsan hommucular seni götürür ''HORANTA Ev halkı, ''Sizin kaç horantanız var ''HOTLAMAK Atlamak ''Bu duvardan sen nasıl hotladın?'' YAANİŞMEK Şımarmak ''Öyle yaanişip durma Git işine '' YADIRGI Yabancı ''Yadırgı bir adam geldi size, kimdi 0?''YALBlRDAKYalnayak ''Giyecek birşeyi yok ki, yalbırdak geziyor'' YANAZ İnatçı ''Çok yanaz bir çocuk bu '' YANTİR Topallayan ''Giyecek birşeyi yok ki, yalbırdak geziyor '' YAYIŞMAK Laubali olmak ''Yüz bulunca yayışır durur '' İBTİBAŞTAN İlkbaştan ''İşe ibtibaştan besmele ile başlarım'' İÇESİNE İyice ''0 yaramazı içesine bir patakla da aklı başına gelsin '' YEĞNİ Hafif ''Çok yeğni bir adamsın sen '' YELPİK Öksürük ''Beni bir yelpik bastı az kalsın ölecektim '' YELİPMEK Şımarmak ''Yüz verme yelikir 0'' YINNAŞlK Şımarık ''Yüz verirsen yınnaşır durur '' İLAAN Leğen ''Sizin ilaanı biraz versene '' İLAANE Lahana ''Bu sene ilaane turşusu kuracağım '' İLLAKİ Mutlaka ''Bu işi illaki yapacağıın diye tutturdu '' |
|
Kayseri Gelenek Ve Görenekleri |
|
|
#7 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Kayseri Gelenek Ve GörenekleriKayseri Türküleri ve Geleneksel Oyunlar Kayseri yöresinin "Erkilet Güzeli Bağlar Bozuyor", "Bir Of Çeksem Karşıki Dağlar Yıkılır", "Gine Yeşillendi Germir Bağları", "Taşa Basma İz Olur", "Yarim İstanbul’u Mesken Mi Tuttun" gibi tanınmış türküleri meşhurdur Halk müziği ve halk oyunları kültürü yörede tüm canlılığını ve renkliliğini sürdürmektedir Davul-zurna, kaval, tef, zil, kaşık, bağlama çalma geleneği yaygındır![]() Kayseri ağıtları, gerek ezgisi ile gerekse sosyal olayları, sonraki nesillere aktarması yolu ile Türk Halk Edebiyatında ve müziğinde önemli bir yer tutar Dadaloğlu, Seyit Osman, Karacaoğlan, Seyrani, Aşık Hasan, Kerem, Garip gibi ozanların deyişleri yöre ezgilerinin söz kaynağını oluşturur![]() Kayseri'nin "Erkilet güzeli", "Gesi bağları", "Gerinir bağları", "Ağam İstanbul'u mesken mi tuttun?", "Süpürgesi yoncadan" gibi sevilen türküleri çok tanınmıştır Oyunların çoğu türkülü oyunlardır Türkülü oyunlarda bir grup bir dörtlük söyler, diğer bir grup o dörtlüğü tekrar eder Oyun böyle devam eder gider![]() Meydan oyunları davul-zurna eşliğinde oynanır Ev içinde oynanan oyunlar da vardır Burada tef, tepsi, zil gibi aletler çalınarak türkü söylenir Türkü eşliğinde de oyunlar oynanır![]() İl merkezinde; Mendil, Turnam, Öteyüz, Sinsin, Deli Kız, Topal Serçe, Eminem, Galice Potinli Gelin, Yumruk, Topal Kız oyunları, Uzunyayla'da; Kale, Çeçen, Vik oyunları, ilçelerde; Avşar Ağırlaması, Eminem, Ağ Gelin, Gezbeli, Sıçratma, Yanlama, Öteyüz, Karanfilli, Pınarbaşı Gelini (Avşar Gelini) oyunları en çok oynanan oyunlardır ![]() Yörenin ünlü türküleri: Gesi bağları, Erkilet güzeli Bağlar bozuyor, Ağam İstanbul'u mesken mi tuttun, Ceviz oynamaya geldim odana, Gerinir bağları, Ayvanın irisine, Çevirme çardağı, İğdenin dalı, Fadimem süslü gezer, Altunu bozdurayım, Develi ey sevdiğim, Ali Dağı, Posta yolları, Kandilli kerem, Süpürgesi yoncadan, Karşıda arar durur, Çarşıya vardım ![]() |
|
Kayseri Gelenek Ve Görenekleri |
|
|
#8 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Kayseri Gelenek Ve GörenekleriÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ DÜĞÜN Görücü Evlenme çağına gelmiş genç erkeğin ebeveyni aralarında anlaşıp, oğullarını evlendirmeye karar verirler Bir erkeğin evlenebilmesi için askerliğini yapmış olması ilk şarttır Çünkü askere gidip de dönmemek var Şimdi bile askerliğini yapmış olanlar daha kolay kız bulabilirler Kızı olan bir aile, kızlarının şehirden ayrılmaması için damat adaylarından talebeliğini bitirmiş olmalarını ve daimi mukim, iş güç sahibi olmalarını isterler Bu şartlarda olmayıp ta evlenmek isteyen gençler, ailelerine olgun ve ağırbaşlı görünmek istemelerine rağmen, yine de bu dileklerini ebeveynlerine ima ederler ''Başımı alıp gideceğim'', ''bıktım bu yalnızlıktan'' gibi![]() ![]() Kayserili 30 - 40 yıl önce, modern, şehircilik başlamadan kaldırımlı dar sokakları olan mahallelerde ''hayat'' tabir edilen uzun avlulu genellikle tek katlı evlerde otururlardı Evlenebilecek yaşta kızı olan her kız evi, sabah erkenden hayatı süpürür, dış kapının önünü, kaldırımları yıkar, O evde kız olduğu hemen anlaşılırdı, şimdi ise büyük apartman dairelerinde böyle belirtiler bulundurmak mümkün değil Zaten gerek de kalmadı Çünkü kadınlar artık eskisi kadar dışarıya kapalı ve erkeklerle ilişkisiz değil Kız evi gelecek görücülere iyi ve temiz görünmeye çalışır Oğlan evi görücüleri ki bunlar: anne, anneanne, babaanne, abla olur, sabahın sekizinden itibaren dünür gezmeye başlarlar, Önünü temiz buldukları kapıyı çalarlar Kapıyı kız anası açar Hiç bir şey sormadan misafirleri buyur eder Ya da görücüler ''misafir alır mısınız?'' diye sorarlar Görücüler döşenmiş temiz odaya alınır Biraz sonra görücülerin en yaşlısı 'hanım kızımızı görelim'' der, Kız temiz giyimiyle gelir, hiç bir şey söylemeden misafirlerin elini öpüp çıkar Daha sonra yine en yaşlı misafir su ister Suyu kız getirir Misafir suyu ağır ağır içerken, bir kenarda başı önünde ayakta duran kız, baştan ayağa süzülür Su içildikten hemen sonra başka bir şey ikram edilmeden misafirler gider Giderken mahalledeki diğer kızların evlerini sorarlar, ev sahibi de tek tek tarif eder Görücüler gördükleri kızlardan beğendikleri birini almaya karar verirler Diğer yakın akrabalar da gidip kızı görürler Hepsi de beğendikten sonra kız ve ailesi hakkında araştırma yapılır Bu araştırmada namus, iffet mali durum ve irsi bir hastalık olup olmaması ilk planda gelir Kızı almak için bir engel görülmezse nadiren kız, oğlana bir fırsat kollanarak gösterilir, Oğlan şiddetle karşı çıkmadığı sürece bu işten pek vazgeçilmez, Zaten erkeklerin çoğu da annelerinin buldukları kıza razıdırlar Kızı beğendikten sonar, kız evine giderek, Görücü; ''kızınızı beğendik, Allah'ın emri, Peygamber in kavli ile kızınızı oğlumuza istiyoruz, Bizim lakabımız, adımız soyadımız şudur Oğlumuz şu işi yapar, işyeri şurdadır, evimiz şurdadır'' der Eğer varsa oğlanın Kartviziti ile fotoğrafını da bırakır, Kızın annesi "bize on-on beş gün müsaade edin bakalım'' der Bundan sonra araştırma sır kız evine gelir Kızın çok yakınları damat adayını araştırmaya başlarlar Yine araştırılanların başında, namusluluk, mali durum ve irsi hastalık gelir Her iki taraf da mali durumlarının birbirine çok yakın olmasına dikkat ederler Her şey mükemmel bile olsa, bir taraf bir taraftan biraz fazlaca zengin ya da fakir ise, ''uyuşamayız, dengimiz değil'' denilip vazgeçilir Araştırma sırasında, oğlanın kızı nadiren görebilmesine mukabil, kızın oğlanı görmesi hemen hemen hiç mümkün değildir Kızın erkek akrabalarının çoğu oğlanı belli etmeden görürler Hatta kızlarının ilerde rahat etmesi, dayak yememesi için, oğlanı herhangi bir konuda kızdırıp, sinirlilik halini kontrol ederler Gece hayatına, içkiye, namaza olan alışkanlıklar da önemle göz önüne alınır Bu araştırmalardan dolayı, evlenecek erkekler, bu devrelerde temkinli olurlar Sinirli olmamaya giyime ve bilhassa cemaatle namaza özen gösterirler![]() Kız evi, alınan müddetin son günü, yakın akrabalarıyla genel bir istişare yaparlar Müspet ayda menfi cevap kız anasına tembih edilir Ertesi gün oğlan evi kadınları kız evine gelerek ''nasıl oldu, dünürümüzü gönderelim mi?'' diye sorarlar Kız evinin cevabı müspetse, kız anası ''Allah yazmış, ne diyelim'' beyanında cevaplar verir Cevap menfi ise ''kızımız küçük, kusura bakmayın'' der Kız yaşlı ve evde kalmış bile olsa, bu cevap reddetme klişesidir Görücülerin bu gelişinde de kız görünmez Hatta şerbete kadar oğlan evinden kimseye görünmemeye çalışır Kız oğlan evi mensuplarınca görülürse, oğlan evi bunu uğursuzluk addeder Söz Kesmek, Kahve Almak Kadınlar kendi aralarında anlaştıktan sonra, işe kesinlik kazandırmak için, oğlanın babası, amcası ve bir - iki yakın akrabası hemen ertesi gün kızın babasının işyerine, işyeri yoksa ya da müsait değilse, akşam evine giderler Kız babası misafirlere oldukça rağbet gösterir, ikramda bulunmak için birçok şey teklif eder Fakat misafirler ille de kahve içmek isterler Kızın babasının babası, yoksa annesinin babası hayatta iseler bu bulunmazlar Kız babası kahveyi dedenin (varsa önce baba tarafı, yoksa anne tarafı dedenin) vermesi için misafirlere çay, meyve gibi ikramlarda bulunur Misafirler de dedenin varlığını bildikleri için, kahve içmekte fazla ısrar etmezler Fakat her iki dede de hayatta yoksa, kız babasından kahveyi almadan, yani kahve içmeden gitmezler Dede varsa hemen ertesi gün yine oğlanın babası, amcası, dayısı, dedeye giderler Çok önceleri, yanlarına bir de imam ve her iki tarafın tanıdığı, saygınlığı olan birini daha alırlarmış Dededen yine kahveyi isterler, dede de ısrar etmelerini bekler, böylece güya kızı ağıra satmış olur, Misafirler kahveyi içmeye muvaffak olunca kızı resmen kendilerine bağlamış, söz kesmiş olurlar Kahveler içildikten hemen sonra varsa imam yoksa bulunanların en yaşlısı Kuran okur, dua eder Diğer ikramlardan sonra büyük kahvenin günü tespit edilir Bugün; genellikle en yakın cumartesi günü olur Türkiye'nin hemen her tarafında kız isteyene ''verdim'' demek ayıp sayılır Örneğin Baraklar ''verdim'' demez ''he'' der(1 ) Birçok bölgede olduğu gibi Kayseri'de de ''kahve'' verilir Böylece muhatap, olumlu cevap almış olur Kahve Bu toplantı kız evinde olur Toplantıya kız ve oğlan evinin uzak-yakın bütün akrabalarıyla, oğlanın arkadaşları katılır çok kalabalık olur Kız ve oğlan evi birkaç gün önce akrabalarına haber göndererek ''cumartesi akşamı kahveye buyuracaksınız'' dedirtir Bu davet yalnız erkekler içindir ve bu davete damat adayı Katılmaz Oğlan evi cuma veya cumartesi günü öğleden önce gereğinden fazlaca toz şeker ve pastayı, ailenin diğer erkek çocuğuyla, yoksa yakın akrabalardan birinin oğluyla kız evine gönderir Önceleri kız evi toz şekeri eriterek serbest yapardı Sonraları toz şekerin yerini hazır meyve suyu, yaş pasta veya rulo pasta aldı, Bu gönderilenlerin arasında kahve yoktur fakat nişanda dağıtılacak olan nişan şekeri vardır, Kız evi hediyeleri getiren çocuğa ya mendil, ya kravat ya da para verir Akşam namazından sonra bütün davetliler gelmeye başlarlar ilk önce yaşlılardan başlanarak fincan fincan kahve taşınır Bundan sonra büyük ve geniş şerbet tepsisi odanın ortasındaki bir sehpanın üzerine konur Tepsinin içi bardak doludur, üstü bir tülle kapalı, tülün üstünde de bir ipek mendil vardır Tepsi ortaya gelince bir hafız Kuran okur, çiftlerin mutluluğu için dua eder Duanın akabinde damat adayının en yakın bekar akrabasından biri tepsiye doğru ilerler, hemen mendili cebine koyar, tülü açıp birine verir (Bu tül daha sonra sürahiye sarılacaktır) Tepsiyi alıp bir-iki misafire ikram ettikten sonra, kız evine mensup bir gence devreder Şerbetin ya da meyve suyunun yanında kurabiye, yaş pasta yada rulo pastalarda ikram edilir Oğlan evi gençleri kız evi mensuplarına farkettirmeden evden bazı eşyaları geri verilmek üzere çalıp damat adayına götürerek bahşiş alırlar Bunlar; basit bardak, bardak altı, kül tablası olduğu gibi, sedir yastığı, vazo, saksı, sandalye, çerçeve gibi hacimli eşyalar çalmaya muvaffak olanlar da görülebilir Misafirlere en son şeker ve çikolata ikram edilir Bu sırada bir sürahi şerbet veya meyve suyuyla doldurularak tüle sarılır, kurdeleye bağlanır Bu sürahiyi damat adayına veren genç, damat adayı tarafından mükafatlandırılacağı için, sürahi kız evindeyken damat adayının arkadaşları tarafından kapışılır Misafirler giderken oğlanın babası ve amcası kız evine verilmek üzere, kapıda yolcu edenlerden birine ''kahve parası'' verirler Verilecek para konusunda daha önce anlaşırlar Örneğin baba bin Iira vermişse, amca daha az, diyelim beş yüz lira verir (yıl 1981 )Dini Nikah Dini nikah önceleri düğün haftası içinde yapılırdı Bu yüzden nikahları kıyılmamış gençler de, islam dinince birbirlerine haram ve ne mahrem oldukları için genellikle gerdeğe kadar görüşemezlermiş Fakat bu anlayış gittikçe kaybolarak günümüzde hiç kalmamıştır Şimdi dini nikah, söz kesimi ve kahveden sonra yapılıyor Böylece birbirlerinin helallileri sayıldıklarından, aylarca nişanlılık devresi yaşayabiliyorlar, Dini nikah genellikle kız ve oğlan olmadan onların vekilleriyle yapılır Vekiller genellikle ikişer erkek olur Vekiller kadınsa, bir erkeğe ilk kadın olması lazımdır Vekillerin aklı başında ve kötülük yapmak istemeyecek, güvenilir insanlar olması gerekir Nikahın kıyılması esnasında, daha çok oğlanın düşmanları (kızın da olabilir) gerdek gecesinde oğlanı iktidarsız kılmak için sihir ve büyü yaparak oğlanı bağlarlar Bu bağlanmalar çeşitli yollardan yapılabilir Duvara veya tavana çivi çakmak, bir ipi düğümlemek, ağzı açık bir i çakı bıçağını kapamak gibi![]() ![]() Bu gibi büyüsel hareketler hep nikah sırasında olacağı için, nikah kıyan hoca herkesin elini dizinin üstünde görmek ister Nikahın kıyılacağı zaman ve mekan hoca ve vekillerden başka hiç kimseye bildirilmez Bu gelenek hala devam eder ve nikahlar gizli kıyılır Düzen 1930-35 yıllarına kadar düzeni kız evi düzermiş, daha doğrusu şerbetlik alırlarmış Zamanla bu iş oğlan evine kaymış Düzen düzmek demek, kızın nişan günü ve daha sonra giyeceği elbiselerle diğer aksesuarı (makyaj malzemesi ayakkabı terlik, çanta) almak demektir Önceleri kıza alınan elbiseler 2-3 katı geçmezken şimdi 10 15 kat elbise alınıyor O zamanlar bu alışverişe damat adayı iştirak etmezdi ve makyaj malzemesinin yerine de 1-2 kemik tarak alınırdı Düzene: gelin kız, pek yaşlı olmayan 2 - 3 yakın akrabası, kaynana, kaynata, bir evli, bir bekar kadın ve bazen damat adayı da katılarak öğleden önce gidilir Akşama kadar çarşıda kalınır Alınan eşyalar normal olarak şöyledir Siyah ve bordo kadife elbise, jorjet elbise, altı ipek üstü sırmalı elbise, ''dört etek" elbise, çeşitli desenlerde mevsimlik kumaşlar Son zamanlarda gündüz ve gece tuvaletleri de alınıyor Yılan derisinden mamül 2 - 3 çift ayakkabı ve çanta, yazlık ve kışlık terlikler, iç çamaşır, sabahlık takım, kombinezon, pijama, 5 - 1 0 çift çorap ve makyaj malzemesi Bu eşyalar o gün oğlan evine gelir Oğlan evi yakınları ertesi gün düzene bakmaya gelirler Bir iki gün sonra da münasip bir genç eşyaları kız evine götürür Önceden dikilip hazırlanan mantoyu da beraberinde götüren genç, kız evinden para, mendil veya kravat alır Baraklarda bu alışveriş kızla beraber bütün akrabalarına çok külfetli bir şekilde olurdu Resmi Nikah Resmi nikah genellikle belediye nikah salonunda değil, kız evinde yapılır iki tarafın yakın akrabaları toplanırlar Nikah memurları bilinen seyir içinde nikahı kıyarlar Nikah kıyılırken gelin ve güvey birbirlerinin ayaklarına basmaya çalışırlar Burada erkek daha müsamahakardır Nikah memurlarına kutu içinde şeker ikram edilerek uğurlanır Nikah dan sonra, birbirlerine bir kurdele ile bağlanmış olan nişan yüzüklerini iki tarafın sevip saydığı bir erkek, genç çiftlere takar, alkışlarla beraber kurdelayı keser Daha sonra misafirlerin çoğu gider Kalanlar gelin ve güveyle fotoğraf çektirirler Son yıllarda gelin ve güvey nikahtan sonra taksilerle gezdirilmeye başlandı Ayrıca nişan için de ayrı bir toplantı yapılmadan nikahtan sonra kadınlar arasında nişan yapılıp, oğlan evinin hediyeleri veriliyor![]() Nişan Önceki sayfalarda ''kahve'' başlığı altında anlatılanlar 30 35 yıl kadar önceleri kadınlar arasında ve ''şerbet" adıyla yapılırdı Şerbette bir nevi başlık parası olan kızın Mihr-i Muaccel'i ile Mihr-i Mahırı tesbit edilirdi Kıza takılacak takılar evlenince yine kızla beraber oğlan evine geleceği için kız evine verilen ve yaygın olan başlık diye anlaşılmamalıdır Nikah hakkı kadının, boşama hakkı ise erkeğindir Erkek, kadını boşadığı takdirde Mihr-i Mahır yürürlüğe girer ve erkek kadına tespit edilen miktarda peşin ve taksitle (nafaka) para verir Önceleri kıza verilen hediye 500 ila 20 000 altın kuruş arasında değişirmiş Hemen hemen 35 yıllık, hatta daha da fazla bir süredir bu para, beşli diye bilinen Cumhuriyet altını olarak verilmektedir Son yıllarda da beşlinin yerini gerdanlık, inci, platin veya elmas saatler almaktadır![]() Nişan kız evinde olur Kızın bütün akrabaları, oğlan evinin kıza takı takacak ya da para verecek yakınları toplanırlar Oğlan evinden bir yaşlı kadın ''gelin kızımızı getirin'' der Gelin kız yanında bir kız arkadaşıyla gelir Önce oğlan evi konuklarının, sonra kız evi konuklarının ellerini öper, sonra odanın ortasına gelip durur Kızın yanına evli bir kadın gelir ve hediyeler takılmaya başlanır ilkönce kaynananın hediyeleri takılır, Kaynana, altınları kızın yanındaki evli kadına verir, o da takar Diğer akrabaların hediyelerini de kızın yanındaki kadın, hediyeyi verenin adını yüksek sesle söyleyerek takar Kız altınları takıp, zarf içinde para olarak verilen diğer hediyelerini de aldıktan sonra tekrar el öperek teşekkür eder Sonra düzende gelen elbiseleri tek tek giyerek, bir defile gibi gelir el öper Misafirler giderken gelin kız tekrar el öper Daha önceleri kaynana hariç diğer oğlan evi yakınları kıza altın değil, halı hediye ederlermiş Kızın değerli oluşu ve çeyizinin zenginliği, halılarına bakılarak ölçülürmüş Şimdi yine her kızın çeyizinde birçok halı bulunur![]() Nişanla düğün arasına Ramazan Bayramı girdiği takdirde oğlan evi tarafından kız evine kına, yazma, ayakkabı, çerez v s gönderilir Kurban Bayramı'nda ise kız tarafına kurbanlık koç gönderilir Çünkü kız nişanda birçok altına sahip olmuştur Bu altınlar kızla beraber oğlan evine geleceğine göre, bu altınlara düşen kurbanı almakta oğlan evine düşer Düğünden sonraki ilk dini bayram ziyaretinde de kız evi, kızlarına bir ayakkabı veya terlik, damatlarına da gömlek, kravat gibi hediyeler verirler Dünürlük çağırma Dünürlük gezmeleri nişandan hemen sonra başlar Kız evinin bütün yakınları dünürlük çağırırlar Kız evinin ve oğlan evinin yakınları da bu davete icabet ederler 1940 öncesinde bu toplantılar öğleden önce, öğleden sonra ve akşam dahi yapılırmış Sonraları yalnız akşam yapılmaya başlanmış Son yıllarda ise yalnız öğleden sonra yapılıyor Bu toplantılara erkekler katılmaz, yalnız kadınlar arasında olur Gelin kız her toplantıda, giyebilecek bütün elbiselerini giyerek defilenin tek mankeni olur Bu toplantılar sonunda iki taraf akrabaları birbirlerini gerektiği kadar tanıyıp, akrabalıklarını pekiştirmiş olurlar Düğün safhasının bunun gibi birçok toplantılarında ve düğün haftasının salı akşamı kız kınasında çeşitli oyunlar oynanır Bu oyunlardan biri ''seke seke ben geldim'' oyunudur Bu oyunu kız çocukları ve genç kızlar oynarlar Kızlardan biri görücü, biri de gelin olur Diğer kızlar, gelini aralarına alarak otururlar Görücü kız, uzaktan bir ayağının üstünde seke seke gelerek, gruba hitaben; ''seke seke ben geldim'' der Grup hep bir ağızdan ''sekmeden sefa geldin'' derler Diyalog şöyle devam eder: - Annem tuz istiyor - Tuzumuz yok, - Annem kız istiyor - Kızımız yok - Kızınız nerde? - Hamamda, - Çağırın gelsin, - incisi mercanı üzülür - incisinin mercanının yerine bir beşli versek? - Olmaz, Görücü kız ''peki'' deyip gider Tekrar seke seke gelerek aynı sözler tekrarlanır Görücü kız ''kızımız hamamda'' cevabını alınca ''hamamda yok'' der "Öyleyse dikenli tarlada'' derler Görücü kız gider ''uff, ayağıma tiken battı'' diyerek seke seke gelir Bu seferde 'çamurlu tarla''ya gönderilir Kız yorgun bir şekilde tekrar gelir gelmez, anası yerine ''ağam (ağabeyim) bir kız istiyor'' deyince, krubdaki kızlar sevinçle aralarında sakladıkları gelini çıkartarak ''al öyleyse'' derler ve oyun biter![]() Yemek - Davet Yemek, oğlan evi tarafından düğün haftasının ilk günü olan pazar günü gündüz verilir Oğlan evi ilk erkek çocuğun düğününde yemek verir, 2 3 4 ![]() ![]() çocuklarının düğünlerinde genellikle yemek verilmez Fakat çok zengin olanlardan 2 çocuğu için de yemek vermesi beklenir Düğün haftasından önceki hafta, yemek hazırlıkları yapılır Önceleri okuyucu kadınlar davetçi olurlardı Sonraları davetiye bastırılmaya başlandı Oğlan evi yeteri kadar davetiyeyi hafta içinde kız evine gönderir Kız evi de kendi münasip gördüğü akraba ve dostlarına dağıtır Çarşamba yada en geç perşembe gününden itibaren aşçı kiralanır Ev halkı ve aşçıya yardım edebilecek 4-5 kadın, üç gün içinde (perşembe, cuma, cumartesi) bütün yemekleri yaparlar Börek baklava büyük sinilerle mahalle fırınında pişirilir![]() Pazar günü saat 10 dan itibaren ayrı ayrı saatlerde, ayrı ayrı sofralar düzenlenir İlkönce bir veya iki sofra kız evinin erkekleri ağırlanır Sonra davetlinin sayısına göre iki veya üç sofra da, oğlan evi erkeklerine hazırlanır En son kız evinin kadınlarıyla, oğlan evinin kadınları ayrı ayrı sofralarda yemek yerler Her sofradan sonra Kuran okunarak, Allah'a hamt ve şükredilerek evin bereketli olması için dua edilir Yemek, önceleri ''savir'' denilen sofralarda yenirmiş ve ''somalı'' adı verilen peçeteler kullanılırmış Yemeklerin veriliş sırasında göre isimleri şöyledir: 1- Kuşbaşı etli, pirinç çorbası 2- Kızarmış ve haşlanmış et 3- Muska (açma) börek 4- Muhallebi veya sütlaç 5- Yoğurtlu yaprak sarması 6- Baklava 7- Bamya çorbası 8- Pirinç pilavı Sofranın başından sonuna kadar salata, hoşaf, komposto, turşu hiç eksik olmaz Kalın Duası Düğün haftasının ikinci günü, yani pazartesi günü sabah erkenden oğlan evinin en yakın yaşlı ve genç erkek akrabalarıyla, o güne kadarki törenlere katılamamış dost ve yakınları oğlan evinde toplanır Misafirler oğlan evine ''kalınınız mübarek olsun'' demeye gelirler Misafirlere yalnızca şeker ve çikolata ikram edilir Oğlan evi kalında kız evine gidecek olan şamdan ve hediyeleri hazırlamış, valizlere yerleştirmiştir Elektrik yaygınlaşmadan önce şamdanda, iri ve renkli mumlar olurdu Sonraları mumların yerine, uzun beyaz ampuller konuldu Oğlan evinin hediyeleri genellikle kumaş olur Geneline 2-3 kat elbise, kız anasına başörtüsü, elbiselik kumaş, kız babasına takım elbiselik kumaş, gömlek, çorap v s konulur Kızın ailesinden diğer fertlere de (dede, anneanne, babaanne, kardeşler, yengeler, yeğenleri bu türden hediyeler gönderilir![]() Oğlan evinde herkes toplanınca şamdan yakılır, Kuran okunarak dua edilir Duadan sonra münasip görülen iki genç, şamdanı ve valizleri alarak kız evine götürür Kız evinde de yakın akrabalar toplanmış, gelecek kalını beklemektedirler Kalın gelince yine şamdan yakılıp, Kuran okunarak dua edilir Biraz sohbetten sonra, kalını getirenler, müsaade alarak giderler Giderken kız evi, bu iki kişiye gömlek, kravat, mendil, veya havlu gibi hediyeler verirler![]() Ceyizaltı Kalın kız evine geldikten sonra, kızın çeyizi bir odada sergilenir Buna ''çeyizin ipe çıkması' denir Gün boyu çeyiziyle uğraşan genç kızlara '' çeyizin ipe mi çıkıyor'' diye Iaf atılır Çeyizle beraber, kalında gelen hediyeler de sergilenir Öğleden önce başlayarak, iki tarafın kadınları çeyize bakmaya giderler Kızın yakınlarından biri devamlı çeyizi tafsilatlı olarak misafirlere anlatmaktadır Eskiden oğlan evi kadınlı, erkekli genellikle damadı da alarak çalgılı bir grup halinde çeyizi görmeye giderlermiş Kimseye göstermeden, çeyizden bir parça alıp damada veren damattan bahşiş alırmış Çeyizin iki taraf akrabalarına da bütün ayrıntılarıyla gösterilmesinin sebebi, ilerde herhangi bir anlaşmazlık ya da ayrılık halinde, kız, malını mülkünü yani çeyizini alıp giderken, şu senindi, bu benimdi gibi bir ihtilafa düşmemek içindir, Çeyizaltına ayrıca ''yük kayması'' adı da verilir Gelin Hamamı Hamama salı günü gidilir Gelin hamamı, oğlan evinin verdiği yemeğe karşılık olsun düşüncesiyle kız evi tarafından yapılır Daha önceden kız evi iki taraf akrabalarına sabun gönderir Sabunun üzerine bir etiketle hamamın ismi yazılmıştır Hamama girilirken bu sabun, davetliye ve bilet yerine geçer Hamam kız evi tarafından bir günlüğüne kiralanmıştır Bu yüzden ayrıca müşteri alınmaz Hamama gelemeyecek olanlar mazeretlerini belirterek sabunu almazlar Sabunu alıp ta hamama gelmemek ayıptır Hamama sabah erkenden gidilir Kız, hamama gelince gelinliğini giyer Hamamın bakıcısı natır iki eline mumlar alır, arkasına genç kızlar aralarına gelini de alarak ikişer sıra halinde dizilirler Şadırvanın etrafında dönerek türkü söylenip, maniler okurlar Bu sırada oğlan evi kadınlara sepileri saçar![]() Oyundan sonra oğlan evi kızı alır, soyundurup ipek peştemala sarar Omuzlardan birini açık bırakırlar Kız üşümesin diye de ''fıta'' denilen ipekli bir kumaşla sırtını örterler Ayağına sedefli gümüş takunya (nalın) giydirilir Bütün bu işler ve yıkanma süresince kız evinden hiç kimse kızın yanında bulunmaz Yine sıra halinde türküler söylenerek iç hamama geçilir göbek taşının etrafında dönülerek oyunlar oynanır Kız bir leğenin içinde yıkanır Kız kız evine teslim edilirken ''muhakvakkaten'' diye verilir Kız, bütün bu seramonilerden mahçup ve mahzundur Hamamda gelin kıza ve genç kızlara kına yakılır, portakal v b meyvelerle turşu yenir Saçları ağarmış yaşlı kadınlar dahi hamama gelirler ve saçlarına kına yakarlar Kız Kınası Salı akşamı kadınlar kız evinde toplanırlar Bu toplantıya konu-komşu, eş-dost bütün kadınlar davet edilmeden gelebilirler Eskiden mutaassıp olmayan bazı aileler çalgıcı tutarlarmış Şimdi kız kınasında, çalgı çalmak adeti tamamen kaybolmuştur Gençler aralarında, türküler söyleyip, oyunlar oynarlar Gelin kızın ve arkadaşlarının ellerine kına yakılır Eskiden çeyiz getirmek oldukça zahmetli olurmuş Atlar veya develer süslenir, oğlan evinden kafileyle gidilirmiş Kız evi önünde, davul zurnalarla güreşler yapılırmış Kafile dönerken, başka bir kafileye rastlanırsa, yoldan ilkönce geçmek ve böylece uğur kazanmak için kavga edilirmiş yaralananlar bile olurmuş Çeyiz getirme Son zamanlarda bir kamyon kiralanıyor, 1-2 taksinin de iştirakiyle çarşamba sabahı kız evine gidiliyor Kuran ve duadan sonra yaşlılar oturup kahve içerken, gençlerde hamallarla beraber çeyizi kamyona yüklerler Yükleme işlemine kız evine mensup kimse Katılmaz Çeyiz oğlan evine gelince hemen yerleştirilir Çeyize; düzende kıza alınan elbise ve eşyalarla, nişanda oğlan evi tarafından takılan takılar da dahildir Önceleri yatak odası takımını yani, karyola, gardrop, komidin, tuvalet masası ve aynası gibi eşya kızın çeyizinde olurdu Sonraları yatak odası takımı almak oğlan evine layık görülmüş ve şimdi halen böyledir Kızın çeyizinin büyük kısmı, akrabalarının aldığı hediyelerle tamamlanır Erkek Kınası Erkek kınasına genellikle kına gecesi de denir Kına gecesi çarşamba akşamı oğlan evinde olur Çoğu aileler salı akşamı da toplanırlar Fakat hiç bir merasim olmadan sadece sohbet edilir Kayseri yerli halkı genellikle İslam dinince yasak ve haram olduğu için çalgılı, köçekli (dansöz) ve içkili düğün yapmazlar Fakat böyle düğünlere de sık sık rastlanır Erkek kınası çalgılı ise, genellikle içki de içilir, salı ve çarşamba olmak üzere iki gün olur Bu toplantıya oğlan evinin bütün akrabaları, yakınları komşular ve mahallenin bütün erkekleri kendiliğinden davetlidirler Yeni gelenlere hemen sigara tutulur, su ikram edilir Bu toplantıda gençler ve yaşlılar ayrı ayrı odalarda otururlar Yatsı ezanından sonra damat hariç bir grup yaşlı ve genç kız evine giderler Bu gidiş önceleri at arabaları, faytonlarla olurdu Şimdi taksilerle korna çalınarak gidilip geliniyor Eğer çalgı varsa, çalgıcılarla enstrümanlarını çalarak giderler, kız evi kapısında beklerler, dönüşte yine çalgı çalarlar Kız evinde gençlerin çok olmadığı bir grup oğlan evinden gelecekleri beklemektedir Misafirler geldikten sonra şeker ikram edilir Bu şekeri yaşlılar yer, gençler yemeyip ceplerine koyarlar Önceleri kahve de verilirmiş ve yine gençler kahveden bir yudum aldıktan sonra içmezlermiş, Şimdi kahve ikram edilmiyor Biraz sohbetten sonra kız evinden yaşlıca biri ev sahiplerine hitaben, oğlan evinden gelenleri kastederek, ''ağaları gönderelim'' der Oğlan evine mensup yaşlı biri ''acelemiz yok, oturuyoruz gibi cevaplar verir Bu diyalog bir müddet sonra tekrarlanır Üçüncü seferde oğlan evinin vekili cevap vermez O zaman şamdanla beraber çerez tepsisi, bir masanın üstüne konur, Çerez tepsisi ortalama 20 cm, çapında işlemeli, kalaylanmış kırmızı bakır tepsidir, Tepsinin ortasında küçük bir tas, içinde kına, kınanın üstünde de iki tane kırmızı kurdela bulunur Kına tasının etrafında leblebi, kabuklu fındık, kabuklu fıstık, kızıl üzüm ve paşa şekerinden oluşan çerez vardır Çerezin üstünde, kına tasının iki tarafında, iki tane ipek mendil bulunur Şamdan ve tepsi ortaya gelince, şamdan yakılır Kız evine mensup bir hafız Kuran okur, dua eder Duadan hemen sonra oğlan evine mensup iki gençten bir şamdanı, diğeri tepsiyi alarak çıkarlar Arkalarından bütün oğlan evi mensupları ''hayırlı mübarek olsun'' temennileriyle dışarı çıkarlar Yine arabalarla şehrin içinde gezerek güle oynaya oğlan evine gelirler Yaşlıların bulunduğu odaya girilir Şamdan yakılır tepsi ortaya konur Burada da bir hafız Kuran'dan kısa bir sure okur, dua eder Daha sonra şamdan ve tepsi gençlerin bulunduğu bölüme getirilir Burada yere bir halı serilir Halının ortasına evli ve olgun bir kişi diz çökerek oturur Bu şahsın sağına damat adayı, soluna bekar yada nişanlı olan sağdıç oturur Evli şahıs önce damat adayının sağ elinin ayasına sonra sağdıçın sağ elinin ayasına birer parmak kına sürer, kırmızı kurdelalarla ellerini bağlar Kurdelalar bağlanır bağlanmaz damat ve sağdıcın arkasında hazır bekleyen gençler her ikisinin de sırtını yumruklamaya başlarlar Sağdıç, damadı korumakla görevli olduğu için, daha çok yumruk yer Kına yakan şahıs herkese sırayla avuç avuç çerez dağıtır Geç vakte kadar oturularak oyun oynanır, sohbet edilir![]() Gelin Getirme Gelin getirme hadisesini, 25-30 yıl önce ve zamanımızda diye iki safhada ayrı ayrı anlatmak daha uygun olacaktır 30-35 Yıl Önce Gelin Getirmek Gelin kız çarşamba gecesi arkadaşlarıyla beraber bir odada yatar Perşembe sabahı kahvaltıda katmer yapıp pastırma ile yerler Oğlan evi cephesinde ise; damat, evli sağdıcı ve birkaç arkadaşıyla hamama gider Hamam ücretini damat öder Hamamdan çıkınca eve gelirler Evde bir berber, damadı ve arkadaşlarını tıraş eder Berbere para yerine bir havlu verilir Tıraş dan sonra, daha önce kız evi tarafından damada gönderilen takım elbise giydirilir Takım elbise bir çevrenin içinde gelmiştir Çevre bir nevi bohçadır Elbiseyi damada, bekar ve anne babası hayatta olan bir arkadaşı giydirir Mükafat olarak da bahsedilen çevreyi alır Bu işler öğleden sonra bitmiş olur Bundan sonra damat, evli sağdıcı ile yalnız kalır Sağdıç damada gerdek gecesi hakkında bilgi verir Tekrar kız evindeyiz; Kız, öğleye doğru gelinliğini giyer arada çalgıcı kadınlar kız evinin yakınlarını eğlendirir Öğleden sonra saat iki civarında, ekseriya kadınlardan oluşan oğlan evi kafilesi (bazen çalgılarla) gelin kızı almaya gelir Yengeler içeri girip kızın koluna girerek yakınlarıyla vedalaştırılırlar Kız dış kapıda annesinin, babasının ellerini öper, kardeşleriyle vedalaşır Bu arada kız babası, kızının beline kırmızı bir kuşak ya da bir kemer bağlar Bu, kızın bekaret nişanı, bakirelik belirtisidir Buna da zaten ''bekaret kemeri'' denir Kız vedalaşma merasimi başlayınca ağlar Kızın ağlamaması ayıp sayılır Kız kapıdayken çalgıcı kadınlar; Hamamda yunduğum taşlar Emmi, dayı kız kardaşla İşte geldim gidiyorum Sılamı terkediyorum Tuz kabını tuzsuz koyun Anasını kızsız koyan İşte geldim gidiyorum Sılamı terkediyorum diye yanık bir türkü söyleyerek, kız anasını ve kızın sevdiklerini büsbütün ağlatırlar Kayseri'de şöyle bir rivayet vardır Kız anası ve yengelerin kolunda gitmek üzere olar kız, o kadar çok ağlarmış ki; kızın anası dayanamayıp, ''peki kızım, gitme öyleyse'' demiş Kız, ağlamaklı cevap verirken geleneği ve gerçeği dile getirmiş, ''hem ağlarım, hem giderim'' Kız süslü bir ata veya paytona bindirilir Yenge alayı, türküler ve çalgılarla şehri gezerek oğlan evine gelir Kızını yolcu eden ana, hemen odanın bir köşesine bir mum yakar Buna ''güdür mum'' denir Bu mum, kendiliğinden sönmeden sonuna kadar yanıp biterse, kızın ve yuvasının mutlu ve huzurlu olacağına inanılır Koçuyla beraber kız evinden 1-2 kadın da oğlan evine gelir Gelin anası evinden ayrılınca, hemen bir yastık oğlan evine gönderilip gerdek odasına konur Yenge alayının yolunu kesip bahşiş almak, hemen her yerde olduğu gibi Kayseri'de de adettir Koçu oğlan evine gelince, güveyin babası gelinin başına buğday ve bozuk para atar Bu gelinin yeni evine bolluk ve bereket getirmesi içindir Atılan para ve buğdaydan ceplerine koyanlar, ilerde zengin olacaklarına inanırlar Gelin, kapıda kendisini karşılayanların ellerini öper Kayınbaba gelinin elinden tutarak kapının eşiğinden geçirir Bu sırada kapının üstünden gelinin 2-3 adım önüne su küpü, çömlek, testi gibi bir şey atılır, Gelin buna tembihli olmasına rağmen yine de irkilir Bu korkunun; gelinin kendine gelmesi, şuurunu toplaması endişelerinden uzaklaşması gibi faydaları olduğu iddia edilir Kaynata, gelini kaynanaya teslim eder Kaynanana gelini kolunun altından başını eğdirerek geçirir Böylece emirlerine itaat istediğini ve kaynanaya karşı gelinmeyeceğini, kendince geline hatırlatmış olur Odadan içeri girilirken, kadınlar hep bir ağızdan ''gelin gelin hoş geldin, doğurduğun oğlan, doğradığın kuyruk olsun, ayağın kademli olsun'' diye bağırırlar Gelin, oradakilerin ellerini tek tek öper Sonra bir sandalyeye oturur Kaynana gelinin ağzına duvağının altından şeker verir Bu şeker, gelin - kaynana kavgası olmadan iyi geçinmeleri içindir Bir müddet sonra gelin gerdek odasına alınır ve yengelerle sohbet eder Düğün yemeğini yapan aşçı kadın, bir fincan kahve yaparak geline verir Gelin kahveyi önce içmez, aşçı duvağının altından bir yudum tattırır Gelin de aşçıya, babasının verdiği harçlıktan bir miktar bahşiş verir Sonra kahveyi içer 25-30 Yıldan Beri Gelin Getirmek Şimdi bu adetlerin birçoğu değişmiş, birçoğu değişik boyutlar kazanmış, birçok da yeni adet eklenmiştir Gelin getirme işi son yıllarda şöyle yapılmaktadır Perşembe günü öğleden önce, yakın akrabaları kızı uğurlamak için kız evine gelirler Kızın yakın arkadaşları kıza gelinliğini giydirip, kuaföre götürürler Kuaförden gelindikten sonra, gelinin, ailesiyle fotoğrafları çekilir Oğlan evi bu sırada bir taksiyi çiçeklerle ve renkli kağıtlarla donatır ve süsler Taksinin arka camına gelin ve güveyin isimlerinin baş harfleri çiçeklerle yazılır Arabanın önüne karanfillerden yapılan, bilinen at nalı şeklindeki taç takılır (Taç, bize hiristiyanlardan intikal etmiş bir adettir ) Önde gelin arabası arkada 10 ila 40 taksilik bir konvoy halinde, kadınlı erkekli ve genellikle damatta dahil olarak kız evine gidilir Kafileden damat ve yengeler içeri girerler, diğerleri dışarıda beklerler Damat elinde bir buket çiçeği gelin kıza veriri Damat gelinle beraber oradaki kadınların ellerini öpüp vedalaşırlar Kapıda aileden olan , diğer fertlerin ve en son kız babasının eli öpülür Bu sırada iki tarafta bu güzel anları tespit için fotoğraf çekerler Gelin ve damat gelin arabasına binerler Arkalarındaki uzun konvoyla korna çalarak oğlan evine gelirler Gelirken şehrin ana caddeleri gezilir ve bu arada bir kaç kez konvoyun yolu kesilir Damat, içinde bir miktar para olan zarflardan yol kesicilere vererek yolun açılmasını sağlar Koçuya kız evinden kimse katılmaz Damat ve gelin arabadan inerken, damadın babası başlarına para sepisi saçar Bu para eskiden olduğu gibi uğur getirir diye kapışılır Gelin ve damat kapıdaki büyüklerin ellerini öpüp, alkışlar arasında içeri girerler İçerde de, önce kaynananın, sonra diğer büyüklerin elleri öpülüp, tebrikler kabul edilir Bir müddet devam eden fotoğraf çekiminden sonra erkekler dağılır Kadınlar oturmaya devam ederler Damat sakin bir yerde sağdıcı ile yalnız kalır Bu sırada gelin kız da gerdek odasına alınır Kahve ikram edilir Akşam yemeğini gelin, gerdek odasında yengelerle birlikte yer Gerdek Adetlerin en çok değiştiği, daha doğrusu yok olduğu düğün kısımlarından biri de gerdek gecesidir Bu yüzden bu kısmı da ayrı ayrı anlatmak daha münasip olacaktır 30-35 Yıl Önceye kadar En yakın akrabalarla yenen akşam yemeğinden sonar, yatsı namazı için camiye gidilir Yaşlılar önde, damatla beraber gençler de arkadan gider Camiye gidilirken ve gelinirken 7-8 çocuk ellerinde fener taşır Elektrik yaygınlaştıktan sonra bile, fenerle gidip gelme yıllarca devam etmiştir![]() Aynı camide gerdeğe girecek bir başka damat daha varsa, iki taraf da camiden, diğerinden önce çıkmaya çalışır Çünkü camiden önce çıkan damadın erkek çocuğu olacağına ve daha mutlu bir hayat süreceğine inanılır Bu yüzden caminin içinde kavga bile edildiği olur Bir taraftakiler diğer taraftaki damadın ayakkabısını çalmaya çalışırlar Sağdıç damadın ayakkabısını korumakla görevlidir Kavgaya meydan vermemek için, damatlar caminin iki ayrı kapısından aynı anda çıkartılırlar Namazdan sonra, cemaatle beraber imam da düğün evine gelir Damat ve arkadaşları yine yaşlıların arkasında türkü söyleyerek gelirler Cemaatın camiden dağılmasına yakın bir grup çocuk, evin önünde "alamet" Denilen bir ateş yakarlar Bu a1eşin gayesi, düğün evinin belli edilmesi ve isteyenin gerdek duasına katılması içindir Evin dış kapısı önünde her kez toplanınca, imam gerdek duasını okur Duadan sonra damat, önce imamın, sonra babasının elini öper Diğer yakınları ellerini öptürmeden damadı içeri gönderirler Gerdek odasında gelin yalnız değildir Oğlanın yengeleriyle, kızın yengeleri vardır Damat önde, gelin arkada iki rekat namaz kılarlar Namazdan sonra, damat gelinin duvağını açmak ister, gelin geri çekilerek mani olur Bunun üzerine damat geline yüz görümlüğü denilen bir hediye verir Bu hediye bilezik kolye veya başka bir şey de olabilir Damat hediyeyi verdikten sonra, yengelerden biri gelinin duvağını toplayıp arkasına atar Bu esnada gelin ve damattan biri erken davranıp diğerinin ayağına basar Gelinin yüzünü gören damat dışarı çıkar, teşekkür için annesinin ve diğer büyüklerinin ellerini öper Tekrar odaya girerken sağdıcı tarafından sırtı yumruklanır Yengelerden biri bir fincan kahve yaparak geline verir Gelin de müstakbel kocasına sunar Kahvelerden sonra yengelerden biri genç çiftleri el ele vererek, üç defa " koşa yaşayın" der ve gençleri yalnız bırakır 30-35 Yıldan Beri Kültürün artıp, cehaletin azaldığı son yıllarda gerdek gecesi gayet sade olmaktadır Yine aileye çok yakın 10-15 erkeğin ve sağdıcın katıldığı akşam yemeğinden sonra, yatsı namazı için camiye gidilir Namazdan sonra imamın, evin önünde okuduğu gerdek duasından sonra, damat imamın ve babasının elini öpüp içeri girer Annesinin elini de öptükten sonra, gelinle beraber iki rekat namaz kılıp gerdek odasına girer Artık evde aile fertlerinden başka Kimse kalmamıştır Gerdek duasından sonra herkes dağılmıştır Sabahleyin damadın babası ve erkek kardeşleri, çeyizde kendilerine getirdiği eşyalar için geline bir miktar bahşiş olarak para verirler Ailece yapılan kahvaltıdan sonra damat, her günkü seyir içinde işine gider Kız Arkası Düğünden, yani perşembe gününden sonraki cumartesi veya pazar günü akşam, oğlan evi yakın akrabalarıyla birlikte kız evine gider Eskiden damat bu ziyarete giderken ''etek altı'' denilen hediyeler götürürmüş Bu hediyeler; kaynanaya hırka (triko ceket), entarilik kumaş, kaynataya mushaf, varsa baldızlara yapık denilen eşarp ve mevsim meyveleriyle tatlıdan oluşurmuş Şimdi bu adet unutuldu Damat önce kaynananın, sonra kaynatanın elini öper Çok rağbet gören misafirler, geç vakte kadar otururlar Misafirler giderken kız evi, damatlarına namazlık halı (seccade), kızlarına da bir altın takarlar 4-5 gün sonra, kız evi akrabalarıyla birlikte oğlan evine iade-i ziyaret yapar Bu sefer hediye alışverişi olmaz Bu ziyaretler yaz mevsimine rastlamışsa, iki tarafta bağda (yazlıkta) göçülü oldukları için gündüz yapılır Öğle den sonra, ağaçların altında, pehli denilen, güveçte (taş tencerede) yapılan, etli patlıcan yemeği yenir Merasim bunlarla da bitmez Düğünden sonraki ilk bayramda, kız evi, damat ve gelinin ziyaretlerinde kız evi, damatlarına gömlek veya kravat, kızlarına da bir terlik hediye ederler Kız evi, kızlarının ilk çocuğu olunca 'beşik' denilen bir hediyeyi daha oğlan evine gönderir "Beşik"de; çocuğa bir beşik, yazlık ve kışlık her türlü çocuk giyeceği, ailenin diğer fertlerine de çeşitli kumaş ve giyecek cinsinden eşyalar bulunur![]() NEVRUZ Nevruz ismi Kayseri yöresinde "navrız" olarak söylenmektedir Navrız, baharın gelişini temsil eden bir gündür ve bu gün yaşanan mutluluğun bir göstergesi olarak çeşitli eğlenceler ve kutlamalar yapılır Navrız, baharı müjdeleyen bir çiçektir aynı zamanda Çocuklar bu çiçeği dağlardan, kırlardan toplayıp bir deste halinde evlerine getirirler Bazı köylerimizde, navrız çiçeğini toplayıp ailelerine getiren çocuklar, "müjdeli bir haber" getirmiş kabul edilir ve aile büyükleri tarafından para, şeker veya kavurga verilerek ödüllendirilirler![]() YÖRESEL YEMEKLER: Kayseri'nin zengin bir mutfak kültürü vardır Kayseri adıyla adeta özdeşleşmiş olan pastırma ve sucuğun ünü, yurtdışına taşınmıştır Nefis yemek çeşitleri arasında "mantı"nın ise özel bir yeri vardır Günlük softaların dışında, ziyafetlerde ve düğünlerde çok özel yemekler hazırlanır Geleneksel yaşam tarzının sürdü rüldüğü dönemlerde, beslenme ve tüketim alışkanlıkları günümüzden farklıdır Kent yaşamının insanlara sunduğu olanaklar şüphesiz ki bu alışkanlıkları ve beslenme biçimini değişime uğramıştır Ancak Kayseri'nin yöresel yemekleri bu değişimden etkilenmeden geleneksel tad ve lezzetlerle softaları süslemektedir Pastırma sofralarda aranan ve sevilen, lezzetli bir gıda maddesidir Pastırma yapımında büyükbaş hayvanlar yeğlenir Kesimden sonra etler tuzlanır Tuzlamadan çıkarılan eder bol suda yıkanır ve çengellere asılır Birbirine değmeyecek şekilde 10-15 gün kurumaya bırakılır Etler alımsı bir renk aldığında indirilerek bir gün cenderede bekletilir Ertesi gün çemene yatırılır Çemenlenen pastırma 4-5 gün içinde konur ve piyasaya sevk edilir Pastırma imalinde, bir sığırın kesilmesinden sonra, parçalaraayrılan etlerin cins ve yerlerine göre, "arka sırt, dilme, eğrice, kuşgömü, şekerpare" gibi çeşidi isimleri verilir Kayseri'de pastırma ve sucuğun pazara yönelik olarak yapılmasının yanında, özellikle sucuk evlerde de yapılır Pastırmayı ilk yapanların Orta Asya'da Hun Türkle ri olduğu bilinmektedir Nitekim, Waber Baldaınw isimli Romalı yazar kitabında, Antalyalı Ami anus'un 273-275 yıllarında yazmış olduğu eserinde, Hun Türklerinin bu husustaki adetlerinden şu şekilde bahsettiğini bilinmektedir: "Hunlar yemek tanımazlar, yaban etleri ile atın sırtında, baldırları arasında ezdikleri yan pişmiş eti yerler " Halbuki Macar müzelerinde bulunan Hunlara ait iki cepli at at eyerleri, kurumuş etlerin bu çantalara sokulduğumu ve atın baldırına, vücuduna değmediğini göstermektedir Orta Asya'dan batıya akın eden Türk Hun süvarilerinin eyerlerinin çantalara dolduran kuru et konservesi, Anadolu'ya gelerek yerleşen Oğuz Türklerinde pastırmacılığın bulunması ve yüzyıllardır zamanımıza kadar yaşayıp gelmesi, bir gün Orta Asya bozkırlarda yaşayan Türkleri sonbaharda kışa hazırlık olarak tuzlu, kuru ve dumanlı et konserveleri yapmaları, bu yiyeceğin Orta Asya'dan geldiğini göstermektedir Hayvanların en iyi şekilde ıslah etmiş ve pek çok yeni ırk meydana getirmiş Türkler, hiç şüphesiz ki bunları etlerinden de en iyi şekilde yararlanmasını bile: insanlardır (Özdemir, 1994) Kayseri'de pastırmacılık bit şekilde Orta Asya'dan gelen Türklerle başlamış ve zamanla gelişmiştir Ünlü Gezgin Evliya Çelebi 17 Yüzyılda Kayseri'den şu şekilde söz etmektedir: "Makulat ve imalata has beyaz ekmeği, lavaşa yufkası, katmerli böreği, lahm-ı kadit namı ile şöhret bulan kimyonlu sığır pastırması ve nilskli et sucuğu bir tarafta yoktur" (Evliya Çelebi, 1970) Evliya Çelebi'nin Seyahat namesi 'ndeki bu bilgilerden de anlaşıldığı kadarıyla, Kayseri'de 17 yüzyılda pastırma imalatı vardı Kayseri mutfağı ağırlıklı olarak unlu ve etli besinlerden oluşur Mantı Kayseri'nin en gözde yemeğidir Araştırmalara göre 36 çeşit mantı pişirilmektedir Bunlar arasında en yaygın olan etli mantıdır önce mı ve su katılarak yoğrulur Bu yoğurma işi epeyce devam ettikten sonra hamur sertleşme kıvamına gelince hamur tahtası üzerinde bezelere ayrıldıktan sonra oklava ile açılır Sonra açılan yuf ha küçük kareler halinde kesilir ve içerisine baharatlı et konarak büldilür "Mantı doldurma" denilen bu işi, kadınlar dayanışma halinde, birkaç kişi birlikte yaparlar Daha sonra mantılar kaynamış suya atılır ve bir müddet pişirilir Mantılar dişe yapışmayacak şekle gelince ateşten indirilir Kevgirden süzülür ve bir kaba boşaltılır Ayrıca tava içinde yağ ile salça ve bir miktar suyun ilavesiyle meydana gelen karışım mantının üzerine dökülür Sarımsaklı yoğurt ve sumak ilave edilerek yemeye hazırlanmış olur Evlerde en çok tüketilen ve halk arasında "Aşmakarna" tabir edilen yiyecek türü, kesme çorba, erişte ve makarnadan oluşur Leğenlerde yoğrulan hamur katı kıvama girdikten sonra, yufka haline getirilip çok ince doğranır Bu hamura yerine göre yumurta da konur Aşmakarna denilen yiyecekten çorba; azami bir santim uzunluğunda ve bir milimetre kalınlığında olur Eriştenin boyu ise aynı kalınlıkta olup, beş santimetreye kadar çıkar Makarna ise bir san timetrekareye yakın bir boyutta kareler halinde kesilir Kesilen ürünler daha sonra rutubeti gidecek şekilde kurutulur Aşmakarna kesimi kışa hazırlık olarak yaz sonu veya sonbaharda yapılır Bu da yine kadmlar arasında dayanışma ile yapılan bir iştir Yağ, salça ve kıyma konulup pişirilirken, baharatla, özellikle naneyle zenginleştirilen çorba çok lezzetlidir Makarna da mantıya benzer yöntemle pişirilir Kaynayan suya atılarak haşlanan eriştenin ise, piştikten sonra suyu süzülür , üzerine tereyağı ve salça karışıma dökülerek yenmeye hazır hale getirilir Unlu yiyeceklerden bir diğeri, su böreğidir Hamur, yufka şeklinde açıldıktan sonra kaynar suda haşlanır Kaabı, fırınağzı, karın-mumbartlar arasına yağ serpilir, iki kata maydanozlu kıyma konulur Daha sonra fırında kızartı1w Kuru börek, tandır böreği, katmer yine ünlü yiyeceklerdendir Arabaşı, hem yapılması, hem de yenmesi marifet isteyen bir yemektir Bir ölçek una on ölçek su konularak iyice kaynatılır Belli bir kıvama geldikten sonra sinilere dökülerek soğumaya bırakılır Pıhtılaşan hamur, ayrıca pişirilen tavuk etli çorbayla içilir Bu daha çok çerez türü bir yemektir Yalnız kış aylarında yenir Tavuk etli çorbası oldukça fazla biberlidir, limon sıkılır ve genellikle oturmalarda gecenin geç saatlerinde yenilir Bu yemeğin en önemli adabı, kaşığa büyük parça halinde hamur almak ve bunu çorba tasma batırırken içine düşürmemek ve hamurları çiğnemeden yutmaktır Hamuru düşürenlere, aynı yemeğin yaptırılması cezası uygulanır Güveç Kayseri'nin en gözde yemekleri arasındadır Toprak güveçlerde, özellikle yaz aylarında sebzeden yapılan bir yemektir Ana malzemesini, patlıcan, domates, biber, sarımsak ve et oluşturur Buna patates ilave edildiği de olur Bunlar katlar halinde döşendikten sonra fırına verilir Pehli, sulu köfte, pirinçli köfte, saç keb, yağbari, pöç, kovalama, üzüm yemeği etli ve yumurtalı yemeklerin en ünlüleridir Tatlılar ise zengin bir çeşide sahiptir Oklava baklavası, açma baklava, kamış baklava, güllü baklava, fincan ağzı, nevzine, un helvası, telteli (pişmaniye), dut pekmezi, aside, incir dolması Kayseri sofralarını süsleyen tatlılardır Bunların dışında Kayseri'nin kendine özgü çok çeşitli yemekleri vardır YÖRESEL GİYİM KADIN Bir kısım kadınlar maddi imkanlarına göre şal - ipekli - basma - pazen vesaire gibi kumaşlardan mamul, göğsü kapalı, parmak yakalı, kolları uzun ve tasmalı düz veya rübalı uzun entari giyerler, bellerine şal veya dokuma kuşak bağlarlardı, Genç ve ihtiyarlar başlarına yazma yemeni, yazma başörtü ve dölbent (tülbent) örterler ve bunları sallayıp, başları üzerine atarak uçları aşağı sarkardı Kışın üzerine boy hırkaları, ayaklarına iskarpin mes giyerlerdi Gençler, başlarına (tepelik) tãbir ettikleri kadife veya ipekli kumaşdan mamul fes şeklindeki hotoz gibi (altın veya eski gümüş paralar) ve her nevi tezyinat ile süslü başlık giyerlerdi Köylü kadınları servetine göre her nevi kumaştan mamul üç parçalı entari başlarına yazma yemeni yapık (bürgü) tabir ettikleri beyaz tülbent örterlerdi Bunlarda da başlarına tepelik fes koymak adeti vardı![]() ERKEK Okumuş kesim: Elfi şalvar - şal kuşak - önü açık kavuşturma mintan giyer, cebe cebe Fes üzerine beyaz yeşil sarık sararlardı ![]() Esnaf çırakları: Esnaf çırakları ile yoksul halk yerli bezden mamul şalvar, bir kısmı don üzerine Aydın bezinden mamul gömlek giyer, başlarındaki keçekülah üzerine "yapık" tabir ettikleri yazma yemen sararlar ![]() HALK OYUNLARI VE FOLKLOR: Şehir merkezinde halay pek yaygın değildir Ancak kaza ve köylerden gelip yerleşenler kendi çevrelerindeki bu geleceği şehirde sürdürürler Şehrin yerli halkı daha çok çalgı eşliğinde tek ya da ikili veya çok kişiyle oyunlar oynar Sarız tarafında ağırlama, Pınarbaşı tarafında Şeşin, önemli yer tutar Bunun dışında, her çevrenin kendine göre bir oyun tarzı vardır Halayı çoğunlukla kadın ve erkekler ayrı yerlerde oynarlar Kadınlar defle, erkekler davul- zurma İle bunları icra ederler Pınarbaşı geleneğine bağlı olarak kadınlı erkekli ki (bunlar daha çok bekarlardan oluşur ) çeşitli oyunlar oynanmaktadır Kayseri, folklor bakımından zengin örneklere sahiptir Bunlardan çevrede oynanan değişik oyunları burada anlatalım SİNSİN OYUNU Meydanda yakılan bir ateş etrafına erkekler büyük halka oluştururlar Bilahare ortaya çıkan iki kişiden birisi diğerini kovalar Ateş üzerinden atlanır ve grup içerisine girip kişi kimi tutarsa, o bu defa tutan kişiyi kovalayan oyuncunun peşine düşer Davul - zurna eşliğinde daha çok düğünlerde oynanır YUMRUK OYUNU Düğün meydanında toplanan erkekler geniş bir daire oluştururlar Ortaya bir kişi çıkar Bir başka kişi de ona yumrukla vurmak üzere çıkar, perdah yaparak sırtına ya da koluna yumruk vurur Yumruğu yiyen kişi kenara çekilerek bu defa ortaya başka kişi gelir Önceki gence yumruk yumruğu vuran gence aynı şekilde yumrukla vurur Oyun davul zurma eşliğinde oynanır MENDİL OYUNU Kadınların tef eşliğinde ellerinde mendille oynadıkları bir orta oyunudur Kadınlar bu oyunu düğünlerde oynarlar Erkekler tarafından oynanan Mendil oyunu ise, daha değişiktir Erkekler, bu mendili kıvırıp sopa haline getirdikten sonra, ellerindeki yüzüğü gurupta oturan erkekler elinde dolaştırırlar Yüzük, birisinin eline saklanır ve sonra sırasıyla bu yüzüğü bilmeleri için oynayanlara sorulur Bilmeyene mendille ellerine vurulur SERÇE OYUNU Bu oyun ekip içerisinde tek başına oynanır Oyunu gerçekleştirecek oyuncu ortaya gelir elindeki mendili oynarken yere bırakır ve bunu davul - zurna eşliğinde diz çökerek ağzıyla yerden alır Özellikle eşine yaptığı kurlar bu oyunun temel figürlerini oluşturur Hareketli ve heyecanlı bir oyundur EMİNEM OYUNU Kadınların Türküsünü karşılıklı söyleyerek oynadıkları halay türü ya da karşılıklı guruplar halinde oynanan bir oyundur Bu oyunu Erkekler de davul - zurna eşliğinde hareketli bir biçimde oynarlar TURNAM: Bir temsili oyundur Kadınlar defle oynarlar Bu oyun davul - zurna eşliğinde de oynanır ÜKALİCE POTİNLİ GELİN Erkeklerin davul- zurna eşliğinde oynadıkları hareketli bir oyundur Bu oyunda aynı adı taşıyan türkü söylenir Halay iki gurup arasında ileri - geri figürler halinde devam eder ÖTEYÜZ OYUNU Erkeklerin halay şeklinde oynadıkları hareketli bir oyundur Davul - zurna eşliğinde oynanır Son zamanlarda bunu çalgıyla da oynayan ekipler olmuştur NELERİ İLE ÜNLÜ: Erciyes Dağı Kayak Merkezi, Kayseri Pastırması, Bünyan Halısı, Sultansazlığı Kuş Cenneti, Kapuzbaşı Şelaleleri, Gesi Bağları, Talas Kenti, Gevher Nesibe Tıp Merkezi İL İSMİ NEREDEN GELİYOR? Romalılar Mazaka adlı şehiri alınca buraya Kaysarea adını verdiler Yani İmparator şehri anlamına gelir Daha sonra Kayseri olarak halk arasında yayılmıştır![]() ![]() ![]() alıntıdır![]() ![]() |
|
|
|