Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Forum İslam > İslami Genel Konular

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
bidatlardan, sakınmak

Bid'atlardan Sakınmak

Eski 07-27-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Bid'atlardan Sakınmak






Bid'atlardan Sakınmak
BİD'ATLARDAN SAKINMAK
BİD'ATLARDAN VE TEMELİ DİNE DAYALI OLMAKSIZIN
SONRADAN ORTAYA ÇIKAN İŞLERDEN SAKINMAK


Âyetler

1 "Gerçeğin ötesinde sapıklıktan başka ne var ki?"
Yûnus sûresi (10), 32

Bu âyet-i kerîme, hak ile dalâlet arasında bir bağ olmadığını ortaya koymaktadır Haktan ayrılan mutlaka dalâlete düşer, sapıklık batağına saplanır Allah'dan başka rab arayan, bâtıl yollara dalar, uydurma ilahlara inanır, tevhid akidesinden ayrılarak şirke sapar
Gerçeği gören, bilen ve tanıyan kimse, nasıl olur da sapıklığa değer verip onu tercih eder? İnsana yakışan hakkın yanında ve hakta olmaktır Her çeşit bid'at ve temeli dine dayanmayan, sonradan uydurulmuş her şey sapıklıktır Sapıklığın her türü reddedilmiştir, makbul değildir
2 "Biz kitabda hiçbir şeyi eksik bırakmadık"
En'âm sûresi (6), 38

Âlimler ve müfessirler, burada geçen "kitab" dan maksadın ne olduğunu farklı şekilde anlayıp yorumlamışlardır Bir kısmı, her şeyin yazılı olduğu "kitab"dan maksadın levh-i mahfûz olduğunu, çünkü bütün mahlûkatın ahvâlinin yalnızca orada yazılı bulunduğunu söylemişlerdir Her şeyi bilen Allah Teâlâ'nın yarattıklarından bir tanesinin bile rızkını ve yönetimini unutması söz konusu değildir Âlemde cereyan edecek olan herşeyin hali, durumu ve bilgisi tamamen ve bütün ayrıntılarıyla levh-i mahfûz'da yazılı olup Allah katında bilinmektedir
Bir kısım âlimler de "kitab"dan maksadın Kur'ân-ı Kerîm olduğunu söylemiştir Çünkü Kur'an'da insanlığın ihtiyacı olan delil ve tekliflerden hiçbiri ihmal edilmemiştir; hepsi ya kısaca veya tafsilâtlı olarak bildirilmiştir Tabii ki şu anda cerayan eden veya ilerde meydana gelecek her hâdiseyi, tek başına düşünmek ve bizzat kendileri fiilen yaşamak isteyenler, hiçbir âyeti okuyamaz, anlayamazlar Ancak bu yönde başkalarına ibret olurlar Meselâ bir kimsenin başına taş yağmasını, bir insanı yıldırım çarpmasını tek başına bir olay olarak görmekte hiçbir fayda söz konusu olamaz Kur'ân-ı Kerîm'deki bütün ferdî vak'aları buna kıyas edebiliriz Bunun bir âyet olması veya bir kıymet ifade etmesi, benzer olayların kendi başına da gelebileceğini düşünerek, ondan sakınma ve korunma yolları aramasına bağlıdır
İşte bu anlamda olmak üzere, Kur'an bize her şeyi saymış, herhangi bir şeyi eksik bırakmamıştır Her şeyin bilgisi, delâleti veya işareti Kur'an'da mevcuttur
Kâinatı bir kitap kabul edip, bütün varlıkları o kitabın kelime ve delâletleri, nakış ve hatları olarak görenler de vardır Buna da "kâinat kitabı" denilmiştir O halde kâinattaki her şeyden alınacak bir ders, bir ibret vardır
Neticede biz bunların her birini yine Kur'an'dan öğreniyoruz

3 "Bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, çözüm için, Allah'a ve Resûlüne başvurun"
Nisâ sûresi (4), 59

Allah ve Resûlü'nün ölçülerine, Kur'an ve Sünnet'in hakikatlerine uymayan çözümler, insanı ve toplumu çözümsüzlüğe götürür Kişiler ve hattâ toplumlar bazı kere en mükemmel çözümün kendi buldukları ve uyguladıkları yollar, yöntemler ve sistemler olduğuna inanırlar Hattâ başkalarını da buna inandırabilirler Fakat, fikir ve düşünceleri, sistemleri iflas edince, herkes, ne büyük yanlışlıklar yapıldığını, ne korkunç insanlık suçları işlendiğini görür Heyhat! İş işten geçmiş, binlerce, milyonlarca insan heder olmuş, milletler dinsizleşmiş, insanlık hasletlerinden uzak-laşmış, ülkeler târ ü mâr olmuş, yeryüzünün dengesi bozulmuştur Onu yeniden rayına oturtmak hakkı hakim kılmakla olur
Yukarıda sayılan olumsuzlukların yaşanmaması için, yeryüzünde Allah ve Resûlü'nün hükmü yürürlükte olmalı, karşısındaki bütün batıllar, bid'atlar, sapıklıklar ve yanlışlar ortadan kaldırılmalı, iyilikler ve güzellikler hakim kılınmalıdır
Bu âyetin tamamının açıklaması "Sünneti Koruma" bahsinde geçmişti

4 "İşte bu benim dosdoğru yolumdur, ona uyun Sizi Allah yo-
lundan ayırıp, parçalayacak yollara uymayın"
En'âm sûresi (6), 153

Bu âyet-i kerimeden önce geçen âyetlerde, iman ve tevhid, emirler ve nehiyler, bazı önemli hükümler zikredilmiştir Dosdoğru yol diye tavsiye edilen hususlar bunlardır Sayılan bu esaslar semâvî kitapların hiçbirinde nesh edilip kaldırılmamış, tam aksine bütün dinlerde temel esaslar olarak korunmuştur Bunlar şirkten sakınma, ana babaya iyilik, yoksulluk yüzünden evladı öldürmemek, açık ve gizli her türlü fuhşiyattan uzak durmak, haksız yere insan öldürmemek, yetim malı yememek, ölçü ve tartıyı tam tutmak, adâletten ayrılmamaktır İşte bunlar dosdoğru yol olup, dinin esasıdır
Bunun dışındaki birçok yollar, muhtelif dinler, mezhepler, bid'atler ve sapıklıklar, inananları fırka fırka, grup grup yapıp Allah yolundan ayırır ve parçalar
Allah'a gittiği sanılan birçok yollar vardır Nitekim, "Allah'a giden yol, yaratılmışların sayısıncadır" denilmiştir Fakat bütün bunların içinde gerçekten Allah'a ulaştıran ve Allah ile resulleri tarafından davet olunan hak yol bir tanedir Bu yol, kendisine girenleri toplayan, birleştiren, dağıtmayan, aldatmayan tevhid yoludur Hak birdir, bâtıl ise çoktur Tebliğ ve dâvet metodlarının değişik olması, hakkın da farklı ve değişik olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır Tebliğ yollarının her birinde hakkın hükmü bir olup, çeşit çeşit değildir Bu ise Peygamber'in tuttuğu yoldur Allah'ın yolunu bulmak isteyenlerin Peygamber'e uyması zorunludur Peygamber'in yolu dışındaki yollar, bid'attır, dalâlettir, sapıklıktır Bu sebeple Peygamber'i rehber, önder ve örnek edinmek hak yolun temelidir

5 "De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın"
Âl-i İmrân sûresi (3), 31

Allah sevgisi, bir mü'min için en üstün duyguların başında gelir İnsanoğlu, sevmekten daha çok sevilmeyi arzu eder Bu sebeple Allah'ın sevgisini kazanmak, ulaşılabilecek en üstün seviyedir Çünkü bu seviyeye ulaşandan Allah hoşnut ve razı olmuş demektir Allah'ın kendisinden razı olduğu kimse ise, dünya ve âhirette saâdete nâil olur, en kıymetli nimetlere kavuşur Cenneti ve cemâlullahı müşâhedeyi hakeder Bunlar hayatın gayesidir ve âhiretin en büyük saâdetleridir Bütün bu nimetlere nâil olmak için Allah'ın Resûlü'ne uymamız gerektiğine bu âyet delâlet ediyor Allah'ın kulunu sevmesi, kulun peygambere tâbi olma, uyma, onun yolunu ve izini takip etme şartına bağlanmış bulunmaktadır Çünkü sevgi sadece sözle değil seven kimsenin sevdiğinin emrine, arzu ve isteklerine uymasıyla olur
Bid'atlardan ve dinde aslı olmayan birtakım bâtıl ve yanlış yollara sapmaktan kurtulmanın çaresi, örnek ve önderimiz bulunan Resûl-i Ekrem Efendimiz'in hak ve doğru olan aydınlık yoluna uymaktan ibarettir Âyetin açıklaması "Sünnetin Ortaya Koyduğu Edebleri Koruma" bahsinde de geçmişti
Hadisler

171 Âişe radıyallahu anhâ'dan rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Kim bizim bu dinimizde ondan olmayan bir şey ortaya çıkarırsa, o şey kabul edilmez"
Müslim'in bir rivayeti şöyledir:
"Kim bizim dinimizde olmayan bir şey yaparsa o merduttur, makbul değildir"
Buhârî, Sulh 5; Müslim, Akdiye 17,18 Ayrıca bk İbni Mâce, Mukaddime 2

Açıklamalar
Bu hadis, İslâm'ın en önemli temellerinden birini teşkil eder Kitab ve Sünnet esasına dayanmayan her şey merdut, yani kabul edilemez niteliktedir Böyle bir şey dinden sayılmaz ve bâtıl olarak adlandırılır
Riyâzü's-sâlihîn' in başlangıcında geçen "Ameller niyetlere göredir" hadisi, yaptığımız ibadetlerin ve işlerin sevap veya cezasında, kalbî bir amel olan niyetin önemini bize öğretmişti Bu hadiste ise, ibadet ve tâatler de dahil, yaptığımız her işin görünüşte bile dine, Kur'an ve Sünnet esaslarına uyması gerektiği bize öğretilmiştir Allah ve Resûlü'nün izin vermediği hiçbir şeyin dinden sayılmayacağını bu hadisin özlü ifadesinden gayet açık bir şekilde anlamış oluyoruz
Dinde aslı olmayan bir şeyin sonradan ortaya konulması, dinimizde "bid'at" diye adlandırılır Esasen bir çok âyet-i kerime ve sahih hadis, bu veciz kelâmda ifadesini bulmuştur Biraz önce kısa açıklamalarını ver-meye çalıştığımız âyetler, bunlardan sadece bir kaçıdır
Hz Peygamber, bu hadisleriyle, dinde haddi aşıp ileri gidenlerin aşırılıklarını, bâtıl yollara sapıp dini tahrif edenlerin tahrifatını din olarak kabul etmemek gerektiğine dikkatimizi çekmektedir Bunların her biri bid'at olarak nitelenmiştir
Daha dindar olabilmek veya öyle görünmek için Kur'an'da ve Re-
sûl-i Ekrem'in sünnetinde bulunmayan birtakım ibadetler veya Allah'a yakın olmaya vesile sayılabilecek bazı ameller ortaya çıkartan kimse daha dindar değil, dine ilavelerde bulunan bir bid'atçidir Kendisi ve yaptığı işi asla kabul edilemez Bunun aksine, dinde bulunup da Kur'an ve Sünnet'e uygun olan ibadet ve amelleri yok sayan, noksanlaştıran veya değiştiren, böylece dini tahrif eden bâtıl ehli de bid'atçıdır Onlar ve amelleri merdut olup, asla kabul edilemez
Bu husus, Peygamberimiz'in bir sonraki hadislerinden daha net bir biçimde anlaşılmaktadır Çünkü orada, sonradan ortaya çıkarılan her şeyin bid'at, her bid'atın da dalâlet, sapıklık olduğu beyan buyurulmaktadır Bid'at, Kur'an ve Sünnet'e dayalı bir temeli ve bu yönde ümmetin uygulaması bulunmayan şeydir Burada ise dinde delili olmaksızın ortaya konulan yenilikler anlamındakullanılmaktadır
"Her bid'at dalâlettir" sözü bir genelleme ifade etmekte ise de, İslâm âlimleri bu sözle ekseriyetin kastedildiği hükmüne varmışlardır Zira onlara göre bid'at, vâcip, mendub, haram, mekruh ve mübah kısımlarına ayrılır
Meselâ günümüz sistematiğine göre delilleri ortaya koyarak dinsiz-lere cevap vermek, İslâm'ı savunmak, teknik imkânlardan yararlanarak dini tebliğ etmek gibi görevler vâcip sayılır
İlmî kitaplar yazmak, günün şartlarına uygun okullar ve hizmet binaları yapmak menduptur
Çeşitli yemekler, mahzuru bulunmayan yeni icad edilmiş içecekler kullanmak mübahtır
Haram ve mekruhların neler olduğu İslâm'ı öğreten kitaplarda, özellikle fıkıh eserleri ve ilmihallerde etraflıca belirtilmiştir
Dinimiz, ferdin ve toplumun yararına olan şeyleri yasaklamamıştır Helalleri ve haramları açıklamış, icmâ, kıyas ve ictihadı serbest bırakarak, Kur'an ve Sünnet'in naslarına aykırı olmamak şartıyla, kıyamete kadar ortaya çıkabilecek her konuya karar verme imkânı, yetki ve selâhiyetini âlimlerle, onlara başvuracak yöneticilere bırakmıştır
Bid'at konusu, İslâm âlimlerinin her asırda ciddiyetle üzerinde durdukları bir konu olmuştur İ'tisam denilen, Kur'an ve Sünnet'e bağlanma konusuyla bid'at hep bir arada mütâlaa edilegelmiştir Çünkü buraya kadar söylediklerimizden de anlaşılacağı gibi, Kur'an ve Sünnet'in devreden çıkarılması veya ihmal edilmesi, bid'atları doğurur ve onların yetişip gelişmesine zemin hazırlar O halde bid'atlara engel olabilmenin yegâne yolu, Kur'an ve Sünnet kültürünü yaygınlaştırmak, bunların hayat tarzı haline gelmesine zemin hazırlamaktır
Din, Kur'an'a ve Allah Resûlü'nün sünnetine uymak, ortaya çıkan problemlere Kur'an ve Sünnet'e uygun çareler bulmak ve insanları çözümsüzlüğe mahkûm etmemek suretiyle hayatiyetini ve etkisini sürekli kılabilir Özellikle hadiste geçen "dinde olmayan şey" ifadesi, Kur'an ve Sünnet'e aykırı olmayan îcadların, yasaklanmış bid'atlardan sayılma-yacağına işaret kabul edilebilir Çünkü bir çok yeni icad vardır ki, bunlar fıkhen zarûrî ihtiyaçlardan bile sayılır olmuştur
Öyle ise bid'atı nasıl algılayacağız?
İmam Şâfiî: "Kitab'a, Sünnet'e, icmâa ve sahabenin yoluna muhalif olan her şey, saptırıcı, kötü bir bid'at; bunlara muhalif olmayıp hayra yönelik şeyler de iyi ve güzel bir bid'attır" demektedir İşte iyi bid'at (el-bid'atü'l-hasene) ve kötü bid'at (el-bid'atü's-seyyie) denilmesinin sebebi budur Şâfiî'nin delili ise Hz Ömer'in sahâbe-i kirâmın camide cemaatle teravih namazı kılmalarını, "bu ne güzel bid'at" diyerek tasvib etmesine dayanmaktadır
Sahâbîler, Peygamber Efendimiz'in zamanında olmayan pek çok işler yapmışlar, onlara cevaz vererek kabulü hususunda icmâ etmişlerdir Hz Ebû Bekir zamanında Kur'an'ın bir mushaf halinde toplanması, Hz Osman'ın zamanında nüshaların çoğaltılarak çeşitli bölgelere gönde-rilmesi en çok bilinen örneklerin başında gelir
Daha sonraki dönemlerde nahiv, ferâiz, hesap, tefsir, isnada dayalı söz ve hadis metinlerinin tamamının yazılmasına yönelik çalışmalar da bunun örneklerinden bir kaçıdır Bunları bid'at olarak isimlendirsek bile, kötü ve merdut oldukları söylenemez Çünkü ilmin muhafazası, yayılması ve sonraki nesillere intikâli bu sayede olmuştur
Konuyu zamanımıza kadar getirmek, basın yayın organlarını, bunların basıldığı modern baskı tesislerini, diğer iletişim vasıtaları ile, askerî ve sivil alandaki bütün gelişmeleri bu tavır ve tarz içinde ele almak zorundayız Bunların bulunduğu bir dünyaya ayak uydurmayanların yaşama şansı ve hayat hakkı da olmaz
Aynı şekilde, evlerimizin yapı tarzından, içinde ihtiyaç duyduğumuz malzemeye varıncaya kadar bir çok eşya, zamana, mekâna ve coğrafyaya göre farklılıklar gösterir
O halde bid'atlerin alanı, yani kötü karşılanan, yasaklanan ve haram olan, sahibini bazı kere iman dairesinin dışına çıkartan bid'atların alanı, itikad, amel ve muamelât gibi sınırları Allah ve Resûlü tarafından çizilmiş, helal ve haramlığı belirlenmiş sahalardır Bu hudutları aşanlar ve bunlara aykırı davrananlar bid'at çıkarmış olurlar Bu tür bid'at ise merduttur, yani kesinlikle kabul edilmez
İşte bu sebeblerden dolayı, itikâdî mezhepleri Ehl-i Sünnet ve'l-cemaat ve Ehl-i bid'at ve'd dalâlet olarak adlandırmışlardır Akâid kitap-larımız, hangi inanç sapmalarının bid'at ve dalâlet olduklarını delilleriyle birlikte açıklar Fıkıh kitaplarında da bid'at sayılan ibadet ve muamelât türlerine işaret edilir
O halde bid'atları, günlük hayatımızda kullandığımız basit anlamıyla algılamak doğru bir yaklaşım ve anlayış sayılmaz
Hadisten Öğrendiklerimiz
1 Bu hadis, İslâm'ın en büyük temellerinden birini teşkil eder Bu temel, Kur'an ve Sünnet'e aykırı olarak sonradan ortaya çıkan her inanç, ibadet ve muamelâtın kabul edilemez oluşudur
2 Sonradan ortaya çıkan bir takım îcadlar ve ihtiyaçlar, Kur'an ve Sünnet'e aykırı bir ciheti olmadıkça, merdut olan bid'atlar sınıfından sayılmaz
3 Bid'at, hasene (iyi) ve seyyie (kötü) olmak üzere ikiye ayrılır Kur'an, Sünnet, icmâ ve sahabe yoluna aykırı olmayanlar iyi, aksi olanlar kötü diye adlandırılır
4 İslâm âlimleri bid'atları, vâcip, mendup, mübah, haram ve mekruh olmak üzere beş kısımda ele almışlardır Savaş aletleri îcadı, zamanın şartlarına uygun kuvvet hazırlamak vâciptir Üniversiteler, enstitüler kurmak, ilmî kitaplar hazırlayıp basmak, ilmi yaymak, insanlara öğretmek, okul binaları yapmak gibi şeyler mendup ve makbuldür Helal olan şeyleri yeyip içmek mübahtır Haram ve mekruh ise dinimizce tayin ve tesbit edilmiştir
5 Bid'atı îcat eden de, onun yolunda ve izinde giden de aynı şekilde günahkârdır

Riyazüs Salihin

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.