Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Forum İslam > İslami Genel Konular

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
kibir

Kibir

Eski 01-14-2010   #1
Yar'e
Varsayılan

Kibir



Kibrin Afetleri


Kibirlenen ve böbürlenen insan sanki kabri geride bırakmış ve amelinin mükâfatını almış gibi gençliği ile mağrur olur Halbuki önünde çok büyük tehlikeler vardır Bu tehlikelerden kendisini koruyabilmek için kalbini ıslah etmeye yönelmesi lazımdır Çünkü ALLAH-u Zülcelal, kullarından bedenlerini değil, kalplerini ıslah etmelerini istemektedir Kibrin insan için birçok afetleri vardır Kibirli kimse, kendisi için sevdiği bir şeyi, başkası için sevmez Yani kendisinde olmasını istediği birşeyin başkasında olmasını istemez

Kibirli kimsede, ancak müttakilerin ahlakı olan tevazu bulunmaz Kibirli kimse kin, haset çekememezlik gibi hastalıklardan kurtulamaz Halbuki bu hastalıkların terkedilmesinde ALLAH-u Zülcelal'in izzet ve şerefi vardır Kibirli kimse nasihatı kabul etmez İnsanların gıybetini yapmaktan kendini alamaz

Kibirli kimse, bu kibrini muhafaza etmek için her kötülüğü yapabilir ve böylelikle iyi hasletleri kaybeder

Kibir sahipleri tefekkür etmekten ve ibret almaktan mahrumdurlar Nasıl, bir ürün sulu ve yumuşak topraklarda yetişir sert ve susuz topraklarda yetişmezse hikmette mütevazi kalplerde yetişir kibirli olan kalpte yetişmez Başını tavana kadar kaldıran kimsenin başı tavana değer ve yaralanır Başını eğen kimselere de tavan gölge olur ve onları korur



Kibrin Sebepleri


İnsan, kendisini büyük görmedikçe; onda kibir olmaz Kendini büyük görmek için de kendisinde kemal sıfatlarından birinin bulunmasına inanmış olması gerekir Kemal sıfatları ise dini ve dünyevi olmak üzere iki kısımdır Dini kemal, ilim ve ameldir Dünyevi üstünlük sıfatları ise asalet, güzellik, kuvvet, servet ve nüfuz gibi şeylerdir İlim, kibrin birinci kapısıdır

İlim sahibi olan kişi, hemen ilmin şerefiyle şereflenmek ister Kendisini büyük görerek, diğer insanları hakir görmeye başlar Her yerde, insanlardan saygı ve hürmet bekler ve gördüğü saygı ve hürmetin kendi hakkı olduğunu düşünür

Bu, ilim sahibi kişinin dünyevi açıdan yaptığı kibirdir Ahiret bakımından da, ilmi sayesinde kendisini ALLAH-u Zülcelal'e herkesten daha yakın görür Kendisini daima üstün olarak görüp, başka insanlar için endişelenir; fakat kendisini emniyette hisseder

Oysa gerçek ilim, insanın kendisini ve Rabbini bilip, son nefesinde dünyadan imanlı olarak mı, yoksa imansız olarak mı ayrılacağından korkmasıdır İşte bu hakiki ilim, insanın emin olmasını değil, ALLAH-u Zülcelal'den korkmasını, tevazu ve huşuunu arttırır Gerçek ilim sahibi, bu ilim nimetinin şükrünü hakkıyla yerine getirmediğini ve ALLAH-u Zülcelal'in; “Sana verdiğim ilim ile ne yaptın” diye kendisini sorguya çekeceğini düşünerek, herkesi kendinden hayırlı görendir Onun için Ebu'd Derda (ra) buyurmuştur ki; “İlmi çoğalan kimsenin sancıları çoğalır

Demek ki ilim, kibrin en büyük sebebidir Huzeyfe (ra) bir gün cemaate namaz kıldırıp selam verdikten sonra, dedi ki: “Bundan sonra kendinize ya başka bir imam bulursunuz, yada namazınızı yalnız başınıza kılarsınız Ben bir daha imamlık yapmam Çünkü namaz kıldırırken, aklımdan; “Bu cemaatte imamlığa benden daha layık kimse yok” diye bir düşünce geçti Bu da kibir alametidir Onun için bir daha imamlık yapmam

Onlar, ALLAH-u Zülcelal'in emir ve nehiylerini ince ince yerine getiriyorlardı Buna rağmen, kendi üzerlerinde bir muhafız gibi davranıyorlar ve kalplerini daima kontrol ediyorlardı Onların bu hallerinden gücümüz yettiği kadar ibret almamız lazım Çünkü ALLAH-u Zülcelal, saniyesi saniyesine kalbimize muttalidir, vakıftır Kalbimizde olan biten herşeyden haberdardır

ALLAH-u Zülcelal, bütün dünyayı HzSüleyman (as)'ın emrine vermişti HzSüleyman (as) bir gün memleketine şöyle bir göz atınca kalbi memleketine meyletti, ondan hoşlandı Bunun üzerine, ALLAH-u Zülcelal rüzgara: “Onun elbiselerini kaldır” diye emretti Rüzgar da onun elbiselerini havaya uçurdu ve Süleyman (as)'ın avret yerleri açıkta kaldı Süleyman (as) rüzgara: “Ey rüzgar! Elbiselerimi yerine getir!” diye emrettiRüzgar da: “Sen de kalbini yerine getir” diye cevap verdi

Kibrin bir kapısı da amel ve ibadettir Amel ve ibadet sahipleri, başkalarına böbürlenme rezaletinden kurtulamazlar Oysa bazı evliyalar: “Amelin meyvesi, tevazudur” demişlerdir Onun için insan, yaptığı ibadetten dolayı kendisine bir kibir ve büyüklenme geldiğini gördüğü zaman, hemen kendi kendini kontrol edip, o halinden ve o ibadetinden dolayı da ALLAH-u Zülcelal'e karşı tövbe etmelidir

Kibrin diğer bir kapısı da insanların helak olduğunu ve yalnız kendisinin kurtuluşa erdiğini sanmaktır Halbuki esas helaka uğrayanlar, bu düşünceyi taşıyanlardır Nitekim, Hz Peygamber (sav) bir hadis-i şeriflerinde; “İnsanlar helak oldu! diyeni duyduğunuz vakit, (iyi bilin ki) asıl helakte olan kendisidir” (Müslim, Ebu Hureyre) Başka bir hadis-i şe-riflerinde ise: “Bir kula, din kardeşini hakir görmesi, kötülük olarak yeter” (Müslim, Ebu Hureyre) buyurmuştur

Eski bir rivayette şöyle geçmektedir: İsrailoğulları zamanında, kötülüğü ile meşhur bir adam vardı Herkese zulüm yapardı Bir gün, bir abidin yanından geçerken, kendi kendine: “Bu da ALLAH'ın kulu, ben de ALLAH'ın kuluyum Bu iyi bir insan, bense kötü bir insanım Bunun yanında biraz oturayım, belki ALLAH-u Zülcelal onun hürmetine beni de affeder” dedi ve o abidin yanına oturdu Abid onu görünce: “Bu kötü insan kim oluyor ki benim yanıma oturuyor” diye kibirlendi ve onu yanından kovdu Bunun üzerine, ALLAH-u Zülcelal o zamanın peygamberine şöyle vahyetti: “Her ikisinin de geçmişini yok ettim ve o adamı da affettim

Şunu çok iyi bilmek lazımdır ki, kim kendisini başkasından üstün görürse, bu cehaleti sebebiyle bütün amelini mahvetmiş olur

Kibrin Diğer Sebepleri de Şunlardır

Birincisi; asaletle övünmektir Asil bir aileye mensup olan kimse, kendisi gibi olmayanları hakir görür Hatta ilim ve amelde kendisinden üstün olsa da ona kıymet vermez Bir gün HzEbu Zer (ra) ile HzBilal (ra) şiddetli bir tartışmaya girişmişlerdi Ebu Zer (ra), Bilal'e (ra): “Kara kadının oğlu” dedi Bilal (ra) da bu sözünden dolayı onu Hz Peygamber (sav)'e şikayet etti Peygamber Efendimiz (sav), Ebu Zer'e: “Söylediğin bu söz, cahiliyet dönemindeki kibirden kalbinde kalan bir şeydir” dedi Bunun üzerine, HzEbu Zer kendini yere attı ve HzBilal ayağı ile kafasına basıncaya kadar, başını yerden kaldırmamaya yemin etti” (Buhari, İman, sh22)

Yine iki kişi Peygamber Efendimiz (sav)'in huzurunda birbirlerine üstünlük taslayarak tartışıyorlardı Biri dedi ki: Ben falancanın oğluyum Sen kimsin? Senin annen bile belli değildir” Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sav) buyurdu ki: “Musa (as)'ın yanında iki adam böyle birbirlerine karşı övünmeye kalkıştı Hatta birisi dokuz batın geriye kadar saydı ALLAH-u Zülcelal Musa (as)'ya şöyle vahyetti: “Ey Musa! Ona söyle iftihar ettiği dokuz kişi cehennemdedir Kendisi de onuncusudur” (İbni Mübarek)

İkincisi, güzellikle övünmektir Bu daha çok kadınlarda görülür Bu da başkalarını ayıplamaya, küçük düşürmeye ve gıybete sebep olur

Üçüncüsü, Servet ile övünmektir

Dördüncüsü, Kuvvet ile övünmektir

Beşincisi ise nüfuzuyla övünmektir Adamlarının, yardımcılarının, akraba ve çocuklarının çokluğu ile kibirlenmektir




Kibiri Tedavi Etmenin Yolu


İnsan, kendisinde bulunan kibri, ancak onu yok edecek ilaçları kullanıp tedavi olmak suretiyle yok edebilir Bunun yolu da, kibri kalpten kökünden söküp atmaktır Bunun ilacı da ilim ve ameldir İnsan, ancak bu ilaçları kullanarak tedavi olabilir İlim, insanın kendisini ve Rabbini tanımasına vesile olur İnsan kendisini bildiği zaman, her şeyden daha aşağı ve herşeyden mahrum olduğunu anlar

Bunu anlayan kimse de tevazu ehli olur Rabbini bildiği zaman da kibir ve azametin, yalnız O'nun şanı olduğunu idrak eder Nitekim ALLAH-u Zülcelal bir ayet-i kerimede; “İnsan, kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki, hemen apaçık bir hasım kesilir” (Yasin; 77) buyurmuştur Bunu bilen bir kimse, daha nasıl kibirlenebilir ki?

Kibrin tedavi edilmesinin bir yolu da ameldir Bu da ALLAH için bütün insanlara tevazu göstermektir Bunun yolu da, ancak Peygamber Efendimiz (sav)'e, ashab-ı kiram ve saadatın ahlakına, denizden bir damla da olsa ittiba ve taklit etmekle mümkündür Kibiri tedavi etmenin diğer bir yolu da yukarıda kibire sebep olan şeyler diye saydığımız sebepleri terketmektir

Bunlardan birincisi; asaletle övünmektir Asâleti ile kibirlenen kimse iki şeyi bilmekle kendisini tedavi edebilir:

1 Başkasının kemali ile öğünmek, büyük bir cehalettir

2 Hakiki asaleti bilmektir Bunun ise başı meni, sonu topraktır

İkincisi; güzellikle övünmektir Bunun çaresi de, hayvan gibi dış görünüşe değil, aklı başında olan bir insan gibi kalbine, ruhuna, sırrına bakmaktır İnsan maneviyatına yöneldiği zaman, güzelliği ile övünmesini engelleyecek birçok çirkin sıfatları görür ve kendisinde bulunan kibrin yanlış olduğunu anlar Bunları düşünüp muhasebe eden kimse, güzelliği ile nasıl övünebilir ki?

Üçüncüsü; kuvvet ve kudretine güvenerek kibirlenmektir Halbuki insan hastalıklara dayanamadığını, bir sinekle başa çıkamayacağını, bir dikenin vücuduna batmasıyla nasıl aciz kaldığını düşünse, kuvvet ve kudreti ile kibirlenmenin ne kadar da boş olduğunu anlar ve bu kibrinden vazgeçer

Dördüncüsü; servet, aile efradı ve etrafında bulunan adamların çokluğu ile kibirlenmektir Bu, kibrin en çirkin olanıdır Çünkü, bu mal ve servet kendisinin değildir Kendisi bunların sadece çobanıdır ALLAH-u Zülcelal tüm bunları nasıl vermişse, öyle de geri alabilir İnsanın yanında emanet bulunan bir şeyle kibirlenmesi de ahmaklıktır

Beşincisi; ilim ile kibirlenmektir İlim ile kibirlenmek, afetlerin en büyüğüdür Hastalıkların en ağırı ve tedaviyi en zor kabul edenidir Bunu tedavi edebilmek için çok büyük gayret göstermek lazımdır

Alim bir kimse, cahillere baktığı zaman, kendisini onlardan üstün görmekten alıkoyamaz Alim ancak şu iki şeyi bilmekle kendisini kibre düşmekten koruyabilir

1-ALLAH-u Zülcelal'in katında âlimin sorumluluğu daha fazladır Çünkü, bir günahı bilerek işleyen bir kimse ile onun günah olduğunu bilmeden yapan kimse elbette bir değildir Nitekim Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde; “Kıyamet gününde bir âlim getirilir ve cehenneme atılır (Onun) bağırsakları dökülür Su çeken merkep gibi onların etrafında döner durur Cehennem halkı onun başına toplanır ve: ‘Bu halin nedir?’ diye sorarlar O da şöyle cevap verir: ‘Ben dünyada iken hayrı, emreder kendim yapmazdım; kötülükten men'eder kendim yapardım; işte cezamı çekiyorum” (Buhari, Ebu Usame) buyurmuştur

İşte, âlim olan kimseye, bu tehlike yeter de artar bile Bir âlim herhangi bir cahilden kendisini üstün görüp kibirlense, bu tehlikeyi düşünüp, hemen o kibri terketmelidir Âlim olan kişi, zahiri ve manevi kusurlarını düşünüp ALLAH-u Zülcelal'in emir ve nehiylerindeki kusurlarını hatırlar ve kendisini bekleyen tehlikeleri düşünürse, muhakkak kendisini esir eden kibrinden vazgeçer

2- Kibir, ancak ALLAH-u Zülcelal'e mahsustur Alim olan kişi bunu bilir ve kibir yaptığı zaman, ALLAH-u Zülcelal'in kendisine ga-zaplanacağını, ancak tevazu ehli olmakla ALLAH'ı razı edebileceğini bilmelidir ALLAH-u Zülcelal’e karşı kibir yapanın hali perişanlık olur İşte bunları bilen alim, nefsini kibir yapmamak için zorlar ve böylelikle kalbinden kibir hastalığı çıkar

Bir kimse son nefesinde akibetinin ne olacağını düşünür ve nasıl bir tehlike ile karşı karşıya bulunduğunu idrak ederse, değil bir fasığa, bir kâfire karşı dahi kibirlenmesi mümkün değildir

Demek ki, insanın görevi, kim olursa olsun, hiç kimseye kibir yapmamaktır İnsan bir cahil gördüğü zaman; “Bu adam cahil olduğu için günah işliyor olabilir; bense bilerek günah işliyorum Bunun mazereti vardır, benim hiçbir bahanem yok” demelidir Bir alim gördüğünde; “Bu benim bilmediklerimi biliyor Ben buna nasıl emsal olabilirim” demelidir Yaşlı birini gördüğünde: “Bu kişi benden daha fazla ALLAH-u Zülcelal'e ibadet etmiştir” Kendisinden küçük birisini gördüğü zamanda; “Bunun günahı benden daha azdır” demelidir

Bütün bunlara bakarak, herkese düşen görev, kendi akibeti için nefsini ıslah etmek ve kalbini ALLAH-u Zülcelal'e karşı düzeltmekle meşgul olmaktır Kendisi tehlikede olduğu halde, başkasına acıyan kimse, büyük bir yalancıdır

Altıncısı ise; ibadet ve vera ile kibirlenmektir Bu da insan için çok büyük bir tehlike olabilir Bundan kurtulmanın çaresi, bütün insanlara karşı tevazuuyu kalbine yerleştirmeye çalışmak, ben bu kadar ibadet yapıyorum, şu kadar zikir yapıyorum, onlar yapmadı ama benim bu yaptıklarımı ALLAH-u Zülcelal kabul etmemiş olabilir, diye insan düşünmekdir

Netice olarak, akibetini bilmeyen ve kötü kimselerden olabileceği ihtimalini düşünen kimsenin kibirlenmesi mümkün değildir Bir kimse de bu korku hakim olduğu sürece, herkesi kendinden üstün görmeye başlar Bu da en faziletli ve doğru olandır

İşte kibri kalpten söküp atacak çareler bunlardır



Kibirden Kurtulduğunu Nasıl Anlayabilirsin?


1-İnsan herhangi bir meselede kendi emsali ile kendisini tecrübe edip, kibrinin kaybolup kaybolmadığını anlayabilir Eğer bir hakikati, karşısındaki dile getirdiğinde, bu ağırına gider, memnunlukla karşılamaz ve kabul etmezse, henüz kalbinde gizli bir kibir var demektir Bundan ALLAH-u Zülcelal'e sığınıp, ilim ve amel yapmak suretiyle bu halden kurtulmaya çalışmak lazımdır

2-İnsan, emsal ve akranları ile aynı meclislere gidip, yolda onları öne geçirmek ve meclislerde arkada oturmak suretiyle, kendisinde kibrin bulunup bulunmadığını öğrenebilir Şayet onları öne geçirmek, onların arkasında oturmak, kendisine ağır geliyorsa, henüz daha kalbinde kibir var demektir Eğer böyleyse, kendini buna zorlayarak ve buna alışmaya, bu ağırlığı üzerinden atmaya gayret etmesi lazımdır Ancak böyle davranarak kalbindeki kibri kırabilir

3-Fakir kimselerin davetine katılmak, arkadaş ve yakınlarının işlerini görmekten geri kalmamak suretiyle, kibirli olup olmadığını anlayabilir Bu davranış ağırına gidiyorsa, kendisinde kibir var demektir Halbuki bu davranışlar hem güzel ahlaktır, hem de mükâfâtı çoktur Bunlardan kaçınmak, kalbinde manevi kirlerin bulunmasındandır Bu gibi işleri yapmak suretiyle içindeki bu kirlerden temiz-lenmeye çalışmalıdır Ancak böylelikle kibir hastalığından kurtulabilir

4-Kendisinin ve arkadaşlarının eşyalarını bizzat kendisi taşıyarak, kendisinde kibir olup olmadığını anlayabilir Bundan çekinirse, yine kalbinde kibir var demektir

5-Eski elbise giymekle kendisinde kibir olup olmadığını anlayabilir

İşte buraya kadar anlatmış olduğumuz kibir, çok tehlikeli bir kalp hastalığıdır Aynı zamanda ALLAH-u Zülcelal'in rızasına giden cennet yolunda çok büyük bir engeldir

Bunun bir an önce tedavi edilmesi gerekir Çünkü, kalbin bu gibi manevi hastalıklardan temizlenmesi, sonsuz olan ahiret saadetinin kazanılması demektir




Kibir Kaç Çeşittir?


Kibir ALLAH-u Zülcelal'e, O'nun Peygamberine veya diğer insanlara karşı yapılır 1-ALLAH-u Zülcelal'e karşı yapılan kibir, kibrin en kötüsüdür İnsanı buna sürükleyen şey, cehalet ve azgınlıktır Firavun kibrinden dolayı: “Ben sizin Rabbinizim” (Naziat; 24) demiş ve ALLAH-u Zülcelal'e kul olmayı kabul etmemiştir

Onun için de ALLAH-u Zülcelal ayet-i kerimede: “Onlara 'Rahmana secdeye varın' denildiği zaman; 'Rahmanda neymiş? Bize emrettiğin şeye mi secde edeceğiz' derler Bu onların büsbütün imandan uzaklaşmalarını arttırır” (Furkan; 60) buyurmuştur

2-Diğer bir kibirde peygamberlere karşı yapılan kibirdir Bu, insanın kendisi gibi bir insana uymayı kabul etmemesidir Bu bazen bilmeden cehaletle olur, bazen de bilerek olur

Nefis, insanın hakkı kabul etmesine ve peygambere uymasına engel olur Bu kimseler hakkında ALLAH-u Zülcelal ayet-i kerimede; “Bizim gibi iki insana mı uyacağız” (Müminun; 47) buyurmuştur Peygamberlere karşı yapılan kibir, ALLAH-u Zülcelal'e karşı kibirden bir derece aşağı olmasına rağmen, ona çok yakındır Çünkü bu da ALLAH-u Zülcelal'in emirlerini kabul etmemektir

3-Kibrin üçüncü derecesi ise, insanlara karşı yapılan kibirdir Bu da kendini büyük, karşısındakini küçük görmektir İki sebepten dolayı insan için çok tehlikelidir

Birincisi; Kibir, izzet ve üstünlük ancak ALLAH-u Zülcelal'e yaraşır İnsan kibirlendiği zaman, aynen bir hizmetçinin padişahın tacını giyip, tahtına oturup hükmetmesine benzer Tabii bir hizmetçi böyle yaptığı zaman, padişah tarafından ağır bir şekilde cezalandırılır Onun içinde Peygamber Efendimiz (sav) Hadis-i Kutside şöyle buyuruyor: “ALLAH-u Zülcelal buyuruyor ki: Azamet benim izarım (gömlek), kibriyalıkta ridam (cübbe)'dır Kim benimle bu hususta ortaklığa kalkışırsa belini kırarım” buyurmuştur

Kibir, ancak ALLAH-u Zülcelal'e layık olup, kullarından hiç birine layık olmadığına göre; O’nun kullarına karşı kibir yapmaya kalkışanlar ALLAH-u Zülcelal'e karşı günah işlemiş olurlar

İkincisi; Kibir öyle bir rezilliktir ki kibirli, ALLAH-u Zülcelal'in bütün emir ve nehiylerine karşı muhalefet etmeye davet eder Zira kibirli bir insan, başka birisinden hakikati duysa, dahi kabul etmek istemez, hemen karşısına çıkar

Onun için dini konularda tartışanlar, hemen birbirlerini inkara kalkışırlar Hatta birisi doğruyu, hasmı olan kişinin ağzından duysa, hemen çeşitli yollardan bile bile onu çürütmeye çalışır Halbuki bu hal, kâfir ve münafıkların bir vasfıdır İbni Mesud (ra): Bir adama; “ ALLAH'tan kork” denildiği zaman; “Sen kendine bak, bana karışma” dedi mi, bu günah olarak kendisine yeter” buyurmuştur

Demek ki kibir, insanlara karşı da yapılsa, çok yanlış bir yoldur Çünkü, insanı diğer insanlardan başlamak suretiyle ALLAH-u Zülcelal'e karşı kibretmeye kadar götürür İlk olarak şeytan, Adem (as)'a karşı kibirleniyordu ALLAH-u Zülcelal: “Adem'e secde edin” diye emrettiği zaman dedi ki: “Ben ondan hayırlıyım Beni ateşten yarattın Onu da topraktan yarattın” (Sad;76)

Ve bu hali sebebiylede en sonunda ALLAH-u Zülcelal'in düşmanı oldu ve O'nun rahmetinden ebedi olarak kovuldu



Seyda Muhammed Konyevi Hz (KS)

__________________
~ Seven, sevdiğinin sözünü, başkalarının sözüne tercih eder
~ Seven, sevdiğinin sohbetini, başkalarının sohbetine tercih eder
~ Seven, sevdiğini memnun etmeyi, başkalarını memnun etmeye tercih eder
İmam Gazâli (ra)
Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.