Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Eğitim - Öğretim - Dersler - Genel Bilgiler > Biyografiler

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
menârî, seyfeddin

Seyfeddîn Menârî

Eski 08-02-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Seyfeddîn Menârî




SEYFEDDÎN MENÂRÎ

Şâh-ı Nakşibend Muhammed Behâeddîn-i Buhârî'nin yetiştirdiği büyük velîlerden Taşkend ile Semerkand arasında bulunan Ferket kasabasına bağlı Menâr köyünde doğdu Orada yetişti Oraya nisbetle Menârî denilmiştir Kaynak eserlerde doğum ve vefât târihleri tesbit edilememiş ise de, on beşinci asrın başlarında vefât ettiği bilinmektedir

Seyfeddîn Menârî, Behâeddîn-i Buhârî'nin yüksek talebelerindendir Şâh-ı Nakşibend bu yüksek talebesine husûsî ihtimâm ve sevgi gösterirdi O da, Şâh-ı Nakşibend vefât edinceye kadar sohbet ve hizmetinden ayrılmadı Şâh-ı Nakşibend hazretleri, vefâtına yakın bu kıymetli talebesine, kendisinin vefâtından sonraAlâüddîn-i Attâr'a bağlanmasını, onun hizmet ve himmet kanatları altında bulunmasını işâret etti O da hocasının vefâtından sonra, Hâce Alâüddîn'in hizmetine girdi

Seyfeddîn Menârî, ilk zamanlarındaHâceHamîdüddîn'den fıkıh ilmi okuyorduLüzûmu kadar fıkıh öğrendikten sonra, Şâh-ı Nakşibend hazretlerinin sohbet ve hizmetine devâm etmeye başladı HâceHamîdüddîn ise, fıkıh ilmini ilerletmesi arzusunda olduğundan, onun bu ayrılışını hoş karşılamadı Hattâ onu kötülemeye kadar gitti

Seyfeddîn Menârî şöyle anlatır: "İlk hocamHamîdüddîn vefât ederken yanında bulundum Büyük bir ızdırap içinde idi Ona; "Çektiğiniz bu acı ve ızdırap nedir? Tahsîl etmeyi bıraktığımızdan dolayı bizleri kötülediğiniz o ilim hazîneleriniz nereye gitti" dedim Bunun üzerine; "Bizden gönül istiyorlar Yâni selim kalb istiyorlar Bizde ise ondan eser yok Izdırâbım bundandır" dedi"

Seyfeddîn Menârî, o zamanda bulunan himmet ehli velîlerden idiBir defâsında şöyle anlattı: "Eğer insan sıhhatte iken, kalb huzûruna varamıyacak ve ondan bir meleke elde edemeyecek olursa, hastalık vaktinde kuvvetler eksilmeye başlayınca huzûru bulmak son derece zor olur Sâlihlerin böyle hastaları ziyârete gelmesi, hastaya rûhânî bir kuvvet kazandırmak içindir Bu yolda yükseklik iddiâsında bulunan, bir şey bildiğini zannedip parlak kelimelerle millete vâz ve nasîhat edenlerin çoğunun âhirete intikâllerini gayet âciz ve dağınık gördüm Böylelerinin bütün ilimleri, bu müthiş ânda silinip gidiyor Elde edilmesi sunîlikle olan bu şeyler, çeşitli hastalıkların hücûmu ve insan tabiatinin zaafı olan ölüm ânında hiçbir fayda vermiyor Bilhassa şiddet ve mihnetlerin en büyüğü olan rûhun bedenden ayrılışı zamânında sunîliğe hiç yer kalmaz" Şâh-ı Nakşibend hazretlerinin, Seyfeddîn isminde dört talebesi vardı Biri mahbûb (sevilen), biri makbûl, biri makhûr (kahra uğramış) ve biri de merdûd (kovulmuş) Burada hâl tercümesini verdiğimiz Seyfeddîn Menârî, mahbûb (sevilen) olanı idi Makbûl olanSeyfeddîn Hoşkan'ın, Şâh-ı Nakşibend'e bağlanması şöyle olmuştu Seyfeddîn Hoşkan, ticâret ile uğraşırdı Bir gün, ticâret maksadıyla, Buhârâ'dan, Harezm'e geldi Orada Alâüddîn-i Attâr'ın sohbetine kavuştu Sonra Buhârâ'ya döndü Alâüddîn-i Attâr'dan aldığı feyz ile Şâh-ı Nakşibend hazretlerinin sohbetine devâm etti Şâh-ı Nakşibend'den yolun edeb ve usûlünü öğrendi Bu yola sımsıkı sarıldı

Şâh-ı Nakşibend'in kahrına uğrayan Seyfeddîn ise, Seyfeddîn Bâlâhâne idi Bu Seyfeddîn ile Muhammed Pârisâ'nın amcası Hüsâmeddîn Yûsuf Seyfeddîn Hoşkan, gece-gündüz berâber sohbet edip, birbirinden ayrılmazdı Seyfeddîn Hoşkan, Şâh-ı Nakşibend'in yoluna girince, birgünSeyfeddîn Hoşkan'ın evinde toplandılar Şâh-ı Nakşibend'in yüksekliği, kemâli üzerinde konuştular Seyfeddîn Hoşkan, arkadaşlarına, kendilerinin de Şâh-ı Nakşibend'in yoluna girmeleri ve büyük saâdete ermeleri için ısrârda bulundu Seyfeddîn Bâlâhâne de şöyle anlattı: "Bir gün Şâh-ı Nakşibend hazretlerine rastladım Üzerlerinde yeni bir hırka vardı Gönlüm o güzel hırkaya meyletti Kalbimden o hırkayı bana verse diye geçirdim İçimden geçeni keşfedip, o hırkayı bana verdi O zâtın evliyâlık yolunda kemâl derecede olduğuna ben de şâhidim Lütfedip bana vâsıta olun beni Şâh-ı Nakşibend'in sohbetine eriştirin" dedi Bunun üzerine, berâberce Şâh-ıNakşibend'in huzûruna gittiler Kabûl edilmesi için yalvardılar Şâh-ı Nakşibend, bu yalvarmaları üzerine onu kabûl etti Fakat bir müddet sonra, Seyfeddîn Bâlâhâne, Şâh-ıNakşibend ve birkaç talebesi ile berâber Buhârâ sokaklarından gidiyordu Birden karşılarına yüksek tanınan, fakat Şâh-ı Nakşibend'in üstünlüğünü inkâr eden biri çıktı Şâh-ıNakşibend, yükseklikleri ve yaratılışları îcâbı o kimseyi gâyet nâzik ve güleryüzle karşıladı İltifât etti Hattâ birkaç adım da yanında yürüyerek uğurladı Fakat Seyfeddîn Bâlâhâne, Şâh-ı Nakşibend geri döndüğü hâlde, birkaç adım uğurlama ile kalmayıp, o bid'at sâhibi kimseyi tâkib etti Şâh-ı Nakşibend, bu edebe uymayan işten dolayı çok müteessir olduSeyfeddîn Bâlâhâne geri dönünce; "O kimseyi uğurlamakta mübâlağa gösterdin Bu hatâ yüzünden kendini rüzgâra verdin Belki Buhârâ'yı da harâb ettin!" buyurdu Şâh-ıNakşibend'in bu üzüntüsünden, Seyfeddîn Bâlâhâne o gün öldü Özbekistan taraflarından gelen bâzı kimseler de Buhârâ ve çevresini yağmalayıp, her tarafı harâb ettiler Birçok mâsum insanı da öldürdüler

Diğer Seyfeddîn ise; başlangıçta, Şâh-ıNakşibend hazretlerini severdi Ticâretle uğraşır, bütün zamânını para kazanmaya sarf ederdi Bu sebeple kendisinde hasislik alâmetleri başgöstermişti Bir gün Şâh-ıNakşibend hazretlerini, talebeleri ile berâber evine yemeğe dâvet etti Şâh-ı Nakşibend hazretleri dâimâ yemeğin sonunda tatlı veya meyve yerlerdi Meyvesiz veya tatlısız ziyâfetlere ise, latîfe ederek; "Bu ziyâfetin demi yok" derdi O günde yemek yenilip, yemeğin sonunda tatlı veya meyve gelmeyince; Seyfeddîn'e latîfe yollu; "Verdiğin yemek demsiz oldu" buyurdu Bu söz Seyfeddîn'e çok ağır geldi Kalbinde Şâh-ı Nakşibend hazretlerine karşı bir soğukluk meydana geldi Bu hâl, Şâh-ı Nakşibend hazretlerine de mâlûm olunca, üzüldü ve hep parayı hesâb eden bu Seyfeddîn'e; "Nasıl, on iki bin altın sermâyen olsa yeter mi?" buyurdu Meğer, Seyfeddîn'in bütün maksadı, on iki bin altın sermâye sâhibi olmak imiş Bundan sonra Seyfeddîn de dünyâ menfaatleri hırsına düşüp, sohbetlere gelmez oldu

Bir gün bu Seyfeddîn'i bir kervan ile giderken, konakladıkları çimenlik ve yeşillik üzerinde yuvarlanırken görmüşler Dünyâ malına düşkün olmak hâli onu o kadar kaplamış ki, hem yuvarlanıyor, hem de; "Oh! Oh! Birisine bağlanmamak ne tatlı, ne tatlı!" diye bağırıyormuş Hâce Ubeydullah-i Ahrâr hazretleri: "Bu Seyfeddîn ne nasîbsiz kimseymiş Hâce Behâüddîn gibi bir zâtın sohbetlerinden ayrılıyor da, bundan zevk alıyor Böylelerine yazıklar olsun!" buyurdu

SUYU BAĞLAYAMADIM

Seyfeddîn Menârî anlatır: Şâh-ıNakşibend hazretlerinin sohbetinden uzaklaştırılanlardan birisi de, kız kardeşimin oğluŞemsüddîn idi Bir gün Şâh-ı Nakşibend hazretlerinin evine, hatırı sayılır misâfirler gelmişti Şâh-ı Nakşibend bu Şemseddîn'e; "Nehre git de suyu bu tarafa bağla" buyurdu Şemseddîn emri yerine getirmekte gevşeklik gösterdi Biraz sonra da gelip, Şâh-ı Nakşibend'e; "Vücûdumda bir hâlsizlik meydana geldi Su yoluna suyu bağlayamadım" dedi Bu ihmâl, Şâh-ı Nakşibend hazretlerini çok üzdü Mevlânâ Şems; "Kendini boğazlayıp da su yerine kanını akıtsaydın Senin için bu sözü söylemekten daha hayırlı olurdu" buyurdu

Ondan sonra Şemsüddîn'e bir hastalık musallat oldu Çâresini bulamadılar Bir ara benim yanıma geldi Hâlini anlattı: Kendisine; "Hâce Alâüddîn-i Attâr'a git Hâlini arz et Senin için, Şâh-ıNakşibend hazretlerine gidip, şefâat etmelerini ricâ et! Belki merhamet edip kabahatini bağışlar" dedim Yeğenim Şemseddîn, Alâeddîn Attâr'a gitmeyip, Muhammed Pârisâ'ya gitmeyi tercih ederek, onun yanına gitmiş, o da; "Senin derdin bizim tarafımızdan şifâya kavuşturulamaz Senin başvuracağın yer, Alâüddîn-i Attâr'ın kapısıdır" demiş Yeğenim Şemsüddîn yine gitmemiş Gelip olanları bana anlattı Ben de kendisine; "SanaAlâüddîn-i Attâr hazretlerine git demedim mi? Başka yol kalmadı" dedim Yine Alâüddîn Attâr'a gitmediTekrar Muhammed Pârisâ'ya gitti Bundan sonra, Şemsüddîn öyle hastalandı ki insanları bile tanıyamaz hâle geldi Çocuklarının isimlerini bile unuttu Sâdık talebelerin, şu üç edebe uymaları mecbûriyeti vardır: Hocasına makbûl sayılacak ne hizmet yapsa, bundan dolayı aslâ gurûra düşmemeli, nefse pay çıkarmamalıdır Kendisinden makbûl olmıyan bir iş zuhûr etse, ümitsizliğe düşmemeli, ayrılmayı aslâ aklına getirmemelidir Hocasının verdiği emri muhâkeme ve münâkaşa etmeden yerine getirmek için canla başla gayret göstermelidir"

1) Reşehât Ayn-ül-Hayât (Arabî); s63
2) Reşehât Ayn-ül-Hayât (Osmanlıca); s110
3) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c13, s18

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.