Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Kültür - San'at & Eğitim > Ülke & Şehirler > Türkiye

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
gaziantep, resimleri, türkiye

İl İl Türkiye Resimleri (Gaziantep)

Eski 08-02-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İl İl Türkiye Resimleri (Gaziantep)





Büyük bir bölümü Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, küçük bir bölümü de Akdeniz Bölgesi’nde yer alan Gaziantep İli’nin, güneyinde Suriye ile Kilis ili, doğusunda Şanlıurfa iline bağlı Birecik ve Halfeti ilçeleri, kuzeydoğusunda Adıyaman iline bağlı Besni ilçesi, kuzeyinde Kahramanmaraş ile Pazarcık ilçesi, batısında Osmaniye ili, güneybatısında Hatay ilinin Hassa ilçesi yer almaktadır İl topraklarını Akdeniz’den ayıran Amanos Dağları, batıda Adana ile, Fırat Irmağı da doğuda Şanlıurfa ile Gaziantep arasındaki doğal sınırı oluşturmaktadır İslahiye ilçesinin doğusundaki Sof Dağı (1496 m) ilin en yüksek noktasıdır Yavuzeli’nin batısındaki Karadağ (1081) ise diğer önemli yüksekliktir Gaziantep Yaylasının batısı ve kuzeyi dağlıktır Yaylanın batısında, güneyden kuzeye doğru uzanan dağlar, Hazil, Karuca, Kartal, Büyük Arapdede ve Sof Dağı isimleri ile anılmaktadırlar Bu dağ sıralarına Batı Dağları veya Sof Dağları da denilmektedir Sof dağlarında Kepekçi Tepesi (1496 m) yaylanın en yüksek tepesidir


İslahiye Ovası, Barak Ovası, Tilbaşar (Oğuzeli) Ovası, Araban Ovası ve Yavuzeli Ovası il alanının büyük bölümünü oluşturan ovalardır

İldeki en önemli akarsu Fırat Irmağıdır Karasu, Araban ovasından geçip batıdan Fırat’a katılır Sof Dağı’ndan kaynaklanan Bozatlı (Merzimen) Deresi ise Yavuzeli’nin güneyinden geçip Fırat’a karışır İl ve Türkiye sınırlarından çıkmadan Fırat’a karışan son önemli akarsu Nizip Çayıdır Sof Dağ’ından doğan Alleben Deresi ve İslahiye’nin kuzeyindeki Karagöl’den çıkan Karaçay ve Gaziantep platosunun güneybatısından kaynaklanan Balık Suyu diğer önemli akarsulardır İslahiye’deki Taşkın önleme ve sulama amaçlı Tahtaköprü Barajı, verimli alüvyal topraklarla kaplı İslahiye Ovasının ortasından Karaçay geçer Tilbaşar Ovasını Alleben - Sacır Suyu, Barak Ovasını Nizip Çayı, Yavuzeli Ovasını Bozatlı Deresi ve Araban Ovasını da Karaçay sulamaktadır Yüzölçümü 6216 km2 olup, toplam nüfusu 1293849’dur
Gaziantep’te Akdeniz ile kara iklimleri arasında geçit teşkil eden bir iklim tipi hakimdir Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk ve yağışlı geçer İlin batı kesiminde ise Akdeniz iklimi görülür


Güneydoğu Anadolu’nun ekonomik yönden en gelişmiş ili olan Gaziantep’te; tarım hayvancılık, sanayi ve turizm ön plandadır Yetiştirilen başlıca ürünler, Antep fıstığı, zeytin, pamuk, şeker pancarı, susam, keten, üzüm, çeşitli meyveler, baklagiller ve sebzedir Hayvancılıkta koyun, keçi, sığır ve kümes hayvanı yetiştirilir Sanayi ve ticaret yoğundur Elde edilen tarım, hayvansal ürünlerin çoğu yurt dışına ihraç edilmektedir Topraklarının doğal verimliliğinden ötürü, yılda iki kez ürün alınmaktadır Gaziantep mutfağı, ülkemizde ve tüm dünya mutfakları arasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir Gaziantep’te sedef ve sedef kakmacılık, bakır, gümüş işçiliği, abacılık ve dokumacılık da ekonomisine büyük katkısı olan uğraşlardır Ayrıca yöredeki Zeugma gibi antik kentler ile çok sayıda turist çekmektedir

Gaziantep’in ilk uygarlıkların doğup geliştiği Mezopotamya ve Akdeniz arasında bulunması, ayrıca güneyden ve Akdeniz’den gelip doğuya, kuzeye ve batıya giden yolların kavşağında oluşu kentin tarih öncesi çağlardan beri önemli bir yerleşim yeri olmasını sağlamıştır Ayrıca Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunması, Gaziantep’in önemini artırmış ve canlılığının sürekli olmasını sağlamıştır


Gaziantep yöresinde bilinen ilk yerleşim merkezi, Dolike (Dülük) kentidir Gaziantep’in 10 km kuzeyinde, Dülük köyü yakınlarındaki bu yerleşim yerinin adı, Bizans kaynaklarında Diba ( Daluk ) olarak geçmektedir Dülük adının da bu sözcükten kaynaklandığı belirtilmektedir

Gaziantep bölgesinde MÖ 1800’de Hititler ile başlayan tarihi devirleri MÖ85O- 612 yılları arasında Asurlular, MÖ 612-333 yılları arasında Medler ve Persler, MÖ333- MS395 yılları arasında Helenler, MS 395-638 yılları arasında ise Bizanslılar dönemi olarak devam etmiştir Bunları Beylikler ve Osmanlı dönemleri izlemiştir

Gaziantep’te yapılan kazı çalışmaları sonucunda bu bölgede tarih Öncesi devirlere ait kültür izlerine rastlanılmıştır Bu kazı çalışmaları ile birlikte, bölge tarihinin Alt Paleolitik dönemine kadar uzandığı ortaya çıkmıştır Geçimlerini avcılık ve balıkçılıkla sağlayabilen dönemin insanları, araç ve gereçlerini taştan yapmışlardır Kullanım amacına göre çeşitli biçimlerde geliştirilen bu araçların çoğu el baltalarıdır Taşın yanı sıra bakırın da kullanılmaya başlamasıyla Kalkolitik dönemin en önemli merkezi Sakcagözü’dür Mezopotomya’nın “ Tel Halal “ ve “ El Obeyd “ boyalı çanak çömlekleri ile karşılaşılmıştır

Gaziantep yöresinde Kalkolitik döneme oranla çok daha ileri düzeydeki İlk Tunç Çağ kalıntı ve buluntuları, Gedikli, Tilmen Höyük, Sakçagözü, ve Zincirli’de yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır Özellikle Tilmen Höyükteki kazı çalışmaları sonucu bulunan ev ve yapı kalıntıları, Tilmen Höyük’ün MÖ 3000’in sonlarında yoğun nüfuslu bir yerleşim merkezi olduğunu göstermektedir Nitekim Boğazköy’de ( Hattuşaş ) bulunan Naram Sin tabletlerinde Amanos bölgesindeki bir kraldan söz edilmektedir “ Sedir ormanlarıyla kaplı dağların kralı İskippi “ diye tanımlanan bu kişinin, İslahiye bölgesinin kralı olduğu, Tilmen Höyüğün de bu krallığın kentlerinden biri veya başkenti olması olasıdır Sakçagözü, Tilmen Höyük, Zincirli, Yesemek ve Karkamış’ta yapılan kazı ve araştırmalar, Gaziantep Bölgesinde MÖ1800-1700 yılları arasında 20 küçük krallığın oluşturduğu büyük bir devletin varlığını ortaya koymuştur Aynı zamanda Hititler döneminde Gaziantep yöresinde önemli kültür merkezleri de oluşmuştur Bunların en önemlileri Karkamış, Zincirli ve Sakçagözü’dür


Hititlerden sonra yöreye egemen olan Asurlular, Kargamış’a Hatti Ülkesi ismini vermişlerdir Ancak, yöredeki Hitit prenslikleri Kargamış’ın önderliğinde ayaklanmış ve halkı Asurlular tarafından sürülmüştür MÖVIyüzyılda Persler buraya egemen olmuş ve Kapadokya Satraplığına bağlanmıştırIVyüzyılda İskender’in egemenliğine giren Gaziantep yöresine, Onun ölümünden sonra Seleukoslar hakim olmuşturIIyüzyılda Roma’nın desteği ile bağımsızlığını sürdüren yöre, kısa bir süre Kommagene Krallığı’na bağlanmış ve MS72’de Romalılar tümü ile buraya hakim olmuş, Gaziantep’i Roma’nın Suriye eyaletine bağlamışlardır Xyüzyılın sonlarında Bizans’ın Telukh Theması’na (Yerel Yönetim Birimi) bağlanmıştır


Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra, Selçuklular Emir Afşin yönetiminde 1067’de akınlar yapmış ve Türkmen boyları yöreye yerleşmiştir Yöredeki Anadolu Selçuklu yönetimi Haçlıların 1098’de Urfa Haçlı Kontluğu’nu kurmalarına kadar sürmüştür Yöre 1150’de yeniden Selçukluların egemenliğine girmiştir Daha sonra Halep Eyyubileri buraya hakim olmuşsa da, 1218’de bir kez daha Selçukluların eline geçmiştir İlhanlıların Anadolu’da etkili oldukları dönemde Memlüklulara bağlanmış, 1259’da İlhamlıların eline geçmiş ve her iki devlet arasında çekişme konusu olmuştur XIVyüzyıl boyunca Memlüklular ile Dulkadiroğulları arasında sürekli el değiştirmiş, XVyüzyılda da Osmanlılar bu bölge ile ilgilenmeye başlamışlardır Yavuz Sultan Selim’in Memlük Devletini ortadan kaldırması ile 1516’da Osmanlı topraklarına katılmıştır

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Osmanlı dönemi Gaziantep’ini şöyle tanımlamaktadır:
“Ayıntab şehri tümüyle 32 mahalledir Toprak ve kireç örtülü bayındır, bakımlı, yüksek saraysı evleri vardır Tümüyle yüz kırk mihraplı; yoğun cemaate sahip, Arasat Meydanındaki Boyacıoğlu Camii ve çarşı içindeki Tahtalı Cami, sanatlı, ferah büyük kubbeli ve görkemli yapılardır Ayıntab’ta 300’ü aşkın sarayın özel hamamı vardır Tümüyle 3900 dükkanlı büyük bir çarşıya, açık artırmayla satış yapan pazarlara sahiptir İki bedesteni, çarşısı ve saraçhanesi üstleri örtülü kagir, sağlam, sıradüzeni içinde süslü dükkanlardır




Alıntı Yaparak Cevapla

İl İl Türkiye Resimleri (Gaziantep)

Eski 08-02-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İl İl Türkiye Resimleri (Gaziantep)




Tamamı tamamına 70 çeşmesi var Fakat onlara hiç de gereksinme duyulmaz Her eve hayat ırmağı denginde sular akmaktadır Her ev, bağı, bahçesi, fıskiyeli havuzları, cennet ırmağı suları ile çeşit çeşit servi, çınar, söğüt, kavak ve diğer meyve ağaçları ile donatılmış irem bağını andırır Bağları, bostanları, gül bahçeleri geniş örgüden kafese alınmış çok verimli olmakla Ayıntab ucuz ve şirin bir şehirdir 1648’de gördüğümüz şehir bu kez nice mahalle, han, cami ve dükkan kazanarak büyük bir gelişme göstermiş, Tanrıya şükürler olsun ki bu gelişmesini sürdürmektedir Şehir, yüksek bir düzlükte ve yer yer bayırlar üstünde kurulduğundan suyu ve havası da güzeldir Bir çok hanları var ama en görkemlileri ve en ünlüleri Mustafa Paşa Hanı, Pekmez Hanı, Tuz Hanı, İki Kapılı Hanı, Börekçi Hanı, Arasdat Hanı’dır İki tane de imareti (aşevi) var : Gelen gidene aylar yıllar bol ve minnetsiz sofralar açarlar Tümüyle kırk tekkesi olup, hepsinin en görkemlisi en çok donanmışı, yiyeceği bol ve hoş yapılısı Mevlevi Tekkesi’dir Türkmen Ağası Mustafa Ağa yapısı olup, IVMurad’ın silahtarı Mustafa Paşa’ya bağışlanmıştır Tekke 40-50 yoksul hücresiyle çevrilmiş, yüksek kubbeli baştan başa ham ve işlenmiş mermerlerle döşeli haremi, haremin ortasında büyük bir havuzun başında rengarenk üzüm salkımlarını andıran süslü avizelerle donalı çardağı olan büyük, sağlam, görkemli bir yapıdır Bakımlı, bezeli, temiz caddeleriyle kent gerçekten şirindir Yer yer ( suk-i sultanisi ) açık artırmayla satış yerleri Halep tarzı kagir binalardan oluşmuş çarşıları vardır Ama bu övdüğümüz yerler tümüyle kale içindedir Her sokak başında kapıcıların açıp kapattıkları kale kapısı kadar sağlam kapılar vardır Geceleri tüm sokaklar kandillerle aydınlatıldığından bekçiler gruplar halinde rahatlıkla sokaklarda kol gezerek görevlerini yaparlar

Şehrin ortasındaki kocaman bir kaya üstüne yüksek, görkemli ve dairevi bir kale oturtulmuştur Kale çok sağlamdır Kaleyi çevreleyen hendek 1300 adımdır Eni 40, derinliği 20 arşın kesme kayadan oyulmuştur Bunların üstüne her biri ayrı sanat ve mimari üslûpla belli aralıklarla sıralanmış, çok güzel kuleler oturtulmuştur Bin bir bedeni olan kalenin temelindeki kayaların içinden yine dairevi bir biçimde kaleyi çevreleyen ve hendeğe bakan mazgal delikleri açılmıştır ki, hendek kenarına kuş bile konmaz Kalenin batı kapısı, yedi katlı demirden bir kapıdır Kapı aralıklarından çeşitli savaş araç ve gereçleri, silahlar, demir açma kafesleri, saçma topları vardır Kale silah ve askerlerle donatılmış, baca benzeri nefesliklerle havadar bir oturma yeridir Çoğunlukla, halkı Havrani kürk, çuha ferace, elvan boğası, kavukla küllah üstüne beyaz sarık sararlar Yörede kafir hiç yoktur Güzel kadınları pek çoktur Hepsi de sarı çizme giyer, başlarına sivri gümüş taç takınır, beyaz çarşafa bürünürler Nazik, arlı, edepli, çarşıya çıkmaları ayıp sayılan hatunları vardır Üzüm şerbet içen, tatlı dilli, garip, dost, bilgili, anlayışlı, halim selim insanları vardır Kahvelerinde hoş söyleşilerle insanları kendilerine çekerler, hatta özendirirler Bu söyleşilerini bağ ve bahçelerdeki yeme ve içmelerle daha da renklendirdiler Şehrin defterde yazılı öşür veren 70 000 bağı vardır 9 346 000 kökten oluşmakla pek ünlüdür Şehri çevreleyen dağlar tümüyle bağdır Halkı çok sağlıklıdır, şehrin yeme, içme dışındaki yönlerini de överler

Buranın alemi bezeyen kırk çeşit üzümü, binlerce tulum pekmezi, bademli ve şamfıstıklı tatlı (köftürü) sucuğu, pestili vardır ki, Arab’a, Acem’e ve Hindistan’a kadar gönderilir Tüm halkı tatlı yediğinden tatlı dillidir Yöre nar, incir, dut, şeftali, zerdali, kayısı, beyaz ekmek ve yoğurduyla dünyaca ün kazanmıştır Yine elvan boğası, Ayıntap eğer, yay ve gedelesiyle ünlü bir kenttir Cennet bağlarına örnek öyle bahçeleri var ki, yalancı ve ölümlü dünyaya özgü "İrem"ler sayılırlar Bunların içinde, en bakımlısı, en zengin ve donanmışı Musulluoğlu bahçesidir Kısacası bu şehri anlatmaya, ne dil ne de kalem yeter Dünya yüzünden geniş bir ili, göz alıcı büyük yapıları her yerden aranan eşyası, birçok mezraları, bolluk ve verimliliği, bitimsiz yiyecek ve içecek pınarları ve ırmaklarıyla burası "Şehr-i Ayıntab-ı Cihan" dır

XVIIyüzyılda Kilis çevresinde Canpolatoğlu ailesinden vali ve paşalar Osmanlı Devletine karşı zaman zaman ayaklanmışlar, bunlardan Hüseyin Paşa ile Ali Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrı bir devlet kurmak istemişlerdir Ancak, Antep halkı Osmanlı Devleti’nin yanında yer almıştır XIXyüzyılın ortalarında Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa, oğlu İbrahim Paşa kumandasındaki bir orduyu Güney Anadolu’ya göndererek, yöreyi ele geçirmek istemiş, halk buna da karşı çıkarak direnmiştir Bu savaşlarda Osmanlı Ordusu, Antep halkına yardım edememiş, üstelik Nizip’te Mısır Kuvvetlerine yenilmiştir Antep halkının direnişini anlatan Şer’i Mahkeme Sicilleri, destanları ve hikayeleri, 8 yıl savaşlarının 1920 yılında Fransızlara karşı yapılan savunmadan çok daha zor şartlar içinde geçtiğini göstermektedir Bu savaşlarda Osmanlı Kültürünü savunan medrese çevresi tarafsız davranırken, Türk Kültürüne bağlı halk kitleleri Mısır Ordusuna karşı çıkmış ve onları Güney Anadolu’dan çekilmeye mecbur etmişlerdi


IDünya Savaşı’nda, Halep’te bulunan İngilizler, Mondros Mütarekesinin 7 maddesine dayanarak 15 Ocak 1919’da Antep’i işgal etmişler, Antep’liler bu işgali, mütareke hükümlerine uyulmadığı gerekçesiyle protesto etmişlerdir İngilizler kışı geçirmek ve hayvanlara yem temin etmek amacıyla Antep’ i işgal ettiklerini açıklamışlarsa da, bir ay sonra Maraş ve Urfa’yı da işgal etmişlerdir Ermenilerin desteğini alan, yörede onlarla birlikte halka eziyet eden İngilizler Ekim 1919 sonunda, Antep’i Fransızlara bırakmışlardır 29 Ekim’de Antep’e gelen Fransız-Ermeni Alayı Komutanı Kolonel (Albay) Saint Mari, İngilizlerden Antep’in işgal idaresini teslim aldı ve 5 Kasım 1919’da tamamı Ermeni gönüllülerinden kurulu Fransız Birlikleri Antep’e girmiştir Bunun üzerine Antep’te Cemiyet-i İslamiye, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurulmuş ve teşkilatlanmıştır Fransız işgalinin yerli Ermenilerle birlikte şiddete karşılık Antep’li milisler direnişe başlamışlardır Gaziantep savunması, Ulusal Kurtuluş Savaşı tarihimizde vatan, millet sevgisinden ve hür yaşama aşkından başka silahları olmayan Gazianteplilerin kahramanlık destanıdır


20 Ekim 1921’de Ankara İtilafnamesi ile Fransızlar Antep’i terk etmeyi resmen kabullenmişlerdir 25 Aralık 1921’de Ankara’ya bağlı kuvvetler, Gaziantep’e girmişlerdir Her yıl 25 Aralık Gaziantep’in kurtuluş günü olarak kutlanmaktadır

Cumhuriyetin ilanından sonra kente, TBMM Tarafından Gazi unvanı verilmiş, 1924’de de il olmuştur

Gaziantep’te bulunan tarihi eserler arasında; Zeugma, Dülük, Kargamış, Rumkale, Sakçagözü, Tilmen Höyük gibi antik kentler, Gaziantep kalesi (VIyüzyıl), Kilis Kalesi, Tilbaşar Kalesi, Revanda Kalesi, Ömeriye Camisi, Boyacı (Kadı Kemalettin) Canisi, Eyuboğlu Camisi, Esenbek Camisi, Ali Nacar (Annacar) Camisi, Ali Dola (Alâ’üd-Devle) Camisi (1479-1515), Tahtalı Cami, Tunuslu Ferruh Ağa Camisi (XVIyüzyıl), Handaliye Camisi, Alay Bey Camisi (XVIyüzyıl), Hacı Nasır Camisi, Şeyh Fethullah Camisi, Bostancı Camisi (XVIyüzyıl), Bekir Bey Camisi (XVIIyüzyıl), Ahmet Çelebi Camisi (XVIIyüzyıl), Şirvani Camisi (İki Şerefeli), Arapoğlu Hacı Ömer Mehmet Camisi (Ömer Şeyh Camisi) (1698), Kozanlı Camisi, Ayşe Bacı Camisi (XVIIIyüzyıl), Hüseyin Paşa Camisi (Çıkrıkçı Cami) (XVIIIyüzyıl), Karagöz Camisi, Mehmet Nuri Paşa Camisi,


Ramazaniye Medresesi (1713), Şıra Hanı, Tuz Hanı, Paşa Hanı (Lala Mustafa Paşa Hanı) Mecidiye Hanı, Emir Ali Hanı, Anadolu Hanı, Kürkçü Hanı, Belediye Hanı, Elbeyli Hanı, Yeni Yüzükçü Hanı, Tütün Hanı, Hacı Ömer Hanı, Büdeyri Hanı, Millet Hanı ve Yeni Han, Zincirli Bedesten (XVIIIyüzyıl), Eski Hamam, Kervan Hamamı, Paşa Hamamı, Şıh Hamamı, Pazar Hamamı, Naip Hamamı, Tabak Hamamı, Hüseyin Paşa (Çıkrıkçı) Hamamı (1747), Hüseyin Paşa Çeşmesi, Debbağhane Köprüsü (1259), Şahin Bey Anıtı bulunmaktadır Çabur Mağarası, Akpınar, Başpınar, Kalaylıpınar, Karpuzatan, Kavaklık mesire yerleri de ilin doğal güzellikleri arasındadır Ayrıca Gaziantep’te Türk sivil mimari ve yöresel mimarinin en güzel örnekleri bulunmaktadır
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Fırat ve Dicle nehirleri havzasında sulamaya ve enerji üretimine yönelik Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Gaziantep, Adıyaman, Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin ve Siirt illerini kapsamaktadır GAP, fiziksel alt yapı olarak 13 büyük projeden oluşmakta, 15 baraj ve 18 hidroelektrik santralini içermektedir Projede yer üstü sularından Fırat ve Dicle nehirleri ile bunlara dışarıdan katılan kollar bulunmaktadır


1970’lerde Fırat ve Dicle nehirleri üzerindeki sulama ve hidroelektrik amaçlı projeler olarak planlanan GAP, 1980’lerde çok sektörlü, sosyo-ekonomik bir bölgesel kalkınma programına dönüştürülmüştür Kalkınma programı, sulama, hidroelektrik, enerji, tarım, kırsal ve kentsel altyapı, ormancılık, eğitim ve sağlık gibi sektörleri kapsamaktadır Su Kaynakları Programı 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 17 milyon hektar alanda sulama sistemleri yapımını öngörmektedir

1976’da uygulanmasına başlanan projenin bir bölümü de Gaziantep sınırları içerisinde uygulanmıştır Projenin uygulanması sırasında yapılan kurtarma kazılarına rağmen Zeugma antik kentinin 1/3’ü Birecik Baraj Gölü’nün altında kalmıştır

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.