Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Kültür - San'at & Eğitim > Ülke & Şehirler > Türkiye

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
gelenek, görenekleri, karaman

Karaman Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karaman Gelenek Ve Görenekleri




HİKAYELER

KARAMANLI YEDİ KARDEŞLER EFSANESİ


Bundan 800 yıl evvel Kızılgeçid’in (I) yukarı geçidinde, Şeyh Zekeriyya adında bir ermiş yaşarmış Burada yaşayan gavurlar bu Şeyh’e çok eziyet ederlermiş Onu bir gün kova kova, dere kenarının yukarılarında bir ine katmışlar Ardından, inin ağzına çalı çırpı koyup ateşlemişler "Yakıp kurtulalım" demiş gavurlar Emme, Şeyh Zekeriyya adındaki büyük zat, elindeki asasını yere bir vurmuş ki Bir gümbürtü olmuş ve su fışkırmaya başlamış İn önündeki ataş söğünmüş

Birgene kalesi (2) gavurları, Şeyh Zekeriyya ile başa çıkamıyacaklarını anlayınca onun gönlünü almak için, bir tekke, bir de su değirmeni yapıvermişler “Sen burada, bu değirmenin başında otur, biz sana karışmayız” demişler

Karamanlı Mehmet Bey’in soyundan yedi gardaş varmış ki, bunlar Karaman’dan çıkmışlar Ermenek, Gülnar, Anamur, Antalya-Silifke’ye kadar feth etmişler Duymuşlar ki, Birgene kalesinde bulunan gavurlar, ora halkına zulmediyorlar “Bu kaleyi alalım, ya müslüman olurlar, ya da kılıçtan geçiririz” demişler

Ayaş’ı almışlar, dağ yolundan Birgene kalesi önündeki Şeyh Zekeriyya’nın değirmen ve mescidine gelmişler “Şeyh Zekeriyya Dede burada Birgene kalesi varmış Demir kapılı, öter çanlı bu kalede gavurlar yaşarmış Müslüman halka zulmederlermiş Bu kaleye nasıl çıkıp, nasıl feth edeceğiz?” demişler

Şeyh Zekeriyya : “Yedi at torbası ağaç çivi düzüp, kayanın kıble yüzüne çaka çaka merdiven yaparak, en önde büyük garadaşınız olmak üzere sıra ile çıkacaksınız Ortaya varınca bir zımbırtı, gümbürtü duyacaksınız Sakın arkaya bakmayın Bakarsanız düşersiniz Oraya çıkınca, ezan-ı Muhammedi’yi okuyun Gavurlar korkularından şaşkınlığa düşüp, Birgene kalesini feth idersiniz” demiş

Yedi gardaş, yedi at torbası ağaç çivi düzüp, en önde büyükleri olmak üzere, çakarak çıkmaya başlamışlar En küçüklerinin kalbi bozulmuş “Gayaya hiç çivi geçer mi?” diyormuş kendi kendine Kayanın tam ortasına vardıklarında, bir zımbırtı olmuş, küçük gardaş arkaya dönüp bakmak istemiş emme Yuvarlanıp düşmüş ve parça parça olmuş

Tepeye tırmandıklarında, bakmışlar ki, küçük gardaşları yok En büyükleri, Ezan-ı Muhammedi’yi okumuş Bunu duyan gavurların nöbetçileri, birbirlerine çarparak düşmeye başlamışlar Bu sırada, Birgene kalesi önünde Kral’ın kızı un eliyormuş Kral kızına aşık olan çoban, oradan geçerken, Kral kızına şu beyitleri çalıp söylemiş:

Gayacılar gaya keser
Gurumundan yiller eser
Gara köpek ganlar gusar
Vardır gral kızı, Karaman uşağı

Kral kızı babasına: “Baba bak, çoban ne söylüyor” demiş Kral ise kızına, “Senin çobanda gönlün var Ben çobanın dilinden anlamam, anlarsan sen anla” demiş

Bu arada pek çok gavurlar korkularından ölmüşler Böylece Birgene kalesini, Karaman uşakları feth etmişler

Buradan kurtulan, kırk kadar kadın erkek, katır sığacak kadar bir mağara yolu ile, izleri süre süre demir kapıdan çıkmışlar Karaman’ın Kızıllar, şimdiki adı ile Taşkale kasabasına yerleşmişler

Son parağraftaki, izleri süre süre kaçışlarını, Taşkale'li öğretmen, M Remzi Eryiğit babasından aktararak şöyle anlatır:

“Bu kırk kişi karlı bir günde kaçarlarken, tek sıra ile, önde gidenin bastığı ize, basa basa yürüyorlar, en sondaki adam da ilk başlatılan ize ters yönde basa basa ilerliyor

Bu kırk kişinin peşinde düşenler, iz karışıklığı sebebiyle, kırkların gittikleri yönden ters yönde araştırma yapıyorlar
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
(I) Kızıl Geçit, Silifke’nin Mara ve Karaman hattı üzerindedir Burada, Lamaz çayı üzerindeki değirmen ve tekke, Şeyh Zekeriyya adı ile halen anılmaktadır Bu dolaylardaki halkın içtiği su da Şeyh Zekeriyya’nın asasını vurarak çıkarttığı su imiş
(2) Birgene kalesi, de Şeyh Zekeriyya tekkesinin üst kısımlarında her insanın cesaretle çıkamayacağı sarp bir yerdedir

(Not:Hikaye D Ali Gülcan'dan alınmış ve kendi anlatımıyla aynen aktarılmıştır)


ATLASPUŞ SULTAN İLE HAMZA BEY EFSANESİ


Atlaspuş Sultan’ın türbesi, Karaman ilçe merkezi sınırları içinde ve Zengen köyünden Hacı Halil İbrahim Gerçekler’in evinin bitişiğindedir Türbe taş duvarlarının bir kısmı halen ayaktadır Türbede yalnız, adi sandukalı bir mezar vardır Hiçbir yerinde kitabesi yoktur Burada yatanın kimliğini halkımız arasında pek yaygın olan şu hikayeden öğreniyoruz:

Burada yatan Güves Bey’inin kızıdır Karaman’ın çok namlı pehlivanı ve aynı zamanda bey olan Hamza Bey’e bu kız istenmiş Babası vermemiş, nihayet Silifke Bey’i araya girerek babasını yumuşatmış Güves Bey’i kızını vermek için bir şart ileri koşmuş

---- Benim pehlivanımla güreşir ve onu yenerse kızımı öyle veririm diyerek şartını söylemiş

Bu şart Hamza Bey tarafından memnuniyetle karşılanmış Bir gün çay başında sofralar düzülmüş, yenmiş içilmiş Halk ve davetliler hazırlanmışlar, güreş başlıyacakmış Güves Bey’inin pehlivanı salına salına meydana gelirken, çayın kenarındaki bir kavak ağacını eliyle asılarak, yerden pırasa söker gibi sökmüş ve omuzuna alarak seyirciler önünde resmi geçite başlamış Bu sırada Hamza pehlivan sahnede görünmüş, gitmiş Güves Bey’inin pehlivanının omuzundaki kavak ağacını alarak bir ok gibi, ta çayın öbür tarafına fırlatıvermiş

Bu muvaffakiyet, halkı ve seyircileri coşturmuş, alkış tutmuşlar ve Hamza Pehlivan’ın galibiyeti ilan olunmuş, Fakat Bey, kızını vermemekte hala ısrar etmeye başlamış Kız ve annesi de Hamza Pehlivana gönüllü imişler

Nihayet annesiyle birlikte kız, Hamza Pehlivana kaçmaya karar vermişler Anlaştıkları bir gün beraberce kaçarak, Bahtım Dağı’nın önüne kadar gelmişler Fakat Bey’in adamları da bu sırada arkalarından yetişmişler Burada iki taraf kıyasıya bir mücadele vermişler Atılan bir ok, Atlaspuş Sultan’a saplanmış Klalbine saplanan ok onu ağır yaralamış ama, Güves Bey’inin adamları da Hamza Bey tarafından yakalanmışlar

Kız ölmüş Hamza Bey onu bu türbeye gömmüş, üstüne türbe yaptırmış, sandukasının üstüne atlaslar örtmüş

Güves Bey’inin yakalanan adamları da, Bahtım Deliği yanındaki mağaraya hapsedilmişler Halen bu mağaralar, bu olaya izafeten Hamza Zindanları adı ile anılmaktadırlar

(Not:Hikaye D Ali Gülcan'dan alınmış ve kendi anlatımıyla aynen aktarılmıştır)

KARAMAN’LI KADI OĞULLARINDAN HURŞİT BEY VE MAHMİHRİ HİKAYESİ

Kadıoğulları, 19 yüzyıl başlarında Karaman’da yaşayan ve Karaman’ın ileri gelen bey ailelerinden birisidir

Derebeyi hayatı yaşayan bu ailenin ikbal yıldızları da, diğer Osmanlı Beylerininki gibi sönmeye başlamış, ailenin son kalıntıları da çiftliklerinin bulunduğu Morcalı köyüne çekilmişlerdir

Eskiden, bu ailenin olduğu anlaşılan, Karaman’daki bazı arazi ve bahçelerin adı, halen, Kadıoğulları Bahçeleri, Kadıoğulları yeri vs gibi adlarla anılmaktadır

Eski derebeyi kalıntılarından olan, bu aile erkeklerinden birisi, 20 yüzyıl başlarında Morcalı köyünde, bir adam öldürmek suretiyle kaçmış, izini kaybettirerek, Sivas taraflarına gitmiş, Sivas’ın Şarkışla İlçesinin Cemel köyüne yerleşmiş ve burada evlenerek çoluk çocuk sahibi olmuş, soyu çoğalmış; Morcalı’da kalan son kalıntıları da 1920 yılında, köy ileri gelenlerinin teşviki ile, o günlerin meşhur eşkiyalarından, Morcalılı Ali tarafından öldürülmüştür Bu öldürülen adamın çocukları da Karaman’a yerleşmişlerdir

Hurşit Bey, Kadıoğullarından, Molla Beyin oğludur Çoğu vakitlerini Morcalı köyünde geçiren, yakışıklı, levent endamlı bir beyzadedir

Morcalı’nın güney ve doğusundaki yaylalara, ve Farsak çeşmesi dolaylarına, çok kalabalık Sarı Keçili Aşiretinden, konar-göçer yörük obaları gelir, obaların beyi de Morcalı’nın güneyindeki yaylalara obasını kurardı

Av meraklısı Hurşit Bey, omuzunda tüfengi, elinde kafesi (keklik) ile dağlarda dolaşırken, bir kuyu başında yün yıkayan, birkaç yörük kızı görür Susamıştır; yanlarına varır, kızlardan su ister İçlerinden günyağı kırmızı yanaklı, ceylan gibi bir Türkmen kızı hemen, ağaçtan oyulmuş, şapşak denilen su tası ile Hurşit Beye su getirir Hurşit Bey suyu içer, içer amma, su ile birlikte yörük kızının aşkı da kalbine girer

Bu kalp akışı yanız delikanlıya mı has? Hayır Arslan yapılı Beyzadenin aşkı da, elma yanaklı yörük kızının, gür kirpiklerinin gölgelediği lacivert gözlerinden, gönlüne akıvermiştir

Bu akış, her iki genci de ürpertmiş, birbirlerine büyüleyivermiştir
Hurşit Bey suyu içip, kabı yörük kızına vermişti Kız da işinin başına dönmüştü Fakat kafa tarümar, önündeki işin yönünü yöntemini şaşırmış, ıslak yün yığınının üzerine tokucu, bilerek değil, iradesiz olarak, kaldırıp indiriyordu Arkadaşları da, il oğluna su götüren bey kızının halinden birşeyler seziyorlar gibiydi

Hurşit Bey de oradan ayrılmıştı, uzaklaşıyordu amma, ayağı kösteklenmiş gibi idi, ilerliyemiyordu Avare ve ne yapacağını şaşırmış, zebun ve divane bir halde idi

Ava giden, fakat kendisi bir ceylanın sihri ile kalbinden vurulan Hurşit Bey, artık hergün silahını omuzuna alıp, yörük obalarının civarında dolaşır dururdu

Yörük kızı da, miknatisi bir kuvvetin etkisi altında, çeşitli bahanelelerle, hergün, sık sık kuyu başına gider, etraftan birşeyler arardı

En sonunda Kadıoğluzade ile, üç gün kuyunun yamacındaki koca kayanın duldasında buluştular Buluştular ama, kafa hercü merc, dilleri tutulmuş, birbirlerine ne söyliyeceklerini bilmeden bir müddet durdular, süzgün süzgün bakıştılar Sonra, içlerini, dilleri ile birbirlerine dökebildiler

Yörük kızı Mah-ı Mihri, Sarı keçili obalarının özbeğinin küçük kardeşi idi Artık gün aşırı, belli saatlerde, belli yerlerde, pek kısa da olsa, bu iki aşık buluşuyorlar, halleşiyorlar, dilleşiyorlar, aşkın nağmelerini birbirlerinize döküyorlar ve ayrılıyorlardı

Her ne kadar Mah-ı Mihri, yörük Özbeğinin Hurşit Beyle birleşmelerine ses çıkarmıyacağını zannediyordu, amma

Hurşit Bey, anası Selvinaz kadına konuyu açtı İki gün sonra, Molla Kadıoğlu, yanına iki arkadaşını alarak, gecenin alaca karanlığında atlarına binip, Anamas yaylalarına doğru yola koyuldularKuşluk zamanı, Sarı Keçili beyinin çatmasının yanına gelerek atlarından indiler Misafir haymasına buyur edilen misafirler, kahvelerini içip, hoş- beş ettikten sonra, meseleyi denk getirip açtılar Bir konar-göçer yörük beyinin kızı bir kasaba beyinin oğluna münasip idi, amma Kazın ayağı hiç de öyle değildi Yazları yaylalarda, kışları sahillerde, açık havalarda, burcu burcu reçine kokulu çam ve ardıç ormanları arasında, istediği yerde çadırını kurup, serazad yaşayan yörüğün kızı hiç pardı (dam) altına, dört duvar arasına girer mi idi?
Yörük özbeği gür sesi ile:

---- Ağalar, yörük kızı, yörük obasında gerek Hani bir söz vardır? Dağ kuşu dağda, bağ kuşu bağda “Dam altına verecek kızımız yoktur Kusura kalmayın

cevabını verdi Cevap kesindi, ısrarda fayda yoktu

Vakit öğle olmuştu Ortaya sumat serildi, dışarda alel acele kesilen, çebiç etinden yapılma saç kavurması ve yörük dolazı ortaya konuldu Dolazın yanına, harnup ağdası tası, kavurmanın yanına da, çalkama (ayran) tası konmuştu Yemekler yenildi, üzerine sade kahveler içildikten sonra, misafirler uğurlandı

Netice Mah-ı Mihri’nin tahmin ettiği gibi çıkmadı İki sevdalı, yine buluştular ve kaçmayı kararlaştırdılar Cuma günü, obanın erkekleri, Cuma Namazı için civar köylere gittikleri sırada kaçacaklardı Ama obanın adamları işkillendiler, bir kaçırma olayının olabileceğini özbeke söylediler Özbek, hemen o gün, kendi obasını toplayıp, akşamdan belirsiz bir istikamete doğru yola çıktı Göçün hareketi sırasında, Mah-ı Mihri, obanın ocağının taşını ters çevirdi Altın da, “ arkamdan gel” anlamına bir işaret koydu Oba ile birlikte yola koyuldu

Göç ovaya indi İstikametleri Konya taraflarına doğru idi Mah-ı Mihri rast geldiği bir çobana yaklaşarak, gidecekleri yeri söyledi ve Hurşid’in kendisine hediye ettiği bir yüzüğü çıkarıp, Hurşit Bey rast geldiğinde vermesi için çobana rica etti Zira Hurşit Bey’i bu civarda bilmeyen yoktu

Cuma günü Hurşit Bey tedarikini görüp, kır atını hazırlatıp, yaylamaya çıkmıştı ki, ne görsün? Obanın yerinde yeller eser Sevdalısının çamaşır serdiği dallarda kuşlar ötüşür, ağıllarda kartallar eşinir olmuştu Aylardır sevdası ile yaşadığı, hülyaları ile gecelerini uykusuz geçirdiği sevgilisinin obasını ıssız görünce, kederinden dermansız kaldı Attan düşercesine inip, atı bir çalıya bağladı ve çadırın söküldüğü yerdeki bir taş üzerine oturarak ağlamaya başladı

Sazını eline alarak, göz yaşları içinde, vurdu sazının tellerine Bakalım ne dedi, neler söyledi:

Bilmem Hinde gitti, Bilmem Yemen’e
Bıraktı bu ellerde beni divane
Bir sualim vardı çayır çimene
Çayır, çimen nazlı yarim nic’oldu?
Belki göçün sürmüşlerdir Ayaş’a
Şimdi gözüm etmez yari temaşa
Bir sualim vardır dağ ile taşa
Dağlar, taşlar nazlı yarim nic’oldu?
Delikanlı, bir ara kendine gelip, gözlerini yere indirdiğinde, taşlar arasında, bir işaret gözlerine ilişir Derhal, kızın Meyan (Kütahya) iline gitmekte olduğunu anlar Sazını eline tekrar alır, bakalım ne söyler:
Üç taşları bir araya çatmışlar,
Arasına bir tılısım atmışlar,
Mahmihrimi uykularda tutmuşlar
Sürmüşler gitmişler Meyan çözülene
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Birkaç gün sonra Bey, sazını torbasına yerleştirir, atına biner, yola koyulur
Dere, tepe iner, ovaları yel gibi aşar, nihayet bir gün, bir su başında, bir sürü koyunla karşılaşır Çobana seslenir ve ona şu türküyü söyler:
Çoban, sen bu yol üstünde durursun,
Gelen geçen yolcuları görürsün,
Mahmihri’den bana haber verirsin
Söyle çoban söyle, haberin var mı?

Çoban da, kavalı ile, Hurşid’in sorusuna şu karşılığı verir:

Ben kırk gündür, bu yollarda dururum,
Gelen geçen güzelleri görürüm,
Sevgilinden sana haber veririm
Sor sualin, sor da ünün vereyim

Hurşit, hemen sazına sarılır:

Çok oldu mu yarim burdan geçeli?
Sırtında kepenek miydi, keçe mi?
A çobanım sağlam mıydı, hasta mı?
Söyle çoban söyle, haber ver bana

Çoban, kızdan aldığı yüksüğü göstererek şu cevabı verir:

Aştı gitti, gördüm güzel boyunu
Çatık tutmuş kaşlarının yayını
Kırk gün oldu bekliyordum yolunu,
Vebalin boynuma attı da gitti

Çoban, son mısra ile, kızın kendisine ne kadar ricada bulunduğunu anlatırken, Hurşit Bey de hemen başlar:

İnim, inim kaldı güzel elimiz,
Firkat geldi, söylemiyor dilimiz
Çoban kardeş neye varır halimiz?
Söyle çoban söyle, öğüt ver bana
Niderim ben, bu dağlardaa niderim?
Başım alır diyar diyar giderim
Döner isem, seni vezir iderim
Hoşça kal sen, izin ver bana,
Atına biner, süratle hareket eder, fakat bir müddet sonra karşısına yedi tane yol çıkar, Bey şaşırır Yine çobana dönerek, yolun hangisinden gidileceğini sorar:
Bölüm bölüm oldu çoban yolumuz
Çoban kardeş nerden varır yolumuz?
Yedi çatal oldu koca yolumuz
Söyle çoban, hangisinden gideyim?

Çoban kavalı ile cevap verir?
Kıble tarafında bir göl açılır
Hakk’ın rahmetleri yere saçılır
Sağ kolun üstünde bir yol açılır
Onu doğrult da git Beyim oğlu

Hurşit Bey artık güneye doğru yürür Hakikaten de karşısına bir göl çıkar Atını göle doğru sürer, at tam karaya çıkacağı sırada, bir bataklığı dalar, arka ayakları tamamen çamura gömülür Hurşit bey güçlükle kendisini karaya atar Atın saatlerce kurtarmıya uğraşır, uğraşır amma bir çaresini bulamaz Çaresiz kalınca, ağlamaya ve atını orada terkederek, sevdalısının arkasından koşmaya karar verir Bu karar üzerin, atına bir ağıt okumaya başlar:
Atım arı ayağın mile batırdı,
Batırdı da balçıklara oturdu
Dermanım yarısın bile götürdü
Serim ata kurban, canım güzele
Kellesi iri idi, sağrısı geri,
Ne kadar çağırsam gelmiyor geri
Bile yitirdim, hem de nazlı yari
Serim ata kurban, canım güzele
Bir yanıma baktım saydır geçilmez,
Bir yanıma baktım çaydır geçilmez
Mevlam kanat vermeyince uçulmaz
Serim ata kurban, canım güzele

Şimdide atın methine başlar:
İnişe gidince ceylan sekişli,
Yokuşa çıkınca tavşan büküşlü,
Önü bedir, bedir çifte nakışlı
Serim ata kurban, canım güzele

Üç güzele ördürürdüm saçını,
Dört güzele dokuturdum çulunu,
Dosta doğru döndürürdüm yönünü
Serim ata kurban, canım güzele
Özengi vurunca yerinde titrer,
Kuyruk kaldırınca sağrısın örter
Doru at önünde can mı kurtulur?
Serim ata kurban, canım güzele
Hurşid’i görünce sağrısı terler
İnişe gidince nalları parlar
Mahmihrinin yolların arar
Serim ata kurban canım güzele

Hurşit Bey, atını göz göre göre bataklıkta ölüme terkederek, yayan vaziyette, sazı kolunun altında yola devam eder

Bir zaman sonra, bir ağacın gölgesi altında dinlenirken, havada uçup giden birkaç turna görür, dokunur sazının teline, bakalım ne der:
Turnam gidiyor talana
Dağları dolana dolana
Yarimden haber verene
Turnam yare selam söyle

Turnam gidiyor eşine,
Şu cefalı yar düşüne
Canım aldırdım nefesine
Turnam yare selam söyle

Gökte giden üç turnalar
Birbirine eş turnalar
Önde giden beş turnalar
Turnam yare selam söyle
Yüce dağların belinden
Süzülün bade yerinden
Sefil Hurşit’in dilinden
Turnam yare selam söyle
O gün, ormanın içinden, korkulu rüyalarla dolu geceyi geçip, sabahleyin erkence, yine yoluna devam ile, ertesi günün akşamına kadar yürür, karşı dağın üstünde bir gül kümesine rastlar Oturur gül dibine ve dokunur sazının dertli dertli tellerine:
Gül ağacı deste deste
Dibinde yatırım hasta
Önümü döndürdüm dosta
Gül yarimi görmedin mi?
Gül ağacı biçim biçim
Ben ağlarım için için
Yarim yükletmiştir göçün
Gül yarimi görmedin mi?
Sazını bırakır bırakmaz uyuya kalan Hurşit Bey, bir ara uykudan uyanır, perişan bir halde yoluna devam eder Birkaç saat sonra, bir köy, kenarına gelerek, köy çeşmesinin başına oturur O sırada çeşmeye, bir koca karı, ardı sıra da koca karının kızları gelerek, bu delikanlıyı gözetlemiye başlarlar Hurşit Bey, bu ihtiyar kadından bir tas su ister ve kadının kızlarını sorar Kadın suyu verirken, kızlarının birinin adının Penbe, birinin Zümrüt, en küçüğünün adının da Mihri olduğunu söyler Bu arada da böyle bir delikanlıya kaynana olmayı kafasından geçirir durur

Bu ara Hurşit’in aşkı, yine cûşa gelir, yine sazını eline alarak kocakarıya söylemeye başlar:
Ebem şu dağları aştım da geldim
Tuzluca göllere düştüm de geldim
Mahmihri’nin sevdasın tuttum da geldim
Aman ebe kadın bana bir haber

İhtiyar kadın, Hurşit Bey’in gözlerindeki asaleti okuyarak, böyle bir delikanlıyı, üç kızı bekar dururken, kaçırmamayı ve Hurşid’e kendi kızlarından birisini vermeyi düşünür Bunun üzerine, şu koşmayı cevap olarak okur:
Oğlum dağları aştın bilirim,
Derince gölleri geçtin bilirim
Mahmihri’nin sevdasına düştün bilirim
Mah’ı terket Mihri’den söyle

Mihri, koca karının küçük kızının adıdır Ad benzerliği dolayısıyla, bu kızı beye takdim eder Hurşit Bey de buna, şu cevabı verir:

Ebem geldiğim eller uzak ve taşlı
Evde kara anam gözleri yaşlı
Benim yarim ebem bir uzun saçlı
Aman ebe kadın bana bir haber

Koca karı yine ısrar eder
Geldiğin yolları bilirim taşlı
Hasretli anayın gözleri yaşlı
Üç kızım var, hepsi de uzun saçlı
Mah’ı terket Mihri’den söyle

Hurşit bey, bu kadının ısrarını kapılmayarak, şiddetle yerinden kalkar ve yoluna devam eder

Ertesi gün yolu bir köye düşer Köyde çalınan davullar, köyde yapılmakta olan bir düğün haber vermektedir Hurşit Bey, köy kenarında gördüğü bir çocuğa durumu sorar, çocuk da:

---- Konar göçer yörük özbeğinin kardeşi Mah-ı Mihri ile Germiyan Beyi’nin oğlunun düğünleri vardır diye cevap verir

Zavallı Hurşit’in yüreğine bir ateş düşer Kendisini bir aşık edası ile düğün damına atar Gece yarısına doğru, düğün sahibi Germiyan Beyi’nin oğlu, misafir aşıktan bir türkü ister Hurşit Bey de, bu yeni rakibine, yana yakıla şu türküyü söyler:

Ne güzel yakılmış yarin kınası
Beş kese akçeye değer sinesi
Torulmuş, terlemiş kaymak memesi
Desem Han öldürür, demesem öldüm
Kadir Mevlam kalem vermiş, kaş vermiş
Ağzına mercandan ufak diş vermiş
Ak memeler domur domur baş vermiş
Desem Han öldürür, demesem öldüm
Varayım göreyim Arabistan’ı
Yare giydireyim telli fistanı
Sevem koynundaki pamuk mestanı
Desem Han öldürür, demesem öldüm

Seyreyleyin Ferhat ile şirin’i
Ne hoş sevmiş onlar birbirlerini
Hurşit verir Mihr’e garip serini
Desem Han öldürür, demesem öldüm

Bu konuşmada, Han diye bahsedilen tabii ki Germiyan Beyi’nin oğludur

Orada bulunanlar, bu türküden fena halde hiddetlenirler Hele damat adayı, adeta çıldırmıştır Nerede ise, elinden bir kaza çıkıp Hurşit Bey’i öldürecektir Ama orada bulunanlardan, Tütüncü Hasan adında bir kabadayı, ortalığı yatıştırır

Bu olay, Mah-ı Mihri’nin kulağına gider Durumdan şüphelenerek, bu aşığı görmek ister Damat adayını çağırtarak, ona söyle der:

---- Dün akşam beylerin huzurunda saz çalan aşığı ben de dinlemek isterim

Kızın istediğini kırmak istemeyen damat bey, aşığı kızın huzuruna gönderir
Hurşit Bey meclise vardıktan sonra, bir perdah yaptıktan sonra söylemeye başlar:

Kaldır nikabını aradan
Görenler şad ü man olsun
Çak eyle hak-i payini
Gizli sırlar beyan olsun
Ben seni severim candan
Mah-ı Mihrim geçme benden
Gümüş saçtan, gül memeden
Hissemi ver helal olsun
Döşüme geldim döşüme
Bak neler geldi başıma
Al duvağın sür başıma
Hakkımı ver helal olsun
Hurşit derler güzel mahım
Seni yakar benim ahım
İki gözüm, melek şahım
Yarın mahşer divan olsun

Kadınlardan hiç birisi, bu türkünün ne olduğunu anlamazlar Fakat, Mihri Hurşit Bey’e usulca, gece yarısı gelmesini söyler

Gece yarısı olur; eski aşıklar, tavla damından iyi bir at seçerek kaçarlar Ertesi gün, Germiyan Bey’inin oğlu kırk atlı ile, kaçak aşıkların peşine düşer Hurşit Bey ve Mah-ı Mihri yi, Hurşit Bey’in atının battığı batığın yakınında kıstırırlar Vakit gece olduğundan kızı bir ağaca bağlayarak, Hurşit Bey’i cellada teslim ederler Cellad, Hurşit Bey’i kesmeden önce, son arzusunu sorar, o da bir türkü söylemek istediğini bildirir Göz yaşlarının son damlalarını sazının üstüne akıtarak, şu türküyü söyler:
Mah-ı Mihrim için ölem
Beni uz kes Arap kölem
Hor dünyadan yüzüm dönem
Bir soluk göster yarimi

Cellad, Hurşit Bey’in daha fazla söylemesine fırsat bırakmadan, başını gövdesinden ayırır Kanlı gömleğini de Bey’e götürür

Mah-ı Mihri, kanlı gömleği görünce bir vaveyla koparır Hurşit’in başı ucunca bir türkü söylemekte ısrar eder Türküye izin vermedikleri takdirde, Han’a teslim olmayacağını söyler

Han, kızın, cellatla beraber,gitmesine izin verirMah-ı Mihri Hurşit Bey’in başucuna geldiğinde, gözlerinden kanlar akıtarak, şu türküyü okumaya başlar:
Ormanlarda ayva olmaz
Araplarda namus olmaz, ar olmaz
Ölür Mah-ı Mihri size yar olmaz
Öldürdün Hurşit’i neyledin Arap
Kul olayım, kametine postuna
Nasıl kıydı Arap, nazlı dostuma
Beni de yık cesedinin üstüne
Öldürdün Hurşit’i neyledin Arap

Mah-ı Mihri, bu ağıtlarını yaparken bir yandan da, cebinde saklı tuttuğu bıçağı çıkarıp, kendisine saplıyarak Hurşit’in cesedinin üstüne düşer ve Hemen ölür

İki sevdalı, bu şekilde birbirlerine kavuşurlar Han da Mah-ı Mihri’ye bir kötülük edememiş olur

(Not:Hikaye D Ali Gülcan'dan alınmış ve kendi anlatımıyla aynen aktarılmıştır)



KARAMAN BEĞDİLİ TÜRKMENLERİNİN HİKAYESİ


Orta Anadolu bölgesinin, Karaman dolaylarına gelmezden evvel Beydili – Beğdili – Türkmenlerinin yaşama yerleri, Fırat nehri boyunda imiş Söylendiğine göre, Beydililerin tarihleri çok derin ve maceralarla dolu imiş

Beğdili de yaylasından inemez
İner ise göllücesin göremez
Attan inip bunlar çift süremez
Rakka’da nice eylesin Beğdili?

Dörtlüğünden de anlaşıldığı üzre, genel yasa ve düzene uymaktan kaçınıp; kendi arzusuna göre yaşamayı seven Beğdili oymakları, bu halleri ile, zamanına göre kendilerini buyrukları altına almaya uğraşanlara isyan etmişler, zamanına göre, devletin sille ve kahrine uğramışlardır ki aşağıdaki şiirler de Beğdili Türkmenlerinin bu karekterlerini göstermesi bakımından önemlidir
Seksen bir oba gelip konanda
Yalan dünya benim derdi Beğdili
Kadı oğlu Yusuf Paşa gelende
Bu nam kalsın der idi Beğdili
Füruz Bey’im böyle çalmış kalemi
Ünü tutmuş Beğdili’nin alemi
Yusuf Paşa üstümüze varanda
Göçinen düşmana vardı Beğdili
Koca Şitoğlu idi Hasan Çelebi
Çarhacımız Cafer olsun Beğdili
Şeyh efendi devre çaldı kalemi
Ünü tuttu Beğdili’nin alemi

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, maceracı olan Beğdili oymakları, komşuları Kürtlerin bölgelerine dalarak talancılık yaparlar, arazilerini kendi davarlarına yaydırırlardı Bu yüzden de Beğdili’lerle Kürtler birbirlerine daima düşman gözü ile bakarlardı

Bir zamanlar Beğdili aşiretinin Karaşıhlı oymağından bir kişi her nedense kendi oymağına gücenmiş ve karısını alarak, Rişvan Kürt obaları arasına geçmişti Bu Beğdili Türkmeni’nin genç ve güzel karısını, Rişvan aşireti beyi görmüş ve göz koymuştu Bir gün, Türkmen’in genç ve güzel karısını kendi evine çağırtmış, beş gün evinde alıkoyduktan sonra, kocasına iade etmiş

Namusa ilişkin bu olaydan çok üzülen ve utanan Beğdili Türkmeni, kendi obalarından ayrılıp, buraya geldiğinden pişman olmuş, karısı ile kavilleşerek, bu olayın dal budak salıp etrafa yayılmasını önleyerek, tekrar kendi Türkmenlerinin arasına dönmüşler

Her sene Rişvan Kürtleri, kış mevsiminde çöle kışlığa inerlermiş Fırat nehrinin bir tarafında Rişvanlıların çadırları, bir tarafında da Beğdili Türkmenlerinin çadırları bulunurmuş Her iki tarafın çobanları nehrin kendi taraflarında koyunlarını otlatırlarmış Çobanlar nehrin kenarına her yaklaşışlarında, Rişvan Kürt çobanları, Beğdili çobanlarına ünlüyerek, Türkmenlerde bir kuzu çobanları bulunduğunu, bu kuzu çobanının büyüyüp büyümediğini sorarlarmış Bu soruyu, nehrin kenarına her yaklaşıp, karşı karşıya geldiklerinde tekrarlarlarmış

Bu halden önceleri bir şey anlamıyan Beğdili çobanları, sonraları canları sıkılmaya, sinirlenmiye başlamışlar Bir taraftan da birşeylerden işkilenmiye başlamışlar Bu olayı prostesto amacı ile, bir gün, kendi oba beylerinin yanına giderek, çomaklarını oba beyinin önüne atmışlar Oba beyi bu hareketin sebebini sorduğunda çobanlar da devam edegelen durumu anlatmışlar

Oba beyi bu iş üzerine kafa yorarak tahkikatı girişmiş; neticede Karaşıhlı obasından bir adamın, Rişvanlılar arasına kaçtığını ve bir müddet sonra da geri geldiklerini öğrenmiş O adamı buldurtmuş; yanına çağırtarak sıkıştırması üzerine, adamcağız bütün gerçeği ile itiraf mecburiyetinde kalmış

Bunun üzerine, Beğdili Türkmenleri ile Rişvan Kürtlerinin arası daha fazla açılmış Beğdililer, Rişvanlılara çölde tat- dirlik vermemeğe başlamışlar Kış ortasında Rişvanlılar yaylaya dönmek zorunda kalmışlar

Rişvanlılar yerlerine varınca, reisleri, bütün oymak ve oba beylerinin yanına toplamış, Beğdili Türkmen oymakları ile savaş etmeğe karar vermişler; oldukça büyük bir kalabalık ile Türkmenlerin üzerine yürümüşler

Beğdili Türkmenleri durumdan işkillenerek, ne var ne yok diye anlamak üzere, Hizan Kasım ile koç Sevindik adlarında iki cesur Türkmeni Kürtlerin tarafına yollamışlar Bu iki bahadır Türkmen, habersizce ve kıyafet değiştirerek Rişvan reisinin yanına kadar sokulmuşlar ve reisin savaşa hazırlandığı bir sırada, Alçakanat adındaki atına binmek üzere iken, bunlar silahlarını çekerek, reisin seyisinin üzerine hücum etmişler İkisi birden seyis ve etrafındakileri alt ederek Alçakanat’a binerek kaçmışlar Arkalarından silahları ile Kürk süvarileri takibe kalkışmışlar da, reis “Bırakın Alçakantı’ın arkasından at yetişmez “ deyince takipten vaz geçmişler

Beğdili ve diğer bazı Türkmen boylarından bir takım aileler, eskiden Kürtler içine karışmış, anlaşmış ve beraber yaşıyorlarmış Rişvanlılarla, Beğdililerin arasındaki gerginliğin son kerteye gelip, çatışmanın başlıyacağı bir sırada, Kürtler içindeki Türkmenler birbirleri ile sözleşerek, savaş başladığında, Kürt saflarından, Türkmen saflarına geçmeyi kararlaştırmışlar Savaş sırasında, kendilerinin Türkmen olduğunun, Türkmen savaşçıları tarafından anlaşılabilmesi için de, başlarına yavşan çiçeği takmayı uygun görmüşler Gizlice bir ulak göndererek durumu Türkmen beyine bildirmişler

Savaştan önce Beğdili Türkmenleri, bütün kadın, kız ve çocukları Fırat nehri civarında bulunan bir mağaraya yerleştirmişler, kapıya da iki nöbetçi köle bırakmışlar, kölelere de Türkmenlerin tamamen bozulduklarını anladıkları vakit, namuslarının Rişvanlılar tarafından ayak altına alınmasını önlemek üzere, mağaraya kapatılan bütün kadın ve kızları kesmelerini tenbih etmişler

Döğüş başlamış ve neticede Rişvanlılar bozulmuşlar Kilis ile Antep arasındaki, Karsakal köyünün bağ sekisinin yanına kadar sürülmüşler

Bir başka söylentiye göre de Beğdililer Rişvanlıları, kuzeyde Nurhak ve batıda Çukurovaya kadar kovalamışlardır Bu arada Rişvan beyinin karısı Rahime Hatun yol üstünde durarak, Türkmenlerin geriye dönmelerini rica etmiş; Türkmenler, Rişvanlıların nereye gittiklerini sordukları zaman da Rahime Hatun “ Rişvanlılar benim eteğimin altındadır” cevabını verince, ırz ve namus konusu üzerinde çok hassas ve hürmetkar olan Türkmenler, kadının bu söz üzerine takipten vazgeçerek geriye dönmüşlerdir

Yurtlarına geldikten sonra, Fırat nehrinin kenarındaki mağaraya kapattıkları ailelerini aldılar ve o tarihten sonra o mağarayı her yıl ziyaret etmek sureti ile mukaddes bir yer olarak tanıdılar
Bu savaşta, Çin Yusuf adlı bir Türkmen Beyi’nin gösterdiği kahramanlığı anlatan bir destan meydana gelmiştir ki bu destanın bir parçası aynen aşağıdadır
Esti deli poyraz bulandı hava
Evvel katilimsin sen Çukurova
Aşiret seni ister gel Kasım Ağa
Haykırdı meydana girdi Çin Yusuf
Ömrümde sevmezdim Arap’la Kürd’ü
Getirdi çadırı karşımda kurdu
Bin beşyüz atlıya dalkılıç girdi
Haykırdı meydana girdi Çin Yusuf

Çin Yusuf’un evi keçi kılından
Çin polat kılıncı inmez belinden
Bütün Rişvan kan ağlıyor elinden
Haykırdı meydana girdi Çin Yusuf
Omuzunda cida elinde satır
Kesilen kelleler taş gibi yatır
Kaçma Bekir Ağa Salavat getir
Haykırdı meydana girdi Çin Yusuf
Kasım Ağa der ki ben kılıcım aştım
Çok şükür Hüdü’ya kalmadı Yassım
Var meth eyle Beğdili’m dostum
Aç kurt gibi giriştiler düşmana

(Not:Hikaye D Ali Gülcan'dan alınmış ve kendi anlatımıyla aynen aktarılmıştır)

Alıntı Yaparak Cevapla

Karaman Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karaman Gelenek Ve Görenekleri




İNANMALAR

1- HAVA DURUMU İLE İLGİLİ İNANMALAR


Karaman, yörük, türkmen, muhacir ,çerkez, dağlı ve yerlilerden müteşekkildir bunlardan bilhassa yörükler,göçebe oldukları için hava durumlarıyla sıkı sıkıya ilgili bulunmaları sebebiyle,çok eskiden beri devam edegelen hava tahmin yeteneğine sahiptirler
Biz burada yörüklerden derleyebildiğimiz hava durumlarıyla ilgili inanmaları folklor malzemesi olması bakımından yararlı görerek yazıyoruz
Kış gününde,gök yüzünün ortası açık,kenarları kapalı olursa,kış mevsiminin daha da uzun süreceğine işaret vardır
Dağda yayılan hayvanlar,arkalarını birbirlerine dayarlarsa,o sene kar ve yağmurun bol olacağına inanılır
Karaman’ın kuzeyinde bulunan Karadağın üzerinde bulut bulunursa,yağmur yağacağına inanılır
Dağlarda bulunan,serçe büyüklüğünde,güzel öten bir kuşun bütün namaz vakitlerinde ayrı ayrı ötüş tarzıyla namaz vakitlerini bildirdiğine inanılır
Eşeğin kuyruğu aşağıya doğru eğik olursa yağmur yağacağına inanılır
Dağlarda yetişen ve adını yüzerlik denilen,tütsü yapmakta kullanılan bir çeşit otun sık olarak görüldüğü yaz mevsiminin kışının çok olacağına inanılır
Ağustos ayının ilk on günü içerisinde, köpekler kuyruklarını bacaklarının arasına kıstırarak oturur veya gezerse, o yıl kışın zorlu geçeceğine inanılır
Güz mevsiminde kavak ağaçları yapraklarını üsten dökerlerse, o yıl kışın uzun olacağına inanılır
ÇEŞİTLİ İNANMALAR
Oturan kişilerin ayakları üstünden atlanırsa, bu kişinin de muskası varsa, muskanın bozulacağı inancı vardır
Oturan çocuğun üzerinden atlanırsa çocuğun boyunun kısa kalacağına inanılır
Boyu çok fazla uzayan çocuğun, bir yere ayak üstü durdurularak boyu hizasından bir çizgi çekilecek olursa, çocuğun boyunun çekilen çizgi kadardan fazla olamayacağına inanılır
Çok gülen bir insanın, baş parmağının tırnağına baktığı zaman gülmesinin geçeceğine inanılır
Gelin geleceği gün yağmur yağarsa, gelinin bereket getireceğine inanılır
Sabahleyin, ilk alışveriş eden esnaf, aldığı parayı yere atar veya sakalına sürerse o günkü alışverişin bereketli olacağına inanılır
Hayvan pazarından hayvan alan adamın, hayvanı aldıktan sonra, satıcının avucuna koyduğu tozu, hayvanın başından kuyruğuna kadar üç defa serperek “Hayır”gör demesiyle hayvanın daha bereketle olacağına inanılır
Akşamleyin sakız çiğnemenin ölü eti çiğnemiş gibi olacağına inanılır

2- OCAKLAR

Halk ilaçlarından birisi de ilaçsız ve yalnız duaya dayanan büyük yatır olduğuna inanılan kişilerin türbelerinde bir takım merasimler yapılarak uygulanan tedavi şeklidir
Anadolunun her yerinde olduğu gibi, Karaman’da da bol miktarda türbeler bulunmaktadır Halk arasında her türbe ayrı ayrı hastalıkların şifa merkezi durumundadır
Dertlere derman kabul edilen bu türbelerden ve hastalık ocaklarından tespit edebildiklerimiz aşağıdadır
KARAMAN : İlçenin Cedid mahallesinde oturan karı koca bir aile Yılancık hastalığının ocağı durumundadır Hastalığa yakalanan kişiler bu eve gelerek, kıyılırlar Hastalıktan kurtulabilmek için Arılık adı verilen bir miktar parayı da kıyıldıktan sonra kıyıcıya verirler
KARAMAN : İlçenin yine aynı mahallesinde bir de korkuluk ocağı vardır herhangi bir şeyden korkanların korkuluklarının tutulmaması halinde kırk gün geçmeden ölecekleri inancı burada hakim olduğundan, bir şeyden korkanlar bu ocağa gelerek korkmalarının gitmesi için kıyılırlar
KILBASAN : Burası Karaman’ın belediyeliği durumundaki bir yerleşim merkezidir Ekzamaya tutulan kişiler burada bulunan ekzama ocağına gelerek kıyılırlar
İBRALA : Yine burası da Karaman’ın belediyeliğidir Türkiye’nin her tarafından ağrısı ve sızısı olanlar buradaki ocağa gelerek kıyılırlar
BUCAKKIŞLA : Karaman’ın güney batısındaki bir belediyeliğidir Yarım baş ağrısına yakalananların kıyıldıkları bir ocak mevcuttur
MORCALI : Burada Ali Beke türbesi denilen bir türbe vardırçocuğu olmayanlar, buraya gelerek kurban keserler ve Allah’tan zürriyet dilerler Çok sınanmış yerlerden sayılır Olan çocuğa Ali Beke adı verilir
İSMAİL HACI TEKKESİ : Bu tekkenin mescidinin damını katiyen örümcek tutmaz Buradaki çatal direğin arasından geçenlerin bütün günahları dökülürmüş Bu habere bir çok dertlere ve sızılara deva imiş
EMİR MUSA MEDRESESİNDEKİ TÜRBE : Muradının hasıl olmasını isteyenler, bu türbeneni başındaki ve ayağındaki taşlara küçük taş ve tuğla parçaları sürerler, taş tutarsa murad hasıl olacağına inanılır
İNCİLİ DEDE : Fisandun köyündedir Yağmur yağmadığı senelerde buraya gelinerek dua edilir
MIHLITAŞ DEDESİ : Fisandun köyündedir Çocuğu olmayanlar buraya gelerek dua ederler ve taş çakarlar
TEFİT : Karaman’ın Cedid mahallesindedir Çocuğu olmayanlar, hastalıklı olanlar, sinir hastalığı olanlar bu kapalı olan yere girerek dua ederler
NALLI DEDE : Fisandun köyündedir Hz Ali’nin atının izi olduğuna inandıkları bir iz vardır kutsal bir yer olarak kabul edilir, o civarda kötü söylemek, düşünmek yasaktır
GARİP DEDE TÜRBESİ : Bu türbe, iç kalenin hemen kapısının önünde, çiftçiler sokağına inen bir meylin üstündedir Sandukası bozulmuştur Mezar taşında Karamanoğlu mezar taşı uslubu görülür Türbe bakımsız ve harap bir vaziyettedir
Anlatıldığına göre Garip Dede Hisar mahallesinde fırıncı imiş Ekmeği noksan yaptığı iddasıyla zamanın baş veziri tarafından idam edilmiş Fakat sonradan suçsuzluğu anlaşılmış, üstüne türbe yapılmış
Eskiden sıtmaya yakalananlar buraya gelirler, çorba nezrederler, hastalıkları geçince de burada çorba pişirerek çocuklara yedirirlermiş Eskiden hemen her gün, dedenin çorba ziyafeti verilirmiş
BEREKETLİ HOCA TÜRBESİ : Hisar mahallesindedir Uğur ve bereket isteğini karşılamak hususunda sınanmış bir ulu kişi olduğu söylenmektedir
CANBAZ KADI TÜRBESİ : Şehir Merkezinde Çocuk kütüphanesinin karşısındadır Burada yatanın cambazların piri olduğu söylenir Karaman’a gösteri için gelen cambazlar, gösteri yapmadan evvel buraya gelerek kurban keser ve dua ederler Rivayete göre Cambaz Kadı alim ve aynı zamanda cambazlık yapan bir kişiymiş Bir gösteri sırasında ipten düşerek ölmüş
DEMİR GÖMLEK : Türbe Koçakdede mahallesindedir Fatih Sultan Mehmet devrinde yapılan vakfiye kaydına göre, burada gömülü olan kişi, Karaman vezir-i azamlarından Eminü-d din’dir Bu adı Karaman’lılar Elmedin yapmışlar, şahıs ismi, sokak ve cadde adı olarak kullanmaktadırlar
Burada Emnü-d din beyin cevşen denilen gömleği bir zamanlar muhafaza edilirmiş Eskiden çocuğu olmayanlar, konuşmada ve yürümede geciken çocuklar buraya getirilerek sırtlarına buradaki gömlek giydirilirse şikayetleri ortadan kalkarmış
KARAGÖZ DEDE : Zeyne mahallesindedir Evlenemiyen kızlar burayı ziyaret ederler ve kurban vadederlerse muratlarına ereceklerine inanılır
TUNÇ AYAKKABI : Dikbasan mahallesindedir Burada bir tunç ayakkabı varmış, bununla hasta çocuklara su içilirse, hastalığın iyi olacağına inanılır Ayakkabı zamanla kaybolmuştur
KÖPEK DÜŞMANI DEDE : Hisar mahallesindedir Ağrıları ve sızıları olanlar türbenin sıvasını yalayarak hastalığın iyi olacağına inanırlar
Aynı zamanda buradaki yatır, köpek ve tazıların amansız düşmanıdır Buraya giren bu çeşitten hayvanlara derhal nüzul isabet eder ayakları tutmaz olurmuş
HIZIR İLYAS SUYU : Avgan köyünde sınanmış bir su vardır hayaları yarılmış çocuklar ve çıbanlılar buraya gelirler, Hızır İlyas suyunda yıkanırsa Allah’ın izniyle geçermiş Fıtıklı çocukların babaları oradaki çalıları aşı yapar gibi yararlar, iple sararlarmış Çalılardaki yarıklar kapanıncaya kadar çocukların fıtıkları da geçermiş
KIRK ANAHTAR : Çocuklar zayıflıktan kurtulamadıkları zaman cedid mahallesinde bulunan kırk anahtar ocağına giderler, kırk anahtarın bulunduğu bir tasla çocuğa su dökülürse çocuk zayıflıktan kurtulurmuş
TEVHİD EVİ : Hacı Celal mahallesindedirburada bulunan bir küp sınanmış aletler arasına girmiştir Bir muradı olanlar bu küpün kulplarına çaput bağlayarak dua ederler
AĞRI KESEN DEDE : Ketenci caminin doğusundaki kabristandadır Başı ağrıyanlar veya vücutlarında herhangi bir ağrısı olanlar buraya gelirler, dua ettikten sonra;
------ Ağrımızı buraya mıhlıyoruz diyerek çivi çakarlarsa, Allah’ın izniyle ağrıları ve sızıları geçermiş Bir rivayete göre burada yatan zat, Nakşibendi erenlerinden Adanalı Hacı Osman Efendidir
BAHTIM DELİĞİ-BAHTIM DAĞI : Burası Karaman’ın dışında, Hamza zindanı denilen mağaranın sağındaki, yüksek bir kayanın yan tarafında, ilk insanların oydukları meskenlerden birisin doğuya açılmış bir kapısıdır Bu kapıya Bahtım Deliği, bulunduğu dağa da Bahtım Dağı denilir Baht ve talihinin kötü olduğunu zannedenler buraya gelirler ve ellerini kaya deliğine sürerlerse, kötü talihlerini yenerlermiş Bunu yaparlarken de avazları kadar bağırırlarmış “Açıl Bahtım Açıl” diyerek
DELİKTAŞ : Dış tekke civarında, Fisandun yolu üzerindedir Mantar gibi bir kayanın üzerindeki bu tabii delikten üç defa geçenlerin talihi açılır, çocuğu olmayanların çocuğu olur, yürüyemeyen çocuklar yürürlermiş Bu taş, son senelerde kaybolmuş
İBRALA TEKKESİ : Kasabanın içinde ağrılara ve sızılara karşı sınanmış bir tekke vardır Türkiye’nin dört bir tarafından ağrı ve sızıları olanlar buraya gelerek, tekkenin şeyhi vasıtasıyla ağrıyan ve sızlayan yere kırmızı bir bez örterek, bıçakla kıyılırlar
Buralarda toprak duvarlı, toprak örtülü bir damın altında, kabir sandukasına benziyen bir hörküçlü yer vardır hasta bu deliğe elini sokarak aldığı kumu yalarmış ve Allah’ın izniyle hastalığı geçermiş
Tekkenin şeyhi İbrahim Efendinin karısının anlattığına göre, tarihini bilmedikleri bir zamanda, bir kış günü kar yağarken, buraya çıplak bir adam gelmiş Kendisi eve alınmış, yemek ikram edilmiş, yalnız ekmeği yemiş ve giderken de eve bir bıçakla kırmızı bir bez bırakmış, kapıdan çıkmış, şimdiki sandukanın bulunduğu yerde ortadan kaybolmuş Sonradan buraya bir makam yapılmıştır
SAÇAKLI KARA MÜFTİ : Orta hisarda, Pir Ahmet Efendi camii içindeki mezarlardan birisi bu yatıra aitttir Davalarında ve işlerinde haksızlığa uğramaktan korkanlar, buraya gelerek ziyaret ve duada bulunurlarsa, işlerinin düzgün gideceği inancıyla hareket ederler Bu yatır hakkında anlatılan birde menkıbe vardır
Mehmet Efendi devrin büyük müderris va alimlerindenmiş Bir gün medrese talebelerine ders verirken konu Hızır Aleyhisselam’a gelmiş Bu peygamber ölmüş mü dür, yoksa hayat suyu içtiği için ölmezliğe mi kavuşmuştur? İşte bu sırada bir talebesinin gülümsediği dikkatini çekmiş Ertesi gün:
------ Molla demiş, dün ben Hızır Peygamberden bahsederken sen niçin gülümsedin?
------ Efendim demiş, o vakit yanımda Hızır Aleyhisselam vardı da ondan
------ Molla bir daha geldiğinde beni de takdim et
Ertesi gün Hızır tekrar gelmiş, öğrenci ile berabermiş Hocası sormuş:
----- Molla gelmediler mi?
----- Hocam geldiler amma siz o vakit ayna ile sarık tuvaleti yapıyordunuz Bu tutumunuz hoşuna gitmedi, dünya iptilanıza hükmetti ve gitti
Mollanın cevabını alan müderris, sarığını paramparça etmiş, gelişi güzel başına dolamış Böyle gezmeye başladığı için ona saçaklı Kara Müfti demeye başlamışlar
SARI BEY SULTAN : İdemid’deki kabristanda yatan ulu bir kişidir Halk arasında süt dedesi de denmektedir Südü az olan veya hiç olmayan emzikli kadınlar buraya gelerek dua ederler ve sütleri çoğalırmış
HODUL BABA TÜRBESİ : Karaman’ın kuzeyinde bulunan Karadağ civarındaki Deyle köyü civarında, dağın zirvesi yakınındaki bir mağarada Hodul Baba’nın türbesi vardır
Köylülerin söylediklerine göre, Hodul Baba yabani koyunların koruyucusudurbazı kaynaklarda bu isim Fodul Baba olarak da geçer Karaman’lılar ve yakın köylüler bu türbeyi sık sık ziyaret ederler Küçük taşları üst üste koyarak kuleler yaparlar Kimse bu kuleleri yıkmaz Dedenin civarı böyle binlerce kule ile doludur Bu kulelerden murat koyun sahiplerinin koyunlarının korunması ve sayıların çoğalmasını temin etmek içindir

Alıntı Yaparak Cevapla

Karaman Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karaman Gelenek Ve Görenekleri




KARAMAN’DA ESKİ DEVİRLERDE YAPILAN DÜĞÜNLER

20 yüzyıl başlarına kadarki zamanlarda, Karaman’daki düğünlerin, bir çok yere nisbetle, çok üstünlüğü, debdebesi ve şatafatı vardı
Karaman düğünleri; evlenecek olan delikanlının ailesinin, ekonomik durumu ve sosyal hayatı ve mensub olduğu sınıfa göre değişirdi Bir bilim adamı ve hoca sınıfına mensup bir ailenin oğlunun düğünü ile, bir tarikat ehli, şeyh veya dervişin, bir şehir zengininin, esnaf tabakasından olan bir ailenin oğlunun düğünü için yapılan törenler hep ayrı ayrı idi
Genel olarak, oğlunun mürüvvetini görecek olan, baba ve anaların cömertlik damarı şahlanmış olurdu Her baba, oğlun mürüvveti için bir düzen kurup, bir tören hazırlamak özentisindedir
Varlıklı aile düğünü :
Düğün on gün öncesinden, ahçılar, işçiler angaje edilmiş olurdu Koyunlar kesilmiş, baklavalar hazırlanırdı Kazanlarda çeşitli yemekler pişirilmeye başlanırdı
Eş, dost sırası ile akşam yemeğine davet edilirdi Her akşam dört-beş sofralık misafir ağırlamak suretiyle, dört-beş akşam ziyafet devam ederdi Bu ziyafete, gelin kız tarafının erkekleri ve yakın akrabaları da davet olunurdu
Gelin alma günü, genel olarak Perşembe günüdür Çarşambayı perşembeye bağlayan gece dahil, her akşam, damat evinin hariciye dairesinde, hariciye dairesi yoksa, bir komşu evinde tebrikler kabul olunur Bunun adına mubareke denilir Misafirlere, bol sigara ve kahve ikram olunur, kahve pişirmek için de bir kahveci tutularak, sahanlıkta hazırlanan mangal başına oturtulurdu
Bu evin sokak kapısı önünde, meşale denilen çıralık, petrol ile yoğrulmuş mangal külü, çamur toprakları ya da çam odunları yakılmak suretiyle, sokak aydınlatılırdı Aynı zamanda, davulcu da her akşam, düğün evinin kapısı önünde davul çalardı
Misafir kabul olunan evde, iki oda ayrılmıştır; birisi yaşlılar, birisi de gençler alınırlardı Çok kere gençler için bir komşu evi hazırlanırdı

DAMAT EVİ TARAFINDAN GECE EĞLENCELERİ:
Damat tarafı ailesinin sosyal hayatı ve mali durumuna göre, mesela, zengin bir tüccar veya ziraatçi olan bir ailenin oğlunun düğününde, akşamları mubarekeye gelen yaşlılar, ayrı bir evde sohbet ederlerken, gençlerde ayrı bir evde, sazlı, içkili ve aşufte kadınların oynatılması yoluyla eğlenirlerdi Bu eğlenceler sabaha kadar sürerdi
Düğün sahibi, hocadan, müderristen, tarikat ehli bir şeyh ya da derviş ise, bunların düğünlerinde, içki, saz ve çengi eğlenceleri bulunmazdı Dervişler, Yunus’tan, Eşrefoğlun’dan, Kuddusi’den ve Bektaşi babalarından ilahiler ve na’tler söylemek suretiyle düğün akşamlarını ihya ederlerdi
Bununla beraber, düğün sahibi hoca ise, bir medresenin bahçesinde, dervişlerden ise, bir tekkenin bahçesinde, bir bahçenin değişik yerlerine meşaleler yakılmak suretiyle, medrese talebelerinin, her gece, Türk’ün zengin folkloründen çeşitli oyunlar ve eğlenceler yaparlardı

KIZ TARAFI EĞLENCELERİ
Kız evi tarafından da, kız babası bir komşu evinde hazırlık kurarak oturur, burada tebrikleri kabul ederken; esas gelin evinde, iki tefci kadın, kadınlar arasında tef çalar, türkü söyler, gecenin karşısında türkünün ritmine göre oynardı Bu oyuncu kadınlar, ekseriya, güveyi eğlencelerinde rakı dağıtıp, göbek atan kadınlardır
Bu arada, genç kızlar, taze kadınlar isteyerek veya istemiyerek ortaya kaldırılarak oynatılırdı Gelin olacak kız da bir naz ile ortaya çekilerek oynamaktan nasibini alırdı Oğlan evi kadınları da mübareke için kız evine geldiklerinde, damat anası oynadığı takdirde, o yılın bereketli olacağı inancıyla ortaya çekilerek kız anası ile birlikte karşılıklı olarak oynatılırdı Karaman’da ki bu kadın eğlencelerinde başka yerde olduğu gibi, bahçe ya da büyücek bir avluda kadınlı erkeli toplanıp, hep bir arada çalıp oynamak suretiyle birbirine karışmak adeti de yoktur
KARŞILIKLI MÜBAREKEYE GİDİŞ:
Salı akşamı, kız tarafının akraba erkek ve komşuları, erkek tarafına, önde bir fener taşıyan fenerci ile mübarekeye gelirler Aynı şartlarda, erkek tarafı da ertesi akşam, yine önlerinde fenercileri ve davul çalan davulcuları ile kız tarafına mübarekeye gelirler, otururlar, tütünler, kahveler ikram edildikten sonra bir müddet sohbet edilir, daha sonra mübarekeye gelenler, kendi toplantı yerlerine eğlenmeye giderlerdi
Kadınlar arasındaki bu tebrike gidiş gündüzleri yapılırdı Kadınlar arasındaki bu tebrikleşmede, tebrike giden taraf, kendi tarafının tefçileri ve varsa oyuncu kadınları ile birlikte, süslü, püslü carları içinde veya yarım örtüleri ile, bir konvoy halinde, oğlan veya kız evine giderlerdi Varılacak taraf, kız veya oğlan evi, hangi taraf ise, karşı tarafın kendi semtlerine yaklaşıldığı öğrenilince hemen, arı kovanından püskürür gibi, kadınlar, kızlar tefciler de teflerini çalarak sokağa çıkarlar, gelmekte olan tarafın tefcisi de tefini çalarak karşılaşırlar ve yürüyüşe başlarlardı
İki taraf konvoyunun karşılaştığı noktada şamata daha da fazlalaşır Her iki tarafın tefcileri son gücleri ile teflerini çala çala eve gelinirdi İşte, gelin kızın ve kaynanaların oynatılması, bu karşılıklı mübareke toplantılarında olurdu

GÜVEYİ TRAŞI VE GÜVEYİ HAMAMI:
Eski evlerin büyük avuları bahçeleri olurdu Ya damat evinin avlusunda veya damada yakın bir akraba komşunun avlusunda Salı veya Çarşamba günü öğle sonu güveyi traşı yapılırdı Bu avluya sandelyeler kerevetler hazırlanmış ve münasip yerlere de çullar serilirdi Güveyi traşı yapılacak olan bu evin odaları sofaları ve damları hatta bu avlunun görülebileceği komşu evlerinin damları kadınlar ve çocuklarla dolardı Çalgıcılar da yerlerini alırlar yavaş yavaş akorda ve perdeye geçerlerdi Berber gelir cura saz kanun ud darbukadan ibaret olan çalgılar çalınmaya ve uygun sesi olanlar oynak ve kıvrak türküler söylemeye başlardı Evvela damadın arkadaşları traş olurlar bu arada çalgıcılara ve bazı münasip davetlilere rakı ikram edilirdi Gençlerin akşam eğlencelerindeki oyuncu kadınlar da bu toplantıya getirilmiş olurdu Onlar da bu kalabalığın önünde sazların ritmine göre hünerlerini göstererek oynarlardı En çoşkulu türküler ve oyunlar damat traş edilirken söylenir ve oynanırdı Damadın traşı yarıya geldiğinde berber adet olduğu üzre usturanın kesmediğini söyler berber bu söylediği sözle yüklü bir para istediğini belirtmektedir Araya giren aracılar vasıtasıyla düğün sahibi ve berber anlaştırılarak berberin tıraşa devam etmesi sağlanır Damadın traşı bittikten sonra davetli misafirler aile yakınları ve komşular dağılmıyarak aynı evde veya bir komşu evinde hazırlanan akşam yemeği sofralarının başına toplanarak hazırlanan yemekleri yerler kahveleri içerler bir müddet istirahatten sonra akşam sonu güveyi hamamına gidilme hazırlıklarına başlardı

Şehirdeki hamamlardan birisi o gün için özel olarak kiralanırdı Hamam hazırlığı bittikten sonra çalgıcılar çalgılarını çalarak türkülerini söyliyerek kafile halinde hamama doğru yürüyüşe geçilirdi Zaten gündüzden çakırkeyf olan hamam alayında 8-10 kişi bir halka teşkil ettirerek böyle halka halinde hem yürürler hem de türkü söylerlerdi Damadın sağdıcı veya yakını birkaç kişi de rakıları peynir leblebi turşu vs içkiye elverişli mezeleri heybeler içinde hamama getirirlerdi Artık o gece boyunca çalgılar çalınır türküler söylenir İçkiler içilir ve yıkanılarak damat hamamı yapılırdı Sabah namazı vaktinden sonra kafile hamamdan zil zurna sarhoş çıkar yine koşmalar türküler söylenir şarkılar çalınır tabancalar patlatılarak bir hay huy alemi içinde akşamki eve gelinir burada sabah yemeği yenilirdi
GELİN HAMAMI:
Düğün haftası başlamadan evvel iki tarafta da telaş ve hazırlıkların başladığını daha evvel belirtmiştik Bu arada erkek tarafından gelin hamamı için ailenin maddi durumuna göre sabun hamam harçlığı ve yaşlı hanımların saçlarına yakınmaları için kına gönderilirdi Kız tarafı da düğün haftası başında aşçı denilen yardımcı kadını kız tarafı akrabalarına ahbaplarına gelin hamamına davetçi gönderirlerdi

Bu davet şöyledir: Pazartesi günü filan hamamda gelin hamamına Salı günü mübarekeye Çarşamba günü düğüne buyrun Bu davette gelin hamamı için bir özellik vardır Davet olunan aile kız tarafının pek yakınları ise aile kadılarının tümü hamama davet olunur biraz uzaktan akraba ve komşu iseler hamama evin genç kızı ile gelini davet edilirlerdi Hamama gidiş topluca ve tefci kadınlar önde ve tef çalarak gidilir hamama varıldığında hemen soyunulup yıkanılmaz topluluğa yetişemeyip geç kalanların da gelmesi beklenirdi Davetlilerin tümü geldikten sonra soğukluk (hamamın soyunma salonu) taki havuza etrafında gelin kızı dolandırma töreni başlar tefci tefi ile tefciye yamak olmak isteyen komşular da kiminin elinde hamam leğeni kimisinde hamam tasını tef gibi çalarak tefcinin tefinin ritmine uydurdurmaya çalışırlardı Önde tefci ve teflekciler arkada etrafındaki arkadaşlarının ortasında gelinlik kız ve diğer kızlar gurubu tefin oynak ritmi ile birlikte koşmalar ve türküler söylemek suretiyle havuzun etrafında dolanırlardı Hamama davetli genç kız ve gelinlerin giyindikleri en güzel elbiseleri ziynetleri altınları ve süsleri ile bu gelin dolandırma töreni bir nevi defileyi andırırdı Bu tören ahenkle orantılı olarak üç veya yedi defa dolanmakla nihayet bulurdu Tören tamamlandıktan sonra misafirler getirdikleri hediyelerini hamam natırına işçilerine tefcilere hatta hamamcı kadına takdim ederlerdi

Hamam günü kız tarafından seçilmiş münasip yaşlı bir hanım (bu hanım aynı zamanda organizatör vazifesini de görür) daha evvelden damat tarafından gönderilen sabun kına hamam hakkı paraları da beraberinde hamamcı kadının yanına oturur ve hamama gelenlere yıkanmak için sabunlarını başlarına yakmaları için bir miktar kınayı verir böylece davetliler yıkanmak için hamam kurnalarına girerlerdi

Gelin kız ise başta kaynana olmak üzere damat tarafının yaşlı hanımlarının soyunmalarına yardım eder bunların soyunmaları bittikten sonra kendisi de soyunmak üzere kendisini bekleyen birkaç arkadaşının yanına giderek beraberce soyunurlardı Yine tefler türküler ve koşmalarla iç hamama giren gelinlik kız önce kaynana teyzeler halalar elti ve görümcelerin yıkanmaların yardım ederdi İşin enterasan tarafı şudur ki gelinlik kız içeride sarındığı ipekli peştamal ve omuz havlusundan başka başı da dört bir tarafı boncuk ve ipekli motiflerle süslü beyaz tülbent başörtüsü ile bürünmüştür ve ancak gizleri meydandadır O sıcak altında onlara hizmet eden kızcağız buram buram ter dökerdi Bunların yıkanmalarına hizmet eden kızcağız verilen izin üzerine kendisi de yıkanmak üzere göbek taşının yanına gelirdi Gelin kızın göbek taşına yaklaşmasıyla içerde daha gürültülü bir kaynaşma başlardı Göbek taşının etrafında evvelkinden daha çoşkulu bir gelin dolandırma töreni daha yapılır daha sonra gelini yıkamak üzere iki kalıp sabunla birlikte seçilmiş usta bir natır gelir gelinlik kız göbek taşının ortasına oturtulur natır kadın da yıkama işlemine başlardı Kızın yıkanması sırasında bütün genç kızlar kimisi hamam tasını kimisi hamam leğenini kimisi su kovalarını alarak bütün kuvvetleriyle tefin havasına uyup türküler koşmalar söyliyerek ve kovalarla sular taşıyarak gelin kızın yıkanmasına yardım ederlerdi Natır gelini yıkadıktan sonra biraz kendisi için aldığı sabunla biraz da gelini yıkadığı sabunla usulen yıkanır ve çıkar giderdi Yıkanmış olan gelin kız hamamdaki büyüklerinin ellerini öper içerde yıkanmasını henüz bitirememiş oğlan taraflısı varsa yıkanmasına yardım ederdi? Gelin kızın yıkanmasından sonra davetliler yavaş yavaş giyinirler gelin kız soyunmada olduğu gibi yine kaynana ve yakınlarının giyinmelerine yardım ederdiHamamdan çıktıktan bir saat sonra gelin kızın başına altın örülürdü Eskiden saçlar şimdiki gibi kesilmezdi Hiç kesilmeyen saçlar bazen topukları bulurdu Bu uzun saçlar beş ya da yedi bölüme ayrılır her bölüme on kadar Osmanlı altınlarından yiğirmilik Gazi altını ve daha kıymetlisi olan sandıklı altını ki bu altınların kulpları mevcuttu saçın belirli aralıklarına bu halkalarından geçilir ve örülürdü Ekseriya gelin saçları klapdan denilen sin iplerle de sarılmak suretiyle güzel bir şekil verilerek örülürdü Gelin başına takılan bu altınlar damat tarafından vaat edilen ve gönderilen altınlardandı Başı yapılan gelin hanım yavaş yavaş oğlan evine gitme hazırlıklarına başlamış olurdu

Bu klaptan ile örgülü saçlara sırma saç denilir gelin hanım kırk gününü dolduruncaya kadar bu saç çözülmez kırkıncı günü kırk hamamı denilen ve yine bazı davetlilerle gidilen hamamda yıkanacağı gün sırma saçlar çözülürdü
GELİN KIZ EVİNE KINA GÖNDERME TÖRENİ:Çarşamba günü damat ailesi tarafından kız evine kına götürme töreni yapılırdıEğer Perşembe günü gelin hanımın çeyizi develerle götürüleceksehazırlanan süslü develerden birisinebir tarafına içinde kına ve bazı münasip yiyecek hediyeler konulmuş bulunan süslü bir sandık diğer tarafına da sandığın ağırlığınca bir yatak yada dayama yastık yükletilerek damadın sağdıcı ve birkaç yakını yanlarında çalgıcılar olduğu halde devede yüklü kınayı gelin evine götürürlerdi Şayet gelin alayı için deve katarı hazırlanmamışsa kına bir araba ile götürülürdü

GELİN GETİRME ALAYI
Akşamları yapılagelen toplantıların karekteristik durumu ve tutumuna göre gelin getirme alayı da çeşitli sınıflar arasında değişiklikler gösterirdi Eğer düğün sahibi yani damat tarafı zengin bir tüccar veya ziraatçi ise memleketin at binicileri cirit oynamak üzere kılıç kalkan oynayanlar kılıç kalkan oyunu yapmak üzere toplanırlardı Bu arada Hacı Bakı Efendi'nin veya Sıdırvanlı Hacı Talip Ağa'nın deve katarları da hazırlattırılırdı Bu develer gayet süslü havutlu ve her tarafları irili ufaklı çanlarla doldurulmuştur Ayrıca Tabakhane esnafından bir veya iki kişi de kirli tabak iş kıyafetleri ile ve başlarına düğünler için özel olarak hazırlanmış dudak ve göz yerleri delik keçe külahlarını ta boyunlarına kadar geçirerek ve bazı yerlerine çan takarak irice bir keçi tulumunu şişirip bu tulumla da ellerinde olduğu halde acaip kıyafet ve maskeleriyle düğün alayına katılırlardı

Kafilenin önünde cirit oynayacak atlılar kılıç kalkan ekipleri bir kaçında gelin almaya gidecek yengeler ve bazı davetliler binili gelin arabaları faytonlar körükler ve çocukların binmeleri için üstü açık at arabaları önde kayınbabanın süslü ve gösterişli atı daha arkada da deve katarı yola düzülerek gelin evine gelirlerdi O civardaki sokaklar tamamen dolmuş vaziyette olurdu Gelin evinde ağlamaklı ve telaşlı bir hava hüküm sürerdi Bir taraftan hazırlanmış olan gelinin ipekli çarşafı giydirilirken diğer taraftan da gelin tarafından hazırlanmış çeyizler ve damat tarafının daha önce gönderdiği eşyalar sandıklar develere yüklemeye başlanırdı

Develere bu eşyaların yüklemenin de bir adabı ve usulü olurdu Komşular yakın akraba erkekleri devecinin rehberliği ile süslü püslü eşyalar yükün dışında gösterişli olarak yastık ve çeyiz sandıkları üzerine serilir yine halı ve kilimlerde boydan boya serilirdi Bir taraftan da gelin tarafından birkaç kişi kucaklarında veya torbalar içerisinde çeşitli dokumalar ve kumaşlarla içerden çıkarak develerin atların ve çalgıcıların boyunlarına ikişer üçer metrelik bu parçaları dolarlardı Bu kumaşlardan cirit ve kalkan oyunu oynayanların boyunlarına da dolandırılırdı Bu dokumalar gelin babasının mali durumuna göre gazbahar şitarileri altıparmak veya emsali olan birer giysilik toplardandır ki yerine göre kimilerine tam kimilerine de yarımşar top kumaş ya da arşın işi kumaşlardan veya kumaş gibi baş bürgüleri bahşiş olarak sarılırdı
Bu işler tamamlandıktan ve develer yüklendikten sonra mahallenin çocuklarına da petrol lambası fincan takımları irili ufaklı aynalar bakır yemek tabakları siniler seten telli ağır kumaşlardan hazırlanan köşe yastıkları gibi göz alıcı çeyizler verilerek gelin kızın eşyalarının gösterilmesi sağlanırdı
Yengeler gelin kızı çeşitli ağıtlar ve sarılmalardan sonra alarak dışarı çıkarırlar ve kapalı faytona bindirirlerdi O günlerde dadılık görevini yapan kadın da hemen mutfağa giderek bir bakır kap alır içine de evin hamur mayası kabından bir parça maya kor bir de oklava alarak çarşafının arasına saklar ve gelin arabasına binerdi Evvelce ufak bir tepsi içinde kırmızı krep veya kordela ile süslenmiş bir mum hazırlanmıştır Dadı hanım bu hazırlanmış mumu araba içinde yakarak oturur mum tepsisini de elinde tutar; gelini uğurlamak için toplanan erkeklerden bir hoca dua eder Fatiha'dan sonra kayınbaba süslü ve haşmetli atına biner yine süslü elbiseli bir seyis de atın başındaki yulurdan tutarak çökertilmiş olan develer kaldırılmak suretiyle gelin alayı yavaş yavaş yürüyüşe geçerdi

Önde cirit oynayacak olan suvariler ve kalkan oyuncuları milli kıyafetleri ile yola düzülürlerdi Gelin alayında saz ekibi var ise önde davul ve diğer saz ekibi sıralanırdı Bu araba yürüyen eş dost komşu erkekleri bunların arkasında at üzerinde kayınbaba arkasında gelin arabası ve diğer yengelerin arabaları daha arkada yüklenmiş deve katarları en arkada da gelin ufak tefek eşyalarını taşıyan mahalle çocukları yola çıkarlardı Ciritciler şehrin uygun olan meydanlarında cirit oynaya oynaya kılıç kalkan ekipleri de gösteriler yapa yapı davulcuların gümbürtüleri at kişnemeleri develerin inceli kalınlı çan sesleri arasında şehrin münasip caddelerinde dolaşılarak damat evine doğru gidilirdi

Yukarıda niteliğini belirttiğimiz tulumcular ise bu mahşeri kalabalığın içerisinde maskara kıyafetleri ile ve şurasında burasında takılı çanların seslerini çıkartacak sallantılı hareketleri ile kalabalık halk arasındadırlar Avare ve haylaz çocukların üzerine koşarak bir heyecan ve korku yaratırlar aynı zamanda bu hareketleri ile konvoyun düzenini de sağlamış olurlardı Bazı anlarda haylaz çocukların üzerlerine yürüyerek tulumu sırtlarına vurur ama gözü pek çocuklardan biri de evvelden yanına aldığı bir çuvaldızı bir fırsatını bulup hemen tuluma batırmak suretiyle tulumun havasının boşalmasına sebep olur ki bu hal tulumcu için bir utançtır hemen ortadan kaybolur Gelin alayının geçeceği yollar üzerindeki evlerin damları da hep semt kadın ve kızları ile doludur Böylelikle münasip yerlerde durularak at oyunları kılıç kalkan gösterileri ve başka eğlenceler yapıla yapıla öğlen namazından sonra başlayan gelin götürme yürüyüşü ikindi vaktine doğru damat evinin bulunduğu sokağa girer

Gelin götürme sırasında kayınbabanın cepleri ufak madeni paralarla doludur Zaman zaman bu paralardan avuçlayıp etrafta dolaşan çocukların kümelendikleri yerlere serper işte bu sırada tulumcular da hünerlerini göstererek çocukları dağıtmaya uğraşırlar Gelin hanımı arabası yeni evinin kapısı önünde durmuştur Hemen birkaç komşu erkek kapı ile araba arasındaki boşluğa iki taraflı çuval veya kilim gererek gelinin geçeceği yolu kapalı hale getirirler Gelin bu yoldan geçip kapının eşiğine geldiğinde evvelden hazırlanmış olan kurbanlık koç kesilir Gelin hanım kesilen bu kurbanın üzerinden atlayarak içeriye geçer Bu arada dadı kadın da el çabukluğu yaparak hemen arabadan iner mum tepsisi ile gelinin anası evinden gizlice aldığı bakır kap içindeki maya ve oklavayı gerdek odasına bırakır Yanan mum tepsisini de bir kenara yerleştirir Bu mum tükenene kadar orada yanacaktır Bunlar uğur sayılır Bu arada dam veya duvar üzerinden on-onbeş yaşlarında bir erkek çocuk ufak madeni paralar su ve buğday dolu testiyi gelin arabadan inip kapıya doğru yengelerin kolunda ilerlerken uygun bir boşluğa fırlatır Kırılan testinin içinden dökülen su ile beraber yerlere dağılan paraları da çocuklar kapışırlar Bu paralar da uğur sayılır

Düğün eğer hocalardan veya bir tarikat ehli şeyh veya devrişir düğünü ise; medrese talebeleri bazı istekliler işlemeli zeybek elbiseleri cepkenleri hazırlayarak ellerinde ve bellerinde kılınçlar palalar ve tabancalarla ikişer sıra ile büyük bir alay ve bu alayın önünde sancaktar ve beyaz giysili sırma cepkenli iki küçük erkek çocuk maskot olmak üzere gelin götürme konvoyuna katılırlardı

Bir tarikat şeyhi veya derviş oğlunun gelin götürme alayında önde ilahi okuyan ve saz heyetini oluşturan dervişler takım ki bu takımda kimisi ilahi söyliyerek Rufai ve Kadiri tarikatından olan dervişlerden bir kaç tanesi tekke sazlarından mazhar veya bender denilen deve derisinden yapılma kalbur büyüklüğündeki tefi döverek kimi dervişler ellerinde birer tencere kap ağzına benzeyen pirinç madeninden yapılma zilhun denilen saz aletini birbirine vurarak kimi dervişler de 50 -60 santim uzunluğundaki bir şişin ucunda etrafında 10 -15 santim uzunluğunda zincirler yerleştirilmiş iri bir portakal büyüklüğündeki Şeşber adı verilen topuzu çeşitli yönlerde zıplatılarak bu üç tür sazın kendilerine özgü sesleri ile ilahicilerin söylediği ilahilerin ritmine uydurularak oluşturulan dervişlerin ulvi ahengi göklere yükselirdi

Bu arada yine uzun saçlı Rufai ve Kadri dervişlerinden kimisi perişan kıyafetleri ile ellerindeki topuzlu şişi sağ yanağından sokup sol yanağından çıkartarak; belden yukarısı çıplak dervişler de ortası delik nal biçimi demir levhaları göğüslerine ve kollarına yerleştirerek bu levhaların ortasındaki büyükçe deliklerden derilerini dışarıya asılıp bu çıkan kısımlara da şişler saplayarak gelin alayında gösteri yaparlardı Bir veya iki derviş de içinde ateş dolu büyük ekmek saçlarını başları üzerinde taşıyarak; bir kısmı da Rufai dervişlerinin adeti olan pirinç parçalarını ağızlarında soğutarak düğün alayına korkunç ve esrarengiz hava verirlerdi



Alıntı Yaparak Cevapla

Karaman Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #4
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karaman Gelenek Ve Görenekleri




YÖRESEL YEMEKLER:

Karaman yemekleri tarımla uğraşan toplumların yemeklerinin özelliklerini yansıtır Karaman'da yiyeceğin bol olduğuna dair şu tekerlemeler söylenir
1- Karaman okkası Çelebi lokması 2 Karnım açKaraman'a kaç
ÇORBALAR: Arabaşı Çorbası İşkembe Çorbası Domates Çorbası Yayla Çorbası Mantar Çorbası şehriye Çorbası Tarhana Çorbası Ezogelin Çorbası Toyga Çorbası Sulu Pilav Sakala Sünen (Mercimekli-Erişte Çorbası) Mercimek Çorbası Pirinç Çorbası Tavuk Çorbası Bezelye Çorbası Yoğurtlu Erişte Çorbası
YEMEKLER: Batırık Et Kabağı Yemeği Susuz Kebap Eğey Dolması Topalak Mıkla Pırasa Mıhlaması Keşkek Cibe Dolması İlisıra dolması Patlıcan Kebap Bulamaç Pırasa Dolması Kabak Çiçeği Dolması Yaprak Sarması Sulaç Etli Kuru Fasulye Tavuklu Patates Patlıcan Musakka Zeytinyağlı Taze Fasulye Yumurtalı Ispanak Izgara Köfte Izgara Pirzola Etli Nohut Yemeği Şiş Köfte Patlıcan Kebap Şiş Kebap Tas Kebap (Pilavlı) Orman Kebabı Ciğer Tava (Ciğer Kavurma) Çerkez Tavuğu Mantı Mülükü Calla (Güveç) Kabak Mücver Menemen Zeytinyağlı Barbunya Mercimekli Köfte Kısır Cılbır Kıymalı Yumurta Ispanaklı yumurta Sucuklu yumurta Omlet Tavada Alabalık Balık Tavası Balık Izgara Haşlama Bahçıvan Kebabı Kavurma Çoban Kavurma Saç Kavurma Piliç Dolması Salçalı Köfte Biber Dolması Domates Dolması Ciğer Izgara Böbrek Izgara Paça Haşlama Piliç Izgara Kabak Kavurması (Kabak Musakka) Patlıcan Musakka Karnabahar Musakkası Karnabahar Tavası Yerelması Yemeği Kış Türlüsü Patates Köftesi Mantı Sulu Köfte Etli Bezelye Tarhanabaşı Patates Oturtması Soğanlama Kabak Dolması Karnıyarık Karışık dolma Etli Bamya Töğmeken (Semizotu) yemeği Türlü Kapama Tirit Kabak Çullama Humus Zeyve Kebabı Domalan Yemeği
PİLAVLAR: İç Pilav Şepit Pilav Sütlü Pilav Erişte Pilavı Etli Pilav Yufkalı Pilav Mercimekli Bulgur Pilavı Bulgur Pilavı Pirinç Pilavı Sebzeli Çoban Pilavı Mısır Pilavı
BÖREK-PASTA-TATLILAR: Etli Ekmek Peynirli Börek Höşmerim Saray Böreği Su Böreği Bidik Tahin Helvası Aşure Zerde Palize Gaygana Sütlü Köftü Sütlü kabak Köpük Helva Küncülü Helva Guymak Elma Tatlısı Elma-Ayva Kompostosu Hoşaf Kayısı tatlısı Puf Böreği Sigara Böreği Kabak Tatlısı İrmik Helvası Keşkül Fırında Sütlaç Revani Tulumba tatlısı Şekerpare Lokma Tatlısı Baklava Sade Kek Havuçlu Kek Kurabiye Elmalı Poğaça Peynirli Poğaça Kalburabastı Cevizli Kurabiye Üzümlü Kek Sade Kurabiye Kadayıf Sütlaç Tatar Böreği Sigara Böreği Kayısı Musakka Ermenek Helvası Bandırma ParaköfteUyutma
PİYAZ-SALATA-TURŞU-SOĞUK MEZELER: Salata Turşusu Fasulye Piyazı Patates Salatası Patlıcan Salatası Yoğurtlu Havuç Salatası Cacık Garnitür Salatası Yoğurtlu Patlıcan Salatası Ezme Salata Domates Salatası

Alıntı Yaparak Cevapla

Karaman Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #5
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karaman Gelenek Ve Görenekleri




YÖRESEL GİYİM:

Karaman İli ve çevresinde giyim kuşam normalde Orta Anadolu giyim kuşam özellikleri gösterir 10-15 seneye kadar yaşlılarda ve gençlerde giyim kuşamda büyük fark yokken bu gün bu fark daha belirgin durumdadır Yaşlı kadın ve erkekler daha çok örf ve adetlerine bağlı atalarından gördükleri kılık kıyafetleri muhafaza etmektedirler Gençler ise Avrupai bir yaşantı içerisindedir Bilhassa ilimiz dâhilinde Avrupa'da çalışan İşçilerimizin çokluğu bu durumu etkilemektedir
İl dâhilindeki köyler arasında giyim ve kuşamda ufak tefek farklar olmasına rağmen genelde büyük özellikleri birbirine uymaktadır Yaşlı kadınlar başlarına fes giyer başlarını örter bellerine ipekten dokunmuş kırmızı renkli kuşak kuşanır Şayak denen kumaştan bolca dikilmiş şalvar giyerler Orta yaştaki kadınlar kirlik tutar entari giyerler İhtiyar kadınlar penez denen gümüş para dizilmiş olan fes takar ve zıbın giyerler Bütün bunların yanında ilimiz ve çevresinde kadınların büyük çoğunluğunun giydikleri giysiler şalvardır Şalvarın üstüne poşu denen büyükçe bir örtü örterler Normalde günlük yaşantılarında başlarına yaşmak denen kenarı işlemeli başörtü veya beyaz çember örterler Takı olarak kadınlar altın bilezik kolye küpe ve sarı lira takarlar
Erkeklerde ise; ihtiyarlar ve gençler arasında fark vardır Yaşlılar bellerine kuşak bağlar şalvar denen bol pantolon giyerler başlarına genelde takke giyerler Yaşlıların giydiği pantolonlar elde dokuma yünden yapılmış şalvar veya şayak denen giysilerdir Kışın giydikleri arasında yünden dokunmuş yün çoraplar vardır Gençler ise normal giysilerden ceket pantolon ile bazı yörelerde eskiden potin - çarık denen bir tür ayakkabı giyerken şimdi artık normal ayakkabı giyilmektedir
Kadınlar bazı bölgelerde üç etek denen bir tür giysi giyerler Bazı yörelerde manto - pardesü yerine peşli zıbın giyer şal örtü örterler ve uzun göynek giyerler İl genelinde 40 yaşın üzerindeki erkekler kaput bezinden dikilmiş uzun göynek ve uzun don giymekteyken yeni yetişen gen gerek ilimiz dâhilinde Avrupalı işçilerin çok olması ve gerekse halkımızın modern yaşantıya uyma çabaları bilhassa şehir merkezinde günün modasına uygun giyinmeye doğru gitmektedir
Kadınlarımız özel günlerinde düğünlerde bayramlarda hacı karşılama merasimlerinde "çakma" denen üzeri sırma işlemeli giysiler giyerler Sudurağı kasabasında kadınlar eşarpların üzerine beyaz bir çember bağlarlar ki bu da evliliklerinin işareti belirtisidir Boyalı köyünde kadınlar bellerine kuşak bağlarlar eskiden ayaklarına ayakkabı olarak giydikleri çarık şimdi ortadan kalkmıştır Sarıveliler ilçemizde yaşlı kadınlar üç etek fes ve entari giyerler ve çenelik takarlar Bazı yörelerde çarşaf denilen kuşak kuşanılır Ermenek Üzümlü köyünde kadınlar başlarını ve yüzlerini örtmek için "Mahrama" denen bir örtü örterler
İlimiz dâhilindeki en farklı giyim kuşam merkeze bağlı Taşkale kasabası kadınlarının giyim ve kuşam şeklidir Kendilerine mahsus özel bir şalvar giyerler ki; siyah kumaştan yapılmaktadır Başlarına fes takarlar Fesin çevresi madeni paralarla süslenmiştir Fesin üstüne ayrı bir örtü örterler bu tür giysi nerede görülürse hemen Taşkale kasabasının giyim şekli olduğu belli olur Ancak bu kıyafet bu gün sadece yaşlılara mahsustur Yeni yetişen gençlik bu giysilerini yavaş yavaş terk etmektedir

Alıntı Yaparak Cevapla

Karaman Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #6
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karaman Gelenek Ve Görenekleri




HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Ülke gerçeklerini öğrenmede halk biliminin önemi büyüktür Karaman folklorunu incelerken Anadolu folklorunu hazırlayan etkenleri bilmekte yarar vardır Orta Asya'dan gelen göçebe Türk kültürü İranlı öğelerle zenginleşmiş ve bazı dinlerin etkisinde kalmıştır Osmanlı imparatorluğunun parlak dönemlerinde çevre ülkelerinin fetihleri nedeniyle kültür alışverişi zorunlu olarak ortaya çıkmıştır Etnolojik açıdan Konya Karaman Ermenek Bozkır Hadim bir bağ sıralarlar Temeli Karaman olan eski gelenekler buralarda çok az faklılıklarla kendini göstermektedir Güneyde Mut Silifke Kuzey'de Çumra Akşehir'de bu bağ görülmez Burada uzaklık ve yakınlığın önemi yoktur Ticari ve tarihi akış içindeki nedenler önem taşır
Selçuklular döneminde Türkmenler sarp Toros dağlarına yerleşmişlerdi Daha sonraki tarihlerde (1228)'de Selçuklu sultanı Alaaddin bey Türkmen boylarını İçil yani İçel bölgesine yerleştirmiştir Bu boylar şimdi Anamur Gülnar Mut Erdemli Ermenek Silifke ilçeleri arasında geleneklerini sürdürmektedir Bu yöreler Selçukluların yıkılışından sonra Türkmen boylarının kaynaştığı yerler olmuş Silifke yöresinde boy ve oymak adları ile köyler kurup yerleşmişlerdir Bu boyların kökeninde Karaman'lı Türkmenlerin Orta Asya kaynaklı gelenekleri yaşar "Salur ve Beydilli" köyleri buna örnek verilebilir Buradan anlaşılıyor ki Karaman kaynaklı Silifke Mut oyunları değişikliklere uğrayarak kendini kabul ettirmiştir Karaman folkloru ve oyunları ise çeşitli nedenlerle köy düğünlerinden öteye gidememiştir Karaman folkloru bölgenin ova oluşu nedeni ile genel olarak tarımsal çıkışlı öğeleri taşır Halkın oynadığı oyunlara ve alışkanlıklara dayalı olarak düşünülmüştür Köy düğünlerinde sıralarda kış geceleri odalarda oynanan oyunlar Türklerin eski geleneklerinden günümüze izler aktarmaktadır
12 yüzyılda Maveraünnehir bölgesinden Anadolu'ya gelip yerleşen Salur boyuna mensup Karamanlı Türkmenler Anadolu'da milli kültürün kurulmasında ve yaşatılmasında en büyük faktör olmuşlardır Karamanoğlu Mehmet Bey dönem en parlak dönemini yaşayan Kararnanoğullan bir manada Anadolu'da ilk kurtuluş savaşını vermiştir Karamanoğlu Mehmet Bey Acem ve Arap kültürünün karşısına çıkarak ünlü fermanını söylemiş Türk dilini ve kültürünü koruma savaşını başlatmıştır Karamanoğlu Mehmet Bey Yunus Emre Bekir Sıtkı Erdoğan ve daha pek çok şair ozan ve düşünürün yaşadığı Karaman kültürünü yaşatmak folklorunu ortaya çıkarmak ve Karaman dışında duyurma çalışmaları sürdürülmektedir
KARAMAN'IN FOLKLORİK OYUNLARI
Karaman folklor ekibi kurulurken önce müze arşivinden Karaman giysileri araştırılmış Karaman folklorik giysileri çıkrık tufan tarım aletleri seyirlik oyun araçlarına kadar zengin folklorik koleksiyonlar olduğu görülmüştür Karaman'da çeşitli birimlerin kurmuş olduğu folklor ekiplerinin giysileri müzeden örnek alınmış bu kıyafetlerde ayakkabısından takılarına kadar eskiye bağlı kalınmıştır
Karaman köy düğünlerinde kına gecelerinde söylenen türküleri davul zurna tef eşliğinde oynanan kaşıklı oyunlar incelenerek Karaman folklorunun özellikleri ortaya çıkarılmıştır Bu oyunlar aşağıdaki türküler eşliğinde oynanmaktadır
İmaret'in Taşları: Geniş bir bahçe ortasında Türk sanatının şaheseri olan İmaret külliyesinin tabii ve sanat dekorlarından ilham ozanın söylediği Karaman'a has türküden esinlenerek düzenlenmiştir
Goşeveş Oyunu: Çerkezlerin oynadığı bir oyundur Mızıka eşliğinde erkekli kadınlı oyuncular el çırparak oynarlar Oyuncular özel giysiler üzerine erkekler gümüş kama kadınlarda gümüş süslemeli kuşak takarlar Karşılıklı olarak ta el çırparak ve dönerek oynanır
ERKEK KIYAFETİ:
Çarık pantolan üzerine renkli yün örme çorap (Püsküllü) şalvar (pantolan-tepme tezgahlarda yünden yapılmıştır) gömlek cepken (yelek) ve püsküllü bereden ibarettir Bu kıyafet çeşitli aksesuarlarla süslenmektedir

KIZ KIYAFETİ:
Patik yün çorap şalvar üç etek kuşak yelek gömlek fes ve eşarp'tan (tülbent-yazma) oluşur Kız kıyafetleri de çeşitli aksesuarlarla süslenmektedirKız ve erkek kıyafetlerinin en önemli tamamlayıcısı oyunların özelliği gereği kaşıktırHalk oyunlarımızda hakim olan çalgı aletleri Davul ve Klarnettir Bununla birlikte bazı yörelerimizde saz darbuka cümbüş davul ve klarnetin birlikte çalındığı da görülmektedir
Nişan düğün ve sünnet düğünleri ile özel günler ve anma törenlerinde Halk Oyunları ve folklor gösterileri yapılmaktadır

Alıntı Yaparak Cevapla

Karaman Gelenek Ve Görenekleri

Eski 08-02-2012   #7
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Karaman Gelenek Ve Görenekleri




NELERİ İLE ÜNLÜ:
Hatuniye Medresesi,



Karaman merkez Hastane Caddesi üzerinde yer alır Hatuniye Medresesi, Osmanlı Sultanı Murat Hüdavendigar'ın kızı, Karamanoğlu Alaaddin Bey'in karısı Nefise Sultan tarafından, 1382 yılında yaptırılmıştır, portalindeki kitbesine göre mimarı, Numan Bin Hoca Ahmet'tir

Yapı, kapalı avlulu, tek eyvanlı; avlunun sağında ve solunda öğrenci hücreleri ve revakları bulanan bir medresedir (avlunun üzeri günümüzde açıktır) Kuvvetle ileri fırlayan selaktitli portali beyaz mermerden yapılmıştır Geometrik tezyinatlı yazı ve bitkisel dekorludur Sağda ve solda, bitki motifli iki sütunçe ile, içte iki mihrp nişi, portalin ortasında, yukarıda stelaktitler içerisinde kanatlarını açmış bir (orjinali kaldırılmış, yerine onarımda yeni bir kuş işlenip koyulmuş) kuş figürü bulunmaktadır Kapı mor ve beyaz mermerden, kilitleme tekniğinde yapılmış basık kemerlidir

Eyvanda kalan izlerden, buranın 2 m yüksekliğe kadar altıgen formlu, turkuaz ve siyah renkli çinilerle kaplı olduğu anlaşılmaktadır Avlunun revak sütunları yuvarlak ve oval biçimlidir Yapının çeşitli yerlerinde, ilmi öven yazılar bulunmaktadır Eyvanın sağında ve solunda bulunan kubbeli büyük odaların (birisi dershane diğeri mezar odası) giriş kapıları da, portal gibi grift kabarık bitki ve geometrik desenlerle süslenmiştir

Yerköprü Şelalesi,




Karaman Koyunu,






Karaman koyunu, Anadolu’ da yetiştirilen bir koyun ırkıdır Karaman koyunu, dünyanın değişik yerlerindeki koyun ırkları ile ülkemizde melezleme çalışması da yapılmıştır
Karaman koyunu Anadolu’da yetiştiği bölgeye ve rengine göre ikiye ayrılmaktadır Bunlar;
1- Akkaraman Koyunu
2- Morkaraman Koyunu
1- Akkaraman Koyunu:
Akkaraman koyunu İç Anadolu Bölgemizde yetiştirilmektedir Vücudu genel olarak beyaz yapağı ile kaplıdır Baş kısmı ve ayaklar siyah renklidir Yağlı kuyruklu bir koyun ırkıdır
Akkaraman Koyununun Verim Özellikleri:
Akkaraman koyunu küçük yapılı koyun ırklarındandır Ergin dişilerde canlı ağırlık 45-50 kg ortalamasındadır Erkekler ise 55-65 kg canlı ağırlık ortalamasına sahiptir Et randımanı % 48 ortalamasındadır
Akkaraman koyun bir laktasyonda 50-60 lt süt vermektedir Bu verim meranın vasfına göre değişebilir Sütteki yağ oranı % 5-6 civarındadır
Akkaraman koyunda döl verimi %100 civarındadır Buda iyi bakım yapılması sonucu elde edilir Yetişkin bir dişi koyun yılda bir kuzu verme anlamına gelmektedir
Akkaraman koyununun yapağı verimi de yılda 1,5-2 kg civarında oluşmaktadır
Akkaraman koyun Anadolu’ya adaptasyon sağlama açısından birçok yabancı koyun ırkı ile melezleme yapılmıştır Bir çoğundan da başarılı sonuçlar alınmıştır Bunlardan en önemlisi de Konya merinosudur Halen bu çalışmalar devam etmektedir
2- Morkaraman Koyunu:
Morkaraman koyunu Doğu Anadolu bölgemizde yetiştirilmekte olan bir koyun ırkıdır Bütün koyunlarda kızıl mor renk hakimdir Bundan dolayı da morkaraman ismiyle anılmaktadır
Morkaraman, akkaraman koyununa göre vücut yapısı biraz iricedir Erkek koyunlar besiye elverişli olmalarından dolayı ülkemizde en çok besiye alınan koyun ırkları arasındadır Diğer koyun ırklarına göre hastalıklara dirençleri yüksektir
Morkaraman Koyunun Verim Özellikleri:
Ergin dişi koyunlarda canlı ağırlık 50-60 kg ortalamasında, erkekler ise 60-70 kg civarındadır Et randımanı % 52 civarındadır
Morkaraman damızlık bir koyun bir laktasyon döneminde 50-60 litre süt vermektedir Sütteki yağ oranı % 5-6 civarındadır
Morkaraman koyunlarda diğer koyun ırklarına göre döl verimi düşüktür Kuzulama ortalaması iyi bakımla % 90 civarında olmaktadır
Morkaraman koyunlarda yapağı verimi yıllık 2-2,5 kg ortalama yapağı vermektedir
Karaman koyunu ülkemiz, koyun varlığının çoğunluğunu oluşturmaktadır Anadolu’ya adepte olmuş bu koyun ırkı yukarıda belirtmiş olduğumuz gibi birçok yabancı koyun ırkı ile melezleme imkanıda yaratmaktadır

Türkiyenin Bisküvi Üretim Merkezi,

Karaman Elması



İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
İlk ismi Laranda'dır Selçuklu ve Osmanlılarda ki ismi Larende idi Karamanoğullarının başkenti olduğundan buraya daha sonra Karaman adı verildi

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.