Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Sinsi Eğlence > Bir Tutam Hikaye > Yarının Büyükleri > Miniklere Masallar

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları

Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım

Eski 16 Saat Önce   #1
Mountain
Varsayılan

Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım



KELOĞLAN'IN FÜZESİ
Bir varmış, bir yokmuş Ülkenin birinde Keloğlan yaşarmış Uzaya meraklıymış Bir gün bir füze bulmuş Füzeyle Jüpiter'e gitmiş Uzayda tur atmış Sonra dünyaya dönmüş Masalımız da burada bitmiş

KELOĞLAN VE KORSANLAR
Bir Keloğlan varmış Kayıkla denize açılmış Korsanlar, kayığı almışlar Keloğlan'ı denize atmışlar Keloğlan yüzerek kıyıya çıkmış Masalımız da burada bitmiş

KELOĞLAN'IN SARAYLARI
Evvel zaman içinde bir Keloğlan yaşarmış Rüyasında hazine üstünde yattığını görmüş Evin altını kazıp, hazineyi bulmuş 365 tane saray yaptırmış Padişahın kızıyla evlenmiş Masalımız da burada bitmiş

------------------------------------------------

BANA KELOĞLAN DERLER
Tarlaya biber ektim
Bahçeye fidan diktim
Şu masal dünyasında
Keloğlan olarak tektim

Kimse beni geçemez
Benimle yarışamaz
Benim aştığım yüce
Dağları onlar aşamaz

La Fonten saraylarda
Fransa'da, İspanya'da
Tatlı hayat yaşamış
Kralların sofrasında

Andersen dersen İsveç'te
Aklı fikri gelgeçte
Masallar yazmış ama
Beynimizde süzgeçte

Grimm Kardeşler vardır
Onlar birer Alman'dır
Almanlara sorarsan
Dertlerine dermandır

Bana ne La Fonten'den
Andersen'den, Grimm'den
Avrupa'da masal kitaplarında
Var mı hiç Keloğlan'dan?

Ben bana benziyorum
Anadolu çocuğuyum
Beni sallamayanı
Sallar söker atarım

Masal kitabı basanlar
Yerli yazara kızanlar
La Fonten, Grimm deyip
Andersen'den çıkanlar

Ey yayınevleri
Bilgi, kültür evleri
Yerli yazar yok, Avrupa çok
Avrupa kültür evleri

SON

-------------------------------------------------

DEĞİRMENCİ KELOĞLAN İLE ARAP
Eski zamanlarda bir Keloğlan yaşarmış Bu Keloğlan tembellikten bıkmış Arabın biriyle ortak olmuş ve bir değirmen satın almış Keloğlan kısa zamanda değirmenciliğe alışmış Gelen buğday, arpa ve mısırı değirmende öğütüp un yapıyor ve para kazanıyormuş Bazı müşteriler para yerine öğütülen tahılın birazını değirmen hakkı olarak bırakırlarmış

Keloğlan'ın ortağı arap gün boyu geziyor ve akşamüstü gelip hasılatı alıyormuş Öğütülen tahılı arabasına yükleyip kasabada satıyormuş Arap giderek zenginleşmiş Keloğlan ise, fakir kalmış

Aradan aylar geçmiş Bakmış Keloğlan olacak gibi değil, arap kazancın hepsini alıyor Araba oyun oynamaya karar vermiş Arap geldiği zamanlar, bugün müşteri gelmedi, kazanç olmadı diyerek, hasılatı eve götürüp anasına vermiş Öğütülen tahılı ambara saklamış

Bir yıl sonra arap değirmenden umudunu kesmiş ve Arabistan'a gitmiş Keloğlan değirmende çok çalışarak zengin olmuş Padişahın kızıyla evlenerek mutlu olmuş

SON

------------------------------------------------

KELOĞLAN İLE KELAYNAK KUŞU
Vakti zamanında ülkenin birinde en güzel kel yarışması düzenlenmiş Çok sayıda kelin katıldığı bu yarışmada Keloğlan ile Kelaynak finale kalmış Keloğlan Kelaynak'ın güzel olduğuna inanıyormuş Yarışmayı onun kazanacağını sanıyormuş ama buraya gelirken anasının, birinci olmadan, ödülü almadan sakın gelme Seni eve koymam bilmiş ol, demesini de hiç unutmamış Ne yapıp edip yarışmayı kazanmalıymış

Keloğlan ile Kelaynak geceyi geçirecekleri handa odalarına çekilmişler Daha sonra Keloğlan Kelaynak'ın odasına gitmiş Bakmış Kelaynak aynanın karşısına geçmiş kel kafasını kaşıyor Keloğlan, sen güzelsin, sen benden güzelsin, sen en güzelsin, diyerek Kelaynak'ı övmeye başlamış Bunun üzerine Kelaynak şişinmiş, kabarmış Sonunda ayna çatlamış, Kelaynak patlamış Kelaynak'tan kurtulan Keloğlan gidip odasına yatmış Ertesi gün rakibi gelmediği için birinci seçilen Keloğlan yüz akçe ödülü alıp evinin yolunu tutmuş

SON

--------------------------------------------------

KELOĞLAN DAĞLAR PADİŞAHI
Bir varmış, bir yokmuş Bir Keloğlan varmış Bu Keloğlan zamanla büyüyüp gelişmiş 20 yaşına girmiş Mert, yiğit biriymiş ama çalışmayı sevmez, boş gezenin boş kalfası misali koca boyuyla gezer dururmuş Garip anacığı çalış, para kazan dedikçe, para benim neyime, deyme ana keyfime, yazık olur emeğime, et doldur tabağıma, dermiş

Günlerden bir gün Keloğlan iftiraya uğramış, kolculara yakalanmamak için, dağlara kaçmış O yörenin beyi, Keloğlan'ı altınlarımı çaldı diye suçlarmış Beyin baskısından yıllardır bıkıp usanan köylüler, Keloğlan'a ekmek, yemek götürerek onun dağları mesken tutmasını sağlamışlar Bir iki derken, tarlalarda karın tokluğuna çalışmak istemeyen on köylü Keloğlan'ın çevresinde saf tutmuş Keloğlan gücüne güç katmış ve bir gün adamlarıyla düze inerek beyi sindirip korkutmuş Tarlalarda ırgatlık yapan köylüler, Keloğlan'ın yanına gelerek, sen çok yaşa emi Keloğlan diye bağırmışlar Kolcular, Keloğlan'ın etrafını sarınca araya girerek Keloğlan'ı dağa kaçırmışlar

Olanlardan haberdar olan o ülkenin padişahı tebdil kıyafet gelerek köylülerle konuşmuş, Keloğlan'la tanışmış Onun iftiraya uğradığını anlamış Sonradan kimliğini açıklamış ve Keloğlan'ı sarayına davet etmiş Sarayda padişahın dünya güzeli kızını gören Keloğlan kıza aşık olmuş Kız da ününü duyduğu Keloğlan'ı görür görmez sevmiş Sonraki bir gün Keloğlan anasıyla gelerek padişahtan kızını istemiş Padişah kızını Keloğlan'a vermiş Düğün günü bey bir kenarda eğlenceleri izlerken, onun baskısından kurtulmuş olan köylüler oynamışlar, eğlenmişler Yıllar sonra bile çocuklarına, torunlarına Keloğlan Dağlar Padişahı diyerek anılarını anlatmışlar

SON

Yazan: Serdar Yıldırım

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım

Eski 16 Saat Önce   #2
Mountain
Varsayılan

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım



BEBEK KELOĞLAN
Bakla, ye bakla at takla
Limon, ye limon denizde somon
Kavun, ye kavun derdinle avun
Soğan, ye soğan gece yarısı Keloğlan'dır doğan
Ebe, oğlan doğdu der, sofada dokuz doğuran babaya
Baba koşar evinde on sekiz doğuran dedeye
Baba, oğlum oldu, baba oldum, der
Dede ayağa kalkar, gözün aydın, der
Sen baba oldun, ben dede, der
Sen baba, ben dede, diyerek oynamaya başlar
Bunun üzerine baba, sen dede, ben baba, diyerek oynar
Oynarlar da oynarlar

Sonradan baba geri gelir babası yanında
Babanın babası Keloğlan'ın dedesi,
Tatlıya bağlandı torun hevesi
Bebek Keloğlan ağlar da ağlar
Ana, baba, dede kucağına alır, sorun yok
Keloğlan ağlıyor ama gözlerinde yaş yok
Onun amacı dünyaya geldiğini ilan etmektir
Daha doğar doğmaz hoş geldim demektir
Hoş geldin Keloğlan, yeni doğmuş bebek oğlan
Şimdi ağla büyüdüğünde ağlama, ağlatma
Sakın ola zalim olma
Kılıcın değil, aklın keskin olsun
Geldiğini görenler korkmasın, gülümsesin
Anlattıklarından ders çıkarıp hayatı özümsesin

SON

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım

Eski 16 Saat Önce   #3
Mountain
Varsayılan

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım



KELOĞLAN DÜDÜK HELVA
Bir varmış, bir yokmuş Bir işte çalışmayan, gezip dolaşmayı seven bir Keloğlan varmış Bu Keloğlan komşu kasabada gezerken, tellanın sesini duymuş: " Ey ahali, duyduk duymadık demen, yola çıkıverin hemen, menekşe sokağında, yengenin konağında helva günü yapılıyor Buyrun davetlisiniz, gelin helva yersiniz "
Tellalın söylediklerini duyan Keloğlan soluğu yengenin konağında almış Konağın bahçesinde ateşler yakılmış, kazanlar kaynıyormuış Yengenin kocası, konağın dayısı bir seçici kurul oluşturmuş Dayı, on kişilik seçici kuruldan en akıllı gördüğü Keloğlan'ı kurul başkanı seçmiş

Dört kazan başında dört yarışmacı varmış Bunlardan ikisi adam, ikisi kadınmış Helvalar piştikten sonra tabaklar dolusu helva dağıtılmış Keloğlan her birinden birer tabak olmak üzere dört tabak helva yemiş Üstüne iki bardak su içmiş İnsanoğlu açken dünyaya karamsar, tokken gülümser bakarmış Keşke haftanın yedi günü, yedi konakta böyle ziyafet verilse Bugün burada helva, yarın başka yerde dolma, öbür günler köfte, pilav, börek, çörek, kek Karnım tok olduktan sonra neden çalışayım Yer, içer, yatar, keyfime bakarım, demiş Keloğlan, anlatmış, durmuş
Sonunda karar anı gelmiş Seçici kurul toplanmış Konak sahibi yenge dokuz oy almış Keloğlan, hepsi güzeldi ama hocanın helvası bir başka güzeldi diyerek, Nasreddin Hoca'ya oy vermiş Hey gidi Nasreddin Hoca, hey! Senin yaptığın helvayı yerken tahta kaşığını kıranlardan oy alamadın Fakirsin ya, ağzınla kuş, elinle balık tutsan yaranamazsın

Keloğlan, Nasreddin Hoca'ya oy vermiş ama dayı araya girmiş: " Olmaz Keloğlan, Nasreddin Hoca'ya oy versen ne olacak? Bugün buradan oyların tamamını alan bir birinci çıkacak Nasreddin Hoca'ya boş ver, yengeye oy ver "
Keloğlan'ın kararlı olduğunu gören dayı: " O zaman seçici kurulla birlikte Dağ Dede'ye gidelim Dağ Dede'nin oyu yarışmayı sonlandırsın " demiş ve Dağ Dede'nin yaşadığı mağaraya gidilmiş Dağ Dede, dayının dedesiymiş Yüz dört yaşındaymış ama uzun saçı ve bir metrelik sakalı karaymış Hani derler ya, ak sakallı dede, öyle değilmiş Onun saçını ve sakalını odun kömürüyle boyadığı rivayet edilirmiş
Dağ Dede dört tabak helva yemiş ve üstüne dört bardak su içmiş Dayının hanımını işaret edip yenge demiş Dayı, oradakilere otuz iki dişini göstermiş Konak sahibi yenge oyların hepsini alarak birinci ilan edilmiş Konağın bahçesine gelince, karar, alkışlarla, doğrusu buydu, sözleriyle karşılanmış
Keloğlan bu can sıkıcı ortamda daha fazla kalamayacağını anlayıp konaktan ayrıldıktan sonra toprak yolda uzun süre yürümüş: " Ben istesem de bu düzene ayak uyduramazdım, diye düşünmüş Konduğu tasın şeklini alan su gibi, girdiği ortamda renk değiştirip bukelemunlaşan insanları sevmiyorum Yalvarsalar da bir daha bu konağa gelmem

Ne yengenin helvasını yerim ne dayının yüzünü görürüm
Ne kimsenin önünde eğilirim ne de zoraki alkışlarım
Ben buyum işte, benim adım Keloğlan
Kendisine efendi dememi isteyen dayıya güler geçerim

İnsan büyük, yüce, görkemli bir varlıktır
Bütün insanlar eşittir, insanlar arasında fark yoktur
Ne demek öyle efendimiz, kim kimin efendisi
İnsan başkasının değil, kendi kendisinin efendisi olmalı "

SON

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım

Eski 16 Saat Önce   #4
Mountain
Varsayılan

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım



KELOĞLAN DÖRT HARAMİLER
Bir varmış bir yokmuş Bir Keloğlan varmış Anasıyla birlikte karınca kararınca geçinip giderlermiş Bir yıl hiç yağmur yağmamış, kıtlık olmuş Ekinler tarlada, meyveler dalda, üzümler bağda susuzluktan kavrulmuş Dereler, ırmaklar kurumuş Bunun üzerine anası Keloğlan'ı iş bulup çalışarak para kazanması ve kışlık yiyecek alması için kasabaya gitmeye ikna etmiş

Anasının hazırladığı yiyecekleri torbasına koyan Keloğlan kasabaya gitmek üzere yola çıkmış Hava sıcak, kasaba uzak, Keloğlan ormanda dinlenmek için, çimenlere uzanmış ama oracıkta uyuyakalmış Neden sonra uyanmış, bakmış yiyecek torbası yok Üzülmüş, dövünmüş, söylenmiş, etrafı aramış, torbayı bulamamış Çaresiz durumu kabullenip kasabaya doğru yürüyüşüne devam etmiş Sonunda ormandan çıkıp kasaba yoluna girmiş

Keloğlan giderken yol kenarında oturmuş yemek yiyen dört adama rastlamış Bu adamlar, o bölgede hüküm süren, soygunlar yapan dört haramiymiş Keloğlan adamlara selam verip yanlarına sokulmuş ki, bir de ne görsün! Torba kendi torbası, yedikleri yiyecekler de anasının hazırladığı yiyeceklermiş Keloğlan torbasını bu adamların çaldığını anlamış ama bir şey yapamamış Yanında çakı bile yokken, adamların bellerine astıkları kılıçlara bakakalmış Konuşmalarından onların harami olduklarını anlamış ama açlık korkuyu yenmiş: " Ağalar, karnım çok açtır Sabahtan beri bir şey yemedim Yanınıza sokulsam ve iki lokma da ben yesem, he olur mu, ne dersiniz? "

Haramiler, Keloğlan'a ters ters bakmışlar Haramilerden biri sormuş: " Adın ne senin? "
" Adım İbrahim ama herkes bana Keloğlan der "
" Keloğlan mı? Kel kafandan belli zaten Biz insanların cebinden parasını, ağzından lokmasını alan haramileriz Yiyecek torbanı aldık, canını almayalım Var git uzaklaş, gözüm görmesin seni " Bunun üzerine Keloğlan oradan bir uzaklaşmış ki sormayın

Aradan bir ay geçmiş Keloğlan kasabada odun kırmış, yük taşımış, getir-götür işlerinde çalışmış ve biraz para biriktirmiş Bu arada haramilerin kasabalılara eziyet yaptığına şahit olmuş Karşı çıkan olmayınca kasaba meydanında haraç vermedi diye adam dövdüklerini görmüş
Keloğlan ayrılmadan önce kasabalıları haramilerden kurtarmaya karar vermiş Padişaha posta güverciniyle haber uçurmuş Padişah haramilerin üstüne asker göndermiş Askerler, haramileri yakalamış ve zindana atmışlar Böylelikle Keloğlan biriktirdiği paralarla bir eşek satın almış ve kışlık yiyecekleri bu eşeğe yükleyip, harami korkusu olmadan köyünün yolunu tutmuş

SON

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım

Eski 16 Saat Önce   #5
Mountain
Varsayılan

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım



KELOĞLAN İLE DAĞ ASLANI
Bir varmış iki yokmuş, üç varmış beş yokmuş Evvel zamanda Keloğlan'la anası varmış Keloğlan küçükken çalışmayı sevmezmiş, büyüdükçe çalışmayı sevmemeye devam etmiş Evde yatar uyurmuş, tarlaya gitse uyurmuş Bir gün anası Keloğlan'a kızmış: " Oğlum, on koyunumuz var, bari onları götür otlasınlar Bir işe yara " demiş

Bunun üzerine Keloğlan anasının sözünü dinlemiş, koyunları alıp dağa çıkmış Koyunlar otlarken Keloğlan uyuya kalmış Koyunlar almış başını gitmiş Neden sonra Keloğlan uyanmış Bakmış koyunlar yok, sağa sola koşmuş, koyunları aramış ama boşuna, çaresiz eve dönmüş
Keloğlan'ın koyunları kaybettiğini öğrenen anası sopasını eline alıp, Keloğlan'ın üstüne yürümüş Keloğlan kaçmış, anası kovalamış: " Keltoroş seni, on koyun güdemezsin, en büyük benim dersin Koyunları bulmadan eve dönme " diyerek arkasından bağırıp çağırmış

Keloğlan anasından kurtulduktan sonra uyuyup kaldığı yere gitmiş Koyunların izini aramış Çok uzaklardan gelen bir mee sesi duymuş Koyun melemesi karşıki kayalıktan geliyormuş Kayalığa doğru yürümüş, melemeler çoğalmış Oradaki bir mağaraya girmiş ve koyunları bulmuş

Bu mağara bir dağ aslanının mağarasıymış Keloğlan'ın mağaraya girdiğini gören dağ aslanı Keloğlan'ın üstüne atılmış ve onu yakalayıp koyunların yanına bağlamış Keloğlan dağ aslanından aman dilemiş: " Ey dağ aslanı, ben ettim sen etme Seni rahatsız ettim, kusura kalma Bir anam var koyunları ister Büyüklük göster, sal bizi, bırak yolumuza gidelim "
Bunun üzerine dağ aslanı: " Sus, sessizce otur orada Hem kafan kel hem de çok konuşuyorsun İki günde bir koyun yesem yirmi günde koyunlar biter Sonra sıra sana gelecek Acaba seni nerenden yemeye başlasam? Cevaplamam gereken zor bir soru bu "
Keloğlan bakmış olacak gibi değil, dağ aslanı laftan anlamaz Bir kurnazlık düşünmüş: " Sayın dağ aslanı, siz bu dağın kralısınız ve burası sizin sarayınız Bu saray çok kirli Ellerimi çözün sadece bir ayağım bağlı kalsın, her yeri silip süpüreyim "
Dağ aslanı: " Doğru, ben bu dağın kralıyım Burası beni sarayım Saraylar kirli olmaz "

Dağ aslanı Keloğlan'ın ellerini çözmüş Keloğlan hemen temizliğe başlamış Bir saat sonra dağ aslanı gidince Keloğlan ayağındaki ipi çözmüş Koyunlarla birlikte mağaradan kaçıp gitmiş Keloğlan'ın koyunlarla geldiğini gören anası onları coşkulu bir şekilde karşılamış Keloğlan'ı yanaklarından öpmüş, koyunları ağıla kapamış Daha sonra Keloğlan'la anası geceyi geçirmek üzere evlerine çekilmişler

SON

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım

Eski 16 Saat Önce   #6
Mountain
Varsayılan

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım



KELOĞLAN İLE BULUT
Bir zamanlar Anadolu'da bir garip Keloğlan yaşarmış Çalışmayı sevmezmiş ama bizim tarladan ürün toplanacak, gel bir el atıver Keloğlan, diyen konu komşunun yardımına koşarmış Domates, biber, patlıcan toplarmış İş bitince para veren olmaz, sadece öğle yemeği tarhana çorbası Eh, öğlenleri evde anam zaten tarhana çorbası pişiriyor, neden çalışıp yorulayım der ve yan gelip yatarmış

Bir sabah vakti gökyüzünde bulutlar toplanmış, ortalık kararmış ve şiddetli bir yağmur başlamış Yağdıkça yağmış ve sonunda yağmur damlaları birleşip sel olmuş Çevrede ne ev bırakmış, ne ahır, ne tarla, ne bahçe Hepsini silip süpürmüş, alıp götürmüş Keloğlan ile anası bir ağaca çıkıp selden kurtulmuş

Yağmur yarım saatte dinmiş Keloğlan ile anası ağaçtan inmiş Keloğlan yağmura çok kızgınmış Yağmuru yağdıran buluta seslenmiş:
" Ey bulut, koca bulut, artık sen iyiyi unut
Nedir derdin çabuk söyle, bakma yüzüme öyle
Bir evi olanın evini yıktın, neden onları evsiz bıraktın?
Anamla ben de evsiz olduk, dipsiz kuyularda dertlendik kaldık "

Keloğlan'ın sitem dolu sözleri üzerine bulut dile gelmiş:
" Keloğlan, Keloğlan, utanıyorum, senin yüzüne bakamıyorum
Ben nedensiz sinirlenirim, bolca yağar geçer giderim
Düşünmem insanlar sağ mı kalır, hayvanlar ne olur?
Tarlaları, bahçeleri talan eder geçerim "
Keloğlan'ın isteği üzerine bulut zamanı yirmi dört saat önceye almış Ertesi gün yine o bölgeye yağmur yağmış ama azar azar, beş saatte yağmış ve hiçbir yeri su basmamış, sel gelmemiş Böylece bulut meselelerin akılcı çözümlerle başarılı olabileceğini öğrenmiş olmuş

SON

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım

Eski 16 Saat Önce   #7
Mountain
Varsayılan

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım



KELOĞLAN'IN İKİZİ
Bir varmış bir yokmuş Evvel zamanda bir Keloğlan varmış Bu Keloğlan kasabaya gitmiş Keloğlan'ı han odasından gören İsmail adındaki genç adam gözlerine inanamamış Gördüğü tıpkısının aynısı kendisiymiş Elbiseler farklıymış Onun elbiselerini ben giysem herkes beni o zanneder Ben de onlara pek güzel hayat dersi veririm, diye düşünmüş Yüzünü, kafasını araplar gibi sarmış Arapların öyle dolaşmasının sebebi, aşırı güneş ve çölde oluşan kum fırtınalarıymış Kadınların saçlarının arasına kum dolunca yıkamakla çıkmazmış Aşırı sıcakların ve çöl fırtınasının olmadığı yerlerde arap kadınlar, açılır, saçılırmış
İsmail, Keloğlan'la arkadaş olmuş, kasabada gezmişler, dolaşmışlar İki gün sonra İsmail, kadıya giderek, Keloğlan altın dolu kesemi çaldı diye iftira atmış ve onu zindana attırmış

Ertesi gün İsmail terziye diktirdiği elbiseleri giymiş ve Keloğlan gibi sağa sola selam verip yürüyerek, sesini taklit ederek Keloğlan olup çıkmış Sonraki on gün Keloğlan'ın ününden yararlanan İsmail pek çok kasabalıyı dolandırmış, borç alıp ödememiş, kavga çıkararak adam dövmüş ve sonunda kadıya giderek şikayetinden vazgeçtiğini söylemiş, Keloğlan'ı bırakmasını istemiş ve ortadan kaybolmuş
Zindandan çıkan Keloğlan kasabada gezerken şaşırmış kalmış Keloğlan'ı görenler, aman, Keloğlan geliyor bizi dolandıracak, aman Keloğlan geliyor bizi dövecek, diye aşağı yukarı kaçışmışlar Dükkan sahipleri kapılarını kilitleyip evlerine çekilmişler Pazar yerine gittiğinde ortalık boşalıvermiş Pazar yerinde kimse kalmamış

Keloğlan adamların arkasından bağırmış: " Ağalar, etmeyin, eylemeyin, neden benden kaçarsınız? Suçum neyse bileyim "
Bunun üzerine adamın biri aralıktan çıkmış: "Benden borç aldın ödemedin " demiş Bir diğeri evin arkasından çıkmış:
" Beni geçen gün borç vermedim diye dövdün, bak kolum sarılı Bir başka adam:
" Zorla evimi elimden alıp başkasına sattın Bir haftadır sokakta yatıp kalkıyorum "
Pek çok kasabalı yaptıklarını anlatıp Keloğlan'ı Keloğlan'a şikayet etmişler
Keloğlan: " Ağalar, ben on gündür zindandaydım Bu olanlardan haberim yok Aç kalırım kimseyi dolandırmam, aç yatarım kimsenin evini elinden almam Şimdiye kadar kavgalara karıştım ama dayak yiyen ben oldum O koca adamı ben nasıl döveyim? Beni bilmez misiniz, beni tanımaz mısınız? Nasıl olur da kötü olduğuma inanırsınız? "

Keloğlan'ın etrafındaki adamlardan biri: " O zaman sen değilsen beni kim dövdü? Bu kadar adamı kim dolandırdı? Beni döven sendin veya senin ikizin gibiydi Keloğlan hakikaten senin bir ikizin var mıydı? Yani mesela dedim "
Keloğlan: " İkizim mi? Olabilir mi? Hiç bilmiyorum Bu işi bilse bilse anam bilir Buyrun anama gidelim "
Keloğlan önde, kasabalı arkada, Keloğlan'ın anasına gitmişler Olanları anlatmışlar ve Keloğlan'ın bir ikizinin olup olmadığını sormuşlar
Keloğlan'ın anası: " Doğrudur Keloğlan'ın bir ikizi vardı Gece biz uyurken hırsızlar eve girmişler ve onu kaçırmışlar Çok aradım izini bulamadım Acısını kalbime gömdüm Yanımda bir bu kel kafalı kaldı Bütün sevgimi ona verdim "
Kasabalının biri: " Öbürü de bunun gibi kel kafalı mıydı? "
Keloğlan'ın anası: " Evet doğru O da bunun gibi keldi Kafasında bir tel saç yoktu Kafasına konan sinek, duramaz, kayar, yere düşerdi Bunun adı İbrahim, onun adı İsmail'di "
Bu sefer kasabalı önde, Keloğlan arkada, kadının huzuruna çıkmışlar Kadı, Keloğlan'ın on gündür zindanda olduğunu ve bugün salıverildiğini söylemiş Kasabalı, İsmail'den şikayetçi olmuş Kadı, kendisinin de aldatıldığını, İsmail'in peşine kolcuları gönderdiğini, yakalanmasının an meselesi olduğunu belirtmiş

Haftasına kolcular İsmail'i kasabaya getirmişler ve kadının karşısına çıkarmışlar Huzurda kasabalı toplanmış Deliller onun aleyhineymiş Suçu sabitmiş Kadı, İsmail'i ömür boyu hapse mahkum etmiş Fakat Keloğlan ile anası gelince işler değişmiş Keloğlan ile anası, kardeşim, oğlum deyip İsmail'e sarılmışlar Ağlayıp, yalvarmışlar, gözyaşı dökmüşler Bunun üzerine İsmail pişman olduğunu söyleyip herkesten özür dilemiş Kime ne borcum varsa çalışıp öderim deyince kasabalıdan kopmalar başlamış Kasabalı şikayetini geri alınca dava düşmüş ve kolcular İsmail'in bağlı ellerini çözmüşler

Keloğlan ve anası, İsmail'i evlerine götürmüşler Akşam yemeğinden sonra yatıp uyumuşlar Sabah olunca Keloğlan ile anası uyanmışlar Bir de bakmışlar ki, İsmail'in yatağı bomboş Çünkü o gece yarısı kaçıp gitmiş Biraz sonra mutfakta tarhana çorbası pişiren Keloğlan'ın anasının aklına bir tencere içine sakladığı paralar gelmiş Paralar yerinde yokmuş Anası sormuş: " Keloğlan bu tencerenin içinde para vardı Sen mi aldın? "
Keloğlan: " Hayır ana, ben almadım "
Anası: " O zaman kim aldı? "
Keloğlan: " Paranın kokusunu alan biri Benzerim, ikizim "
Anası: " Evde sadece orada para vardı Ortalık dağınık değil, çekmeceleri karıştırmamış Mutfağa yönelmiş ve parayı bulmuş "
Keloğlan: " Ana, bu para olayını kadıya söylemezsin umarım "
Anası: " Yok oğul, kimseye bundan söz etmek yok İsmail nerede diye soranlara, acele işi varmış, gece gitti deriz Başka ne diyeyim oğul "

Onlar paralarını çaldırmışlar, biz çaldırmayalım
Huylu huyundan vazgeçmezmiş bunu unutmayalım
Cezasını çekmeden suçluyu affetmeyelim
Bu öğüdü vermeden masalı bitirmeyelim

SON

Yazan: Serdar Yıldırım

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım

Eski 16 Saat Önce   #8
Mountain
Varsayılan

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım



KELOĞLAN KARGA VE SUCUKÇU ARİF
Başlarında baba yok ya, senenin birinde Keloğlan ile anası epey yokluk çekmişler Kış yaklaşıyormuş ama kiler bomboşmuş Sabah, akşam tarhana çorbası içe içe Keloğlan’ın ağzında yara çıkmış Bir de acıyormuş o yara ki, sormayın gitsin Kısacası yoksulluk batağına boğazlarına kadar batmışlar Tarla yok, tapan yok, koyun yok, keçi yok Ellerinde bir tek karakaçan kalmış Taşıyacak yük olmayınca karakaçan ne işe yarar? Çayır, çimen otluyormuş, yiyip, içip yatıyormuş

Bir gün anası Keloğlan’a şöyle demiş: “ Şu karakaçanı götür, sat Otuz dersin, yirmi beşten aşağı verme Pazarlık payı bırak Kazanacağın parayla nohut, mercimek al Vur sırtına getir Eğer karakaçanı satmazsak kışın aç kalırız, bilmiş ol
Keloğlan bu duruma çok üzülmüş ama elden ne gelir Karakaçanı yularından tutup çekmiş: “ Gel bakalım, karakaçan Anamın dediklerini duydun Seni satmamız lazım Benim de içim acıyor ama şu yoksulluk başa bela
Keloğlan pazarda karakaçana otuzdan kapı açmış, yirmi beş demiş, yirmi demiş, alan yok:
“ Uy, ben ne yaparım şimdi Anama ne derim Karakaçanı satamadan eve dönersem, anam beni sopayla öyle bir döver ki, sorma Şimdiden her yanlarım sızlamaya başladı
Sonunda adamın biri kafes içinde bir karga ile karakaçanı değiş, tokuş yapalım, demiş “ Haydi Keloğlan, ver karakaçanı al kargayı
Bunun üzerine Keloğlan: “ Hiç olur mu, hemşerim, hiç onunla bu değişilir mi? Nerede görülmüş karakaçan ile karganın trampa edildiği Sen ne iş yaparsın önce onu söyle
Adam sakin bir şekilde: “ Ben sucukçu Arif’im Hayvan alır, keser, sucuk yapar, satarım
Keloğlan karakaçanın kulağına eğilmiş: “ Vay duydun mu karakaçan, adam sucukçuymuş Seni buna satarsam hiç acımaz, keser, sucuk yapar
Keloğlan’ın bu sözleri üzerine karakaçanın gözünden yaş gelmiş: “ Ne olur beni satma, Keloğlan Söz, bundan sonra sırtıma en ağır yükleri vursan gık demem Eskisi gibi karşı çıkmam Sırtıma da binersin, yirmi okkadan çok yük de taşırım

Keloğlan, hayır satmıyorum, demiş ve pazarın başka tarafına doğru yürümüş Ama adam peşini bırakmamış: “ Bak Keloğlan, bu karga başka karga Bazı karga türlerinin dört yüz sene yaşadığı biliniyor Bu daha üç yüz yaşına girdi Sana uzun seneler hizmet eder Dedemin dedesinden kalmış Ona da dedelerinden kalmış Bilmem kaç nesil öncesinden dedem korsanmış Bu kargayı beslermiş Arkadaşlarından habersiz, onlar uyurken, korsan gemisinden bir sandık hazineyi alarak bir mağaraya götürüp gömmüş Korsan dedem bir soygunda vurularak ölünce hazinenin yerini bilen sadece bu karga kalmış Babam çok uğraştı, ben çok uğraştım, yalvardım, ayaklarına kapandım ama karga hazinenin yerini söylemiyor Geçen gün ağzımdan kötü bir söz kaçırdım ve karga, sana, çocuğuna, soyuna, sopuna, hazinenin yerini söylemem, dedi Ben de umudu kestim Pazarda dolaşırken seni görmüş, beni bu kel çocuğa satarsan ona hazinenin yerini söylerim, dedi Benim bütün çabam, uğraşım bundan Hazineyi bulursan, onda birini versen razıyım

Keloğlan kargadan yana dönmüş: “ Ne dersin, karga, bunlar doğru mu? Hazinenin yerini bana söyleyecek misin? “ diye sormuş
Karga: “ Seni sevdim, Keloğlan Halinden garip ve yoksul olduğun belli ama seni zengin edeceğim Arif’in dedikleri doğrudur Hazinenin yerini bir sana söylerim
Keloğlan: “ Sağ ol karga Dört yüz sene yaşarmışsın, ömrüne yüz sene de ben ekledim Şu halde beş yüz yaşını geçersin
Keloğlan sucukçu Arif’ten karakaçanı geri almaya geleceğini ve onu kesinlikle kesmeyeceği sözünü aldıktan sonra kargayı alarak evinin yolunu tutmuş Evde Keloğlan’ın karakaçanı bir kargaya değiştiğini duyan anası beyninden vurulmuşa dönmüş: “ Hani nohut, mercimek? Biz kışın bu kargayı mı yiyeceğiz? “ Diye bağırarak sopasını kaptığı gibi Keloğlan’a vurmaya başlamış Keloğlan kendini dışarı zor atmış Yandım anam, yandım anam, diye bağırarak koşarak uzaklaşmış

Akşamüstü hava kararmaya başlayınca Keloğlan evin yakınına gelip oturmuş Biraz sonra anası dışarı çıkmış ve Keloğlan’ı görmüş: “ Keloğlan, haydi gel, oğlum! Gel de içeride otur Karga bana her şeyi anlattı Ona inandım Yarın kargayla gider, hazineyi bulur, getirirsin Hazine bize her şeyi aldırır, gerekirse saray yaptırır
Keloğlan, anasının sözleri üzerine eve girmiş

Ertesi sabah Keloğlan kafesteki karga ile birlikte yola çıkmış Tez zamanda mağaraya varmışlar Karga hazinenin yerini göstermiş Koca taşı kaldırıp, toprağı kazınca, hazine sandığını bulmuşlar Sandık, altınlar, gümüşler ve inci kolyelerle doluymuş Keloğlan yanında getirdiği bez torbaya göz kararıyla hazinenin onda birini doldurmuş Sucukçu Arif’e giderek, torbayı verip, karakaçanı geri almış Daha sonra hazine sandığını büyükçe bir çuvala koyup karakaçana yüklemiş ve evinin yolunu tutmuş

Anası, Keloğlan’ı sevinçle karşılamış Sandıktaki mücevherleri görünce sevinci iki katına çıkmış Sandığı evin altındaki kilere saklamışlar Kafesten çıkarılan karga kilerde nöbetçi kalmış Keloğlan ertesi gün sandıktan bir avuç altın alarak karakaçanla birlikte pazara gitmiş Pazardan, nohut, mercimek, kuru fasulye, un, tuz, bulgur, meyve, sebze, kurutulmuş et alıp eve dönmüş Kiler yiyecek dolmuş Artık Keloğlan, anası, karga ve karakaçan kışı rahatça geçirebilirmiş

Keloğlan anasının istediği sarayın yapımını yazın başlatmış Sarayın yapımı bir yıl sürmüş Daha sonra Keloğlan ile anası bu saraya taşınmış Keloğlan padişahın dünya güzeli kızıyla evlenmiş Hep birlikte uzun yıllar mutlu ve bahtiyar olarak yaşamışlar

SON

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım

Eski 16 Saat Önce   #9
Mountain
Varsayılan

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım



KELOĞLAN İLE ULUDAĞ
Bundan yıllar önce Anadolu'da bir Keloğlan yaşarmış Bu Keloğlan anasıyla birlikte karınca misali geçinir giderlermiş Keloğlan çalışmayı sevmezmiş ama anasının zorlamasıyla iş bulup çalıştığı ve üç beş kuruş kazandığı olurmuş Keloğlan bir gün bir gezginden duydukları karşısında neredeyse büyük dilini yutacakmış Gezginin anlattığına göre, Uludağ'da yaşayan kocamış bir ihtiyar varmış ve bu ihtiyar 54 milyon yaşındaymış

Keloğlan kendi etrafında şöyle bir döndükten sonra: " Aboov! Sen ne diyorsun gezginim! Hiç o kadar yaşında insan olur muymuş? 54 yaşında deseydin inanırdım da öyle milyon yaşa falan benim aklım ermez Peki, sen inanıyor musun ihtiyarın o kadar yaşadığına? "
Bunun üzerine gezgin: " Tabi inanıyorum İnanmasam sana söyler miyim? Kendisini yıllardır tanıyorum Ben çocukken ihtiyardı, 30 yaşına girdim yine ihtiyar Babam, dedem zamanında da ihtiyarmış Dedemin dedesi de onu tanırmış ve o zamanda ihtiyarmış En aşağı hesaba vursan 200 yıl çıkar 200 yaş da az değil hani "
Keloğlan: " Onun orası öyle, 200 yaşında olabilir ama 54 milyon bana inanılmaz geldi Hiç inanmadım "
Gezgin: " Seni tanırım Keloğlan, inanmadım dersin ama araştırma yapmaktan geri durmazsın Ya doğruysa değil mi? Sen meraklı köylüsün Uludağ'a gidersin İhtiyarı bulursun Onunla konuşursun "

Gezgin, Keloğlan'ı iyi tanıyormuş Ertesi sabah anasından izin alan Keloğlan, Uludağ'a doğru yola çıkmış Keloğlan yolda sormuş, soruşturmuş, yeni insanlarla tanışmış, konuyu araştırmış Gezginin anlattıklarıyla insanların anlattıkları birebir örtüşüyormuş Uludağ'da milyonlarca yıldır yaşayan bir ihtiyar varmış ve Keloğlan onunla bir an önce tanışmak için sabırsızlanıyormuş

Sonunda Keloğlan çok yaş yaşamış, dişleri dökülmüş, iki büklüm ihtiyarı bulmuş Onunla koyu bir sohbete dalmış Keloğlan sormuş: " Dedem, ben geldiğimde selam dedim, sen kafanı kaldırıp beni gördün ve hoş geldin Keloğlan, selam evladım, dedin Benim adımı nereden biliyordun ki? Sanıyorum beni ilk kez görüyorsun"
" Bak bu doğru Keloğlan Seni ilk kez görüyordum ama adını biliyordum Benimle görüşmeye gelenlerden bazıları Keloğlan deyip başından geçmiş bir olayı anlattılar Aslanım, sen çok meşhursun Gezgine de söyledim, şu Keloğlan'ı kap getir diye Kendi gelmedi ama seni gönderdi Benim için seni tanımak zor olmadı "
" Dedem, şu üç günlük dünyada derler, dünya sence de üç günlük müdür? "
" Dünya üç günlük değildir Beş günlük de değildir Yaşadığı günlerin pek çoğunu değerlendirmiş, zamanını boşa geçirmemiş bilgili, kültürlü bir insan şu üç günlük dünyada deyimini kullanmaz "
" Dedem, bu dünyaya yalan dünya diyorlar "
" Olur mu Keloğlan? Dünya yalan olur mu? Tabi ki bu dünya gerçektir "

İki büklüm ihtiyar aniden doğruluvermiş: " Bak ben Uludağ'ım 54 milyon yaşındayım "
Keloğlan: " Nee?! Sen Uludağ mısın? "
" Tabi ya ne sandın? Uludağ'ın bir de insansal karşılığı olmalı Dünya çapında bir dağ derdini anlatabilmeli Bak Keloğlan, insanlar bir fikir ve düşünce sistemine bağlı kalmamalı Diğer fikir ve düşüncelere saygı duymalı Eleştiri kabul etmeli "
" Dedem Uludağ, seni üzdüysem beni affet Nice zamandır bu sorular kafama takılıyordu Soran öğrenir, sormayan ne öğrenmiş, derler Ben de geldim, seninle tanıştım, memnun oldum Misafirin iyisi erken kalkandır İzin istiyorum "
" İzin senindir Keloğlan Ama çok erken kalktın "
" Dedem, bu kadarı yeterli Konuştuklarımızı anlatmama izin çıkar mı? "
" Çıkar Ben sözlerimin arkasındayım "

Keloğlan düze indikten sonra köyünde ve diğer köy ve kasabalarda Uludağ'la konuştuklarını anlatmış Herkes, Keloğlan'ın anlattıklarını ilgiyle dinlemiş Bir kişi bile karşı çıkan olmamış Doğru söze ne denir? Demek ki doğru söyleyen dokuz köyden kovulmuyormuş

SON

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım

Eski 16 Saat Önce   #10
Mountain
Varsayılan

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım



KELOĞLAN LEYLEKLERİN PADİŞAHI
Mısır'da yaşayan leylekler nisan ayı gelince havalar ısınmaya başlar başlamaz Anadolu'ya göç edermiş Senelerden bir sene mart ayının ortasında kar yeni kalkmışken bir leylek Anadolu'ya gelmiş ve Keloğlan'ın evinin bacasına yuva yapmış Keloğlan şaşkın, anası şaşkın leyleğe bakakalmışlar
Keloğlan: " Var bunda bir iş " demiş
Anası: " Aldırma oğlum, erkenci leylektir " deyip geçiştirmiş
Keloğlan ertesi gün ocağın içinde bir altın bulmuş Sonraki gün bir altın daha bulunca çatıya çıkmış Anlamış ki, altınları bacadan aşağı atan leylektir
Keloğlan: " Leylek leylek, güzel leylek, bir derdin var senin, anlat leylek " demiş
Leylek: " Keloğlan Keloğlan, bende de sende de vardır iki göz , benim derdimi sen çöz "
Keloğlan: " Leylek leylek, kanatlı leylek, kırmızı gagalı, altınlı leylek Senden ferman, benden derman "

Bunun üzerine leylek derdini anlatmış: Leyleklerin padişahı olduğunu, Mısır'da yaşadığını, dünyanın dört bir yanındaki leyleklere hükmettiğini ama tahtını bırakacağı bir varisinin olmadığını belirtmiş Uzun araştırmalar, bilgelerden, bilginlerden yardım istemeler sonuç vermemiş ve bir gece rüyasına giren Keloğlan'ın yönlendirmesiyle geldiğini söylemiş O keloğlan sendin Keloğlan, bende altın çoktur Keloğlan, sözümde yalan yoktur Keloğlan, derdime çare buldur Keloğlan

Keloğlan ezilmiş, büzülmüş, genişlemiş, daralmış Şapkasını çıkarmış, kel başını kaşımış:
" Ey leyleklerin padişahı, buraya gelirken neden eşinizi getirmediniz, sarayda mı bıraktınız? " diye sormuş
Leylek: " Benim hiç eşim olmadı ki " demiş
Keloğlan: " Eşiniz olmazsa yavrunuz olmaz "
Leylek: " Yavrumun olması için mutlaka eşimin olması mı lazım? Yıllardır beni bu yönde uyaranları zindana attırmıştım Şimdi kafama dank etti Şu üstüne oturduğum çuvaldaki altınlar senin Derdime çare buldun Teşekkürler Keloğlan "
Leyleklerin padişahı uçup gitmiş Keloğlan altınları almış Kendine bir saray yaptırmış Kellerin padişahı olduğunu ilan etmiş Dünya güzeli bir kızla evlenmiş

Bir yıl sonra nisan ayında Anadolu'ya gelen leyleklerden biri, Keloğlan'ın sarayının bacasına yuva yapmış Bu postacı leylekmiş ve leyleklerin padişahından bir mektup getirmiş Mektupta, artık eşim var, stop, dört yavrum oldu, stop, senden ne haber, stop, yazılıymış

SON

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım

Eski 16 Saat Önce   #11
Mountain
Varsayılan

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım



AVCI KELOĞLAN
Bir varmış, pir varmış, pir nereye varmış? Pir nereye varmışsa pire de oraya varmış Daha sonra pir pireyi toprağa dikmiş Pire toprakla birleşmiş Pir kaçmış, pireyle toprak kovalamış Toprak yaprağa dönüşünce pire yalnız kalmış Bu sefer pireyle yaprak kaçmış, pir kovalamış Tekerleme böyle uzar gider, bir değil bin sayfa yazsam da sonu gelmez Biz yolu uzatmayalım, kestirmeden dönelim, şu yazdığım Keloğlan masalını övdükçe övelim

Kadim zamanlarda bir Keloğlan yaşarmış Hey benim boyuna posuna kurban olduğum, güler yüzlü, temiz sözlü, can bülbülüm, huma kuşum Sen olmasan ben derdimi, kederimi kimle, nasıl paylaşırım? Sen hep var ol, korkma, ben adını sonsuza dek yaşatırım Benim adım da varsın Keloğlan adıyla kaynaşıversin, kim bunu fark eder ki?

Keloğlan anasının zorlamasıyla eline ok ve yay alıp ava çıkmış Keklik, tavşan, ceylan ne bulursa vurup getirecek ve evde anasıyla birlikte pişirip yiyecekmiş Ok yaya takılmış, yay gerilmiş, Keloğlan'ın sağ kaşı kalkmış, nişanını almış ama av nerede? Av yokmuş Ağaç tepelerindeki maymunlar, Keloğlan ormana girdiği andan itibaren seranat vermeye başlamış Ormanda Keloğlan'ın avlanmaya geldiğini duymayan kalmamış Orman sakinleri inlerine, kovuklarına saklanmış Keloğlan okla yayı bıraksa onlar saklandıkları yerden çıkar mıymış? Tabi ki çıkarmış Keloğlan okla yayı bırakınca keklik, tavşan, ceylan ortaya çıkmış ve Keloğlan hoş geldin deyip yanına gitmiş Keloğlan bu duruma çok şaşırmış, aklını dağlardan, tepelerden aşırmış Nereden aklıma esti de okla yayı bıraktım diyerek söylenmiş Bu ekşi duruma dayanamayıp tatlı olmak isteyen kalem dillenmiş: " Ya bırak çaktırma Keloğlan, ne güzel yazıyordum Sen bir fırtınasın esip geçersin, fırtınanın esmekten korktuğunu ilk kez görüyorum "

" Hadi oradan kalem çaktırdım, bu olaya fal baktırdım Girit'e gitmek için, sal yaptırdım "

Bu masalı yazmakta olan Serdar Yıldırım devreye girmiş Anında sigorta atmış, ortalık aydınlanmış Serdar Yıldırım dost elini Keloğlan'a uzatmış Keloğlan dost eli sıkmakla kalmamış, Serdar'a sarılmış: " Kusura bakma Serdar, elime ok ve yay alıp ava çıktım Çıktım da ava çıktığıma iki bin pişman oldum Ya medet, beni bu çıkmazdan kurtarırsan sana bir gül demet Ava çıktım, avcı olamadım ama avlarla arkadaş oldum Bir koluma geyik diğer koluma ceylan girmiş, tepemde keklik, nereden geldi bilmem, bende kalıcı oldu bu ürkeklik "

Serdar: " Aman Keloğlan, yaman Keloğlan, dağlar başı, duman Keloğlan Senin ürkeklik sandığın aslında cesaret, sen can alıcı olmayı bilerek terk et Avcı can alırsa değildir cesur, onda vardır mutlaka bir kusur Tavşan, ceylan, keklik senden korkmuyor, onlar iyiyi, kötüyü birbirinden ayırıyor Sen avcı onlar av ama korkmuyorsa av avcıdan, bu senin büyüklüğündendir, erdemindendir "

Keloğlan: " İyi, güzel diyorsun da anam elime ok ve yay verdi, git bir av vur, getir, pişirip yiyelim, dedi Şimdi eli boş dönersem, anam beni eve koymaz

Bunun üzerine Serdar: " Sıkma canını Keloğlan Annenle ben konuşurum Bu iş için, sana kızmaz "
İkisi birlikte eve gitmişler Serdar'ın sözleri üzerine anası Keloğlan'ı affetmiş Onları tarhana çorbası içmek için, eve davet etmiş Çorbalar içildikten sonra sohbet etmişler Sonra yatıp uyumuşlar Sabah olunca Serdar bana müsaade deyip aralarından ayrılmış Masalımız da burada bitmiş

SON

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım

Eski 16 Saat Önce   #12
Mountain
Varsayılan

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım



KELOĞLAN ÇATALTEPE TEKFURU'NA KARŞI
Günler geçer, aylar geçer, aylar geçer, taylar geçer Aradan yüzyıllar geçse de bu masalı okuyan baylar, bayanlar geçer
Bu masalı okuyanın
Yaşı kaç olursa olsun,
İyilik sırdaşı olsun,
Yüreği sevgiyle dolsun

Masal Keloğlan masalı ama önce Keloğlan'ı değil de, Çataltepe Tekfuru'nu tanıtmakla işe başlayalım Bu tekfur ovaya sur yaptırır da kalesini kurdurur mu? Kurdurmaz Neden? Çünkü zalim Dağ tepelerinde, çataltepelerde fırıldağını maharetle çevirecek Düzden, ovadan geçen kervanları soyduracak Elma soymak başka, kervan soymak başka

Köy ve kasabalara saldır, insanları yarala, öldür
Bre geri zekalı tekfur, dur bakalım, geri dur

O yörede yaşayan insanlar, tekfur belasına dudak bükmüşler, son çare olarak Keloğlan'a gitmişler Olmazı olduran, nice kötülere dersini veren Keloğlan kırk, elli değil, yüz kişiye olur, demiş Yardım ederim, demiş Yüz kişi gidince Keloğlan yüz elli gün düşünmüş ama çare bulamamış:
" Bir kuru canımla ortaya çıksam
Zalim tekfura yeter artık desem
Tekfur bin askerini üstüme salsa
Bir türlü çıkmadık şu canımı alsa
O zaman ne olur, ne değişir?
Ben yolcu, tekfur hancı
Daha çok halkın üstüne çöreklenir

Canımı tehlikeye atmadan, tekfurun hakkından gelmeliyim Gücüm yetmiyorsa yardımcı veya yardımcılar bulmalıyım Ama nasıl, kimi ya da kimleri? "
Keloğlan yüz elli gündür düşünüyor ya bir yüz elli gün de benden oldu mu sana üç yüz gün Bir yıl bile değil Tekfurun soyu babadan oğula bin yıldır hüküm sürüyor Keloğlan bin yıllık saltanatı yıkmak için, varsın biraz daha düşünsün

Günlerden bir gün Keloğlan bir düzlükte kendi etrafında dönerek bir daire çizmiş ve bu dairenin içine kendini hapsetmişken, bir ses duymuş: " Hemşerim, dönüp durma sonra başın döner, yere düşersin "

Keloğlan sesi duymuş, durmuş, başı dönmüş ve yere düşmüş Keloğlan'ın yere düşmesine sebep olan zincir koparanmış Zincir koparan Keloğlan'ı yerden kaldırmış Bunlar konuşmuşlar, konuştukça birbirlerine alışmışlar Dertlerini anlatmışlar ve bir ortak paydada birleşmişler: Tekfur zaliminin zulmüne dur demek gerekliymiş

Keloğlan ile zincir koparan Çataltepe'ye tırmanıp naralar atarak tekfurun kalesine saldırmışlar ama tekfurun askerleri onları yakalayıp zindana atmış Askerler gittikten sonra Keloğlan'ın üzgün halini gören zincir koparan sormuş: " Ne o Keloğlan, çok üzgünsün? Şimdi dert çekecek zaman mıdır? Bir an önce buradan kurtulmaya bakalım "

Bunun üzerine Keloğlan: " Nasıl üzülmem! Şuna baksana seni zincirle bağladılar, üstüne kırk kilit astılar Beni ise, adam yerine koymadıkları için, sadece iple bağladılar, ne kilit, ne bir şey "

" Daha iyi ya Keloğlan, sen bir çabuk kurtulmaya bak Benim işim uzun sürecek Hem bana yardım edersin Zinciri koparırım da şu kilitler başa bela Kalede ne kadar kilit varsa üstüme taktılar Beni tanıdıkları için, zinciri bolca sardılar "

" Senin düşünceni seveyim zincir koparan Sevinmem gerekirken üzülüyormuşum Önemli olan, tekfurun kötülüklerine son vermek İnsanları bu beladan kurtarmak Önder ha sen olmuşsun ha ben Varsın ben senin izinden gideyim Sen yeter ki tekfurun saltanatını yıkacak çareyi bul "

" Acele et Keloğlan, tekfurun kilitleri anahtarla açılmaz Bu kilitleri kırmak gerekir Buradan kurtulduktan sonra dağ devirene gideceğiz Dağ deviren tekfurun sarayını da, üstünde bulunduğu Çataltepe'yi de devirir "

" Dağ deviren mi? O da kim? "

" Görürsün Keloğlan, görürsün Çataltepe'yle birlikte tekfurun sarayı yerle bir olunca onu görürsün Dağ devirenin farkına varırsın "

Keloğlan ile zincir koparan tekfurun sarayından kurtulduktan sonra dağ devirenin yanına gitmişler Zincir koparan olanları dağ devirene anlatmış ve yardım etmesini istemiş Yıllardır zalim tekfur hakkında anlatılanlarla bilenmiş olan dağ deviren zincir koparanın dürtmesiyle harekete geçmiş Çataltepe'yi kaldırdığı gibi yere vurmuş Ortalığı bir toz bulutu kaplamış Yarım saat sonra toz bulutu kalkınca ortada ne Çataltepe ne tekfur kalmış Adını kimse bilmeyeceği için, tekfur tarihin karanlıklarında kaybolmuş

SON

Yazan: Serdar Yıldırım

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım

Eski 16 Saat Önce   #13
Mountain
Varsayılan

Cevap : Kısa Keloğlan Masalları - Serdar Yıldırım



YUMURTACI KELOĞLAN
Bir varmış, iki yokmuş Eski zamanlarda bir Keloğlan varmış Tembellikte, sakarlıkta üstüne yokmuş Evlerinin bahçesindeki kümesin karşısında bütün gün yan gelir yatar, tavukları seyredermiş Sadece seyretse iyi, tavuklara taş atar, onları korkutur, bağırmalarını, kaçışlarını görünce keyiflenir, gülermiş Bazen hızını alamaz, kümese girer, tavukları kovalarmış Bu arada sakarlığını gösterir, yumurtaları kırarmış Gürültüyü duyan anası elinde sopasıyla koşup gelir, Keloğlan'ı kovalarmış

Günlerden bir gün sabah vakti anası bir sepet yumurtayı Keloğlan'ın koluna takmış ve şöyle demiş: " Bak oğlum, bu sepette yirmi yumurta var Götür bunları kasabada sat Tanesini on kuruştan verirsin Kazandığın parayla nohut, mercimek al Vur sırtına getir Haydi bakalım, pazar ola "

Bunun üzerine Keloğlan anasına, olur ana, yumurtaları satar, nohut, mercimekle geri dönerim, demiş ve kasabaya doğru yola koyulmuş Keloğlan öğle vakti kasabaya varmış Pazar yerine gitmiş Sepeti yere koymuş, duvar dibine çömelmiş ve müşteri beklemeye başlamış Zaman geçtikçe Keloğlan'ın içi bayılmaya başlamış Parası olsa şu ilerideki pideciden pide alır, yer, üstüne bir tas ayran içermiş ama satış yok, para yok Çaresiz sepetten iki yumurta alarak üstünden biraz kırıp içmiş de açlığını yatıştırmış

Aradan saatler geçmiş, akşam olmuş ama Keloğlan bir tane yumurta satamamış Pazar yerinde kimse kalmayınca yumurtaları alarak köyüne doğru yolu koyulmuş Karanlıkta ormanda giderken, düşüp yumurtaları kırmış Keloğlan'ın eli boş döndüğünü gören anası demediğini bırakmamış Keloğlan'ın üstüne yürümüş Keloğlan kaçmış, anası kovalamış Keloğlan o geceyi ormanda geçirmiş Ertesi gün evin kapısını çalmış, kapıyı anası açmış: " Ana, sana hoşçakal demeye geldim Ben padişahın kızıyla evlenmeye gidiyorum "

Anası gözlerini sekiz açmış: " A oğlum, sende hiç akıl yok mudur? Tembelsin, sakarsın, bir sepet yumurtayı satamadan kırar gelirsin Padişah, kızını sana verir mi? Hem o kız seninle evlenir mi? Çevresinde ne vezirler, paşalar, beyler vardır, sana dönüp bakar mı? Haydi, içeri gir de yemeğini ye, yat, uyu "
" Bilmez misin ana, ben olmazı oldurur, dönmezi döndürürüm O senin yumurta falan dediğin küçük işler Ben büyük işlerin adamıyım "
" İyi git o zaman, ne halin varsa gör Sen önce küçük işleri hallet de sonra büyük işlere bakarsın "
Keloğlan anasının hazırladığı yiyecek torbasını aldıktan sonra başkente doğru yola çıkmış Keloğlan günler sonra başkente varmış Şehrin sokaklarında gezmiş, dolaşmış Pazar yerine gitmiş Saraya bahçıvan arandığını öğrenmiş
Tecrübe demişler, tecrübe bende demiş
Ustalık demişler, ustayım ben demiş
Hırs, azim, irade demişler,
Hepsi bende mevcuttur demiş ve işe girmiş

Bir gün, iki gün derken, üçüncü gün saray balkonundan bahçedeki Keloğlan'ı gören padişahın kızı Ayşe Sultan merdivenlerden hızlı adımlarla inerek Keloğlan'ın yanına gelmiş:
" Affedersiniz, siz Keloğlan değil misiniz? " diye sormuş Keloğlan elindeki çapayı atmış Ellerini beline dayamış: " Tabi canım, ben Keloğlan'ım Siz de Ayşe Sultan olmalısınız Beni tanımasaydınız şaşardım "
Ayşe Sultan Keloğlan'ın yanına gelmiş:
" Keloğlanım, güzel adamım
Adını yıllardır duyarım
Hep seni tanımak isterdim
Bir yuva kurmak en büyük dileğim "

Bunun üzerine Keloğlan şöyle demiş:
" Ayşe Sultanım, güzel hanımım
Hep sizi merak ederdim
Görür görmez aşık oldum
Evlenip mutlu olmaktır dileğim "

Daha sonra Ayşe Sultan Keloğlan 'ın elinden tuttuğu gibi padişahın huzuruna çıkarmış
Ayşe Sultan: " Baba, Keloğlan geldi " demiş Padişah sağa bakınmış, sola bakınmış, ak sakalını kaşımış ve kızına dönüp, Keloğlan bu mu? diye sormuş

Bunun üzerine Ayşe Sultan: " Evet, baba, Keloğlan bu Benimle evlenmek istedi, ben de kabul ettim " demiş
Padişah: " Durun bakalım, kendi kendinize gelin güvey olmayın Keloğlan'ın nice zorlukların üstesinden geldiğini çok duydum Onun maceralarını duymayan, işitmeyen yoktur Ey Keloğlan, duymadıysan duy, işitmediysen işit Yıllardır bir hastalığın pençesinde kıvranmaktayım Uludağ'ın güneyindeki sarp ve yalçın kayalıklarda yaşamakta olan altın kartalın yumurtası beni iyileştirirmiş Yumurtayı çiğ olarak içmeliymişim "
Keloğlan: " Merak etmeyin padişahım İki günde gider, dört günde dönerim Altın kartal yumurtayı vermezse, tüylerini yolar alırım"
Padişah: " Kulağına küpe olsun, altın kartal kanatlarını açtığında on metre oluyormuş "
Keloğlan: " Ne, on metre mi? O kadar büyük mü? "
Padişah: " Evet, büyük Keloğlan hem de çok büyük "

Keloğlan'ın bir adım gerilediğini gören Ayşe Sultan Keloğlan'ın yanına gelmiş: " Ne o Keloğlan, yoksa korktun mu? " diye sormuş
Keloğlan: " Ne korkması? Korku da neymiş? Sultanım, sen benim bugünkü düşkünlüğüme bakma Yiğidin harman olduğu yerden geldim ben buraya Korku bir zamanlar benden korkardı Sonradan korkuyu çöp sepetine attım Açıl altın kartal, Keloğlan seni kucaklamaya geliyor "

Ertesi gün padişahla ve Ayşe Sultan'la vedalaşan Keloğlan yola çıkmış İki günde Uludağ'ın zirvesine ulaşıp, güneydeki altın kartalın yuvasını bulmuş İşte, kocaman yumurta yuvada duruyormuş Keloğlan yumurtanın yanına gelmiş: " Enayi altın kartal, yumurtasını korusa ya? Yumurta burada, altın kartal nerede? " diye söylenmiş Söylenmiş söylenmesine de anında sert bir ses Keloğlan'ın kulaklarında yankılanmış: " Enayi altın kartal burada Yumurtasını koruyor "

Keloğlan hızla geriye dönmüş Burnunun dibinde koca bir kafa varmış Bu, altın kartalın kafasıymış Gözleri çakmak çakmakmış Ama Keloğlan nereye kaçacakmış? Önünde altın kartal, arkasında uçurum varmış Keloğlan üstten alsa olmaz, altın kartalla vuruşamaz O zaman alttan almaya karar vermiş: " Sayın altın kartal, sizi saygıyla selamlarım Bendeniz Keloğlan, kel kafalı bir oğlan İsmim isminizin yanında sönük kalır Güneşin yanında mum ışığının değeri olmaz Kartallar dünyasında altın kartaldan değerlisi bulunmaz Büyük, görkemli altın kartal Dünyadaki kartalları toplasan bir altın kartal etmez Yüz yıl, bin yıl, yüz bin yıl geçse bir altın kartal daha dünyaya gelmez "

" Sen neler diyorsun Keloğlan? Beni çok övüyorsun Keloğlan Bu kadar büyük olduğumun farkında değildim Sana yüz bin üstünden milyon verdim " demiş altın kartal, kanatlarını çırpmış ve kendini uçurumdan aşağı bırakmış Önce düşmüş, sonra yükselmiş Çeşitli akrobasi hareketleri yapmış, taklalar atmış İnanılmaz bir uçma yeteneğine sahip olduğunu ispatlamış

Altın kartal daha sonra Keloğlan'ın yanına yumuşak iniş yapmış Keloğlan altın kartalı çılgınca alkışlamış Bunun üzerine altın kartalın göğsü gururla kabarmış
Keloğlan: " Altın kartal artık bana müsaade, demiş, izin ver gideyim "
Altın kartal: " İzin senin Keloğlan Git ve beni anlat, gördüklerini anlat İnsanlar beni tanısın, altın kartal kimdir, bunu bilsin Yıllardır insanlara görünmemeye çalıştım Yabancı gözlerden uzak kalmayı diledim Artık değiştim, bambaşka oldum Buralarda sessizce yaşayıp yok olmak istemiyorum Git ve beni dünyaya tanıt "

Keloğlan: " Seni herkese anlatırım, dünyaya tanıtırım ama şu yumurtayı bana vermelisin Bir padişah var, senin yumurtanı çiğ olarak içerse sağlığına kavuşacak ve kızını bana verecek, evleneceğim İnsanlar, bravo altın kartal diyecek, senin adını yüzyıllarca saygıyla anacak "
Altın kartal: " Yumurta senindir Keloğlan, al yumurtayı ve padişah sağlığına kavuşsun " demiş Keloğlan yumurtayı almış ve oradan ayrılmış Padişah, altın kartalın yumurtasını içmiş Kısa zamanda iyileşmiş ve kızını Keloğlan'a vermiş

Düğün günü sarayın bahçesinde davetliler eğlenirken, gökyüzünde altın kartal belirmiş Kanatlarıyla Keloğlan'ı, Ayşe Sultan'ı, padişahı ve davetlileri selamlayan altın kartal gökyüzünde inanılmaz motifler sergilemiş, davetliler kendisini çılgınca alkışlamış

Keloğlan ile Ayşe Sultan evlenmişler, mutlu olmuşlar Kızı evlendi diye padişah mutlu olmuş Meşhur oldum diye altın kartal mutlu olmuş Serdar Yıldırım bu masalı yazdı diye mutlu olmuş Sen sayın okuyucu bu masalı okudum diye mutlu ol, istersen Belki de asıl mutlu olması gereken sensin Okuyucu olmasa yazar ne yazmış kıymeti olmaz Yazıyı burada kesmesem bu masal bitmez Keloğlan ermiş muradına bu masal da burada bitmiş

SON

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.