Yalnız Mesajı Göster

Bakara Suresinin Meali Ve Açıklamaları

Eski 09-01-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Bakara Suresinin Meali Ve Açıklamaları



59 – Ne var ki o zalimler sözü değiştirip başka şekle koydular


Biz de o zalimlere, itaat dışına çıktıkları için, gökten acı bir azap indirdik


60 – Bir zaman da Mûsâ kavmi için su arayıp Allah’a yalvarmıştı


Biz de: “Asanı taşa vur!” demiştik


Bunun üzerine o taştan on iki pınar fışkırmış, her bölük kendine mahsus pınarı bilmişti


“Allah’ın rızkından yeyin için, fakat sakın yeryüzünde fesat çıkararak taşkınlık yapmayın” demiştik [7,160; 20,20; 26,45] {KM, Çıkış 17,6; 15,27}


61 – Bir vakit şöyle dediniz: “Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe imkânı yok katlanamayacağız


O halde bizim için Rabbine yalvar da yerin bitirdiği sebzesinden, kabağından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarsın


Mûsâ da: “Ne o! dedi Siz, daha üstün olanı vererek daha düşük olanı mı almak istiyorsunuz?


Pekâla, şehre inin, işte istediklerinizi orada bulursunuz


Üzerlerine horluk ve yoksulluk damgası basıldı ve neticede Allah’tan bir gazaba uğradılar Evet öyle! Çünkü Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı


Öyle oldu; çünkü onlar isyan ediyor ve sınırı aşıyorlardı


Mısr: hem özel isim olarak bu isimle bilinen bir ülke, hem de cins ismi olarak “şehir” anlamına gelebilir Fakat İsrailoğulları, Mısır’dan çıkışlarından sonra, oraya tekrar dönmediklerinden, tefsircilerimiz bunun cins isim olarak, Kudüs diyarındaki kasabalardan herhangi birinin olabileceğini söylemişlerdir M Hamidullah âyetin tefsirinde şöyle der: “Yahudiler, Kudüs diyarını çevreleyen şehirlere hücum etmekten korkuyorlardı Hz Mûsâ, onlara: “Canınız o sebzeleri istiyorsa onlar o şehirde Sıkı ise gidin oradan temin edin!” demek istemişti


62 – İman edenler, yahudiler, hıristiyanlar, Sabiîler Her kim Allah’a ve âhiret gününe (gerçekten) iman eder ve amel-i salih işlerse, elbette onların Rab’leri yanında mükafatları vardır Onlar için herhangi bir korku olmadığı gibi kendilerini üzecek bir şeyle de karşılaşmazlar [7,158; 11,17; 10,62; 41,30; 569, 22,17] {KM, Matta 2,23; Resullerin işleri 2,22}


Âyetin ilk kelimesindeki “İman edenler” den maksat, birçok müfessire göre, dış görünüşte iman ettiklerini söyleyen münafıklardır Zira daha sonraki kısımda gerçek iman edenlerin bulunması, bu tefsire bir karine teşkil etmektedir Âyetteki “her kim Allah’a ve âhiret gününe iman eder ve amel-i sâlih işlerse” cümlesiyle beyan buyurulan gerçek iman edenlerin, Hz Muhammed (as) ın peygamber olarak gönderilmesinden sonrakiler diye tefsir edilmesi lâzım geldiğinde hiç şüphe yoktur Hz Muhammed’in nübüvvetinden önce Allah’a ve âhirete iman eden ve iyi amel işleyenler bile, Tevrat ve İncîl hükmünce geleceğin büyük Peygamberine iman ile yükümlü idiler Böyle iken Hz Muhammed’in peygamberliğinden sonra onu inkâr edenler arasında gerçek iman ehli bulunduğu varsayımına imkân kalır mı?


Âyette zahirî îman sahipleri, Yahudi, Sabiî ve hıristiyanlarla bir tutulmuş ve hepsinin kurtuluşu, Kur’ân’da bildirilen rükünleriyle kâmil iman ve salih amel şartına bağlı kılınmıştır Böylece İslâm dininin dâvet ve hidâyetinde, bütün insanlara açık evrensel bir din olduğu âşikâr olmaktadır Demek doğumla ilgili olan, ırk gibi bir din anlayışı değil, tahkiki bir iman esastır


Yahûd: Arapçada bu kelime “tevbe etmek” veya “yahudi olmak” anlamına gelir Yahut cins ismi olup kavmin veya boyun adıdır Tekili ise Yahûdi olup o kavme mensup olan kişiye denilir


Nasârâ: Tekili nasrânî olup, hıristiyanlar mânasına gelir Hz Îsâ (as)’ın yaşadığı Nâsıra şehrine mensubiyeti belirtir


Sabiîn: Dilde “Sabie” “bir dinden çıkıp başka dine girmek” demektir Bazı Tefsirler İslâm, Yahudi ve Hıristiyanların dışında kalan diğer dinlerin mensupları diye açıklarlar Ayrıca meleklere veya yıldızlara tapan insanlar olduğu söylenmiştir Âlemin tek Yaratıcısına inanmakla birlikte, dünyanın ve insanların yönetiminin gök cisimlerine bırakıldığını ileri sürerler Hz İbrâhim (as) bunları irşad için gönderilmişti Günümüzde yıldız falına inanma ve yıldızların gücüne sığınma bunlardan kalmadır


63 – Ey İsrail’in evlatları! Bir vakit de Tevratı uygulayacağınıza dair sizden söz almış, sonra bu ahdi bozduğunuz için Dağı üzerinize kaldırarak demiştik ki: Size verdiğimiz Kitaba kuvvetle sarılın ve muhtevasını iyi inceleyip ders alın ki kötü akıbetten korunasınız [7,171; 23,20; 95,2] {KM, Çıkış 34,27}


Dağı: Yani “Sina dağını” (Tur-i Sinâ)


64 – Bundan sonra yine yüz çevirdiniz Eğer üzerinizde Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı elbette hüsrana uğrayanlardan olurdunuz


65 – İçinizden sebt günü haddi aşanları elbette bilirsiniz Biz böyle yapanlara “Aşağılık maymun olun!” dedik [7,163-166; 5,60]


66 – Bunu, hem bu hâdiseye şahit olanlara, hem de sonradan gelecek olan nesillere bir ibret ve korunacaklara da bir öğüt kıldık


67 – Bir vakit de Mûsâ kavmine: “Allah, bir sığır kesmenizi emrediyor” demiş, onlar da: “Ay! Sen bizimle alay mı ediyorsun” diye cevap vermişlerdi Mûsâ da “Öyle cahillere katılmaktan Allah’a sığınırım” demişti {KM, Sayılar 19,1-3; Tesniye 21,1-38}


Sûrenin adı, bu âyette başlayan bakara kıssasından alınmıştır Bakara, “bakar”ın müennesi veya müfredidir Bakar, manda cinsine de şamil olmak üzere sığır cinsinin genel ismidir Buna göre bakara: erkek veya dişi sığır, yani bir inek veya bir öküz, bir deve veya bir tosun veyahut bir manda olabilir


68 – Bunun üzerine Mûsâ’ya: “Peki öyleyse rabbine yalvar da onun ne olduğunu bize açıklasın” dediler Mûsâ: “Rabbim şöyle buyuruyor: O sığır ne pek geçkin ne de körpe olmayıp orta yaşta dinç bir inek olacaktır” Haydi size emredilen işi yapın bakalım” dedi


69 – Bu sefer dediler ki: “Rabbine yalvar da onun rengini bize bildirsin” O da: “Allah diyor ki: “O, bakanların içini açan parlak sarı bir inek olacaktır” dedi


70 – Onlar yine dediler ki: Bizim adımıza Rabbine yalvar da onun nasıl olacağını bize iyice bildirsin


Zira istenen sığır, bize diğerlerine benzer geldiğinden tereddütte kaldık Ama inşaallah asıl istenen sığırı buluruz


71 – Mûsâ: “Rabbim şöyle diyor: O inek, ne toprağı sürmek için çifte koşulmuş, ne de ekin sulamada çalıştırılmış olmayan, salma ve her kusurdan uzak, hiç alacası bulunmayan bir inek olacaktır


Onlar: “İşte şimdi gerçeği tam anlayacağımız tarzda bildirdin” diyerek nihayet sığırı kestiler ki az kaldı yapmayacaklardı


Tevrat bu olaya değinir (KM, sayılar 19,1-3) Fakat, yahudilerin gereksiz sorularla işi uzatıp bu görevi savsaklamaya çalıştıklarına yer vermez


72 – Hani siz bir adam öldürmüştünüz de peşinden katilin kim olduğu hakkında birbirinizle kavgaya tutuşup suçu üzerinizden atmıştınız


Halbuki Allah sizin gizlediğinizi meydana çıkaracaktı


73 – Bunun üzerine dedik ki: “Kestiğiniz sığırın bir parçasıyla o maktûlün cesedine vurun” (Vurulunca da o diriliverdi)


İşte Allah bunu nasıl dirilttiyse ölüleri de öyle diriltir


Aklınızı iyice kullanasınız diye âyetlerini size gösterir [2,259-260]


Allah Teâla inek kesme emri ile onların içlerine yerleşmiş sığıra tapma geleneğini kesmek istiyordu Taptıkları nesnenin âcizliğini gösteriyordu Ayrıca onun parçalarından biri ile ölüye vurulmasını emredip bir ölüyü dirilterek mûcize göstermek istiyordu Bunun topluca görülmesi için, böyle bir merasim düzenlendiği anlaşılıyor Buna benzer bir kıssa Tevrat’da yer alır (Tesniye, 21,1-9)


74 – Sonra bunun arkasından kalpleriniz katılaştı, artık onlar taş gibi, hatta ondan da katı!


Çünkü öyle taş var ki içinden ırmaklar fışkırır


Öylesi var ki çatlar da bağrından su kaynar


Ve öylesi var ki Allah’a olan tazimi sebebiyle yukarıdan düşüp parçalanır


Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir


75 – Nasıl olur onların size güvenmelerini beklersiniz ki onlardan bir zümre vardı ki Allah’ın kelamını işitip akılları aldıktan sonra, bile bile onu tahrif eder, değiştirirlerdi [3,78; 4,46; 5,13] {KM, Yeremya, 8,8; 7,22-24}


76 – Onlar iman edenlerle karşılaştıklarında “Biz de iman ettik” derler


Kendi aralarında kaldıklarında ise: “Ne yapıyorsunuz? derler, Rabbinizin huzurunda aleyhinize hüccet edinsinler diye mi tutup Allah’ın size açtığı gerçeği onlara söylüyorsunuz?


Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?”


77 – Bilmiyorlar mı ki Allah onların gizlediklerini de bilir, açıkladıklarını da?


78 – Onların bir kısmı da ümmîdir Kitap nedir bilmezler


Bütün bildikleri, kendilerine anlatılan birtakım kuruntu ve uydurmalardır


Onlar sadece bir zan içindedirler


79 – Elleriyle kitap yazıp, biraz para almak için: “Bu Allah tarafındandır” diyenlerin vay haline!


Vay o ellerinin yazdıklarından ötürü onlara!


Vay o kazandıkları vebal yüzünden onlara!


80 – Bir de derler ki: “Cehennem ateşi, sayılı birkaç gün dışında bize asla dokunmayacak”


De ki: “Buna dair Allah’tan garanti mi aldınız? Aldıysanız ne âla, Allah vâdinden asla caymaz


Yoksa kesin bilmediğiniz şeyi mi Allah adına söylüyorsunuz?


81 – Hayır, durum hiç de öyle değil


Günah işleyip de günahın kendisini her taraftan kuşatıp kapladığı kimseler var ya!İşte onlar cehennemliktir


Hem de orada ebedi kalacaklardır


82 – İman edip makbul ve güzel işler yapanlar ise,


İşte onlar da cennetliktir


Hem de orada ebedi kalacaklardır [4,124]


83 – Bir vakit İsrailoğullarından söz alıp: “Allah’dan başkasına ibadet etmeyin


Anneye babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara güzel muamele edin,


İnsanlara tatlı söz söyleyin, namazı hakkıyla eda edin, zekâtı verin” demiştik


Sonra pek azınız hariç sözünüzden döndünüz Hâla da yüz çevirmektesiniz [17,23-26; 31,13-15]


84 – Hani sizden, birbirinizin kanını dökmeyin, birbirinizi ülkenizden çıkarmayın diye söz almıştık, siz de bunu kabul etmiştiniz


Buna siz de şahitlik edersiniz


85 – Ama işte siz birbirinizi öldürüyor, bir kısmınızı yurdunuzdan çıkarıyor, onlara karşı günahta ve zulümde birbirinizi destekliyorsunuz


Bununla beraber, onlar esir olarak gelirlerse fidyelerini verip onları kurtarıyorsunuz


Halbuki aslında onların çıkarılması size haram kılınmıştı


Ne o, Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını red mi ediyorsunuz?


İçinizden böyle yapanların elde edeceği netice, dünya hayatında rüsvaylıktan başka bir şey değildir


Kıyamet günü ise en şiddetli azaba itilirler


Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir


Hicretten önce Medine’deki Yahudi kabilelerinden Benî Kurayza Evs, Benî Nadîr ise Hazrec ile anlaşma yapmışlardı Bunlar, birbiri ile savaşınca Yahudi müttefikleri de savaşa katılıyor, Böylece Yahudiler de birbiri ile savaşıyorlardı Fakat esir düşenler arasında Yahudi varsa fidye alarak serbest bırakıyorlardı Fidye almaları ayıplanınca “Cevaz var” demeleri üzerine, onlar “savaşma” yasağını ne yapacaksınız?” diye sıkıştırılıp çelişkileri sergileniyor


86 – İşte onlar âhiretlerini harap ederek, ona mukabil dünya hayatına müşteri olmuşlardır


Onun için, bunların cezası asla hafifletilmez, kendilerine yardım da edilmez


Dünya, ednâ ism-i tafdilinin müennesi olup “en yakın” veya “pek alçak” mânasına bir sıfattır Kur’ân’da geçen el-hayatu’d-dünya aslında “dünya hayatı” değil, dünya hayat, yani aşağılık ve alçak hayat anlamındadır Veyahut bugün fiilen içinde bulunulmak itibariyle “en yakın bulunan hayat” demek olur


87 – Biz Mûsâ’ya kitap verdik Ondan sonra peşpeşe peygamberler gönderdik Meryem’in oğlu Îsâ’ya da mûcizeler, açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrâil) ile destekledik


Demek size her ne zaman bir Peygamber gelip de nefislerinizin hoşlanmadığı bir şey getirirse kafa tutacak, onların kimine yalancı deyip kimini öldüreceksiniz ha! [5,44; 2,117; 3,4759; 19,35]


Hz Meryem, Kur’ân’da adı geçen tek hanımdır


Ruh’ul-Kudüs hakkında: 2,253; 5,115; 16, 102 {KM, Mezmurlar 51,13; İşaya 63,10-11}


Îsâ: Süryanîce İşû’dur Nitekim bazı hıristiyanlar Yesû, Frenkler Jesus derler Bunun ism-i mensubu (sıfatı) olan Jezvit (Jesuite) İsevî, diğer bir tabirle Yesûî demek ise de Katolik papazların özel olarak kurdukları cemiyete has bir isim olmuştur


Meryem: Süryanî dilinde “hizmetkâr” demektir Ruhu’l-kudüs: Kelime olarak, fevkalade temizlik, nezahet yahut bereket ruhu veya mukaddes ruh mânasına gelir Ekseri müfessirlerce Cebrâil (as) olarak tefsir edilmektedir


88 – “Kalplerimiz perdelidir” dediler Öyle değil! Kâfirlikleri sebebiyle Allah onlara lânet etti


Onun için pek az iman ederler [41,5; 4,155] {KM, Tekvin 17,7; Levililer 12,4; Tesniye, 30,6; Yeremya 9,26}


Âyette geçen gulf, ağlef’in çoğuludur Gulfe veya gılaf’dan “kabuklu” yani “sünnetsiz” ya da “kılıflı” demektir ki burada kelime “kaşarlanmış” mealindedir O Yahudiler böyle diyerek Hz Muhammed (as) ın dâvetine karşı kalblerinin kapalı olduğunu ve bunları dinlemeye, anlamaya yanaşmak niyetinde olmadıklarını, alay ve küçümseme ile söylemek ve akıllarınca iftihar etmek istediler


“Sünnetsiz kalb” tabirinin “nankör, inkârcı kalb, Allah’a verdiği ahdi bozan kalb” mânasına Tevrat’da da kullanıldığını görmekteyiz Bazı Beni İsrail peygamberleri Yahudileri “sünnetsiz kalb” taşıdıklarından ötürü acı bir şekilde kınamışlardır (Tesniye 30,6; Yeremya 9,26)


89 – Onlara, Allah tarafından, ellerindeki Tevrat’ı tasdik eden bir kitap gönderildiği zaman


Daha önce kâfirlere karşı zafer kazanmak için “ahir zaman Peygamberi hakkı için” diye dua ettikleri halde


Evet o tanıyıp bekledikleri Peygamber kendilerine gelince, onu inkâr ettiler


O sebeple, Allah’ın lâneti de kâfirlerin boynuna olsun


Yahudilerin kendi kitaplarındaki bilgilere dayanarak, yakında gelecek bir Peygamber bekledikleri Medine’de meşhur idi Şu söz devamlı ağızlarında idi: “Şu putperestler biraz daha hükmetsinler bakalım Peygamber geldiğinde onların hesabını göreceğiz” Fakat o gelince, sırf ırkçılık sebebiyle ona düşman oldular


90 – Ne kötü o, karşılığında kendilerini sattıkları şey ki,


Allah’ın kullarından dilediği birine kendi lütfundan vahiy indirmesini kıskanarak,


Allah ne indirdiyse hepsini inkâr ettiler de gazap üstüne gazaba uğradılar!


Kâfirler için zelil ve perişan eden bir azap da vardır


91 – Onlara: “Allah’ın indirdiği bu Kur’ân’a da iman edin” denildiği vakit:


“Biz sadece bize indirilene inanırız” derler


Kur’ân, ellerindeki Tevratı tasdik eden hak kitap olmasına rağmen,


kendi kitaplarından başkasını inkâr ederlerOnlara de ki: “Size gönderilen Tevrat’a inanma iddianızda samimi iseniz,


peki ne diye daha önce, Allahın nebîlerini öldürüyordunuz? [61,6]


92 – Mûsâ size en açık delil ve mûcizelerle geldi de, sonra kalkıp, onun yokluğunda buzağıyı tanrı edindiniz


Siz öyle zalimlersiniz işte!


93 – Bir zaman: “Size verdiğimiz kitaba kuvvetle sarılın ve onu dinleyin” diye Tur’u (Dağı) tepenize kaldırıp sizden kesin söz aldık


Onlar: “Dinledik ve fakat isyan ettik” dediler


Çünkü kâfirlikleri sebebiyle buzağıya tapma sevgisi iliklerine işlemişti


De ki: “Eğer mümin iseniz, imanınız size ne kötü şey emrediyor!”


94 – De ki: Eğer Allah katında âhiret yurdu (cennet) bütün insanlar içinde yalnız size ait ise ve bu iddianızda samimi iseniz haydi ölümü istesenize! [62,6-8; 19,75; 3,61]


95 – Fakat elleriyle yaptıkları işler ortada iken, ölümü asla istemezler


Allah o zalimleri pek iyi bilir


96 – İnsanlar içinde dünya hayatına en hırslı olanların onlar olduğunu görürsün


Hatta bu hırsta müşriklerden bile daha ileridirler


Onlardan her biri bin yıl yaşamak ister Fakat uzun ömür onu cezadan uzaklaştıracak değildir


Allah, onların bütün yaptıklarını görür


“Âhiret sırf bizimdir” demek, öldükten sonra herkes ya mahvolup yok olacak, sadece biz kalacağız; ya da herkes cehenneme gidecek, yalnızca biz cennete gideceğiz ve orada biz mutlu olacağız” demek olur Ölümden sonra böyle ebedi bir mutluluğun yalnız kendilerine ait olduğuna cidden inanmış olanların, zahmetler, elemler ve kederlerle dolu olan şu üç - beş günlük dünya hayatına sımsıkı sarılmalarının hiçbir anlamı yoktur Bu düşüncede olanların bir an önce ölümü temenni etmeleri gerekirken, onlar asla istemezler Zira âhiret için hazırladıkları şeyler zulümler, cürümler, cinayetlerdir Yani bunlar zaten sabıkalı kimselerdir O kirli ellerin neler yaptığını, âhirete ne yüzle varacaklarını vicdanları duyar da dünya cennetinden vazgeçmezler, ölümü isteyemezler Allah o zalimleri bilmez mi sanıyorlar ki, âhiret yurdu bizimdir, diyorlar Oysa Allah bütün zalimleri bilir


Bu ruh hali, kaçınılmaz olarak iki sebebin birinden ayrı değildir Ya bunlar: “Âhiret sırf bizimdir” derken, bunun yalan olduğunu bilerek söylüyorlar Böylece âhirete asla inanmıyorlar demektir Ya da bunların maksadı gerçek âhiret olmayıp bekledikleri dünyevî bir gelecektir Gerçekten yahudiler son devirlerde âhiret kavramını tahrif ve tevil ederek şu ideale sahip olmuşlardır: Kendilerine vaad edildiğini ileri sürdükleri kutsal topraklarda devlet kurduktan sonra, bütün dünyayı istila edecekler, dünyanın tek devleti olacaklardır


97 – De ki: “Kim Cebrâil’e düşman ise iyi bilsin ki, bu Kur’ân’ı daha önceki kitapları tasdik etmek, inananlar için bir rehber ve müjde olmak üzere, Allah’ın izniyle senin kalbine o indirmiştir [4,150-151; 19,64; 66,4] {KM, Daniel 8,16-26; 9,21-27 Luka, 1,26-37}


98 – Kim Allah’a, meleklerine, resullerine, Cebrâile, Mikâil’e düşman ise, iyi bilsin ki Allah da kâfirlerin düşmanıdır


Peygamber Efendimiz (as) Medineye hicret buyurduklarında Fedek yahudilerinin bilginlerinden Abdullah ibn Sûriya, münazara için bir grupla geldi Sorduğu dört müşkil soruya doğru cevaplar aldıktan sonra; vahiy getiren meleği sorup “Cebrâil” cevabını alınca “O bizim düşmanımızdır, o savaş ve şiddet getirir, bizim elçi meleğimiz Mikâil’dir ki o müjde, bereket, ucuzluk getirir Eğer sana o gelseydi iman ederdik” Bu uzun kıssa üzerine bu âyet nazil olmuştur Hz Ömer’le ilgili başka bir nüzul sebebi daha rivayet edilir


99 – Biz sana apaçık âyetler indirdik


Onları yoldan çıkan sapıklardan başkası inkâr etmez


100 – O fâsıklar hem bunları reddedecek, hem de ne zaman bir antlaşma yapsalar, içlerinden bir güruh onu bozup atıverecek öyle mi?


Hatta sadece az bir güruh da değil, onların ekserisi ahit tanımaz imansızlardır

Alıntı Yaparak Cevapla