Yalnız Mesajı Göster

Tövbe Suresinin Bütün Türkçe Ayetleri

Eski 09-01-2012   #6
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Tövbe Suresinin Bütün Türkçe Ayetleri




107 – Bir de şunlar var ki: müminlere zarar vermek için,
küfür ve küfranı yaymak için,
müminlerin arasına ayrılık sokmak için ve daha önce Allah ve Resulüne savaş açmış adamı buyur etmek için, tuttular bir mescid yaptılar
Bütün bunlardan sonra onlar: “Bundan, iyilikten başka maksat gütmedik” diye yemin edeceklerdir
Allah şahit ki bunlar kesinlikle yalancıdırlar
Bu savaş açan kişi Hazreç kabilesinden Ebû Âmir’dir Hz Peygamber’in Medine’ye hicretinden önce hıristiyan rahibi olmuştu Peygamberimizi kendisine rakîp gördü ve düşman kesildi İslâm aleyhinde kampanya için kabileleri dolaştı
İslâm’ın güçlenmesini önleyemeyince, son olarak Bizans İmparatorunu harekete geçirmeye çalıştı Tebük seferine sebep de Bizansın savaş hazırlığı olmuştu Medine münafıkları Ebû Amir’le işbirliği içinde idiler Ebû Amir’le, bir üs olarak kullanmak üzere cami yapmada mutabık kaldılar Aslında Medine’de cami ihtiyacı yoktu İhtiyaç göstererek yaptıkları mescidde, ilk namazı kıldırmasını Hz Peygamber’den istirham ettiler Tebük seferinin hazırlığını öne sürerek Hz Peygamber (asm) meşgul olduğunu söyledi Burayı kötü planlar için kullanmaya başladılar Tebük dönüşünde Peygamberimiz orayı yaktırdı
108 – O Mescid-i dırarda hiç bir zaman namaz kılma!
Ta ilk günden, temeli takvâ üzere kurulan mescidde namaza durman daha münasiptir
Orada, maddî ve manevî kirlerden arınmayı seven kimseler vardır
Allah da temizlenenleri sever
109 – Binasını, Allah’a karşı gelmekten sakınma ve Onun rızasını kazanma temelleri üzerine kuran kimse mi hayırlıdır;
yoksa yapısını, yıkılmak üzere olan bir uçurum kenarına kurarak onunla beraber cehenneme yuvarlanan mı?
Allah zalimler gürûhunu hidâyet etmez, umduklarına eriştirmez
Münafıklıklarına bir ceza olarak onları hayra ve felaha erdirmez
110 – Yaptıkları bina, kendileri geberip de kalpleri parçalanıncaya kadar, içlerinde hep bir ukde olarak kalacak
Allah alîmdir, hakîmdir (her şeyi çok iyi bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir)
111 – Allah, karşılık olarak cenneti verip müminlerden canlarını ve mallarını satın almıştır
Onlar Allah yolunda mücadele ederler, öldürürler ve öldürülürler
Bu Allah’ın Tevratta da, İncîl’de de, Kur’ân’da da üstlendiği gerçek bir vaaddir
Verdiği sözde Allah’tan daha sadık kim olabilir?
O halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinin ey müminler!
Müjdeler olsun size, işte en büyük mutluluk, işte en büyük başarı! [35,29; 39,29; 61,10] {KM, Tesniye 20 bölüm Matta 10,34}
112 – O tövbe edenler, o ibadet edenler, o hamd edenler, Allah’ın rızası için sefer edenler,
o rükû edenler, o secdeye kapananlar, iyilikleri yayanlar, kötülükleri önleyenler
ve Allah’ın hudutlarını bekleyip koruyanlar yok mu?
İşte o müminleri müjdele! [66,5; 4,24]
“Allah rızası için sefer” kavramına: İslâm’ı anlatmak, cihad, yerine göre hicret, ilim elde etmek, insanları eğitmek, çalışıp helâl kazanç sağlamak gibi birçok alan girer Allah’ın hudutlarını korumaya: İmanın gerekleri, ibadetler, İslâm ahlâkına uygun davranışlar, İslâm’ın her alandaki hükümleri dahildir
113 – Kâfir olarak ölüp cehennemlik oldukları kendilerine belli olduktan sonra,
akraba bile olsalar, müşriklerin affedilmelerini istemek,
ne Peygamberin, ne de müminlerin yapacağı bir iş değildir [2,119]
114 – İbrâhim’in, babası için af dilemesi ise, sırf ona yaptığı vaadi yerine getirmek için olmuştu
Fakat onun Allah düşmanı olduğu kendisine belli olunca, onunla ilgisini kesti
Gerçekten İbrâhim çok yumuşak huylu ve pek sabırlı idi [19,47-48; 60,4]
115 – Allah bir topluluğu doğru yola ilettikten sonra, nelerden sakınacaklarını kendilerine bildirmedikçe, onları dalâlete sürüklemez
Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilir
Bu âyet, müşrikler için af dilemenin yasaklığı bildirilmeden önce bunu yapanların ve haram kılınmadan önce haramları işleyenlerin sorumlu olmayacaklarını ifade etmektedir
116 – Göklerin ve yerin hâkimiyeti Allah’ındır
Dirilten ve öldüren O’dur Sizin Allah’tan başka ne hâminiz, ne yardımcınız yoktur
117 – Allah, Peygamberini savaşa katılmayanlara izin verdiğinden ötürü affettiği gibi, içlerinden bir kısmının kalpleri kaymaya yüz tut-muşken, o güçlük anında, Peygambere tâbi olan Muhacirlerle Ensarı da tövbeye muvaffak buyurdu ve sonra onların bu tövbelerini kabul etti
Çünkü O, onlara karşı raûfdur, rahîmdir (pek şefkatli ve pek merhametlidir)
Başlangıçta kritik bir anda savaşa çıkmaya pek arzulu olmadıkları halde, nefislerinde gerçekleştirdikleri mücahede sonucunda, zaaflarını aşan sahabîlere işaret edilmektedir
118 – Allah, savaştan geri kalan ve haklarındaki hüküm ertelenen o üç kişinin de tövbelerini kabul buyurdu
Çünkü onlar öylesine bunaldılar ki dünya bütün genişliğine rağmen başlarına dar geldi Vicdanları da kendilerini sıktıkça sıktı
Nihayet, Allah’ın cezasından, yine Allah’ın kapısından başka sığınacak hiçbir yer olmadığnı anladılar da, bundan sonra, önceki iyi hallerine dönsünler diye, Allah onları tövbeye muvaffak kıldı
Çünkü Allah tevvabdır, rahîmdir (tövbeleri çok kabul eder, tövbe edenleri sever ve pek merhametlidir)
Bu üç halis müslüman Kâ’b b Malik, Hilal b Ümeyye, ve Mürâre (ranhüm) adlı sahabîlerdi Güçlü bir şair olan Kâ’b’ın bu kıssayı uzunca anlatımı okunmaya değer Hz Kâ’b’ın bu anlatımı, başta Buharî’nin Sahîh’i olmak üzere birçok kaynakta bulunmaktadır Bu üç zat gerçek mümin olduklarından Hz Peygamber bunları dışladı Müslümanları onlarla konuşmaktan menetti Elli gün süren, kendilerine ise ellibin sene gibi gelen, büyük bir imtihan geçirdiler Sadakatlerini ispatladıklarından Allah da onların tövbelerini kabul etti
119 – Ey iman edenler! Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakının ve dürüst insanlarla beraber olun
120 – Ne Medine halkının, ne de etrafındaki bedevîlerin,
Allahın Resulünden geri kalmaları ve ona ihtimam göstermeyip
kendi canlarının derdine düşmeleri olacak şey değildir (Bunu yapacak bir tek kişi bile çıkmasın)
Bu böyledir, çünkü onların Allah yolunda uğrayacakları hiçbir susuzluk, yorgunluk, açlık,
kâfirleri öfkelendirecek tarzda bir yere ayak basıp ele geçirmeleri ve düşmana karşı başarı kazanmaları yoktur ki, mutlaka o sebeple kendilerine güzel bir iş ve sevap yazılmış olmasın Çünkü Allah iyi davrananların mükâfatlarını zayi etmez [18,30]
121 – Onlar Allah yolunda, az olsun çok olsun, hiçbir harcama yapmazlar, hak yolda katettikleri hiçbir vaadi olmaz ki,
Allah, işledikleri bu iyilikleri en güzel tarzda ödüllendirmek için, onların hesaplarına yazılmış olmasın!
122 – Bununla beraber müminlerin hepsinin topyekün sefere çıkmaları uygun değildir
Öyleyse her topluluktan büyük kısmı savaşa çıkarken, bir takım da din hususunda sağlam bilgi sahibi olmak, dinî hükümleri öğrenmek için çalışmalı ve savaşa çıkanlar geri döndüklerinde kötülüklerden sakınmaları ümidiyle, onları uyarmalıdır
Bu âyet, dini iyi öğrenmenin ve öğretmenin ne derece gerekli olduğunu ortaya koymaktadır Zira dünya ve âhiret mutluluğu, Allah’ın hidâyetinin, kurtarıcı prensip ve ölçülerinin, rûhu ve lafzı ile, İslâm’ın doğru bilinmesine bağlıdır [9,41 - 121]
123 – Ey müminler! Size mekân bakımından yakın olan kâfirlerle savaşın, onlar sizde bir ciddiyet ve üstün gayret görsünler
İyi bilin ki Allah, fenalıklardan sakınan müttakilerle beraberdir [5,54; 48,29; 9,73; 66,9]
124 – Yeni bir sûre indirildiğinde onlardan bazıları: “Bu inen kısım hanginizin imanını artırdı acaba?” diyerek vahyi küçümserler
Ama bu, iman edenlerin imanını, yakinini artırır ve onlar sevinip birbirlerini müjdelerler
Münafıkları nifakta sabit tutmak, zayıf müminlere ise şüphe verip imandan çıkarmak gayesiyle böyle derler
125 – Fakat o sûreler, kalplerinde küfür ve nifak hastalığı bulunanların inkârlarına inkâr kattı ve onlar kâfir olarak öldüler [17, 82; 41;44]
126 – Onlar, görmüyorlar mı ki her yıl, bir veya iki kere imtihan ediliyor,
çeşitli belalara çarpılıyorlar da yine nifaklarından dönüş yapmıyor, onlar bundan ibret de almıyorlar
127 – Aleyhlerinde bir sûre indirilince göz kırpıp alay ederek birbirlerine bakar,
sonra “Acaba bizi gören biri var mı?” diye endişe ile bakınır, gören biri yoksa hemen sıvışır giderler
Anlamaz bir topluluk olduklarından,
onlar nasıl iman ve Kur’ân meclisinden uzaklaşıp gidiyorlarsa,
Allah da onları imandan uzaklaştırır [74, 49 - 51; 70, 36-37; 61, 5]
Kur’ân’dan indirilen yeni bölümleri Hz Peygamber (as) bir hutbe tarzında müminleri toplayıp okurdu Münafıklar, zevahiri kurtarmak için toplantıda bulunduklarından, sıkılarak otururlar, geldiklerini ispatladıktan sonra sıvışıp gitme yolları ararlardı
Önlerine konan bu devletin, bu muazzam feyiz kaynağının kıymetini bilmediklerinden, Allah da onları bu hidâyetten mahrum bıraktı
128 – Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete uğramanız ona ağır gelir
Kalbi üstünüze titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir [2,129151; 3,164; 26, 215-217]
129 – Buna rağmen aldırmaz, yüz çevirirlerse, ey Resulüm! de ki:
“Allah bana yeter O’ndan başka tanrı yoktur
Ben yalnız O’na dayanırım Çünkü O, büyük Arş’ın, muazzam hükümranlığın sahibidir


Alıntı Yaparak Cevapla