Konu
:
Aydinlanma Nedir..Aydinlanma Felsefesi...
Yalnız Mesajı Göster
Aydinlanma Nedir..Aydinlanma Felsefesi...
08-25-2012
#
1
Prof. Dr. Sinsi
Aydinlanma Nedir..Aydinlanma Felsefesi...
Aydınlanma Üzerine
« Aydınlanma Nedir? » sorusuna yanıt (1784) /
Immanuel Kant
Aydınlanma
insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır
Bu ergin olmayış durumu ise
insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır
İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil
fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır Sapare Aude! Aklını kendin kullanmak cesaretini göster!
Sözü şimdi Aydınlanmanın parolası olmaktadır
Doğa
insanları yabancı bir yönlendirilmeye bağlı kalmaktan çoktan kurtarmış olmasına karşın (naturaliter maiorennes)
tembellik ve korkaklık nedeniyledir ki
insanların çoğu bütün yaşamları boyunca kendi rızalarıyla erginleşmemiş olarak kalırlar
ve aynı nedenlerledir ki bu insanların başına gözetici ya da yönetici olarak gelmek başkaları için de çok kolay olmaktadır
Ergin olmama durumu çok rahattır çünkü
Benim yerime düşünen bir kitabım
vicdanımın yerini tutan bir din adamım
perhizim ile ilgilenerek sağlığım için karar veren bir doktorum oldu mu
zahmete katlanmama hiç gerek kalmaz artık
Para harcayabildiğîm sürece düşünüp düşünmemem de pek o kadar önemli değildir; bu sıkıcı ve yorucu işten başkaları beni kurtaracaktır çünkü
Başkalarının denetim ve yönetim işlerini lütfen üzerlerine almış bulunan gözeticiler [vasiler
ç
] insanların çoğunun
bu arada bütün latif cinsin ergin olmaya doğru bir adım atmayı sıkıntılı ve hatta tehlikeli bulmaları için
gerekeni yapmaktan geri kalmazlar
Önlerine kattıkları hayvanlarını önce sersemleştirip aptallaştırdıktan sonra
bu sessiz yaratıkların kapatıldıkları yerden dışarıya çıkmalarını kesinlikle yasaklarlar; sonra da onlara
kendi kendilerine yürümeye kalkışırlarsa başlarına ne gibi tehlikelerin geleceğini bir bir gösterirler
Oysa onların kendi başlarına hareket etmelerinden doğabilecek böyle bir tehlike gerçekten büyük sayılmaz; çünkü bir kaç düşüşten sonra bunu göze alanlar sonunda yürümeyi öğreneceklerdir
ne var ki bu türden bir örnek insanı ürkütüverir ve bundan böyle de yeni denemelere kalkışmaktan alıkoyar
Demek oluyor ki her birey için nerdeyse ikinci bir doğa yerine geçen ve temel bir yapı oluşturan bu ergin olmayıştan kurtulmak çok güçtür
Hatta insan bu duruma seve seve katlanmış ve onu sevmiştir bile; işte bu yüzden o
kendi aklını kullanma bakımından gerçekten de yetersizdir; çünkü onun böyle bir deneyi gerçekleştirmesine asla izin verilmemiştir
o aklını kullanmayı denemeye hiç bir zaman bırakılmamıştır
Dogmalar ve kurallar
insanın doğal yetilerinin akla uygun kullanılışının ya da daha doğru bir deyişle kötüye kullanılmasının bu mekanik araçları
erginleşme ve olgunlaşma için sürekli bir ayakbağı olurlar
Biri çıkıp yürümeyi köstekleyen bu zincirleri atsa da
en dar hendekten bile hemen öyle pek kolayca atlayamaz; çünkü o henüz kendisine güven duyarak bacaklarını özgürce hareket ettirmeye daha alışamamıştır
İşte bundan dolayı da ruhlarını
zihinsel yanlarını kendi başlarına işleyip kullanarak ergin olmayıştan kurtulan ve güvenle yürüyebilen
pek az kişi vardır
Oysa buna karşılık
kitlenin kendi kendisini aydınlatması daha çok olanak taşır; hatta ona özgürlük
yani özgür olma hakkı tanınırsa bu durumun önüne geçilemez de
Çünkü yığının içinde
kamuda -vasiler arasında bile- bağımsız düşünebilen bir kaç kişi her zaman bulunacaktır; bunlar önce kendi boyunduruklarını atacaklar
sonra da' insanın kendindekini akıllıcâ değerlendirmesi yanında bağımsız düşünmenin kişi için bir ödev olduğu anlayışını çevrelerine yayacaklardır
Ama eskiden kitleyi boyunduruk altına sokan ve kendileri de aydınlanmaya öyle pek layık olmayan ve hak kazanmayan gözeticilerden bir kaçı şimdi çıkıp da kitleyi boyunduruktan kurtulmaları için kışkırtırlarsa
öteki gözeticiler bunları 'boyunduruk altında kalmaya zorlarlar; önyargıları yerleştirmenin işte böyle zararları vardır
ve bu önyargılar kendilerini yayanlardan sonunda öçlerini alırlar
Bundan dolayı: kamu ancak yavaş yavaş aydınlanmaya varabilir
Gerçi devrimler ile bir 'baskı rejimi
kişisel bir despotizm
bir zorbalık yönetimi yıkılabilir; ancak yalnız bunlarla
düşüncelerde gerçek bir düzelme
düşünüş biçimlerinde ciddi bir iyileşme elde edilemez; tersine
bu kez yeni önyargılar
tıpkı eskileri gibi
düşüncesiz yığına
kitleye yeni birer gem
yeni birer yular olurlar:
Oysa aydınlanma için özgürlükten başka bir şey gerekmez; ve bunun için gerekli olan özgürlük de özgürlüklerin en zararsız olanıdır:
Aklı her yönüyle ve her bakımdan çekinmeden
kitlenin önünde apaçık olarak kullanmak özgürlüğü
Ne var ki her yandan «Düşünmeyin! Aklınızı kullanmayın! » diye bağırıldığını işitiyorum
Subay
«Düşünme
eğitimini yap! »
maliyeci «Düşünme
vergini öde! »
din adamı «Düşünme
inan! » diyorlar
(Şu dünyada yalnız bir kişi var ki o da
«istediğiniz kadar ve istediğiniz şeyi düşünün
ama itaat edin! » diyor)
Her yerde özgürlüğün sınırlanışı var
Peki hangi türde bir sınırlama aydınlanmaya karşıdır
hangisi değildir
ve hangi biçimde bir sınırlama tersine özgürlüğe yararlıdır? Yanıt vereyim: Kendi aklının kitle önünde
kamuoyu önünde ve hizmetinde serbestçe ve açık bir biçimde kullanılması her zaman özgürce olmalıdır; ve yalnızca bu tutum insanlara ışık ve aydınlanma getirebilir; buna karşılık aklın özel olarak kullanılışı [der Privatgebrauch]
genellikle çok dikkatlice ve dar bir alanda kalacak bir biçimde sınırlandırılabilmiştir ve bu da Aydınlanma için bir engel sayılmaz
Kendi aklını kamu hizmetinde kullanmaktan [der öffentliche Gebrauch]
bir kimsenin
örneğin bir bilginin bilgisini ya da düşüncesini yani aklını
onu izleyenlere
okuyanlara yararlı olacak bir biçimde sunmasını anlıyorum
Aklın özel olarak kullanılmasından da kişinin
kendi işi ve memuriyeti çerçevesinde
kendisine emanet edilen topluma ilişkin bir hizmeti ya da belirli bir görevi yerine getirmesi diye anlıyorum
İmdi kamunun çıkarlarını etkileyen bazı işlerde
yapay bir ortak anlaşma gereğince ve hükümet tarafından kamu amaçlarına uygun biçimde ve 'hiç değilse onu ortadan kaldırmayacak şekilde
kanunun bazı üyelerince kullanılabilecek bazı belirli işlemlere
belirli mekanizmalara gereksinme duyulur
Bu gibi durumlarda aklı kullanma tartışmasına kuşkusuz izin verilmez
itaat etme kesin emirdir
Fakat kendisini makinenin bir parçası sayan herhangi bir insan
yine kendisini bir topluluğun üyesi
hatta
evrensel uygar bir toplumun üyesi olarak tanıtması durumunda
örneğin bir bilgin sıfatıyla
kendi düşünme yetisine dayanarak yazılarıyla kamuya yönelir; her hal ve durumda aklını kullanır
ama
zamanında edilgin olarak da olsa görev yaptığı durumları ve işleri de zarara uğratmadan yapar bunu
Üstlerinden aldığı bir emir üzerinde
onun yararlılığı ya da yararsızlığına ilişkin olarak akıl yürüten bir subayın tutumu tehlikeli ve zararlıdır
onun ödevi yalnızca itaat etmektir
Fakat eğer bu konuda doğru olmak gerekiyorsa
bir bilgin olarak onun askerlik hizmetinin yanlışları üzerindeki eleştiri ve düşünceleri ve bunları kamu önüne yargılanması için götürmek istemesi yasaklanamaz
Yine bunun gibi yurttaş
kendisine düşen vergiyi ödeyemezlik edemez; hatta bu gibi vergilere ilişkin yapılan acımasız eleştiriden ve ödememeye yönelik davranışlar
bu uymamaların genelleşebileceği gerekçesiyle cezalandırılabilir
Bununla birlikte bir bilgin olarak aynı vatandaş
kamu önünde vergilerin uygunsuzluğu ve adaletsizliği üzerindeki düşüncelerini açıkça belirttiği zaman asla yurttaşlık yükümlülüklerine karşı gelmiş sayılmaz
Yine aynı şekilde bir papaz da hizmetinde bulunduğu kilisenin öğretileri ile uygunluk ve uyum içinde işi gereği kilisenin inançlarını cemaatine ve halkına öğretmekle yükümlüdür
Fakat bir din bilgini olarak
o
bu inançları pekâla eleştirebilme özgürlüğüne ve daha fazlasına sahiptir: büyük bir itina ve dikkatle ölçülüp-biçilmiş ve tartılmış düşüncelerini
çok iyi bir biçimde yönlendirilmiş eğilimlerini kamuya iletmek sorumluluğuna sahiptir; bunlar
sözü geçen dinsel öğretilerin yanlış yönleri üzerinde alabileceği gibi
dinin ve kilise işlerinin düzeltilmesine ilişkin de ola;bilir; ve bunu yaparken de vicdanını rahatsız edecek hiç bir şey söz konusu olamaz
Kilisenin sadık bir hizmetkârı olarak görev ve yükümlülüklerine uygun bir biçimde vaaz verirken o
kendi kişisel kanılarına göre bunu yapmak özgürlüğüne sahip değildir; ama
kendisinin yükümlü olduğu şekilde ve başka bir otorite adına dinsel telkinde bulunmak zorundadır
O şöyle söyleyecektir: Kilisemiz bunları ya da şunları öğretir; işte kullandığı kanıtlar da bunlardır
Cemaati yani dinsel topluluğu için kendisinin bile tam bir inançla bağlı olmadığı din- sel kuralların pratik yaranlarını ve avantajlarını gösterirken o
bunlar içinde saklı bir hakikatin bulunmasının olanaksız olmadığını ve içsel dine karşı çıkan hiç bir şeyin bulunmadığını söylemek durumunda kalır
(Bu gibi dinsel öğretilerde
her durum ve olayda dinin özüne hiç bir şey karşı gelmemiştir
gelemez)
Papaz eğer
bunlardan hiç birini öğretilerde bulamadığını düşünecek olursa
işte o zaman resmi görevlerini vicdanı rahat olarak yürütemeyecek ve görevinden ayrılması gerekecektir
Sonuç olarak din adamının cemaatinin önünde bir eğitimci imiş gibi aklı kullanması yalnızca aklın özel kullanımı olmaktadır
çünkü burada cemaat ne kadar büyük ve kalabalık olursa olsun bir aile toplantısı söz konusudur ve papaz olarak o kişi özgür değildir ve olmamalıdır; çünkü o kendisine dışardan yüklenen bir görev ile bağımlıdır
Buna
karşın
alanının bir bilgini olarak din adamı yazılarıyla halka hitap ederken
dünyaya seslenirken
yani rahip olarak aklını kamu hizmetinde kullanırken
aklın herkes için kullanımının ve kendi adına konuşmanın sınırsız özgürlüğünden yararlanır
Zira halkın ruhani yani tinsel işleriyle ilgileneceklerin kendilerinin de ergin olmamaları gerektiğini sanmâk yakışık almayan ve saçmalıkları sürekli kılan bir saçmalıktır
Fakat bir kilise meclisinde ya da Presbiteryen kiliselerindeki kutsal yönetim kurulunda (Hollanda'dıların böyle söylediği gibi) görüldüğü üzere
ruhbanlar sınıfı değişmez kesin bir dinsel öğretiler manzumesini
hem kendi üyelerinin her biri üzerinde
hem de onların aracılığıyla halk üzerinde
her zaman için değişmeyen bir koruyuculuğu güvenle sürdürmek amacıyla
bir yemine dayanarak ortaya koymak hakkını kendilerinde bulmamalı mıdırlar? Hemen yanıt vereyim bu kesinlikle olanaksızdır
Söyle ki
insan soyunun gelecekteki her yeni aydınlanmasına engel olacak 'böyle bir anlaşma kesin olarak bir hiçtir
mutlak olarak boş ve gelecekten yoksundur; kaldı ki böyle bir sözleşme
en üstün bir yetke ya da parlamentolar veya en gösterişli ve görkemli barış antlaşmaları tarafından onanmış olsa bide
Çünkü
hiç bir çağ bir
yemine dayanarak kendisinden sonra gelen dönemlerin
hem de pek önemli konularda
bilgilerini genişletmemesi ve yanılgılarını düzeltmemesi ya da aydınlanmada ileri gitmemesi için herhangi bir anlaşmaya yönelemez
Böyle bir şey insan doğasına karşı işlenmiş bir kıyım olur; çünkü sözü geçen bu durum
insan doğasının köktenci amacı ve belirlenim ilkelerinden biri olan ilerlemeye aykırıdır
ve bundan dolayı daha sonraki kuşaklar da bu gibi anlaşmaları yetkisiz ve suçlu bularak bir kenara bırakmakta tamamiyle haklıdırlar
Şimdi acaba aydınlanmış bir çağda mı yaşıyoruz? sorusu sorulunca
yanıt şöyle olacaktır:
Hayır
aydınlanmış bir çağda değil
fakat aydınlanmaya giden bir dönemde
'bir aydınlanma döneminde yaşıyoruz
şimdiki zamanlarda olduğu gibi
insanlığın bir bütün olarak
başkasının rehberliği olmaksızın
dinsel konularda kendi aklını iyi bir biçimde ve güvenilir bir şekilde kullanması durumunda olması ya da bu duruma getirilebilmesi için katedilecek daha çok yolumuz var
Fakat bu yönde özgürce çalışmak için şimdi onların yolunun temizlenip aydınlatıldığına ilişkin farklı göstergelere sahibiz; böylece evrensel aydınlanmaya
giden yoldaki engeller
insanın kendi suçu ile düşmüş bulunduğu bu ergin olmayış durumundan kurtuluşu ile ilgili güçlükler yavaş yavaş da olsa giderek azalmaktadır
İşte bu bakımdan çağımız bir aydınlanma çağıdır ya da Friedrich'in yüzyılıdır
Bir prens din konularında
halkına herhangi bir emir vermemeyi ya da yükümlülük yüklememeyi kendi görevi bakımından bir küçüklük ya da bir gerilik olarak görmez ve halkını tüm bir özgürlüğe doğru yöneltirse
hatta bu prens hoşgörülü gibi kibirli bir sıfatı kabul ederek bir zayıflık da gösterse
o aydınlanmış bir kimsedir
işte böyle bir kimse çağdaşlarınca ve kendisine borçlu olacak daha sonra gelenlerce; insanlığı ergin olmayıştan ilk kez kurtaran
hükümeti ilgilendirdiği oranda ve bütün insanları vicdanları ile ilgili tüm konularda akıllarını kullanmada özgür bırakan bir insan olarak onurlandırılmayı hak eder
Onun yönetimi altında kilise ileri gelenleri kendi resmi görevlerinin yapılmasını gerekli gördüğü konularda önyargılı davranmaksızın ve faz- la ayak diretip karşı koymaksızın bir bilim adamı gibi kendi güçleri ve olanakları elverdiği ölçüde özgür bir biçimde ve halka açık olarak kendi kanılarını
düşüncelerini ve kararlarını dünyanın yargısına
oyuna ve onayına sunabilirler
hatta bu tutum yer yer
şurda burda ortodoks öğretiden sapmaları da beraberinde getirse bile; işte bix durum herhangi resmi bir görevle sınırlandırılmamış diğer kimselere de uygulanır
Bu özgürlük ruhu dışarıya doğru da bir açılma ve yayılma gösterir
öyle: ki kendi işlevini yanlış anlayan
görevini kötüye kullanan ve rolünü başarıyla oyna- yamayan hükümetlerce empoze edilen dış engellemelerle bile sataşmak zorunda kalır
Bu gibi hükümetler
en azın
dan ulusun birliğini ve halkın uyumunu tehlikeye düşürmeksizin özgürlüğün böyle bir ortamda
nasıl varolabildiğini gösteren parlak birer örnektirler
Artık insanlar kendi rızalarıyla yollarının üstünden barbarizmin
bir 'tür büyüklük kompleksinin yavaş yavaş kaldırılması için çalışacaklar ve bu da benimsenmiş
yapma ve uydurma birtakım ölçülerin insanları bunların içinde tutmasının ortadan kaldırılmasıyla birlikte gerçekleşecektir
Burada aydınlanmanın yani insanın kendi kabahati sonucunda karşı karşıya bulunduğu olgun olmayış ya da kendi sorumluluğu sonucu düştüğü ergin olmayış durumundan kurtuluşunun odâk noktası olarak din konularını belirlemeye çalıştım
Çünkü bilimler ve
sanatlarla ilgili olarak yöneticilerimizin bu konular üzerinde söz sahibi olma ve koruyuculuk yapma
rolü oynamaları çıkarlarına uygun düşmez; ikinci olarak din bakımından ergin olmayış her şeyden daha
çok tehlikeli
zararlı ve onur kırıcıdır
Fakat bilimlerde ve sanatlarda özgürlüğe öncelik
tanıyan bir devlet başkanının düşünme biçimi daha ileri bir yayılım gösterir ve kendi yasası açısından bile vatandaşlarının kendi akıllarını serbestçe ve herkese açık olarak kullanmasına izin vermesinde hiç bir tehlikenin bulunmadığını bilir
herkesin önünde daha iyi bir yasanın yapılması için onların düşüncelerini alır; bu durum yürürlükteki yasanın doğru
içten ve açık bir eleştirisini getirse bile; önümüzde bu türe uygun çak parlak bir örnek vardır
hiç bir yönetici bizim kendisini onurlandırdığımız bu kimseyi şimdiye değin aşamamıştır
[Büyük Friedrich
ç
]
Ama kendisi aydınlanmış
hayaletlerden korkmayan bir yönetici elinde iyi örgütlenmiş ve kalabalık bir orduyu toplumun güvenliğini sağlayabilme için bulundursa da
devletin cesaret edemediği şu sözü söylemek yürekliliğini kendinde bulabilir: “İstediğiniz
kadar ve istediğiniz konular üzerinde düşünün
ama itaat edin! Bu durum ise insansal konularla ilgili olması nedeniyle karşımıza tuhaf ve umulmadık bir durum olarak
çıkar
tıpkı herşeyin hemen hemen paradoksal olduğunu geniş anlamda aldığımızda buna benzer bir sonuca varmamız gibi bir şeydir bu
Yüksek düzeye ulaşmış bir toplum özgürlüğüdür kuşkusuz halkın zihinsel özgürlüğü yanında bir önceliği vardır ve onun önüne aşamayacağı sınırlar koyar: Buna karşın toplum özgürlüğünün daha aşağı bir düzeyde olması demek
onun zihin özgürlüğüne kendi gücünü gösterebilmesi için yeteri kadar yer sağlaması demektir
Doğa bir defalığına
sert kabuğu altındaki tohumu özgürlüğüne kavuşturmuş
bütün yumuşaklığı ile onu kollamış
yani özgür düşünmeye yönelik bir eğilim ve hizmet sonunda giderek halkın zihniyetine
onda yerleşmiş bulunan inançlara tepki göstermiş ve yavaş yavaş özgür eyleyebilme aşamasına
gelmiştir
Bu durum yani özgür düşünme ve eyleme
yönetimlerin yani hükümetlerin ilkelerini de etkileyecek ve kendilerine göre insanı kullanarak onu sömürebilecekleri ya da ondan yararlanabilecekleri düşüncesi
makinadan fazla bir şey olan insanın' insansal onuruna uygun davranma düşüncesine dönüşecektir
Fransız Devrimini Aydınlanmacılar mı gerçekleştirdi?
XVIII
yüzyıl sonunda hızlanmaya başlayan tarihte
Hegel’in “güneşin muhteşem doğuşu” olarak nitelendirdiği Fransa devrimi Aydınlanma dönemi düşünürlerinin gerçekleştirdiği reformların vardığı nokta ve felsefenin onyıllardır hazırladığı ekin ve siyaset değerlerinin benimsenmesi olarak değerlendirilebilir
Oysa burada çok daha karmaşık olgular söz konusudur
çünkü devrim ve reform karşıt hareketlerdir
Kant bu karşıtlığı şöyle anlatır: Reform “tepeden”
devrim ise “aşağıdan” gelir
Halktan gelen bu hareketle Aydınlanma düşüncesinin belirsizlikleri en üst düzeye ulaşmıştır
Devrim kavramı genellikle Fransa’daki Aydınlanma çağını ve düşüncesini çağrıştırır
Ger çekte bu son derece indirgemeci ve yüzeysel bir yalınlaştırımdır
“Devrimci” diye anılan birçok düşüncenin bilinçli ya da bilinçsiz olarak Aydınlanmacılardan alındığı doğrudur
Bu düşünceler her şeyden önce Aydınlanmacıların hümanizmalarıyla beslenir
Söz konusu hümanizma dönemin monarşisinin hukuksal - kurumsal gerçekligi ile insan düşüncesinin özlemleri ve olanakları arasındaki kopukluğun bilincine varıldığı zaman somutlaşmıştır ve umuda dönüşmüştür: devrim görmüş bir çağın karanlıklarını yok edebilmeye ilişkin felsefi bir umut
insanın özgürleşmesine ve kendi bilincine ulaşmasına olanak tanıyan eskatolojik umut
gizilliklerin bulunmadığı yeni bir yasa düzeni kurmaya yönelik siyasal umut
Kuşkusuz hem Devrimciler
hem de Aydınlanma dönemi düşünürleri usun ölgünlüğüne son vermek istediler
Uzun süre den beri mutlakçı dogmalar söz konusu uyuşukluğun süregelmesine olanak tanıyan bir or tam yaratıyorlardı
Mirabeau’dan Sieyés’e tüm düşünürler için her tür kargaşanın ağırlığı altında ezilen düşünceyi uyandırmak bir zorunluluk
bir göreydi
Düşünürler bu uyanışın bir diriliş olacağına inanıyorlardı
Bu durumda
yeni den başlayabilmek için yıkmak gerekiyordu
Yapacakları iş çok büyüktü ve bunu gerçekleştirirken Aydınlanmacıların felsefe devrimiyle siyasal devrimin eklemlenmesi gerektiğine
us dışı inançlar örgüsünün yok edilmesi gerekliliğine inanıyorlardı
Bu inançlar örgüsünde us - üstü (dinsel-siyasal Tanrı esini
kralların tanrı sal hukuku) ile us - ötesi (batıl inanç
büyü
ki lise büyüsü) birbirine karışmıştı
Bu engeller kaldırılınca
Aydınlanmacıların düşüncesindeki başlangıç miti (dünyanın arı kaynaklarına dönme) devrimin başlangıcına ışık tutar
Gerçekte
Devrimciler için ilkelerin arılığı güçlerine koşuttur
Kurucu ilkelerin eskatolojik vaadi Aydınlanmacı düşünürlerin önerdiği siyasal ve hukuksal usçuluk düzleminde konumlanabilir
Insan kendini tutsak eden zincirlerden kurtulmuş
ayrıcalıkların kaldırılmasıyla geçmiş simgesel olarak öldürülmüştür
devrimci iyimserlik ise ırabilimsel ve insansever düşlerle dolu parlak söylemlerde yer alsa bile
duraksamaksızın özgürlüğü ve mutluluğu yaratmak zorunda olan yarınlara yönelir
26 Ağustos 1789 tarihli Insan ve Vatandaşlık Hakları Bildirgesi ve ard arda gelen meclislerin yönetsel çılgınlıkları
düşünürlerin savunduğu sözleşme
yasa
eşitlik
vatandaşlık
adalet
gibi kavramlar çerçevesinde yeni kurulmuş kamu düzenine olan inançları açığa çıkarır
Chateaubriand
“Devrim kısmen yazın ve düşün insanlarınca gerçekleştirilmiştir der; Hegel’in bu konudaki değerlendirmesi de şöyledir: “Fransız Devriminin kaynağında felsefe vardır
”
Oysa
us ışıklarının girdiği devrim dönemi kilisesini yoğun bir sis kaplar
Aydınlanmacıların idealizm paradigmaları aslında devrim insanlarına insancı izlekler sunmuştur; ancak bunların kavramsal esnekliği sakıncalı olabilir
Aydınlanmacılardan gelen felsefi ve duşünsel kalıt karmaşık
yüklü
dahası
bularak ve anlaşılmazdı
Üstelik
devrimciler ilerleme
Özgürlük
yurtseverlik ülküselliğini duygusal mantığın alışılmadık tacıyla çevrelediler
Felsefecilerin kendi içlerinde karşıtlıklar içeren düşüncelerinin alışılmadık bireşiminin gerçekleşebilmesi için koşullar işte böyle biraraya gelmişti
Hegel’e göre Devrim çerçevesinde özgürlük “yıkım düşkünlüğüne” dönüşmüştü
Kant’ı düşünerek bunu
kuramda iyi olanın uygulama düzleminde kötüleştiği biçiminde algılamayalım; çünkü devrim usunun uygulamadaki tutkusal enejisi aydınlıklarla karanlıkların felsefecilerin düşüncesinde gizlice anlaşmasına olanak tanıdı
Bu durumda “çiçekler soldu”
Aydınlanma döneminin sonundaki Devrimin belirgin özelliği aydınlanmacıların gizli eğilimlerini yoğunlaştırmasıdır
Bu ortamda olay her zaman simgesel değeriyle ve bir coşku çemberinde gerçekleşir
Meclis’de yapılan konuşmalarda
sokaklarda söylenen şarkılarda
gazetelerin karikatürlerinde
özgürlük ortamında ortaya çıkan us her zaman tutkuyla ve doğurduğu inançla çevrilidir
Mirabeau’dan Danton’a
Robespierrc’e uzanan düşünürler dizelgesinde ideolojik ve sözel coşku şiddetlenir ve hitabet giderek ateşli bir boyut kazanır
Krallığın kaldırılmasıyla
halk şenliklerinde düşüncelerin gücünü tutkuya dönüştüren bir enerji aktarımı gerçekleşir
Aydınlanmacı düşünürlerin mantığına göre felsefe yapan usun idealizmiyle coşkunun duygusallığı içiçe girmiştir
Devrimci olgunun merkezinde
bu eğilim yoğunlaşır ve “aydın” düşüncenin derinliklerinde yer alan karşıtlar bütününü doruk noktasına ulaştırır
B
Constant Devrimin gerilimlerinde ve ikizanlamlılıklarında bir “parodi” keşfeder
Fransız devrimi Aydınlanma felsefesinin bir karikatürü olmaktan çok onunla birlikte gelişen çıkmaz açınlayıcısı olmuştur
Gerçekte
Aydınlanma düşüncesi Devrimin ne başlamasını ne de yönünü öngörebilirdi
Ancak
bu düşünce daha derinden
daha ustaca Devrimi olanaklı kıldı
Aydınlanmacılar siyasal yapıların yeni anlayışının gireceği anlıksal bir uzam açtılar
Ancak
Devrim hareketi hızla ilerlerken Aydınlanmacıların usçuluğunu gözden kaçırdı
bunun sonucunda da içinde barındırdığı belirsizlikler ve çelişkiler tohumlarını attı
Bir başka deyişle
Aydınlanmacıların idealist ve iyimser düşünceleri gerçekleştirilecek ideallerin saydam arılığına sahip değillerdi
Aydınlanmacılar Devrime uygulanabilecek siyasal bir izlence de sunmadılar
Devrim kimi temel düşünceleri Aydınlanmacıların parlak umutlarının düğüm noktasından almaya başladıktan sonra
onlara ancak tarihin çürümüş toprağında eğretilemeli bir değer verebiliyordu
Bu
devrim mitolojisinin Aydınlanmacıların mitolojisine bir tür yanıtıydı
Bir yandan
düşüncenin çoksesliliği özgürlük isteminde doruk noktasına ulaşıyor
ancak bu usçul ışıltılar işlerlik kazanamıyor
diğer yandan devrim çabaları giderek alev alıyor
ancak egretilemeli aktarımda çabalar bağlılıktan uzaklaşıyor
Bu durumda kopukluk kaçınılmazdı
Aydınlanmacıların siyasal çıkmazları devrim olgusunun başlangıcını hazırladı
Yaşlanmış Kant Fransız Devriminde Aydınlanmacıların simgeleri altında dünyayı yerinden oynatan görkemli olayın “çılgın mantığını” sezinlemekte haksız değildi
“Usun gereksinimi” olarak öz gürlük düşüncesi tarihten olgusal bir figür alarak numenli aydınlığını yitirmekten başka bir şey yapamazdı
Aydınlanmacılardan miras alan 1
Napolyon bile onların karşıtlıklar örgüsünü ortadan kaldıramadı
Tarih
ayrıca usun kendisiyle olan çelişkilerine de tanık olmuştur
Kuşkusuz Aydınlanmacılar başlattıkları yeni çağda öngörülenden çok daha az ışık verdiler
Siyaset alanında
kuşkusuz aydınlanma felsefecilerinin yadsınmaz bir tarihsel önemleri var;
çünkü çağdaş düşünür-krallara esin kaynağı oldular
Avrupa’daki aydın despotların örnek aldıkları hep aydınlanma dönemi düşünürleriydi
Benzeri görülmemiş toplumsal olay niteliğinde ki Fransız Devrimi de Aydınlanmacıların önemini kanıtlayan bir nedendir
Bununla birlikte aydın zorbalığın aşırıya kaçtığı
Devrimin saptırılarak örnek alındığı durumlar da olmuştur; öyleki
bunların karşısında Raynal (abb de) gibi tüm felsefeciler şöyle derdi: “Ben bunu istememiştim”
Aslında
tarihi suçlamak hiçbir şeye yaramaz: tarih olduğu gibi görünür
Bununla birlikte
Aydınlanmacılarınki gibi siyasal hırslar tarih çerçevesinde sorgulanabilir
Günümüzde Frankfurt Okulu izlenerek
XVIII
yüzyıl felsefesinde “çağcıllığın”eksiklikleri olarak adlandırılan olguların bulunduğu hoşlukla belirtiliyor: bu felsefenin usçuluğu
soyutlaması
evrenselciliği
bireyselciliği
metafizik anlayışı
söylemselliği
idealizmi
ya da daha yerinde bir anlatımla
ütopik gerçekdışıcılığı sayılan kavramları başlıcalarıdır
Söylenilenlere kulak verilirse söz konusu kusurların ya da eksikliklerin önemi o denli büyük ki
toplumda çöküşün başlamasına yol açmışlar
“ekinsel bunalıma” neden olmuşlar ve kısa bir süre sonra “düş kırıklığına uğramış” dünyamızda
Aydınlanmacıların uyandırmak istedikleri insanın yok olmasına yol açacaklar
Bu durumda Aydınlanmacıların başarısızlığı gibi bir sonuca ulaşılıyor
Bu düşünsel serüvende us
”olumsuz diyalektik” çerçevesinde utkularıyla kendi ölümünü hazırladı
Bu kökten eleştirilerin genel ve yorumsal bir okumadan kaynaklanan belirleyiciliği son derece sınırlıdır
Aydınlanma düşüncesi ve Çağcıllık aynı şey değildir
Kaldı ki
çokboyutlu yüzyıllarında söz konusu kavramlar tam bir birlik için de olmadılar
Aydınlanma felsefesinin yanında
hiçbir şeyin küçümsenmesine izin vermeyeceği bir yazın gelişti
Çağın felsefesi de antik düşüncenin kimi değerlerini hor görmedi
Romantizm öncesi bu dönemin ve gelenekçiliğin siyaset ve hukuk alanına yeterince yansımadığı söylenebilir
Bu gerçekten doğrudur
Ancak
siyaset ve hukuk alanında
Aydınlanmacıların felsefe uzamı arı bir usçulluk uzamı değildir
Bunun nedeni
güvencenin yanında kaygının da yer alması
iyimserlikle güvenin parçalanma ve diyalektik tohumlan içermesidir
Aydınlanmacıların uygunculuğu ya da gelenekselciliğinin önemli bir bölümünde karşıtlıklar kıpırdaşır; tarihsel ve siyasal misyonları bu içkin uyuşmazlıkların gücül anlaşmazlık nedeni olduğunu göstermiştir
Aydınlanmacılardan esinlenen aydın zorbalığın ve Fransız Devriminin batıl inançlar karanlığını ve mutlakiyetin körlüğünü önlediği doğruysa
onları olanaklı kılan felsefe gibi
insanın özerkleşmesi için uğraşarak “özgürlüğü icat ettikleri” doğruysa
tarih gerçekliği içinde siyasetin başından sonuna usçullaştırılmasının olanaksızlığını da göstermişlerdir
Us güçleri siyasetin düşünceden gerçekliğe tümüyle saydam olmasını sağlayacak denli aydınlık değildir
Kimileyin usun üstünlüğü usa karşı olarak gelişmiştir ve olayları usa uygun kılan neredeyse hiçbir zaman us değildir
Düzlük olmadan dağ olmayacağı gibi
karanlık olmadan ışık da olmaz
Kuşkusuz bunlar Aydınlanma Çağı hümanizmasının aşılmış bir geçmişin gerçeklerini içeren ve artık benimsenmeyen bir düşünce olarak değerlendirilmesine olanak tanımaz
Düşünce tarihçisinin hiç değilse Aydınlanmacıların düşüncesinde yer alan anlaşılmazları bilmesi gerekir
Siyaset felsefecisinin de
siyaset insanlarının us ülkülerini benimsediklerinde bile gerçekliğin zorunlu olarak kabul ettirdiği gizli uzlaşmaları bilmemezlikten gelmelerine olanak olmadığını itiraf etmesi gerekir
Prof. Dr. Sinsi
Kullanıcının Profilini Göster
Prof. Dr. Sinsi Kullanıcısının Web Sitesi
Prof. Dr. Sinsi tarafından gönderilmiş daha fazla mesaj bul