Yalnız Mesajı Göster

“Tevessül” Nedir, Neyle Ve Kimle Yapılır?

Eski 08-24-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

“Tevessül” Nedir, Neyle Ve Kimle Yapılır?





“Tevessül” nedir, neyle ve kimle yapılır?

TEVESSÜL NE DEMEKTİR?

Tevessül; kişinin, kendisiyle başkasına yaklaştığı nesne, yol, vâsıta, sebep, bahâne, fırsat, elverişli vaziyet mânâlarına gelen “vesîle” masdarından meydana gelmiş bir kelimedir
Vesîle’nin cem‘îsi (çoğulu), “veseyel” ve “vesâyil” olarak gelir Tevessül de, vesîle edinerek ma’nen tutunmak, sarılmak demektir ki, meselâ, “Peygamber Efendimizin (sav), rûhâniyetine tevessül” gibi(1)
Ayrıca yaklaşma, sebep tutma, başvurma ve girişimde bulunma gibi mânâlara da gelmektedir
Tasavvuf ıstılâhında tevessül; ALLAH Teâlâ’ya yaklaşmak, nezd-i İlâhî’de mânevî derece ve mertebe sahibi olabilmek veya bir işin, bir arzu ve isteğin yerine gelebilmesi için güzel bir ameli ya da salih zatları (ALLAH dostlarını) vâsıta kılmak demektir(2) Peygamberimiz (sav) Hz Ali’ye (ra) buyurmuştur ki: “Herkes halka yaklaşmak için vasıta ararken, halkın rızasını (hoşnutluğunu) gözetirken sen Hakk’ın rızasını gözet; Hakk’a yaklaştırıcı sebep ve vasıtaları ara”(3)

NEYLE VE KİMLERLE TEVESSÜL EDİLEBİLİR?

Yukarıdaki tariflerden de anlaşılacağı üzere, tevessül iki kısımdır:
1 Amelle tevessül,
2 Şahısla tevessül
Amel ile tevessül, kişinin, salih bir amelini ortaya koyarak bunu ALLAH Teâlâ nezdinde dilek ve arzusunun tahakkuku/gerçekleşmesi için vâsıta kılmasıdır
“Ey iman edenler! ALLAH’tan korkun ve ona (yaklaşmaya) vesîle arayın”(4) âyet-i kerimesi, gerek salih ameller ve gerekse Resûlüllah Efendimiz (sav) ve onun vârisleri olan hakikat âlimleri ve velilerle tevessülün olabileceğine delildir(5)
Kısacası; insanı Allâh’a yaklaştıran her şey, âyette ifade edilen vesîle’ye dahildir Peygamberleri ve evliyâullâhı sevmek, onların kabirlerini ziyaret etmek, ALLAH rızâsı için sadaka vermek ve infakta bulunmak, salavât-ı şerife okumak, duâ ve iltica etmek, akrabaları ziyaret etmek, Allâh’ı çokça zikretmek gibi amellerin hepsi de birer vesîledir; kişi, bunların her biri ile Allâh’a tevessül edebilir Hepsi de kulu Allâh’a yaklaştıran vâsıtalardır(6)

PEYGAMBERİMİZ İLE DÜNYAYA GELMEZDEN ÖNCE YAPILAN TEVESSÜL

Resûlüllah Efendimizle (sav) gerek dünyaya gelmezden önce, gerek hayatlarında ve gerekse vefatlarından sonra tevessül edildiği-edilebileceği gibi, yarın âhiret âleminde de onunla tevessüle ihtiyaç vardır ve yapılacaktır da
Henüz dünyayı teşrif etmelerinden önceki tevessüle, atamız Âdem aleyhisselâmın tevbe ve bağışlanmasıyla alâkalı hâdise çok açık bir delildir
Hz Ömer’den (ra) rivâyet edilen hadîs-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:
“Ne zaman ki Âdem (as) hatâsını anlayıp,
– Yâ Rabbî, eğer beni (hâlen) mağfiret etmemiş isen, Muhammed (sav) hakkı için afvımı diliyorum, demişti
ALLAH Teâlâ ona,
– Ey Âdem! Ben onu henüz yaratmadığım halde, sen Muhammed’i(n kadrini-kıymetini, nezdimizdeki şân ve şerefinin yüceliğini) nereden ve nasıl bildin? diye sordu
O da,
– Yâ Rabbi, sen beni yed-i kudretinle yarattığın ve rûhundan bana nefhettiğin zaman, başımı kaldırıp baktığımda, Arş-ı A‘lâ’nın ayaklarında, ‘Lâ ilâhe ill, Muhammedün Resûlüllah’ yazılmış olduğunu gördüm Zatının ismine, ancak yaratılmışların en sevimlisini izâfe edeceğini (düşündüm ve bu yolla) bildim, dedi Cenâb-ı Hak ona,
– Ey Âdem, doğru söyledin Hakîkaten o, benim nezdimde yaratılmışların en sevimlisidir Onun hürmetine benden (afvını) dilediğinde, ben de seni affettim Şayet Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım” buyurdu(7)
İşte bu hadîs-i şerifte de açıkça görüldüğü üzere, dînimizde vesîle vardır Ve bunlar da, başta Resûlüllah Efendimiz (sav) olmak üzere, onun vârisi olan hakîkat âlimleridir
Yine bu cümleden olarak kaynaklar, Yahûdilerin müşrik Araplarla savaştıklarında, Tevrât’tan vasıflarını ve geleceğini öğrendikleri âhir zaman Peygamberi Resûl-i zîşân Efendimizle (sav), şu ifadelerle tevessülde bulunduklarını haber vermektedir:
“Allâh’ım! Kitâbımızda yazıldığını gördüğümüz Peygamberini gönder de, müşrikleri cezalandırıp öldürelim Allâh’ım! Tevrât’ta tavsîfini bulduğumuz âhir zamanda gelecek Nebî’nle sana tevessül ediyoruz, bize yardım et Allâh’ım! Ümmî olan Nebî’nle sana tevessülde bulunuyoruz, bize fetih ve zafer ihsân eyle”(8)
Yahûdilerin, Resûlüllah Efendimizle (sav) tevessülde bulunduklarını anlatan bu rivâyetler, onun zatı ile –başka bir ifadeyle– onun ALLAH indindeki derece ve rütbesiyle tevessül ettiklerini gösteren gâyet açık delillerdir(9)

PEYGAMBERİMİZ İLE HAYATLARINDA İKEN TEVESSÜL

Hayatları esnasında Peygamber Efendimizle sayılamayacak kadar çok tevessülde bulunulmuştur Basit mânâda bir siyer okuyan kimse bile bunların birçoğuna şâhit olabilir
Bununla birlikte biz, yine de bunlardan bir tanesini anlatmaya çalışalım Şimdi nakledeceğimiz bu hâdise, Peygamber Efendimizle (sav) hem hayatlarında, hem de vefatlarından sonra yapılan tevessüle örnek ve delildir
Ashâb-ı kiramdan Osman b Huneyf (ra) anlatıyor:
“Bir adam vardı Bir ihtiyacı sebebiyle Halîfe Osman b Affân’a (ra) gidip gelirdi Ancak Hz Osman o adama iltifat etmez ve ihtiyacına bakmazdı O kimse bir gün Osman b Huneyf’e (bu hâdiseyi anlatan zata) rastladı ve ona bu durumdan yakındı Osman b Huneyf o adama şöyle dedi:
– İbriği getir, bir abdest al, mescide git, orada iki rek‘at namaz kıl Namazdan sonra da şöyle duâ et:
‘Allâhümme innî es’elüke ve eteveccehü ileyke bi-Nebiyyinâ Muhammedin sallallâhü aleyhi ve selleme, Nebiyyi’r-rahmeti yâ Muhammedü innî eteveccehü bike ilâ Rabbike celle ve azze fe-yakzıy lî hâcetî
Mânâsı: ‘Allâh’ım, rahmet peygamberi Peygamberimiz Hz Muhammed’i (sav) vesîle ederek senden istiyor ve sana yöneliyorum Ey Muhammed (sav), seni vesîle ederek Rabbin celle ve azze’ye yöneliyorum ki, ihtiyacımı yerine getirsin
Bu duânın ardından ihtiyacın ne ise onu söyle Sonra da bana gel, Osman b Affân’a (ra) birlikte gidelim
Bundan sonra birbirlerinden ayrıldılar
O zat Osman b Huneyf’in (ra) dediğini yaptı ve (arkadaşını dahi beklemeden) Hz Osman’ın (ra) kapısına gitti Kendisini kapıcı karşıladı, elinden tuttu, Halîfenin yanına götürdü Hz Osman onunla beraber bir minderin üzerine oturdu ve “İhtiyâcın nedir?” diye sordu
Adam ihtiyacını söyledi, o da derhal karşıladı
Sonra da, “Senin, bana gelip giderken bir ihtiyacını söylediğini ancak şimdi hatırlıyorum Bundan böyle her ne ihtiyacın olursa çekinme bize gel” dedi
O zat oradan ayrıldı, Osman b Huneyf hazretleri ile karşılaştı Ona, “ALLAH seni mükâfatlandırsın Sen ona benim hakkımda konuşuncaya kadar bana iltifat etmedi ve ihtiyacıma bakmadı” dedi
Osman b Huneyf hazretleri, “Vallâhi ben ona senin hakkında hiçbir şey söylemedim Ancak ben, Resûlüllâh’ın (sav) huzurunda iken şöyle bir hâdiseye şâhit olmuştum:
Resûlüllah’a (sav) a‘mâ (gözleri görmeyen) bir adam geldi ve hâlinden yakındı Resûl-i Ekrem (sav) ona, “Sabretmez misin?” buyurdu A‘mâ adam, “Yâ Resûl, bana yardımcı olacak kimse yoktur Gözümün görmemesi bana zor geliyor” dedi Resûlüllah (sav) da, “Git abdest al Sonra iki rek‘at namaz kıl, ardından şu duâları (yukarıda geçen duâlar) oku” buyurdu
Adam bizden ayrıldı Sohbet uzadığından biz henüz dağılmamıştık O kimse gözünde hiçbir a‘mâlık yokmuş gibi bizim yanımıza geldi(10)
Gerek yukarıdaki hadîs-i şerifte, gerekse başka hadislerinde, Resûlüllah Efendimiz (sav), gayet açık bir ifadeyle, ALLAH’tan veya bir insandan ihtiyacı olan birinin, iki rek‘at namaz kıldıktan sonra, zat-ı şeriflerini vesile/vasıta ederek ihtiyacını Allâh’a arz etmesini istemiştir(11) Bunu da sadece hayatta olmaya bağlamamıştır Binaenaleyh tevessül edilecek zatın hayatta veya vefat etmiş olması fark etmez Çünkü mü’minler ölmez; onlar, sadece fâni olan bu âlemden ebedî olan âleme nakl-i mekân ederler

PEYGAMBERİMİZİN DİĞER PEYGAMBERLERLE YAPTIĞI TEVESSÜL

Peygamberimizin (sav), diğer peygamberleri (aleyhimüsselâm) vesîle edindiğini gösteren bir vak‘a şöyledir:
Enes b Mâlik (ra) anlatıyor: Hz Ali’nin (kv) annesi Fâtıma binti Esed vefat etmişti Defnedilirken Nebî (sav), onun affı için Allâh’a yalvarmış ve duâsını şu cümlelerle bitirmişti: “Peygamberinin ve benden önceki peygamberlerin (aleyhimü’s-selâmü ve’t-tahiyye) hakkı için Annem Fâtıma b Esed’i affet Ona kelime-i şehâdeti telkîn et Kendisine kabir rahatlığı ver Çünkü sen merhametlilerin en merhametlisisin”(12)
Görüldüğü üzere burada Resûlüllah Efendimiz, hem kendisi, hem de kendisinden önce geçen peygamberlerle tevessül edip ALLAH Teâlâ’ya yönelmekte ve yalvarmaktadır Demek ki, sadece peygamberimizle de değil, bütün peygamberlerle tevessül câizdir Vefatlarından sonra da olsa Bu hususta bunun benzeri daha pek çok deliller vardır

RAVZA-İ MUTAHHARE’Yİ ZİYARET ÂDÂBI VE TEVESSÜL

Ravza-i Mutahhare, Sevgili Peygamberimizin (sav) kabr-i şerifleridir Kaadı İyâz hazretleri, Ravza-i Mutahhare’yi ziyâret âdâbı ile alâkalı olarak şöyle diyor:
“Resûl-i Ekrem Efendimiz’e (sav) sağlığında nasıl hürmet edilmişse, vefâtından sonra da öyle tâzimde bulunulur Kabr-i saâdet ziyâret edilirken, huşû ve sükûn üzere derli-toplu ve şuurlu hareket edilir, ses yükseltilmezBunları söyledikten sonra da şu hâdiseyi naklediyor:
“Emîru’l-mü’minîn Ebû Câfer el-Mansûr, Kabr-i Şerîf’i ziyâret esnâsında yüksek sesle konuşuyordu Orada bulunan İmâm Mâlik (ra) hazretleri, îkaz mâhiyetinde şöyle dedi:
− Yâ emîre’l-mü’minîn! Mescitte ve bilhassa Kabr-i Şerîf’in yanında yüksek sesle konuşulmaz Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerim’de, Resûlüllah (sav) ile sohbet âdâbını öğretmek üzere şöyle buyurmuştur:
«Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin Onunla konuşurken, birbirinizle konuştuğunuz gibi yüksek sesle konuşmayın!»
ALLAH Teâlâ, bu edep emrine uyanları da, «Resûlüllâh’ın huzûrunda söz söylerken seslerini kısanlar, şüphesiz Allâh’ın kalplerini takvâ ile imtihan ettiği kimselerdir Onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır» diye övmüş ve müjdelemiştir
Aksine hareket edenleri ise, «(Habîbim!) Sana odaların arka tarafından bağıranların çoğu, aklı ermez (senin yüce mertebeni anlamayan, yüksek dereceni kavrayamayan) kimselerdir»(13) buyurarak, azarlayıp kınamıştır
Binâenaleyh Peygamber Efendimize sağlığında nasıl hürmet ve tâzim edilmişse, irtihâlinden sonra da öylece hürmet edilir
Bu nasîhati dinleyen Halîfe Mansur, edep ve terbiyesini takınıp,
− Yâ İmam, nasıl edeyim; kıbleye karşı mı, kabr-i şerife karşı mı dönerek duâ edeyim? diye sordu
İmam Mâlik de,
− Yüzünü ondan (başka yöne) çevirme O senin vesîlen Kıyâmet günü baban Âdem’e varıncaya kadar herkesin vesîlesidir Ona teveccüh et, şefaat dile, diye cevap verdi”(14)
Tevessül; bir zata yaklaşmak veya ondan bir şey istemek için bir başkasını vesîle edinmek, yani vâsıta kılmaktır Meselâ, ihtiyacını doğrudan doğruya hükümdardan istemenin münâsip olmayacağını düşünen veya buna cesâret edemeyen bir kimsenin, önce hükümdârın vezirine başvurması, onu vesîle kılarak arzusunu onun vâsıtasıyla hükümdâra iletmesi gibi
Tevessül eden mü’min de ihtiyacını yalnız ALLAH’tan diler, tevessül ettiklerinden değil Tevessül ettiklerini sadece vâsıta, onun, ALLAH indindeki kıymet ve mertebesi itibariyle duâsının kabûlüne, dileğinin yerine getirilmesine vesîle olsun ister Daha açık bir ifade ile; gâyesine ulaşmak için, vâsıta ve vesîle tedârik eder(15)
Bu Mânâda mürşidler, Hak ile halk arasında vesîle olan kâmil ve mükemmil, yani hem kendileri kemâle ermiş, olgun, hem de başkalarını olgunlaştırabilecek mânevî güce sahip insanlardır(16)

TEVESSÜL İÇİN KABİR TAŞINI, TÜRBENİN EŞİĞİNİ, SANDUKASINI ÖPMEK

Dâvud b Ebî Salih (ra) anlatıyor:
“Bir gün Mervân; yüzünü Resûlüllah’ın (sav) kabr-i şerîfinin taşına koymuş bir kişiyi gördü ve yakasından tutup,
‘Ne yaptığını sanıyorsun?’ diye îkaz etti
Fakat, adam başını çevirince bir de ne görsün, bu zat Ebû Eyyûbi’l-Ensârî (ra) değil mi? O da Mervân’a şöyle cevap verdi:
− Evet, ne yaptığımı biliyorum Ben taş’a değil, Resûlüllâh’a (şikâyete) geldim Çünkü Resûlüllâh’ı şöyle buyururken dinlemiştim:
‘Din (işlerini-hizmetlerin)i ehil olanlar üstlendi mi, din için kaygılanma Lâkin, ehil olmayanlar din (hizmetlerin)i tedvîre başladılar mı, din için ne kadar endişelensen-ağlasan yeridir’(17)
Evet, tarihin tozlu sayfaları; ehil olan olmayan, kabiliyetli-kabiliyetsiz pek çok idarecinin, ilim adamının ve bunların sorumlu oldukları hâdiselerin şâhididir, arşividir
Bu arşivde, imamları-idarecileri-yöneticileri ikaz usûllerinin çeşitliliği ve zaman zaman vaziyete göre değiştiği; bazan açık ve sert, bazan nükteli ve yumuşak, fakat mutlaka yapılmış olduğu görülmektedir
Bu gerçek, İslâm tarihinde daha dikkat çekici bir hâl arz etmekte ve hiçbir zaman terk edilmediği görülmektedir
Bilhassa din ve dünya ayrılığı söz konusu olmayan İslâm’da, her hâdisenin bir dinî yönü ve kıymet hükmü vardır Dolayısıyla bu dinin mensuplarının idaresini üstlenen kişilerin yaptıkları işler de, ister istemez İslâm’ı ilgilendireceği için ayrıca önem taşımaktadır
Hadîs-i şerifte geçen hâdisede Ebû Eyyûbi’l-Ensârî’nin (ra), idareciyi îkaz işini –dînen mahzurlu olduğu sanılan, fakat aslında bir beis olmayan– dikkat çekici bir fiille yaptığını görüyoruz Böylece kendisine uyarıda bulunan Mervân’ı, mukabil bir cevapla uyarmış oluyor Yani demek istiyor ki: Ben taştan bir şey beklemiyorum, benim münâcât ve mürâcaatım Resûlüllâh’adır Onun tavsiyesini tutuyorum Zira o, ehil olmayanlar din işlerini idare etmeye başladığı zaman, din için ne kadar ağlasanız yeridir, buyurmuştu O günlere geldik, çünkü sen başımızdasın
Bu davranışıyla ayrıca, çok mühim bir inceliğe de işaret ederek, böyle bir hareketin yapılabileceğini gösteriyor
Bugün de evliyâullâh’ın kabrini ziyaret edip onların türbelerini-sandukalarını öpen mü’minler, bu işi aynı niyetle yapmaktadırlar Niyetleri taşı-toprağı-tabutu öpmek değil, o zatın eşiğine yüz sürüp, onu vesîle edinerek taleplerini Allâh’a havale etmektir Nitekim büyük Şâfiî âlimlerinden Mehmed Emin Erbilî (rh) de bu mevzûda şunları söylemektedir:
“Maksatları teberrük, yani onu kudsî kabul edip ondan bir hayır, bir fayda, bir uğur, bir bereket ummak olunca; halkın, evliyânın eşiğini ve kabirleri üzerine konulan tabutu öpmelerinde bir beis (bir mahzur/sakınca) yoktur, (öpebilirler) Bu işte onlara itiraz etmek de münasip değildir [Yani Müslümanların öteden beri yapageldikleri ve dinen de bir mahzuru olmayan bu ameli kabul etmeyerek, yaptıklarına engel olmaya çalışmak doğru bir davranış olmaz] Çünkü onlar, her şeyi yapanın ve her işte hakiki müessirin (gerçek tesiri-etkisi olanın, yaratanın) ALLAH Teâlâ olduğuna inanırlar Ve yine onlar bunu, ALLAH Teâlâ’nın sevdiklerine olan muhabbetlerinden dolayı yaparlar, (bir başka niyet veya düşünce ile değil)”(18)

PEYGAMBERİMİZ İLE ÂHİRETTE TEVESSÜL

Âhirette de Resûlüllah Efendimizle (sav) tevessülde bulunacağız
Hadîs-i şeriflerde belirtildiğine göre kıyâmet günü insanlar, mahşerin şiddet ve dehşetinden bir an evvel kurtulmak isteyecekler Bu maksatla ataları Hz Âdem’den başlayıp bütün ülû’l-azm peygamberleri (aleyhimüsselâm) ziyaret edecekler Onlardan, ALLAH Teâlâ’nın kendilerini bu halden bir an evvel kurtarması için, şefaat etmelerini isteyecekler
Ancak onların her biri kendisinin bu işe liyâkatli olmadığını, kendisini meşgul edecek bir derdi bulunduğunu, bu işe en ehil ve en lâyık olanın peygamberlerin sonuncusu Hz Muhammed Mustafa (sav) olduğunu söyleyip ona gitmelerini tavsiye edecekler
Bunun üzerine insanlar, Peygamber Efendimize gelip durumu arz edecekler Peygamberimiz (sav) de Rabb’inden izin isteyip secdeye kapanarak ona hamd edecek
Hz ALLAH kendisine, “Yâ Muhammed, başını kaldır ve söyle, sözün dinlenecek İste, isteğin verilecek Şefaat et, şefaatin kabul edilecek” buyurunca Sevgili Peygamberimiz, “Yâ Rabbî! Ümmetim, ümmetim!” diyecek
Kendisine, “Kalbinde zerre kadar imanı olanı cehennemden çıkar” denilecek
O da zerre miktarı da olsa imanı bulunanları cehennemden çıkarıp, cennete sevk edecek
Böylece bütün insanların en zor gününde, onların en büyük sıkıntılarını gidermek için Allâh’ın izin ve inayetiyle vesîle olacaktır(19)
Şefaate inanmayanlar, vesîleyi-vasıtayı-tevessülü reddedip bid‘at-hurâfe ve şirk addedenler ise, elbette ki âhirette bunlardan muhrum kalacaklardır

İYİ İNSANLARLA TEVESSÜL

Salih zatlar, Peygamber Efendimizin (sav) yakınları, zâhirî ve bâtınî bakımdan vârisleri olan âlim ve âriflerle tevessüle gelince
Enes b Mâlik (ra) anlatıyor:
Halife Hz Ömer (ra) zamanında Müslümanlar, kuraklık yüzünden kıtlık tehlikesiyle yüz yüze gelmişlerdi Hz Ömer Hz Abbas’ı (ranhüma) vesîle edinerek ALLAH’tan yağmur talebinde bulunduğu niyâzında şöyle yalvardı:
“Allâh’ım! Bizler daha önce Peygamberimizi (sav) vesîle edinerek sana niyazda bulunurduk, sen de bize yağmur verirdin Şimdi ise Peygamberimizin amcasını vesîle kılıyor ve senden taleb ediyoruz Bize yağmur ihsân et
Hz Enes, halîfenin bu duâsından sonra yağmurun hemen yağmaya başladığını ifade ediyor(20)
Cesareti, kahramanlığı ve harp sanatındaki dehası ile ünlü sahabî Hâlid b Velîd (ra), Yermuk muharebesi günü takkesini kaybetmişti Askerlere onu aramalarını emretti Uzun aramalardan sonra takke bulundu Oldukça eskimiş bu takkeyi ısrarla aratmasını yadırgayarak sebebini soranlara şu cevabı verdi: “Peygamberimiz (sav) umre yapmış ve başını tıraş ettirmişti Etrafında bulunanlar, onun saçının yanlardan kesilen uçlarını almak için atıldılar Bense daha atik davranarak onun alnının perçeminden kesilen kısmı aldım ve onu bu takkemin içine koydum Bu saç yanımdayken girdiğim her savaşta galip geldim”(21)
Mü'minlerin annesi Hz Esmâ’dan (ranhâ) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “… İşte Resûlüllah’ın (sav) cübbesi! (…) Âişe (ranhâ) vefat edene kadar bu cübbe onun yanında idi O vefat edince ben aldım Resulullah (sav) onu giyerdi Şimdi biz de onu hastalar için yıkıyoruz Onunla (ondan dökülen suyla) şifa talep ediliyor”(22)
Mu'âviye b Ebî Süfyan (ra) zamanında şiddetli bir kuraklık olmuştu Hz Mu'âviye (ra) Şamlılar'la birlikte yağmur duası yapmak için minbere çıkıp oturduğu zaman, Yezîd b el-Esved el-Cüreşî'nin nerede olduğunu sordu Orada bulunanlar Yezîd b el-Esved'i çağırdılar Geldiğinde, Mu'âviye (ra) ona, minbere çıkmasını söyledi Yezîd b el-Esved minbere çıktı ve Mu'âviye’nin (ranhümâ) yanına oturdu Hemen arkasından Mu'âviye (ra) şöyle dua etti: “ALLAH’ım! Bugün en hayırlımız ve en faziletlimiz olan kişiyi bizim için sana vesile/aracı yapıyoruz ALLAH’ım! Yezîd b el-Esved el-Cüreşî'yi bizim için sana vasıta/aracı yapıyoruzSonra da, “Ey Yezîd, ellerini kaldır!” dedi Bunun üzerine Yezîd b el-Esved ellerini kaldırdı; orada bulunanlar da ellerini kaldırdılar Hemen oracıkta batı tarafından bir bulut beliriverdi ve bir rüzgâr çıktı Ardından da öyle bir yağmur yağdı ki, neredeyse insanlar evlerine ulaşamayacaktı(23)
Zehebî'nin naklettiğine göre İmam Ahmed'in oğlu Abdullah, babasının, Peygamber Efendimizin (sav) saçıyla tevessülde bulunduğunu; onu öptüğünü ve içine daldırdığı kaptaki suyu şifa niyetiyle içtiğini söylemiştir(24)
Yine aynı kaynaktan öğrendiğimize göre İmam Tebarânî ile İmam Ebû Bekr b Mukrî ve Ebu’ş-Şeyh, Medine'de bulundukları zamanlardan birinde yiyecekleri tükenmiş, aç kalmışlardı Açlık dayanılmaz bir hal alınca Ebû Bekr b Mukrî, “Kabr-i Saadet”e giderek, “Ey ALLAH'ın Resûlü! Açlık bizi perişan etti!” diye serzenişte bulunur Medine’de oturanlardan birisi aynı günün akşamı kapılarını çalar ve “Bizi Resûlüllah’a (sav) şikâyet etmişsiniz Rüyama geldi ve size yardım etmemi emir buyurdu” diyerek elindeki yiyecek dolu sepeti kendilerine verir…(25)
Allâme İbn-i Hacer-i Mekkî (rh), “bi’l-Hayrâti’l-Hısân fî Menâkıbi’l-İmâm Ebî Hanîfeti’n-Nu‘mân” isimli eserinin 25 bâbında şöyle demiştir:
“İmâm Şâfiî (rh) Bağdat’ta kaldığı günlerde İmam Ebû Hanîfe’nin (rh) türbesine gelir, ziyaret eder, kendisine selâm verirdi Sonra da ALLAH Teâlâ’ya, ihtiyacını gidermesi için onunla tevessül ederdi”(26) Yani Cenab-ı Hak’tan, ihtiyaçlarının, onun yüzü suyu hürmetine giderilmesini niyaz ederdi
Sahabe’den itibaren selef-i salihinin tevessül mevzuuna giren tutum ve davranışları hususunda zikredilebilecek olanlar elbette bunlardan ibaret değildir Daha pek çok rivayetler vardır Ancak onları tekrar ederek sözü uzatmak istemiyoruz
Kısacası, başta Resûlüllah Efendimiz olmak üzere geçmiş bütün peygamberlerle, kâmil ve mükemmil mürşidlerle, veliler ve salih zatlarla gerek hayatlarında ve gerekse âhirete irtihallerinden sonra tevessül câzdir Zira âlimler onların tasarruflarının yani insan, eşyâ ve sâir varlıklar üzerindeki mânevî tesirlerinin devam edeceğini ifade ederek özetle şöyle demişlerdir:
Cenâb-ı Hak, sevdiği kulunun yükü ağırlaşınca, anâsırdan tecrîd eder de onu rûhen mutasarrıf kılar Yani o kulunu, vücûdunun ana maddeleri olan su, toprak, hava ve ateş unsurlarından (anâsır-ı erbaa) soyar da rûhuyla tasarruf eder hâle getirir Ruhta ise telsiz sür‘ati olduğundan, tasarruf daha sür‘atli, daha ihâtalı-kuşatıcı ve kolay olur(27)
Aksini iddiâ edenleri ise, kendi iddiâlarıyla başbaşa bırakıyoruz

RUHLARIN ŞİMŞEK GİBİ ÇAKAN TESİRLERİ

Ahmed Rufâî (ks) hazretleri, el-Burhânü’l-Müeyyed isimli eserlerinde, insanları irşâda ehil, ALLAH ve Resûlü tarafından selâhiyetli/yetkili olan evliyâullâhın mânevî tasarrufları ile alakalı olarak şu açıklamalarda bulunmaktadır:
“ALLAH Teâlâ bizleri, Resûlüllâh’ın (sav) vekîli yapmış, kendisine insanları dâvet eden imamlar yani kılavuzlar-rehberler olarak tâyin etmiştir
Bize uyan selâmete erer
Bizim vesîlemizle ALLAH Teâlâ’ya yönelen kazanır
Bizi yok etmek isteyen yok olur
Bizi dövmeye kalkışan dövülür
Bizim duvarımızdan yüksek yapılan duvar, harâb olur; (yani bize karşı büyüklük taslayan, perişan olur)
Çünkü Cenâb-ı Hak buyurdu ki:
“Şüphesiz ki ALLAH, (müşriklerin ezâ ve cefâlarını) iman edenlerden def‘edecektir”(28) “(O) Peygamber, mü’minlere öz nefislerinden evlâdır (kendi canlarından daha üstündür)”(29)
“Ruhların şimşek gibi çakan tesirlerini (mânevî tasarruflarını) inkâr, (onlara) her şeyi açıp salıveren ALLAH Teâlâ’nın yardımını bilmemektir Allâh’ın kelâmı hükümsüz bırakılamaz Kur’ân-ı Kerim’de Resûlüllah Efendimiz’in şöyle söylediği açıklanmaktadır:
“Muhakkak ki benim velîm, (bana yardım etmekte, beni korumakta yegâne sâhibim) o Kitab’ı indiren ALLAH’tır Ve o, bütün salihlerin de velîsidir’(30)
“Yani onların, salih kullarının da işlerini üzerine alır, onlardan meded umanların da Hatta onlardan yardım isteyenlere sığınanları da himâyesine alır
“O salih kişiler ister hayatta olsun, ister olmasınlar; onlar, ister farkında bulunsun, isterse farkında bulunmasınlar Nitekim kul merhametli olunca, uyurken açılan birisinin üzerini örter de, o uyandıktan sonra, yaptığı iyiliği ona anlatmaz Zengin birisi, fakire iyilikte bulunur da, ona haber bile vermez
“ALLAH Teâlâ ise Rahmân’dır, Rahîm’dir; o azamet sahibidir, ihsânı boldur Dostu olan kuluna, bilmediği yerden yardım, ummadığı taraftan da rızık bahşeder
“Cenâb-ı Hakk’ın dağlar gibi olan ulvî yardımları, kulunu keder ve sıkıntılar denizinde boğulmaktan korur Sevgili kulundan ve onu sevenlerden, kötü olan mukadder âkıbetleri, tenezzülât-ı sübhâniyyesinin bir neticesi olarak kulunun hayrına olan kaderlerle def‘eder, giderir Ancak bu, velî kulunun tesiriyle değil, onun vesîle ve vâsıtalığı iledir
Efendim, Şeyhim Mansûr-i Rabbânî (ks) dedi ki:
‘ALLAH Teâlâ’ya sığınman; ona itimat etmendir, zihnini de ondan gayri varlıklardan temizlemendir
‘Resûlüllâh’ın (sav) vârisleri olan evliyâullah bizi irşâd ettiler, bize doğru yolu gösterdiler Kur’an ve sünnetlerdeki inci-mercan hazînelerini kapatan perdeyi bize araladılar ALLAH ve Resûlü ile olan terbiyenin hikmetini bizlere öğrettiler
‘Onlar öyle bir topluluktur ki, yanlarında oturanlar azıtıp sapıtmaz
‘Allâh’a (cc) iman eden, Peygamberi’nin (sav) ulviyetini idrâk eden kişi, onları sevsin, onlara tâbi olsun

Alıntı Yaparak Cevapla