Yalnız Mesajı Göster

Osmanlı Fetih Politikası

Eski 08-24-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Osmanlı Fetih Politikası




İstanbul sur içindeki şehirlerin en büyüklerinden biri ve belki birincisi olduğundan kolay kolay kalabalıklaşmıyordu; bundan başka Türklerin buraya yerleşmelerine karşı Rumların teşvikiyle bazı engeller de çıkarılmakta idi Evvelâ türlü türlü vaadlerle İstanbul'a nakledilen Türklere verilmiş olan evlerin mukataaya rabtı emrolunmuştu; halbuki bunlara gelir gelmez ev ve dükkânları mülk olarak verilmiş olduğundan bu emirle mülkiyetleri kalkıyordu; bu karar şikâyete neden oldu; hattâ bir çok san'at ve mesken sahipleri çoluk, çocuklarını bırakarak İstanbuldan kaçtılar Bunun üzerine eski vezirlerden Kula Şahin Paşa genç pâdişâha bu kararın mahzurlarını izah ile:
"Atan ve deden nice memleketler fethetti; hiç birine mukataa vaz'etmedi" diyerek yapılan yanlışlığı düzelttirdi ve bu suretle İstanbul'a gelen ve getirilen göçmenler mülk sahibi oldular ve tabiî olarak îmar faaliyeti arttı Aradan bir müddet geçtikten sonra vezir-i âzam Rum Mehmet Paşa zamanında iş yine bozuldu Mehmet Paşa, Rum dönmesi olup İstanbul'a Türklerin iskânını istemeyen Rumların teşvikiyle mülk yerleri yine mukataaya bağlamaya teşebbüs etti ve muvaffak da oldu

Fatih Sultan Mehmet, bu suretle Müslüman ve Hıristiyanlardan bir kısmını İstanbul'a göç ettirmekle kalmadı; fetihten sonra etraf şehir ve kasabalara çekilmiş olan ilim ve fikir adamlarını birbir arattırıp İstanbul'a getirterek bunları sur dahilinde iskân ettirdi O sırada Cenevizlilerin elindeki Amasra'ya memurlar göndererek buradaki ilim ve fen adamlarını ve san'at sahiplerini ve tüccarları İstanbul'a naklettirdi

Kültürel ve sosyal müesseseleler

Bir taraftan İstanbul nüfusunu çoğaltmak, ticari ve iktisadi faaliyeti arttırmak için çalışırken diğer taraftan da yeni Türk eserleriyle şehrin kültürel ve sosyal sahada inkişafına gayret edilmekte idi; bunun için başta pâdişâh ile vezirleri oldukları halde kudreti müsait olanlar tarafından istanbul'un muhtelif semtlerinde, cami, medrese, imaret, han, hamam, hastahane bedesten vesaire gibi eserler vücuda getirilmiştir Mimarisine dokunulmadan Ayasofya kilisesi tamir edilerek bir minare ilavesiyle cami yapılmıştır

Fatih Sultan Mehmed fetihten on sene sonra yani 867 H 1462 M de camiini yaptırmağa başlamış ve sekiz senede (875 H 1470 M) sona ermiştir ; bu cami yeri İstanbul'un ikinci tepesi üzerinde bulunup bunun yerinde harap bir halde Rumların Havariyun kilisesi ve Bizans imparatorlarının mezarları vardı Camiin etrafına dördü kuzeye ve dördü güneye tesadüf etmek üzere sekiz medrese ile tetimmeleri ve imaret ve hastahânesini yaptırdı Mahmud Paşa kendi adına olan cami, imaret ve hamamını, İshak, Gedik Ahmed ve Karamani Mehmed Paşalar ve şâirleri de ilmî ve içtimaî eserlerini vücuda getirdiler Bugün İstanbul'un en işlek yerindeki Kapalıçarşı ile Bedesten'de Fatih Sultan Mehmed zamanında yaptırılmıştır

Fatih Sultan Mehmed sûr dahilinde ilk defa Ayasofya odalarını medreseye çevirdiği gibi sûr haricinde de bugün Eyyüp dediğimiz mahalde peygamberimizin eshabından Halid ibn-i Zeyd Ebu Eyyüb Ensârî'nin kabrinin yanına bir cami ile bir de medrese yaptırarak az zamanda buranın sür'atle îmarını temin etmiş, dini bir kudsiyetle Eyyüp semti kısa bir müddet içinde bir şehir haline almış ve Havass-ı Kostantiniyye ismiyle burası Eyyub kadılığı olmuştur

Sakız'ın Alınması

Osmanlılar denizde hâkim vaziyete geldikten sonra Akdeniz adalarının mühim bir kısmını işgal etmişler, fakat Anadolu sahiline pek yakın olmasına rağmen Cenevizlilerin elinde bulunan Sakız adasını işgal etmeyerek bir miktar vergi ve bir ticaret anlaşmasıyla burayı nüfuzları altına almakla yetinmişlerdi Sakız adası cumhuriyet tarzında seçilmiş on iki kişiden oluşan bir meclis tarafından idare edilip Osmanlı devletine her sene on bin altın vergi vermekte idi Osmanlı vesikalarında Sakız'ı idare eden heyete "Sakız beyleri” deniliyordu

Sakız Cumhuriyeti, son zamanda yani üç dört seneden beri vergisini tamamen ve muntazaman vermeyip bir hayli yazıp çizmelere sebebiyet vermekte olduğundan başka Malta muhasarasında Şövalyelere yardımcı kuvvetler göndermek suretiyle düşmana casusluk ettiğinden dolayı hükümetin emniyetini kaybetmişti

Sultan Süleyman son seferi olan Zigetvar'a giderken Piyale Paşa kumandasındaki donanma da Akdenize çıkmış ve Sakız'ın sessizce işgali kaptan paşanın dirayetine bırakılmıştı




Cezayir beylerbeyi ve kaptan-ı derya olan Piyale Paşa 5 Ramazan 973/1566 Nisan ihtidalarında yetmiş parça kadırgadan oluşan donanma ile Akdeniz'e çıkıp evvelâ Çeşme limanına girmiş ve orada kendisini ziyarete gelen Sakız beylerini tevkif eyleyerek sonra adayı işgal ile buranın muhafızlığına Kırşehir sancak beyi Muzaffer Bey'i tayin edip kalesine asker, mühimmat ve cephane koyduktan sonra ayrılmıştır

Sakız beyleri, kaptan paşa baştardesinde tevkiften sonra verilen emir üzerine evvelâ Kefe'ye gönderilmişler ve beyzadelerden on ilâ on iki yaşlarındaki çocuklardan münasip olanları Enderun-ı hümâyun için yetiştirilmek üzere İbrahim Paşa Sarayı'na alınmışlardır

Kefeye gönderilen on iki âza, sonradan tekrar Sakıza iade olunmuşlarsa da görülen mahzur üzerine 976 H /1568 M'de verilen bir emirle bunların Galata'da oturmaları münasip görülerek oraya nakledilmişlerdir

Piyale Paşa Sakız’ı işgal ettikten sonra Güney İtalya sahillerinde faaliyette bulunup ordunun Zigetvar'dan avdetle İstanbul'a, girmesinden bir kaç gün evvel devlet merkezine gelmiş ve Sakız hazinesinden alınan külliyetli hazine ile Kapıkulu ocaklarına cülus bahşişi ve terakki verilmiştir Bu hizmetine karşılık olarak Piyale Paşa vezir olmuş ve onun yerine Yeniçeri ağası Müezzinzâde Ali Ağa Cezayir beylerbeyiliği ile kaptan paşalığa tayin edilmiştir


(alıntı)

Alıntı Yaparak Cevapla