Yalnız Mesajı Göster

Kılıc Kuşanan Evliyalar

Eski 08-24-2012   #18
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Kılıc Kuşanan Evliyalar




Ömer Rızâî Efendi köy ve kasabalara vardıkça câmilerde ibâdet edi yor, halka vâz ve nasihatlarda bulunuyordu Varsa o beldenin mübârek zâtlarını da ziyâretten sonra yoluna devâm ediyordu Bu şekilde Rodos´a vardı Bu sırada o havâlide birbirlerine hasım ve düşman iki derebeyi tâ ifesi vardı Bunlardan biri nin adamları Ömer Rızâî Efendiyi karşı tarafın câsusu diye tutup hapse attılar Konuşturmak için çok sıkıştırdılar Bu sı rada yine karşı gruptan yakaladıkları bir adamı işkence ile öldürdüler Ömer Rızâî Efendiye; "Şâyet yarın da konuşmaz san seni de bu şekilde öldürürüz" diye tehdid ettiler O gece reisleri birkaç defâ korkunç bir rüyâ ile uyandı Ne zaman uykuya dalsa büyük bir felâket ve azap ile karşı karşıya kalmakta idi Sabah erkenden adamlarını toplayıp; "Bu ne hal dir bir günahsıza zulüm mü yaptık?" diye sordu Adamlarından bir tânesi dün bir kişi yakalamıştık Devamlı hapishânede namaz kılıyor ve duâ ediyor diye bildirdi Reis onun derhal huzûruna getirilmesini bildirdi Böy- lece Ömer Rızâî hazretlerini reisin huzûruna getirdiler Reis, Şeyhin ayaklarına kapanıp affedil mesi için yalvardı, ne dilerse vereceğini söy ledi Ömer Rızâî Efendi hakkını he lâl ettiğini bildirip serbest bırakılmasını istedi

Rodos´ta kırk gün kadar kalan Şeyh hazretleri, Hasan Kapudan is mindeki bir şahsın yardımıyla gemi ile Kâhire´ye geldi Burada Câmiü´l-Ezher´deki ulemâ ile sohbet etti Câmilerde vâzlar verdi

Hac mevsimi geldiği zaman Mısır huccâcıyla Süveyş´ten Yenbua´ya, oradan da Medîne-i münevvereye vâsıl olup, Peygamber efendimizin mübârek kabr-i şerîflerini ziyâretten sonra Mekke´ye vardılar

Ömer Rızâî hazretleri hac vazîfesini îfâdan sonra iki sene Mekke´de mücâvir olarak kaldı Bu zaman içinde geceleri harem-i şerîfi tavâf etti, namaz kıldı, Allahü teâlâyı zikirle meşgul oldu Mekke tüccarından bir kimse kendisine her gün bir tas çorba hazırlar ve onunla idâre ederdi

İki sene sonraki hacılarla tekrar Medîne´ye geldi ve Peygamber efen dimizin kabrini ziyâretten sonra mukaddes beldelere vedâ etti Dönüşte Kâhire´ye vâsıl olduklarında bir câmide vâz ü nasîhatla meşgûl iken Mısır Vâlisi İzzet Mehmet Paşanın dikkatini çekti Paşa, Ömer Efendinin ilim ve ihlâstaki yüksek derece sini görerek onu ilim meclislerine dâvet etti Bunu duyan Mısır´ın en değerli âlimleri meclisine gelerek Ömer Efendinin soh betine katıldılar

Diğer taraftan İzzet Paşa sadâret emeli ve arzusu ile de dolu idi Ni tekim o bu maksadla Ömer Efendiden duâ buyurmasını istedi Bunun üzerine Ömer Rızâî Efendi; "Bizim elimizde bir şey yoktur Allahü teâlâ ne dilerse o olur Duâ edelim haklarında hayırlısı olsun" buyurdular Sonra bir câmide kırk gün ibâdet ve zikirle meşgul oldu Kırk günün so nunda murâkabeye daldığı bir sırada Pey gamber efendimizi gördü Re- sûlullah efendimiz İzzet Paşayı kır bir atın üzerine bindirip; "Var Allahü teâlânın kullarının hizmetini güzelce gör" diye emir bu yurdular

Ömer Rızâî Efendi ertesi gün huzûruna gelen İzzet Paşanın adamla rına; "Paşanızın murâdları hâsıl oldu" diye müjde verdi Nitekim İzzet Paşanın bu müjdeyi aldığı gün çok geçmeden İstanbul´dan dâvetçi tatar, postacılar gelerek kendisine sadâret verildiğini bildirdiler İzzet Paşa müjdenin tahakkuk etmesi üzerine Ömer Rızâî Efendiye pekçok teşekkür ettikten sonra onu İstanbul´a dâ vet edip nerede isterlerse o mahalde bir tekke veya medrese inşâ ettireceğini bil dirdi İzzet Paşaya muvaffak ol ması için duâ eden Ömer Rızâî hazretleri; "İnşâü teâlâ mübârek beldeleri bir kez daha ziyâret ve sıla-i rahmden sonra saâdet kapısına, İstanbul´a geliriz" buyurdu

Deryâ Ali Baba (rahmetullahi teâlâ aleyh) Anadolu velîlerinden olup On beşinci yüzyılda yaşadı İstanbul´un fethi sırasında orduda Sakabaşı olarak va zîfe yaptığı için Saka Ali Baba veya Deryâ Ali Baba diye meş hur olmuştur

Canını, malını Allahü teâlânın yüce dîni olan İslâmiyeti yaymak, in sanların dünyâ ve âhirette saâdete, mutluluğa ermelerine vesîle olmak için fedâ etmeye hazır olan Deryâ Ali Baba´nın hayâtı hakkında fazla bilgi yoktur Ancak Ana dolu´da yetiştiği ve Fâtih Sultan Mehmed Hanın İstan bul fethi için hazırladığı ordunun Sakabaşısı yâni Sucubaşısı olduğu bi linmektedir

Fâtih Sultan Mehmed Han, İstanbul´u küffâr elinden kurtarmak üzere ku şatmıştı Fetih ordusu İstanbul surlarına dayanmış, Fâtih Sultan Meh- med Han fethin gerçekleşeceği zamânı sabırsızlıkla bekliyordu Leşker-i duâ adı verilen duâ ordusu âlimler ve velîler, fetih için gözyaşı dökerek duâ ediyorlardı Kır atı nın üstünde heybet ve celâdetle duran genç hü- kümdâr, orduyu şevke getirici ko nuşmalar yapıyordu Etrâfa dalga dalga yayılan ordu, Feth-i mübînin gerçekleş mesi için canla başla çarpışıyordu Şehir düşmek üzere idi İşte tam bu kritik zamanda ordu nun arasında; "Ordu susuz kalmak tehlikesiyle karşı karşıya, ku yular boş, çeşmeler akmıyor" şeklinde bir söylenti yayılmaya başladı

Bu kötü haber kısa zamanda her tarafta yayıldı Ağızdan ağıza, ku laktan kulağa yayılan bu söylenti nihâyet genç pâdişâhın kulağına kadar geldi Bu ha ber üzerine genç pâdişâhın yüz hatları bir anda değişti Etrâ fında bulunan vazî felilere hitâb ederek; "Tez gidin Sakabaşını bana geti rin!" dedi Vazîfeliler he men gidip Sakabaşı Ali Efendiyi genç pâdişâhın huzûruna getirdiler Yüzünden nûr akan, hafif beli bükük Ali Efendi sır tında kırbası olduğu hâlde Fâtih Sultan Mehmed Hanın huzûruna girdi Pâdişâh ne kadar telaşlı ve üzüntülüyse, Saka Ali Efendi de o kadar so ğukkanlı ve sâkin duruyordu En ufak bir endişe izi ta şımıyor, her za manki gibi tebessüm eder bir hâlde pâdişâhın yüzüne bakıyordu Pâdi şâh onun böyle kritik bir anda gâyet sâkin ve aldırmaz bir durumda oldu ğunu görünce iyice celâllendi ve şöyle seslendi:

"Olanlardan haberin yokmuş gibi duruyorsun Ali Efendi! Ordu susuz kal mış, asker susuzluktan kırılıyor Neden gerekli tedbiri almazsın da bizi müşkil hâle düşürürsün? Şimdi ne olacak Bu hâle nasıl çâre bulacağız?"

Sakabaşı Ali Efendi gâyet sâkin ve tebessüm ederek; "Devletlü pâdi şâhım! Merak etmeyiniz Su çok" diye cevap verdi Onun bu hâli karşı sında daha da hiddetlenen genç pâdişâh; "Su çok mu dersin? Alay mı edersin sen askerle? Ordu susuzluktan kırılırken ne biçim laf edersin?" Sultanın iyice öfkelendiğini ve üzüldüğünü gören Sakabaşı Ali Efendi, ar kasını pâdişâha dönüp, sırtındaki su kırbasını pâdişâhtan tarafa çevirdi ve; "Ben yalan söylemem sultanım Bakın isterseniz ne kadar çok suyu muz var" dedi

Sakabaşı Ali Efendinin bu sözünden pek bir şey anlamayan Fâtih Sultan Mehmed Han, Ali Efendinin sırtındaki kırbanın içine baktı Bir de ne görsün? Kırbanın içinde bir deryâ büyük bir okyanus görünmekte Göz alabildiğine uza nan su, bir değil, binlerce orduyu doyuracak kadar çok Gözlerine inanamayan genç pâdişâh, yanında bulunanlara da kır banın içine bakmalarını emretti Sıra sıyla kırbanın içine eğilip bakan ve zirler, kumandanlar ve diğer vazîfeliler de büyük bir şaşkınlık ve hayret içinde aynı manzarayı gördüler

Olanların, Allahü teâlânın velî kullarına ihsân ettiği bir kerâmet oldu ğunu anlayan genç pâdişâh, su bulunmasına rağmen askerin susuz bı rakılmasından maksadın ne olduğunu birden kestiremedi Sakabaşı Ali Efendiye dönerek; "Su bulunmasına rağmen nedir senin bu yaptığın?" diye seslendi Pâdişâhın daha fazla gazaplanmasından çekindiği için olanları tek tek anlatmaya başladı:

"Ey cihan pâdişâhı! İstediğin kadar su işte burada Fakat ben askere suyu doyumluk veremiyorum Çünkü onlar kahramanca savaşıyor, yoru lup terliyor lar Eğer istedikleri kadar suyu versem hepsi hastalanıp yata caklar Sonra da za ferimiz tehlikeye düşecek düşüncesiyle böyle yapıyo rum" dedi

Sakabaşı Ali Efendinin ârifâne sözleri ve kerâmeti karşısında söyle yecek söz bulamayan Fâtih Sultan Mehmed Han, saygı ve muhabbet dolu nazarlarla ona bakmaya başladı

Kerâmet göstermekten kaçındığı halde, kerâmetinin ortaya çıktığını gören Sakabaşı Ali Efendi, sırtındaki kırbayı hızlıca yere bıraktı Başta pâdişâh olmak üzere bütün vezirlerin ve âlimlerin hayret dolu bakışları arasında kırbanın düşüp parçalandığı yerde bir su kaynağı ortaya çıktı Şırıl şırıl akan bu pınardan ordu nun su ihtiyâcı giderildi Bu hâdise üze rine Fâtih, Sakabaşı Ali Efendiye Deryâ Ali Baba ismini verdi

Fâtih Sultan Mehmed Han, fetihten sonra büyük bir velî olan Saka- başı Deryâ Ali Dede´yi unutmadı Ona şimdi Kazlıçeşme´nin kurulu bu- lunduğu yerde geniş bir arâzi tahsis etti Uzun yıllar burada yerleşen, İslâm dînine ve müslümanlara hizmet etmeyi tek gâye edinen Deryâ Ali Baba, Fâtih Sultan Mehmed Hanın saygı ve muhabbet duyduğu kimse lerden oldu Zaman zaman ziyâret eden Fâtih Sultan Mehmed Han ona ve sevenlerine iltifât ve ihsânlarda bulundu

Dimitrofçalı Muslihuddîn Efendi (rahmetullahi teâlâ aleyh) Sınır boyla rında yetişerek, Rumeli´de İslâmiyetin yayılması için gayret göste*ren gâzî der vişlerden ve Rumeli evliyâsının büyüklerindendir

Alıntı Yaparak Cevapla