Yalnız Mesajı Göster

Kılıc Kuşanan Evliyalar

Eski 08-24-2012   #19
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Kılıc Kuşanan Evliyalar




Kânûnî Sultan Süleymân Han, Zigetvar seferi esnâsında kaleyi ku şatınca, Pertev Paşa da Küle kalesini kuşatıp, topa tuttu Zafer müyesser olmadı Dimitrofçalı Muslihuddîn Efendi Dimitrofça´dan talebelerini top layıp, Küle´ye doğru yola çıktı Muslihuddîn Efendinin oraya ulaştığı gün, asker arasında zafer haberi yayıldı Askerin mâneviyâtı çok yükseldi As kerler, daha kale alınmadan birbirlerini tebrik ediyorlardı Kısa süre sonra İslâm ordusu kaleyi fethetti Muslihuddîn Efendi, fetihten sonra Hüseyin Dede´ye; "Hemen bir (atlı) araba bul, öğleyin çıkıp Zigetvar gazâsına ye tişelim!" diye tenbih etti Hüseyin Dede, arayıp taradı, münâsip bir şey bulamadı Bütün arabacılar, askere erzak ve silâh yetiştirmekle meş gûldü Gelip Muslihuddîn Efendiye durumu arzetti Muslihuddîn Efendi; "Ne yapıp yapmalı, bir araba bulmalıyız Bütün erenler, gazâya çıktılar" dedi Hüseyin Dede, yeniden araba aramaya çıkıp, ikindiye doğru bir araba buldu O gece Travnik kasabasına vardılar Ertesi gün ikindi sa a tine doğru, havâlideki nehre ulaştılar Ancak yakında konak yeri olmadı ğından, bir saldırı tehlikesi vardı Bunun için köprüden geçmeyip yukarı dan dolaştılar Cumâ günü seher vakti kalkıp, öğle vaktinden sonra Şikloş´a yetiştiler Oradan da sevenleri yanlarına katılıp, akşama doğru pâdişâhın ordusuna ulaştılar Ertesi gün savaş alanına vardılar Çok geçmeden hisâr tutuştu, yanmaya başladı Bir müddet sonra da İslâm bayrağı Zigetvar kalesi burçlarında dalgalandı

Tefsîr, hadîs ve fıkıh âlimi Dursun Fakîh (rahmetullahi teâlâ aleyh) Şeyh Edebâlî hazretlerinin dâmâdı ve Osmanlı Devletinin kurucusu Os man Beyin bacanağıdır Doğum târihi bilinmemektedir Sultan Orhan devrinde vefât etti

Aslen Karamanlı olup, hocası Edebâlî hazretlerinin hemşehrisidir Çeşitli ilimleri, Edebâlî´den tahsîl edip, tefsîr, hadîs ve fıkıh bilgilerinde âlim, tasav vufta yüksek derecelere sâhib oldu Kalbi, kötülüklerin pislikle rinden temiz lendi Dünyâlık olan şeylerden uzaklaşmakta ve takvâda, güzel ahlâkta, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymakta, insanlara doğru yolu göstermekte çok ileri idi

Bu sırada Anadolu Selçuklu Devleti Sultanının, İlhanlı Gâzan Han ta rafın dan İran´a götürülmesi üzerine devlet parçalandı Her önüne gelen bey, herkes sığınacak yer arar oldu Haber Osman Beyin meclisine ulaştı Mecliste hazır bulunan Osman Beye, hatîb ve vâiz Dursun Fakîh şu teklifi yaptı: "Beyim! Cenâb-ı Hak size, sığınacak yer arayan müslü- manları bir araya toplayıp idâre etmek basîretini ve gücünü ihsân etmiştir Allahü teâlânın inâyeti, duâ ordusu nun himmet ve bereketi, gazâ ordusunun kuvvet ve kudretleriyle çevrenizdeki tekfurları dize getirip, bir çoklarının topraklarını mülkünüze dâhil ettiniz Şimdi sıra Anadolu top raklarını ehil olmayanların elinden kurtarıp, ahâlisini huzûra kavuştur maya gelmiştir Müsâade buyurun da, adınıza hutbe okuyup, sizi sultan îlân edelim" dedi Sultan düşünüp, istişâre etti Dursun Fakîh´e hak verdi O gün Dursun Fakîh, Osman Gâzi adına hutbe okuyup, beyinin sultanlığını îlân etti

Dursun Fakîh bundan sonra Osman Gâzinin cihâd hareketine iştirak etti O hem elinde kılıcı ile gazâlara katılıyor hem de namaz vakitlerinde gâzilere na maz kıldırıyordu Ayrıca gâzilerin dînî meselelerdeki suâllerini de Dursun Fakîh çözüyordu Bu husûsiyetleri ile onun Osmanlı Devleti nin resmî olmamakla be râber ilk kâdıaskeri hüviyetini taşıdığı anlaşıl maktadır

Dursun Fakîh, okuduğu hutbelerde vâz ve nasîhatlarında gâzilerin gazâ şev kini artırıcı sözler söylerdi Resûlullah efendimizin ve O´nun mübârek Eshâbının güzel ahlâk ve örnek yaşayışını anlatırdı Bu mübâ rek âlimin sözleri ve duâları bereketi ile Osman Gâzinin seçme yiğitleri, Allahü teâlânın dînini yaymaya, in sanlara merhametli davranıp zarar vermemeye çok gayret ettiler Herkese iyilik edip, hayırlı amel işlediler Nefslerini terbiye edip, ebedî saâdete kavuşmak için gayret gösterdiler

Osman Gâzi 1302´de memleketi beş idârî bölgeye ayırıp, Bilecik´in idâresini Şeyh Edebâlî hazretlerine bıraktı Dursun Fakîh bundan sonra hocası Şeyh Edebâlî´nin yanında kalıp onun yerine tefsîr okuttu ve fetvâ işlerini yürüttü Edebâlî hazretlerinin vefâtından (1326) sonra onun zâvi yesinde şeyhlik makâ mına oturdu 1330´da İznik, Orhan Gâzi tarafından alındıktan sonra Bilecik kâ dısı olan Candarlı Kara Halil, İznik kâdılığına getirildi Bu târihten îtibâren Dur sun Fakîh´e de Bilecik kâdılığı vazîfesi verildi Dursun Fakîh´in bu görevde iken vefât ettiği tahmin olunmaktadır Kabri Bilecik´teki hocası Şeyh Edebâlî türbesi içindedir Şeyh Edebâlî hazretleri hatip, kâdı ve şâir olan talebesi Dursun Fakîh ile yanyana yat maktadır Bu çok sevilen derviş gâzinin bir makam türbesi de, Söğüt´ün Küre köyü civârında bir tepe üzerindedir

Ebdal Kumral (rahmetullahi teâlâ aleyh) Osmanlı Devletinin kuruluş yılla rında yaşamış mücâhid ve akıncı bir derviş olup, Şeyh Edebâlî haz retlerinin müridlerindendir Şeyh Edebâlî hazretleri Eskişehir yakınların daki İtburnu adlı köyde ikâmet eder, tâliblerine ilim öğretmek, insanlara huzur dağıtmakla meşgûl olurdu Talebelerini daha çok kâfirlerle cihâda sevk ederdi Nitekim sohbetle rinde kemâle gelen Ebdal Kumral´ı da hem talebe yetiştirmek ve hem de Allahü teâlânın dînini yaymak için kâfirlerle harbetmek üzere vazîfelendirdi

Ebdal Kumral, İslâmiyetin yayılması için pekçok gayret gösterdi Za man zaman Hızır aleyhisselâm ile görüşüp sohbet ederlerdi Yine bir de- fâsında Er meni derbendi denilen yerde dinlenirken Hızır aleyhisselâma rastgeldi Tatlı tatlı konuştular Hızır aleyhisselâm, Ebdal Kumral´a Os- man Bey´den söz etti Onun dağılmış olan müslümanları bir bayrak altın- da toplayacağından ve kurduğu devletin üç kıtaya yayılaca ğından bah- setti Ebdal Kumral hazretleri bu genç beyi tanımıyordu An cak, birçok gazâda bulunduğunu ve zaman zaman gelip Şeyh Edebâlî´nin zâvi- yesinde misâfir kaldığını duymuştu Hızır aleyhisselâm; "O genç erin, ge- leceği çok ümitlidir Kendisine bu müjdemizi ulaştır" dedi Kumral Ebdal kendisini tanımadığını söyleyince, Hızır aleyhisselâm; "Onu, Edebâlî haz retlerinin yanında bulacaksın Şeyhe bu mevzuda bir rüyâsını nakle- decektir" buyurdu

Kumral Ebdal, Hızır aleyhisselâmdan ayrılınca, içini bir ateş ve özlem sardı Büyük doğuşun müjdesini içinde hissediyordu Doğruca şeyhi Edebâlî hazretle rinin huzuruna varmak üzere yola çıktı

Bu sırada Osman Gâzi Şeyh Edebâlî´nin Bilecik´teki zâviyesinde mi sâfir bulunuyordu Osman Gâzi o gece bir rüyâ gördü Rüyâsında, Ede- bâlî hazretleri nin koltuğu altından çıkan bir nûr, gelip Osman Beyin koltuk altına girdi O nû run girmesiyle, Osman Beyin karnından bir ağaç peyda oldu Birden dallanıp budaklandı Dalları çok yükseklere ulaştı Al tındaki nice dağlar ve nehirleri göl geledi Onun gölgesindeki dağ ve ne hirlerden birçok insan gelip istifâde etmeye başladı, Osman Bey uyandı Hemen abdest alıp şeyhinin huzûruna vardı Baktı ki şeyhi birkaç derviş ile sohbet etmekte Bunlardan biri de Ebdal Kumral´dı

Ebdal Kumral Osman Gâzinin rüyâsını dinlerken heyecandan kalbi nin dura cak gibi olduğunu hissetti İşte Hızır aleyhisselâmın bahsettiği genç İşte muaz zam İslâm devletini kuracak genç mîmâr Bu sırada Os man Gâzinin rüyâsını dinleyen Şeyh Edebâlî tebessüm edip, ruhları ok şayan tatlı bir sesle şöyle tâbir etti:

"Ey Osman! Sana müjdeler olsun Sana ve senin evlâdına Hak teâlâ saltanat verdi Ve dünyâ âlem, evlâdının saltanat güneşi altında ola Ve hem kızım Mal Hâtun sana helâl oldu"

İşte şeyhi ile Hızır aleyhisselâmın söyledikleri de birbirini doğruladı Ebdal Kumral hazretleri artık daha fazla dayanamayıp şeyhi ile mürid arasına girdi Osman Gâziye Hızır aleyhisselâmın müjdesini de söyle dikten sonra; "Ey Os man! Sana pâdişâhlık verildi Bize şükrâne ne verir sin?" diye sordu Osman Gâzi ise;

Alıntı Yaparak Cevapla