|
Prof. Dr. Sinsi
|
Kılıc Kuşanan Evliyalar
"Ne vakit pâdişâh olursam sana bir şar, şehir vereyim " dedi Ancak Ebdal Kumral´ın gözü öyle yükseklerde olmadığından; "Bize şu köyceğiz yeter Şehir den vazgeçtik " dedi Osman Gâzi kabûl etti Ama Ebdal Kumral, ileride bu va adi Osman Gâzinin çocuklarına karşı ispat etmek için yazılı bir belge istiyordu Bu maksatla; "Öyleyse bize bir kâğıt ver " dedi Osman Gâzi ise; "Kâğıt yerine işte bir kılıcım var Babamdan ve dedemden kalmıştır Onunla birlikte bir de maşrapa vereyim Birlikte se nin elinde olsunlar Neslin bu nişanı saklasın Eğer Hak teâlâ beni pâdi şâhlığa eriştirirse benim neslim dahi bu alâmeti görüp kabûl etsinler, kö yünü almasınlar " deyip verdi
Böylece Osman Gâzinin kılıcı Ebdal Kumral ve onun nesli eline geçti An cak Kumral Ebdal hazretleri Osman Gâzinin tahta çıktığını göremedi 1288´de Osman Gâzi, babası Ertuğrul Gâzinin yerine baş seçildiğinde o vefât etmişti Osman Gâzi ise bu mücâhid şeyh hazretlerini unutmadı Ona Ermeni Derben dinde güzel bir zâviye yaptırdı Birçok köy ve tarlalar vakfetti Çünkü o, günün birinde rüyâsı her anlamıyla gerçekleşir ve Os manlı Devleti cihânı kaplayan bir devlet olursa, bunda îmânlı kılıç sâhip leri kadar, îmân sâhibi dervişlerin de payı olacağına yürekten inanıyordu
Bu arada her Osmanlı pâdişâhı, Ebdal Kumral neslinden gelen der vişler elinde o kılıcı görünce pekçok ihsânlar ettiler ve o kılıcın kınını ye nilediler
Bursa velîlerinden Ebdal Murâd (rahmetullahi teâlâ aleyh) Bursa´nın fet hinden önce Buhârâ´dan Bursa´ya gelen hak âşığı adı verilen kırk ab daldan biri dir Ebdal Murâd, Orhan Gâzinin Bursa´yı fethinde yanında bulunan mücâhidlerden idi Yanında dâimâ bir tahta kılıç bulundurur, bu nasıl kılıç deyip alay edenlere; "Siz onun ne kadar keskin olduğunu bil mezsiniz" derdi
Ebdal Murâd fetih esnâsında Bursa kalesini gözetleme vazîfesi yaptı "Hıdmet-ül-Mülûk nısf-üs-sülûk" (Devlet başkanlarına hizmet tarîkat yol culu ğunun yarısıdır) sözü gereğince fetihde Sultan Orhan Gâziye maddî ve mânevî yardımlarda bulundu Dört arşın uzunluğundaki tahta kılıç ile şaşılacak kahra manlıklar gösterdi Tahta kılıcını kocaman bir kaya par çasına vurmasıyla kayayı ikiye ayırması düşmanı dehşete düşürdü
Harp bitip Bursa feth olunduktan sonra Ebdal Murâd´ın, Keşiş Dağı etekle rindeki tekkesine çekildiği ve Orhan Gâzinin tekkeye binden fazla bakır kapkacak verdiği rivâyet edilmektedir
Eskiden bu tekkede esnafa peştemal kuşatılır ve çeşitli eğlenceler yapılır, sonra da Ebdal Murâd´ın türbesine gidilerek duâ edilir ve; "Destini destime vergil destikeremdir Allah bir dedik, pervâne geldik, yönümüz dergâha döndük Gün kubbe altında, yeşil seccâde üzerinde, erenler meydanında, sizler huzu runda peştemal kuşanıp bir murâd almaya gel dik " denirdi Sonra tekbirler geti rilir Velîlere rahmet okunurdu Kalfalar, çıraklar esnâfın en yaşlısının ve ustası nın elini öperlerdi İhtiyâr usta da; "Allah mübârek etsin oğlum, sanatına doğru ol " diyerek duâ ederdi
Evliyânın büyüklerinden Ebû Bekr Ya´fûrî (rahmetullahi teâlâ aleyh) Şam´a yakın Ya´fûr köyünde yaşadı Zühd, takvâ ve verâ sâhibi bir zât idi
Kalabalık bir cemâat, haçlıların Akka´da yaptıkları zulümden ona şi kâyette bulundu Bunun üzerine Ebû Bekr Ya´fûrî onlara; "İnşâ orayı ve sâhildeki diğer yerleri yakında fethederiz " buyurdular Bir müddet sonra Sultan Selâhaddîn tarafından fethedilecek şehirlerin isimlerini say- dılar Zamanla haç lılar ile müslümanlar arasındaki savaş çok şiddet lendi Akka muhâsara edilmişti Düşman ordusu kalenin dışına çıkarak, İslâm ordusu ile şiddetli bir çarpışmaya girdi Sonra tekrar kaleye geri çekilerek kuvvetlerini takviye ettiler ve büyük bir sebât gösterdiler Kale nin fethi bir gün gecikti Şemseddîn bin Sel´ûs, orada bu lunan Ebû Bekr Ya´fûrî´nin talebelerinden bir cemâate; "Hocanızın bir va´di ol duğunu bili yoruz Ona gidip hatırlatınız Artık bu harbin şiddeti son haddine ulaştı " dedi Benî Mibşere Dağındaki Keferkânâ köyünde bulunan, Ebû Bekr Ya´fûrî´nin ya- nına gittiler ve durumu haber verdiler Ebû Bekr Ya´fûrî atına bindi, Üm- mül-kerûm denilen Akka´nın dört saat mesâfede doğu suna düşen bir kö- ye varıncaya kadar yol aldı Oradan, Akka´nın ışıkları ve dumanları gö- rünü yordu Yanındakilerden birine; "Ey oğlum! Bana üç taş getir " buyur- du Birinci ve ikinci taşı, "Allahü Ekber! Yâ Muhammed!" diyerek attı Sonra onlara: "Haydi dönünüz İnşâ yarın kale fethedi lir " buyurdu Günlerden Perşembe idi Muhâsarada bulunan bir grup kimse, durumu şöyle anlattılar: "İki taşın atıl dığı gün, her atışta büyük bir ses vukûa gel- di Surlar parça parça oldu Büyük bir toz bulutu yükseldi İnsanlar, gök- ten belâ indi diye bağırıştılar " Ebû Bekr Ya´fûrî´nin yanında bulunanlar, niçin ü- çüncü taşı atmadın? diye sorduklarında; "Eğer onu da atsa idim, bütü- nüyle deniz altüst olurdu Bu hususta bize izin yok " bu yurdu H 690 se- nesinde Akka fethedildi Bunu tâkiben, Şam sâhilin deki haçlıların elinde bulunan; Beyrut, Sayda, Sûr, Hayfa ve Usleys alındı Bu ralar, Ebû Bekr Ya´fûrî´nin isimlerini tek tek saydığı yerler idi
Evliyânın meşhurlarından ve Tâbiînin büyüklerinden Ebû Müslim Havlânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) Gayr-i müslimler ile yapılan savaşlara katılır, cihâd ederdi Öyle bir zâtın İslâm askeri arasında bulunması asker için bambaşka bir moral ve gayrete getirici sebeb olurdu Çünkü duâ sıyla, davranışlarıyla, nasîhatlarıyla ve kerâmetleriyle ordu için bir nîmet olurdu Bir defâsında Rum diyârında cihâd etmekte idiler Ordunun önü- ne derin bir nehir çıktı Ebû Müslim Havlânî hazretleri öne geçip; "Bismil- lâhirrahmânirrahîm " diyerek; "Geçiniz " dedi Kendisi önden gitti, ordu da peşinden yürüdü Nehrin suyu atların sırtla rına kadar yükseli yordu Geç- tikten sonra; "Bir şeyini düşüren oldu mu?" diye sordu ve; "Bir şeyini dü- şüren olduysa, onu bulmaya kefilim "dedi Bir asker; "Benim torbam düş- tü " dedi Ona; "Beni takib et " deyip nehre daldı Torbayı nehrin suları a- rasından eliyle koymuş gibi bulup çıkararak askere verdi
Osman bin Ebû Atîke şöyle anlatmıştır: Rum diyârında gazâda idik Komu tanımız bir yere bir bölük asker gönderdi Dönecekleri zamânı da belirlemişti Belirtilen vakit geldiği hâlde gönderilen birlik dönmemişti Bu sırada Ebû Müs lim Havlânî namaz kılmak için mızrağını önüne sütre ola rak dikti Bir kuş gelip mızrağa kondu ve dile gelip; "Müfreze, askerî birlik selâmettedir Zafer kazanıp, ganîmet aldı Falan gün, falan saatte size gelecektir " dedi Ebû Müslim Havlânî, dile gelip konuşan kuşa "Allahü teâlânın rahmeti senin üzerine olsun, kimsin?" dedi Kuş; "Ben müminle rin kalplerinden üzüntüyü gideren bir kuşum " dedi Ebû Müslim, bu ha beri komutana ulaştırdı Böylece komutan merakla beklediği asker hak kında haber almış oldu
Ebû Bekr bin Ebî Meryem, Atiyye bin Kays´dan naklen şöyle anlat mıştır: "Şam´dan bir grup insan Ebû Müslim Havlânî hazretlerini ziyârete gitmişlerdi O sırada Rum diyârında bir gazâya katılmıştı Arayıp buldu lar Bir çadır içinde idi Yere deri bir yaygı sermiş, bir köşeye de su koy muştu ve oruçlu idi Oruçlu ol duğunun farkına vardıklarında; "Kendine neden bu kadar sıkıntı veriyorsun? Se fer halinde oruç tutmayabilirsiniz, buna izin verilmiştir " dediler "Eğer fiilen savaş başlarsa tutmuyorum ki, güçlü kuvvetli bir halde cihâd edeyim Savaş ya pılmıyorsa tutuyorum Bilmez misiniz iyice beslenip semizleşen at savaş sıra sında hedeflere iyi koşamaz Ancak fazla yağlı olmazsa çevik koşabilir Önü nüzde ibâdet ve hayırlı işler yapabileceğimiz belirli günler, kısa bir zaman var " diye ce vap verdi
Tasavvuf, hadîs, Şâfiî mezhebi fıkıh âlimi, vâiz ve hatîb Ebû Tâhir Ma hallî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri hakkında İbn-i Kalyûbî şöy- le anlatır: Zamânın sultânı yolculuğa çıkacağı za man Ebû Tâhir Mahal- lî´ye uğrar, onun duâsını alma dan yola çıkmazdı O da her defâsında; "Allahü teâlâ, sultânı muvaffak etsin " diye duâ ederdi Yine bir seferinde Sultan ve ar kadaşları kendisini ziyâret edip duâsını aldılar Onlar ayrıl- dıktan sonra; "Sanki düşmanlarının üstüne gidiyor muş gibi benden nus- ret için duâ is tedi " dedi Daha sonra sultânın askerleri ara sına katılıp, Avrupa´dan ge len zâlim Haçlı kuvvetlerine karşı çarpışmak için gitti Mensûre´deki sa vaşta atından inip düşmanla savaştı Yanındakiler, hep şehid oldular O da pekçok kâfiri öldürdü Ebû Tâhir Mahallî´ye de birçok ok ve kılıç dar besi isâbet etmesine rağmen, hiç savaşa girmemiş gibi geri döndü "
Şam´da yetişen âlimlerin ve evliyânın meşhurlarından Ebû Ubeyd el-Busrî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri, Allah yolunda cihâd etmek niyetiyle bir savaşa katıldı Bir ata binmişti Yolda atı öldü Duâ edip, se ferden dönünceye kadar Rabbinden atın diriltilmesini istedi Ölen at, Alla- hü teâlânın izniyle dirilip ayağa kalktı Gazâ bittikten sonra Busr´daki evi- ne varınca, oğlundan atın eğerini almasını istedi Oğlu, hayvanın çok terli olduğunu görünce eğeri almaktan vaz geçti Bunun üzerine; "Eğerini al, bu bize ödünç verilmiştir " buyurdu Oğlu eğerini alınca, at yere düşüp öldü
En büyük velîlerden İmâm-ı Ebû Yûsuf (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretle rinin ceddi hazret-i Sa´d, Resûlullah efendimizin hayır duâlarına kavuştu Henüz küçük yaşlarda olan hazret-i Sa´d, Uhud muhârebesinde Peygamber efendimize gelerek kendisini de bu harbe götürmelerini arzetti Peygamber efendimiz başını okşayıp; "Küçüktür, gazâya gide mez " buyurdular Çünkü âkıl ve bâliğ olma yanlara gazâya izin vermez lerdi Bu okşamanın eseri, onda ve neslinde görüldü Hazret-i Sa´d daha sonraki gazâlara iştirak etti Kûfe´ye yerleşip orada vefât etti
Osmanlıların kuruluş devrinde Bursa´da yaşamış büyük velî Emîr Sultan (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerinin İsmi Muhammed, lakabı Şemsüddîn´dir Babasının adı Ali´dir H 770 senesinde Buhârâ´da doğdu Soyu, Peygamber efendimize dayanır Ona, Buhârâ´da doğduğu için Muhammed Buhârî, Seyyid olduğu için Emîr Buhârî, Yıldırım Bâyezîd Hanın dâmâdı olduktan sonra da Emîr Sultan denilmiştir
|