Yalnız Mesajı Göster

Kılıc Kuşanan Evliyalar

Eski 08-24-2012   #21
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Kılıc Kuşanan Evliyalar




Emîr Külâl ismiyle tanınan babası geçimini çömlekçilikle sağlayan bir velî idi Buhârâ´da sevilir ve duâsını almak için kendisine sık sık başvu rulurdu Nakşibendiyye tarîkatının Nurbahşiye koluna mensuptu Emîr Külâl oğlunu ye tiştirmek için büyük gayret gösterdi Onu sağlam bilgi ve ahlâk temelleri üze rinde yetiştirmeye çalışan Emîr Külâl, oğluna, bir mesleğe sâhib olması için, çömlekçiliği de öğretti Emîr Sultan küçük yaşta annesini kaybetti ve öksüz kaldı Babası onun annesizliğini arat mayacak ölçüde ona yaklaştı ve sevgi bağı kurdu

Emîr Sultan 17-18 yaşlarına geldiğinde babası vefât etti Babasının vefâtın dan sonra bir müddet Buhârâ´da kaldı Sonra aldığı ilâhî emîr üze rine Mekke´ye gitti Hac farîzasını yerine getirdikten sonra Medîne´ye geçti Niyeti, ceddi Resûlullah efendimizin mübârek kabirlerine yakın bir yere yerleşmek ve ömrü nün sonuna kadar orada kalmaktı

Medîne´ye geldiği zaman, kalacak bir yer bulamadı Seyyidler için ay rılmış bir oda olduğunu duydu ve oraya gitti Orada bulunanlar, seyyid olduklarını ve odanın kendilerine tahsis edildiğini söyleyerek, Emîr Sul- tan´ı yanlarına almak istemediler Emîr Sultan onlara; "Ben de seyyi- dim" dedi ise de dinlemediler Hattâ; "Senin seyyid olduğunu bu rada kim bilir? Seyyid olsaydın hâlinden belli olurdu" dediler Emîr Sul tan onlara; "Ben de burada, Allah´ın garib bir kulu yum Bizim yolumuzda gurûr ve kibir yoktur Gelin berâber kâinâtın efendisi Resûlullah efendi mizin türbe sine gidelim Selâm verelim Hangimizin selâmına cevap ve rirse, onun nesebinin sahîh olduğu belli olsun" dedi Bu teklif üzerine, onlar türbeye dahî gitmeden, yüzlerini Resûlullah efendimizin türbesine döne rek; "Es- selâmü aleyke yâ ceddî!" dediler Fakat hiçbirine cevap gelmedi Emîr Sultan, ihlâs ve şevkle; "Esselâmü aleyke, yâ ceddî!" dedi Resûl-i ekrem mübâ rek sesiyle; "Ve aleyküm selâm, yâ veledî!" diye ce vap verdi Bu- nun üzerine orada bulunanlar, görünüşte fakîr ve hakîr gibi olan Emîr Sultan karşısında bü yük bir mahcûbiyet duydular ve af diledi ler

Emîr Sultan hazretleri, Medîne-i münevvereye yerleşmek ve ömürle rinin sonuna kadar orada kalmak niyetinde iken, bir rüyâ gördü Rüyâ sında Peygam ber efendimiz ve hazret-i Ali yanyana oturmuş hâlde idiler O da gidip edeble yanlarına diz çöküp oturdu Hazret-i Ali ona; "Ey Oğ lum! Sana cenâb-ı Hak ta rafından ceddin Muhammed´in sünnetini, takvâ yoluyla öğretmen için Rum iline gitmen işâret olundu Senin önünde, ilerliyen nûrdan üç kandil belirecek, o kan diller nerede gözünden kaybo lursa orada kalacaksın Mezarın da orada olacak" dedi Emîr Sultan uy kudan uyanınca; "Demek ki takdîr-i ilâhî böyle" diyerek yola çıktı Haz ret-i Ali´nin dediği gibi, üç kandil ona kılavuzluk etti

Emîr Sultan, Medîne´den yola çıkıp Bursa´ya doğru gelirken, yolda bir beyin oğlu, Emîr Sultan´ı gördü ve kalbi ona talebe olmaya meyletti He men silâhlarını bırakıp, Emîr Sultan´ın yanına gitti Ondan kendisini tale beliğe kabûl etmesini istirhâm etti Emîr Sultan onu talebeliğe kabûl etti Bir süre sonra bir yol kavşa ğına vardılar Oranın yerlisi olan bir kişi, yolun birinde, geçit vermeyen bir ej derhâ, büyük bir azman yılanın olduğunu söyledi ve o yoldan gitmemelerini tenbih etti Emîr Sultan´ın önünde gi den kandil o yolu gösterdiği için, o yoldan ilerlediler Bir süre sonra yol kenarında bir ejderhânın uzandığını gördüler Ej derhâ, sanki avını bekler gibi değil de, şerefli bir misâfiri bekler bir hâldeydi Emîr Sultan hâriç, herkes ürkek bir hâlde ve endişe içinde yürüyordu ve; "Acabâ ejderhâ ne yapacak? Kâfileden kimlere saldıracak?" soruları zihinlerini kurcalı yordu Kâfilenin önünde bulunan Emîr Sultan, ejderhâya yaklaşınca, ejderhâ derhâl Emîr Sultan´ın devesinin ayaklarına kapanarak; "Hoş geldiniz Şeyhim! Emrinizdeyim!" dedi Kâfiledekiler bu durumu hayretler içinde seyrettiler Fakat onlara yolda katılan bey oğlu, bu duruma pek inanmadı O sırada ejderhâ, derhâl onun üstüne atladı Beyzâde; "Aman Allah´ım! Yâ Emîr bana yardım et!" de yince, Emîr Sultan ejderhâya onu bırakması için işâret etti Bunun üzerine ej derhâ, derhâl geri dönerek oradan uzak laştı Böylece, gencin kalbindeki şüphe gitmiş oldu

Emîr Sultan´ın kâfilesi, Sakarya Nehri kenarında bulunan bir bahçede ko naklamıştı Bahçede her çeşit meyve vardı Fakat talebelerden birinin canı hurma istedi O sırada talebenin önünde bir hurma ağacı yükseldi Üzerinde ol gun meyveleri vardı Ama talebe, olup biteni bir türlü anla madı "Acabâ eskiden burada mıydı? Yoksa ben bunu görmedim mi?" soruları zihnini kurcaladı Bunu fark eden Emîr Sultan; "Canın hurma yemek istiyordu, işte hurma, al ye!" bu yurdu Bunun üzerine talebe, bu durumun hocasının kerâmeti olduğunu anladı

Emîr Sultan hazretleri Bursa´ya geldiği zaman, önündeki nûrdan üç kandil, pınar başında Üç servi civârında fakirler için tahsis edilmiş eski bir kilisenin ya nında durdu Böylece Emîr Sultan Bursa´ya yerleşti

Bu sırada Yıldırım Bâyezîd Han Macarlarla savaşıyordu Düşman kuvvet leri, Osmanlı ordusuna büyük zâyiât verdiriyordu Bu esnâda bir genç, yaralıla rın yaralarını sarıyor, bâzan da ellerini açıp duâ ediyordu Kolundan yaralanan Yıldırım Bâyezîd, bu genç askerin gayret ve mahâ retle yaraları sardığını gö rünce, o gence karşı kalbinde bir yakınlık hâsıl oldu Yanına kadar giderek; "Benim de kolumda yara var, yaramı sar!" deyince, Emîr Sultan cebinden bir mendil çıkarıp; "Buyurun Pâdişâhım, sizin yaranızı da bu mendil ile sarayım" dedi Sabah olunca, sarılan bü tün yaraların iyi olduğunu, askerlerin ayağa kalk tıklarını Yıldırım Bâyezîd Hana haber verdiler Yıldırım Bâyezîd de merak edip kendi yarasını açarken, kolundaki mendilin, hanımının nişanlı iken kendisine hediye et tiği mendilin yarısı olduğunu farketti Akşam yaraları saran askerin, ya nına getirilmesini emretti Fakat o kimseyi bulamadılar

Osmanlı ordusu daha sonra Niğbolu Kalesi önlerine geçti Niğbolu Kalesi nin fethi için günlerce kanlı çarpışmalar oldu Kale bir türlü feth edilemedi Hü cûmların en şiddetli ânında, daha önceki muhârebede as kerlerin yaralarını saran genç, kale kapısını ardına kadar açtı Yıldırım Bâyezîd ve askerleri kaleye gir diler Kaledekiler, bu durum karşısında teslim olmak mecburiyetinde kaldılar Zaferden sonra bu genci aradılar, bir türlü bulamadılar Yıldırım Bâyezîd Han, Rumeli fethinden sonra Bur sa´ya gelmeyip Edirne´de konakladı

Bu sırada Yıldırım Bâyezîd´in kerîmesi (kızı), rüyâsında Peygamber efen dimizi gördü Resûl-i ekrem ona; "Oğlum Muhammed Buhârî ile ev len, sakın beni kırma ve sözümü dinle!" buyurdu Temiz rûhlu, edeb ve hayâ sâhibi Hundî Fâtıma Sultan, rüyâsını kimseye söyleyemedi Ertesi gün yine Resûl-i ekremi rüyâda gördü Server-i âlem, ona; "Eğer âhirette benden şefâat etmemi istiyor san, Muhammed Buhârî ile evlen" buyurdu Hâlbuki Hundî Fâtıma Sultanın, Rumeli Beylerbeyi Süleymân Paşa ile evleneceği söylenmekte idi Emîr Sultan, zâhiren fakîr ve garîb bir kimse idi Hundî Sultan, bu çâresizlikler içinde buna lıp, duâ etti "Acabâ Emîr Buhârî´nin bundan haberi var mı?" dedi Kiminle ve nasıl haber göndere bileceğini düşünüyordu Sonra kendisi gibi edeb ve hayâ sâ hibi hizmetçi sine rüyâsını anlattı ve durumu Emîr Sultan´a bildirmesini söyledi Hiz metçisi gidip durumu Emîr Sultan´a anlatınca, o; "Bizim de mâlûmumuz dur Nikâhımız, Allahü teâlâ tarafından kıyıldı Dînimiz üzere burada da kıyılması gerekir Durumu Hundî Fâtıma Sultan´a iletin" dedi Bunun üzerine Emîr Sul tan, dünürler gönderip sultânın kızını istedi Fakat Vâ lide Sultan kızını vermek istemeyip, işi zora sürerek, dünürlere; "Emîr Sultan´a söyleyin, kırk deve yükü altın getirirse kızımı veririm" dedi Emîr Sultan hazretleri de; "Sultan vâlidemiz develeri göndersinler, isteklerini yerine getirelim İstediği altınları gönderelim" deyince, sarayı bir telâş aldı Bu işe kimsenin aklı ermedi Böyle fakir bir dervi şin kırk deve yükü altını nasıl vereceğini, şaşkınlıkla karşıladılar Saraydan kırk deveyi Emîr Sultan´a götürdüler Emîr Sultan, develerle birlikte Nilüfer Çayının kena rına gitti Develeri getirenlere; "Heybeleri bu kumlarla doldurun, sizler de istediğiniz kadar alın Aldığınız altın olsun" buyurdu Kimisi şüphe ede rek bir şey almadı Kimisi de heybeleri ve keselerini doldurdular Kırk de veden mey dana gelen kervan saraya girince, Emîr Sultan; "Boşaltın, is tediğiniz altın ol sun" dedi Heybeler boşaltılınca, hepsi altın oldu Kimi kendisi için de alma dığı, kimisi de yolda aldıklarını döktüğü için çok piş mân oldu

Alıntı Yaparak Cevapla