|
Prof. Dr. Sinsi
|
Kılıc Kuşanan Evliyalar
Emîr Sultan ile Hundî Fâtıma Sultan´ın evlenmelerine karar verilince, Fâtıma Sultan, kendi el işlemesi gömlek ve çamaşırları Harem ağası ile Emîr Sultan´a gönderdi Emîr Sultan, bohça geldiği zaman bir odada mangal yakmış, talebeleri ile sohbet etmekte idi Harem Ağası içeri girip; "Vâlide Sultan´dan " diyerek, bohçayı Emîr Sultan´a verdi Bohçayı bir kenara bırakan Emîr Sultan, onların sıhhat ve âfiyetleri için duâ etti Son- ra bohçayı açıp, içinden bir mendil aldı Mendilin içine birkaç köz parçası koyup, mendili kapadı Tebessüm ederek Harem Ağası´na; "Vâ lide Sul- tan´a selâm söyleyiniz Biz fakir dervişlerin, sul tânlara hediyesi ancak böyle köz parçaları olur Kabûl etmelerini arz ederim " dedi Ha rem Ağası, herkesin şaşkın bakışları arasında oradan ayrıldı Yolda gi derken mendilin yanıp yanmadığını merak etti; fakat mendilden duman bile çıkmıyordu Saraya kadar kendisini zor tuttu Hediyeyi Vâlide Sultân´a teslim etti Mendil sarayda olanların merakları arasında açıldı Mendilin içinden ateş tâneleri değil, gözleri kamaştıran elmas parçaları çıktı Bu durumun, Emîr Sul tan hazretlerinin kerâmeti olduğu anlaşıldı
Nikâh haberi Edirne´ye ulaşınca, Yıldırım Bâyezîd, Kapıkulu askerle rinden kırk askeri Süleymân Paşanın emrine vererek, Emîr Sultan´ın ve Hundî Hâtun´un başlarını getirmesi için Bursa´ya gönderdi Süleymân Paşa Bursa´ya gelince, Vâlide Sultandan onları istedi Vâlide Sultan vermeyince, kırk asker, Vâlide Sultan´ın sarayına saldırdı Vâlide Sultan, onların bu saldırısından korktu Emîr Sultan onun bu hâlini görünce, ona; "Bu dehşet ve korkunuz nedir? Allah aşkına söyleyin " dedi Sonra Vâlide Sultan´a "Şu yayı alın ve oku gerin Ben bakayım siz atın " dedi Vâlide Sultan; "Ben ok atamam " deyince, Emîr Sultan; "Siz oku takın, o kendili ğinden gider " dedi Bunun üzerine Vâlide Sultan, pencereden askerlere karşı oku kirişe koyup, bıraktı Yeşil ok, parlayarak gidip kırkına sap landı Askerler derhâl kaçtılar Vâlide Sultan; "Yâ Emîr Sultan! Niye oku sen atmadın da bize attırdın?" diye sorunca, Emîr Sultan; "Eğer oku biz at mış olsay dık, hem o askerlerin, hem de Osmanoğullarının nesilleri helâk olurdu Onun için bu işi size yaptırdık " dedi
Pâdişâhın, Emîr Sultan´ın ve kızı Hundî Sultân´ın öldürülmesi için Bursa´ya asker gönderdiğini duyan Molla Fenârî, Yıldırım Bâyezîd´e şu mektubu yazdı:
"Mektubuma, dâimâ kullarına acıyıcı olan Allahü teâlânın adıyla başlarım İnsanların en âcizi olan ben, Türk ve İslâm memleketlerinin ko ruyucusu, Osmanoğullarının övündüğü ve Hak uğruna savaş edenlerin başkanı, İslâm dî ninin ve müslümanların yardımcısı olan, Pâdişâhımın ömrünün uzun olmasını ve evlâdının çoğalıp kıyâmete kadar şan ve şe refle yaşamasını Rabbimden niyâz ederim
Sultânımızın şunu bilmesi gerekir Bizim Peygamberimiz Muhammed Mustafâ´dan önce, Îsâ aleyhisselâm, kendine inananlardan üç kişiyi Hak dîne dâvet için bir beldeye göndermişti Fakat oranın halkı, onları yalan layıp ödürdüler Bu cinâyeti işledikten sonra, sevinerek evlerine gittiler Cenâb-ı Hak onların bu davranışlarından râzı olmadı ve Cebrâil aleyhis- selâma, o belde üze rinde yürekleri parçalayıcı, korkunç ve keskin bir sesle haykırmasını emretti Cebrâil aleyhisselâm haykırınca, orada kilerin hepsi bir anda öldü Böyle büyük bir felâkete düşmekten Allahü teâlâya sığınırız
Şimdi bizim de Sultânımızdan bir ricâmız vardır Dün öldürülmesini emret tiğiniz Emîr Sultan, Resûl-i ekremin neslinden hürmete değer bir insandır Bu zât gibi temiz kalbli, Peygamber neslinden bir kişi, zamânı mıza kadar Anado lu´ya ayak basmamıştır Buna benzer aslı temiz bir kimseyi elleri hediyeler dolu davetçiler göndererek Buhârâ´dan Anado lu´ya getirmeye çalışsaydınız, sizin için ebedî bir şeref olurdu Böyle yapmadığınız hâlde, mânevî irâde üzerine yurdu muza gelen bu zât dola yısıyla Peygamber efendimize yakınlık kazandığınız tak dirde, dünyâ ve âhiret saâdetiniz artacaktır
Şunu da bildireyim ki, bu dâmâdınız, Peygamber efendimizin; "Üm metimin âlimleri, İsrâiloğullarının peygamberleri gibidir " buyurduğu kim selerdendir Bizim böyle seyyidlerden gördüğümüz feyz eserlerini, haz ret-i Muhammed´den sonra kimse göstermemiştir Eğer bir daha onun başını kestirmek için asker gönderirseniz, bütün yurdumuzun felâketi olacağından şüphemiz yoktur Son ferman sultânımızındır "
Aradan günler geçtikten sonra Bursa´ya dönen Osmanlı ordusunu ve sultânı karşılayanlar arasında Emîr Sultan da vardı Yıldırım Bâyezîd, onunla selâmla şınca, harb meydanında askerlerle kendi yarasını saranın bu genç olduğunu an ladı Sultan, ona şifreli olarak; "O el çabukluğu ne idi?" diye sordu Emîr Sultan; "Allah´ın kuvvet ve yardımı, o bîat edenle rin vefâ ve sadâkatlerinin üzerinde dir " (Feth sûresi: 10) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu Yıldırım Bâyezîd; "Ya o mendilin yarısı ne oldu?" diye sorunca, Emîr Sultan; "Babacığım, o mendilin yarısı cebimdedir Bende niz dâmâdınız Muhammed Şemseddîn " dedi Yıldırım Bâyezîd Han atından inerek onunla kucaklaştı ve gözyaşlarını tutamıyarak ikisi de ağladılar
Sultan Yıldırım Bâyezîd Han, Niğbolu zaferinden sonra kazanılan ganîmet ler ile müslümanların ibâdet etmeleri için, Bursa´nın güzide bir yerinde câmi yaptırmak istedi Bu durumdan vezîrini de haberdar etti Bugünkü Ulu Câminin yeri uygun görüldü ve arsa sâhiplerine mülklerinin bedelleri verildi Herkes gö nül rızâsıyla arsalarını verdiler Fakat câminin inşâ edileceği yerde bir ihtiyar kadıncağızın evi vardı Bu hanım; "Ben evimi satmam " diye inâd etti Ona; "Bize bu ev mutlaka lâzım " denildi ise de, hiçbir kimsenin, sözünü dinlemedi Sultan Yıldırım Bâyezîd Han da o kadının yanına gidip, durumu anlattı Fakat, kadını fikrinden döndü remedi Sonra Sultan, dîvânı toplayarak bu husûsu gö rüştü Dîvânda, Emîr Sultan hazretlerine durumun bildirilmesi ve ona göre hare ket edil mesi kararına varıldı Sultan Bâyezîd, Emîr Sultan´ın huzûruna giderek durumu anlattı ve; "Sizin hizmetinize muhtâcız, yoksa câmi-i şerîf yapı lamaz " dedi Emîr Sultan; "Her işin gerçekleşeceği bir vakit vardır " diye rek Sultânı te selli ve teskin etti O gece ihtiyar kadın rüyâsında, mahşer günündeki hâlini gördü Herkes Muhammed Mustafâ´dan şefâat umup, Cennet tarafına gidiyordu İhtiyar kadın da onlar gibi Cennet´e gitmek is tedi Fakat yürümeye gücü olma dığı için, Arasat meydanında yapayalnız kaldı Bunun üzerine ihtiyar kadın feryâd etmeye başlayınca, zebâniler ona; "Niye ağlıyorsun?" diye sordular İhti yar kadın; "Müslüman tâife Cennet´e gitti Ben kaldım, onun için ağlarım " dedi O sırada gâibden bir ses; "Eğer sen de Cennet´e gitmek istersen, Yıldırım Bâyezîd Hana evini sat, inâd etme, yoksa inatçılardan olup, ehl-i nâr, cehen nemlik olursun " dediği ânda, ihtiyar kadın hemen uyandı Uyandığı zaman, evinin bir nûr ile kaplanmış olduğunu gördü "Elhamdülillah ben de Cennet ehli oldum " diyerek sabaha kadar ibâdetle meşgûl oldu Sonra gönül rızâsı ile evini sattı ve câminin yapılmasına vesîle oldu
Emîr Sultan çok gayret göstermesine rağmen, Tîmûr-Yıldırım çar pışmasının önüne geçemedi İki müslüman-Türk ordusunun birbirleri ile savaşmasını iste meyen Emîr Sultan, sonucun ne olacağını da çok iyi bi liyordu Ankara Savaşı nın başlamasına çok az bir zaman varken, hanımı Hundî Hâtun; "Niçin babamı yalnız bırakıyorsunuz yâ Emîr?" diye sordu Emîr Sultan; "Telâşın boşunadır yâ Hundî! Bu savaş bizim aleyhimizedir Bunu muhteşem pederinize daha önce arzettim " deyince, hanımı; "Ne olursa olsun Şu anda babamın yanında olma nızı arzu ediyorum " dedi Hanımının isteği üzerine Allahü teâlânın izniyle bir anda cepheye vardı Orada Sultan Bâyezîd Han ile görüşmesine rağmen, kara rından dön meye niyetli olmayan Pâdişâhı, savaştan vazgeçiremedi Emîr Sultan´ın îkâz ettiği şekilde, savaş Yıldırım Bâyezîd´in aleyhine sonuçlandı
Ankara Savaşından sonra Tîmûr Hanın ordusu Bursa önlerine gelip konak ladı Ordu uzun süre burada kaldığı için, Bursa´da yiyecek tükendi ve halk sı kıntı içine düştü Bunun üzerine halk Emîr Sultan´a gidip yardım istedi Emîr Sultan onlardan birisine; "Tîmûr´un ordusuna git, orada kum ral sakallı, kırmızı yüzlü, kimsenin yüzüne bakmayan, bizi yürekten se venlerden bir eskici var Ona selâm söyle ve bir aydan beri müslümanlar yiyeceksiz kaldı Göçmezler mi acabâ? de!" buyurdu Bu emri alan kişi, Tîmûr´un ordusundaki eskiciyi buldu ve Emîr Sultan´ın sözlerini nakletti Eskici Baba; "Evet, buraya geleli epey oldu Artık göç vakti geldi " diye rek elindeki iğne ipliği bir kutuya yerleştirdi O anda orduda toplanma ha zırlıkları başladı Kısa süre sonra Tîmûr´un ordusu şehri terk etti
Yıldırım Bâyezîd´in Ankara Savaşı mağlubiyetinden sonra, Amas ya´da bu lunan Şehzâde Çelebi Mehmed, bir gün Molla Ali´yi huzûruna dâvet edip dedi ki: "Yâ Molla Ali! Meydana gelen hâdiseden ibret aldın mı? Babam Yıldırım Bâyezîd´in başına gelen musîbet ve belâların se beplerini düşünebiliyor musun? Görüyorsun ki, herbirimiz bir yere ayrıl dık Kardeşim Mûsâ Çelebi, Îsâ Çelebi´nin üzerine yürüdü ve Bursa´da tahta oturdu Kardeşim Süleymân Çelebi ise Edirne´de tahta oturdu Düşman bizden korkarken, şimdi biz âleme maskara olduk Özellikle E- dirne´de oturan kardeşim Süleymân Çelebi´nin fitne ve fesâ dından kor kulur Din ve devlete taşıdığım iyi niyet ve gayret, bu olaylar karşı sında beni daha da hassas kıldı Gel seninle tac ve taht düşüncesini terk ede rek hacca gidelim!" Çelebi Mehmed hem söylüyor, hem ağlıyordu Ak şam ikisi de istihâreye yattı Çelebi Mehmed rüyâsında dedesi Murâd-ı Hüdâvendigâr´ı gördü Yanında Emîr Sultan vardı Ona bir kılıç, bir de eğerlenmiş at vererek; "Haydi yiğidim! Din esâslarını ikâme eyle!" dedi ler Çelebi, ata binmek isteme diği hâlde, çâresizlik içinde binmek zo runda kaldığını ve Gelibolu istikâmetine hareket ettiğini gördü Molla, aynı gece rüyâsında Bursa´da olduğu ve Çelebi Mehmed´i tahtın üs tünde, Mûsâ Çelebi´yi ise tahtın altında gördü Bunun üzerine Mehmed Çelebi, Bursa´ya hareket etti ve Osmanlı tahtına geçti Rüyâda gördüğü gibi Osmanlı tahtına sâhib oldu
Kurtuluş Savaşının mücâhid gâzilerinden Es´ad İleri Hoca (rahme- tullahi teâlâ aleyh) küçük yaştan îtibâren mükemmel bir tahsil ve terbiye ile yetişti Gençliğini ve ömrünü ilim meclisleri ile savaş meydan larında geçirdi Birinci Dünyâ Savaşında cihâd-ı mukaddes îlân edildiği zaman, halkı dîn-i İslâm ve ümmet-i müslümanı koruma yolunda cihâda teşvik etti Bunun için bir de broşür çıkardı Burada cihâd hakkında âyet ve hadîslerin izâhından sonra şöyle de mekteydi:
"  Ey din kardeşler! Cümlenin malûmudur ki, Moskof, müslümanlığın kadîm düşmanıdır İngiliz ve Fransızlar da son zamanlarda müslümanlık âlemine karşı bir cellât kesildiler İngiliz ve Fransızlar, Rusya gibi gaddâr ve müstebit bir hükümetle elele vererek idâreleri altında bulunan müslü- man kardeşlerimize yapmadık fenâlık bırakmadılar Geçen sene Rumeli fecâyii de onların zâlimâne ve hâinâne tertibleri netîcesinde ya pıldı İşte onların mezâlimi bugün sâha-i cihanda ve üç yüz milyon ehl-i İslâmın uyanmasını ve kalkmasını mûcib oldu Bugün Rus, İngiliz, Fran sız aha- lisi bir araya gelse, toplansa, hüküm ve esâretleri altında bulun durdukları ehl-i İslâmın yarısından azdır İşte bugün Âlem-i İslâmın en müthiş ve mel´ânetkâr düşmanlarıyla muhârebemiz var Öyle düşmanlar ki; idâresi altında din kardeşlerimiz envâ-ı mezâlime uğruyor Lâkin Allahü teâlânın yardımıyla o din kardeşlerimizin göz yaşları Hükûmet-i muazzamamızın ve şanlı ordumuzun tedbir ve gayretleri ve Âlem-i İslâmın vatanper- verâne hareketleri ile silinecektir
Ehl-i İslâmın düşmanı ne kadar çok olursa olsun, Âlem-i İslâmı mah vede mezler Muhâfaza-i din ve vatana âit şer´an mükellef olduğumuz va zîfeyi lâyıkı ile îfâ edersek netîcede zafer bizimdir Resûlullah efendimi zin dîninin nûrları sönmez Dîn-i mübîn-i İslâm kıyâmete kadar pâyidâr olacaktır Dîn-i celîl-i İslâmın hâmisi, Allahü teâlâ ve şefîi Resûl-i mücte- bâ efendimiz hazretleridir
Allahü azîmüşşânın ve Resûl-i müctebânın emîrleri mûcibince hare ket ve böyle cihâd zamânında malımızı ve canımızı fedâya gayret ede lim Zîrâ gördü ğümüz felâketler dûçâr olduğumuz musîbetler artık cana dayandı Elhamdülillah dünyâ yüzündeki âlem-i İslâm uyandı Malûmdur ki; dünyâ yüzünde üç yüz milyon müslüman kardeşlerimiz var Hilâfet makâmının şefkatli, merhametli sancağı altında mesûd ve bahtiyar hayat süren yirmi milyon nüfûs-ı müslime bulunuyor İran ve Efgan hükümetle rinin idârelerindeki on altı milyondan ma âda iki yüz altmış dört milyonu ecnebilerin, düşmanların boyunduruğu, idaresi altındadır Yazık değil mi? Allahü teâlâyı bir, Peygamberân-ı izâmı hak tanıyan din kardeşlerimiz, hakkı yıkmaya çalışanların esâreti altında bulunuyor, inliyor
İslâm memleketlerini birçok zamanlardan beri kaplayan felâketleri düşüne lim Koca Endülüs Devlet-i İslâmiyesi ne oldu? Bir fert kalmayın caya kadar İs lâmlar mahvoldu Yüzden fazla vilâyete sâhip, İslâmın sal tanatının merkezi olan o koca müslüman memleketi ne için İslâmların elinden çıktı? Üç yüz bin câmii şerîfi olan ve üç yüz bin minberde hutbe okunan o koca kıtanın, İspanyalıların eline düşmesi acaba nedendir? Hindistan müslümanları neden esâret altına girdi? Neden her karış top rağını ecdâdımızın kanlarını dökerek aldıkları memle ketler düşmanlar eline geçti? Neden olacak:
|