Yalnız Mesajı Göster

Kılıc Kuşanan Evliyalar

Eski 08-24-2012   #24
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Kılıc Kuşanan Evliyalar




Bolşevik ihtilâlinden sonra Afganistan´a geçen Türk muhâcirleri ile bâzı Peştun kabîleleri arasında münâzaralar ortaya çıkmıştı Hattâ ufak çapta çatış malar da görülmüştü Bu hâdiseler devâm ederken Peştun- ların kabîle reisi bütün adamlarını toplayarak bu durumu görüş mek üzere Kızılayak´a hareket etti

Bunu duyan Halîfe-i Kızılayak, kırk elli kadar kişiyi silâhlı olarak yolun iki kenarına yerleştirdi Adamlarıyla kızgın bir şekilde gelmekte olan han, Kızılayak´a on beş km kadar yaklaştığında ürpermeye ve endişeye ka pılmaya başladı Yaklaştıkça ezilip büzüldü ve âdetâ küçüldü Han, nihâ yet dergâh kapı sına geldiğinde mecalsiz bir halde edeple içeri girdi Ö- zürler beyân ederek bütün anlaşmazlıklara son vermek üzere huzurdan ayrıldı Böylece felâkete sebeb ola bilecek bir mesele kendiliğinden halle dilmişti Daha sonra yakın adamları reise, kendisinde görülen değişikliği suâl ettiklerinde; "Yolun iki kenarında bir ordu bekleşiyordu" diye bah setmiştir

Halîfe-i Kızılayak, gerek sözleriyle, gerek ameliyle Ehl-i sünnet îtikâdı ve İslâm ahkâmına tam uymuş ve onu yaymak için uğraşmıştır Uzun ömrünü cihâdlarla süslemiştir Kendisine gösterilen saygılara mukâbil on- da kesinlikle bir kibir ve gurur hâli görülmezdi Her hâliyle çok mütevâzi idi

Herkese iyi davranırdı Kendisine kötü davrananlara karşı da yumu şak ve merhametli idi Çocuklar dâhil herkese selâm verirdi Kimse ken disinden önce ona selâm veremezdi Birçok defâ daha önce selâm ver mek niyetiyle huzûruna çıkanlar bunu başaramamış, hep selâm almak mecbûriyetinde kalmışlardır

Kimseyi incitmemeye çok dikkat ederdi "Çocukluğumda sapanla bir serçe vurmuştum Bunu her hatırlayışımda korkudan kalbim titriyor" bu yururdu En küçük müstahaba bile ehemmiyetle riâyet ederdi Hep kıble tarafına dönerek otururdu Helâl ve temiz yemeye çok dikkat ederdi Seyyitleri çok sever ve on lara hürmet gösterirdi Her hareketi Resûlul- lah´a tam tâbi olduğunu gösteri yordu

Yavuz Sultan Selîm Hanın nedîmi, sohbet arkadaşı ve velî Hasan Can (rahmetullahi teâlâ aleyh) anlatır: "Sultan Selîm Han, bir gün İran seferinde ge çen bir hâdiseyi anlatırken demişti ki: "Biz, hiçbir sefere ken- di görüş ve düşün celerimizle karar vermedik Görevlendirilmeden her- hangi bir yere seferimiz ol mamıştır" Bunun üzerine ben de, Kemâled- dîn-i Erdebîlî´den işittiğim sözleri naklettim Sözümü tasdîk edip; "Molla Kemâleddîn denilen bu zât nasıl bir kim sedir?" diye suâl etti De dim ki: "Mevlânâ Celâleddîn-i Devânî´nin büyük ve en bilgili talebesi olup, din ve fen ilimlerindeki tahsîlini tamamladıktan sonra, ta savvuf yoluna meyletti Evliyâlıkta yüksek derecelere kavuştu Fenâ mertebele rine ula şıp, âlim- lerin ve halktan herkesin kendisine inanıp bağlandığı ve çok ta lebesi bu- lunan bir tasavvuf ve mârifet ehli oldu İbâdetle çok meşgûl olur, bir an Allahü teâlânın emir ve yasaklarına itâatsizlik etmezdi Dâimâ tâat üzere bulu nurdu Tefsîr ve hadîs ilimlerini mütâlaaya devâm ederdi Tef sîr-i Beydâvî´yi ve Sahîh-i Buhârîyi yanından hiç ayırmazdı İbâdet eşi ğinden başını kaldırmazdı Âlimler arasında bir mesele hakkında ihtilâf zuhûr e- dip çözmeye güçleri yet mezse, hemen ona başvururlar ve cevâ bını alırlardı"

Yine Hasan Can, şânı yüce pâdişâhla aralarında geçen bir hâdiseyi şöyle nakletmektedir: "Merhum Cennet-mekân Sultan Selîm Han haz retlerinin âdet-i şerîflerinden biri de, çoğu gecelerini kitap okumakla geçi rip, sabah namazına kadar uyumamalarıydı Zaman zaman da ona oku tup, kendileri dinlerlerdi Bâzan da, devlet ve saltanat işlerinden söz ederlerdi Bir gece uyku bastırıp, sıh hatim de bir parça bozuk olduğun dan, yatağıma uzanıp uyuyakalmışım Sabah namazı vaktinde uyanarak namazımı kıldıktan sonra, hemen Sultânın hizmetine koştum "Bu gece hiç görünmedin, ne yapıyordun?" diye sordular "Birkaç ge ceden beri uy kusuz kaldığım için, bu gece gaflet bastırıp hizmetinizden uzak kaldım" diyerek cevap verip, özür diledim Bunun üzerine buyurdular ki:

"Öyleyse şimdi anlat bakalım, bu gece nasıl bir rüyâ gördün?" "Anla tılacak değerde bir rüyâ görmedim" diye cevap verdim Yine buyurdular ki: "Bu nasıl sözdür? İnsan bir gecenin tamâmını uyku ile geçirsin de hiç rüyâ görmesin Hayret doğrusu! Herhâlde bir şeyler görülmüştür" Sonra üzerinde durmayıp, başka konularda bir süre sohbet ettikten sonra tekrar buyurdular ki: "Saçma şeyler söyleme Hasan Can! Herhâlde bu gece bir rüyâ görülmüştür Bunu ben den gizleme!" Çok düşünmeme rağmen bir türlü rüyâ gördüğümü hatırlayama dım Yemîn ederek, anlatılmağa değer bir rüyâ görmediğimi söyledim Mübârek başlarını sallayıp; "Tuhaf şey!" dediler Tekrar tekrar rüyâmdan sormaları çok garibime gitmişti Sebebini de bir türlü anlayamadım Şaşırıp kalmıştım

Bir süre sonra, Kapı Ağasının oturduğu odaya bir iş için beni gönder diler Vardığımda gördüm ki, Hazînedârbaşı Mehmed Ağa, Kilercibaşı ve Saray Ağası ile töreleri üzere oturup konuşuyorlardı Fakat Kapı Ağası Hasan Ağa düşünceli, şaşkın ve başını önüne eğmiş bir vaziyette gözü yaşlı oturuyordu Gerçekten de o, az konuşur, sâkin, iyi huylu ve geceleri teheccüd namazına kalkan kişilerden biriydi Fakat bu hâli, önceki dav ranışlarına hiç benzemiyordu Bir yakını vefât etmiş sandım

"Ağa hazretleri, geçmiş olsun! Kalbiniz gamlı, gözünüz yaşlı görülür Se bebi ne ola?" dediğimde; "Hayır, böyle bir durumum yok!" diye hâlini gizledi Hazînedârbaşı dedi ki: "Kardeş! Ağa bu gece bir rüyâ görmüş Daha o uykunun mahmurluğundadır" Ben de dedim ki: "Allah rızâsı için söyleyin ki, devletlû Pâdişâhımız, elbette bir rüyâ görmüşsündür diye hiç durmadan beni sıkıştırdı durdu Herhâlde bu türlü ısrâr edip durmaları sebepsiz yere değildir Ona iyi bir armağan olur, anlatınız!" Hasan Ağa ise anlatmaktan kaçınıp duruyordu Üze rinde bir utanç hâli vardı "Benim gibi yüzü kara günahkârın ne rüyâsı ola ki, pâdişâh katında söylensin Kerem edin, bana böyle bir teklifte bulunmayın!" diye anlatmaktan kaçı nıyordu Biz sıkıştırdıkça, Ağa, hayâsı çok bir kişi oldu ğundan; "Kerem eyleyin, vaz geçin!" diye yalvarırdı Sonunda Mehmed Ağa dedi ki: "Niçin söylemezsin? Daha önce bize anlattığında, pâdişâha anlatmak için me mur edildiğini söylemiştin ya! Gizlenmesi hıyânet olmaz mı?" deyince, çâresiz kalıp, gizli kapaklı sırrın mührünü açıp dedi ki:

"Bu gece rüyâmda, bu eşiğinde oturduğunuz kapıyı hızlı hızlı çaldılar Ne haber vardır deyip kapıya koştum Baktım ki, kapı biraz aralanmış dı şarısı görü nüyor, fakat bir adam sığacak kadar değildir Bu aralıktan baktığımda gördüm ki, Harem dâiresi, başlarında sarık bulunan Arab si mâsında nûr yüzlü kimselerle dolu Ellerinde bayraklar, silâhlar ve başka âletler ile hazır vaziyette duruyor lardı Kapı dibinde ise nûr yüzlü dört kişi duruyordu Onların ellerinde de birer sancak vardı Pâdişâhımızın san cağı, kapıyı çalanın elindeydi O zât, bana dedi ki: "Biz neye geldik, bilir misiniz?" Ben de "Buyurun" dedim Dedi ki: "O gör düğün kişiler, Resûlul- lah efendimizin eshâbıdır Bizi dahi Resûl-i ekrem efen dimiz gön derip, Sultan Selîm Hâna selâm söyledi ve buyurdu ki: "Haremeyn´in (Mekke ve Medîne´nin) hizmeti kendisine verildi, kalkıp gelsin Gördüğün bu dört kimsenin birisi Ebû Bekr-i Sıddîk, diğeri Ömer-ül Fârûk ve bir di ğeri de Osmân-ı Zinnûreyn´dir Seninle konuşan ben de, Ali bin Ebî Tâlib´im Bunu he men varıp Selîm Hâna söyle!" dedi ve gözümün önün den yok olup gittiler

Bana dehşetli bir hâl oldu Terler içinde kalıp, sabaha kadar öyle baygın bir vaziyette yatıp kalmışım Oğullarım, teheccüd namazına alı*şageldiğim üzere kalkmadığımı görünce, hasta olduğumu sanmışlar Sa bah namazı vakti geçmek üzere iken gelip beni uyarmak için vücûduma ellerini sürdüklerinde görmüşler ki, suya düşüp ıslanmış gibi yatıyorum Elbisemi değiştirmek için yenilerini ge tirip, o sırada beni uyandırmışlar Aklım başıma gelince, acele gelip namaza ye tiştim Fakat aklım hâlâ tam başımda değildi" diyerek, hem söylüyor, hem de ağlıyordu

Ben, Pâdişâhın buyurduğu hizmeti bitirdikten sonra, dönüp şerefli makâ mına gelince, bu hizmeti sormadan, yine rüyâmdan sorup buyur dular ki: "Şu se nin, bu gece sabaha kadar uyuyup, hiçbir rüyâ görmedi ğine şaşılır!" Bunun üze rine ben de: "Pâdişâhım, rüyâyı bu Hasan kulu nuz görmedi ise de, bir başka Ha san kulunuz görmüş Emriniz olursa arzedeyim" dedim Emirleri üzerine Hasan Ağanın rüyâsını aynen nak lettim Anlattıkça mübârek yüzü kızarmaya başladı ve nihâyet dayana mayıp, mübârek gözlerinden yaşlar boşandı Rüyâyı tamamla yınca; "De- mek ki, o dert sâhibinin safâ-i meşrebi, temiz bir hâli varmış Sen onu bize medhettikçe; "Zâten, ibâdet ederken gördüğün her kimseyi velî sa nırsın zannederdik Meğer sevmediğini medhetmez imişsin" diye buyur dular ve arka sından: "Ey Hasan Can! Sana demez miyiz ki, biz, bir tarafa memur olunma dıkça hareket etmeyiz Ecdâdımızdan her biri evliyâlıktan nasîbini almışlardır Herbirinin nice kerâmetleri vardır İçlerinde, ancak biz onlara benzemedik" di yerek tevâzuunu dile getirdi ve hâlini gizle*meye çalıştı Bu rüyâdan sonra, Ara bistan seferinin hazırlıklarına başla yıp, bütün tedbirlerini alıp, her türlü harp te dârikini temin ettikten sonra sefere karar verdi Meşhur târihçi Solakzâde, bu konuda diyor ki: "Pâdi şâha dahi o gece rüyâsında, Hasan isminde bir şahıs vâ*sıtasıyla kendi sine bir hizmetin görülmesi tebliğ olunacağı haber verilmişti"

Alıntı Yaparak Cevapla