Yalnız Mesajı Göster

Kılıc Kuşanan Evliyalar

Eski 08-24-2012   #25
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Kılıc Kuşanan Evliyalar




Mısır´ın fetholunduğu günlerdi Bir sabah, Yavuz Sultan Selîm Han, Hasan Can´a şöyle buyurdu: "Bu gece rüyâda Muhammed Bedahşî´yi gördüm Yolcu luk hazırlığında olup, bir beyaz kepenek giymiş, üstüne de bir ip kuşak bağla mıştı Bu halde gelip, yolculuğa çıkacağını söyleyip bi zimle vedâlaştı" Pâdişâh bu sözleri söyler söylemez Hasan Can gençlik atılganlığı ile hemen rüyâyı tâbire girişti ve; "Velîlerin görünüşte çıka cakları yolculuk, âhiret seferi olmak gerektir Eğer vefât etmemiş ise, ya kında vefât edeceklerine işârettir" dedi Sultan Selîm Hanın bu cevâba cânı sıkıldı ve; "Rüyânın gerçekleşmesinin yormaya da bağlı olduğunu bilmez misin? Eğer Şeyhe bir hal olursa senin yorumuna bağlarız Ce zâlandırılmayı hak eyledin" dedi Bu sözler üzerine Hasan Can rüyâyı o şekilde tâbir ettiğine çok üzüldü ve pişmanlık duydu

Çok geçmeden Muhammed Bedahşî´nin ölüm döşeğinde Şam´ın ileri gelen lerini toplayıp; Yavuz Sultan Selîm Hanın Allahü teâlâ katında övül- müş oldu ğunu haber vererek, Arab diyârının fethiyle Hak teâlâ katın dan vazîfelendirildi ğini, bilcümle evliyânın onun yardımcısı olduğunu bil dirdi Orada hazır olanlara ve olmayanlara, Sultânın emirlerine saygılı olma- larını tavsiye etmiş ve ayrıca; "Harameyn-i muhteremeyne (Mekke-i mükerreme ve Medîne-i münevvereye) hizmetleri ile başlara tâc olan Sultâna benden duâ ve selâmlarımı ve muhabbet lerimi iletirken, dünyâ dan da sefer ettiğimi bildirin" diye vasiyette bulunmuştu Şam vâlisi der hal durumu Sultanın kapısına duyurdu

Bu sırada Sultânın yanında hocası Halîmî Çelebi Efendi ile Hasan Can bu lunuyordu Sultan hocasına dönerek; "Şöyle bir rüyâ görmüştüm Hasan Can da böyle yorumlamıştı Çoğunlukla rüyânın gerçekleşmesi tâbirin şekline bağlıdır Şimdi o velî zât, vefât etmiştir Böyle olması tâ birden ileri gelmiştir Siz hakem olun Bu yönden cezâlandırılmaya hak kazanmadı mı? Bu şekilde tâbirin cezâsı dayak değil mi?" dedi Halîmî Efendi ise Hasan Can´a bakıp; "Senden böyle acemi davranış bekle mezdim Atılganlık etmişsin" deyince, Hasan Can utan cından başını öne eğip dedi ki: "Vefât günü ile rüyânın görüldüğü târih tesbit edilsin Eğer rüyâ daha önce ise fermân devletlü Pâdişâhımındır Eğer iş aksi ise, gerçek budur ki, cezâsı câize, hediye ihsânıdır" Halîmî Efendi bu sözleri doğru bulup, dedi ki: "Hasan Can kulunuzun görüşü akla uygundur Ger çekte de değerli katınızda hoş karşılanmalıdır" Başlara tâc olan Pâdişâh bundan sonra Şam´dan gelen mektubu gösterdi Gördüğü rüyânın, Muhammed Bedahşî´nin ve fât ettiği geceye rastladığı meydana çıkınca, Hasan Can´a kıymetli bir hil´at, el bise ile, tam ayar iki yüz dînâr altın ih sân buyurdu Bunca lütfu Muhammed Bedahşî´nin kerâmeti eseri bilen Hasan Can, şeyhin azîz rûhuna duâlar eyledi

Hasan Can, Yavuz Sultan Selîm´in vefâtını şöyle anlatmaktadır: "Sul- tan-ı Arab ve Acem, 1520 Şâbân ayında eski saltanat merkezi Edir ne´ye gitmeyi ka rarlaştırıp, vezirler ve dîvân erkânını önceden, ordu-yı hümâ- yûna lâzım olan pekçok ağırlıklar ve hazîne-i âmire ile yola çıkar dılar Ferhad Paşayı, berâber gitmek üzere alıkoydular Hareketten ev vel, bir gün oturdukları köşkten çıkıp, sarayın eteğindeki bahçeye yürü yerek in- diler Gezintileri sırasında bir yokuşa çıkarken, ol dîn-i İslâmın koruyu- cusu, sırtlarında hissettikleri bir acıdan rahatsız olup, bu zavallı hizmetçi- lerine hitâb ederek; "Arkama gûyâ bir diken batıp acı tır" buyur dular Bu hakîr dahî: "Herhâlde bahçedeki ağaçlardan düşüp gömleğe takılmış ol- malı Ferman buyurulursa görülsün" dedim Buyurdular ki: "Câiz dir" O anda iskemleci, taşımakta olduğu yaldızlı kürsüyü getirdi Selîm Hân da, kürsü üzerine oturdu Mübârek yakalarından elimi sokup her ne kadar a- raştır dımsa da, bir şey bulamadım Mübârek arkaları gâ yet kıllı olduğu i- çin, elimi sürmekle bir şey hissedemedim Ayağa kalkıp bir miktar gittik- ten sonra, acıdan şikâyetlerini tekrarladılar Bu kere düğ melerini açıp baktım Kılların arasından birdenbire gördüm ki, bir kıl başı kadar yer a- ğarıp, etrâfı kırmızı olmuş Üzerine dokununca; "İşte oldur" dediler "Ne makûle nesnedir?" diye suâl buyurdukta, beyân ettim Bu yurdular ki: "Bir parça sık!" Ben dahî şehâdet ve orta parmakla rımla ke narından yokla- dım Parmaklarımın arası sertleşmiş büyük bir gudde ile doldu İrâdemi kaybedip; "Saâdetlû Pâdişâhım, bu büyük bir çıbandır Henüz hamdır, ol- madıkça zedelemek câiz değildir Bir münâsip merhem koymak ge rektir" dedim

Meğer bu hâdiseden üç gün önce, bu bendelerinin, çıban eleminden rahatsız olup arka arkaya üç gün kendilerine hizmet şerefinden mahrum olduğum hâtır-ı şerîflerinde kalmış imiş Bu sözlerime karşı latîfe olmak üzere: "Biz çelebi de ğiliz ki, bir küçük çıbandan ötürü cerrahlara mürâ caat edelim" dediler Bu hâlle Kasr-ı saâdete çıktılar Ol geceyi acı ve ıstırap ile geçirdiler Ertesi gün çıbanın olgunlaşması için hamama gitti ler Bu bendelerinin hazır bulunmadığını fırsat bilip, kendi tellâkları olan Hasan adındaki hizmetçilerine iyice sıktırıp, çıbanı zedelemişler Ha mamdan geldikte ayaklarına kapandım "Hasan Can, sözünle amel et medik amma, kendimizi helâk ettik" buyurdular Mâcerâyı etraflıca an la tınca, aklım başımdan gitti Zaman geçtikçe ol sert madde azıtıp, taştıkça taştı Pâdişâh, Edirne´ye gitmeye karar verdiğinden, geri bırakılmayıp, Şâbân ayının ikinci günü Edirne´ye doğru yola çıktılar Hastalığı gitgide şiddetlendi, ilaç ka bûl etmez bir hâl aldı Çorlu yakınında Sırt köyü deni len yere inildi Buraya in diklerinde, çıban öyle bir hâl aldı ki, akıntısını vücûdundan def etmeye Sultânın iktidârı kalmadı Çâresiz, o yerde ikâ met ve karar ihtiyar buyuruldu Ve daha önce Edirne´ye varan erkândan Vezîr-i âzam Pîrî Paşa ve Mustafa Paşa ve Bey lerbeyi Ahmed Paşa, ordu-yı hümâyûna dâvet olundular Bunlar gelince askerin içine bir şüphe düşmesin diye, işlerin îcâbına göre dîvân toplanıp, mansıplar da ğıttılar ve terfi-i merâtib eylediler ve neş´eli görünerek, gizli kederlerini belli et mediler Ve iki ay müddet, acılar içinde vakit geçirdiler

Bu sırada asker arasında binbir türlü haber şâyi´ olup, yersiz birtakım hare ketler olacağı alâmetleri belirince, vezîrler bana haber gönderip, Sultan için na sıl bir çâre gerektiği sorulunca, ben de; askerin mübârek yüzlerini görmeye has ret kaldıklarını kendilerine arz edip, yalvarıp, yaka rarak otağ-ı hümâyûnun önüne çıkmalarını sağladım Orada bir miktâr vekar içinde durup yüzünü gös terdikten ve sipâhilerin hatırlarına düşen tereddüdü izâle ettikten sonra, geri dö nerek yerlerine avdet buyurdular Ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşayı, sır saklamaya iktidârı olmadığı için Edirne muhâfızlığı behânesiyle o tarafa yolla dılar Çıbana hiçbir ilâç ve ihtimâm kâr etmediğinden, aynı sene Şevvâlin doku zuncu gecesinde rû hunu teslim edip, bu elemli dünyâdan Cennet bahçelerine doğru uçup gittiler

Hastalığı sırasında ona hizmet etmek şerefinden bir an mahrûm ol madım Geceleri sabahlara kadar, mum gibi için için yanarak karşılarında dururdum Bir hizmeti olmadığı zaman, emr-i âlileri ile döşekleri yanında otururdum Kâh mü bârek elleri elimde, kâh asîl ayakları dizimde idi Cer rahlar ilâca giriştikleri sı rada, kâh omuzuma dayanır, kâh cerrahların yap- tıklarına bakmaya memur eder, ancak bana îtimâd buyururlardı

Vefâtında Kur´ân-ı kerîm okumak ve Kelime-i şehâdeti telkinde bu lunmak vazîfesini yalnız ben gördüm Son nefesine kadar bir an yanın dan ayrılmadım Hattâ son nefesini vereceği sırada, bu hakîre hitâb edip buyurdular ki: "Hasan Can, bu ne hâldir?" Ben hizmetçileri dahî dedim ki: "Sultânım, Allahü teâlâ ile olacak zamandır" Buyurdular ki: "Bizi bunca zamandan beri kimin ile bilirdin? Cenâb-ı Hakk´a teveccühümüzde kusûr mu gördün?" Ben dahî dedim ki: "Hâşâ ki, bir zaman Allahü teâlânın adını anmayı unuttuğunuzu görmüş olam Lâkin bu zaman başka za manlara benzemediği için, ihtiyâten söylemeye cesâret eyle dim"

Kısa bir an geçtikten sonra; "Yâsîn sûresini oku!" diye fermân buyur dular Emr-i hümâyûnları gereğince, Yâsîn sûresini hatmettim Benimle berâber oku dular İkinci defâ okurken; "Selâmün kavlen min Rabbirra- hîm" âyetine geldiğim zaman gördüm ki, mübârek dudakları bu âyet-i kerîmeyi okuyarak hareket eder ve o anda, önce sağ şehâdet parmağını kaldırıp diğer mübârek parmaklarını sı kıp temiz rûhunu teslim etti

Alıntı Yaparak Cevapla