|
Prof. Dr. Sinsi
|
Kılıc Kuşanan Evliyalar
Mahmûd Sâminî hazretleri, o günü talebelerinden ayrı olarak evinde geçir dikten sonra, tekrar yanlarına çıktı Mescidde iken İmâm Efendi de mescide girdi Bu sırada bir talebesine; "Mustafa, Mustafa! Hâfızı bana gönder!" diye heybetli bir sesle bağırdı Bu heybetli sesi işitenler heye câna kapıldılar İmâm Efendi birden bire titremeye başladı Telaşla hoca sına koştu Vilâyet heybeti onu titretiyordu Huzûruna varınca, onu tutup riyâzet odasına soktu Artık o, tam bir teslimiyet içinde hocasının elini öperek bağlılığını arzetti Sonra; "Burada ne kadar kalacağım " diye suâl edince, şöyle cevap verdi: "Allahü teâlânın dilediği kadar, bir an, bir gün, kırk gün, belki kırk yıl Bu bir harman, bir meydan, bir devrandır Devran da meydan da harman da senin Zaman mahsul zamânıdır Yiğitlik şimdi belli olur, mânevî dereceleri katetme zamânıdır Dikkat lâzımdır
Hâfız! Hazret-i Hızır´ın şerbeti, fadlına; Ahmet Merâmî hocanın emekleri ise, ilmine ve aşkına sebeb oldu Büyüğümüz Muhammed Behâeddîn hazretleri ve diğer büyükler rehberlik ederek senin bize gel meni işâret ettiler değil mi? Er zurum´da Ayaz Paşa Câmii minâresinde okuduğun ezân-ı Muhammedî, mânevi yât âleminin erenlerini cihâda dâ vet etti Yer gök sarsıldı Bütün evliyâ, şühedâ ve sâlihlerin rûhları Erzu rum semâlarında toplandı
Hâfız! Moskofları, taşla kovaladığın zaman biz de oradaydık Bunlar hep evliyâlığın cilveleridir Asıl mârifet, hakîkatler ötesindeki hakîkate ermektir Metin ol Allahü teâlâ yardımcındır  "
İmâm Efendi kısa zamanda tasavvufta yetişip kemâle erdi; on sekiz günde icâzet aldı Vazîfesi sebebiyle üç-dört sene Palu´da kaldı Bu arada hocasının sohbetlerinde bulundu
Daha sonra vazîfesi icâbı askerî taburla birlikte Dersim´e gitti Taburu Dersim´den Çemişgezek´e gönderilince, senelerce orada hizmet etti Bu radan Palu´ya sık sık hocası Mahmûd-ı Sâminî hazretlerini ziyârete giden İmâm Efendi, onun duâsını alır ve sohbetini dinleyip geri dönerdi İmâm Efendi 1909 senesinde emekliye ayrılıp Harput´a yerleşti Bundan sonra tamâmen ilimle meşgûl oldu Derslerinde ve sohbetlerinde bulunan pek- çok zâtı tasavvufta yetiş tirdi Pekçok insanı da cehâletten kurtarıp, sâlih- lerden eyledi İlme, mârifete ve feyze susamış iki yüz bine yakın kimse onun feyz pınarından kana kana içti Rüşd, hidâyet ve mârifete kavuştu
Sohbetlerinde aslâ siyâsî ve boş şeyler konuşulmazdı 1911 sene sinde Harput´un ileri gelenlerinden pekçok zâtla birlikte hacca gitti Bu Hicaz sefe rinde; Şam, Mekke ve Medîne âlimleri kendisine çok hürmet ve ikrâmda bulun dular
Anadolu´da yetişen büyük velîlerden Kara Şems (rahmetullahi teâlâ aleyh) Anadolu´da yetişen büyük velîlerden olup, Halvetiyye yolunun kolu olan Şemsiyye (Sivâsîyye) nin kurucusudur
Hayâtının sonuna doğru, Sultan Üçüncü Mehmed Hanla birlikte Eğri Sefe rine katıldı
Eğri Seferiyle ilgili olarak talebelerinden Receb Efendi şöyle nakle der: "Şemseddîn Sivâsî bir gün bu fakîri odalarına çağırıp; "Din düş*manlarının (hıristiyanların), sınırlardaki müslümanlara baskı ve zulümleri haddinden fazla olmuş, tahammül edilemez hâle gelmiştir İçimde onlara karşı sefere gitme ar zusu belirdi " buyurdu Bu sözü üzerine, ihtiyâr ol duklarını zayıf bünyelerinin sefere çıkmaya engel olacağını ve bu husûsa dâir pâdişâhtan da herhangi bir ha ber gelmediğini söyledim Bunun üze rine; "Bize işâret ve tenbih olundu ki: "Se fer hazırlıklarını tamamla! Fetih ve zafer senin için mukarrerdir " buyurdu Ben de; "Şüphesiz ben sâdece hak dîne boyun eğip, yüzümü, gökleri ve yeri yaratmış olan Allah´a çevir dim ve ben O´na ortak koşanlardan (müşriklerden) değilim " meâlindeki En´âm sûresi 79 âyetini okudum Bunun üzerine; "Bize müjde ve rildi ki yakında güçlü bir pâdişâh gazâ edip, birçok fetihlerde bulunacak ve mü*minlerin kalpleri de sevinçle dolacaktır " buyurdu
Çok geçmeden Üçüncü Mehmed Han, Osmanlı pâdişâhı oldu Şem- seddîn Sivasî hazretleri, altı deve, altı katır ve kendi için de bir at satın a- lıp, sefer ha zırlığını tamamladı Sivas´ta medfûn bulunan Gâzî Abdülveh- hâb´ın sancağını yanlarına alıp, Ayasofya yakınındaki Kapı Ağası dergâhında bulunan Koca Şeyh´e verdi Bütün sefer hazırlıkları tamam olunca, mübârek bir günde her türlü erzak ve mühimmat hay vanlara yüklendi Bütün şehir ahâlisi Şeyh Şemseddîn Sivâsî´yi uğurla mak üzere toplandı Beklerken bir kapıcıbaşı acele ile gelip, pâdişâhtan Eğri Seferine katılmak üzere dâvet geldiğini belirten fer mânı okudu Bu nun üzerine Şeyh Şemseddîn hazretleri: "İşittik ve itâat ettik Zâten biz iki senedir hazırlıklıydık Bismillah, hemen gidelim " diye el kaldırıp duâ bu yurdu Oradaki topluluk duâya âmin deyip, göz yaşları arasında uğurla dılar
Uzun yolculuktan sonra Üsküdar´a geldiler Henüz genç olan, Azîz Mahmûd Hüdâyî onu karşılayıp, ellerini öptü Şeyh Şemseddîn Sivâsî, Mahmûd Hüdâyî´ye; "Oğlum siz yegânesiniz (bir tânesiniz) Bugünden sonra fazlalaşırsı nız " diye duâ edip, ileride çok büyük bir velî olacağını müjdeledi O gece sa baha kadar birlikte sohbet ettiler Sohbet esnâsında Azîz Mahmûd Hüdâyî; "Ya şınız seksene ulaşmış, vücûdunuz da zayıftır Kendinize eziyet etmeseniz, çünkü her an nefsiniz ile büyük cihadda- sınız " diyerek, seferden alıkoymak istedi Bu sözüne cevâben: "Pey- gamberimiz Muhammed aleyhisselâmın bütün emirlerine uymak lâ zımdır Büyük cihâdı yaptık Ancak küçük cihâd kalmıştı Bu emirle rine de ihtiyâr olarak uymak isteriz " buyurdu Üsküdar´da üç gün kaldıktan sonra, dördüncü gün, pâdişâh tarafından gönderilen bir kadırga ile İstan bul´a ge çip, Ayasofya yakınında bir yere yerleştirildi Daha sonra Sinan Paşa köşküne, pâdişâh Sultan Üçüncü Mehmed Han tarafından dâvet edildi Uzun müddet soh bette bulundular Bu sohbette Şeyhülislâm Sâ- deddîn Efendi de hazır bulundu Sohbet esnâsında pâdişâh, Şemsed- dîn Sivâsî´ye; "Tarafımızdan sizi sefere dâvet etmek üzere gön derilen kapıcıbaşımız sizi yola çıkmak üzere hazır bulmuş Ha zırlıklı ol duğunuza göre, bu işin sonununda ne olacağını bilirsiniz O hâlde bizi müjde işâ- retinizle sevindirip, netîceden haber vermenizi isteriz " dedi Bunun üze- rine Şemseddîn Sivasî; "Hadîs-i şerîfte; "Amellerin en fazîlet lisi, mümin- leri sevindirmektir " buyruldu Mâlûmunuz ola ki Eğri Zaferi bi raz zahmet çektikten sonra müyesser olacak Düşman yenik ve perişân olacaktır Hatırınızı hoş tu tun " müjdesini verdi
Şemseddîn Sivâsî hazretlerinin bu cevâbına sevinen pâdişâh, kendi üzerin deki samur kürkü ona giydirdi Ayrıca kapıcılar kethüdâsı Mehmed Ağa vâsıta sıyla, iki yüz altın sikke, dervişlerine de yüz altın sikke ihsân edip; "Bunlar helâl malımızdır Kabûl buyursunlar " dedi Şeyh Şemsed- dîn hazretleri; "Allahü teâlânın emri üzere kimseye sû-i zan et memeli, hüsn-i zanda bulunmalıdır Kim seyi araştırmak ve teftiş etmekle vazifeli değiliz Tasavvufta da her geleni Allahü teâlâdan gelmiş bilip, he diyeleri ve ihsânları kabûl etmek gerekir " bu*yurdu
Birkaç gün İstanbul´da kaldıktan sonra pâdişâh ve orduyla birlikte yola çı kıp, Eğri Kalesi önlerine ulaştılar Kale kolay bir şekilde fethedilip, harab olan yerler tâmir edildi Ancak asıl düşman askerlerinin, kale ya kınlarında bir başka yerde olduğu öğrenilince, ordugâh, düşmanın karşı sına nakledildi Küffâr aske rinin sayısı çoktu Rivâyet edilir ki yedi yüz bin kişilik bir orduydu İslâm ordu suyla küffâr ordusu karşılaştı İslâm ordu sunda bozgun ve firâr başgösterdi Pâ dişâh Üçüncü Mehmed Han, ye rinden hareket etmeyip; "Ey Rabbimiz! Üzeri mize bol bol sabır dök Ayaklarımıza kuvvet ve sebât ver, bizi kâfirler kavmi üzerine muzaffer kıl " meâlindeki Bekara sûresi iki yüz ellinci âyet-i kerîmesini okudu Pâ dişâhın yanında şeyhülislâm, kazaskerler, şeyhler ve bâzı vazifeliler hâ ricinde kimse kalmadı Hazîne ve cephânelik düşman tarafından zabte- dildi Bu firâr ve bozgun üzerine her şeyin bittiğini zanneden pâdi şâh, Şemseddîn Sivâsî hazretlerini çağırıp; "Söylediklerinizin tersi vâki oldu " deyince, Şemseddîn Sivâsî; "Pâdişâhım söylediklerimiz doğrudur Kafirin hezîmete uğ ramasına yarım saat kalmıştır Şu anda bir kuvvet sâhibi ta- sarruf için ortaya çıkmak üzeredir Bu an fethin başlangıç ânıdır Hâtırınızı hoş tutunuz " diye ce vap verdi
|