Yalnız Mesajı Göster

Kılıc Kuşanan Evliyalar

Eski 08-24-2012   #31
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Kılıc Kuşanan Evliyalar




Gerçekten de çok geçmeden, Şemseddîn Sivâsî hazretlerinin târif ettiği şe kilde bir zât ortaya çıktı Bunu gören şeyh, hemen pâdişâhın hu zûruna çıkarak; "Fetih vaktidir" diye müjdeledi Ortaya çıkan zât, dağılan ordunun önüne dü şüp; "Ey müminler! Nerede İslâm gayreti? Nerede Peygamber efendimizin gay reti? Nerede cömertlerin cömerdi sultan gay reti?" diye nida edip; "Şehid olmak, dînini yüceltmek isteyen kimse ya nıma gelsin!" buyurdu Bu sırada yanına bir kaç bin kişi toplanıp, birlikte düşmana hücûm ettiler Bu durumu gören düşman neye uğradığını şa şırdı Durumu haber alan firârî askerler dönüp, düşmana sal dırdılar Ni hâyet düşman bozguna uğratılıp, kesin zafer elde edildi Daha sonra o zâtın kim olduğu Şemseddîn Sivâsî´ye sorulunca, Hızır aleyhisselâm ol duğunu haber verdi

Şeyh Şemseddîn-i Sivâsî hazretleri, zaferi müjdelemek üzere pâdi şâhın hu zûruna çıktı ve aralarında şu konuşma geçti:

Pâdişâh; "Buyurun ey gönlümün sultânı" dedi Şemseddîn Sivâsî; "Vâdini yerine getiren, kuluna yardım eden ve kâfirleri hezîmete uğratan Allah´a hamd olsun Ey benim pâdişâhım! Eğer dinlerseniz birkaç kelime nasîhat etmek iste rim" deyince, pâdişâh; "Ey insanlara hakkı tavsiye eden üstâdım! Buyurun Hak olan sözü dinlerim" dedi Şemseddîn Sivâ- sî; "Ey benim pâdişâhım! Yeryüzünde Allahü teâlânın halîfesi olanla rın niyetleri; Allahü teâlânın rızâsını kazanmak olup, dayandıkları ve gü vendikleri, Allahü teâlâ olması gerekir Savaşta askerle rin çokluğuna gü venmeyip, kuvvet ve kudret sâhibi Allahü teâlâya tevekkül et mek gerekir Âyet-i kerîmelerde meâlen; "Siz de, düşmanlara karşı gücünüzün yettiği kadar, her türlü kuvvet ve cihâd için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın" (Enfâl sûresi: 60) ve "Ey îmân edenler! Düşmana karşı hazırlığınızı gö rün ve silâhlarınızı takınarak cihâda hazır olun da, birlikler hâlinde sa vaşa çıkın, yâhut toptan seferber olun" (Nisâ sûresi: 71) emredildiği üzere, savaş için gerekli ha zırlıklar yapılmalı Ancak, buna güvenmeyip Allahü teâlâya tevekkül ve îtimâd etmelidir Eğer Allahü teâlâya güven meyip askere ve cephâneye güvenilir ise, hezîmet, yenilgi zuhûr eder Kalbden cenâb-ı Hakk´a tam tevekkül edip, hâlis kalb ile yönelebilirsen, zafer müyesser ve mukadder olur Bizden hüznü gideren Allah´a hamd olsun"

Ey pâdişâhım! Bilesin ki, deden Fâtih Sultan Mehmed Han, İstanbul ´un fet hine niyetlenince, Akşemseddîn´in refâkatı ve duâsı bereketiyle fe tih müyesser oldu Akşemseddîn hazretleri; "Ey pâdişâhım! Büyük fethin şükrân ifâdesi ola rak nice câmi, mescid, medrese ve hamamlar inşâ et mek gerekir" buyurmuştu Bunun üzerine Fâtih Sultan Mehmed Hânın da, nice hayır ve hasenât yapmış ol duğu mâlumunuzdur Aynı şekilde, sizin de isminiz Sultan Mehmed, duâcınız hakîrin dahî ismi Şemsed- dîn´dir Bu güzel fethin şükrânesi olarak zâtınız dahî, reâya (halk) ve fukarâ üzerinden sıkıntıyı kaldırıp, İslâm askerine ihsânlarda bulunup, her makâma dindar, adâletli ve doğru kimseler tâyin etmeniz gerekir" buyurdu Bu nasîhatları can kulağıyla dinleyen pâdişâh Üçüncü Mehmed Han şu cevâbı verdi: "Bin can ile kabûl ettim ve nasîhatinize fazlasıyla riâyet edece ğim"

Pâdişâh, ordusuyla birlikte İstanbul´a döndüğünde, Şemseddîn-i Si- vâsî´nin İstanbul´da kalmasını ısrarla ricâ ettiyse de kabûl ettiremedi Şemseddîn-i Sivasî ihtiyârlığının yanında, seferin şiddetinden ve kışın aşırı soğuğundan hayli yor gun ve zayıf düşmüştü Hayâtının son anlarını yaşadığını anladığından, rûhunu âilesinin ve sevenlerinin yanında teslim etmek istediğini belirterek izin istedi Sivas´a döndü Gelişinden kısa bir müddet sonra, amcazâdesi ve dâmâdı olan Receb Efendiyi vazifesine tâyin etti Şemseddîn Sivâsî vefâtlarına yakın, tale belerini odasına ça ğırdı Onlarla birlikte bir saat kadar Allahü teâlânın zikri ile meşgûl ol duktan sonra, duâ edip, rûhunu teslim etti

Çin, Hindistan, İran ve Anadolu´da İslâmiyetin yayılmasında büyük hizmeti geçen âlim ve mücâhid velî olan Ebû İshâk Kâzerûnî (rahmetul- lahi teâlâ aleyh) hazretleri Kâzerûn´da dîn-i İslâma hizmet yo lunda ve Ehl-i sünnet îtikâdının ya yılmasında pekçok gayret sarf etti O devirde Kâzerûn ve civârı, putperest ve ateşperest sapık müşriklerle do luydu Müslümanlar azınlıktaydılar Onun irşâd faâliyetleri netîcesinde Kâzerûn ve etrâf memleketlerde îmân nûru parlayıp müslümanlar ço ğaldı Her tarafta birçok vakıf müesseseleri kuruldu Kâzerûnî´nin sohbe tinde yeti- şen talebeleri, İslâm dîninin güzel ahlâkını yaymak için seferber oldular Cihâd niyetiyle civâr beldelere dağıldılar Kâzerûnî, tale belerin den ve sevdiklerinden bir ordu hazırladı Kendisi de birçok gazâlara katı lıp, ilâ-yı kelîmetullah, Allahü teâlânın dîninin yayılması yolunda, insan ları kü für karanlıkları ve ebedî Cehennem azâbından kurtarmak için, ilim ve kılıçla cihâd etti Az zaman sonra hidâyet nûruna kavuşanlar çoğaldı Binlerce putpe rest, grup grup Kâzerûnî´nin huzûrunda îmâna geldi Ken disi de Cumâ günleri toplanan orduya vâz ve nasîhatlerde bulunurdu Onlara cihâd ve gazânın fazîle tini anlatıp cihâda teşvik ederdi Mücâhidler, bu vâzları sâyesinde aşka gelip, ihlâs ile kâfirler üzerine yü rüyüp zaferler kazandılar Bir çok ganîmet elde etti ler

Kâzerûnî her yıl mücâhidleri bizzat teftiş ederek onların silâhlandırıl ması, giyim-kuşamı ile yakından meşgûl olurdu Ordusu sefere gittiğinde kendisi mâ nevî başkumandan olarak devamlı duâ ederdi Mücâhid or dusu, Hindistan ve Çin´e kadar gitti Bir kısmı da Anadolu´ya gelerek Rumlarla cihâd etti Böylece Anadolu´da İslâmiyetin yayılmasına çalıştı lar Mücâhidler bir defâsında Rum larla yapılan bir harpte zor durumda kalmışlardı Hemen hocaları Şeyh Ebû İshâk Kâzerûnî´nin rûhâniye- tinden yardım istediler O sırada Kâzerûnî mescidde idi Âniden kalkıp asâsını eline alarak dışarı çıktı Askerin gittiği tarafa yönelip kay boldu Tam bu esnâda mücâhidler, heybetli bir süvârinin düşman safla rını darmadağın ettiğini gördüler Bu hâl, müslümanların kalblerine kuv vet verdi Nihâyet hocalarının yardımıyla düşman kuşatmasından kurtul dular

Kâzerûnî tekrar mescide döndüğünde, mescidde bulunanlar; "Efen dim bu hâl nedir? Bir an mescidden çıkıp kayboldunuz" diye sor dular "O saatte İs lâm ordusu Rum diyârında esir düşmek üzereydi Yar dım is tediler, yardıma git tim" buyurdu Mescidde bulunanlar bu vak´anın ol duğu gün ve saati kaydettiler Daha sonra İslâm ordusu kâfirlerle cihâd- dan dönünce bu hâli sordular Onlar da; "Kâfirlerle savaşa başladı ğımız- da biz az, düşman çok kalabalıktı Çok kahra manlık ve cengâverlik gös- termemize rağmen, bir yiğide yüz kâfir düşüyordu Bir anda topluca hü- cûma geçip bizi çepeçevre kuşattılar O anda hâtırımıza ho camız geldi ve yardım istedik Hemen heybetli bir süvârinin düşman saflarını darma dağın ettiğini gördük Kâfir ordusu kırılarak hezîmete uğradı Böylece gâ- lib geldik Ondan sonra o süvâri geldiği gibi kayboldu dediler Söyle dik- leri saat Kâzerûnî´nin kaybolduğu saatti

Ebû İshâk Kâzerûnî´nin tâlim ve terbiyesinde yetişip cihâd için her ta rafa dağılan mücâhidler, gittikleri yerlerde, limanlarda, dergâhlar ve ilim yuvaları inşâ ettiler Bu faâliyet ve gayret, "Kâzerûniyye yolu" adı ile anı lıp meşhûr oldu Ebû İshâk Kâzerûnî ve talebeleri bilhassa vakfiyelerin inşâ ve inkişâfında (yapı lıp yayılmasında) rehber oldular

Şeyh Ebû İshâk Kâzerûnî her sene kâfirlerle cihâd için ordu gönde rirdi Ve fâtından sonra Kâzerûn halkı şeyhin yolunu tuttu ve nevbet çala rak her sene ga zâya asker gönderdi Yine bir sene ordu düzenleyip kâfir şehirlerinden birine gönderdiler Bağdât halîfesi de ordu düzenleyip gön dermişti İki ordu yolda kar şılaşıp birleştiler Kâfir şehirlerinden birini mu hâsara ettiler Kale surları muh kem olduğundan bir şey yapamadılar Üstelik müslümanlar ne yaparsa kâfirler de aynı şekilde karşılık veriyor lardı Meselâ, mancınık atışı yapsalar mancınıkla cevap veriyorlar, toplu hücûm edince topluca karşı koyuyorlar, hiç açık vermi yorlardı Halîfe bu durumdan üzüntüye ve ümitsizliğe düştü Geri dönmek is tedi Hatîb ve Kâzerûnlular ile meşveret etti Hatîb:

"Ne yapmak lâzım geldiğini, bu gece hocam Kâzerûnî´nin rûhâniye- tinden sorar öğrenirim Ertesi günü ona göre davranırız" dedi

Hatîb o gece ibâdetle meşgûl oldu ve gönlüne Kâzerûnî´nin rûhâni- yeti, ne yapmak lâzım geldiğini bâtınî yoldan öğretti Ertesi gün Hatîb, halîfeye giderek, çâreyi söyledi Buna göre; herkes önüne bir kab alacak ve gürültü yapacak, ses çıkaracaktı Ateş yakılmayacak, yüksek sesle konuşulmayacak, silâhlar yanla rında bulunacak, Kâzerûnlular da vul ve def gibi şeylerle ses çıkarınca diğerleri de ses çıkaracak, onlar susunca onlar da susacak ve hep birden hücûm edile cekti Akşam, kararlaştırıldı- ğı gibi, konuşulmadı ve ateş yakılmadı Seher vak tinde Kâzerûnlular ses çıkarmaya, davul, def gibi şeyleri çalmaya başladılar Diğerleri de aynı şekilde davranınca, gök gürültüsü gibi bir ses çıkmaya başladı Sanki kı- yâmet kopmuş, dağlar büyük gürültülerle şehrin üzerine düşmüştü Kâ firler bu sesten şaşırmışlar, ne yapacaklarını bilmez bir hâle gelmişlerdi Sonra hücûm eden ordu şehri fethetti Malları, mülkleri, silâhları müslü- manların eline geçti Ganîmetler taksim edildi Müslü manlar kalenin fethine çok sevindiler Müjde nevbeti çalarak şehirlerine geri döndüler

Bundan sonra Kâzerûnlular gazâya gittiklerinde ve düşman kale ve şehrine ulaştıklarında "kudûm nevbeti", düşman safları ile karşılaşıp sa vaştıklarında "sügrâ nevbeti", kafirleri hezîmete uğrattıklarında ise "müj- de nevbeti" çalar lardı İşte bu üç nevbet o zamandan kalmadır

Bir grup müslüman, Kâzerûnî hazretlerinin ziyâretine gelip; "Efendim! Emir buyursanız da şu şehrin etrâfını sur ile çevirseler Böylece şehir, emniyet ve himaye altına alınır" dediler Kâzerûnî hazretleri cevâben; "Bu şehrin surları vardır Fakat görünmez Öyle sağlamdır ki, âfet, belâ ve musîbet bu şehre zarar vermez Ahâli de himâyededir" buyurdu Zi yâretçiler bir şey anlamayıp dönüp gittiler Kâzerûnî´nin kerâmeti vefâtın dan tam yetmiş iki sene sonra zuhûr etti On iki bin kadar müşrik, kâfir, şehri ele geçirmek için Kâzerûn´a yöneldiler Yaklaştıklarında düşmanlar gözlerini açıp, şehre bakmaya bile güç yetiremeyip büyük bir kargaşalığa düştüler İçlerine korku düşüp, âdetâ hezîmete uğramış bir ordu gibi şa şırmış halde geri çekildiler Allahü teâlâ, Kâzerûnî´nin (rahmetullahi aleyh) hürmetine şehri muhâfaza buyurdu

Alıntı Yaparak Cevapla