Yalnız Mesajı Göster

Kılıc Kuşanan Evliyalar

Eski 08-24-2012   #35
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Kılıc Kuşanan Evliyalar




Mısır evliyâsının büyüklerinden ve Şâfiî mezhebi fıkıh âlimi Sultân-ül-Ulemâ (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri Fransızlar Mensûriye´ye hücûm et tiklerinde, onlara karşı İslâm ordusunda yer aldı Savaş sıra sında şiddetli bir rüzgâr, İslâm ordusunun üzerine doğru esmeye başladı ve müslüman askerlerini zor duruma soktu Bunu fark eden İzzeddîn bin Abdüsselâm (Sultân-ül-Ulemâ), sesinin çıktığı kadar seslenerek; "Ey rüzgâr, düşmanların tarafına git!" dedi Bunun üzerine rüzgâr, Allahü teâ- lânın izni ile düşmana doğru esmeye başladı O kadar şiddetli esti ki, düşmanların atları yıkıldı ve onların altında kalan birçok düşman askeri öldü ve yaralandı Sağ kalanları ise esir alındı Allahü teâlânın izni ile İslâm ordusu muzaffer oldu

Hindistan?ın büyük velîlerinden Seyyid Şemseddîn Pâni-pütî (rah- metullahi teâlâ aleyh) hazretleri zamânında, bir defâsında Sultan Gıyâ- seddîn, bir kaleyi fethetmek için kuşattı Çok zaman geçtiği hâlde, bir türlü kale düşmedi Bir gece hava birden değişti Şiddetli yağmur ve rüzgâr başladı Öyle ki; rüzgâr, çadırları yerinden söküp fırlatıyordu Sultanın hizmetçisi, elinde ibrik, sultâna abdest suyu ısıtabilmek için ateş arıyordu Ateş yoktu Nihâyet bir çadırda kandil yan dığını farkedip, oraya koştu Bu, Şemseddîn hazretlerinin çadırı idi ve kendisi içeride Kur?ân-ı kerîm okuyor, sanki, şiddetli yağmur ve rüzgâr, ona ve etrâfına hiç tesir etmiyordu Kendisi, velîlik hâlleriyle çok heybetli bir zât olduğundan, sul tânın hizmetçisi yanına yaklaşamadı ve hiçbir şey söyleyemedi Uzakta durup beklemeye başladı Şemseddîn Pâni-pütî, biraz sonra başını kaldı rıp; ?Gel kar deşim! Ateş istiyordun Alıp götürebilirsin? dedi Hizmetçi ateş alıp gitti İbrikte bulunan suyu ısıtıp, acele ile sultana yetiştirdi Bu hâl, hizmetçinin dikkatini çok çekmişti Su lâzım olduğunda, hizmetçi et*rafta su bulamadı Hizmetçi, o zâtın çadırında ateş bulduğuma göre, su da bulurum diye düşündü Sabah olduğunda, o çadıra gitti Çadıra vardı ğında akşamki zâtın yerinde bulunmadığını gördü Geri dönerken, ordu gâhın dışında bulunan havuzun yanından geçiyordu Akşam çadırda gördüğü zatın havuzda abdest aldığını gördü Bir kenarda durup abdes- tini bitirmesini bekledi O büyük zât abdestini tamamladı, namazını kıldı Hizmetçi de oraya yaklaşıp su tulumunu doldurdu Bir taraftan da çok hayret ediyordu Zîrâ mevsim kış olduğu için, havuzun donması ge rekiyordu Bu dü şünceler içinde suyu götürdü O gün bu durumdan hiç kimseye bahsetmedi Er tesi sabah erkenden, o zâtın havuza abdest al maya gelme vaktinden evvel oraya gelip baktı Havuz donmuş vaziyette idi ve su alınacak gibi değildi Bir ağacın kenarına çekilip beklemeye başladı Bu işteki inceliği anlıyabilmek için soğukta beklemeye râzı oldu Nihâyet Hâce Şemseddîn geldi Abdest almaya başlaya cağı zaman, ha vuzun buzu birdenbire eridi Ateş üzerinde ısınan bir kaptaki su misâli, havuzdan buhar yükselmeye başladı O zât abdest alıp gittikten sonra, havuzun yanına gelen hizmetçi, biraz önce buz tabakası hâlinde bulunan suyun, şimdi eli yakacak derecede sıcak olduğunu gördü Bu hâlin Şemseddîn hazretle rinin kerâmeti olduğunu anlamıştı Su tulumunu o sı cak sudan doldurup sultânın yanına geldi Sultâna, yalnız olarak arzet- mesi îcâb eden bir husus olduğunu bil dirdi Sultan, otağında otur makta idi Hizmetçinin arzusunu kabûl etti Hizmetçi gördüklerini etraflıca anla- tınca, sultan çok hayret içinde kaldı Hizmetçiye ken disini sabaha yakın uyandırmasını, berâberce oraya gideceklerini söyledi Hiz metçi gece sul- tânı uyandırıp, berâberce havuzun yanına gittiler Baktılar, havu zun suyu buz tutmuş hâlde idi Bir kenara çekilip beklemeye başladılar Biraz son- ra Hâce Şemseddîn gelip abdest aldı Orada namaz kıldı ve gitti Sultan, ol duğu yerden çıkıp suya baktığında, onun gâyet sıcak ol duğunu gördü Onun ke râmet sâhibi büyük bir zât olduğunu anladı He men o zâtın çadı- rının bulunduğu yere geldi Şemseddîn Pâni-pütî, çadı rına gelmiş, Kur?- ân-ı kerîm okuyordu Sultan, geride edeble durup, ayakta dinlemeye baş- ladı Okumayı bitirince, sultâ nın karşısında ayakta beklemekte olduğunu görünce hayret etti Ayağa kalkıp selâm verdi Sultan daha çok hürmet edip; ?Ne kadar mesûd bir kimseyim ki, Hak teâlâ sizin gibi sevgili bir ku- lunu, benim zamânımda ve yakınımda bulun durdu Uzun zamandır mu- hâsara ediyoruz, kaleyi fethedemedik Lütfen duâ edin de, kale artık fet- holunsun? dedi Bunları söylerken, büyük bir edeb ile yalvarır casına ko- nuşuyordu Şems-ül-evliyâ Şemseddîn hazret leri, tevâzu edip, kendi sini duâya lâyık görmediğini söyledi Sultan çok ıs râr etti Bunun üzerine elle rini açıp Fâtiha-i şerîfe okudu ve; ?Şimdi atı nıza binip gidiniz İnşâ fetih gerçekleşecektir? buyurdu Sultan, se vinçle ve içi ferahlamış olarak otağına geldi Komutanlarını toplayıp, ko nuştular Bütün hazırlıklar ta- mamlanıp, son bir hücûma geçildi ve Allahü teâlânın izni ile kale fetho- lundu

Bu fethin, Şemseddîn hazretlerinin duâları bereketiyle olduğunu bilen sul tan, ertesi gün, büyük bir sevinçle ve yüksek bir edeble, yalın ayak onu ziyârete gelmek istedi O ise, kendisine böyle davranılmasını istemi yor, tanınmaktan, meşhûr olmaktan hoşlanmıyordu Kalb gözüyle, sultâ nın bu düşüncesini anladı ve sessizce oradan ayrıldı

Meşhûr Kafkas kahramânı, âlim ve velî Şeyh Şâmil (rahmetullahi te- âlâ aleyh) Rusların, Kafkasya´da ortadan kaldırmak istediği İslâmiyeti, tekrar ihyâ etmek, yaymak için uğraşan, Kafkas-Rus mücâdelesinin en unutulmaz simâsı ve düzenli Rus ordularını dize getiren büyük mücâhid H1212 de Dağıstan´ın Gimri köyünde doğdu Babası Muhammed, ona Ali ismini verdi Küçük yaşta ağır bir hastalığa yakalanan Ali´ye, âdetle rine uyarak, Şâmil ismini de verdiler ve o isimle çağırmaya başladılar

Küçük yaşından îtibâren ilim tahsîl edip âlim olması için, zamanın u- lemâ sından okudu Şâmil, otuz yaşına kadar; tefsîr, hadîs, fıkıh ilimle rini, edebiyât, târih ve fen bilgilerini öğrenerek, büyük bir âlim, gönül sâ hibi bir velî oldu Rusların, Kafkasya´daki müslüman Türkleri esâret altına almak, kalblerindeki îmânı söküp atmak ve İslâmiyeti yok etmek için maddî ve mânevî bütün güçleri ile uğraştığını görünce, gönlündeki îmâ nın tezâhü- rü olarak cihâd aşkıyla ortaya atıldı Kafkasya´da yaşayan Türkler, onu başlarına imâm, rehber seçtiler İmâm Şâmil, daha önce Rusların esâre- tini kabûl etmiş kabîleleri de saflarına katarak, düzenli kü çük bir ordu kurdu Bu küçük ordusuyla yirmi beş sene, İslâmiyeti yok etmek, müs- lümanları ortadan kaldırmak isteyen Ruslara kan kusturdu Nice gene- rallerini harp meydanlarında öldürüp, nicelerini de çarlarına karşı küçük düşürdü, onları âciz bıraktı Eşsiz bir mücâdele ile hayâtını geçiren Şeyh Şâmil, H1287 senesinde Medîne-i münevverede vefât etti

Şeyh Şâmil, arkadaşları ile ilim öğrenmek üzere Bağdât´a gidip, Mevlânâ Hâlid hazretlerinden ders aldı Ondan; tefsîr, hadîs, fıkıh, ede*biyât, târih ve fen ilimlerini öğrenerek, büyük bir âlim, ayrıca tasavvuf il mini öğrenerek, hocasının eşsiz teveccühleri ile de büyük bir velî oldu Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazret leri, bu kıymetli talebesine halîfelik de ve rerek, Allahü teâlâya kavuşmak arzu suyla yanan âşıkların kalblerine bir kıvılcım sunması için memleketi olan Kaf kasya´ya gönderdi Bâzı kay naklara göre de, zâhirî ilimleri Saîd Herekânî´den, kalb ilimlerini de Ce- mâleddîn Kumûkî hazretlerinden öğrendi

Şeyh Şâmil, Kafkasya´ya döndükten sonra on yedi sene önce Şeyh Mansûr ile başlatılan hürriyet mücâdelesindeki yerini aldı Mansûr´dan sonra, Gâzi Muhammed, Kafkaslıların başına geçerek imâm oldu O da gönül sâhibi bir velî idi Şeyh Şâmil´in çocukluk arkadaşı olan Gâzi Mu- hammed, Ruslarla yaptığı Gimri muhârebesinde şehîd olmadan önce; "Kardeşim Şâmil! Bu savaşta şehîd olsam gerektir Benden sonra Ham- zat imâm olacak Onun kısa süren imâmlı ğından sonra sen başa geçe- cek, senelerce Kafkasya´ya hükmedeceksin Nâmın cihânı tutacak Çar ordularını perişân edeceksin Bu savaştan sonra Gimri´den gitsen bile yine kurtarıp, mezârımı düşman çizmeleri altında bırakmazsın inşâal- lah" demişti Çarpışmanın şiddetlendiği bir an, Gâzi Muhammed şehîd düştü Bu hâle çok üzülen Şeyh Şâmil, büyük bir hızla düşmana saldırdı Birçok düşman öldürdü Bu arada ağır yaralandı Şeyh Şâmil´in yara- landığını gören Gimri Câmiinin müezzini Mehmed Ali, onu tâkib ede rek, savaş alanı dışındaki bir mağaraya sakladı Şeyh Şâmil pekçok ye rinden yaralanmış, kaburga kemik lerinden bazıları ve köprücük kemiği de kırıl- mıştı Asıl yara, göğsünde ve sır tında olup, her tarafını kan kap lamıştı

Alıntı Yaparak Cevapla