Yalnız Mesajı Göster

Kılıc Kuşanan Evliyalar

Eski 08-24-2012   #38
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Kılıc Kuşanan Evliyalar




Vapurun her uğradığı yerde, halk görülmemiş bir heyecanla Şeyh Şâmil´i karşılıyor, onun duâsını almak yarışına giriyorlardı Mısır´a gel*diklerinde, Hidiv İsmâil Paşa, onu şânına lâyık karşıladı O sırada İsmâil Paşa´nın yanında, Cezâ yir´i Fransız istilâsından kurtarmak için çok gay ret gösteren büyük âlim, mücâhid, gâzî, Abdülkâdir Efendi de misâfir bulunuyordu İki kahraman âlimin sohbetleriyle şereflenen İsmâil Paşa, onları Kâhire´de bir ay kadar misâfir etmek bahtiyarlığına kavuştu Sonra İskenderiyye´ye kadar giderek Cidde´ye uğurladı Peygamberimizin ve Kâbe´nin hasretiyle yanan Şeyh Şâmil´in heyecânı, oralara yaklaştıkça artıyordu O sırada Mekke emîri olan Şerîf Abdullah da, Şeyh Şâmil´i çok seviyordu Onu büyük bir îtibarla karşıladı Hicaz´da, onun büyük bir âlim ve kahraman olduğunu işiten herkes, onu görmeye can atıyor, ilgi ve hürmet gösteriyordu

Şeyh Şâmil, Medîne-i münevvereye geldiğinde hastalandı Kısa sü ren bu hastalığında âile efrâdı, berâberinde gelip kendisine hizmet edenlerle ve ziyâre tine gelenlerle vedâlaştı Sultan Abdülazîz´e, Rus Ça rı´nda rehin bıraktığı ço cuklarının kurtarılmasını, Devlet-i aliyye-i Osmâ niye´de vazife verilmesini bildi ren bir mektup yazdırdı Sonra başında okunan Kur´ân-ı kerîm tilâvetleri ara sında, H1287 senesi Zilka´de ayının yirmi beşinci gününde Kelime-i şehâdet söyleyerek vefât edip, sevdikle rine kavuştu Cennet-ül-Bakî´ Kabristanlığına defnedildi

Evliyânın büyüklerinden Tâcüddîn bin Rıfâî (rahmetullahi teâlâ a- leyh) hazretleri zamânında İslâmiyete düşman olan hıristiyanların bâzı ları, meşhûr Tatar hükümdârı zâlim Hülâgu´nun yanına gelerek ve kendi sine yaltaklanarak, müslümanların mescidlerini yıkmasını, medreseleri dağıtmasını, ezânı ve İslâmın sembolü olan şeyleri ortadan kaldırmasını söylediler Kan dökmekten, insanlara eziyet ve işkence etmekten zevk alan o meşhûr zâlim de, mâcera uğ runa çok müslüman kanı döktü Âlimlerden ve diğer müslümanlardan birçok kıymetli zâtı şehîd etti Müs lümanlar, bu zâlimler karşısında âciz kalıp, ne yapa cakları hakkında gö rüşmek üzere beş yüz kadar âlim toplanıp, o zamandaki meşhur âlimler den Şemseddîn Müsta´cel bin Rıfâî hazretlerine geldiler ve bu fitneyi durdurmak için bir şeyler yapmasını, bir çâre göstermesini, bu belânın üzerlerinden kaldırılması için duâ etmesini istediler O ise, kendisini buna lâyık görmeyip:

"Bu iş benim yapabileceğimin üstündedir Ben de sizinle berâber geleyim Birlikte Tâcüddîn bin Rıfâî hazretlerinin yanına gidelim O bir çâre bulur" dedi

Dediği gibi yaptılar Tâcüddîn bin Rıfâî´ye, Hülâgu zâliminin müslü- manlara yaptığı zulmü anlatıp, bu belânın yakın zamanda, kendile*rine de ulaşacağından endişe ettiklerini bildirdiler O da, o beldede bulu nan müslümanları toplayıp:

"Âlim olanlarınız ve olmayanlarınız bana yardım edin Allahü teâlânın izni ile bu kâfirin şerrinden bütün müslümanları kurtaralım" buyurdu

Orada bulunan herkes, ne emrederse yapmaya hazır olduklarını bil dirdiler O da hepsini toplayıp, bir gece, bulundukları beldenin etrâfına genişçe bir hen dek kazdılar Hendeği odun ile doldurdular Ayrıca demir, bakır, kurşun ne bul dularsa o hendeğe doldurdular ve müdhiş bir ateş yaktılar Tâcüddîn bin Rıfâî oraya gelip iki rekat namaz kıldı Orada bulu nanlar da ikişer rekat namaz kıldı lar ve duâ ettiler Bir saat kadar sonra Hülâgu´nun askerlerinden bir kısmı oraya geldi Allahü teâlânın hikmeti, Tâcüddîn bin Rıfâî´yi ve diğer müslümanları gö remediler Ateşin yanına kadar geldiler Tâcüddîn, emir verdi Zulüm askerle rinden yakaladıklarını ateşe attılar Hiçbirisi bir karşılık veremedi Onların, hepsi silâhlı idi ve müslümanların hiç silâhları yoktu Orada bulunan müslümanlar diyorlar ki: "Onların hepsi silâhlı oldukları hâlde silâhlarını kulla namadılar Biz çok hayret ettik"

O beldede bulunan müslümanlar, Tâcüddîn hazretlerinin bereketi ve kerâ metiyle böylece büyük bir belâdan kurtulup, selâmete kavuştu

Anadolu´da yetişen velîlerden Taşkesenli İbrâhim Efendi (rahmetul- lahi teâlâ aleyh) 1914 Rus harbinde Kafkas cephesinde tale*beleriyle bir- likte savaştı Sarıkamış yakınlarında harp esnâsında bir şa rapnel parçası ile ayağından yarala narak gâzi oldu Bu yaradan dolayı topal kaldı ve Topal Şeyh olarak da anıldı Birinci Dünyâ Harbi, Erzu rum?un işgâli, Er- meni zulmü ve Cumhuriyetin ilk yıllarında meşakkatli bir hayat sürmesine rağmen, talebe yetiştirmekten vaz geçmedi

Bâzı gereksiz sebeplerden dolayı 1926 senesinde tutuklanarak Hınıs mah kemesince, Harput (Elazığ) İstiklâl Mahkemesine sevkedildi Yaralı ayağına ve Şubat ayının çetin kış şartlarına rağmen yaya olarak Elazığ?a gönderildi Elazığ İstiklâl Mahkemesi tarafından, İzmir?de mecbûrî ikâ mete tâbi tutuldu Bu arada köydeki evi, eşyâsı, hayvanları ve kütüphâ nesine, devlet tarafından el konuldu Hanımı ve çocukları parasız ve açıkta kaldı Erzurum ve Pasinler´de akrabâ ve dostlarının yanına sığın mak mecbûriyetinde kaldılar

İzmir?de iken, bölge halkı tarafından sevilmeye başlayan İbrâhim Efendi, bir süre sonra Demirci ilçesine sürgün edildi

Kendilerine ?Silsile-i aliyye? denilen büyük âlim ve velîlerin on seki zincisi olan Ubeydullah-ı Ahrâr (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerinin en meşhûr talebesi Mevlânâ Muhammed Kâdı, Silsilet-ül-Ârifîn adlı ese rinde şöyle bildir miştir: "Bir gün Şeyh Mirzâ Ömer´in, Kıpçak Çölü sul tanlarından Sultan Mahmûd´dan da yardım alarak, büyük bir orduyla Semerkand üzerine yürüdüğü haberi geldi Bunun üzerine Semerkand sultânı Sultan Ahmed Mirzâ, savaş ha zırlıklarını tamamlayıp, karşı koy mak üzere büyük bir orduyla yola çıktı Ubeydullah-ı Ahrâr´a da yanla rında gelmesini ricâ etti Ubeydullah-i Ahrâr da orduyla berâber gitti Halk, Sultânın onu, sulh yapmak için yanında götürdüğünü zannetmişti Ubeydullah-ı Ahrâr, kırk gün Sultan Ahmed´in ordusunda kaldı Ordu, "Akkurgân" denilen yerde konaklamıştı Sultan Ahmed, Ubeydullah-ı Ah- râr hazretlerine karşı askerlerden bir edebsizlik olmasın diye, orduyu ge- niş bir yerde topladı Böylece orduyu Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin bu- lunduğu yerden biraz uzakta tutmuştu Birkaç gün bu şekilde hareket siz beklediler

Bir gün Ubeydullah-ı Ahrâr gadablanarak, Sultan Ahmed Mirzâ´ya; "Beni buraya niçin getirdin? Eğer savaş yapmak istiyorsanız, ben sipâhi değilim An laşma yapmak istiyorsanız, neden geciktiriyorsunuz? Benim artık burada asker arasında durmaya mecâlim kalmadı" dedi Sultan Ahmed Mirzâ; "Benim bir ka rarım yok Her şeyi sizin doğru olan reyinize bıraktım Siz ne emrederseniz, biz ona uyarız" dedi Bunun üzerine Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri bir ata binip, yanına da yakınlarından bir cemâat alarak, karşı tarafta bulunan Şeyh Ömer Mirzâ´nın ve Sultan Mahmûd´un bulunduğu yere doğru hareket etti Bunu haber alan her iki sultan da karşılamaya çıktılar Yolun yarısında karşıladılar Sonra Şah- rûh´a gittiler Ubeydullah-ı Ahrâr, Sultan Mahmûd´a çok iltifât gös terdi Ko nuşma sırasında hep ona bakarak konuştu Bundan sonra, üç sultânın savaş maktan vazgeçip, sulh yapmaları kararlaştırıldı Anlaşma şartları da tesbit edildi İki tarafın askerlerinin saf bağlaması, aralarına büyük bir çadır kurulması ve üç sultânın bu çadırda toplanarak Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin idâresi altında anlaşma şekli kararlaştı rılacaktı

Bu şekilde anlaşma yapılması karara bağlanınca, Ubeydullah-ı Ah- râr, Sultan Ahmed Mirzâ´nın yanına dönüp durumu bildirdi Ertesi gün sabah vakti, Sultan Ahmed Mirzâ´nın askerleri, zırh giyinmeden, fakat si- lâhlarını kuşanmış olarak kararlaştırılan yere geldi Saf hâlinde durdu lar Ubeydullah-ı Ahrâr, diğer iki sultânı getirmek üzere Şahrûh´a gitti Mirzâ Mahmûd´un, bu işden memnûniyeti yüzünden okunuyordu Fakat Sultan Şeyh Ömer Mirzâ´nın hâlinde, garib bir tu tukluk ve ihtiyat vardı Nitekim Ubeydullah-ı Ahrâr onları çağırdığında, Sultan Mahmûd şevkle dışarı çık- tığı hâlde, Sultan Şeyh Ömer Mirzâ hesaplı ve tedbirli bir tavır takınmış gözüküyordu Onun bu tavrı üzerine, Ubeydullah-ı Ahrâr, Sultan Mahmû- d´u îkâz edip, herhangi bir hîleye karşı tedbirli olmasını söyledi Peygam- berimizin; "Deveni bağla, sonra tevekkül et" buyurduğunu bil dirdi Sonra karşı tarafın askerlerinde olduğu gibi, bunların askerlerini de zırhsız, fa- kat silâhlı olarak anlaşma yapılacak yere götürdüler Böylece, üç pâdişâ- hın askerleri birbirleri karşısında da saf tutup durdular İçinde üç sultânın anlaşma yapacağı çadır da orta yere kurulacağı sırada, çadır bize uzak, size yakın gibi bir anlaş mazlık çıktı Münâzara uzadı Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri, öğle namazı için abdestini, karşılıklı saflar hâlinde duran iki ordu arasında aldı Sonra Sultan Ahmed Mirzâ´ya haber gönderip; "Ben tek kişiyim ve ihtiyarlık zaafı içindeyim Sizin bu kadar meşakkatli yolu- nuza dayanmaya çalışmam, birbirinize girmeme niz için dir Kuvvet, ancak bu kadar olur Artık tâkatim kalmadı Eğer bana îti mâ dınız varsa, çekiş- meyi bırakınız! Çadırı nereye kurarlarsa kursunlar" dedi

Bunun üzerine Sultan Ahmed Mirzâ emir verip; "Mâni olmayın! Çadırı ne rede isterlerse orada kursunlar Benim îtimâdım Hâce Ubeydullah-ı Ahrâr haz retlerinedir" dedi Nihâyet çadır kuruldu Sultan Ahmed Mirzâ, maiyeti ile geldi Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri de, Sultan Mahmûd Mir- zâ´yı ve Sultan Şeyh Ömer Mirzâ´yı getirdi Sultan Ahmed Mirzâ onları karşıladı ve Ubeydullah-ı Ahrâr´ın işâretiyle Sultan Mahmûd Mirzâ ile ku caklaştı Bundan sonra Ubeydullah-ı Ahrâr, Sultan Şeyh Ömer Mirzâ´yı, ağabeyi Sultan Ahmed Mirzâ´nın yanına götürdü Sultan Şeyh Ömer Mirzâ, ağabeyi Sultan Ahmed Mirzâ´nın elini öpüp, yüzüne gözüne süre rek ağladı Bu manzarayı görenler de gözyaşlarını tutamadılar Bundan sonra çadıra girdiler Heybetli bir toplantı oldu Her üç sultan da, bütün meselelerde anlaştılar Artık birbirlerine kılıç çekmeyeceklerine ahdetti ler Ahidnâme yazılınca üçü de imzâladı Bu anlaşma gereğince Taş- kend, Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri vâsıtasıyla, Sultan Ahmed Mirzâ´dan Sultan Mahmûd Mirzâ´ya geçti Bundan sonra Fâtiha okundu Sul*tanlar birbirlerine vedâ edip ayrıldılar

Anlaşmanın yapıldığı gün, halk, Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin ta sarru fundan ve tesirinden hayret ve dehşet içinde kaldı Onun tasavvufta yükselmiş büyük bir velî ve mürşid-i kâmil olduğunu anlamışlardı O gün anlaşma sağlanıp kan dökülmesi önlendikten sonra, Ubeydullah-ı Ahrâr, Sultan Mahmûd Mirzâ´ya; "Siz Taşkend´e gidin Ben de başka bir yoldan gelir size ulaşırım" bu yurdu ve talebeleri ile Taşkend´e dönmek üzere yola çıktılar Yolda Mevlânâ Muhammed Kâdı´ya; "Bu işlere ne dersin? Bu vak´a, kitaba yazılacak şeylerden dir!" buyurdu

Hünkâr şeyhi denmekle meşhur velî Vânî Mehmed Efendi (rahme- tullahi teâlâ aleyh) 1683 senesinde Sadrâzam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa komuta sındaki İkinci Viyana Seferine ordu şeyhi olarak katıldı Se- ferden sonra Bursa yakınlarındaki Kestel köyüne gönderildi İstanbul´da boğazda kendi adıyla anı lan Vanîköy´de bir câmi ve medrese yaptırdığı gibi, Kestel´de de büyük bir câmi ve mektep yaptırdı Ömrünü orada tamamladı

Büyük velîlerden Ya?kûb Germiyânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) Ru meli beldelerinden Yanya?da bulunduğu sırada, Yanya yakınındaki Pre- veze kalesini, frenk kâfirleri karadan ve denizden istilâ edip, muhâ sara altına almışlardı Bu sı rada Ya´kûb Germiyâni, müslümanlara yar dım için o kaleye gitti O zâtın kalede bulunması ile, kaledeki müslümanlar, kâfir- lerin şerlerinden emîn oldular Ya´kûb Germiyânî, bir kerâmeti olarak, kâfirlere karşı öyle heybetli göründü ki, kâfirlerden hiçbiri kalenin giriş yoluna yaklaşmaya ve saldırmaya cesâret ede medi

Vuruşma esnâsında, kale burcunda bulunan topu, bizzat kendi eliyle ateşlerdi Allahü teâlânın izni ile atışlar tam isâbetli olurdu Evvelâ, kâfir- lerin alâmet olarak yanlarında taşıdıkları büyük bir haçı, sonra da, asker- lerin çoğunu top atışları ile perîşân etti Allahü teâlânın nusret ve yardı- miyle kâfirleri dağıttı Atışlar o kadar tesirli oldu ki, düşman tarafında sağ kalanlar kurtuluşu kaçmakta buldular

Lütfi Paşa, Yanya beyi idi Lütfi Paşanın hayır ve hasenât yapmakla tanınan zevcesi Şâh Sultan, Ya´kûb Efendinin büyük bir zât olduğunu bi lir; hürmet, mu habbet ve edeb gösterirdi Bu günlerde Lütfi Paşanın İs tanbul?a gelmesi lâzım olunca, yola çıkacakları sırada Şâh Sultan, Ya´- kûb Efendiye o zamanlarda İstan bul´da bulunan büyük zâtları sordu O da, İstanbul?da Merkez Efendiye tâbi ve talebe olmalarını söyledi Lütfi Paşa İstanbul?a gelip, vezîr-i âzam oldu Şâh Sultan, Merkez Efendi ve talebelerine çok alâka gösterdi Ya´kûb Efendi ile Merkez Efendinin bir birlerine olan muhabbetlerini İstanbul?a gelince daha iyi anladı Dâvûd- paşa Mahallesinde, güzel bir câmi ve bir de hânekâh (dergâh) yaptırıp, sonra fermân ile Ya´kûb Efendinin İstanbul?a gelmesini temin ederek, bu yaptırdığı dergâhta yerleşmesini sağladı Ya´kûb Efendi bu hânekâhda on se kiz sene kalıp, İslâma hizmet eyledi Merkez Efendi, Kocamus- tafapaşa?da, Ya´kûb Efendi Dâvûdpaşa´da, aralarında muhab bet ve ya- kınlık ile, insanlara çok hizmet edip, yüzlerce talebe yetiştirdiler Talebe- ler bâzan dergâhın birine, bâzan diğerine giderek, bu büyük zâtla rın vesîlesiyle, ilim ve velîlikte çok yüksek de recelere ve üstün makam lara kavuştular

Evliyânın büyüklerinen, hadîs ve fıkıh âlimi Yayabaşızâde (rahme- tullahi teâlâ aleyh) çocukluğunda yeniçeri ocağına kayıtlı iken orada veri- len ders esnâ sında ilim öğrenme istidâdının fazla olması dik katleri çekti Bunun üzerine il miye sınıfına geçti Mâlülzâde Nakîb Efen*diden ders al- mağa başladı Zâhirî ilimlerdeki tahsîlini bu zâtın huzûrunda tamamladık- tan sonra, o zamanda bulu nan Halvetiyye büyüklerinden Vişne Efendinin sohbetlerine devâm etti Tasav vufta yüksek derecelere kavuştu Kendisi- ne yeniçerilerin orta mescidinde vâizlik vazifesi verildi Orada yeniçerilere vâz ve nasîhat etmeye başladı 1572 sene sinde Üs küdar?da Şemsi Pa- şanın; câmi, dâr-ül-hadîs ve tekkesinde vâiz ve muhaddîs, hadîs âlimi oldu Tekkenin başına geçip, talebeleri tasavvuf yolunda yetiştirmeye başladı Üsküdar?da on üç sene vazife yaptı

Dâr-üs-saâde ağalarından (İstanbul vâlilerinden) Mehmed Ağa, Fâ tih?te Çarşamba ile Draman arasında kendi ismi ile Mehmed Ağa Câmii ve câminin avlusu yanında sebîl, câminin karşısında da Halvetî tekkesi, dâr-ül-hadîs ve çifte hamam yaptırmıştı Bunların inşâatı H993 sene sinde tamamlanınca, Yayabaşızâde Hızır Efendi buraya yerleşti Dâr-ül-hadîste, hadîs dersleri ver meye başladı Burada talebelere faydalı ol makta iken Sultan Üçüncü Mehmed Hân, Eğri Seferine çıktı Orduyu vâz ve nasîhat ile takviye etmesi için Yayabaşızâde Efendiyi de berâber gö türmek istedi O da Allahü teâlânın dînini yaymak niyetiyle sefere katıl mayı kabûl etti

Sefere çıkmadan evvel, kendisinin olan Beydâvî Tefsîri´ni talebeleri nin bü yüklerinden Bosnalı Hüseyin Efendiye gönderip; ?Mütâlaa ettikçe bize duâ et meyi unutmasın" dedi Bundan sonra pâdişâh ile birlikte se fere çıktı Yol bo yunca askeri çok güzel bir şekilde muhârebeye hazır ladı Muhârebe esnâsında bir ara askerin durumu bozulup, firâr kaçınıl maz bir hâl almışken, Hızır Efendi pâdişâhın huzûruna çıkıp; ?Sultânım! Ricâlullah bizimle birliktedir Bir mikdâr daha harbe tahammül ediniz Ne ticede zafere ulaşacaksınız Beni de duânızdan unutmayınız Bu uğurda şehîd olacağımı ümid ediyorum? buyurdu ve toplanan askerle düşman üzerine at sürdü Büyük kahramanlıklar gösterdi Nihâyet şehîd oldu Şehîd olduğunda mübârek vücûdunda birçok kılıç ve mızrak yarası vardı

Anadolu evliyâsından Şeyh Yûsuf Harpûtî (rahmetullahi teâlâ aleyh) haz retlerinin birinci oğlu Şeyh Hacı Muhammed Efendi âlim, fazilet sâ hibi bir kimseydi Bununla ilgili bir hâtıra şöyle anlatılır: Birinci Dünyâ Harbi önce sinde, Rus askerlerinin Erzurum´da kaldıkları sıralarda Kiğı kasabası yakınlarına kadar düşman askeri gelmiş birçok köyü yakıp yık mışlardı Bu telaş ve heyecan içinde Kiğı´da bulunan bir askerî birlik ye rini terk edip Elazığ Karakoçan isti kametine doğru hareket ettiği haber alındı Askerin haberleşme noksanlığından dolayı yanlış bir harekatta bulunduğunu ve yol üzerindeki köylere girmiş bulu nan Rus askerlerinden habersiz olduklarını anlayan Muhammed Efendi, vakit geçmeden askeri durdurmak gerektiğini söyleyerek hemen atının hazırlanmasını emretti Böyle bir anda haberci ile ısmarlama sözlerle askerin durdurulamayaca ğını bildiği için bizzat kendisi gitmek istedi Zîrâ kendisini ve babasını ta*nıma yan, bilmeyen kimse yoktu Bu işi ancak o yapabilirdi Bu sebeple bütün itiraz lara rağmen atına atlayıp süratle yola koyuldu Normal yürü mekte bile güçlük çekilen bu dağ yolunda dört nala at koşturması, arka sından gelenleri güç du rumda koydu Murat suyunun geçtiği vadinin gö ründüğü dağın tam üzerine gel diğinde, atın başını aniden yoldan çevire rek, kuş uçmaz tâbir edilen dağın tepe sinden, altında mağaraların bulun duğu kayalıktan aşağı inmeye başladı Arka sından; "At şahlandı Şeyh Efendiyi mahvetti" diye feryat ederek atlarını süren kimseler tepeye gel diklerinde atlarından inip kayalığın üzerinde durdular Şeyh Muhammed Efendi kayalıktan geçmiş, dağdan aşağıya vâdiye doğru atını sürü yor, askerleri ise durmuş şaşkınlıkla onu seyrediyor gördüler Böylece ters isti kâmete gitmekte olan askerî birliği dağılmadan veya zâyiâta uğrama dan ve belki de tamâmen imhâ olmaktan kurtardı

Osmanlı âlim ve velîlerinden Ziyâeddîn Nurşînî (rahmetullahi teâlâ aleyh) ilmi ve fazîletiyle insanları hak yola dâvet eden Muhammed Ziyâ- eddîn Nurşînî hazretleri, aynı zamanda dîni, vatanı ve milleti için sa vaşa- rak büyük kahraman lıklar gösterdi Birinci Dünyâ Savaşında tale beleriyle birlikte Ruslara ve Erme nilere karşı kahramanca savaştı Kar deşleri Mu- hammed Saîd ve Muhammed Eş ref ile birçok talebeleri şehîd oldular Din ve vatan uğruna yaptığı hizmetlerin den dolayı zamânın bü tün âlimleri ve devlet adamlarının hürmet ve sevgilerine mazhâr oldu

Birinci Dünyâ Harbine katılarak büyük kahramanlıklar gösteren Mu- hammed Ziyâeddîn Nurşînî hazretleri, koluna isâbet eden bir mermi se- be biyle felç oldu Felcin bütün vücûda yayılmaması için Bitlis Askerî Has- tâne sinde sağ kolu kesildi Fakat Ziyâeddîn Nurşînî hazretleri bu ameli- yatın arkasın dan ağır bir hastalığa tutuldu Talebeleri ve sevenleri o vefât edecek diye üzülü yorlardı Bâzan kendinden geçiyor, bâzan da ayılıyor- du Bu hal üzereyken bir gün şöyle buyurdu: ?Rüyâmda yanıma kalabalık bir velî grubunun geldiğini gördüm Gavsü?l-a´zam Arvâsî, Abdurrahmân Tâgî ve Şeyh Fethullah Verkânisî de aralarındaydı Dün yâda mı kalaca- ğım yoksa âhirete mi intikâl edeceğim hu sûsunda arala rında uzun müzâ- kereler yaptılar Şeyh Fethullah Verkânisî dün yâda kal mamın daha ha- yırlı ve insanların hidâyete kavuşmalarına vesîle olaca ğımı belirterek se- kiz yıl daha yaşamamı teklif etti Hazır bulunan büyük*lerimiz de bu teklifi uygun görerek dağıldılar Nitekim Muhammed Ziyâ eddîn Nurşînî hazret- leri bu rüyânın dokuzuncu yılı başlarında vefât etti

Alıntı Yaparak Cevapla