Yalnız Mesajı Göster

Nazım Hikmet Ran Şiirleri

Eski 08-24-2012   #21
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Nazım Hikmet Ran Şiirleri



Arhaveli İsmail’in Hikayesi


Ateşi ve ihaneti gördük

Düşman ordusu yine başladı yürümeğe

Akhisar Karacabey

Bursa ve Bursa'nın doğusunda Aksu

çarpışarak çekildik

920'nin

29 Ağustos'u :

Uşak düştü

Yaralı

ve dehşetli kızgın

fakat toprağımızdan emin

Dumlupınar sırtlarındayız

Nazilli düştü

Ateşi ve ihaneti gördük

Dayandık

dayanmaktayız

1920 Şubat Nisan Mayıs

Bolu Düzce Geyve Adapazarı :

İçimizde Hilâfet Ordusu

Anzavur isyanları

Ve aynı sıradan

3 Ekim Konya

Sabah

500 asker kaçağı ve yeşil bayrağıyla Delibaş

girdi şehre

Alaeddin tepesinde üç gün üç gece hüküm sürdüler

Ve Manavgat istikametlerinde kaçıp

ölümlerine giderken

terkilerinde kesilmiş kafalar götürdüler

Ve 29 Aralık Kütahya :

4 top

ve 1800 atlı bir ihanet

yani Çerkez Ethem

bir gece vakti

kilim ve halı yüklü katırları

koyun ve sığır sürülerini önüne katıp

düşmana geçti

Yürekleri karanlık

kemerleri ve kamçıları gümüşlüydü

atları ve kendileri semizdiler

Ateşi ve ihaneti gördük

Ruhumuz fırtınalı etimiz mütehammil

Sevgisiz ve ihtirassız çıplak devler değil

inanılmaz zaafları korkunç kuvvetleriyle

silâhları ve beygirleriyle insanlardı dayanan

Beygirler çirkindiler

bakımsızdılar

hasta bir fundalıktan yüksek değillerdi

Fakat bozkırda kişneyip köpürmeden

sabırlı ve doludizgin koşmasını biliyorlardı

İnsanlar uzun asker kaputluydu

yalnayaktı insanlar

İnsanların başında kalpak

yüreklerinde keder

yüreklerinde müthiş bir ümit vardı

İnsanlar devrilmişti kedersiz ve ümitsizdiler

İnsanlar etlerinde kurşun yaralarıyla

köy odalarında unutulmuştular

Ve orda sargı

deri

ve asker postalları halinde

yan yana sırtüstü yatıyorlardı

Koparılmış gibiydi parmakları saplandığı yerden

eğrilip bükülmüştü

ve avuçlarında toprak ve kan vardı

Ve asker kaçakları

korkuları mavzerleri çıplak ölü ayaklarıyla

karanlıkta köylerin içinden geçiyorlardı

Acıkmıştılar

merhametsizdiler

bedbahttılar

Şosenin ıssız beyazlığına inip

nal sesleri ve yıldızlarla gelen atlıyı çeviriyor

ve Bolu dağında ekmek bulamadıkları için

deviriyorlardı uçurumlara :

şayak cıgara kâadı tuz ve sabun yüklü yaylıları

Ve çok uzak

çok uzaklardaki İstanbul limanında

gecenin bu geç vakitlerinde

kaçak silâh ve asker ceketi yükleyen laz takaları :

hürriyet ve ümit

su ve rüzgârdılar

Onlar suda ve rüzgârda ilk deniz yolculuğundan beri vardılar

Tekneleri kestane ağacındandı

üç tondan on tona kadardılar

ve lâkin yelkenlerinin altında

fındık ve tütün getirip

şeker ve zeytinyağı götürürlerdi

Şimdi büyük sırlarını götürüyorlardı

Şimdi denizde bir insan sesinin

ve demirli şileplerin kederlerini

ve Kabataş açıklarında sallanan

saman kayıklarının fenerlerini

peşlerinde bırakıp

ve karanlık suda Amerikan taretlerinin önünden akıp

küçük

kurnaz

ve mağrur

gidiyorlardı Karadeniz'e

Dümende ve başaltlarında insanları vardı ki

bunlar

uzun eğri burunlu

ve konuşmayı şehvetle seven insanlardı ki

sırtı lâcivert hamsilerin ve mısır ekmeğinin

zaferi için

hiç kimseden hiçbir şey beklemeksizin

bir şarkı söyler gibi ölebilirdiler

Karanlıkta kurşunîi derisi kırmızıya boyanan

baltabaş gemi

İngiliz torpitosudur

Ve dalgaların üstünde sallanarak

alev alev

yanan :

Şaban Reisin beş tonluk takası

Kerempe Fenerinin yirmi mil açığında

gecenin karanlığında

dalgalar minare boyundaydılar

ve başları bembeyaz parçalanıp dağılıyordu

Rüzgar :

yıldız - poyraz

Esirlerini bordasına alıp

kayboldu İngiliz torpitosu

Şaban Reisin teknesi

ateşten diregiyle gömüldü suya

Arheveli İsmail

bu ölen teknedendi

Ve şimdi

Kerempe Fenerinin açığında

batan teknenin kayığında

emanetiyle tek başınadır

fakat yalnız değil :

rüzgârın

bulutların

ve dalgaların kalabalığı

İsmail'in etrafında hep bir ağızdan konuşuyordu

Arheveli İsmail

kendi kendine sordu :

«Emanetimizle varabilecek miyiz?»

Kendine cevap verdi :

«Varmamış olmaz»

Gece Tophane rıhtımında

Kamacı ustası Bekir Usta ona :

«Evlâdım İsmail» dedi

«hiç kimseye değil» dedi

«bu sana emanettir»

Ve Kerempe Fenerinde

düşman projektörü dolaşınca takanın yelkenlerinde

İsmail reisinden izin isteyip

«Şaban Reis» deyip

«emaneti yerine götürmeliyiz» deyip

atladı takanın patalyasına

açıldı

«Allah büyük

ama kayık küçük» demiş Yahudi

İsmail bodoslamadan bir sağnak yedi

bir sağnak daha

peşinden üç-kardeşler

Ve denizi bıçak atmak kadar iyi bilmeseydi eğer

alabora olacaktı

Rüzgâr tam kerte yıldıza dönüyor

Ta karşıda bir kırmızı damla ışık görünüyor :

Sıvastopol'a giden bir geminin

sancak feneri

Elleri kana*****

çekiyor İsmail kürekleri

İsmail rahattır

Kavgadan

ve emanetinden başka her şeyin haricinde

İsmail unsurunun içinde

Emanet :

bir ağır makinalı tüfektir

Ve İsmail'in gözü tutmazsa liman reislerini

ta Ankara'ya kadar gidip

onu kendi eliyle teslim edecektir

Rüzgâr bocalıyor

Belki karayel gösterecek

En azdan on beş mil uzaktır en yakın sahil

Fakat İsmail

ellerine güvenir

O eller ekmeği küreklerin sapını dümenin yekesini

ve Kemeraltı'nda Fotika'nın memesini

aynı emniyetle tutarlar

Rüzgâr karayel göstermedi

Yüz kerte birden atlayıp rüzgâr

bir anda bütün ipleri bıçakla kesilmiş gibi

düştü

İsmail beklemiyordu bunu

Dalgalar bir müddet daha

yuvarlandılar teknenin altında

sonra deniz dümdüz

ve simsiyah

durdu

İsmail şaşırıp bıraktı kürekleri

Ne korkunçtur düşmek kavganın haricine

Bir ürperme geldi İsmail'in içine

Ve bir balık gibi ürkerek

bir sandal

bir çift kürek

ve durgun

ölü bir deniz şeklinde gördü yalnızlığı

Ve birdenbire

öyle kahrolup duydu ki insansızlığı

yıldı elleri

yüklendi küreklere

kırıldı kürekler

Sular tekneyi açığa sürüklüyor

Artık hiçbir şey mümkün değil

Kaldı ölü bir denizin ortasında

kanayan elleri ve emanetiyle İsmail

İlkönce küfretti

Sonra «elham» okumak geldi içinden

Sonra güldü

eğilip okşadı mübarek emaneti

Sonra

Sonra malûm olmadı insanlara

Arhaveli İsmail'in âkıbeti

Alıntı Yaparak Cevapla