|
Prof. Dr. Sinsi
|
Toros Expresi
Toros Expresi[/b]
Toros expresi (yataklı vagon) ile Güneydoğu gezi günlüğü
23 Eylül / 05 Ekim 2001
Gaziantep-Şanlıurfa-Mardin-Diyarbakır-Batman-Siirt
Bingöl-Tunceli-Elazığ-Malatya-Adıyaman-Kahramanmaraş-Gaziantep
1 gün 23 Eylül Pazar
Günlerdir düşlediğim yolculuk nihayet başlamak üzere sabah kılıkılına yetiştik, Faruk uyuyakalmış,
harekete beş dakika kala Haydarpaşa`dayız
Sonradan adını ögrendeğim Tahsin abi karşıladı ve yerimi gösterdi, ufak bir yerleşimden
sonra tren hareket etti, vagonu keşfe çıktım ,yan tarafta tek bir bey, ilerideki kompartımanda
anne kız, yine tek bir bey var, vagon şimdilik kalabalık degil
Bu arada bir kahve yapıp sigarayla camdan dışarı bakarak içmeye başladım,bu bakmaları
bazen boş boş anlamsız, bazende düş kurarak devam ettirmek istiyorum
Bir ara yemekli vagona geçtim,hemen hemen dolu gibi,kahvaltı yapanlar,çay içenler ve gazete
okuyanlar,bende boş bir yer bulup oturdum
Yataklı vagonu seçmem tamamen rahatlık degil, yanlızlık, sessizlik ve bir başıma kalmak, birazda merak
çünkü hiç uzun olarak tren seyhatim olmamıştı
Saat 12 00 ve hala şehir içinden beton yuvalarından kurtulamadık, sanırım Adapazarından sonra ucsuz
bucaksız bozkırları, dağlararı, dereleri, tarlaları ardı ardına gececegiz
Yolculuk zamanı durdurmaktır, belki önüne geçmektir ,her ertelenen gitmeler zamanı öne geçirir, her
gitmeler zamanı arkada bırakır
Bu yolculuğu düşlerken iki amacım vardı, ilki doğuyu görmek, corafyasını, insanını ve havasını
hissetmek, ikincisi biraz kaçış kendime yolculuk, karmaşa içindeki yaşamda kendine dair olanları
bu yolculukta açığa çıkartmak, yüzleşmek, hesaplaşmak, sorgulamak ve bilmek
Buarada kompartımanıma iyce alıştım boyu 2,5 adım eni 2 adım gibi, küçük bir lavabosu var,
Tahsin abi su ve havlu dağıttı, bu servislerde birkereye mahsus ve ücreti 1 milyonmuş
Vadilerden ve Sakarya ırmağının üzerinden geçerek Bileciğe geldik, buarada biraz dalmışım, Tahsin
görmüş olmalıki elinde çarşaf ve yastıkla geldi yatağı hazırladı, hazırlarkende biraz sohbet ettik,
doğu gezmeye gittiğimi 15 gün kalacagımı söyledim oda bana Gaziantepde kalıp kalmayacagımı
sordu eğer kalacaksan bizim Tcdd nin misafirhanesinde ucuza kalabileceğimi söyledi, iyide bir fikir
hem temizmiş, hemde ucuz, zaten bütün hesaplarım az parayla çok kalabilmek 
Tahsin abi sessiz, sakin birine benziyor
Gazete almadım, televizyon radyo yok, mümkün olduğunca geziyi bihaber bitirmek istiyorum
12 gün önce (11 Eylül) dünya ticaret merkezine yapılan saldırının yarattığı şok dalgasıyla haberkolik
olduk Yani büyük abiler savaşcılık oyununa başlamışlardı, 11 Eylülde birileri hadi el oynayalım dedi,
hani çocukken oynanan o masumane oyun, tahta *****lar, mahsumane ölümler, bu büyük abilerin oynadı-
ğı oyunda gerçek *****lar, gerçek ölümler, yüreklere yine acılar kazınacak, belleklerde dehşet sahneleri
2 saat kadar uyumuşum, Afyona daha iki saat var ve bu arada birçok ara istasyondan geçiyoruz, ilgimi
çeken istasyonların isimleri merakla hangi istasyona geliyoruz diye bakıyorum
Afyonda 10 dakika molamız var benim 1 ekmek almam lazım, saat 18:30 gibi 1 saat roterle Afyona
vardık, yolculuk toplam 33 saat yani rotersiz, tahmini 2 veya 3 saat roterle Gaziantepde olacağız
Aldığım ekmegi evden getirdiklerimle çoban dürümü yapıp götürdüm , saat 20:30 civarı, bu yolculukta
yanıma iki adet kitap aldım biri Charles Bukowskinin yeni çıkan >,diğeri
2, 3 kere okuduğum İtalyan ressam Modiglianni Parisdeki bohem yaşantısını anlatan otobiyografisi
Şuanda yemekli vagondayım bir bira söyledim ve Bukowski yi okumaya başladım
2 şişe bira, 58 sayfa, 8 izmarit, karanlık gece ,camdaki yansımam ona bana bakıyor ben ona, yüzündeki
ifadeyi görüyorum oda benimkini görüyor, eğer konuşursa bende konuşurum
2 gün 24 Eylül Pazartesi
Sabah 06:30 gibi Adana garında uyandım gece rahat uyumuşum deliksiz ,sabah kahvaltısı 2 dilim kek
1fincan kahve
Ceyhan nehri üzerinden geçtik, dışarıda pamuk tarlaları beyaz beyaz açmışlar toplanmayı bekliyorlar
Tahsin abiyle sohbete başladık, yaklaşık 10 yıldır bu görevdeymiş, bazen sıkıcı bazende zevkli oldu-
ğunu anlatıyor, birçok tünele girip çıkıyoruz birtanesi bayağı uzun Tahsin abinin söğlediği dünyanın
ikinci uzun tüneliymiş ismi agran tüneli 5 km dagın ismi gavur dağı
Kahramanmaraşa bağlı Fevzipaşa istasyonuna geliyoruz,burada makina (lokomotife makina diyiyorlar)
önden arkaya geçeçeği için bayağı zamanımız varmış,Tahsin abiyle Fevzipaşanını icinde salaş bir
lokantaya giriyoruz sıcak birer corba ictik Tahsin abi lokomotifde gitmek istermisin diye sordu bende
bu benim için çok heyecanlı olur diye evet dedim, zaten merakta ediyordum
Tren hareket etti ve ben lokomotifteyim, diğer istasyon Narlıya kadar burada seyhat edeceğim,makinist
Halit abi ve Rıfkı abi makinanın nasıl çalıştığı nasıl hareket ettiğini, hız ayarlamasını ve fren olayını
gösterdiler, buranın heyacanı rayların altınızdan hızla geçişini görüyorsunuz
Kaçak çaydan yapılmış demli çay ikram ile sohbete devam ettik, en ilginci bir ihtahar olayı, neyseki
adam ölmemiş
Narlıda makinadan indim bu benim için heyacanlı bir yolculuk oldu Gaziatepe daha 3-4 saat var
Bugünkü planım trenden inince hemen Kilise oradanda yesemeğe hitit heykel atölyesine gitmek
Saat 14:00 gibi Gaziantepteyiz, hemen şehir merkezine doğru yola koyuldum, gardan çıkınca dik
istikamete gidip bir ana cadde geçtikden sonra stadın yanından şehir merkezine geldim, düzgün
caddeler, geniş bir park ve kalabalık hareketli merkez, vakit kaybetmeden Kilis dolmuşlarını öğrenip
biniyorum
Yolda zeytin, üzüm ve bodur fıstık ağaçları, 45 dakika sonra Kilise varıyoruz, küçük bir meydan,bir
kaç ara sokağa giriyorum tek tük iki katlı taş evlere rastlıyorsunuz, Kilis ufak bir sınır kasabası, sesiz
sakin Yesemeğe gitmek için İslahiye dolmuşuna bindim, önde şöför yanına oturdum, yanıma genç
bir arkadaş oturdu, şöför yoldakilerle ve yolcularla türkçe harici bir dille konuşuyordu yanımdaki
arkadaşa arapcamı yoksa kürtcemi diye sordum kürtceymiş Yoldaki üzüm ve zeytinleri konuştuk
halk geçimini çoğunlukla üzüm ve zeytinden karşılıyormuş, fakat zeytin ve üzüm kalitesi düşükmüş
Bir ara şöföre yesemeğe nasıl gideceğimi sordum, seni köy sapağında indiririz barajın kenarından
yolu takip ederek köye ulaşırsın dedi, dolmuş falan yokmuş yoldan geçenlere el edecekmişiz 
Sapakta indim iceri yola koyuldum, yol ıssız sağ ve sol ormanlık saat sanırm 16:00 civarı gezi
için yanıma saat almadım yani saatsizim Hava sıcak karşı istikametten bir araba geldi hala benim
tarafdan yok yol 8 km baraj sol tarafta gözüktü biraz mola verdim, baraj suyu seviyesinin altında
hala gelen giden yok yola devam, biraz sonra bir münübüs gözüktü durdurdum pazarcılık yapıyor-
larmış 3 kişi baraja balık tutmaya gelmişler az öteye kadar seni götürürüz istersen bindedi, patates
çuvallarının üstüne oturdum köyde tanıdıkmı var kalacakmısın? diye sordular, bende köydeki tarihi
eserleri gezeceğimi söyledim onlarda duymuşlar ama görmemişler, neyse 3-4 km sonra indim
tekrar yola koyuldum biraz sonra aynı münübüs gözüktü gece kalacakları için fener lazımmış
beni köyün girişine kadar götürdü sarı tabelayı takip edip köyün içinden açık hava heykel atölyesine
vardım
Beni oranın görevlisi Ali Çicek karşıladı; uzun boylu bir gözü görmeyen sıcak bir insan evi sit alanını
hemen yanında,ufak bir tanışmadan sonra anlatmaya başladı, Ali abi heyecanlı bu görevi severek
yaptığı belli
Atölye kurt dağının yamaçında ismi Karatepe sırtı,ilk defa 1890 yılında alman araştırmacı Felix Von
LUSCHAN tarafından bulunmuş,daha sonra burada sistemli olarak araştırmaları 1958-1961 yılları
arasında Prof Dr Bahadır ALKIM yapmış, yamaçtaki heykellerin yani gün ışığına çıkartılanların sayısı
300 adete yakın, heykeller tepedeki taş ocağından alınma, taşlar gayet set ve ince gözenekli bazalt cinsi
Atölyenin imparator Suppilluma I zamanında yani M Ö 1375-1335 tarihleri arasında işletmeye açıldığı
ve burada yörenin yerli halkı Hurların çalıştırıldığını göstermekte
Alanın büyüklüğü yaklaşık 100 000 metrekare, heykellerin hepsi taslak halinde yani ilk aşama olan kon-
turların belirlenmiş hali, eserin son hali ise buradan gönderildiği yerde mimari yapı içinde yapıldığı anla-
şılmaktadır Buradaki taslaklar sfenksler,arslanlar,dağ tanrıları,savaş arabaları ve yarı insan yarı hayvan
yaratıklar Beni etkileyen heykellerin büyüklüğü oldu, Örneğin arslan heykelilin ağırlığı 4 ton civarı
Ali abi bunları anlatırken güneş dağın arkasına düştü düşecek gibi, gezi alanını inceleyip Ali abinin
kulübesine girdik, çok ilginç bu kulübede Ali abinin atölyesi gibi, nedeni camın kenarındaki minyatür
heykeller,bir iki tane basitce yaptıklarını ne zamanki Prof Dr Bahadır ALKIM görüp şaşırmış ve
Ali abiyi teşvik etmiş ona tekniği öğretmiş, sonradan yaptıkları daha ustaca olmuş Karşı rafta 50 ye
yakın kitap,duvarlarda tarihi eserlerle ilgi yazı ve posterler,daha ilginci benden uzaktaki duvarda panoda
yatay olarak karakalemle çizilmiş heykel taslakları,akla gelen kazıdan kaldığı,bir ara yaklaşıp baktım
kağıdın solunda bir isim ÇİĞDEM ÇİÇEK, şaşırtıcı, bunları çizen Ali abinin 14 yaşındaki kızı
Gaziantepin Islahiye ilçesine bağlı YESEMEK köyü, 95 hane ,sabah bir dolmuş akşam bir dolmuş,
heykeli seven bir baba, heykeli çizen kızı
Güneş dağın arkasına düştü Saat 18:30 civarı, aklıma gelen ana yola giden bir araca binmek, ama
aklıma gelen Ali abinin söylediğiyle gitti, çünkü bu saatlerde kolay kolay köyden kimse ayrılmazmış,
Ali abi ısrarla kal misafirim ol seni sabah ekenden dolmuşa bindiririzdedi bende ona yarın erkenden
Nizipe gidecegimi onun için vakit kaybetmemem gerektiğini söyledim oda bana o zaman bir çaresine
bakalım, benim oğlan seni motorla ana yola bıraksın dedi, motorda benzin yokmuş köye indik, birine
rica ettik oda motoru almaya gitti beklemeye koyulduk, bu arada köye bir traktör girdi, arka römorkda
ben diyeyim 20 siz diyin 30 tane cıvıl cıvıl, rengarenk giyinmiş kız,birde geldi önümüzde durdu ,yarım
gözle ben onlara onlarda bana bu kim diye baktılar ,uzaktan bizim motorsiklet gözüktü biraz haşat zaten
korkarım; bir ara aklımdan geçmedi değil, keşke kalsamıydım demeye kalmadı uzaktan bir münübüs
gözüktü, sanki allah gönderdi, durdurduk İslahiye tarafına gidiyormuş hemen bindim, adı Hasan ben
yaşlarda, minübüsün arkası sağlı sollu askılarda rengarenk giysiler, orta tarafta kab kacak oyuncak dolu
hani şu köy köy dolaşıp eşya stanlardan
Hasan 8 sene Kuşadasında garsonluk yapmış, biraz görmüş
geçirmiş, arkadaşıyla kaçmışlar arkadaşı Kuşadasında kalmış kendisi geri dönmüş, bir ara şu kelimeyi
kullandı senin aklına gelirmiydi buralara gelmek, hayat bu abi nereye ne zaman savuracağı belli değil,
benim fazla birşey istediğim yok buraları seviyorum konuşurken köy yolundan çıktık, yani benim geld-
iğim Kilis yolunun ters istikametine girdik, nedeni Hataydan gelen dolmuşların Akbez kavşayığından
gecmeleri yani daha rahat vasıta bulabilmem
Yol Suriye sınırına parelel, ben bunu Hasana sorarken oda tam karşıdaki ışıkları göstererek 2 km uz-
aktaki Suriye sınır köyünü gösterdi Akbez kavşagına geldik Hasana teşekkür edip indim,15-20 dakika
sonra Hataydan Gazientepe giden bir dolmuş geldi, yolculuk sıkıcıydı sadece mola verdiğimiz yerde
içtiğim köpüklü ayran kayda değerdi
Merkeze yakın bir yerde indim Tahsin abinin söylediği gibi Tcddnin misafir hanesinin yolunu tuttum,bir
iki yol sormadan sonra misafirhaneyi buldum, resepsiyonda kimseler yok, sağa sola bakıp televizyon
odasına daldım amcam televizyon seyrediyor,kır saçlı tıknaz 45-50 yaşlarında hiç kalkmadan hoşgeldin
dedi, saat 21:30 gibi, kalacak bir oda sordum hele otur dedi, sen turistmisin işin can alıcı tarafı amcam
sigarayı yakmış bir ayağı koltukda gözü televizyonda siyah beyaz bir türk filmi seyrediyor dönüp baktım
sahne şu, babası kızı başkasına vermek istiyor kızda ölürümde varmam diyiyor
Gecelik ne kadar dayı? diye sordum 5 milyon, duşda var dedi, peki aşağı olurmu dedim cevap
6 milyonda sana 5 dedik, amcadan bir oda istedim aldığım cevap şu acelen ne hele biraz otur gidip
yemek yiğeceğimi söyledim oda bana sen git ye çantanı şuraya bırak o zamana kadar flimde biter
dedi ,neyse çantayı bırakıp tam çıkarken çantada bomba olmasın demezmi amcam, yarı uyanık ,
hani tüp patlasa yandık allahıma
Bankadaki (bankamatikden) para işimi halledip karnımı doyurup birde meşhur fıstıklı baklavayı
yedikden sonra misafir haneni yolu tuttum, az mesafe kala bahçe kapısını kapatan biri ,biraz daha
yaklaşınca Tahsin abi kafa kelle kapıyla uğraşıyor abi nasılsın dedim cevap ya bunu tersmi kapattık
gerçekten kapıyı sıkıştırmış, abi dur ben gireyim dedim neyse kapıyı hallettik o yatmaya gitti, gelelim
bizim siyah beyaz amcaya, hiç ses çıkarmadan kapının yanındaki koltuğa oturdum, film devam ediyor
sonu gelmiş sahne şu, senin öldüğü söylediler ne olur affet ben, ardından düğün ve son amca döndü
bana yemeğini yedinmi gel sana bir oda verelim Bu arada dönüşüm yine trenle Gaziantepden olacagı
için Antep gezisini sona bırakıyorum ,yarın erkenden Nizip ve antik kent Zeugma oradan Adıyaman
3 gün 25 Eylül Salı
Nizipe gitmek için garaja doğru yola koyuldum, gece deliksiz uyumuşum saat 08:00 gibi kaltım, Nizip
yerine Birecik dolmuşuna bindim arası 17 km , önce Bireciği gezip sonra Nizipe dönme kararı aldım,
ve Fıratla ilk karşılaşmam, Birecik Fıratın hemen kenarında köprüyü geçip bu güzel kasabaya giriyor-
sunuz, sabah kahvaltısı henüz yapmamıştım dolmuşdan inip meydandaki pazaryerine daldım küçük bir
lokanta pide üstü bol acılı dometesli ciğer yahni yapıyor afiyetle götürdüm Kelaynak çifliğini sorup
öğrendim 1km uzaklıkta, Fırat boyunu yürüyerek buraya vardım
Kelaynak kuşu nesli tükenmekte hemde oldukça ciddi ,çünkü çiflikte 60 adet bulunmakta daha yeni yeni
12 adet yavru alınabilmiş, kuşların göç yolu Mısırın nil nehri kıyısı ve Fıratın kenarı yani burası, 8
yıldır Mısırdan göç yokmuş, kuşları buraya çeken Fıratın kıyısındaki yamaçta bulunan kayalar,kayalarda
bulunan Gasit maddesi ,bu madde kuşların üreme döneminde gerekli olan bir maddeymiş Besin kaynakları
canlı böcekler, çiflikte verilen yağsız vitaminli tavuk eti ve havuç
Geri dönüp çay bahçesinde biraz mola verdim, gelirken Fıratın kıyısında iki otel gözüme ilişti,aklımdan
geçen Zeugmayı gezip burada Fıratın kenarınada geceleme Çayımı içip çarşıya giriyorum, çarşı şirin
bir okadarda mistik, dar sokaklar, küçük ve ilginç dükkanlar,bir kaç örnek, atınıda dükkan içine bağlamış
eğer tamir ve satıcısı,dükkan sahibinin kendi söylediği her türlü ***** tamircisi, ufak bir ayakkabı tamircisi,
eşeklerle çöp toplayan belediye görevlileri Çarşıdan aldıklarım, at boynuna takılan boncuklu püsküllü
kolye, bir tek topaç, 250 gr Adıyaman tütünü
Çarşıdan ayrılıp Nizipe döndüm, kasabanın biraz dışından Belkız köy yoluna girdim, yine vasıta yok
yol ıssız yaklaşık 10-12km yola koyulduk, sağlı sollu zeytin ağaçları ve hava yine sıcak benim ters
istikametimden birkaç araç geldi dört gözle benim istikamete bekliyorum, kulağım vasıta sesinde ,
tahmini 7-8 km yürüdüm ayaklarımın altı yanmaya başladı suda bitmek üzere, bir motosiklet sesi
durdum gelip durdular, 2 genç yaşları 14-15 atla dediler abi seni götürelim isimler Halit ve Ziya okulu
asıp gezintiye çıkmışılar, allahdan asmışlar, korka korka mecburen bindim, arkadaki Ziyaya öyle
yapışmışımki ikimiz bir kişi olduk
Zeugma tam bir hayal kırıklığı yarattı, kazılar bitmiş etrafı tel örgülerle çevirmişler görevli bile yok
mozaikler Gaziantep müzesine taşınmış
Belkıs/Zeugma Antik Kenti, 80 bin nüfusu ile döneminin en büyük kentlerinden biri Zeugma , Antakya
(Antiokheia) ile Mısırdaki İskenderiyeden (Aleksandreia) ?dan daha küçük,Atina (Athena) ile aynı büyük-
lükteymiş
Pompei ve şimdi dev bir metropol olan Londra (Londinum) ?dan ise birkaç kat büyüklükteymiş
Antik Kenti, Büyük İskenderin generallerinden ve daha sonra Suriye Kralı da olan Selevkos Nikator
kendi adıyla, Fırat nehrinin adını birleştirerek M Ö 300 yılında burada Selevkos Euphrates
( Fıratın Silifkesi ) adında kurar Daha sonraları M Ö 1 yy da kent Roma hakimiyetine girer
Tabiki burayı önemli kılan burada bulunan mozaikler
Baraj gölü kenarında yarım saatlik bir mola verip, Halit, Ziya ve ben dönüşe geçtik, yolda sigara molası,
motosikleti dinlendirme ile Nizipe vardık birer tatlı yedikden sonra kendimi hemen Urfa dolmuşlarına
atım, ayaklarım yarı iflas etti, yol 90 km ilaç gibi geldi
Belkız yolundaki yürümede akla gelen sorular, havada asılı kalan cevaplar, nedenler, niçinler, nasıllar
Urfaya vardık, merkeze yakın inip biraz yürüyerek şehir merkezine girdim, ilk olarak balıklıgöle
( Halil Rahman ve Ayn-ı Zeliha gölü ) gidip çay molası vermeği düşünüyorum, bu arada bir kaç otelden
fiyat aldım
Eski osmanlıyı anımsatan bu mistik doğu şehrinde üç gün kalmayı planlıyorum, zaten balıklıgöle
yürürken bunun ne kadar doğru olduğu anlaşılıyor Balıklıgöl Urfa kalesinin hemen altında, ilk ziyaret
ettiği yer Hz İbrahim peygamberin doğduğu mağra Gölün kenarındaki çay bahçesinde mola verdim
Burası oldukca serin Bir otel bulup yerleştim, yarın Harran ve Atatük barajı
4 gün 26 Eylül Çarşamba
Otogardan Akçakale dolmuşuna bindim, Harran 45 km , önce dünyanın ilk üniversitesi olan Harran
üniversite kalıntıları sonra Harran evleri, evler bir burada birde Suriyede bulunuyormuş, kare taban
üzerine koni şeklinde toprak harçdan ve taşlardan yapılma, oda oda yan yana dizili yazın serin kışın
sıcak, evler tamamen koruma altında bir kaç aile dışında tamem boşaltılmış
Harran bölgenin açık hava müzesi olmaya aday, çevre köylerde Harrana 10-15 km uzaktaki
alanlarda bir çok kalıntı var, bu kalıntıları bölgeye dahil ettiklerinde geniş bir gezi alanı ortaya çıkacak
Köyün hemen ortasında küçük bir tepe üzerinde Harran kalesi, kale yarı harap durumda ama yinede
ihtişamı hissetmek mümkün
Kalede Halille tanışıyorum, Halil 1976 doğumlu, oldukça sıcak ve samimi, arapça bildiğinden bir süre
İstanbul Heybeliadada bir büfede çalışmış, burada amcasının oğluna yardım ediyor, söyledikleri
burada iş olanağı yok evlenmek ev kurmak sorun, zamanımız boşa geçiyor biz konuşurken öğlen
yemeği geldi tabiki misafiriz, kıymasız yumurtalı çiğköfte ve yanında karpuz, neden kıymasız diye
sordum söğlediği çiğköte için yeni kesilmiş taze et gerekirmiş Harran ovasından konuşurken Halil
şunları söyledi abi barajdan önce burada su bulmak sorundu, kuyu vurmaya para lazım acarsın az su
çıkar veya çıkmaz belki kurur,baraj bu ovaya hayat verdi
Gerçekten Harrana gelirken ovaya yayılmış
damarlar gibi görebiliyorsunuz ve ben buradan dönüp Atatürk barajınıda gezmeyi düşünüyorum
Harranla ve Hallile vedalaştıkdan sonra otostopla Harrandan ayrılıyorum
Beni arabasına alan aşiretmiş, Harrandaki benzin istasyonu onun ve pamuk tarları varmış,yani amcam
sağlam, klimayı açtı birde kaset koydu sigara ikram etti, yolda ekonomiden, siyasetten, bölgeden
konuştuk Otogara yakın inip baraja gitmek için Adıyaman dolmuşuna bindim, yol yaklaşık 60-70 km
Barajın seyir yerine vardım, Türkiye Cumhuriyetinin en büyük projesi olan GAP projesi kapsamındaki
baraj gerçekten görkemli, zaten Fıratda böyle bir dizgin yakışırdı Amerikadaki saldırıdan sonra barajın
göl kısmını gezi için kapatmişlar, sadece suyun bırakıldığı türbünlerin yeri görebiliyorsunuz
Saat 17:00 civarı, dönüşü üç otostopla urfaya vardım,duş alıp çay içmek için otelin karşısındaki çay
bahçesine gittim Yarın bütün gün Urfadayım çarşılarını,camilerini,eski Urfayı,hanlarını detaylı şekilde
geziceğim Şunu eklemek heralde yanlış olmaz, Urfa güneydogunun turizim merkezi olmaya aday
5 gün 27 Eylül Perşembe
Sabah bal ve kaymaktan oluşan kahvaltıyı yaptıkdan sonra öğlen sıcağı bastırmadan kaleye çıkmak
için yola koyuldum, kale balıklıgölün hemen yukarısı, zaten anlatılan Nemrut Hz İbrahimi bu kaleden
mancınıkla bugünkü balıklıgölün olduğu yere yani ateşe atmış, tabiki ateş suya odunlarda balığa
dönüşmüş ve bugünkü gölü oluşturmuş
Kaleye iki giriş var biri kapalı bir tünel 172 basamaktan oluşmakta, diğeri açıktan çıkılan bir yol
Sabah sabah bu merdivenler nerdeyse bütün enerjimi aldı, neyseki kalenin manzarası bütün
yorgunluğumu unutturdu Kalede iki sütun var yüksekliği 17,25cm kendimi bir tanesinin gölgesine
attım Bütün Urfa ayaklarınızın altında, özellikle balıklıgöl ve Rızvaniye cami cevresi çok güzel
bir görüntü vermekte, yaklaşık bir saat kadar oturdum
Kaleden inip eski Urfa sokaklarını gezmeye başladım,daracık yokuş yukarı yokuş aşağı sokaklar,
arada çok güzel taş evlere rastlamak mümkün
Çarşıya giriyorum, rastgele dolaşmaya başladım, çarşı renkli, hareketli, ilginç,insanı etkileyecek
bir çok görüntü var Hemen söyleyebileceklerim tütün satan küçük bir dükkan, adam bağdaş kurmuş
dükkan 4 veya 5 metrekare, küçük bir terazi , köşede duvar dibinde öbek öbek tütünler, sanki küçük
bir çocuğun oyun odası gibi, kuzu postcuları,kesip biçip dikiyorlar, rengarenk basma elbiseler, bakır
tepsiler, tencereler,cezveler satan dükkanlar,çeşit çeşit baharatcı dükkanları ve bolca kebabcılar,
özellikle patlıcanlı kebab, birde sıcak sıcak satılan lahmacunlar,tabiki iki tanesi hemen mideye indirdim
Kuş pazarını sorup hemen oraya doğru yöneliyorum, kesinlikle görülecek yerlerden, çeşit çeşit
güvercinler insana o kadar sıcak geliyorki elinize alıp sevip okşuyorsunuz, fiyatları beş ile kırk
milyon arası değişiyormuş, bir dükkanda pazarlığa denk geliyorsunuz, satıcı 35 diyiyor alıcı
ise 30 milyonda diretiyor, sonuç ne oldu bilmiyorum
Gümrük hanı bulup giriyorum, eskiden ticaretin yapıldığı tarihi bir han şuan halı, kilim ve kuyumcular
çoğunlukta, hanın güzel bir meydanı var, meydanda bir kaç saat tamircisi, tesbih satıcısı ve
kürsülere oturmuş çoğunlukla domino ve dama oynayan yaşları 50 üzeri insanlar,bende hemen bir
kürsü bulup oturuyorum, kürsü X işareti şeklinde tahtadan yere yakın taburler oturması güç kalkması
güç belki bana öyle geldi ama rahat Hemen bir çay söyledim, bu arada gözüme takılan garsonun
oyun oynayanlara dağıttığı mırra ilişti, tek bir fincanla herkese bir yudum dağıtmakta,bende garsonu
çağırıp istedim bana sorduğu kaç yudum olsun, meğer yudumla satılıyormuş, iki yudum söyledim;
mırra acı yapılan bir kahve yani şekersiz neskafe tadında, garsonun söğlediği bu kahvenin tohumu
başkaymış yani bu tohum acı oluyormuş,mırra 2-3 yudumdan sonra bitti
Çarşıdan hediyelik isot alıp otele dönüyorum, uyuya kalmışım kalkıp duş alıp son kez balıklıgöle
gidip çay içiyorum, yarın Urfadan ayrılıyorum
6 gün 28 Eylül Cuma
07:00 kalktım doğru Viranşehir dolmuşlarına,fazla uzun olmayan bir yolculuktan sonra Viranşehirdeyim,
burası için anlatılacak pek birşey yok, sadece söylenecek bir tas içtiğim Jivjin, bu içecek gülsuundan
yapılıyormuş tasın içinde lokum büyüklüğünde jöle benzeri tatlılar var,sıcakta bu soğuk içecek iyi
geldi, buradan Mardine bağlı Kızıltepeye gitmek için dolmuşa bindim, burası içinde anlatılacak pek
birşey yok kötü bir yapılaşma ve küçük bir yer
Vakit kaybetmeden Mardin dolmuşuna bindim yol yaklaşık yarım saat, dünya mirası kapsamına alınan
bu şehri görmek için sabırsızlanıyorum, şehre yaklaştıkca dağın yamacındaki Mardin gözüküyor, şehir
merkezine varmak için dağı tırmanıyorsunuz
Mardin büyüleyici, evler yamaçta balkon gibi durmakta ve bir okadarda estetik, kesme taşlardan harika
bir mimariyle yapılmış, ana caddede tur attıp tarihi postahane binasını ve müzeyi gezdikden sonra ara
sokaklara giriyorum, bu evlerin arasında dolaşmak insanı başka bir dünyaya götürüyor, bol bol resim
çekiyorum sanırım en fazla resmi burada çekeceğim Şehirden 10km uzaklıkta görülmeye değer
yerlerden biride tarihi Süryani manastırı, fakat buraya dolmuş yok özel bir taksi tutmak lazım onlarda
15 milyon istediler bu fiyat benim bütçe için fazla olduğundan gidemiyorum
Mardin görüp etkilendiğim kentler arasında enüst sıraya yükselebilecek kentler arasında, birde şunu
hatırladım Artvinde yamaçta kurulu bir şehir ve ordada trafik lambaları yoktu Mardindede yok
Güzel bir öğlen yemeği yiyip çay içtikden sonra gözüm arkada Mardinden güneydoğunun büyük
şehirlerinden Diyarbakıra gitmek için ayrılıyorum
Diyarbakırda indiğim yer dağ kapı yani tarihi surların bir çok kapısından biri tamda merkez, şunu
söylemek isterim ilk defa gittiğim bir şehre yabancılığım yaklaşık yarım saat sürmekte, ondan sonra
şehre alışıyorum
Harita edinmek için turizim danışmayı soruyorum fakat saat geç olmuş, oteli birine girip bir harita
ediniyorum,bu arada ucuz bir otelle anlaştım 6 katta ıskarta bir oda fakat iyi birmanzarası var birde
önünde terası, azda olsa şehri üstten görebiliyorum
Diyarbakırda ilk göze çarpan tabiki surlar Çin seddinden sonra dünyanın en uzun surları, uzunluğu
3 500 metre ,şehir hareketli ve kalabalık, trafik yoğun, seyyar satıcılar, bolca cartlak kebabcıları
yani ciğer kebabı satan tezgah ve lokantalar Ana cadde üzerinde yürüyerek Ulu camiye varıyorum
camiyi gezdikden sonra cami önündeki alanda çay molası verdim
Otele dönüp odaya çıkıyorum, çantadan gerekli eşyaları çıkartıp tamda duşa girerken 4 el ***** sesi,
hemen terasa çıktım, terasta sonradan öğretmen olduğunu öğrendiğim biri daha beraber dağ kapı
tarafına baktık insanlar koşuşturuyor, polisler, ambulans, panzer, yani ortalık karıştı biz olay yerini
göremiyoruz sadece kavşak gözüküyor yolu panzer kapattı, tabiki bir meraktır sardı; dağ kapının
orada bir panzer ve çevik kuvvet vardı acaba diye insanın aklından geçiyor
Terastaki yan oda kalan hocayla tanıştık, öğretmen evi yetersiz olunca bu otelle anlaşmışlar iki kişi
kalıyorlar, böyle olaylar arasıra oluyormuş ya kan davası yada seyyar satıcılar kavgasıdır dedi,
aklına polise saldırı gelmiyormuş
Duş alıp hemen lobiye indim bir çay söyledim,çayı getiren arkadaşa sordum gayet sakin abi birini
vurdular dedi neden niçin diye sormadım Çayı içip dışarı çıktım ortalık sakin, caddenin sağında
solunda kebabcılar birini gözüme kestirip oturdum bir porsiyon cartlak kebabı söyledim, kebab geldi
sanki iki kişilik garsona sordum bir porsiyonmuş afiyetle yedim
Otele dönüp odaya çıktım bir neskafe hazırlayıp kendimi terasa attım, teras serin Akşam üzeri
tanıştığım hocanın yanında 3-4 kişi daha onlarda öğretmen, hepsi genç askerlik süresini öğretmenlik
yaparak tamamlıyorlar, bazıları bu otelde kalıyormuş Tanıştıkdan sonra başladık sohbete, onlar bana
ben onlara soruyorum hepsinin ilginç tespitleri hikayeleri var, hele bir Antalyalı varki kendisi bir köyde
görevli köyün tamamı ağaya aitmiş okul bile, bunları birde tatlı bir dille anlatıyorki dinlemesi harika,
köye ağanın marabaları bakıyormuş yani köy halkı, ağanın birde güzel bir evi varmış hoca birgün
sormuş peki ağa nerede diye, ağa köye sene bir veya ikikere gelirmiş, hocanın anlattığı birde güzel
bir çeşme varmış sadece ağa köye geldiğinde suyunu akıtırlarmış
Gece hocalalarla sohbetle devam etti
7 gün 29 Eylül Cumartesi
Sabah erken uyandım 07:00 gibi, kahvaltı falan derken saat oldu 08:30, bugün direkt Siirt, dönüşte
Batman ve Hasankeyf, dolmuş saat 10:00da kalkacakmış hesapda erken yol alalım dedik ama olmadı
Siirte Batman üzeri öğlen saat 12:30 gibi varıyorum Siirt fazla yüksek olmayan tepenin üzerindeki
düzlükde kurulu, girişte yüksek bir Atatürk heykeli sizi karşılıyor, sağ ve solda iki ana cadde ,caddeyi
gezip ara sokakdaki çarşısına giriyorum tipik Anadolu çarşısı,yani toptancılar,basmacılar,tamirciler
falan, gözüme daha yeni gelmiş bir tencere haşlanmış yumurta takılıyor, lavaş ekmek arasına iki tane
koydu, birde büyük bardak çay, afiyetle yedim, satıcıda şeker gibi adamdı
Siirtden saat 14:30 civarı Batman dolmuşuna biniyorum Şimdiki hedefim Ilısu barajının tamamlanması
sonucu baraj gölünün altında kalacak olan HASANKEYF,bu yerleşim yeri yaklaşık 1300-1400 yıllık
Batman yolu üzerinde Raman dağının hemen yanından geçiyorsunuz,dağın tepesinde petrol kuyularını
gözükmekte hani şu kafası aşagı yukarı çalışan makinalar
Batmandan Hasankeyf dolmuşuna bindim, yolda petrol kuyularını daha yakından görebiliyorsunuz,
birbirlerinden az mesafe uzaklıkta, buradan çıkartılan ham petrol dinlendirildikten sonra Batmanın
içindeki oldukça büyük Tüpraş tesislerinde işlenmekte, tabiki bu tesisler Batmanı il yapacak kadar
büyütmüş ve geliştirmiş
Diclenin kenarından Hasankeyfe yaklaştıkca yüksek kayalara oyulmuş şehir kalıntıları harika bir
görüntü vermekte Dicle nehri üzerindeki köprüyü geçerek Hasankeyfin içinde inip kayalıklara doğru
tırmanmaya başlıyorum,yükseldikce Dicle nehri manzarası dahada güzelleşiyor,şehir kalıntıları içinde
saraylar,camiler,sarnıçlar, şehrin tam olarak ne zaman kurulduğu bilinmemekte, araştırmalarda Bizanslıların
buraya yereleştikleri,sonrasında Müslümanların burayı ikinci halife Hz Ömer döneminde M S 638 yılında
feth ettikleri bilinmekte Dicle nehri üzerindeki tarihi köprünün önemli özelliklerinden biri de orta ayakları
üzerinde yer alan ve on iki burcu simgelediği tahmin edilen figürlerdir Bir ikisi dışında tahrip olmuş ve
şekil olarak ne ifade ettikleri anlaşılmaz hale gelmiştir Köprünün ne zaman yıkıldığı da bilinmemektedir
Hasankeyfin bu görünümü Kapadokyadaki Göreme açık hava müzesini andırmakta
Batmana dönüp son dolmuşla Diyarbakıra doğru yola çıkıyorum Bugünkü geziden müthiş zevk aldım,
özellikle Hasankeyfden, yanlız Şırnağa gidemedim, inşallah seneye Doğu Anadolu turu ile beraber
Şırnak ve Hakkariyede giderim
Yarın Bingöl, Tunceli ve Elazığı
8 gün 30 Eylül Pazar
Sabah Bingöle doğru yola çıktım İç Anadoluya doğru yaklaştıkca hava serinledi ve boy boy kavak
ağaçları belirdi
Diyarbakır Bingöl arası yaklaşık iki saat, şimdiye kadar hiç bir yolda bu kadar yol karakolunda
durdurulmadık Bu yol arasında tam dört tane yol karakolu vardı Kimlikler toplanıp içeride bilgisaraydan
kontrol yapıyorlar, tahminim şehre gelen yabancıları kayıt ediyorlar Bingöl Genç ilçesinde içeriye
çağırıldım, ilk defa bu kadar kapsamlı soru sordular, nerden geldin, ne kadar kalacaksın, mesleğin ne
gibi sorular, zaten Hasankeyfde sohbet ettiğim, Erzurumda okuyan gençler Erzuruma giderken bu yolu
kullanmadıklarını söylemişlerdi nedeni ise çok zaman kaybetmeleri imiş Gerçekten iki saatlik yol daha
uzun bir zaman aldı Bingöle vardık, şehir sakin ve kendi halinde, ufak bir caddesi var biraz dolaşıp
meydandaki cami kenarında mola verdim Satıcı ve boyacı çocuklarla hoşda bir sohbet ettik
Tunceliye varmak için dolmuşa binip Bingölden ayrılıyorum Yol dağlık, kıvrıla kıvrıla Munzur çayı
eşliğinde Tunceliye varıyorsunuz Tam Tunceli sınırında yine içeri çağırıldık ve yine aynı sorular,bu
yoldada üç tane karakol geçtik
Saat 15:00, Tuncelideyim Dağlar arasında Munzur vadisinin yamaçında kurulu, içinden Munzur çayı
geçmekte Günlerden pazar olduğu için şehir sakin, caddelari ve sokakları gezdikten sonra yemek yiyip
çay içmek için bir yer buldum, şunu söyleyebilirim, şimdiye kadar keyifle çay içtiğim yerlerden biri
Yamaçta, hem Tunceliyi, hemde vadiyi, hemde vadiden akan Munzur çayı yüksekten görebiliyorsunuz
Burada yaklaşık 1,5 sat oturdukdan sonra Elazığa gimek için dolmuşa bindim
Tunceli görülmesi gereken illerden,çok şirin bir il, aslında Tuncelide gezilmesi gereken biride Munzur
vadisi,nevarki oraya bir tam gün gerekiyor, umarım bir gün bu vadiyi gezmek kısmet olur
Keban baraj gölünün kenarından Elazığa doğru yaklaşıyoruz, hava karardı, şehrin ışıkları uzaktan
görünmeye başladı Merkezde inip ucuz bir otel ayarladıkdan sonra şehri gezmeye başlıyorum, Elazığı
büyük ,kalabalık,düzenli,havada bayağı serin,Güneydoğunun sıcağından sonra bu serinlik iyi geldi
Yorgunluk çayı içerken aklıma takılan Tuncelide bir gece kalmaktı ama bu bütce ile bunu yapmak
mümkün olmadı
9 gün 01 Ekim Pazartesi
Sabah eski Elazığa yani harputa çıktım Burdaki kaleyi, köyü gezip şehri üstten gördükden sonra Keban
barajını gezmek için dolmuşlara binip Keban ilçesine geldim Buradada Amerikadaki olaydan sonra
yayınlanan genelge nedeni ile güvenlik gerekçesiyle barajı gezmek yasaklanmış, biraz ısrar işe yaramadı
Malatya Elazığı arası 1,5 saat, yolda kayısı ağaçları size eşlik ediyor Malatyada kalabalık, temiz,zengin
ve büyük Şehri gezip, çay içip ve kayısı yedikden sonra belediye otobüsü ile eski Malatyaya gidip
orayı görüp Malatyadan ayrılyorum Buradan Adıyamana doğru yola koyuldum, yol bayağı virajlı ve
dağlık,saat 17:30 gibi,ayda dolunay, yolculuk zevkli geçti Saat 20:00,Adıyamandayım, gece gözüyle
şehri gezip bir otele yerleşiyorum
10 gün 02 Ekim Salı
Adıyaman müzesini gezip çok merakla beklediğim Nemrut dağı turu için Kahtaya doğru yola çıktım
Bu turu yapmak için ya özel dolmuş tutmak gerekiyor, bu benim için oldukça pahalı, yada otellerden
tur oluşmasını beklemek Bir kaç otele sordukdan sonra İrfanın otelinde saat 12:00de bir gurup
yakaladık Buarada bir yanlışda gece Adıyamanda kalmamdı,aslında burada Kahtada kalabilirdim
Dolmuş geldi, ben, iki rehber,bir İngiliz ve bir Birezilyalı turu başladık İlk durak Karakuştepesi,
burada Kommagene kralı Mithradatesin annesinin, kız kardeşinin gömülü olduğu mezar tümülüsü
yani bir nevi aile mezarlığı Tümülüsün kenar kısımlarında 9 m uzunluğunda dört adet dor nizamında
sütun var, sütunların üzerinde boğa, arslan, kartal ve tokalaşma sahnesinin olduğu kabartma ve heykeller
var Arslan yerden gelen, kartal havadan gelen kötülükleri korumak içinmiş
Yolda yine petrol kuyularını ve işlendiği tesisi görmek mümkün Yol üzerindeki krallığın yazlık olarak
kullandıkları yeri gezip Cendere köprüsüne geldik Köprü Kahta çayının em dar yerine inşa edilmiş
Tek kemerli 92 iri taşdan yapılma Suyun içinden karşı tarafa yürüyere geçtim, su buz gibi harika
Nemru dağının yüksekliği 2150 m , köprüden sonra bayağı bir tırmandık Bizim yaptığımız bu tur
güneşin batış turu, yani doğuş turunu yakalamak için geceden tura katılmak gerekiyormuş
Bol virajlı bir o kadarda güzel bir yolculukdan sonra tümülüsün altındaki dinlenme tesisleri vardık,
hava iyicene soğudu, burada çay molası verip 500 metrelik bir tırmanışdan sonra doğu terasındaki
heykellerin bulunduğu alana vardık Tabi turda iki rehber bulunması benim için bayağı iyi oldu
Doğu terasında taht üzerinde sıra halinde oturmuş ihtişamlı tanrı heykellerini görüyorsunuz, sırası ile
ANTİOCHOS, APOLLON, FORTUNA-KOMMAGANE, ZEUS, HERAKLES ve arslan, kartal
heykelleri, gerçekten muhteşem bir görünüş
Güneşde yavaş yavaş kızıllık vermeye başladı
Batı terasındada doğu terasında olduğu gibi oturan tanrı heykelleri ile bunların yanında sadece değişik
olan tanrı ANTİOCHUSun diğer tanrılarla tokalaşmasını gösteren kabartma bulunmakta Rehber
arkadaşlardan birinin anlattığına göre buranın uydudan fotorafı çekilmiş, yani tümülüs altındaki mezarın
kroki çıkarılmış, gerekli ödenek ve izinlerden sonra bu mezar ortaya çıkaralacakmış
Güneş uzaktaki dağın arkasına düşmek üzere, ortalık iyice kalabalıklaşdı Müthiş bir kızıllık ortalığı
sardı ve güneş dağın arkasına düştü
Aşağıda iki bardak sıcak çaydan içtikden sonra dönüşe geçtik Bu arada güneşin battığı ters
istikametten ay dolunay olarak yükselmeye başladı, harika bir manzara Öğlen saat 12:00 gibi başlayan
tur akşam saat 20:00de bitti Bu gece Kahtadayım Otelde Birezilyalı ve rehber arkadaşla biraz sohbet
ettikden sonra bayağı yorgun halde yattım
11 gün 03 Ekim Çarşamba
Kahramanmaraş otobüsüne binip yola koyuldum Bu gezeçeğim sonra şehir Yolda biber tarlaları,
toplanmış ve kırmızı birer halı gibi kurutulmak üzere yol kenarlarına serilmiş Şehir merkezini
gezip eski çarşıya giriyorum Çarşıda kulağa hoş gelen bakır ustalarının çekiç sesleri ve bakır eşya
satan mağazalar, tek tük kalmış semerci ustaları , yaşları geçkin, biraz muhabbet edip bikaç resim
çektim Kaleyi gezip Gaziantepe dönmek için şehir merkezine geliyorum, bir küllahda Maraşın meşhur
dordurmasının tadına bakıyorum
Gaziantepde merkezde bir otele yerleşiyorum, sanırım kaldığım en kötü otel Resepsiyonda Kahtada
aynı katta kaldığım turist, oda odayı almış çıkmak üzere, selamlaştık
Çantayı bırakıp yemek yemek ve çay içmek için dışarı çıkıyorum İstanbuldaki bekliyenlere hediye
almak için biraz dolaştım
Yarın şehir müzesinde Zeugma mozaiklerini gezeceğim Saat 14:20 de tren İstanbula hareket edecek,
yani dönüş yolculuğu yarın başlıyor
12 gün 04 Ekim Perşembe
Sabah filmleri banyoya verip müzeyi gezmek için yürümeye başladım, müzeye yaklaşınca hemen
yanındaki inşaat gözüme ilişti, mozaikler için yapılan yeni müze inşaatı Kazıdan çıkartılan mozaiklerden
6 veya 7 tanesi sergilenmekte, diğerleri müze deposunda yeni yapılacak binayı bekliyor
Mozaikler büyüleyici ve oldukça büyük, uzaktan bakınca yağlıboya tabloyu andırmakta, yani o kadar
ince işlenmiş, insanı düşündürtmüyor değil, evinin tabanını bu muhteşem mozaiklerle döşetmek nasıl
bir zevk
Tren hareket saatine daha çok var, müzeden çıkıp merkeze doğru yürüyorum, meydandaki havuz
kenarında parkta 1,5 saat kadar oturdum Resimleri alıp gara doğru yürümeye başladım daha bir saat
var tren hala gelmemiş 5 nolu vagon 5nolu kompartımana yerleşdim, tren kalabalık değil ve dönüş
yolculuğu başladı Akşama doğru yemekli vagona geçtim ve bir bira söyledim, yavaş yavaş geriye doğru
düşünmelere dalıyorum,aslında kısa bir yolculuk oldu imkanlar, el verseydi en doğuya kadar çıkmak
isterdim Van ,Ağrı, Kars, Erzurum ve diğer iller ,umarım seneyede buralara gelebilirim Ne zaman
söylediğimi bilmiyorum ama şöyle bir laf etmişdim Gördüğün yer senindir evet tekrar söylüyorum
gördüğüm yerler artık benim Biraları içtikden sonra erkenden yatmayı düşünüyorum
13 gün 05 Ekim Cuma
Haydarpaşaya yaklaşıyoruz Sirkeci tarafına geçmek için trene veda edip vapura biniyorum, yaşamın
hızlı, acımasız, çoğulcu, üst üstde, bencil, çıkarcı, ama bir okadarda renkli, heyacanlı, düşündürücü,
mistik olan İSTANBULdayım
AKILDA KALANLAR
* Yesemekdeki tahta kazlı, yeşil gözlü çocuk
* Malatyadaki uzun saçlı kız
* Trendeki biralar
* Diyarbakırdaki ***** sesleri
* Zeugma mozaikleri
* Harranda yediğim çiğköfteler
* Jivjin ve meyan kökü şerbeti
* Urfadaki kuş pazarı
* Tuncelideki çay molası
* Gaziantepdeki otel
* Siirtdeki ekmek arası yumurta
* Mardinnin sokakları
* Bingölün sesizliği
* Yol karakolları
* Kahta çayını yürüyerek geçmem
* Kahramanmaraşdaki semer ustaları
* Para hesapları, kilometre hesapları
* Aldığım topaç, at boyun kolyesi
* Kürtçe kasetler
* Kahtadaki otel
* Ciğer yahni
* Nizipdeki motosikletli gençler
* Keban barajını gezememem
* Bireckde kalamamam
* Adıyamanda boş yere kalmam
* Hataya gidememem
* Şırnak yolunun kapalı olması
* Nasırlarımın azması, belimin ağırması
* Ozanı özlemem, çok sigara içmem
* Hasankeyfin güzelliği
* Son 3 gün yıkanmamam
* Bulduğum 250 binlira
* Bir yudumluk mırra, bir sarımlık tütün
* Bazı geceler geçmişe gitmem
|