|
Prof. Dr. Sinsi
|
Sana Benzemeyeni Seveceksin...
Sana Benzemeyeni Seveceksin 
Kocaman bir kedi gibi yatıyorum bazen gecenin içine
Ilık bir karanlığın örttüğü evlerdeki ışıklar tek tek sönüyor
Aniden bir ışık huzmesinden kanatları beyazlanarak bir kuş geçiyor
Sonra sessizlik  
Öyle durup, ruhumun sessiz karanlığa akmasını, boşalmasını bekliyorum
Ağır bir yük ruhum bazen bana
Sandalyenin üzerine atılıvermiş bir gömlek gibi gecenin içine bırakmak istiyorum onu
İnsanlar birbirinden ne kadar değişik, ne kadar farklı  
Biri diğerine benzemeyen onca insan hayatın içinde sürekli birbirlerine değerek, dokunarak yaşıyor, bazen dümeni kilitlenmiş gemiler gibi çarpışıyor, bazen dağ suları gibi çağıldayarak birbirlerinin içine akıyor, birbirlerine karışıyorlar
Her birinin ruhu, zihni, duygusu, düşüncesi diğerinden farklı böyle büyük bir kalabalığı yeryüzüne yerleştirmenin, her birini bir diğerine muhtaç ve bağımlı yaşatmanın, kendilerine hiç benzemeyen insanlara karşı onlara sevgiler, şefkatler ve nefretler yüklemenin, onların her birini kalın sır örtülerinin ardına saklayıp birbirlerini anlamalarına engel olmanın amacı ne?
Ne istiyor tanrı bizden?
Küçük bir gezegenin üstünde birbirine benzemeyen altı milyar insan yaratıp, altı milyarına da değişik parmak izleri veren o irade farklılığı neden bu kadar çok seviyor?
Parmak uçlarımız bile farklı
Şu küçücük parmak uçları  
Parmak uçları bile benzemeyen insanların, zihinleri, düşünceleri, duyguları, bilincin karanlıklarına saklanmış gizli arzuları, kişilikleri nasıl benzer birbirine?
Eğer duygularımız da parmaklarımız gibi dokunduğu yerde iz bıraksaydı, onların her birinde de diğerlerininkine benzemeyen çizgiler, kıvrımlar, helezonlar görürdük herhalde, herkesi duygu izlerinden tanıyabilirdik
Belli ki birbirimize benzememizi istemiyor tanrı
Her birimizin hayata başka bir biçimde değmemizi istiyor
Başka izler bırakmamızı  
Bütün bu dinler, ırklar, milletler, tarih boyunca hayatı "tekleştirmek", herkesi birbirine benzetmek isterken, tanrının bütün yarattıklarında açıkça görülen buyruğu onların isteğiyle uyuşmuyor
"Farklı olun" diye buyuruyor tanrı
"Birbirinize benzemeyin "
Tanrının yarattıklarıyla, tanrının kitaplarında öğrendiğimiz dinlerin talepleri nasıl böylesine birbirine zıt peki?
Tanrıdan değil, dinden de değil  Ama dini kavrayış biçimimizden kuşkulanmamız gerekiyor sanırım
Bir şeyi yanlış anlıyor olmalıyız
Her bir parmak ucunu bile diğerinden farklı yapan tanrının yarattığı bu dünyada, "birbirinize benzeyin" demek tanrının buyruğuna da karşı gelmek olmalı
Ne yaparsak yapalım, kim ne yaparsa yapsın, birbirimize benzemeyeceğiz
Tanrıyı ve hayatı anlayabilmek için bu farklılığın amacını anlamalıyız
Hayata biraz daha yakından bakmalıyız belki
Hayatı hayat yapan ne?
Buna tek kelimeyle cevap verebilirim:
Hareket
Hayat, hareketle var olur
Rüzgarı düşünün  
Esip duran rüzgarı  
O rüzgar, çiçeklerin polenlerini, ağaçların tohumlarını alıp savurur, çiçekler, bitkiler rüzgarla yayılır
Rüzgar olmasaydı, hava hareket etmeseydi, hayat dururdu, dünyanın bereketi kalmazdı
Çoğalmak, yayılmak, bereketi sürdürebilmek için insanların da sadece bedenleriyle değil ruhları, zihinleri, duyguları ve düşünceleriyle hareket etmeleri gerekiyor
Bütün düşünceler ve duygular birer rüzgar aslında
"Polenlerimizi," tohumlarımızı yeryüzüne duygularımızla yayıyoruz, çoğalıyoruz, bereketleniyoruz
Ve bu duyguların yayılabilmesi için farklı olmamız gerekli, suların akması için dağların olması gerektiği gibi  Eğer bütün dünya dümdüz olsaydı, vadiler ve dağlar olmasaydı, toprağın her metresi diğerini tekrar ederek uzayıp gitseydi, sular bir yerden bir yere akmazdı
Dağla ova arasındaki fark suları akıtıp duran
İnsanlar da bunun için böylesine değişik
Bizim de dağlar, ovalar, vadiler gibi birbirine benzemeyen ruhlara ve zihinlere sahip olmamız, duyguların bir insandan bir insana hareket etmesini sağlıyor
Hepimiz birbirimize benzeseydik, düz bir toprak gibi olurduk, suların kımıldamayacağı gibi duygularımız da kıpırdamazdı
Herkes birbirine benzeseydi kimse kimseyi sevmezdi, aşık olmazdı
Aşkı, farklılıklar yaratıyor, bunu anlamak kolay
Ama anlaşılması zor olan; varlığını savunabilmek için daha doğuştan kendine duyduğu bir aşkla dünyaya gelen, kendine hayran, sürekli olarak kendi üstünlüğünü ve farklılığını görmek isteyen, o derin bilinçaltlarında söylenemeyecek hatta bilinemeyecek kadar gizli arzular yüzen, on parmağında on ayrı parmak izi taşıdığı gibi ruhunun her parçasında farklı kimlikler barındıran, kendine benzemeyenden sürekli kuşku duyan, hep yaralanacağı, örseleneceği korkusunu içinde besleyen bu insanların birbirlerini nasıl seveceği  
Tanrı, bize bunu söylemiyor
"Sevin" diyor
Ama nasıl?
Bir insanın bir insanı sevmesi kolay mı?
Annemizi, babamızı, kardeşlerimizi, çocuklarımızı; hiç sorgulamadan, kuşkulanmadan, yargılamadan sevebilmemiz için daha doğarken içimize sevgileri konanları severken bile bunca zorlanıp acı çekerken, "başka" birini nasıl seveceğiz?
Dağdan akan su bile nehre karışmadan önce nice kiri, çamuru, çöpü toplayıp taşırken, biz başka birine nasıl "tertemiz," kaygısız, kuşkusuz akacağız?
Ve, tohumları taşıyan rüzgar, nehire karışan su gibi hareketlenip hayatın bereketini taşıyabilmek için öyle bir seveceğiz ki sevdiğimizin yanında en büyük korkumuzu, "ölümü ve zamanı" unutacağız
Onun yanındayken ölüm bizi telaşlandırmayacak
Sadece onu düşüneceğiz
Sadece onu kaybetmekten korkacağız
Hatta onu kaybetme korkusu ölüm korkusundan bile büyük olacak
Birini böyle sevebilmek, ölüm korkusundan kurtulmak ancak kendinden vazgeçerek, kendine duyduğun tüm sevgiyi bir başkasına aktararak olabilir
Bu, nasıl mümkün ey tanrım?
İnsan kendinden nasıl vazgeçer?
Biliyorum, bu mümkün
Aşk dedikleri, insanların binlerce yıldır şiirlerde, şarkılarda, kitaplarda anlattıkları, her yerde arayıp, her yerde ondan kaçmaya çalıştıkları bu işte
Tanrının en tehlikeli mucizesi
Bir insanın bir insanı sevmesi
İmkansız görünen bir gerçek
Ama bir mucizeyi taşımak o kadar kolay değil
Tanrının bu mucizesiyle ödüllendirilenler, bir zaman sonra her işaretiyle "ben sizi farklı farklı yarattım" diyen tanrının buyruğuna isyankar olurlar, sevdiklerini kendilerine benzetmeye uğraşırlar
Kendine benzemeyeni anlayamaz çünkü insan  
Ve sevdiğin zaman anlamak istersin
Ne düşünüyor, ne hissediyor  
Onu kaybetmek korkusu ölüm korkusundan da ağırsa eğer, kendini ölümden korumaya çalıştığın gibi onu kaybetmekten de korumaya çalışırsın  
Her duygu kıpırtısının peşine düşersin
Bir avcı gibi onun duygularının geçtiği yerlerde iz sürersin, nereye gittiğini, geri dönüp dönmeyeceğini kavramaya uğraşırsın
Kuruyup yırtılmış yapraklara, ağaç kabuklarına, çamur birikintilerine bakarken görürler seni, bir iz aradığını bilmezler, delirdiğini, hastalandığını düşünürler
Her yere bakarsın sen
Her yere, her ize  
Rüyalarını bile merak edersin
Ama insan insana sırdır
Kimse kimseye benzemez çünkü
Tanrı "benzemeyin" buyurdu
Kimseyi kendine benzetemezsin, sen kimseye benzeyemezsin
Sana benzemeyeni sevmek zorundasın
Bu da tanrının buyruğu çünkü:
"Sana benzemeyeni seveceksin "
Altı milyar insanın her birini diğerinden farklı yaratan, her birinin parmak izlerini bile değişik değişik yapan tanrı benzerlikten nefret ediyor
O, bütün düzenini benzemezlikler ve bu benzemezliklerin yaratacağı hareket üstüne kurmuş
Düzenini bozmaya kalkışanı cezalandırıyor
O yüzden belki, birini sevip de onu kendinize benzetmeye çalıştığınız anda acı çekmeye başlıyorsunuz
Mucizeyi bozuyor, onu kızdırıyorsunuz
Zor olanı yapmanızı istiyor sizden
Zebraların çizgilerini bile birbirinden farklı çizen tanrı, rüzgar olmanızı, su olmanızı, dağlardan, tepelerden, vadilerden aşmanızı istiyor
"Sana benzemeyene akacaksın "
Tanrı bizi seyrediyor, onun emrine uyup sana benzemeyeni sevdiğinde mutlu oluyorsun, onun emrine karşı çıkıp sevdiğini kendine benzetmek için uğraştığında acı çekiyorsun
Zor iş bir insanın bir insanı sevmesi
Ama en korkuncu, insanın sevdiği birinin acı çektiğini görmesi, acısına bir çare bulamaması, teselli edememesi, onun derinlerinde neler oluyor bilememesi
İnsan kendi acısını taşır 
Ama sevdiğinin çektiği acı, işte o kendi acından bile çok yaralar seni, tanrıya yakarırsın hatta, "bırak ben çekeyim acıyı, ona biraz sükun ver "
Kocaman bir kedi gibi yatıyorum gecenin içine
Ruhum o ılık karanlığa aksın diye bekliyorum
Kanatları ışıktan bir kuş geçiyor
Sessizlik  
Tanrım, sen şimdi neredesin?
AHMET ALTAN
|