Yalnız Mesajı Göster

Kuran İ Kerimde Ufolar Ve Dünyadışı Yaşam

Eski 08-20-2012   #8
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Kuran İ Kerimde Ufolar Ve Dünyadışı Yaşam




Ebrehe şaşırdı Onun Mekke lideri olarak kendisinden bağışlanma dileyeceğini ve Kabe´ye zarar vermemesini isteyeceğini sandı Ve; “Sen develerin için mi geldin? Oysa ben senin Kabe´ye zarar vermemem için ricacı olacağını umuyordum” dedi Abdülmuttalib ona şu cevabı verdi:

“Hayır ben Kabe için gelmedim Ben develerim için geldim Ben develerimin sahibiyim Kabe ise Allah´ındır” Ebrehe aşağılayıcı bakışlarla Abdülmüttalib´i süzdükten sonra; “Verin şunun develerini yarın hepsini birlikte alacağım!” Abdülmuttalib oradan ayrıldıktan hemen sonra Fil Suresi´nde geçen hadise cereyan etti Şimdi surenin mealini aktaralım;

“Görmedin mi Rabbin Fil sahiplerine ne yaptı? Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? Üzerlerine ´siccil taülarç´ fırlatan “uçan ebabil”ler gönderdi Ve onları “asfin mekul”e çevirdi

Burada üzerinde duracağımız kelimeler ´tayr´ ´ebabil´ ´siccil´ ve ´asf´ tır Tayra: Bu kelimeyi yukarıdan beri izah edip geliyoruz Burada bu sureye özel bir iki nüansına temas edeceğiz Bilindiği gibi ´tayr´ uçan şeye verilen genel addır Bu surede ´tayr´ kelimesinin ´nekre´ (belirsiz) bir isim olarak kullanılması bunların bildiğimiz kuşlar olmadığına dikkat çekmek içindir Elmalılı Hamdi Yazır bu surenin tefsirini yaparken “Bu kelimenin nekre kullanılması bunların tanınmadık bilinmedik garip uçucular olduğunu hatırlatmak içindir” der “Tanınmadık garip kuş” Bu ifadeler son derece ilginç değil mi? UFO´ların İngilizce´deki karşılığıyla tamtamına örtüşmüyor mu? (tanımlanamayan uçan cisim)! Tahmin ediyoruz ki merhum Yazır bu tefsiri yaparken UFO´lar görünmüş olsaydı mutlaka onlara bir atıfta bulunurdu Çünkü Elmalılı Tefsiri teknolojik gelişmelere en çok dikkat çekmiş tefsirlerden biridir hatta kendi dönemi için en iyisidir Elmalı aynı kelimenin tefsirinde “Bunlar-siz bunu uçan cisimler olarak da anlayabilirsiniz-o zamana kadar oralarda hiç görülmemiş irili ufaklı siyah yeşil beyaz takım takım kuşlardı” der Eğer surede geçen ´tayr´ kelimesi bilinen bir tür kuş olsaydı bunların irili ufaklı olması veya değişik renklerde olması gerekmezdi Oysa irili ufaklı ve muhtelif renklerden söz ediliyor ve bunların takım takım yani filolar halinde saldırdığı belirtiliyor Amon-Ra´nın dönüşünü anlatan “Yıldız Geçidi-Stargate” filmiyle Amerika´nın uzaylılar tarafından istilasını anlatan ve yeni yeni vizyona giren filmdeki “Independent Day” uzay araçları gözönüne alınacak olsa Ebabil-ki aşağıda izah edeceğimiz gibi ebabil filo demektir-diye nitelendirilen kuşların ne derece hakikate uygun olduğu da anlaşılır Bilinen bir gerçek varsa bu surede geçen Tayr bildiğimiz kuşlar değildi ve o daha önce hiç görülmemişti

Ebabil
Bu surede geçen diğer ilginç bir kelime de Ebabil´dir Tefsirlerde Ebabil kuşunun adı olarak değil ´uçuş şekli´ diye anılır Uçan ve aşağıdakilere ´siccil´ atan bu uçucuların uçma biçimini anlatmaya yöneliktir Ebabil kelimesini anlatabilmek için ´şemati´ ve ´abadid´ kelimeleri örnek verilmiş Şemati askeri literatürde ´dağınık kıtaları´ ´abadid´ ise ´manga´ ´bölük´ ve ´filo´ ları anlatır Bütünden ayrılıp küçük birlikler oluşturmaya ´abadid´ denmiş Ebabil´in ilginç bir yanı da bu kelimenin tekilinin olmamasıdır Daima çokluk olarak kullanılır Tıpkı filo gibi Filo dendiğinde hemen aklınıza üçten fazla sayılar akla gelir Sahabe´den ünlü müfessir İbn-i Mes´ud da bu kelimeyi ´uçan fırkalar´ diye tefsir etmiş Bugün buna kısaca ´filo´ diyebiliriz Bir diğer ünlü müfessir İbni Cerir de Ebabil´i kuşun adı olarak değil uçuş biçimlerinin vasfı olarak algılamamız gerektiğini söyler ve Ebabil´i “dört bir taraftan ayrı ayrı ve gruplar halinde uçmanın adı” diye zikreder Ancak bazı tefsirlerde bu kelimenin ´ibbale´ kelimesinden geldiğini ibbalenin de grup ve demet anlamına kullanıldığını hatırlatır Görülüyor ki hangi anlamda kullanılırsa kullanılsın Fil Suresi´nde geçen ´uçucuların Ebabil Kuşları ile alakası yoktur Ebabil onların adı değil uçuş şekillerini anlatan bir özelliktir Sonra bu uçan varlıklarla ilgil başka detaylar da vardır “Bunların ayakları köpek ayağına benziyordu” deniliyor ve denizden geldikleri ansızın belirdikleri rivayet ediliyor Ve renkliliklerine özellikle dikkat çekiliyor

Siccil

Siccil kelimesi de surede dikkat çeken bir kelime Siccil kelimesi Kur´an-ı Kerim´de başka yerlerde de geçer Bir ayette ise ´müsevveme´ kelimesi ile birlikte anılır Müsevveme nereye isabet edeceği belirlenmiş anlamınadır Hedefe kilitlenmiş fİzeye de ´müsevveme´ denir Siccil tefsirlerde kabaca ´Pişmiş sıcak taş´ olarak geçer Bugün rahatlıkla bomba diyebileceğimiz siccil kelimesinin tefsirlerdeki yorumları incelendiğinde mİfessirlerin nerde ise ´bomba´ diye nitelendirilecek bir anlamı yakalamaya çalıştıklarını hissedersiniz Tefsirci Zamehşeri (sanki yazılmış tedvin edilmiş (yani koordine edilmiş ve sabitleştirilmiş) ateş dolu azap´ diyor siccil için Siccil keçi veya koyun gübresi iriliğinde taşlar diye tanımlanmış ve kuşların bunları ağızlarında ve ayaklarında taşıdıkları rivayet edilmiş Bir savaş uçağını anlatmak için acaba o devirde bundan daha güzel tanım yapılabilir miydi? İbni Abbas ise ´fındık´ tanımı yapıyor çok çok ağır cisimler olduğunu aktarıyor Fındığın bildiğiniz gibi üzerinde sert bir kabuk vardır ama özü yani işe yarayan kısmı içindedir Size kurşunu hatırlat mıyor mu? Evet bu uçan cisimlerin Ebrehe ordusuna fırlattığı bu siccil´ler onları bir anda ´asfi me´kul´ e çevirdi Asfin Me´kul yenmiş kırık dökük hale gelmiş ekin demektir Bu saldırı neticesinde onlar yanmış yerler de delik deşik olmuştu Dışardan bakan biri saldırının gerçekleştiği yeri biçilmiş ve sonra çiğnenerek kırık dökük samanlara dönüşümü bir şekilde gördüler Bu tasvir bombardıman sonrasının en güzel tanımı değil mi?

Zülkarneyn ve Yecüc Mecüc

“Bir de sana Zülkarneyn´i soruyorlar De ki size ondan bir bilgi aktaracağım Biz ona yerkürede bir yer belirledik Ve ona ulaşmak istediği her şey için bir vasıta verdik Derken o o vasıtaların birine tabi oldu Nihayet güneşin battığı yere vardığı zaman güneşi sanki kara bir balçığa batıyor buldu Bir de bunun yanında bir kavim buldu Biz ona dedik ki “Ey zülkarneyn onlara zulmetmekte veya iyi davranmakta serbestsin” (Onları cezalandırırsın veya iyi davranırsın)” O da dedi ki “kim haksızlık ederse muhakkak ona azap edeceğim Sonra onlar Rablerine döndürülür O da onlara görülmedik bir azab verir Ama her kim de iman edip iyi şeyler yaparsa buna da en güzel mİkafat vardır Biz ona dünyada kolaylık gösterir zor işlere koşmayız Sonra Zülkarneyn yine bir yol tuttu Nihayet güneşin doğduğu yere varınca orada güneşin güneşe karşı hiç bir siperleri olmayan bir kavmin üzerine doğduğunu gördü işte Zülkarneyn´in kudret ve saltanatı böyleydi Ve biz onun yanında bulunan her şeyi bilgimizle kuşatmıştık Sonra yine bir yol tuttu Nihayet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde hemen hiç söz anlamayan bir kavim buldu” Dediler ki “Ey Zülkarneyn Ye´cüc ve Me´cüc bu yerde fesat çıkarıyorlar Sana bir “harc” verirsek bizimle onlar arasında bir sed yapar mısın?” Dedi ki “Rabbimin bana verdiği şey sizin bana vereceğinizden daha hayırlıdır Siz bana güç verin ben de sizinle onlar arasında bir sed yapayım Bana demir kütleleri getirin” Nihayet dağın iki ucunu denkleştirdiği vakit “Ateş yakıp körükleyin” dedi Demiri bir ateş koru haline getirince “Bana erimiş bakır getirin döaaaim” dedi (Ve ekledi): “Artık Ye´cüc ve Me´cüc bunu asla aşamazlar Bu rabbimin bir lütfudur Ne zaman Rabbimin emri (kıyamet çağı) gelir o sed yıkılır ve onları salıverir Rabbimin vaadi de haktır ve bu olacaktır (Kehf Suresi 83-96)

Tefsirlerde Zülkarneyn ile ilgili çok rivayetler var Onun Büyük İskender olduğunu söyleyenler ekseriyette Ancak çok kuvvetli bazı kaynaklarda Zülkarneyn´in “müslüman” yani Tek Tanrı´ya inanan bir insan olduğu belirtilir Oysa Büyük İskender çok tanrılı hatta Tanrı Kral inancında olan biriydi Aslında tarih bize Zülkarneyn diye birinden hiç söz etmiyor Büyük İskender´in Zülkarneyn diye bilinmesinin tek sebebi onun iki boynuzlu miğfer giymesidir Çünkü Zülkarneyn bir isim değil bir sıfattır Yani iki boynuzlu demektir Vikingler de iki boynuzlu miğfer takarlardı Dolayısıyla Zülkarneyn tarihi bir şahsiyet olmaktan çok Hızır As gibi hükmi bir şahsiyettir Bir tür uzay gezginidir Nitekim Zülkarneyn kıssası Kur´an-ı Kerim´de Hızır Aleyhisselam´dan hemen sonra anlatılmya başlanır Hızır için bilinen rivayetler onun zamanın tersinden gelen ve olayların geleceğini ve geçmişini bilen bir ´temessül´ kabiliyeti olan bir şahsiyet olduğunu gösteriyor O zamanın akış istikametinin tersine hareket eden bir kutlu kişidir Melek değildir insan da değildir Ama insan suretine bürünebilen ve insanların dar zamanlarında karşılarına çıkıp yol gösteren ilahi bir erdir Nitekim Hz Musa kendi nefsinde “Acaba Allah´ın kudret ve hikmetini benden daha iyi anlayan kullar var mı?” diye düşününce Cenab-ı Hak ona Hızır Aleyhisselam´ı örnek gösterdi Bunun üzerine Musa “Ben onu tanımak istiyorum” dedi Sonunda Cenab-ı Hak ikisi arasında bir randevu gerçekleştirdi ve birlikte çok ilginç bir yolculuk yaptılar İşte Kur´an-ı Kerim Zülkarneyn kıssasını bu soyut yolculuktan hemen sonra anlatmaya başlar Böylece Zülkarneyn´in de saklı bir kul olduğu fikrini pekiştirir

Zülkarneyn´in yolculuklarına gelince şimdi şu yuvarlak küremiz İzerinde güneşin battığı yeri düşünün Var mı öyle bir yer? Güneş nerde batıyor veya nerde doğuyor? Bunlar son derece izafi şeylerdir Eğer doğu Japonya ise Japonya´nın doğusu Amerika´dır Oysa Amerika aynı zamanda Japonya´nın batısındadır Doğu ve batı kavramı izafi şeyler olduğu için insanlar İngiltere´deki Greenwich´i sıfır noktası saymışlar doğusuna doğu batısına batı demişler Demek ki mutlak olarak doğu ve batı yoktur Nitekim Kur´an-ı Kerim iki doğudan ve iki batıdan da söz eder Demek ki burada doğu ve batıyı uzaysal kavramlar olarak anlamak zorundayız (Burada hemen şu notu da düşelim Uzaylılarla ilgili tasvirlerin çoğunda da kralların başında boynuzlu miğferler bulunur) Öyleyse Zülkarneyn´in macerası bizim bildiğimiz tarihsel bir macera değil Eğer öyle bir şey olsaydı bu maceranın Tevrat ve İncil´de de bulunması gerekirdi

Hatta destanlarda da… Çünkü insanlığın yaşadığı müşterek hatıraların tümü hem semavi kitaplarda var hem de destanlarda Amerika yerlilerinin destanlarında ve efsanelerinde İki Boynuzlu Tanrılar´dan söz edilir ve bunlar genellikle göklerle ilgili tasvir edilmişlerdir Mamaafih tarihte hem batıyı hem doğuyu bütünüyle hakimiyeti altına almış bir kraldan hiç söz edilmez Büyük iskender´in hakimiyet sahası Yunanistan´dan Çin Seddi´ne kadardır Yani eğer karalar esas alınarak düşünülse bile ne tam doğuya ulaşmıştır ne de tam batıya
Öyleyse bu doğu ve batı kavramını başka türlü anlamak zorundayız Belki de bu doğu ve batı insanlığın içinde hapsedildiği boyutun alt ve üst noktalarıdır Bu da Güneş Sistemi´nin Samanyolu Galaksisi içindeki alt ve üst eşikleridir Ayet metninde “Fe-etbea sebeba” denir Etbaa tabi oldu uydu hükmüne göre hareket etti anlamına gelir Sebep ise bir şeyin olması için gerekli vasıtadır Dolayısıyla bunu boyutları geçme boyutlar arası geçiş yapma olarak da algılanabilir Çünkü Zülkarneyn bildiğimiz bir insandan çok Hızır gibi hükmi bir şahsiyettir Bizim üstümüzdeki boyutta Hızır´ı sayılabilir Onun üstündeki boyutta ise Allah tarafından göğe çekilmiş Hz İsa´yı gösterir Hızır bize en yakın boyuttadır Hz İsa ise üçüncü boyutta Hızır sık sık bizim boyutumuza geçer ama Hz İsa bir tek sefer boyutumuza girecek ve yeryüzünde hükümran olacaktır Bu inanç hem Hıristiyanlar´da vardır hem de müslümanlarda Nitekim Hadis´te de

İsa´nın yeniden dünyaya dönüp İslamiyet üzerine hükümran olacağı haber verilir Bütün bu izahlardan sonra pekala diyebiliriz ki Zülkarneyn´in seyahat alanı insan merkezli evrendir Yani Güneş sistemi içinde Ancak bu sistem içinde bile birbirine geçmiş sayısız boyutlar olduğunu bilim adamları kabil ederler

Mesela burnumuzun dibinde bize diaaa bir boyut vardır ama biz onu hissetmeyiz iki boyut arasında milyarlarca ışık yılı mesafe olduğu halde boyut diaaa olarak aşıldığında saniyelik zamanlarla izah edilebilecek yakınlıktadırlar Zülkarneyn de Hızır gibi “süper bilgin” lerdendir Şöyle bir temsil ile anlatalım Big Bang gerçekleştiğinde zaman iki yönlü akmaya başladı Sıfırın artı ve eksi yönüne doğru… Birisi “Ol” yönüdür biri de “÷l yönüdür Aslında Allah katında her şey olup bitmiştir O yüzden de Allah “kıyamet koptu” buyurur Allaha göre kıyamet koptu Ama zaman boyutuna hapsedilmiş bizler için henüz o zamana ulaşmış değiliz Bir noktadan başlayan bir dairenin iki yönü vardır Bir noktadan çıkan iki çizgi birbirinin üzerine katlanarak aynı noktaya ulaştıklarında daire tamamlanır ve iş bitmiş olur işte Hızır ve Zülkarneyn bizim istikametimizin tersinden gelen ölümsüz varlıklardır Karn kelimesi üzerinde de biraz duracak olursak belki meseleye biraz daha ışık tutarız Karn boynuz demektir Ama aynı zamanda çağ ve dönem anlamı da vardır Zülkarneyn iki boynuzla anlamına geldiği gibi “iki zamanlı” anlamına da gelir iki zamanlı insan için elbette iki doğu ve iki batı vardır Çünkü her zamanın bir başlangıç ve bitiş noktası vardır Dolayısıyla iki zamanlı olanın iki doğusu ve iki batısı mevcuttur Zülkarneyn iki boyutlu zamanın başlangıç noktasıyla bitiş noktasını gördü Yani insanlığın macerasını Yecüc ve Mecüc ise bu boyutlar arası gelgitte varlığını tesbit ettiği iki topluluk Bunlarçn yerle ilintili olmaları ise yer yüzünde icra edecekleri operasyonlarla ilgilidir Çünkü Yecüc ve Mecüc ile ilgili rivayetler bu iki kavmin insanlığın ürettiği bütün uygarlığı ve kültürü yerle bir edecekleri yolundadır

Yecüc ve Mecüc´in ortaya çıkış dönemleri tıpkı Zülkarneyn kıssasında izah edildiği gibi kıyamet öncesidir iyi ve kötü iki grubun dünya üzerinde cereyan edecek mücadeleler neticesinde insanlığa ait bütün eserler yerle bir olacak Bilim kurgu filmlerinde de görüldüğü gibi zaman ilerisinden gelen uzaylılar hep iki gruptur Bir grup insanlığın geleceğini kurtarmaya çalışırken diğer grup bu fesadcı ve azgın insanları yok etmeye yöneliktir Ayette geçen “Ve iza cae va´du Rabbi cealehu dekkae ve kane va´du Rabbike hakka” ibaresi Zülkarneyn eliyle bir boyuta hapsedilmiş olan bu topluluğun zamanı geldiğinde bu boyuttan kurtularak yeryüzüne saldıracaklarını ve bunun da gerçekleşmesi mukadder bir olay olduğunu göstermektedir Kur´an´a göre uzay yedi tabaka olarak dizayn edilmiştir Bu hem yedi kat göğü ifade eder hem de her katta yedi uzayın varlığını haber verir Nitekim ayette gök “tabakan an tabak (yani kat kat içinde) olarak yaratılmıştır İstelik Kur´an´a göre yedi kat uzayın ilk katı yıldızlıdır Demek ki yıldızların serpildiği alan sadece birinci kat göktür Bu ise sonsuzluk fikrini verecek kadar geniştir Ancak bu uzaklık tek istikametli zaman içindir Çift zamanlı varlıklar için bir boyuttan diğer boyuta sıçramak an meselesidir Nitekim UFO diye nitelediğimiz cisimler de aniden gözden kayboluveriyorlar İstelik radarlar bile tesbit edemiyor Çünkü bizim radarlarımız da tek yönlü zamana göre yapılmışlardır Dolayısıyla ancak bilinen zaman istikametinde akan cisim ve onların sinyallerini alabilirler Oysa UFO´ların kullandığı teknik boyuttan boyuta geçebilecek imkanı veriyor Dolayısıyla gözümüzün önünde oldukları halde bir anda sırra kadem basarlar İlerde Tarık Suresi´ni anlatırken göreceğiz ki Cenab-ı Hak bir anda görülüp ve aynı süratte kaybolan yıldızlardan söz ediyor Halbuki bilinen hiç bir yıldız bir anda görünüp kaybolmaz Keza ayetlerde geçen ´yol´ tabiri de yol olmaktan çok bir “rota”yı ifade ediyor Nitekim “iki dağın ucu denk olunca bana eritilmiş maden getirin döaaaim buyurdu Bu tam tamına bu varlıkların eksi ve artı iki zaman kutbu arasında örülen bir boyut çizgisiyle hapsedilmeleridir Ve Ahir Zaman yaklaşınca bu zaman boyutu çözülecek ve bizim uzayımız içinde bulunan bu yaratıklar dünyamıza gelmeye başlayacaklardır Nitekim UFO´ların görünmesi de son 50 yıllık bir hadisedir

Hatta bazç rivayetlerde dönİp geriye bakan birinin ´kör olup taş kesildiği´ belirtilir Bu ve benzeri tasvirler ve rivayetler bize bir atom bombasını anlatır Elbette ki Cenab-ı Hak kudret sahibidir Ama O bu “sebepler dünyası” nda kudretini vasçtalarla izhar eder Pekala melekler gibi yukarıdaki ayetlerde “men” işaretiyle tarif edilen melek dışı varlıkları da bu amaçla kullanmış olabilir ve bu O´nun kudretine halel getirmez Sonuç olarak göktekilerin -siz buna uzaylı deyin- insanlara yönelik bir saldırıları söz konusudur ve bu çok şiddetli olacaktır Nitekim aynı surenin 20 ayetinde Cenab-ı Hak “Rahmanın nezdindeki bu ordulara karşı hangi ordularla karşı koyacaksınız?” diye soruyor Rahman´ın ordularının vasıfları ise 19 ayette anlatılır “Onlar üzerlerinde uçan kuşlara bakmıyorlar mı? Onları gökte tutan boşlukta uçmalarını sağlayan Rahman´dır” deniliyor
Şimdi 16 – 20 ayetlerini birlikte yorumlayalım

“Uzaydakilerin ansızın size saldırıp sizi yere geçirmelerine karşı nasıl güvende olabilirsiniz? Onlar bunu yapmaya muktedirdir O zaman göreceksiniz ki altınızdaki yer sarsıntılar geçiriyor

“Hem siz uzaylıların size dumansız ateşlerle (hasib) -bugünün verileriyle lazer- saldırmayacaklarından emin misiniz? Hayır hayır emin olmayın Bunu yapacaklar Ve siz o zaman korkutulmak nasıl olurmuş dehşet neymiş anlayacaksınız Hatırlayın daha önce de bizim uyarılarımızı peygamberlerimizin getirdiği bilgileri kale almayan topluluklar oldu Onları nasıl cezalandırıp yok ettiğimizi görmüyor musunuz? Bunu yapabileceğimiz konusunda bir şüpheniz mi var? Şüpheniz olmasın İzerinizde uçuşup duranlara (kuş uçak helikopter füze ve UFO) bakmıyor musunuz? Onları o boşlukta tutan Rahman´dan başkası değildir O her şeyi görendir Hem onlara karşı kendinizi ne ile savunacaksınız? Şu elinizdeki ordularla mı? Rahmanın kudretli ordularına karşı kendinizi bu ordularla mı savunacaksınız? Yazık! Gerçeği görmemekte ısrar edenler aldatıcı bir gurur içindedirler” Niçin gizliyorlar?

Evet aldatıcı bir gurur içinde kimimiz UFO´ları binek olarak kullanan yaratıklara aldırmazlıktan geliyoruz kimimiz inanmıyoruz kimimiz işi çarpıtıyoruz Nitekim Cenab-ı Hak

“Biz sizleri bir kuşluk vakti oyunla oynaşla meşgulken ve gaflet içinde yakalayıveririz Siz buna karşı tedbir almak zorunda olduğunuz halde durup durup aynı soruyu soruyorsunuz; Hadi söyleyin bu iş ne zaman olacak! Ey Muhammed de ki onun ne zaman olacağının bilgisi Allah´ın katındadır Ben sadece bir uyarıcıyım buyuruyor

Bugün de bütün ilgililer elde ettikleri bilgileri toplumlardan gizliyorlar Özellikle Amerika´nın elinde UFO´ların varlığını isbat edecek kadar bilgi ve belge mevcut Bunların büyük bir kısmı zaman zaman basına da intikal etti Ama hiç bir resmi ağız çıkıp bu konuda bir şey söylemiyor Bu da ilahi bir hüküm Çünkü insanlık bunu hakkedecek ve tedbir almadığı için ansı

Alıntı Yaparak Cevapla