Yalnız Mesajı Göster

Absürd(Saçma) Kavramı

Eski 08-20-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Absürd(Saçma) Kavramı




“Fazladan olma” nın tüm nesneler arasında kurulabilecek tek münasebet olabileceğini ve kendisinin de fazladan bir varlık olduğunu gören Roquentin bu suretle varoluşun ve bulantısının anahtarını keşfeder

Varoluşun bulantımın, kendi yaşantımın anahtarını bulduğumu anlamaktayım Nitekim, bütün sonradan anladıklarım gelip bu temel saçmalığa dayanır “Saçmalık kafamın içinde bir düşünce değil bir ses esintisi de değil ayaklarımın dibindeki şu uzun ölü yılan, şu tahta yılan Yılan ya da pençe ya da kök ya da akbaba tırnakları

Yukarıdaki pasajdan da anlaşılabileceği gibi, Roquentin açısından önemli olan şey varoluşun anahtarıyla birlikte en az onun kadar önemli olan bir başka şeyin de farkedilmiş olmasıdır: saçmalık kafasının içindeki bir düşünce değildir Saçma ayaklarının dibindeki, şu uzun yılan, ya da tahta yılan diyebileceği - aslında adı da o — önemli olmayan, belki başka bir zaman karşısına başka bir şekilde çıkabilen - varlığın ta kendisidir

“Bir daire saçma değildir Fakat bir daire var, değildir de Bu kök ise tersine onu açıklayamayacağını ölçüde vardır Bağımlı, kımıltısız acısız haliyle beni büyülemektedir? Varoluşan şey, kaba ve adsız bir şeydir onu birtakım bağlantılar içerisine soktuğumuzu ve yerleştirdiğimizi sanırız ama o bu bağlantılardan sürekli kaçarak bize “bu bağlantıların keyfiliğini” hissettirir

Bu sürede hayatın boşluğu ve sebepsizliğiyle yüzyüze gelen insan bir yandan varlığa açıklama getiremediğini görürken, diğer yandan kendi sebepsizliğinin ve saçmalığının da farkına vararak adeta alt-üst olur:

Bulantıyı anlıyordum bendeydi o Bakışlarımı bir bir kendime sayıp dökmüyorum doğrusu Fakat öyle sanıyorum ki, onları söz haline sokmak şimdi kolay olacak benim için Aslolan olumsallıktır Demek istiyorum ki, tanımlama bakımından varoluş, zorunluluk değildir Varolmak ortada olmaktır sadece olumsallık yalancı bir düzen, yokedilebilir bir görünüş değildir; (mutlak) kendisi dolayısıyla tam bir hasbiliktir Her şey hasbidir, şu park, şu kent ve kendim İnsan bunu farketmeye görsün, midesini bulandırır bu, her şey başlar dalgalanmaya

Hayatın beyhudeliği ve sebepsizliği sizi çepeçevre kuşatır Bu saçma ve iri varlığa karşı dayanılmaz bir öfke duyarsınız

Çünkü o, o denli ortadadır ve çırılçıplak bir dünyadır ki insan bütün bunlar nereden çıkıyor, nasıl oluyor da ortada yokluk değil de bir dünya var? diye soramaz bile Sonra dünya bütün çıplaklığıyla “heryerde hazır nazırdır Bu uysal solucanın varolması için hiç bir neden yoktur kuşkusuz, fakat onun varolmaması da mümkün değildir

Ondan önce hiçbir şey varolmadığı gibi,onun varolmayacağı bir anda mevcut olmamıştır Işte insanı öfkeye boğan da budur

Görüldüğü gibi bulantı, tiksinti ve öfke duyguları olumsal bir dünya ile karşılaşmamıza ve bu olasılığın maddi yönümüz itibariyle bizi de kuşağıttığına bağlıdır

O halde üzerinde yoğunlaşılması gereken anahtar teriın”karşılaşma” terimidir Biz şu andan itibaren bu tümden hareket etmek suretiyle Sartre felsefesinin fenomenolojik yönünü ele alıp “Kendisi İçin Varlık” in saçına ile ilgisi olup olmadığım - ya da “saçma” olanın yalnızca “Kendisinde Varlık” olduğu yolundaki düşüncenin ne ölçüde doğru olduğunu - sorgulamaya çalışacağız

Bilineceği üzere Sartre, bilinç anlayışı itibariyle Husserl’den etkilenmiş ve “her bilincin bir şeyin bilinci” olduğunu söylemiştir Bu ifade bilincin kendi dışındaki bir varlığa doğru sürekli yönelim halinde olması ve “olduğu şey olmaması, olmadığı şey olması” anlamına gelir Bilincin bu şekilde değerlendirilmesi onun Kendisinde Varlık aksine, kendi içerisinde ele alınamaması, “kendi kendisiyle sürekli olarak MESAFEli olması demektir Böyle bir tavır alış, bedeni ya da maddi yönü itibariyle varlığa adeta battığını, gark olduğunu her insanın, bilinci yoluyla kendisi ve varlık arasına mesafe koyabilmesine, başka bir deyişle, kendisini varlıktan ayırabilmesine ve kendisini Kendisinde Varlık’ın uzağına yerleştirebilmesine imkan verebilmektedir

İşte bu mesafe koyabilme, başka bir deyişle bilmem nesnesine yönelim faaliyeti Sartre ve Husserl’in “entansiyonalıe” dediği şeydir

Bulantı’nın kahramanı Roquentin’e Kestane ağacının kökü idim ben Daha doğrusu, baştan aşağı onun varoluşunun bilinci idim Ondan henüz ayrı - bunun bilinci vardı bende çünkü - fakat yine de onunla haşır - neşir ondan başka şey değil varoluş kendini uzakta düşündürten birşey değildir Onun sizi kaplaması üzerinizde durması lumıltısız koca bir yığın gibi yüreğinizin üstüne ağır basması gerekir sözlerini söyleten de Sartre’ın entansiyonel bilinç anlayıştır

Bu anlayış gereği insan bir yandan, kendisini, bedeniyle “Kendisinde Varlık”ın bir parçası olarak görür ve kendisinin de varlığın saçmalığına iştirak ettiğini hisseder Diğer yandan ise bilinci yoluyla, varlıkla kendisi arasına bir mesafe koyar ve o “ varlıkla temas” halinde olmasına rağmen, “o varlığa indirgenemeyen”, o saçma varlıktan bilinci yoluyla kendisini ayıran bir varlık, bir Kendisi için Varlık olarak karşımıza çıkar

Burada önemli olan şey bilincin (bilincimin) yöneliminden önce lüzumsuz bir varlık ve mutlak saçmalık olarak nitelendirilen “Kendisinde Varlık”ın bilincimin yönelimiyle mutlak saçmalık olmaktan kurtulup, bir anlam kazanarak, “bilinç için varlık”, “benim için varlık” sadece ve sadece bir bilinç olduğu nisbette bilinç için bir şey haline gelmesidir

Ancak insanın bir yönüyle bilinçli bir varlık — “Kendisi İçin Varlık” olması bile, maddi yönü itibariyle sebepsiz ve saçma bir varlık olmasının getirdiği tedirginlik ve fazladanlık hislerini ortadan kaldırmaya yetmez

Alıntı Yaparak Cevapla