08-20-2012
|
#14
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Jacques Derrida (1930-2004)
“BULUNUŞ METAFİZİĞİ”
Yakın dönem Fransız düşüncesinin en etkili düşünürlerinden Jacques Derrida’nın, bütün bir Batı felsefesinin düşünme geleneğinin köküne dek işlediğini düşündüğü en temel, en sorunlu metafizik varsayımlarından birini anlatmak amacıyla başvurduğu kilit önemi bulunan felsefe terimi ,
Bu anlamda “bulunuş metafiziği” deyişi, enson gerçeklik diye adlandırılanın kendi içinde değişmez ve bölünmez bir “birlik” oluşturduğu, bu enson gerçekliğin birliği karşısında görünürdeki ayrılıkların gerçek anlamda birer ayrılık olmadıklarının düşünüldüğü her türden metafizik yönü ağır basan düşünceyi tanımlamaktadır
“Bulunuş” sözcüğünün özellikle Batı dillerindeki karşılıklarına bakıldığında ayni anda hem “yer” hem de “zaman” bildirdiği görülür Bu nedenle terim üzerine yürütülen tartışmaların odak nokrasını, terimin bir yanda “buradalık” bildiren bir “yer belirteci” olması, öbür yanda “şimdi”yi ya da “şu an” bildiren bir “zaman kipi” olması oluşturmaktadır
Derrida “bulunuş metafiziği’ diye adlandırdığı bütün bir Batı felsefesi geleneğinin karşısına kendi geliştirdiği yapısökümcü okuma yordamıyla dikilmektedir Buna göre Platon’dan Husserl’e değin hemen bütün filozoflar dolaysız, doğrudan, hiçbir aracıya ya da dolayımlamaya konu olmaksızın varolan bir kesinlik alanı olduğunu baştan sorgulamaksızın varsaymışlardır
Derrida, felsefe tarihinde büyük filozoflarca yazılmış belli başlı klasik felsefe metinlerini yapısökümcü okuma yordamıyla ele alırken, böyle bir kesinlik alanının daha varolup olmadığını kesinlemeden, filozofların söz konusu alanın peşine düşme çabasının önü alınamaz, son derece tehlikeli bit metafizik istekten kaynaklandığını göstermeye çalışır
Nitekim Derrıda’nın hemen bütün yapısökümcü okumalarının ana hedefini, pek çok filozofun düşüncesinin kaynağının ve kökeninin “bulunuş” sayıltısında yattığını göstermek
oluşturmaktadır
Sözgelimi Husserl’ın felsefece düşünme izlencesinde arı bir anlam biçemi bulgulamak adına yürütülen araştırma, aslında değme bir ‘‘bulunuş’’ arayışına karşılık gelmektedir Böylelikle Derrida, geleneksel felsefe yapma tarzının enson olanağı “bulunuş”u tanımayarak, şu ana gelinene değin filozoflarca tutulmuş yolun temellerini ve dıyanaklarını, yolun bugüne gelinene dek katedilmiş bölümünü yerinden oynatarak söker
Derrida ‘bulunuş” gibi yanıltılı bir metafizik tasarımı olumsuzlamakla, felsefe metinlerinde izine rastladığı her yer de onu yoksaymakla, “bulunuş” düşüncesinde içerimlenen “şimdi” diye nitelenebilecek belli bir tikel ana göndermede bulunuyor olma varsayımının da yapısını sökmüş olmaktadır “Bulunuş metafiziği” bu anlamda o an deneyimlediğimiz algısal dünyanın kendisine duyulan inançtan kaynaklanmaktadır
“Bulunuş’ önkabülüne karşı açtığı savaşla Derrida, ilk bakışta karşıt konumda gibi görünen pek çok felsefe konumunu, sözgelimi “mantıkçı olguculuk’ ile “görüngübilim” arasındaki ilişkide olduğu üzere, aynı temel yanlış tasarımlamanın değişik yüzleri olarak bulunuş metafiziği içine yerleştirmiş olmaktadır Özünde bulunuş metafıziğinin maskesini düşürmeyi amaçlayan Derrida’nın bu yöntemi, felsefe tarihinin nasıl okunabileceğine yönelik çok özgün bir okuma yordamını dolaşıma sokuyor olması bakımından da ayrıca önemlidir
Derrida’nın bulunuş metafiziği diye adlandırdığı sorunsala karşı geliştirdiği yapısökümcü konumun üstünde, Nietzsche ‘nin bütün bir felsefe tarihinde hakikatin beşiği olarak değerlendirilen “iç yaşantı” varsayımını yoksaymayı erek edinmiş sözdeyişlerinin önemli bir etkisi olduğu gibi Wıttgenstein’ın “özel dil uslamlaması”nın olanaksızlığını tanıtlamak amacıyla yürüttüğü felsefece soruşturmaların da derin izleri daha ilk bakışta duyumsanmaktadır
|
|
|
|