08-20-2012
|
#2
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Jean-François Lyotard
Lyotard ,ortaya ölçülemezlik ya da karşılaştırılamazlık denilen teorik sorunu koyar Farklı adalet ve hakikat konumları birbiriyle ne karşılaştırılabilir ne de birbirlerine indirgenebilir Modernizmin (pozitivizm), tinin diyalektiğinin ve ya Marksçılığın önerdiği gibi tek bir hakikat, salt bir akıl, evrensel bir yaşam konumu olduğuna (tarihin ve ilerlemenin tek ve evrensel bir yönü olduğuna) inanmak ve bunu teorik kanıtlarını ortaya koyabilmek mümkün değildir
Bu beraberinde bilginin meşruiyeti sorununu getirir Eğer bilgi edinimi için gerekli motivasyon “gerçeği (hakikati)” ele geçirmenin ve “özgürleşmenin” bir yolu olarak sunulan “büyük anlatılara” duyulan inanca dayandırılamayacaksa neye dayandırılacaktır? Büyük ve temel bir hakikate ulaşmanın yolu olmaktan çıktığında “bilgilenmek” ne işe yarar? Endüstri-sonrası-toplum, bilgi ve informasyon teknolojisinin büyük bir rol oynadığı üretim yapısına geçiş yapmıştır gerçi O halde artık bilgi başlıca teknolojik "üretim" için vardır Ve bilgi satılmak için edinilen bir "" olmuştur Bunun yanısıra bilgi doğruluk ölçütlerinin belirlenmesi,verimlilik,adalet ve estetik alanlarında da bir yetkinlik sağlamaktadır

Günümüzde bilgi ediniminin zihinlerin,hatta tek tek bireylerin eğitilmesinde ayrılamayacağı biçimindeki eski ilkenin gittikçe modası geçmiştir Lyotard’a göre Bilginin kendi içinde bir amaç olduğu düşüncesi ortadan kalkmıştır …Bilgi artık satılmak için üretiliyor,bundan böyle de yalnızca bu amaç için üretilecek
Lyotard’a göre bilgi,doğruluk ölçütünün basitçe belirlenip uygulanmasıyla sınırlı değildir;doğruluk ölçütünün belirlenmesinin ötesine geçen ve verimlilik (teknik ve vasıf),adalet ve/ya da mutluluk,güzellik(işitsel ya da görsel duyarlılık) ölçütlerinin belirlenmesine kadar uzanan bir yeterlilik sorunudur Bilgi,kişinin yalnızca “iyi düzanlamlı” sözceler oluşturmasına değil,aynı zamanda onun “iyi kural koyucu" ve “iyi değerlendirici" sözceler oluşturmasına da olanak verir Ancak bütün bunlar nasıl değerlendirilmelidir? “Bilen”in sözceleri bir başkasıyla konuştuğu bağlamdaki toplumsal çevre tarafından kabul edilen ölçütlere (adalet,güzellik,doğruluk ve verimlilik ölçütlerine) uygunsa ,o sözcelerin iyi oldukları sonucuna varılır
Dil Oyunları
Bu noktada Wittgenstein’ın “dil oyunları” kavramından etkilenen Lyotard’ın aşağıdaki gözlemlerde bulunduğunu belirtmemiz gerekiyor Çeşitli sözce kategorilerinden her biri,kendi özelliklerini belirleyen kurallar ve bu kuralların oturtulabileceği zeminler bağlamında tanımlanabilir Dil oyunlarının kuralları kendi meşruluklarını kendi içlerinde taşımazlar,daha çok oyuncular arasındaki bir sözleşmenin (açık ya da örtük olarak nesneleridir)-kurallar yoksa oyun da yoktur
Toplum, basitçe dil gibi değildir Dildir, ve hepimiz dil kapanına yakalandığımız için, içinde yaşadığımız özgül ‘söylemler’ dışında kullanabileceğimiz hiçbir dışsal hakikat standardı, hiçbir dışsal bilgi göndergesi yoktur
Her sözce oyundaki bir hamle gibi düşünülür İletiler,düz anlamlar,kural koymalar,değer biçmeler,edimseller vb ’nden hangisini ya da hangilerini içerdiklerine bağlı olarak alabildiğine değişik biçimler ve etkiler taşırlar
Lyotard dil oyunlarının birbirleriyle karşılaştırılamaz oldukları düşüncesindedir Düzanlama dayalı oyunu (bu oyunda geçerli olan doğru/yanlış ayrımıdır) ,kural koyucu oyundan (bu oyunda geçerli olan adil/adil olmayan ayrımıdır) ve teknik oyundan (buradaki ölçüt ise verimli/verimsiz) ayrımıdır
Muhtemeldir ki Lyotard,dil oyunların esas itibarı ile hilekarlar arasında çatışmaya dayalı olarak gerçekleşen ilişkiyi cisimleştiren oyunlar olarak görüyor Her koşulda,şeyleri kavrama tarzımız doğrultusunda eylemeye eğilimliyiz Uslamlamalarımızda kullandığımız en aygın eğretilemelerden birisi savaş eğretilemesidir Bir takım konumların asla savunulamaz konumlar olduğunu söyleriz;konuşurken karşımızdaki insanın uslamlamalarına saldırırız,onları yıkarız,vurup düşürürüz Yürüttüğümüz tartışmaları ya kazanırız ya da kaybederiz Lyotard’a göre konuşmak her zaman kavga etmektir
Totalitarizme karşı çoğulcu demokrasi
Lyotard’a göre postmodernizmin siyasal anlamı, totaliterliğe karşı çıkıştır Bu yönde aşırı iyimser olmakla eleştirilmiştir Totalitarizm, modernizmdeki her tür ögretiye içkin hale gelen birlik ve düzen anlayışlarından, dahası mutlak akıl ve hakikat anlayışından gelir Bunlara karşı heterojen ve çoksesliliği önerir, ki bu onun Wittgensteinci dil oyunları anlayışına uygun bir görüştür Mutlak bir uzlaşmanın degil, geçici sözleşmelerin peşinde olunmalıdır
Lyotard’in kuşkuculuğu, nihilizme varmaz, adalet modası gecmis bir kavram değildir ona göre, moderligin demokratik potansiyeli vardır ve yapılması gereken onun yenilenmesi ve derinleştirilmesidir
|
|
|
|