|
Prof. Dr. Sinsi
|
Jean-François Lyotard
Anlatısal Bilgi ve Bilimsel Bilgi
Bilimsel bilgi bilginin bütününü temsil etmez Nitekim Lyotard’ın anlatısal bilgi diye adlandırdığı bir başka türden bilgiyle başından beri rekabet ve çatışma içinde olmuştur Geleneksel toplumlarda anlatısal biçimin üstünlüğü söz konusudur Anlatılar (halk hikayeleri,söylenler,söylenceler ve masallar) hem toplumsal kurumlara meşruluk kazandırırlar hem de yerleşik kurumların bütünleşmesine yönelik olumlu ya da olumsuz örnekçeleri temsil ederler Anlatılar yeterlilik ölçütlerini belirler ve/ya da bu ölçütlerin nasıl uygulanmaları gerektiğini gösterirler Böylelikle söz konusu edilen kültürde söylenilmesi ve yapılması doğru olanı tanımlarlar
Geleneksel toplumlardaki anlatı geleneği,aynı zamanda topluluğun kendisi ve çevresiyle yaşadığı ilişkiye dayalı üç ayaklı bir yetki paylaşımının-“nasıl yapacağını bilmek(know how),”nasıl konuşacağını bilmek” ve “nasıl dinleyeceğini bilmek”-tanımlamasına yönelik bir gelenektir Anlatısal biçimde doğruluk,adalet ve güzellik üzerine bildirimler genellikle birbirleriyle örülüdürler Bu anlatılar aracılığıyla iletilen,toplumsal sözleşmeyi oluşturan kurallar kümesidir
Lyotard anlatısal ya da öykü anlatan bilgi savlarının geri çekilmesini tartışır-genellikle bilimle bağlantılı olan soyut,düz anlamlı ya da mantıksal,bilişsel yordamlar bağlamındaki bilgi savlarının Bilimin,dil oyununda ,göndericiden söylediğine ilişkin kanıt gösterebilmesi,aksi durumda aynı göndergeyle ilgili çelişen ya da çatışan her bildirimi reddetmesi beklenir Bilimsel kurallar on dokuzuncu yüzyıl biliminin doğrulama,yirminci yüz yıl biliminin ise yanlışlama dediği görüşün temelini teşkil ederler Söz konusu kurallar,eşler(gönderici ile alımlayıcı) arasındaki tartışmanın bir uylaşım(konsensüs) ufku içersinde yapılmasına olanak tanırlar Her uylaşım bir doğruluk göstergesi değildir,ama bir bildirimin doğruluğunun zorunlu olarak bir uylaşımı imlediği öngörülür Bilim adamları bildirimlerini doğrulayabilen bir eşe yani bir alımlayıcıya ihtiyaç duyarlar,bu anlamda da sırayla gönderici olurlar Bu bağlamda gereksinimi duyulan eşitliklerin yaratılması gerekir
Bu yeniden üretimin gerçekleşmesini olanaklı kılan öğretkelerdir (didactics) Bunun ilk önkabulü öğrencinin göndericinin bildiğini öğrenebileceği, bu anlamda bir uzman olan öğretmenle eşit yeterliliğe sahip olabileceği düşüncesine dayalıdır Uzmanlar öğrencilerin yeteneklerini geliştirme sürecinde öğrencilerin henüz yeterince bilmediklerinin farkındadır ama öğrenmek için çaba gösterdiklerine de itimat eder Bu yolla öğrenciler bilimsel bilgi üretme oyunu ile tanışırlar Bilimsel bilgide daha önce kabul edilmiş her bildirime her zaman için geçersiz ya da yetersiz olabileceği düşüncesi ile karşı çıkılır Aynı göndergeye ilişkin daha önce onaylanmış bildirimi çelen her yeni bildirim,ancak daha önceki bildirimi çürütmesi koşuluyla geçerli olarak kabul edilebilir
Demek ki bilimsel bilgi ile anlatısal bilgi arasındaki temel ayrım,bilimsel bilginin gereksinim duyduğu bir dil oyunu ile düzanlamı alıkoyması,diğerleriniyse dışlamasından kaynaklanır Hem bilimsel hem de bilimsel olmayan (anlatısal) bilgi eşit derecede zorunludur Her ikisi de bir bildirimler kümesinden oluşur Bu bildirimler genelde uygulanabilirliği bulunan bir kurallar çerçevesi içinde ,oyuncular tarafından oynanan oyunlardır Söz konusu kurallar özel bir bilgi türüne özgüdürler,bu anlamda bir bilgi türünde “iyi” olarak görülen oyunlar bir başkasında aynı” iyi” doğrultusunda değerlendirilemezler (bir rastlantı olmadığı sürece) Bu yüzden anlatısal bilginin varoluşunu ya da geçerliliğini bilimsel bilgi temelinde değerlendirmemek gerekir,aynı şekilde ,bilimsel bilginin geçerliliğini de anlatısal bilgi temelinde değerlendirmemek gerekir Bu iki bilgi alanındaki temel ölçütler özce birbirlerinden ayrıdırlar
Lyotard anlatısal bilginin kendisini uslamlamaya ve tanıtmaya başvurmaksızın onayladığını ileri sürer Ne var ki,anlatısal bildirimlerin geçerliliğini sorgulayan bilim adamları bu bildirimlerin hiçbir biçimde uslamlamaya ya da tanıtlamaya konu olamayacakları sonucuna varırlar Bilimadamları anlatıları farklı zihniyetlere ait olmaları bakımından sınıflandırırlar:ilkel,yabanıl, gelişmemiş, gerici, yabancılaşmış, kanılar toplamı, görenek, otorite,önyargı,cahillik,ideoloji diye Anlatılar bu anlamda yalnızca kadınlar ve çocuklar için belli işlevleri yerine getiren masallar,söylenler ve söylencelerdir
Lyotard’ın uslamlamasında ilginç bir döngü söz konusudur Lyotard,bilimsel bilginin başkasına,yani kendi bakış açısına göre hiçbir bilgi taşımayan anlatısal bilgi türüne başvurmadan hiçbir şey bilemeyeceği gibi bilinebilir kılamayacağının da doğru olduğunu söyler Kısacası,anlatısalın bilimsel içinde hiç durmadan tekrar tekrar dönmesi söz konusudur
Bilimsel bilgi temelde kendi görüşüne göre bilgi olmayan anlatısal bilgiye ihtiyaç duyar
Kendisini,bir destan olarak satması için devlet bilime büyük miktarlarda para harcar Devletin taşıdığı güvenilirlik,temelde yasa koyucuların kamunun rızasını almak için kullandığı bu destana dayanır Başka türlü söylendikte,bilim devletin meşruluk talebince yönetilir Devlet bilim sayesinde kendisini meşru kılar
Kurumsal bilimsel araştırma gerekçeleri olarak sunulan iki söylen-insanlığın özgürleşimi ile bütün bilgilerin kurgusal birliği-aynı zamanda ulusal söylenlerdir Politik,militan ve eylemci olan ilki,on sekizinci yüzyıl Fransız geleneği ile Fransız devrimine dayanır İkincisi ise bütüncüllük (totality) kavramı çevresinde örgütlenen Alman Hegelci gelenekte köklerini bulur Lyotard "insanın özgürleşmesi(Fransız devrimi) ve "bilginin bütünselliği"(Hegelci bütünlük)biçimindeki bu iki söylenin bilginin meşru kılınmasına hizmet ettiğine dikkat çeker
Lyotard artık bilimin kendisini bir üst anlatı ile meşrulaştırması gerekmediğini bildirir Zira bilim öyle gelişmiştir ki yararlılığı ile pratik hayatın bütününe nüfuz etmiş durumdadır Bu yüzden bilimin savunusunu yapmaya gerek kalmamış,her türlü üst anlatı işlevsizleşmiştir
Bu anlatılardan ilkinin konusu özgürlüğünün “kahramanı” olması bakımından insanlıktır Lyotard burada şunları yazar: Bu anlatıya göre “Bütün insanların bilim yapmaya hakları vardır Eğer toplumsal özne daha önceleri bilimsel bilginin konusu olmamışsa,bu olsa olsa papazların ve tiranların bilim yapmayı yasaklamasından dolayıdır Bilim yapma hakkı yeniden fethedilmelidir ” Devlet “ulus” adı altındaki “insanlar”ın eğitimini doğrudan doğruya denetim altına almak anlamına gelen özgürlük anlatısına daima insanları ilerleme yoluna yöneltmek adına sarılır
|