Konu: Nermi Uygur
Yalnız Mesajı Göster

Nermi Uygur

Eski 08-20-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Nermi Uygur




Nerdeyse yarım yüzyıldan beri "Başkasının Ben'i Sorunu" ile birlikteyiz Kimi çökertici bir ağırlık üstümde, kimi sevindirici bir çekim; neye elatsam, bazan zorluklara iteler, bazan da hafifletici bir akışla beni içine alır başka-ben uğraşları Özüme özgü yaşama-sözlüğümde kısacık bir deyim ama, nice onyıllar kuşatımlı yaşama-gerçekliğimde eşsiz önemi var Duyumlarım, eylemlerim, karşılaşmalarım, şaşmalarım, değişimlerim,- kendimi bildim bileli, hep bu soruyla, ayrılmazcasına, örgülenerek sürüp gitmekte Bu dünyadaki tarihim coğrafyamla, akla gelebilecek çeşit çeşit beden-düşünce-anlam-değer vargılarımı, canlı bir varlık olarak, hep bu soruyu sorma ve yanıtlama deneyişlerimle yaşadım içimde dışımda Meğer 50 yıl olmuş(sayfa9)

Başkasının ben'i sorununa tarihsel-sistematik kuşbakışı;

başkasının ben'i sorunu, batı felsefe geleneğinin dışında kalmaktadır
Şimdiyedek " başkasının ben'i" sorununun tarihini aydınlatmak için hiç bir deneme yapılmamıştır Bu, kuşku yok ki, sorunun sistematik durumu ile ilgilidir
bunun başlıca nedeni, belli ki "başka-ben" çeşidinden bir kavramın ortaya çıkabilmesi için, daha önce kurulmuş olması gereken "ben", "subjekt"("özne") ya da "insanın kendi üzerindeki bilinci" kavramlarının, Antik felsefesinin ancak pek çok sonraki bir döneminde günışığına çıkarılabilmesinden ileri gelmektedir Modern Çağ'da başka bir ben'i göstermek için bazan başvurulan, ama günümüzde artık pek kullanılmayan "alter ego" sözü, hiç kuşku yok ki, antikçağın bir başarısıdır Ancak, apaçık olan bir şey varsa, o da alter ego'nun eskiler için yalnızca dostu göstermesidir Dost: güven, sevgi ve yakınlık bakımından kendimden ayrılmadığım ikinci bir ben'dir Ortaçağda, başkasının ben'i sorunu hemen hemen hiç araştırma konusu yapılmamıştır Toptan bakıldıkta, bu çağa damgasını vurmuş olan Tanrı odaklı, teosentrik bir dünya anlayışı, başkasının ben'i sorununun ortaya çıkmasına engel olmuştur Yeniçağda, başkasının ben'i sorunuyla ilgili bilinç, oldukça örtük biçimde ortaya çıkan çeşitli yönlerde görünmektedir Bu yönlerin büyük bir kısmını, araştırmada genişçe ele alınacak olan birkaç tipik başlık aıltında: "Solipsizm" (Stirner, Descardes), "İdealizm"(Fichte, Hegel) "Anoloji öğretisi" (Malebranche, Berkeley) ve "Einfühlung" (Liips, Volkelt) başlıkları altında toplamak yerinde olur Ama sorun asıl atılışı çağımızda yapmıştır (çoğu fenomenoloji doğrultusunda düşünüp araştıran M scheler, MMerleau-Ponty, J-P Sartre, M Heidegger, K Jaspers, FJJ Buytendijk, N Berdjejew, M Nedoncelle, M Chastaing, J Wisdom)
Başkasının ben'i sorunu üzerine tartışmalar, 1953 yılında Brüksel'de toplanmış olan XI Milletlerarası Felsefe Kongresi'nde yoğunluk bakımından tepe-noktasını bulmuştur Kongredeki "başkasını-deneme" başlığı altında günlerce süren çoğu yapıcı tartışmalar, bunun en büyük tanığıdır Çeşitli uluslararası filozofların bildirileri, başkasının ben'i sorununun, günümüzün düşünme doğrultularında, değişik ülkeleri ve araştırma-alanlarını kucaklayan en güncel sorunlardan biri olduğunu açığa vurmaktadır(Sayfa 32)

Bir cismin, benim için "başkasının bedeni" varlık-anlamını kazanabilmesi için, kendi bedenimin işe karışması; algı-nesneme, kendi bedenime dayanaraktan 'beden' anlamını aktarmam gerekmektediryönelimsel (intentional)kuruluşun özünden çıkan bu sonucu, Husserl: "anlam-aktarması","anlam-kayması" diye adlandırmaktadır Bu anlam aktarmasına neden gerekseme olduğunu Husserl şöyle dile getirmiştir: "Kendi bedenim,beden olarak (işgören organ olarak) en ilk ve en özden konstitue edilen ve konstitue edilebilen biricik beden olduğuna göre; beden olarak kavranan 'oradaki' cisim, bu anlamı benim kendi bedenimden kalkarak yapılan apperzeptiv bir aktarma ile kazanmak zorundadır; hem bu öyle bir aktarmadır ki, bedenliliğin özel niteliklerinin gerçekten aracısız(direkt), böylelikle de primordial bir halde gösterilmesini, en özden algı ile gösterilmesini dışarıda bırakmaktadır" Husserl'in bu tümcesi, başka-bedenin konstitutionundaki yönü bütünüyle görmek bakımından büyük bir önem taşır: Başka-bedenin, benim için başkasının bedeni olarak varolabilmesi ancak, bana özden verilmiş olan kendi bedenimin örneklik etmesiyle sağlanır Ayrıca, başka bedeni hiçbir zaman kendi bedenim gibi en özümden deneyemeyeceğimden, bir beden olarak başka bedene aktardığım "beden" anlamının apperzeptiv bir niteliği vardır "Apperzeptiv" sözü, burada, bu söze felsefe geleneğinin, bu arada Leibniz'in kazandırdığı anlam-değeriyle anlaşılmamalıdır; "Apperzeptiv" sözü, burada, büsbütün bilince çıkarılmış apaçık algıyı dile getirmemektedir Husserl, "apperzeptiv" sözünü, daha çok etimolojik anlamda kullanmaktadır: (Ad-percipere'den: birşey ile, başka birşey aracılığıyla algılamaktan) "apperzeptiv", Husserl'e göre, başka-bedeni, beden olarak kendi bedenim gibi doğrudan doğruya, özümden algılamadığımı (perceptio); başka bedenin algısına kendi bedenimden kalkarak(ad) vardığımı göstermektedir İşte, Husserl'in, hiçbir yazısında rastlanmayan, ama doğruluğunu, Husserl'in gerek apperzeption'la gerekse de aynı anlayışla başvurduğu öbür sözlere ilişkin içerik açıklamalarından alan bu sözyorumu, başka-bedeni kavramada ilk yöngösterici ışığı getirmektedir: başka bedeni apperzeptiv olarak algılarım; yani başka-bedeni, yukarıda bildirilen anlamda kendi bedenim dolayısıyla algılarım(sayfa 134)
Edmund Husserl'de başkasının ben'i- Nermi Uygur

Alıntı Yaparak Cevapla