08-16-2012
|
#1
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Eflatun
"Bir düşün sevgili Glaukon 
İnsanların çocukluklarından itibaren ayaklarından, boyunlarından zincire vurulmuş bir mağarada yaşadıklarını; öyle sıkıca bağlanmışlar ki, kafalarını kıpırdatmadan sadece önlerindeki duvara bakabiliyorlar
Arkalarında yüksek bir yerde bir ateş yanıyor Kukla oynatıcılar ateşle mahpuslar arasında kurdukları sahnede kuklalarını oynatıyor, mahpuslar da önlerindeki duvarda kuklaların gölgelerini izliyorlar
Ömürleri boyunca başlarını kıpırdatmaksızın önlerine bakan mahpusların gözünde gerçekler yapma nesnelerin gölgelerinden ibaret kalmaz mı?
Şimdi bu mahkumlardan birinin zincirlerini çözelim
Yıllardır arkasında olan biteni merak ederek yüzünü ışığa dönecektir
İlkin kamaşan gözleri ışığa alıştığında gerçekleri bir bir görecek ve şaşıracaktır
Mağaradan dışarı çıktığında ise gerçek dünyayı görecek ve ancak o zaman görünen her şeyin kaynağının güneş olduğunu anlayacaktır
Şimdi bir an için onun yüreğinin iyilikle dolduğunu düşün; dönüp arkadaşlarına gerçekleri anlatmaya kalksa ona gülmezler mi?
Onların zincirlerini çözüp kurtarmak istese, ellerinden gelse onu öldürmezler mi?”
Eflatun’un 2400 yıl önce yazdığı Devlet’ten bu güne ne değişti
Işık
İlk önce küçücük bir ışık kümesiydi dünya uzayın sonsuzluğunda!
Boşlukta aydınlatacağı hiç bir şey yokken
Boşluğun aydınlanmaya gereksinimi yokken
Sonra ışık yavaş yavaş söndü Sönerken soğudu
Aydınlanmaya gereksinimi olanlar o karanlıkta peydahlandı
Karanlıktan aydınlığa doğru uzanan yolun neresinde insan soyu?
Aydınlığa mı yoksa karanlığa mı gereksinimi var?
Aydınlığı sağlayanların ışığı, karanlıkta gelişenlere nasıl etki ediyor?
Aydınlığı isteyenler, aydınlığı verenlerin ışığını azaltıyor mu yoksa çoğaltıyor mu?
Yanıtı bilinmedik sorular mı bunların hepsi, yoksa biliniyor mu yanıtları?
Akademinin ışıkları var, akademiyi ve akademiye gelenleri aydınlatıyor
Aydınlatırken ışıkları sürekli artıyor, çoğalıyor ve büyüyor 
Çünkü "akademi" ışığın büyüdüğü bir yer aynı zamanda, tabii ışığı büyüten bir yer de 
Işığa koşan kelebekler gibiyiz hepimiz,
Hem kendi ışığımızda çoğalıyoruz,
Hem aydınlandıkça çoğalıyoruz 
|
|
|
|