|
Prof. Dr. Sinsi
|
Karabasan Olayı...!!!
İlk ne zaman başladığını net olarak hatırlayamıyordu, ama bildiği birşey vardı; uzun süredir üstünden gitmeyen bir belayla baş etmesi gerekiyordu
Her akşam yatağına yatıp, uykuya daldığı zaman gördüğü kabusların ardından ya da, yalın bir şekilde üstüne çullanıyorlardı
Mücadele edebilmek gerçekten zordu
Ne ettiği dualar, ne de yaptığı meditasyonlar işe yaramıştı
Sürekli devam ediyordu karabasanlar 
Kara bir gölge gibi üstüne çullanıp, onu nefessiz, hareketsiz bırakıyorlardı
Geceleri uyumak artık işkenceden farksızdı
Hatta bir ara gece uykularından vazgeçip, gündüzleri uyumaya çalışmış ama gerek çevre şartları, gerekse kendi alışkanlıkları buna engel olmuştu
Çocukluk, ergenlik dönemi, okul bitimi  derken yıllar akıp geçti
Adeta şiddetli bir hortum gibi, tüm hayatını içine çekip, mahvediyordu Geriye yalnızca yıkıntıları bırakıyordu ve o yıkıntıların geri dönüşü yoktu artık
Ve askerlik hayatı da buna dahil oldu
Zaten bizim hikayemiz de buraya odaklı
Kahramanımız soğuk bir kasım gecesinde, koğuşun karanlığına uyandı sessizce
Kalbinde buz gibi bir korku 
Neden bu denli korkmuştu ki?
Herhangi bir kabus hatırlayamıyordu 
Sadece yoğun bir karabasandan çıkmıştı yine 
Üşüdüğünü hissetti, aynı zamanda tuvalete gitmesi gerekiyordu
Ranzanın sol tarafından kalktı, kapıya doğru gitti, aydınlık koridora çıktı
Gözlerini pek açamıyordu, herhalde gece yarısı olmalıydı
Saatine baktı  hiçbirşey gözükmüyordu Rakamlar, akrep, yelkovan  hepsi de kaybolmuştu
Bu duruma aldırmadan, tuvaletlerin ve duşların bulunduğu bölüme ilerledi
Tepesindeki floresan giderken ona göz kırpıyordu
Tedirginliği hiç geçmemişti ve ilginç olan giderek artmasıydı
Tuvaletlerin olduğu tarafa girdi
Pisuvara çişini yaparken kendini çok garip hissetti Sanki birileri onu sürekli gözetliyordu!
Başını hafifçe arkaya doğru çevirdi  kimsenin olmadığını gördü
İşini bitirip, hızlı adımlarla döndü ve karanlık koğuşa girdi
Yatağına tekrar uzandı ama huzursuzdu
Belki de üşüdüğü içindi  tabii ya! yorganı yoktu! 
Uzandı yerden aldı, almasına ama içindeki ses konuşmaya başlamasaydı daha iyi olacaktı!
''Hiç kendini kandırmaya çalışma, eksiklik yorganın değil, eksik olan şey koğuşta! 
Her nasılsa bunun doğru olduğunu biliyordu 
Çok geçmeden sorunun ne olduğunu buldu 
Koğuş gereğinden fazla sessizdi 
Küçük bir horultu ya da kesik kesik bir mırıldanma, hatta nefes alıp verme dahi yoktu
İyiden iyiye korkusu artmıştı 
Etrafına bakındı, karanlıkta görebildiği kadarıyla, hiç kimse kımıldayıp, en küçük bir hareket yapmıyordu
Bir anda kendini, bir hastanenin morgunda hayal etti  ölülerin içinde
Olamazdı böyle birşey!  imkansızdı!  gerşek üstüydü! 
Cesaretini toplayıp, yatağından tekrar kalktı 
Yatağın hafif gıcırtısı sessizliği böldü ama hepsi o kadar
Ah tabii, bir de kalbinin gümbürtüsünü duyuyordu 
Yanında yatanları izledi, iteledi  tepki yoktu
Ve buz gibiydiler 
Karşı tarafa gitti, bütün arkadaşlarını teker teker yokladı, fakat gece yarısı iştimasında bir tane bile sağ asker yoktu! 
''Yemek zehirlenmesi'' dedi mantğı
''O zaman sen de ölürdün, aynı yemeği sen de yedin'' dedi içindeki diğer ses
''Saçma!'' dedi kendi kendine
Ama gerçek ortadaydı 
Birden bazı fısıltılar duymaya başladı 
İlk başta çok düşük ama sonradan artmaya başlayan, uğursuz, ürkütücü ve anlamsız sözler 
Bir yerde okumuştu, bu konuyla alakalı  neydi o yazı? 
''Ölüler aralarında konuşurlar'' dedi içindeki lanet ses
Öylece karanlıkta dona kalmış bir vaziyette giderek artan fısıltıları dinlerken, ani bir dehşetle irkildi 
Ona dehşet veren şeyin ne olduğunu anlaması pek geç olmadı 
Arkasında hızlı bir ışık gibi çakan birşey ve soğuk bir elin sırtına dokunması 
O el üstüne yorganı örtüyordu 
Koğuş nöbetçisiydi, ranzanın sol tarafından aldığı yorganı örtmekle meşguldü 
Karanlıkta belli belirsiz gülümsüyordu ama insanın hoşuna gitmeyen bir gülümsemeydi
Etrafına bakındı ve herkesin mışıl mışıl uyuduğun gördü
Neyse ki bütün bunlar sadece rüyaydı 
Öyle olduğuna tüm benliğiyle inanıp, uykuya daldı tekrar
Ertesi gün herşey güzeldi, ta ki bir önceki akşam nöbet tutan arkadışıyla tekrar karşılaşıncaya kadar
Arkadaşı, onu tuvalete giderken görmüştü  hatta koğuştan çıktıktan sonra saatine baktığını bile söyledi
Artık rüyanın ne kadarına inanıp, ne kadarına inanmayacağını kestiremedi
Yalnızca bildiği birşey vardı 
O da yorucu hayatının ona kattığı tecrübelerin sonucu, karabasanların artacağını artık biliyordu 
Ve arttı da!  
|